İnsanlar yaşamlarında zaman zaman umutsuzluğun batağından kurtulamayacağını düşünüp binlerce acabalarla yarım kalan kavgasını terk edeceği kaygısıyla öylesine hayal kırıklıklarını yaşarlar ki bu yorar ve düşürür insanı.
Ve gideceği bu sessiz yeni yaşamda bıraktığı dünya da binlerce sorunu çözümsüz terk etmek belki de ölümden daha zor gelir insana. Beni de bu günler de böylesine bir duygu yoğunluğu sardı,sarmaladı.Ne doğru dürüst nefes alabiliyor,ne de baktığım şeyleri algılama noktasında yansız davranabiliyorum.Bu duygu yoğunluğu ve umutsuzluk ne yazık ki bende gözlemlediğim biçimiyle böyle tezahür ediyor.Ancak bu tür duyguları bazı dönemler de herkes hissediyor ve kendiyle bu tür hesaplaşmaları yapıyor.
Bunu siz yakınlarımla paylaşmak beni hiç mi hiç rahatsız etmiyor.Umutlarımızın yarım kalmasını bir kenar bıraktım benim büyüklerimden aldığım değerlerin yarısını bile torunlarıma bırakamamamın huzursuzluğu da üstüne tuz biber ekti.İşte böylesi günlerde sarfettigim enerjimin bin kat fazlasını harcayıp,koştururum sonra yorgunluğumun zirveye ulaşması benim günlük yaşamın ağırlığından biraz öteye taşır ve kendimi eskiye ait bir gramofonun iğnesinden bazen cızırdayarak gelen gür sese bırakırım. Bu belki moral,belki geçmişten gelen rahatlama biçimine dönüştü benim için.
Muhtemelen herkesin böylesine alışkanlıkları vardır.Ben sorunlarımı çocukluğumdan gelen böyle bir alışkanlıkla Klasik Türk Müziği ve Türk Sanat Müziği dinleyerek unutmaya çalışırım. Müziğe olan tutku para,pulla ölçülecek,karşılığı olan bir alışkanlık değildir bizler için.Ailede benden başka herkesin sesi güzeldir,müzik aletleri çalanımızda vardır.Ağabeyimin bağlama çalması gibi.Bütün bunlardan bize ne diyebilirsiniz geleceğim nokta tamda böyle günleri yaşarken ve izleyebildiğim ölçüde güncel olayları basından takip ederken,ister istemez herkes gibi kendimi Kılıçtaroğlu-Fırat tartışmalarını takip eder buldum.
Günlerdir sizlerle paylaşmaya çalıştığım siyaset üslubu elbette büyük ölçüde bu ikili yede yansımıştı. AKP siyasetçilerinin en üst düzeyinden en sıradan üyesine kadar üzerlerine sinmiş olan bu tarz adeta tek tip siyasetçi modelini oluşturmuştu.Siyasete çok uzak olmamam nedeni ile yakın bildiğim bu meslekte (!) genel olarak aynilerin yoğunluğu gözlemlense de tek tük de olsa farklılıklar çıkardı.Ancak AKP almış oldukları oyun şımarıklığı,güvencesi,ekonomik ve siyasal güçlenmenin birlikteliği veya dünya ya bakış ve soyut kavramlar üzerine yapılan siyaset olması nedeniyle böylesine ürküten,kıran,döken,kendi dışındakini yok sayan,adeta yeni bir siyaset ulemaları sınıfı oluşturdular.Dil ve görüntü birlikte.Daha önceden tanıdığım veya tanıdığımı zannettiğim siyasilerde bu kapıdan girer girmez ayni cüppeyi giyiyor,ayni diksiyon hocasından ders alıyor,ayni stilist tarafından kıyafetleri çizilip,giydiriliyordu muhtemelen.Bu söylem ve fotoğrafta ne yazık ki seçim öncesi (dışlanmış,gariban) halk tiplemeleri artık onların adres defterlerinden silinmiş bir daha ki seçime kadar horlanan,bağırılan,zaman zaman hakaret edilen bir kesime dönüşmüştü.Bu tabloyu pek çok kez televizyonlarda izledik.Bir talebini duyurmak isteyen kişilere yönelik kullandıkları aşağılayıcı ifadeler,basın emekçileri ile konuşma tarzlar v.s.
Gerekçelerde tuttukları oruçtan kaynaklanıyor (iktidara geldikleri günden bu güne değin oruçlar mı) yada hiç böyle bir olay olmamış farz ediyorlar. Bu dönemde siyasette gözlerimiz dünyaya farklı baksa da ,dünyayı farklı değerlendirse de karşısındakine asgari yapması gereken saygıyı gösteren,kendi dışındaki insanların varlığını kabul eden siyasetçi tiplemesi aranır olmuştu. İşte dün televizyon da izlediğim tartışmada ortaya çıkarılan belgeler kadar beni işin bu yönü de etkiledi.Bir araya gelmeden yapılan görüşmeler ve uyarılara rağmen Sayın Fırat tarzını koruyordu;zaten bu yaratılan tarz birilerinin ricası ile değişecek bir tarz olmadığı gibi zorlamayla değişemezdi de.Çünkü sayın Fırat ülke de yaşayan her bireyin hangi aileden,hangi kültürden,hangi dilden, hangi cinsten olursa olsun eşit olduğunu muhtemelen kabul etmeyenlerdendi.
Ben “Mir”im,bu da “Bey” demek ifadelerinin karşısında bana da bende Rahime’nin kızı emelim demek düşüyor.Pir’im Pir Sultan’ın dediği gibi; “El Ariftir yoklar senin fendini, Dağıtırlar tuzağını,bendini, Alçaklarda otur gözet kendini, Kat-i yükseklerde uçucu olma” deyişini bilmeyenler varsa bende buradan duyurup öğrensinler isterim. Ne yapalım hepimiz istesek de,istemesek de dünyanın neresinde olursa olsun birileri tarafın dan dünyaya geliyoruz,derebeylik düzeni yıkılalı çok zaman oldu.
Şimdi elimizde sadece Türkiye Cumhuriyeti Kimliğimiz ve Vatandaşlık numaramız var. Diğer faktörler çok önemli ise o zaman insana değer vermek,saygı duymak,en azından dinlemek ve müstehzi gülüşle,alay edercesine oturuş ve duruşla beylik olunmayacağını da bana anam öğretmişti.Bende anamın tek kızıyım.Beylik bence artık bu dönemde soy sop la değil kişinin tavır ve davranışıyla ölçülmeli.Artık kürk giyme devri kapandı ısınmak için dahi olsa. Belki kürklüler hala alkış alıyor olabilir ancak bir çocuk,bir kadın,bir köylü,bir işçi yüksek sesle artık “kral çıplak” ta diyebiliyor.
Sayın Kılıçtaroğlu’nun sunduğu belgeler de bana inandırıcı geldi ancak dediğim gibi belge ve dosyaların dışındaki duruşu, yüzünü halka çevirmesi önemliydi.İnsanların doğum yerleri,inançları,kültürleri çok önemlidir ancak yaşamda bütün bu özellikleri taşıyanlar bu değerlerinin farkına varıp ona özen gösterip kollar yada kendine yeni bir tarz oluşturur.Kişinin eksiklikleri 26.09.2008geldiği gelenek,kültür ve dille ilişkilendirilip içinden çıkıp gelinen topluma asla haksızlık yapmamalıdır.Yine Pir Sultan’ın; “Pir Sultanım yeryüzünde, Var mıdır noksan sözümde,
EKSİKLİK KENDİ ÖZÜMDE, Darına durmaya geldim” dediği gibi. Bozulan bu dünya da özümüzü unutmayıp gönül gözüyle bakalım,kinden-kibirden uzak olalım.26.09.2008 AnkaraEmel Sungur
The Following User Says Thank You to Emel Sungur For This Useful Post: