![]() |
|
![]() |
|||||||
| İsmail Kaplan alevi gündem yazarlarımızdan İsmail Kaplan'ın makalelerini bu baslıktan okuyabiliriz. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI |
AABF 20 yaşında:
AABF, 2008 yılında, on binlerce insanın katıldığı onlarca etkinlikle 20. yılını kutladı. Bu etkinlikler 06. Mart 2009 tarihinde Berlin Belediye Binasında Alman Yetkilileri, politikacıları ve inanç örgütleri temsilcileri ile yapılan 400 kişilik törenle sonuçlandı. Bu törene; kurucu başkan Derviş Tur’dan son 10 yılın başkanı Turgut Öker`e kadar 20 yıla emek vermiş canların büyük çoğunluğu katıldılar. Organizasyonun ve katılımın çok iyi gerçekleşmesinde kuşkusuz AABF Genel Sekreteri Ali Ertan Toprak’ın payı çok büyük. Törene katılan Alman politikacıları CDU’dan Devlet Bakanı ve Entegrasyon sorumlusu Bayan Böhmer, SPD Başkanı Müntefering, Yeşiller Başkanı Cem Özdemir, FDP ve Sol Parti temsilcileri, konuşmalarında AABF’nin varlığını Almanya’nın çok kültürlü pluralist yapısı açısından önemli gördüklerini belirttiler. Kilise ve Yahudi Cemaati Temsilcileri de, dayanışmanın önemini vurgulayarak Alevilerle örgütsel düzeyde tanışmış olmaktan duydukları sevinci dile getirdiler. Kazanımları sağlayan örgütsel yapının özellikleri: AABF`nin kuruluşundan beri etkin olan ve son 10 yıla damgasını vuran Genel Başkan Turgut Öker; Berlin`de yaptığı Almanca konuşmada AABF’nin kendi öz gücü ile güvenli, barışçıl, güçlü ve bağımsız bir çizgi yarattığına vurgu yaparak; Diyanet`in Alevileri asimile etme politikasını sadece Almanya`da değil, Türkiye’de de etkisizleştirmede önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi. Öker; Almanya`da ve Avrupa’nın diğer ülkelerindeki özgür örgütlenmenin sonucu; Alevilerin kendi inanç ve kültürlerini serbestçe yaşayabildiklerini, AABF’nin her kesim tarafından ciddiye alındığını, inanç kurumu olarak kabul görüldüğünü ve Alevilik derslerini bir çok Eyalette gerçekleştirmelerini en önemli kazanımlar olarak sıraladı. 20 yıllık örgütlenmede; verilen mücadelenin her adımında barışçıl tavırlardan asla ödün vermediklerini ve “tek kişinin burnu bile kanamadan” Alevi varlığını dünyaya kabul ettirdiklerini ve özgün bir Alevi kimliğinin oluşması için ortam ve kamuoyu yarattıklarını ve bu nedenle de kişisel olarak “gönül rahatlığı içinde” olduğunu belirten Turgut Öker`e konuşmasının sonunda gösterilen sevgi görmeğe değerdi. Bu yazımda; AABF`yi Genel Başkan Turgut Öker`in vurguladığı kazanımlara götüren yapıya, ilkelere ve değerlere vurgu yapmak istiyorum. Burada; başından beri aktif olarak bu yapının içinde olmaktan ve bu pluralist yapıya katkılar sunmaktan mutluluk duyduğumu da belirtmek istiyorum. Her insan eşit değerdedir: Öğretimiz gereği her insan eşit değerdedir. Tanrı tüm insanlara “kendi ruhundan” can katmıştır. İnancımıza göre yaratılışta Tanrı her konuda olduğu gibi; Hakkaniyetli yani eşit davranmıştır. Bunun sonucu da inanan, inanmayan, Alevi, Sünni, Budist ne olursa olsun her insan; inancımıza göre eşit değerdedir. Örgütsel çalışmada da “az inançlı, koyu Alevi, bizim yöreden” gibi öğretimize aykırı belirlemelerin yerine “Her insan (her görüş) önemlidir.” ilkesi geçerli olmaktadır. Bu ideale ne kadar çok yaklaşırsak o kadar daha güçlü bir örgüt ve kurum yaratabiliyoruz. Her insan başkadır: Her insan eşit değerde olmasına karşın; yine her insan başkadır. Birbirinin aynı olan insan yoktur. Kalıtımsal, biyolojik, eğitim, sosyalizasyon, psikolojik, yöresel ve çevresel faktörler insanların kendilerine özgü bireyler olmalarına yol açar veya birey olmalarını etkiler. Bu faktörler dikkate alındığında; her insan farklı görür, farklı algılar, farklı değerlendirir, farklı inanır ve farklı düşünür. Ortak belleklerimiz ve ortak inançlarımız olmasına karşın; her Alevinin inancı diğer Alevininkinden az ya da çok farklılıklar oluşturur ve farklıdır. Bu tespitimizin en belirgin kanıtı; tarihsel süreçte Işık, Tahtacı, Kızılbaş, Bektaşi, Sıraç, Abdal gibi değişik adlarla anılan farklı Alevi dokularının ortaya çıkmış olmasıdır. Bu grupların içinde de farklı nüanslar bir aradadır. Tarihimizden tanıdığımız ve şimdiki Alevilerin ataları olarak kabul ettiğimiz; Hurufiler, Bektaşiler, Kızılbaşlar, Batiniler, Bedrettiniler v.s. gibi Alevi toplulukların liderleri ve inanç önderleri; Tanrı, insan, dünya ve öbür dünya görüş ve inanışlarını deyişlerde, şiirlerde, Velayetnamelerde ve resimlerde dile getirmişlerdir. Bu eserlerde tarif edilen bütünsel yapı “inanç ortaklığımız ve birliğimiz”dır. Atalarımız; bu değişik dokularda ünlenmiş Alevi düşünürlerini cem ibadetine entegre etmişlerdir: Hz. Muhammet, Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Hüseyin, 12 İmamlar, Mansur, Hatayi, Fuzuli, Bedrettin, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Virani gibi. Atalarımız; tek doğru iddiası yerine “ortak inanç – ortak akıl”ı tercih etmişlerdir. Bu sonuç; bence Alevi toplumunda “rızalık ilkesinin” başlangıçtan beri ya da en azından uzun yüzyıllar boyunca işlediğini gösteriyor. Her insan ve her Alevi bir örgüte veya kuruma farklı katkı ve hizmet sunar. Birinin yapamadığını diğeri tamamlar. Bu farklılığı kabul ederek olumlarsak, güçleri ve bilgileri birleştirmek mümkün olur ve sinerji doğar. Sinerji burada; örneğin iki kişinin bir araya gelmesi durumunda sadece iki farklı kişinin değişik boyutlardaki güçlerini birleştirmekle kalmamaları; bu güce sadece bu birliktelik nedeniyle diğer kişilerin de katılma isteklerinin doğması olarak algılanmalıdır. Yani “(1 + 1)>2. Bir bir daha; sadece iki etmez, ikiden fazla eder” AABF’nin sırrı: Tüm Alevi dokularını aynı çatı altında örgütleme: Burada ortaya konulan “hüner”; algıları, düşünceleri ve inanç düzeyleri farklı olan ancak ortak bir kimliğe yani; Aleviliğe sahip çıkan insanları bir arada aynı çatı altında toplamak ve var olan doğal çeliksilerini bölünmeye meydan vermeyecek biçimde kanalize ederek uzun sürede aynı çatı altında barındırmaktır. İşte Alevi örgütlenmesinin ana zorluğu ve aynı zamanda da “birliğin” sırrı burada yatmaktadır. Alevi örgütlenmesi tarihsel ezilmişlik nedeniyle kesintiye uğramıştır. Yeni modern çağın Alevileri; yeniden ve yeni bir biçimde örgütlenmek ve “birliğe ulaşmak” zorunda kalmışlardır. Avrupa`da ve Türkiye`de, Türkiye’nin her yöresinden değişik dokulara (Kızılbaş, Tahtacı, Bektaşi v.s.) mensup Aleviler bir araya gelerek Alevi Kültür Merkezleri’ni oluşturmuşlardır. Birbirini hiç tanımayan bu insanların inançlarındaki var olan birliktelik bu örgütlenmeyi kolaylaştırmıştır. AABF içinde tüzüksel düzeyde oluşan “AABF İnanç Kurulu” inanç birliğini sağlayıcı karakterdedir. İnanç Kurulu; her Alevi Kültür Merkezinden belirlenen bir dede ya da ananın katıldığı inanç meclisinde seçilen 12 kişiden oluşmaktadır. Tüzükle; inanç kurulunun her Alevi dokusunu temsil edecek çoğulculuğu koruması amaçlanmıştır. Pratikte de değişik Alevi ocaklarından ve Bektaşilerden dede ve anaların inanç kurulunda yer aldıklarını görüyoruz. Bu durum son üç yıldır yapılan “dede/ana eğitiminde” de gözlemlenmektedir. 35 dedenin yanı sıra 5 ana bu eğitim seminerlerine katılmışlardır. Kendi içinde her kesime değer veren bu yapı, Alevilerin birliğinin sağlanması açısından son derece önemlidir. Burada sayılara bakarak anaların azlığı dile getirilebilir, ancak çok kısa zamanda anaların az sayıda da olsa bu derece hizmete talip olmaları; öğretinin gücünü göstermektedir. Bu pluralist örgütlenme yapısı ne kadar zor gözükse de; Alevilerin birliğinin sağlanması konusunda; bize rehber olacak ilkeler ve kurallar yine öğretimizin içinde serpiştirilmiş durumda yer almaktadır. Her adımda rızalık: Öğretimizin odağını oluşturan cem ve oradaki rızalık ilkesi bize “birliğimizi sağlama” konusunda yol göstermektedir. Rızalığın dört boyutu olan doğa ile rızalık, toplumla rızalık, kendimizle rızalık ve Tanrı ile rızalık başlı başına bir ilim konusudur. Burada toplumla rızalık; birliğimizin sağlanmasında bize ışık tutmaktadır. Kişinin “eline, diline, beline hakim olması” yani “kendine hakim olması” sonucunda toplumsal barış ve toplumsal birlik sağlanmış olur. Bu ilkenin ihlal edilmesi halinde kişinin kendini dara çekmesi Ya da toplumun o kişiyi dara çekmesi sonucu; gereken önlemler alınır ve rızalık sağlanır. Kendine hakim olamamış kişi; rızalık almaya yanaşmıyorsa; bu defa o kişi –rızalığa hazır oluncaya kadar- toplum dışı itilir. Bu itilme; örgüt dışı kalma, aile dışı kalma, internet- formu dışı kalma, cem dışı kalma v.s. olarak algılanmalıdır. Bu konu modern toplumda “kuralsız oyun olmaz.” şeklinde ifade edilir. İşte “Alevi örgütlenmesinin birliği” nin anahtarı rızalık almak ve rızalık içinde birlikte hareket etmektir. Bu nedenledir ki; örneğin bazen “ağzı ile kuş tutan dede” değil; toplumdan “rızalık alabilecek katılımcı dede” Alevi cemlerini yönetmeye yetkili kılınmaktadır. Ya da çok bilgili bir kişi her zaman başkan olamıyor, ancak birleştirici ve iletişime önem veren kişi toplum tarafından her zaman seçilebiliyor. Rızalık ilkesi; sadece örgüt içi çalışmalarda ve ilişkilerde değil; aynı derecede dış ilişkilerde de önemli rol oynamaktadır. Gerek belediyelerle olan ilişkilerde, gerekse de Federal ve Eyalet Hükümetleri olan ilişkilerde AABF ve ona bağlı Alevi Kültür Merkezleri; kendi pozisyonlarını dile getirirken; karşı tarafın görüş ve kurallarını dikkate alan tavırlarla ve barışçıl yollarla hareket etmektedirler. Bu ilişkilerde şimdiye değin ortaya çıkan çelişkiler mahkemelere aksetmeden; “temel istemlerden ödün vermeden” ancak, “rızalık” ilkesi içinde çözülmüştür. Almanya’daki Eyaletlerin “Devlet İstihbarat Örgütleri” kamuya açık Ya da kapalı raporlarında; kamu yararını zedeleyici olaylarda veya “tehlikeli” olarak damgaladıkları kişiler arasında “tek” bir Alevinin adına rastlamadıklarını hayretle dile getirmektedirler. Biz ne kadar eğitim eksikliğinden yakınırsak yakınalım; bu sonuca bakarak ailelerin çocuk eğitiminde bilerek Ya da bilmeyerek Alevi değerlerini çocuklarına aktardıklarını söyleyebiliriz. Almanya`da yapılan Alevilik derslerinde her ders başında çocuklar arasında “rızalık” alındığını belirtirsek ve bunun okullarda toplumsal barışa önemli bir katkı olacağını söylersek abartmış olmayız. Tek bilen ya da tek doğru yerine “ortak akıl” Değişik dokulardan Alevilerin Alevi Kültür merkezlerinde bir araya gelerek örgütlenmeleri; sadece insanları bir araya getirmemiş aynı zamanda da onların öğretileri, gelenekleri, duyguları bir araya gelmiş ve yeni bir “Alevilik sentezi”nin oluşmasının zeminini hazırlamıştır. Bir taraftan örgütlenmeyi zorlaştırıcı gibi gözüken farklı yöre Alevilerinin bir araya gelmesi; öte yandan Aleviliğin “yeniden doğuşunu” ve “farklılıkların bir arada olmasının olumluluğunu” kanıtlamıştır. Alevi Kültür Merkezlerinin kuruluş yıllarında (1990 -2000 yıllarında); Alevi örgütlerine Türk Ya da Alman bayrağı asmak , Atatürk resmini cemlerde asmak, Aleviliği İslam içi Ya da dışında belirlemek, hemşericilik, farklı politik partileri savunma ve Türk, Kürt ve Arap kökenli oluşlardan kaynaklanan farklı algılamalar nedeniyle ortaya çıkan bazen kavgalara, küsmelere ve hatta ihraçlara yol açan çelişkiler; son 10 yıl içinde önemini kaybetmiş, neredeyse yok olmuştur. Örneğin “72 millete bir nazarla bakan” öğretimiz; “hemşericilik” dar görüşlülüğü ile insanlar arasında yanlı davranmayı ret etmektedir. Hemşericilik duyguları; ilişkileri daraltıcı, sınırlayıcı olmaktan çok; olumlu algılanarak aynı yöreden gelenleri genel örgütlülüğün içine çekilmesinde araç olmalı ve Alevilerin birliğinin sağlanmasına hizmet etmelidir. Tüm bu tartışmaların azalmasında; Alevi cem ibadetinin içeriğine ve orada dile getirilen yol gösterici Alevi büyüklerinin sözlerine ve Alevi sembollerine sahip çıkmak ve Alevi Kültür Merkezlerinde ve cemlerde öncelikle onlara yer vermek belirleyici olmuştur. Alevilik dışındaki farklı kimlikler; artık Alevileri ayrıştıran değil zenginleştiren farklılıklar; Ya da Alevi örgütlenmesinin dışında kalması gereken değerler olarak algılanmaya başlanmıştır. Ortak aklın sonucu: Alevilik dersleri: Ortak akılla hareket ederek başarıya ulaşmaya en bariz örnek Alevilik dersleri gösterilebilir. 2006-2007 yıllarında Alevilik derslerinin içerikleri belirlenirken; Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı tüm Alevi Kültür Merkezleri Yöneticileri “inançla, ibadetle ve geleneklerle ilgili ortak değerlere” destek vermişler ve Alevilik Dersleri Ders Programını oy birliği ile kabul etmişlerdir. Bu olumlu sonucun oluşmasında; katılımcı, paylaşımcı ve rızalık alıcı çalışma yöntemi önemli rol oynamıştır. Yani; derslerin içeriği daha taslak halindeyken, tüm Alevi kültür Merkezlerine, ilgisi ve bilgisi olan eğiticilere ve dedelere gönderilmiş, onlardan görüş bildirmeleri istenmiştir. Gelen görüşler taslağa eklenerek yeniden aynı birimlere gönderilmiştir. Bu son taslak genel kurulda tanıtılmış ve orada gelen öneriler de dikkate alınmıştır. Aleviler bu örnekle; artık “tek kitap”, “tek millet”, “tek bilen”, “tek tarihi belge” yerine; zahmetli ama rızalıkla oluşmuş “ortak akılı” tercih ettiklerini göstermişlerdir. Alevi insanının akla ne kadar değer verdiğini günlük yaşamdan bir örnekle vurgulayalım: Alevi insanı, eğer başka hiç çaresi kalmamışsa karşıtına lanet ederken bile “Allah belanı versin!” yerine “Allah sana akıl –fikir versin!” dileğinde bulunur. AABF: Her Aleviyi kucaklayan Federal/ Pluralist yapı: Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu; zaten kuruluşunun başında tercihini yapmıştır. Kökeni, dili, memleketi, ocağı, süreği ne olursa olsun kendini “Alevi” olarak belirleyen herkesi kucaklamak ve tüm Alevilerin örgütü olmak. Bu nedenle de AABF adını; alt dokulardan birini örneğin Bektaşi, Dersim Alevileri, Türk Alevileri, Pir Sultanı sevenler v.s. değil, üst kimliği belirleyen “Alevi” adı ile kurulmuştur. Dolaysıyla böylesi heterojen bir yapıda ortaya çıkan sorunlar mutlaka “rızalık” prensibi ışığında uzlaşma yoluyla çözülmek zorundadır. Aleviler bu çözüm metodu ile en azından Almanya`da politik yapıda her gün iç içedirler. Almanya`nın Federal Yapı içinde sorunlarını çözmede ve ülkenin her tarafını eşit oranda geliştirmek için izlediği “katılımcı, ortak hareket” etme kültürü; Aleviler için örnek oluşturmaktadır. Başından beri adı Federasyon olmasına karşın; AABF federal yapısına kurulusundan ancak 10 yıl sonra kavuşabilmiştir. AABF, 2001-2002 yılları arasında yaptığı Tüzük çalışmasında Eyalet Temsilcilikleri sistemini köklü bir şekilde örgütün dokusuna yerleştirmiştir. Böylelikle Eyalet Temsilcilikleri; örgütün Federasyonlaşmasını; yani katılımcı, belirleyici ve toplumsal rızalığın (uzlaşmanın) gerçekleşmesini sağlamışlardır. Burada şunu vurgulamak istiyorum; her örgüt, her iş yeri, her devlet; kuruluşunda bazı idealleri amaçlar; ancak bu ideallere zaman içinde gelişerek ulaşabilir. Böylece kuruluş başarı ile tamamlanmış olur. AABF; yukarıdaki ölcülere vurulduğunda henüz 2002- 2004 yıllarında kuruluşunu tamamlamış bir örgüttür. Amaçladığı ideallere ulaşamayan örgütler zaten kısa zamanda yok olmaya mahkumdur. 4/5 Nisan 2009 tarihlerinde gerçekleşecek olağan Genel Kurulda, Alevi Kültür Merkezlerinden gelen delegelerin; AABF`nin son 20 yılda yarattığı ”pluralist/çoğulcu” yapıya ve başarılara uygun tavır sergileyecekler ve AABF`yi şu andaki konumundan daha ileriye taşıyacak yönetim kadrosunu oluşturacaklardır. “Ortak akıl”, kişisel tercihlere ve bireysel zaaflara galip gelecektir. AABF üyesi olsun ya da olmasın her Alevinin ve Alevi dostunun umudu, dayanağı, gözü ve kulağı AABF üstündedir. Ismail Kaplan; AABF Eğitim Sorumlusu |
|
|
|
| 4 üye bu mesaj için ismail kaplan kullanıcısına teşekkür etti. |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| aabf, birlik, çoklukta, pluralist or çoğulcu, yılda, örgütlenme |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsor Linkler - (Link Takası)
|
|||||||||
|
|||||||||