Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Mihrac Ural

Mihrac Ural Mihrac Uralın Makalelerini soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 07-09-2009, 16:50   #1
mihrac ural
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1480
Mesajlar: 23
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 36 Times in 11 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : mihrac ural is on a distinguished road
İletişim
Standart “Ensar” şeyhim, azizim,

Aleviliğin geleceği gençlerdedir. Hz Ali, “ben babamdan ileri, çocuğundan geriyim” derken bunu kastetmiştir. “Her zamanın (çağın) kendine ait özelikleri var” derken de bunu kast etmiştir. Açılım ve ilerleme bizim inancımızın esasıdır. Yoksa Allah’ın (el akıl, el mana) insanlık tarihi sürecinde “yedi dorukta” (Kıbab el saba) anlamını bulan zuhurunu izah etmek mümkün değildir. Bunları biz tartışmasak, yeni yorum ve açılımlarla genç kuşaklara anlatmasak tutucu Muaviye şeriatı katıcılığının bir parçası olmaktan kurtulamayız. İnsanı merkeze koyan tüm insanlığı seven ve yönlendirme iddiasında olan bir düşünce, inanç, kültür olamayız; Alevilik tüm insanlığı kapsama gibi bir erdem önermesi yoksa ölü olur. Bu algıyı yerli yerine oturtmak için de, bilimle açıklanabilir her önermemizi insanlıkla paylaşmalıyız derim. Bu bâtınîliğimize helal getirmez tersine anlamlı kılar.



Bunu “saygısızlık” sayacaksanız bizi üzersiniz. Siz gibi şeyhlerden aydınlanma yolunda destek beklerken, yolumuzu tıkamanız uygun düşmez sanırım. Unutmayın benim büyük dedelerim, babam ve tüm ailem kadim Roma şehri Antakya’nın en büyük şeyh ailesine mensup, meşrebim ise Şeyh Muhammed el Zubari’dir.



Soldan korkmanızın temellerini ben izah edebilirim, ama siz bunu lütfen gençlere suçlama olarak sunmayınız. Solu anlatmak bizim işimiz olsun. Biz siyasette on yıllar boyun solcu olarak diz çürüttük, zindan yattık, mücadele ettik. Bunu yaparken bilimsel çözümlemelere, akıl süzgecinden geçen önermelere sarılıyorduk. Bu davranışımız ve yönelimlerimiz Alevi mezhebinin evrimci, akıl algılarını esas alan ilkeleriyle uyumlu bir duruştur. Ama tarihin farklı kesitlerini birbirinden kopuk alırsanız inancımızın dar bir coğrafyada boğmuş olursunuz; oysa Alevilik tüm insanlık için önermelerle doludur. Bu akıl inancını dar bir coğrafyaya sıkıştırıp, sadece kan-bağı üzerinden yürütmeye hakkımız yok sanırım. En azından insanlığın yararlanacağı parametrelerini yine ait olduğu yere, tüm insanlığa iletmemiz gereklidir. Bu Allah inancının insana yükümlendirdiği görevlerle de yakından ilintilidir.



Ben diyorum ki, insanlık mesajımızı gençler taşımalıdır. Bunun için gençlerin çağına uygun bir dille konuşmalıyız ki bizi anlasın ve medeni cesaret bulabilsinler. Ben bile artık yaşlı sınıfa erdim sayılır; yaş 50’yi geçti bile. Tüm çabamla gençlere doğru bir basamak olmak istiyorum. Bunun için önerim gençler Aleviliği yeniden ele alma yönünde beliren istençlerini, eskinin ezbersel tekrarıyla yetinmemelidirler. Bilişim çağının verileriyle algılamalı ve bunu o kanallardan o araçlarla sunmalıdırlar. Sağlıklı bir kavrayış gereklidir. Bu inancın evrimsel yanı, düşünceye, akıla, manaya verdiği önem insanlık için bir ışıktır. İnancın en büyük figürü Hüseyn Bin Hamdan El Hasibi (Kaddes Allah Sırru) “Akıl süzgecinden geçmeyen şeriat (kural) olamaz” yönünde dile getirdiği hikmeti boşuna söylememiştir. İçeriğini, detaylarını ve hangi çağ için hangi manayla dile geldiğini bilmeden mırıldanma olarak tekrar eden sözler artık kimseye bir şey veremez. Bilinmeyenin sihirli gücü kalıcı değildir. Bâtinîliğin en önemli yanı mesajının tüm insanlığa bir biçimde ulaşmasıdır, onun ifşa edilmesi değildir.



Anlamak için anlatmamız gerek. Fasih (açık) anlatımlarımızı sınırlayan kimi kaygıları dikkate alarak, tilmize (öğrenmek isteyen sabiye, öğrenciye) alabileceği kadarını en iyi felsefi yolla ve pozitif bilimler ışığın altında vermemiz gereklidir. Bunun için öğreten öğrenecek olan kadar bilinçli olmalıdır derim.



Bunu başarmak için hepimizin omuz omaza vermesi gerek. İnsanlık için yapacağımız bu çabada çevremizde bizimle barış içinde yaşayan çok farklı inanç türlerinden de destek göreceğimize inanıyorum. Bunu yapamaz ve her yeniliği, önermeyi şaibeli ve kaygılı görmeye başlarsak, karşı çıktığımız ilkel din algılarından farkımız olmaz. Muaviye, kendisi ve yasakçı, ilkel, katı düşüncesi tarihe karışmışken kendi içimizde kimseye Muaviyelik yaptırmamalıyız. Unutmayın Alevi ölür ama Alevilik bakidir.



Bu ön belirlemelerden yola çıkarak Alevileri sola entegre etme çabamıza yaptığınız göndermelere değineceğim. Öncelikle böyle bir kaygı duymanız beni çok şaşırttı. Solu kavrama eksikliğiniz olduğunu düşünüyorum. Alevilik solla hiçbir zaman ayrı kulvarda olmadı olamazda. İlk solcu Fransız devriminin ardından (1789) kurulan meclisin sol tarafında oturan kişi değildir. Hz. Ali’dir. Ebu Zer el Ğifari’dir, Emevi ve Abbasi zulmüne direnen Kerbela şehitleridir, Ehlibeyt’in masum önderleri imamlarıdır.



Sol tarihsel bir duruştur. Haksızlara, zalim iktidarlara, zulme karşı insandan yana, insanın doğasındaki barış ve güven eğiliminden yana duruştur. İnsan haklarıdır, hukuk ve adalettir. Bunun neresi Alevilikle aykırıdır söyler misiniz? Tersine Alevilik, bu insani erdemleri ikame etmek için ortaya konmuş tarihi insan düşüncesinin evrim sürecinin doruklarından biridir. Sol, bir tarihi kategori olarak ele alınsa da Alevilik inancının belli tarihsel merhalelerinden birinde kendini ortaya koyma şeklidir diyeceğim. Aleviliğin evrimci doğası bu söylemi bu tarzda ortaya koymayı gerektirir. Başka türlü, hakkın tarih boyunca ortaya çıkan farklı uygarlıklarda (kıbab) farklı isimlerle zuhur etmesini izah edemeyiz. Kendi felsefemizle tutarlı olamayız.



Sol, insanlığın dünyaya bakışını akıl ve mana (gerçeğin özüyle görüntüsüyle değil) ile oturtan bir eğilimdir. Kendini tanrıdan vekalet almış olarak halka dayatan krallara, Feodallere, zorbalara diktatörlüğe bir başkaldırıdır: Bu başkaldırı ilime dayalıdır, bilimsel keşiflere, icatlara, buluşlara, teknoloji ve bilgi devrimine kadar uzanan bir yoldur. Bu yol Aleviliğin de yoludur. Sol ile Alevilik hiçbir zaman karşıt değildir. Bu açıdan oluşan korkunuzun, bilgi yetmezliğiyle ilgili olduğunu özür dileyerek söylemek zorundayım.


Aleviliğini sola entegre edilmesi bu açıdan mümkün değildir. Önce olan ve köklü olan Alevilik olduğu için Sol’un Aleviliğe entegre edilmesinden söz etmek yanlış olmayacaktır. Dikkat edin Alevilerin kendi kültürel algılarına akın akın dönüşüne bu sizce neyi gösteriyor. Bunların solcu olması neyi değiştirir ki.


Değerli Şeyh Ansar,


Bu konuda sön sözüm şudur kendinize alınmayın.


Alevilikle sol arasında fay hattı yaratmak isteyen devlettir ve devletin derin kurumlarıdır. Derin devlet, bu oyunu her yerde oynamakta. Amaç bellidir, bölmek ve karşı karşıya getirmektir. Alevi’yi bile, “solcu Alevi”, “sağcı Alevi”, “ortacı Alevi” diye bölecekler ve karşı karşıya getirecekler. Bunların mezhep içi yönelim özgürlüğü adına iddia ettikleri “demokrasi”, dün Irak’a, bu gün İran’a önerdikleri demokrasi gibidir. Bölmek, küçük parçalara ayırıp birbirine düşürmek ve sonuçta her parçayı kolay avlamaktır. Bu oyuna kimse gelmesin, Aleviliğin kapsayıcılığını daraltmak, bizim işimiz olmayacak. Biz tüm insanlığa bir mesaj taşıyoruz buyursun gelsinler…


Aleviliği devlete yamamak Aleviliğin özgürlük ruhuna en aykırı duruştur. Alevilik, tarihin en büyük imparatorluğuna başkaldırarak oluştu. Bu yolu devlete endeksli etmek mümkün değildir. Alevi kişi, vicdanını, erdemlerini satıp, tek tek devlet uşağı olabilir. Ama Alevilik asla devlet yanlısı olmayacaktır.


Hz. Hıdır (aleyh esselam) algısı


Hz. Hıdır makamının bulunduğu yerde tarihi araştırmalarca bir meteorun olması olayına gösterdiğiniz tepkiyi anlamakta güçlük çekiyorum. Gerçek bir şeyh olup olmadığını bilmiyorum. Kendinizi tanıtma referanslarınıza inanarak size sormam gerek. Alevilik en eski insanlık inancının, tek tanrılı dinlerin birikim ve evriminin bir doruğu değil midir? En kadım inançları içselleştiren Alevilik bu topraklarda, bu inançların geride bıraktığı tüm mirasların sahibi değil midir? Aynı yerde İslam’dan önce Hz. Hıdır makamı yok muydu? Bu yerde, bu türbede, bu makamda, bu ziyaretgahta tapınan insanlar yok muydu? Sanırım bunu demek istemiyorsunuz.



Bu noktadan başlayalım. “Makam” adı üzerinde, bulunulmuş yerdir. Yani, bir kutsallığın ya da kutsalın mana ya da fiziki olarak konakladığı yerdir. Ne mezardır ne de orada taht kurmaktır. Bu nedenledir ki, Hz Hıdır’ın onlarca makamı var; Alevilerin çoğunlukla yerleştikleri Doğu Akdeniz sahillerinin her bir köşesinde Hz. Hıdır makamı vardır. Hatta yakın bir zamanda Samandağı’nda, bilinen en kadim Hıdır makamı yanı sıra bir şeyhin gördüğü rüya üzerine kurulan ikinci bir hıdır makamı da bulunmaktadır. Bunların tümü saygındır; inanç kuralları bunları saygın kılıyorsa bir sorun yoktur. Bu noktada, devamlılık vurgusu önemlidir. Bunu “7 kubbeleri” birbirinin devamı olarak ele alırken de dile getirmiyor muyuz? Dikkat edin. Devamlılık Aleviliğin yaşayan en önemli fonksiyonudur. Bunun için biz Muaviye şeriatına şeriat gözüyle bakmıyoruz; donuktur, Kuran’ı erdem kuralları olmaktan çıkarmış, sürekli değişen dünyevi verilere değişmeyen kanun haline getirmiştir diyoruz; Emevi şeriatı dünyevidir, konservatiftir ve donuktur. Alevilik ise, inancın kapsamı içinde değişkenlikleriyle, evrimiyle tarihi mütalaa ederiz.



Söylemlerim inancın derin gücünü akıl verileriyle dışa vurumdur. Bu açıdan “Meteora takılmak” tanımlamanız, olguları çok ters bir açıdan ele almaktır. Unutmayın ki, o makamın yeri, meteor da olsa, boş bir yer de olsa Allaha ati bir yerdir, bir tastır, bir alandır. O alanı kutsallaştıran, onu kendine makam yapandır. Fiziki olmaktan çok düşüncede, kültürde, inançta gerçek olan Hz Hıdır (aleyh esselam)’ın burada bıraktığı ruhtur; düşüncedir, mesajdır. Binlerce yıldan beri gelen yüz milyonlarca kez ziyaretle kutsallaşan bir çekim merkezi olmasıdır. Bu yer meteor değil de ağaç olsa, değil de su kaynağı olsa, değil de gerçek bir mezar olsa ne değişir ki. Bu alanı nasıl algıladığımız önemlidir, her şeyi müphem bırakarak gençlerimizin algılarını köreltmemeliyiz.



Yukarıda bahsettim yeni kurulan Hıdır makamının kurulduğu yerde ekim biçim olayı vardı. Ziraat ediliyordu. Orada bu üretimin yapılması ve hepimizin tanık olduğu bir dönemde makam olarak ilan edilmesi kıymetinden bir şey azaltır mı? Makama girerken kapısını üç kez öpmemiz taşları öpmek mi sanıyorsunuz? Böyle dıştan bakınca yaptığımız tapınma, badanalı bir yere, sandukaya ya da taşlarla bir şekil verilmiş yere taptığımızı mı sanıyorsunuz? İslam aleminin Kabe’si nedir; taşıdığı volkanik kesme taşları götürürken batan bir gemiden alınıp, Kabe’nin çevresi yeniden inşa edilmiş olması onu volkanik taş mı yapar? Ne biri ne ötekisi. Burada yatan mesajdır, insanlığa taşıdığı ortak bilinç, erdemsel çağrıdır. Tüm makamların (türbelerin) son tahlilde şekli görüntüsünü sen ben gibi sıradan insanlar yapmadı mı? Samandağı’nda olan Hz. Hıdır makamının önceki haline ben bilirim. Orada Hallika’m yapıldı (saçımın ilk kez törenle kesilmesi olayı). Bu törenin fotoğrafları da var. Hz. Hıdır türbesinin üstü örtüle değildi. İçteki hafif eğri badanalı kübik üstü yükselti olan bir durumdaydı. Çevresi demir ve tahta parmaklıklarla çevriliydi. Şimdi ise dev bir kubbe oldu. Düzenlendi. Her çağa uygun bir şekil aldı daha modernize edildi. Bu neyi değiştirir ki. Bizim inancımız ne taşa, ne caminin şatafatlı süsleriyle mihrabına, ne Hacer el Esved’e ne dünyevi hiçbir şeye tapmaz. Bizde yönelim ve ibadet rehber alınan akladır. Bu da tam anlamıyla, Allahın tüm dinlerde ve eski inançlarda son olarak da Kuran’da tekrarlarla dile gelen gerçeğin akılla kavranmasıdır.



Hz. Hıdır makamının olduğu yer, tarihi, arkeolojik vb bilimsel verilerin ortaya koyduğu tüm belirlemelerden bağımsız olarak orası artık milyonlarca insanın masajıdır. Kutsallığı da buradandır. İlk insanların kızgın ataş topu olan meteora karşı refleksleriyle de başlamış olsa bu inanç süreci Aleviliğin evrimci kuralları gereği bu gün Hz. Hıdır makamı olarak görkemiyle kutsallığı taşımaktadır.



Akıl hükmüyle de düşünün. Hz. Hıdır bu günde zuhur edecekse, bu yer önceki tüm insanların en çok önemsedikleri bir yer olması çok doğaldır. Bu yer, kimsenin önemsemediği bir yer olmayacaktır. Erdem eksikliklerimiz dolaysıyla düştüğümüz yanlışlardan kurtulmak için, Hz. Hıdır’ın uzatacağı el, hepimizin içselleştirdiği en kutsal yer olacaktır. Bu açıdan bu yerin öncüllerimizin de kutsal saydığı bir yer olması çok doğaldır derim. Kabe İslam’ın değil öncüllerinin kutsal bir yeri olduğunu unutmayalım; bilimsel araştırmalar bu yerin (Beytullah el atik, Allahın kadim evi), kadim bir güneş mabedi olduğunu tespit etmesi kutsallığından bir şey eksiltmiyor.


Mihrac URAL
mihrac ural isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Cevapla

Bookmarks

Etiketler
and#8220ensarand#8221, azizim, şeyhim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber duşakabin ankara efor efor efor efor
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 09:23.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts