![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Şah Delil Berhican, çoğunluğu Tunceli İli – Pertek İlçesi’nde ikamet eden Pilvenk aşiretinin ve aşiret içerisindeki farklı soy gruplarının ortak kutsal atasıdır.
Bu kutsal ataya ait söylenceler, kendisinden bugüne kalan kutsal emanetler ve yine kendisi ile ilişkilendirilen kutsal mekanlar çevresinde örülmüş değerler sistemi ve ritüelleri günümüzde de canlılıkla yaşatılmaktadır. Ne ki, bu ocak hakkında bugüne değin kapsamlı bir çalışmanın yapılmamış olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışma, Şah Delil Berhican ve ocağına dair, az sayıdaki ve sınırlı bilgilere sahip bazı yazılı kaynakları, gözlemlerden ve görüşmelerden elde edilen verileri değerlendirmektedir. Çalışma içerisinde değerlendirilen verilerin büyük bir kısmı alanda gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilmiştir. Çalışmanın amacı, Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin bu eksik parçası üzerine yapılacağı umulan daha kapsamlı çalışmalara kılavuzluk edebilecek bir yol haritası sunabilmektir. Özellikle alanında uzman araştırmacıların ilgisini tetikleyebilmek, bu amaca ek bir dayanaktır. Anahtar Kelimeler: Pilvenk (aşireti), Tunceli (Dersim), Alevilik. Bu çalışma, Tunceli (Dersim) Aleviliği içerisinde söylenceleri, ziyaretleri (kutsal mekânları veya kutsal emanetleri), çevrelerinde örülen ilgi çekici ritüelleri, farklı il ve hatta farklı ülkelerdeki talipleri (müritleri) ve günümüze kadar yaşattıkları özgün dinsel örgütlenmeleri ile özellikle son yıllarda dikkatleri üzerlerine çeken seyit ailelerinden olan fakat bugüne değin hakkında ciddi, kapsamlı bir çalışma yapılmamış olduğu anlaşılan Şah Delil Berhican ve ocağına dair, kendisinden sonra yapılacağı umulan daha kapsamlı çalışmalar için kısa bir giriş metni veya mütevazı bir yol haritası olarak kabul edilmelidir. Kureyşan, Baba Mansur, Sarı Saltuk, Derviş Cemal, Ağuçan gibi, geniş talip aşiretlere ve hem talip aşiretleri ile olan karmaşık örgütlenmelere hem de kendi aralarında uzun yüzyıllara yaslanan ilişkilere sahip bazı seyit aileleri ile; Düzgün Baba, Munzur Baba, Buyer Dağı, Sultan Hıdır gibi sembolleşen kült merkezleri başta olmak üzere, sayısız denebilecek çoklukta ve çeşitlilikte ziyaretgahlarıyla ve bilhassa yörede yaygınlık kazanmış ritüellerin içerdikleri özgün senkretik motiflerle anılan Tunceli (Dersim) Aleviliği içerisinde, söylenceleri ve ziyaretleri ile Şah Delil Berhican’ın gereken yeterlilikte çalışma konusu haline getirilmemiş olması, bu yazının önemli gerekçelerinden birisine işaret etmektedir. Öte yandan, kutsal ata Şah Delil Berhican ve ocağının, söylenceleri, kutsal emanetleri, taliplerinin mekânsal çeşitliliği ve demografik özellikleri bakımından gerek Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin gerekse Türkiye sınırları içerisinde yaşayan genel Alevi topluluklarının tarihsel ve sosyal geçmişlerinin çözümlenmesi ve dolayısı ile bugünün ihtilaflı tartışmalarına ışık tutabilecek veriler taşıması açısından da oldukça önemli bir çalışma başlığı olarak durduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, ilgili ocağın kutsal emanetleri içerisinde zikredilen ve Şah Delil Berhican tarafından yazıldığı iddia olunan ‘kitap’ın bugüne değin tam olarak çevrilmemiş olması, tek başına, konunun önemini gözler önüne sermektedir kanısındayız. Yine aynı çerçeve içerisinden bakıldığında, konu ile ilgili gerçekleştirilen görüşmelerin ve ilk elden değerlendirilen verilerin ışığında denebilir ki Şah Delil Berhican’ın ve ocağının sahip olduğu emanetlerinin, ziyaretgâhlarının, söylencelerinin ve hâlihazırda dinsel önderlik görevini yerine getiren ileri gelenleri ile birlikte taliplerinin de üzerlerinde yapılacak kapsamlı ve bilimsel kaygılar güden çalışmaların, Alevilik bahsi içerisinde, günümüzün en büyük tartışma başlıklarından birisi olan Aleviliğin tarihçesi konusuna hayli tayin edici katkılar sunacağı da açıktır. Bu sebepten olarak, (çoğunlukla) sonuçları itibari ile Alevi kitlelerinin güncel beklentilerini ve ülke düzleminde toplumsal çıkarları ıskaladığını düşündüğümüz Alevilik çalışmalarındaki düşünsel çeşitliliğin esas nedenlerine ve Şah Delil Berhican örneğinde olduğu üzere, bir kez daha açığa çıktığına inandığımız acil bir ihtiyaca dair birkaç kısa değininin ardından çalışma konumuzun değerlendirmesine geçeceğiz. Bazı alt başlıklar içerisinde ele alacağımız konumuza öncelikle Şah Delil Berhican hakkında anlatılagelen en yaygın söylenceleri aktararak ve bu söylenceler üzerine değerlendirmelerde bulunarak başlayacağız. Akabinde, Şah Delil Berhican’ın kutsal ata olarak kabul gördüğü seyit aşirete ve yine kendi içerisinde kollara ayrılan farklı soy grupları ile kurduğu dinsel-toplumsal örgütlenmelere değineceğiz. Son olarak, günümüzde de toplumsal yaşam içerisinde canlılıkla yaşatılan ritüelleri ile ilgili, aşirete ait bazı kutsal emanetlere dair gözlemlerimizi ve değerlendirmelerimizi açımlayarak çalışmamızı tamamlayacağız.(1) Güncel ve Tarihsel, Bütünlüklü Bilimsel Çalışmaların Gerekliliği ve Acil Bir İhtiyaç Günümüz Türkiye’sinde sayıları tam olarak bilinmemekle birlikte, her halükarda en azından milyonlar ile ifadelendirilen Alevi yurttaşların, politik tutumları ve kimlik kavrayışları bakımından kendi aralarında gösterdikleri tüm çeşitliliğe karşın, mevcut sosyo-politik gidişat ve dengeler içerisinde oynadıkları düşünülen roller açısından bir hayli ilgiye muhatap oldukları aşikârdır. Öte yandan bu çok yönlü ilginin de bir bakıma, Aleviliğin tanımı ve tarihçesi bahsi ile ilgili epeyce farklılaşan görüşlerin müsebbibi olduğu rahatlıkla düşünülebilir. Bahsi geçen çok yönlülüğün önemli bir belirleyeninin XX. yy.’ın son çeyreğinden başlayarak günümüze uzanan ekonomi-politik değişimlerin ve teknik ilerlemelerin sonucunda vücut bulan yeni toplumsal süreçlerin şekillendirdiği, hemen tüm sosyalbilimcilerin üzerinde hemfikir olduğu bir gerçekliktir. İçerisinde yaşayageldiği ülkenin, ‘küreselleşen dünya gerçekliği’ içerisinde yüklendiği ekonomi-politik rollerin etkenliği yahut edilgenliği ile doğru orantılı olarak çeşitlenen ‘kimlik politikaları’nın belirleyiciliğinde tanım(lar)a kavuşan etno-kültürel aidiyetlerin, bu süreç içerisinde oldukça zengin tarih-yazımı örnekleri sunduğu görülmektedir. Yine bu örnekler ile bağıntılı olarak oldukça çeşitli söylemlerin de inşa edilmiş oldukları belirtilmelidir. Bu örneklerin ortaya çıkışlarında, birbirleriyle iç içe, karşılıklı neden-sonuç ilişkileri gösteren ve tarih-yazımı konusunda zengin çeşitliğe neden olan esas iki etkenden daha bahsedilebilir – ki bunlar, günümüz Alevilik tartışmalarının da asli belirleyenlerindendirler. İlki, tarih-yazımına muhatap olan topluluğun mevcut toplumsal süreçler içerisinde öngörülen sosyo-politik rollerinin belirlenmesine dairdir. Burada belirlenen rollerin çeşitliliği, öngören aktörlerin mevcut anlam haritaları ve geleceğe ilişkin projeleri ile doğrudan ilişkilidir. Özetle, tarih-yazımının üstlendiği görev, bugünün ve yarının programlı eylemlerinin ya da başka bir deyişle strateji ve taktiklerinin tarihsel nedenselliklerini inşa etmek olarak ortaya çıkmaktadır. İkincil olarak, son çeyrek asrın toplumsal tecrübeleri ile açıklık kazanan bir başka etkendir ki üzerlerinde en hararetli tartışmaların yapıldığı tarih-yazımı örneklerine bu siyasi coğrafyalarda rastlanılmaktadır. Esas olarak da emperyalizmin tarihsel tahakküm alanlarında ekonomik bağımlılıklar içerisinde kalmış, modernleşme atılımlarını feodal dinamikler ile iç içe yürüyerek biçimlendirmiş yahut da yarım kalmış ve bugün tersine işleyen siyasi coğrafyalarda bu örneklerle karşılaşıldığı görülmektedir. Yukarıda bahsi geçen strateji ve taktiklerin de doğrudan belirleyeni olan bu durumun, farklı ülkelerde yine farklı kavramlar ile karşılanan sosyo-politik süreçler olduğu anlaşılabilirdir. Esasta II. Dünya Savaşı’nın belirlediği güç dengelerinin kırılışının ardından geniş bir otorite boşluğuna akan Batı ve Atlantik ötesi sermayelerinin açığa çıkardığı ekonomi-politik içerisinde şekillenen toplumsal bir proje olarak çokkültürlülük; kendine bağımlı çevre ülkelerde çokkültürcülük, kültüralizm ve azınlık hakları gibi bahsi geçen sermayenin mevcut ekonomi politiğinin öngördüğü projelerinin yaşamsallığına koşullu siyasal biçimler alarak yayılmıştır/yayılmaktadır. Bu durumda, emperyalizmin tahakküm çabalarının yoğunlaştığı alanlarda asli belirleyenini bu müdahalenin ve karşıtında şekillenen düşünsel hareketlerin oluşturduğu yoğun söylem tartışmalarının yaşandığı söylenebilir.(2) Türkiye’nin modernleşme süreçlerinin özgünlükleri(3) (başlangıcından itibaren bazı feodal dinamikler ile iç içe ilerlemesi, bu dinamikleri tümüyle tasfiye edememesi ve süreç içerisinde uzlaşması, Kıta Avrupası’nda olduğu üzere kendi, iç dinamikleri ve toplumsal süreçlerinin belirleyiciliğinde (bugün dahi) tam anlamı ile kapitalistleşememesi ve tüm bunlara rağmen sahip olduğu kazanımlarını son yarım yüzyıldır artan bir hızla kaybetmesi gibi…) göz önüne alındığında, bugünün Alevilik çalışmalarında ve tartışmalarında yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız belirleyenlerin etkileri rahatlıkla okunabilmektedir. Alevilik ile ilgili son on beş yıl içerisinde hızla artan yerli ve yabancı çalışmaların çoğunluğunun bu etkenlerce biçimlenmiş olması ve daha da önemlisi, geçmişten bugüne değin Alevilik ile ilgili kurumsal düzeyde (elbette ki bilimsel kaygılar gözetilerek) ciddi ve kapsamlı çalışmaların yeterince yapılmamış olması, konu üzerindeki tüm bir karmaşanın en önemli sebepleri olarak görünmektedirler. Yanı sıra, özgün tarihsel nedenlerinden ötürü merkezileşemeyen ve yazılı kültürlerini geliştiremeyen geniş Alevi yığınlarının yüzyıllardır süregetirdikleri yerelliklerinin de bugünkü politik tutumlarındaki ve kimlik algılarındaki çeşitliliğe etkinlikle nüfuz ettikleri düşünülebilir. Yine bu durumu, Alevi kurumlarının adına hareket ettikleri geniş yığınların isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında yurt içi ve dışında gereken yeterlilikte siyasal ağırlık oluşturabilecek bir merkez oluşturamayışlarının, söylem inşa edemeyişlerinin de sebebi olarak görmek olasıdır.(4) Bu karmaşanın, geniş Alevi kitlelerinin talep ve beklentilerini mevcut gerçekliğin gereklilikleri dışında tükettiği ve böylelikle Alevi yurttaşların da parçası oldukları ülke çapında tüm bir toplumsal faydanın gözden kaçırıldığı da söylenebilir. Etno-kültürel bir aidiyet olarak Aleviliğin, bugün temsil edildiği topluluklar tarafından politik tutum ve kimlik tanımı olarak gösterdiği çeşitlilik, sonuçları itibariyle bugünün taleplerine cevap olabilecek tarihsel çalışmaları da kesin dayanaklardan uzak tutmaktadır. Sözlü hafızanın ulaşabildiği geçmişin sınırlılıkları ve biçimi/içeriği, bugünün anlam haritasının kendisine uyarlanmış tarihsel hafızası ile mümkün olabilirliği içerisinden değerlendirildiğinde, Alevilik konusu üzerine olan tarihsel çalışmaları da yine sınırlılıklar içerisinde bırakmaktadır. Dolayısı ile, gerek Aleviliğin tanımı ve tarihçesine ilişkin yazınsal çalışmalar gerekse Alevi kitlelerinin güncel beklentileri ve talepleri konusunda inşa edilen sosyo-politik söylemler, yine bu sınırlılıklar üzerine yükselerek Alevi yurttaşları da kapsayan bütüncül projeleri ıskalayabilmektedirler. Bu bakımdan Alevilik konusu ile ilgili kurumsal bir girişimin, günün kaçınılmaz bir ihtiyacı olduğu bizce tartışma götürmeyecek bir gerçekliktir. Bugüne değin konu ile ilgili yapılmış yerli ve yabancı tüm çalışmaların ve süreli yayınların titizlikle arşivlendiği ve sınıflandığı; yine yurt içinde ve dışında konu üzerine gerek akademisyen olarak çalışmış gerekse kişisel birikimi ve gayretleri ile önemli katkılar sunmuş insan gücünün yönlendiriciliğinde arşiv ve alan çalışmalarının yapıldığı; Alevi kitleler adına yurt içinde ve dışında (yerli - yabancı) faaliyet yürüten kurumlar ve güncel taleplerin muhatabı olan resmi kurumlar arasında, yürüteceği bilimsel çalışmalarının güvenilir verileri ile tüm bir toplumsal faydanın gözetilerek açılımların sunulacağı kurumsal bir merkez, sanıyoruz ki dünyanın ve Türkiye’nin yakın gelecekte daha da sancılar ile yaşayacağı geçiş sürecinde son derece ihtiyaç duyulacak bir girişim olacaktır. Her ne kadar yurt içinde ve dışında bir çok Alevi kurumu ve toplamda düşünüldüğünde hayli geniş imkanlar olsa da Alevilik üzerine kendi dinamiklerince örgütlenen kapsamlı çalışmaların yapılmadığı, yapılamadığı ortadadır. Bir yönü ile, farklı politik tutumlar ve kimlik algılarına sahip Alevi yurttaşların ve kurumlarının bir araya gelmesi gibi uzak bir ihtimali içeren merkezileşme sorunu ile ilgili olan bu karmaşanın ve dağınıklığın, yine ancak böylesi bir merkezi kurumsallaşmanın sağlayacağı olanaklar içerisinden aşılabileceği de aşikardır. Bu verilerin ışığında, bahsini ettiğimiz kurumsallaşma, bilim etiğini içselleştirmiş, resmi statüye sahip akademi düzleminde bir öneri olarak da kabul edilebilirdir. Şah Delil Berhican örneğinde de görüleceği üzere, Alevilik üzerine henüz tam olarak güncel alan çalışmalarının ve tarihsel belgelere dayalı geriye dönük çalışmaların tamamlanmış olduğu düşünülemez. Seksenli yıllara kadar, tarihsel özgünlükleriyle şu veya bu ölçülerde (özellikle) kırsal bölgelerde yaşatılan biçimi ile Aleviliğin bugünkü kalıntılarının etnografik çalışmalarına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu verilerin (birebir muhataplarının yaşam dünyası -kültürü- içerisinden süzülen çelişmelerin) başta Antropoloji ve Sosyoloji olmak üzere, disiplinlerarası geliştirilecek çok yönlü çalışmalar ile kurumsal düzeyde değerlendirilmesi, tarihsel muhasebelerinin yapılması, günümüz dünyasının verileri ile ilişkilendirilmesi ve bilimin öngördüğü kolektif çıkarlarda değerlendirilerek topluma yansıtılması gerekliliğinin acil bir ihtiyaç olduğu kanısındayız. Şah Delil Berhican’a Ait Bazı Söylenceler, Tarikat (Aşiret) Hakkında Genel Bilgiler ve Kısa Değerlendirmeler Gerçekten yaşamış yahut yaşamış olduğuna inanılan bir veli ya da cansız nesne veya nesnelerden müteşekkil bir kült objesi yahut da kültik bir mekan hakkında anlatılagelen söylencelerin, esas işlevleri itibari ile, sözlü kültürün egemen olduğu topluluklarda mevcut toplumsal kimliğin temel dinamiklerini işaret ettikleri bilinmektedir. Bir başka açıdan bakıldığında, söylenceler, toplum varlığını ve toplumu çevreleyen doğal ve kültürel evreni tarihsel bağıntıları içerisinde anlamlandıran, yeniden üreten ve aktarımda etkinlikle kullanılan bir sürecin en önemli araçları olarak da değerlendirilebilirler. Dolayısı ile söylenceler gerek geçmiş tarihsel süreçlerin izlerini bugüne taşımaları bakımından gerekse güncel toplumsal süreçlerin, tutumların ve davranış kodlarının etkin izlerini yüklenmiş olmaları bakımından, yazılı kaynakların sınırlı olduğu alanlarda yine elimizdeki en önemli araçlar olarak durmaktadırlar. Şah Delil Berhican’ın(5) söylenceleri de benzer şekilde değerlendirmelere oldukça açık görünmektedirler. Bu bakımdan, kendisi ile ilgili yüzyıllardır anlatılagelen ve kimlik bilgilerini bizlere aktaran yaygın söylencesinin bugünkü biçimi şu şekildedir; Şah Delil Berhican Horasan’dan geldiğinde(6) diğer ‘12 Dersim Ocağı’nın kutsal kişileri ile birlikte Tunceli’de bir araya gelirler ve karşılıklı keramet gösterilerinde bulunurlar. Aralarında bir de ‘Hıristiyan keşiş’ vardır… “Şimdi… Bütün ocaklar bir araya gelmişler. Yani bütün ocaklar dediğim, 12 Ocak… Bu ocaklar keşişlen iddia içerisine düşmüşler. Yani o zamanın keşişi ile idaa içerisine düşmüşler. Herkes bir mucize yaratacak. Kimileri, o zamanda, ağu içmişler mesela. Ağuçan olmuşlar. E kimileri de Sarı Saltuk’un hüneri olmuştur, Baba Mansur’un hüneri olmuştur. Sıra Şıh Delil Berxican’a geliyor… Diyorlar ki; sen de kendine göre bize bir mucize yarat… Kendisi çoban… Diyor, tamam diyor. Ama diyor, benim yaptıklarımın hiçbirisini ardı arkasına bırakmayacaksın. Ne dediysem yapacaksın. Tamam diyor… Önce, bunu fırına atarlar yanmaz… Diyorlar ki, ya bu sihir yapıyor… İyi diyor. Siz bana inanmıyorsunuz. Bak ben çobanım, şu kuzuyu keselim, etimizi yeriz, kemigini atmayın, tekrardan postuna bırakın, ben bunu canlandırayım. Benim işim budur. Kestiğimiz hayvanın kanı akar, kestiğimiz etleri midemize indireceğiz. Sen tekrar bunu yürütecek misin. Evet, yürütüyorum diyor… Eti yerler… Kuzuyu kesiyorlar, tabi eti yedikten sonra kemiklerini tekrar hayvanın postuna dolduruyorlar. O arada keşiş, kuzunun bi ayak kemiğini dilinin altına saklamış. Kuzuyu yürütürken, topal topal gidiyor. Keşiş diyor, hayvana eziyet etme diyor, dilinin altındaki kemigi ver, kuzu gitsin diyor ve orada Şıh Delil Berxican adını alıyor. Kuzuya can veren adını alıyor. Orada kerametine kavuşuyor. Ondan sonra, günümüze kadar gelen, adı Şıh Delil Berxican oluyor… Cana can veren… Böylelikle başlamıştır.”(7) Yörede, diğer seyit aileleri ve kutsal ataları hakkında yaygınlıkla anlatılagelen söylencelerden farklı olarak, içerdiği yeniden can verme, kemiklerden diriltme gibi İslam öncesi söylence motifleri(8) ile dikkati çeken anlatısında Şah Delil Berhican, keşişin ve diğer Dersim ocaklarının nazarında onaylandıktan sonra diğer ocak sahipleri ile birlikte Tunceli’ye yerleşir.(9) Genel kanı olarak, Şah Delil Berhican’ın ve diğer seyit ailelerinin doğaüstü kudretlere sahip kutsal ataları ile birlikte ilk kez geldikleri bu yeni coğrafyada kendi aralarında keramet gösterilerine girişiyor olmaları; Anadolu’nun Orta Asya ve İran kökenli aşiret göçleri sürecinde (genel bir isimlendirme olarak) tasavvufi tarikatlar aracılığı ile İslamlaştığı bir süreci işaret ediyor olması kuvvetle muhtemeldir. Özellikle de söylence içerisinde bahsi geçen keşişin, keramet gösterilerinin yapıldığı yerde hâlihazırda bulunuyor olması (İslam öncesi toplumsal yapının dinsel tutumlarının ana karakterlerinden birisini işaret eden bir figür olması bakımından) bu kanımızı kuvvetlendirir niteliktedir. Diğer kutsal atalar hakkında anlatılan söylenceler ile bazı kerametlere kısa da olsa bir vurgu dikkat çekicidir. Bu kerametlerin çoğunluğunun, Şah’ın örneğinde olduğu üzere, ilgili kutsal atanın kimliği ile doğrudan ilişkili olarak algılandığı bilinmektedir. Ağuçan’ın adını, ağu (zehir) içirildikten ve topuğundan bal şeklinde çıkardıktan sonra almış olduğu gibi… Bu kutsal atalar da sürecin aktörleri olarak kabul edilmekle birlikte, karşılıklı keramet gösterileri dolayımı ile temsilcisi oldukları toplulukların aralarındaki sınırların ve dengelerin de belirginleştirildiği okunabilir bir gerçekliktir. Aşiret göçleri ve bu göçlerle gelen yeni dini önderler, bir yandan da kendi aralarındaki iktidar ilişkilerini çözümlemekte ve bir düzene koymaktadırlar. Söylenceler ile vücut bulan bu süreç, doğrudan ekonomik ve siyasi dengelere gönderme yapmaktadır. Söylencedeki ek bir vurgu olarak; keşişin özellikle Şah Delil Berhican’ın kerametini sınaması motifi, yöredeki diğer seyit ailelerinin kutsal atalarının muadillerine karşı olan üstünlüğünü, ayrıcalığını vurgulayan anlatılarda da karşılaşıldığı üzere, taraftarlarınca mutlaka aktarılan bir başka anekdot olarak değerlendirilebilir. Burada Şah Delil Berhican, gösterdiği keramet ile hem mevcut yerel dinselliğin temsilcisine karşı hem de bu yolla yanındaki diğer seyitlere karşı kendisini ispatlamakta ve her iki kesimce de kabul görmektedir. Bir yandan (bölge açısından) yeni bir dönemin başladığına işaret eden gelişme, başka bir yönden, bu yeni süreci ören diğer aktörlere karşı da aktif politik bir mesaj içermektedir. Öte yandan, kutsal ataların kendi aralarında keramet gösterileri düzenlemeleri; Anadolu’da (Alevi – Sünni farketmeksizin) farklı bölgelerde karşılaşılan, dönemin sosyo-politik dengelerine işaret eden ve hatta günümüze değin süregelen karşılıklı kimlik tutumlarını belirleyen önemli anekdotlar olarak da okunabilecek gelişmelerdir.(10) Şah Delil Berhican’ın ve şahsında somutlaşan söylencenin işaret ettiği geçiş sürecinin bir başka versiyonu da Danık’ın son çalışmasında vardır; “Şıh Delil (…) Pilvenk adlı köyde Piro adlı Ermeni bir keşişin yanında çalışmaktayken, bir süre sonra keşişten yaşadıkları bu köy ve yöre için pay ister. Keşiş her ne kadar bu teklifi kabul etmek istemezse de, ‘kim bu gece yattıktan sonra nerede kalkarsa, orası onun olsun’ teklifini kabul etmek zorunda kalır. O gece Şıh Delil ile Piro geç saatlerde uykuya çekilirler. Sabah uyandıklarında Piro kendini Venk köyünde bulur. Bu durum karşısında şaşkınlığa düşen Piro, oğlunu bir koç ile birlikte Şıh Delil’e gönderir. Öte yanda, Piro’nun gönderdiği koç kesilerek büyük bir ziyafet verilir. Her şey yenilip içildikten sonra Şıh Delil, kesilen koçun kemiklerinin postunun içine doldurulmasını söyler. Bütün kemikler doldurulduktan sonra, asasıyla posta dokunur ve koç tekrar canlanır. Canlanan koçu, keşiş Piro’ya geri gönderir ve ‘koyun canlandıran’ ya da ‘koyuna can veren’ anlamında ‘Şıh Delili Berhecan’ olarak anılmaya başlar.”(11)
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Şah Delil Berhican hakkındaki söylencenin bu versiyonunda, yaşanan geçiş süreci daha da belirginlik kazanmaktadır kanısındayız. Zira Şah, öncelikle Hıristiyan Keşişin yanında çalışan bir kimlikle karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal statü bakımından henüz geri plandadır. Fakat bir zaman sonra –ki bu zamana dair bir gönderme yoktur, yanında çalışmakta olduğu keşişten toprak (iktidar) talep etmektedir. Doğrudan gelen talep karşısında uzlaşma belirtisi göstermeyen keşişin, doğaüstü güçlerin vereceği kararı ‘kabul etmek zorunda’ kalması; geçiş sürecinin ilerleyen aşamalarına, yani sosyo-ekonomik planda hakim konuma yükselmeye başlayan yeni dinselliğin ve temsilcilerinin (beraberlerinde getirdikleri ve bütünleşmeye başladıkları yerli nüfus gücü ile birlikte) yaratmış oldukları sosyal baskılanmaya işaret eden bir gelişme olarak okunabilir. Doğaüstü erkin tercihini koyuşunun ardından, bir anlamda ‘sürüldüğü’ diyardan keşişin Şah’a gönderdiği koç, geçiş döneminin sonlarına yaklaşıldığının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Keşişin bu hamlesi, doğaüstü erkin –ki bu doğrudan Şah Delil Berhican ile ilgilidir, tercihini kabullenmiş olmakla birlikte, taraftarları ile beraber aynı statüde kalma çabası içerisinde olduğunu da düşündürtmektedir. Fakat, Şah’ın son kerameti, kendisini bugüne taşıyan ve süreci sonlandırdığını işaret eden bir rol oynar.
XIII. yy. Anadolu’sunda yaşanan geçiş süreçlerinde, özellikle yarı-göçer ve göçer aşiretler ile yerli toplulukların yaşadıkları bölgelerde,(12) yeni sürecin sosyo-politik önderlerinin etrafında şekillenen söylencelerin analizleri çerçevesinde (kendi tabiri ile ‘bilinçaltı sunumlarında’); ‘Proto Alevilik’(13) olarak tanımladığı süreçte yaşananlara ışık tutabilecek tartışmalar sunmayı hedefleyen Danık, Şah Delil Berhican söylencesi için de benzer değerlendirmelerde bulunmaktadır. XIII. yy. Anadolu’sunda yaşanan kitlesel hareketlilikler ve dönüşümler içerisinde gerek Müslüman ve Müslüman olmayan iktidarlara gerekse rakip olarak da görülen muadillerine karşı; yerelleşme, yerli topluluklar ile kaynaşma çabaları içerisinden değerlendirildiğinde daha da anlaşılabilir olan ve halihazırdaki yerel söylencelerin ihtiyaç duyulan işlevsel özelliklerini de alarak geliştirilen prestij söylenceleri içersinde değerlendirilen Şah Delil Berhican’ın öyküsü, hem yerel otoriteye hem de aynı zamansal kesitte benzer faaliyetler yürüten diğer aktörlere karşı açık mesajlar ile örülüdür. Sosyal – politik – ekonomik dengelerin belirleyiciliğinde şekillenmekte olan güç dengelerinin, yeni toplumsal yapının kolektif hafızaya ve dolayısı ile de farklı toplulukların kimlik stratejilerine yansıyan izdüşümü olmaktadır. ‘Kemiklerden diriltme’ gibi ayırt edici bir motifin izlerini diğer (Alevi - Sünni) söylencelerde ve daha eski yazınsal kaynaklarda süren Ertuğrul Danık’ın çalışması, bu konu ile ilgili kapsamlı karşılaştırmalı tartışmaları içermekte ve zengin örnekler sunmaktadır.(14) Şah Delil Berhican hakkında anlatılagelen bir diğer yaygın söylence ise, Şah’ın ve tarikatının süreç içerisinde bölgede yayıldığını, güçlendiğini ve dönemin hakim siyasal otoritelerince onaylanıp, resmen meşrulaştığına dair ‘belgeli’, güzel bir örnektir. Bu söylenceye göre; “Sağman Kralı’nın(15) felç bi çocuğu varmış. Bu hangi hekime götürse buna bi çare bulamamış bu Sağman Kralı. O zaman Sağman, sancakmış, beylikmiş. Şıh Delil Berxican’a bir gün haber gönderiyor, diyor ki gel bir gün misafirim ol. Gel diyor, ama Şıh Delil Berxican’da gittiği günde kendisi evde yokmuş. Bakıyor sakat bi çocuk, felcli bi çocuk konağın avlusunda oturuyor. Şıh Delil Berxican’ı görünce konuşmaya çalışıyor, yürümeye çalışıyor. Hem konuşmuyor hem de yürüyemiyor. Felç, çocuk… Şıh Delil Berxican kendisine söylüyor, evladım gel diyor korkma diyor gel sen gel iyileşirsin diyor… Nitekim hem konuşuyor hem yürüyor… Baban nereye gitti güzelim diyor, babam diyor ava gitmiştir diyor, şimdi gelecek… Baban gelirse babana selamımı söyle ben gidiyorum. Babası daha konağa gelmeden çocuğu karşılıyor babasını… Bakıyor ki karşısında çocuğu… Baba diyor, o zat geldi gitti sana selam söyledi diyor… Evet diyor, onun dışında kimse olamaz diyor. O diyor, Şıh Delil Berxican’dır diyor… Çocuk orada iyileşiyor. O kral ondan beri kendisine zekat ve çıralık vermiş. Makbuz vermiş. Ben o makbuzu gördüm işte.”(16) Şah Delil Berhican’ın Sağman Kralı ile olan bu söylencesinin benzer örnekleri ile yörede sıklıkla karşılaşılmaktadır. Denebilir ki kendi döneminde ve daha sonraki süreçlerde, bulunduğu yerelde güçlenen ve etkin bir otorite merkezi haline gelen hemen tüm tarikatların kutsal ataları ile dönemin politik merkezlerini temsil eden kişiler arasında bu ve benzeri söylenceler yaygınlıkla mevcuttur.(17) Şah Delil Berhican örneğinde önemli olan ise şüphesiz ki bu ilişkinin yazılı belgesinin halen ulaşılabilir bir durumda oluşudur. Tarikat (Aşiret) Şah Delil Berhican’ın kutsal ata olarak kabul edildiği Pilvenk Aşireti’nin, yöredeki diğer seyit ailelerinden önemli bir farkla ayrıştığı anlaşılmaktadır. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgül ve önemli bileşenleri olan bu seyit ailelerinin, süreç içerisinde, kendilerini merkeze alarak çevrelerinde kendileri ile kan-bağı olan ve olmayan birçok talip (mürit) aşiretlerden oluşan sosyo-dinsel örgütlenmeler kurdukları bilinmektedir.(18) Kaynak kişilerin güncel verileri ışığında değerlendirildiğinde, Şah Delil Berhican’ın tarikatını (aşiretini) bu özgül biçimden önemli bir farkla ayıran etmenin, tarikatın seyit – mürit ilişkilerinin yine aynı aşiret ve zamanla ondan ayrışarak genişleyen kolları (ezbetleri) içerisinde kalmış olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Şah Delil Berhican’ı kutsal ata olarak kabul eden Pilvenk aşireti ve dört ezbeti(19) (Tunceli içerisinde) çoğunlukla Pertek ilçesinde bulunmaktadırlar. Bunlar; Keçkekuranlılar(20), Piranlılar, Helifanlılar(21) ve Süleymanlılar’dır. Şah Delil Berhican ve tarikatının yörede başlayan tarihinin süreç içerisinde bu dört ana koldan geliştiği ve yayıldığı anlaşılmaktadır. Bu ezbetlerin kendi müritleri ile kurdukları sosyal-dinsel örgütlenmelerin ve ilişkilerin yöredeki benzerinden farklılık göstermedikleri görülmüştür. Her ezbetin kendine ait bir ocağı, ziyaretgahları (kutsal mekanları ve kutsal emanetleri) ve bunları tamamlayan yaygın söylenceleri vardır. Sosyo-dinsel kültürel dokunun esas yürütücüleri Seyitlerdir (Dedeler) ve bu ilişkinin somutlaştığı uygulamalar; Cem törenleri, (talipler tarafından gerçekleştirilen) kutsal emanetleri ziyaretler ve tarikatın etkin olduğu coğrafi alanda yine onunla ilişkilendirilen kültik mekanlardaki uygulamalar oluşturmaktadır. Yine kendi içlerinde dedelik/seyitlik – talip (mürit) ilişkileri geliştiren ezbetlerin, kendilerini diğer seyit ailelerinden farklılaştıran bu tutumlarını değiştirmedikleri de ifade edilmektedir.(22) Öte yandan, altını çizerek belirtmek gerekir ki Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan ‘kitap’ hakkında bugüne değin dışarıdan yapılmış olduğu anlaşılan tek çalışmanın birkaç sayfalık dağınık metinlerine göre, tarikatın talip (mürit) aşiretlerinin sayısı 42 olarak verilmektedir. Yine bazı kaynak kişilerin aktarımlarında tespit edilen ve Tunceli (Dersim) Aleviliği içerisinde belki de ilk kez karşılaşılan bilgilere göre, tarikatın 1960’lı ve hatta 1970’li yıllarda dahi yurt dışındaki (Rusya – Kırım) bazı müritleri ile ilişkileri bulunmaktadır. Hatta kimi kaynak kişiler de bu birkaç sayfalık dağınık çevirilerdeki 42 aşiret isminden hareketle, bir dönem İran, Irak ve Suriye’de de taliplerin olduğundan bahsetmişlerdir. Halihazırda bu ilişkilerin devam etmediğini, sadece Türkiye içerisinde kalan talipler ile ilişkilerin sürdüğünü belirten diğer kaynak kişiler de Kırım’dan getirilen bazı çıralıkların(23) hala muhafaza edildiğini aktarmış ve yurt dışına giden ancak günümüzde yaşamayan Seyitler ile bu konu üzerine olan sohbetlerini aktarmışlardır. Şüphesiz ki ihtilaflı görünen bu bilgilerin sağlıklı analizleri tarikata ait yazılı metinlerin titiz çevirilerinden ve yine aynı titizlikle yürütülecek etnografik çalışmalardan sonra yapılabilecektir. Bazı Kutsal Emanetler(24) Bu çalışmayı belki de asıl olarak ilgi çekici kılan, kendinden sonraki kapsamlı çalışmaları teşvik edeceği umulan ve ilk alt başlığımızda dile getirilen ihtiyaçlara bir nebze olsun katkı sunacağı düşünülen bilgiler, Şah Delil Berhican’dan tarikatına kalan ve kendileri ile ilgili ritüellerin günümüzde de büyük bir canlılıkla yaşatıldığı anlaşılan kutsal emanetler hakkındadır. Yörede Şah Delil Berhican’a ait olduğuna inanılan ve ‘ziyaret’ olarak da bahsedilen kutsal emanetler şunlardır; 1) tap içerisinde zarfı ile birlikte muhafaza edilen Sağman Kralı’nın kendisine verdiği belge. 2) Şah Delil Berhican’a ait olduğu iddia olunan mühür. 3) Üzerinde yazılar bulunan altın tas. 4) Söylencede bahsi geçen ve Şah Delil Berhican’ın yeniden can verdiği kuzunun postu. Daha önce de kısaca değindiğimiz üzere, Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan ‘kitap’ ile ilgili bugüne değin yapılmış olduğu anlaşılan tek çalışmanın, 1980’li yıllarda Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bazı akademisyenlerce gerçekleştirildiği aktarılmıştır.(25) Buna göre; araştırmacılar, kutsal emanetleri muhafaza eden Dede’nin ve yine onun gibi emanetler üzerinde söz sahibi Dede’lerin gözetiminde kitap üzerine çalışmışlar ve bugün yine en az emanetler kadar hassasiyetle gözetilen birkaç sayfalık çevirinin bir kopyasını, ısrarlı istekler üzerine bu Dede’lere bırakmışlardır. Aktarılan bilgilere göre, kitabın tamamı çevrilmemiştir.(26) Arapça yazılmış olduğu tahmin edilen kitabın, siyah deri kaplı ve kalınca olduğu aktarılmaktadır. Bu konuda ilgi çekici olan ayrıntı, kitabın içeriğinin bilinmemesidir. O da diğer bazı kutsal emanetler gibi sadece Cem törenlerinde ve sağaltma ritüellerinde kullanılmakta ve bu işlevi ile yaşamsallık kazanmaktadır. Kullanım şekli, kitabın herhangi bir bölümünün okunması yolu ile değil, ziyaretçilere gösterilmesi veya çoğunlukla sağaltım ritüellerinde temas yolu ile olmaktadır. Öte yandan, bazı kaynak kişilerce kitabın ‘güvenilir ellerde’ çevrilmesinde bir sakınca olmadığı ifade edilmiş ve bu yönlü talepler dile getirilmiştir. Fakat hemen belirtmek gerekir ki günümüzde, Seyitler (Dedeler) arasında bu konuya ilişkin tam bir görüş birliğinden bahsetmek doğru olmayacaktır. Geçmiş örneklerden anlaşıldığı üzere, ihtilaflı görüşler ve tutumlar mevcuttur. Halihazırda, bizlere kitabın içeriği hakkında bilgi veren yegane kaynak, İlahiyat Fakültesinden gelen akademisyenlerce çevrilmiş üç sayfalık belgedir. Ancak bu sayfaları dolduran bilgilerin birbirinden kopuk, yer yer okunamayan ve anlaşılması gayet zor, farklı bölümlerden parçalar olduğu belirtilmelidir. Öyle ki çözümlenen bazı paragrafların farklı zaman aralıklarında yazıldıkları kanısı uyandıracak derecede değişik konular içerdikleri anlaşılmaktadır. Bu bakımdan çevirilerin, kitabın farklı bölümlerinden kısa alıntılar oldukları da düşünülebilir. Yine bu dağınık bilgiler içerisinde, konu üzerine çalışacak araştırmacılara zengin bir katkı sunacağını düşündüklerimiz ise Şah Delil Berhican’ın talibi olan aşiretlerin isimlerine dair verilen bilgilerdir. Bu isimler şunlardır; 1) Mülkişi cemaati (c). 2) Evdelan c. 3) Zerfa c. 4) Bareken c. 5) Busekan c. 6) Nirikan c. 7) Cazikan c. 8) Müşkinisan c. 9) Eskuba c. 10) Şehnevan c. 11) Semada c. 12) Üzemenan c. 13) Menenan c. 14) Arabi Keseban c. 15) Eskan c. 16) Keykan c. 17) Kimrişan c. 18) Ku-ı Niki (kısmi) 19) Butahisi c. 20) Kerzekan c. 21) Şadıyan c. 22) Huşu Belan c. 23) Şeyh Belan c. 24) Eşkinyan c. 25) Buziyan c. 26) Halikan c. 27) Buhenan c. 28) Su-i Elfi Beyt c. 29) Buran c. 30) Dirimegari c. 31) Takısvan c. 32) Ku-i Niyan c. 33) Lezan c. 34) Kulli Meman c. 35) Müşki Cenan c. 36) Suluki Dımışki c. 37) Berberiyan c. 38) Nebedan c. 39) Nuruzan c. 40) Verabseban c. 41) Zurzani c. 42) Delipkan c. Yukarıda adı geçen aşiretlerin mekansal dağılımlarına ya da herhangi spesifik yönlerine dair hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Burada araştırmacılara kalan, sıkı arşiv çalışmaları içerisinde bu isimlerin izlerini sürmek olabilir. Şah Delil Berhican’ın ve tarikatı hakkındaki bu dağınık özetler, ‘Şeyh Delu Beliycan’a Şeyhinin Tavsiyeleri’ başlığı altında verilmiş olmakla birlikte, daha önce de ifade ettiğimiz gibi farklı konulara dair kısa alıntılardan ibaret görünmektedirler. Öyle ki bazı paragraflar, bir nevi ‘toplantı kayıtları’ olduğu izlenimi vermektedirler. Aynı zamanda Şah Delil Berhican’a ait şecerenin de bu kitap içerisinde olması kuvvetle muhtemeldir. Şah Delil Berhican’a ait şecereye dair önemli ve tayin edici bir bilgiye de Ali Yaman’ın, 23 – 28 Ekim 2000 tarihinde Ürgüp’te düzenlenmiş olan Anadolu İnançları Kongresi’nde sunmuş olduğu anlaşılan metinden ulaşmaktayız.(27) Bu metne göre, Şah Delil Berhican’a ait ocağın merkezi, Tunceli yakınlarındaki Kırmızıdağ’ın güneybatısında kalan Dedeağaç (Pilvenk) Köyü’dür. Şah’ın türbesi burada bulunmaktadır. Ali Yaman, ilgili bölümde konuya dair verdiği dipnotta bahsi geçen şecerenin kendisinde bulunduğunu, bu şecereyi ve diğer yazılı – görsel malzemeyi bir başka çalışmasında değerlendireceğini ifade etmektedir. Sonuç olarak, yukarıda sözü edilen özetler yeni ve kapsamlı çalışmalar için fikir verici olsalar da şu halleri ile her türlü spekülatif yoruma açık vaziyettedirler. Tekrar yineleyecek olursak; konu ile ilgili sağlıklı analizler, tarikata ait yazılı metinlerin titiz çevirilerinden ve yine aynı titizlikle yürütülecek etnografik çalışmaların bütünlüklü değerlendirmelerinin ardından yapılabilecektir. Aynı şekilde, kitapla birlikte zarf içerisinde muhafaza edilen, Sağman Kralı’nca verilen belge de dönemin gelişmelerine kuvvetle ışık tutacak mahiyettedir. Bu belge hakkında (birazdan aktaracağımız üzere) dinsel uygulamaların varlığından bahsedilmemektedir. Belgenin, kitap içerisinde muhafaza ediliyor oluşu, bütünlüklü bir algıya kavuştuğunu düşündürtmektedir. Benzer biçimde, Şah Delil Berhican’a ait olduğu iddia olunan mührün de dini uygulamalarda kullanıldığı yönünde bir veriye rastlanılmamıştır. Mühür hakkında ulaşılabilen bilgiler, üzerinde Arapça yazıların bulunduğu ve altından yapılma olduğuna dairdir. Bazı kaynak kişiler, yönelttiğimiz sorular üzerine, mühürde ‘Süleyman’ın mührü’nün (Sion Arması) de bulunabileceğini, üzerinde tanımlayamadıkları bir şekil olduğunu ifade etmişlerdir. Mühür ile ilgili yapılacak bilimsel çalışmaların ardından, mührün izlerini Türkiye ve çevresindeki diğer ülkelerin arşivlerinde, yukarıdaki aşiret isimleri çerçevesinde araştırmak, araştırıcılar için cezp edici bir fikir olabilir. Bu çalışmanın olası olumlu sonuçlarının, Aleviliğin tarihçesi bahsinde yeni kapılar aralayacağı ise kuşkusuzdur. Hemen tüm kutsal emanetlerde olduğu üzere kitap için de kuşaklar boyu yaşatılagelen, sınırları oldukça belirgin tabular söz konusudur. Öyle ki çalışmamızın gerçekleşmesinde belirleyici katkıları olan ve kendisi de Seyit soyundan gelen 50’li yaşlarındaki Sayın Ali Tuluk dahi kitabı ömründe sadece iki kez ve en yetkin Seyitlerin ellerinde görebildiğini belirtmiştir. Kutsal emanetlere sadece Şah Delil Berhican’ın soyundan gelen Seyitlerce dokunulabildiği ve hatta bu Seyitler içerisinden de ancak ‘O’na layık olabilenlerce’ dinsel içerikli uygulamalarda çıkarılabildikleri, kullanılabildikleri aktarılmıştır.(28) Kaynak kişilerin çoğunluğunda, kişileştirilen kutsal emanetlerden bahsederken dahi belirgin bir çekingenliğin oluştuğu ve kullandıkları kelimeleri özenle seçtikleri de gözlemlenmiştir.(29) Kutsal emanetleri, kültik mekanları ve bunlarla ilgili olarak doğadaki bazı canlıları kişileştirme, özellikle yörede canlılıkla yaşatılagelen kültürel bir olgudur. Bu durumun benzer örnekleri ile Türkiye’nin bir çok yerinde, özellikle de ‘Veli Kültleri’ içerisinde karşılaşılabilmektedir. Fakat Tunceli yöresinde görülen yaygınlık ve nesnelerdeki, mekânlardaki, canlılardaki çeşitlilik oldukça ilgiye değerdir. Tez çalışmamızı aralarında sürdürdüğümüz Sünni yurttaşlarda da yörenin bu özgünlüğü canlılıkla gözlemlenebilmektedir. Şah Delil Berhican’ın emanetleri ve kendisi ile ilişkilendirilen bazı kültik mekânlar, aynı derecede ve işlevsellikte dinsel öğeler olarak çoğu Sünni yurttaşın gündelik yaşamında yer almaktadır. Bugüne değin alanda kaldığımız süre içerisinde, varlıklarına tanıklık ettiğimiz ‘misyonerlerin’ dahi, yöredeki faaliyetlerini ‘ziyaret’ olgusu üzerine kurduklarını bazı ilginç gelişmelerle not düştüğümüzü belirtmek faydalı olacaktır. Geçen süre içerisinde, Pertek civarında faaliyet gösteren bazı grupların yeni taraftarları ile birlikte ‘İsa’nın doğum günü’ etkinlikleri çerçevesinde, kendilerinin yaptıkları (ziyaretgâh haline getirdikleri) öne sürülen bir ‘ziyaret’ töreni gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Bu durumu, tıpkı seyit aileleri dolayımı ile bölgeye yerleşen yeni dinselliğin eskinin canlılıkla yaşatılan öğelerini kendi içlerinde yeniden üreterek özgün senkretizm örnekleri sergilemesi gibi; günümüzde de yeni dini söylemlerin, yabancısı oldukları toplulukların kült öğelerini kendi içlerinde araçsallaştırmalarının yine özgün bir örneği olarak değerlendirmek mümkün görünmektedir.(30) Şah Delil Berhican’ın kutsal emanetleri içerisinde, kişiselleştirme ve tabu örneklerinin canlılıkla gözlemlendiği bir diğer önemli obje de bahsi geçen ‘altın tas’tır. Som altından ve yaklaşık 10 cm derinliğe sahip, genişçe bir tas olduğu aktarılan kutsal emanetin, bilhassa üzerindeki yazılar kaynak kişilerce zikredilmektedir. Tasın içinde ve dışında, hemen her tarafını kaplayacak şekilde görülebilir olduğu söylenen yazıların Arapça olduğu da geçen ifadeler arasındadır. Kaynak kişiler, bu yazılardan ekseriyetle ‘şifalı yazılar’ olarak bahsetmekte ve ‘zaten hikmetinin de bu yazılarda olduğu’nu söylemektedirler. Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan bu yazıların da sağaltıcı nitelikte dualar olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak bu duaların içerikleri ve hangi zamanda yazıldıkları ancak uzmanlarca yapılacak titiz çalışmalarla bilinebilecektir. Böylelikle, bu yazıların bizleri hangi tarihsel durağa, hangi dinsel algılara götüreceğini de öğrenmek, şüphesiz ki büyük bir ayrıcalık olacaktır. Çoğu kült objesinde olduğu üzere, tas ile ilgili uygulamalarda da öne çıkan şey ‘temas’(31) olgusudur. Dini seremoniler esnasında (çoğunlukla Cem törenlerinde) ya da sadece bu emanete (tasa) yönelik talip (ve talip olmayanların) ziyaretlerinde, Seyitlerin (Dedelerin) refakatinde ve yönlendiriciliğinde tas ile temas eden suyun içilmesi suretiyle gerçekleştirilen ritüeller oldukça yaygındır; “…Sadece berrak ve temiz su olsun. O’nun gönlüne hoş gelir. O’nun kalbi çok geniştir. Kalbi çok geniş. Zaten Seyit X, (yanında oturan kişiyi işaret ederek b.n.) Y’nin babası. Sağolsun, Allah ondan bin defa razı olsun. Görevini şimdiye kadar yapmıştır. Bundan sonrasında da çok mükemmel yapar. Zaten fukara (Y’nin babasını kastediyor b.n.) da o secereye, o emanetlere, o ocağa da layık bir insandır. Kendisi çok temiz, hoşgörülü bir insandır. Biz O’na Seyit X diyoruz… Kendisi yapıyor… Şimdi halihazırda bulunduğu yerde yapıyor. Y’nin babası ve annesi yapıyor. Sadece bismillahirahmanirahim diyor ve Seyit X ‘bu bunun aşkına’ diyor ve kendisinin getirdiğini biz içiyoruz. Herhangi bir duaya gerek yok. Zaten, diyorum ya, o tasta bütün şifalı dualar yazılıdır. Yani, ben tabi Arapça okumadığımdan, bilmiyorum ama sorduğum kadarı ile öğrendiğim kadarı ile bütün şifalı yazılar vardır. Yani Şah Delil Berxican’ın kendi şifaları ile kendi duaları ile yazılıdır üzeri.”(32) Kaynak kişilerin çoğunluğu, tasın ziyaretçilerinin ‘felçi’, ‘sakat’ ve ‘deli’ olanlardan oluştuğunu bilhassa belirtmişlerdir. Öte yandan, başka rahatsızlıklardan ötürü de tasa ve diğer emanetlere yönelik ziyaretlerden de bahsetmişlerdir. Fakat Şah Delil Berhican’ın Sağman Kralı ile olan söylencesinde de geçen ‘felçi çocuğun sağlığına kavuşması’ durumu, Şah Delil Berhican’ın özellikle bu tür hastalıklarda sağaltıcı güçleri olduğu bağıntısını akla getirmektedir. Zira Şah Delil Berhican’ı ve tarikatını onaylayan ve hatta ona çıralık veren Kral (yerel siyasi otorite), benzer söylencelerden farklı olarak, kendisi ile yüz yüze gelmeden sadece kerametine şahit olarak bahsi geçen belgeyi vermiştir. Yaşadığı dönemde böylesi bir özelliği ile tanınmış olması, Şah Delil Berhican’ın emanetlerinde de benzer sağaltma işlevlerinin yaşatıldığını düşündürtmektedir. Kutsal emanetler ile ilgili uygulamaların bir bölümünün de takvimsel uygulamalar ile gündeme geldiği anlaşılmaktadır. ’12 İmamlar’, ‘Hızır Orucu’, ‘yıl dönümü/bahar başlangıcı’ gibi önemli takvimsel süreçlerde düzenlenen Cem törenlerinde ve yine yılın bu zamanlarında taliplerce emanetlere yönelik gerçekleştirilen ziyaretlerde, benzer uygulamaların gerçekleştirildiği öğrenilmiştir. Özetle, kutsal emanetler, gündelik yaşam kültürünün dinsel algıya yaslanan tüm biçimlerinde etkinlikle yaşatılmaktadırlar. Şah Delil Berhican ve çevresinde örülen değerler sistemi ile ilgili kısaca değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka önemli konu da yörede farklı etno-kültürel aidiyetler (kimlikler) taşıyan insanların bu değerler sistemi etrafında, uzun yüzyıllar içerisinde inşa etmiş oldukları ortak kültürel örüntülerdir. Şah Delil Berhican’ın kurduğu sosyo-dinsel örgütlenmenin ve benzerlerinin çoğunluğu oluşturması gibi esas bir belirleyenden kaynaklanan, fakat kültürleşmenin(33) en özgün örneklerini sergileyen bu benzer kültürel örüntülerin ağırlık noktasını, özellikle de ziyaretler (kutsal mekânlar ve kutsal emanetler) dolayımı ile dinsel tutum ve davranışlar oluşturmaktadır. Pertek civarında bilhassa Şah Delil Berhican’a ait kutsal emanetlerde ve yöredeki belirli kültik mekânlarda gözlemlenen ritüellerde, Aleviliğin nerede başladığının ya da Sünniliğin nerelerde sonlandığının tanımını neredeyse imkânsızlaştıracak biçimler tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak, Şah Delil Berhican’ın ve kutsal emanetlerinin bu kısa öyküsü, aslında Alevilik çalışmalarında henüz daha ne kadar yolun başında olunduğunu gözler önüne seren örneklerle doludur. Geniş Alevi yığınlarını da doğrudan ilgilendiren ve daha da yakıcılıkla ilgilendireceği aşikar olan yakın geleceğin toplumsal süreçlerinde; bilimsel veriler ile donatılmış, tüm bir toplumsal faydayı gözeten ve daha da önemlisi önermeleri ile yol haritası sunan yazınsal kılavuzlara dünden daha acil bir ihtiyaç vardır. Bu noktada, yazımızın ilk alt başlığında dile getirdiğimiz önerinin bir kez daha altını çizerek çalışmamızı sonlandırıyoruz. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Devrim06 For This Useful Post: | sevda (09-30-2010) |
|
|
#3 |
|
Bizden Biri Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Thanks: 516
Thanked 1573 Times in 463 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi :
![]() |
Daha geniş bir Alevi coğrafyasında bilinmekle birlikte, özellikle Şah Delil Berhican ocağı çevrelerinde daha çık anlatılan aşağıdaki öykü, günümüzde İran ve Irak sınırları içindeki bölgelerde yaşayan Ehli Hak topluluğunun teolojisinde önemli bir figür olan Şah Fazl'ın öyküsü ile büyük benzerlik gösteriyor: “Nesimi, Pir Sultan ve Nasreddin Hoca, Şah Delil Berhican’ın öğrencileridirler. Şah, bir sonbaharda taliplerini gezmeye çıkar ve evini öğrencilerine emanet eder. Öğrencilerinin eve sahip çıkacak düzeyde olgunlaştıklarını düşünmektedir. Öğrencilerine bıraktığı emanetleri arasında daha önceden kesip dirilterek varlığını yörede kanıtladığı kuzusu da vardır. Bir gün bu üçlü bir araya gelir ve kuzuyu bir kez de kendileri kesip diriltmeye karar verirler. Aralarından sadece Nasreddin Hoca sonradan bu karardan vazgeçer. Fakat Nesimi ve Pir Sultan niyetlerinde kararlıdırlar. Nesimi kuzuyu kesip derisini yüzer, Pir Sultan ayaklarından asarak etin kesilmesine yardım eder, Nasreddin Hoca ise Şah’ın dönüşünde karşılaşacakları sona dair nükteli sözlerle olan biteni izler. Sonuçta, kesilen kuzuyu hep birlikte yerler. Ardından, kemikleri bir araya getirir ve tekrar diriltirler. Ne ki kemiklerden birisini kaybetmişlerdir ve kuzu topallamaktadır. Şah, dönüşünde kuzunun topalladığını görür ve durumu anlar. Bunun üzerine öğrencilerini azad ederek, görüldüğü üzere artık kendisine ihtiyaçlarının kalmadığını söyler ve öğrencilerine, kuzusuna yaptıklarını çekmekle cezalandırarak yol verir”(1) Şah Fazl’ın öyküsü “Tanrı’nın yeryüzündeki tecellilerinden birisi olan Şah Fazl ve aslında birer yardımcı melek olan yoldaşları Mansur, Nesimi, Zekeriya ve Turka ıssız bölgelerde dolaşmaktadırlar. Bu gruba, ilk dişi ruhu (ilk bakire anne) simgeleyen Ayine ve kuzu şeklinde tekrar dünyaya dönen Barra eşlik etmektedirler. Bu yolculuklar esnasında kuzu Barra tekrar tekrar kesilmekte ve kemikleri kırılmadan yenilmektedir. Ardından Şah’ın sihirli asası ile tekrar dirilmektedir. Şah’ın uzun süre ortadan kaybolduğu bir zamanda, Ayine’nin ikazlarına rağmen, Mansur, Nesimi, Zekeriya ve Turka, Barra’yı tekrardan diriltebileceklerine güvenerek, açlıklarına dayanamayarak Şah’a ait olan kuzuyu keserler. Fakat tekrar diriltmeyi başaramazlar. Bunun üzerine Şah’ın tepkisinden korkan dörtlü Barra’nın kemiklerini saklar. Şah Fazl dönüşüyle birlikte Barra’nın yokluğunu fark eder ve nerede olduğunu sorar. Kimseden cevap çıkmaması üzerine Şah, Barra’ya ismiyle hitap eder ve kemikler saklandıkları yerden cevap verirler. Olanlar açığa çıkınca Şah’ın yoldaşları Barra’nın kemiklerini önüne koyarlar ve Şah, Barra’nın kemiklerine sorar: - Seni kim boğazladı? - Turka. - Kim derini yüzdü? - Nesimi. - Kim seni ateşe koydu? - Mansur. - Kim senin etini doğradı? - Zekeriya. Bunun üzerine Şah, yoldaşlarını yaptıklarını çekmekle cezalandırır ve hepsinin akıbeti verdikleri cevaplarla gelir”.(2) (1) "Tunceli’de Sünni Olmak: Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki", Yüksek Lisans Tezi, Ahmet Kerim Gültekin, Ankara - 2007 (2) Bruniessen, Martin Van. 2004. "Türklük Kürtlük Alevilik–Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri", İstanbul: İletişim Yayınları. Konu Naki tarafindan (11-24-2011 Saat 14:42 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post: | Hamza Aksüt (11-24-2011), Musali Sar (11-24-2011) |
|
|
#4 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3343 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Makaledeki bazı yanlışlara değinmek istiyorum.
1-Ocağın kurucusunun unvanı Şah değil Şıhtır. Araştırmacı, kaşla göz arasında şıhı şaha çevirmiş. Alevi terminolojisinde şıhın bulunmadığını sanmasının bir gereği olarak bunu yapmış herhalde. Araştırmacının, Şıh Çoban, Şıh Şazeli, Şıh İbrahim Veli, Şıh Ahmet gibi ocaklardan ve onların kurucularından haberinin olmadığını da eklemek gerek. 2-Birkaç ay önce okunan Şıh Delil Berhican şeceresinde Diyarbakır-Karacadağ'dan söz ediliyor. Ayrıca ocak üyeleri Şıh Delil Berhican'ın türbesinin Diyarbakır'da olduğunu söylüyor. 3-Bu aralar Berhican terimini Belh-i Can biçimine çevirip Belh şehrinden geldiğini iddia etmenin altyapısını oluşturmaya çalışanlar var. 4-Şıh Delil Berhican ocağı, Avuçan ocağına bağlıdır. Şıh Çoban ocağıyla musahipliği olduğuna dair bilgiler de derlenmiştir. Saygı ve sevgiyle... |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Hamza Aksüt For This Useful Post: | Emo84 (11-24-2011), Musali Sar (11-24-2011) |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| aleviliğiand#8217nin, and#8220şah, berhicanand#8221, delil, dersim, eksik, kısa, notl, parçaları, tunceli, üzerine |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| “o Deli, Kara çocuk”* Ahmet Kaya; “mümkünse Farzedin Yaşamamiştir…” | Devrim06 | Serbest Kürsü | 0 | 10-06-2008 11:46 |
| “bizim Kabemiz Abd” Diyenin, “kabesi Insan” Aleviye Sözü Geçmez. | TURAN ESER | Karışık Köşe Yazıları | 0 | 09-17-2008 10:24 |
| Ankara’da Halk “Barınma Hakkı, Su ve Ekmek” İçin AKP’ye Yürüdü! | Çopur | Türkiye Gündemi | 4 | 06-23-2008 14:40 |
| “Atatürk’ü sevmiyorum” | cetin aktas | Türkiye Gündemi | 8 | 06-11-2008 20:05 |
| şeyh Delil Berhican Ocaği | Sedat | Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları | 0 | 06-02-2008 19:13 |
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||