![]() |
|
![]() |
|||||||
| Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları Aşiret / Ocak / Köken Araştırmalarını paylaşabileceğiniz alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Yeni Üye |
değerli büyüklerime ve kardeşlerime saygılarımı sunuyorum
kendim alevi türküm malatya arguvanlıyım benim merakım türkiye de alevi mezhebine bağlı abdallar a çepniler e yörükler e ve tahtacılar a HACI BEKTASI VELİ (nevşehir) her sene ailece ziyaret ederiz ve cok insanlar gelir bir cok yerden ve ordada kırşehir den geldiklerini aslen horasanlı olduklarını türkmen abdal olduklarını söyleyen vatandaşlarımız var ve kendim de merak ediyorum kim abdal lar nerden gelmedirler soy olarak horasandan geldiklerini türk olduklarını söylüyorlar ve kendim bilgi ögrenmek istedim ve bircok site de farklı konumlar söyleniyor bazı sitelerde çingene olduklarını kendi dilleri olduğunu kimi siteler ise afganistan da da abdal lar ın oldğunu söylüyorlar ve benim bilgi almak isteğim şöyle abdallar kim türk mü nerden gelmişler soyları kim ve nerde sizlerden ricam değerli büyüklerim ve kardeşlerim bilgi verirseniz cok memnun olacağım değerli büyüklerim ve kardeşlerim sizlere saygılarımı sunuyorum |
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to Yunus Emre For This Useful Post: | Baba İlyas (02-18-2011), Devrim06 (02-18-2011), esonto58 (02-18-2011), Hamza Aksüt (02-18-2011), Mananali (02-20-2011), İşcanbaba (02-18-2011) |
|
|
#2 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.710
Thanks: 2324
Thanked 3629 Times in 1422 Posts REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
kardeş bu konuda en güvenilir bilgileri sitemiz yazarlarından sayın hamza aksütten alabilirsin ayrıca onun aleviler adlı kitabında da abdallarla ilgili bir bölüm var senin sorularınla ilgili şunu söyleyebilirim abdallarla çingeneler birbirinden farklı topluluklardır bir de şunu eklemek isterim hangi etnik kökenden olmalarından ziyade onların alevi olmaları daha önemli zira dünyada türkçe,kürtçe,arapça,farsça,arnavutça konuşan milyonlarca alevi var saygılar...
''SÖZ KONUSU ALEVİLİKSE İSLAM TEFERRUATTIR.''
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to esonto58 For This Useful Post: | Yunus Emre (02-18-2011) |
|
|
#3 | |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Devrim06 For This Useful Post: | Yunus Emre (02-18-2011) |
|
|
#4 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Doç. Dr. Ejder OKUMUŞ∗
Özet / Abstract: Bu çalışmada, Türkiye’de yaşayan Abdalların kendilerine özgü sosyal, kültürel, ekonomik ve dinsel özellikleri marjinallikleri bağlamında, K. Maraş, Nurdağı ve Diyarbakır örneğinde kendileriyle yapılan bir takım görüşmeler (görüşme tekniği) ve yazılı metinler (dökümantasyon tekniği) çerçevesinde ele alınmaya ve anlaşılmaya çalışılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Abdal, marjinallik, din, değişim, dindarlıkta canlanma ABDALS AS A MARGINAL GRUP IN THE TURKEY This study aims to investigate the specific social, cultural, economic and religious characteristics of Abdals who live in Turkey in the context of their marginalities, and in the samples of Kahramanmaras, Nurdagi and Diyarbakir with the techniques of interview and documentation . Key words: Abdal, marginality, religion, change, increasing in religiousity Kul Himmet üstâdım ummâna dalam Gidenler gelmedi bir haber alam Abdal oldum şal giyindim bir zaman Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kul Himmet Su dibinde mâhi ile sahralarda âhû ile Abdal olup yâ-hû ile çağırayım Mevlâm seni Yunus Emre GİRİŞ Abdallara, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde farklı isimler verilmektedir. Diyarbakır’da aşık, mıtrıp vb., Urfa ve Adıyaman’da gevende veya govende, Gaziantep ve K. Maraş’ta abdal, kirve vb. Veya değişik yerlerde Carcar, Teber, Tencili, Fakcılar, Begdili vs. bu cümleden olarak zikredilebilir. Turkiye’de yaşayan Abdalların genel olarak hayatlarına bakıldığında, sosyal, kültürel, ekonomik ve dinî yönden toplumun diğer kesimlerinden bir takım farklılıklara sahip oldukları görülür. Bu onların marjinallikleriyle yakından ilişkilidir. Marjinal oldukları için mi öyledirler yoksa öyle oldukları *Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 594 için mi marjinaldirler, onu şimdilik bilemiyoruz. Ancak onların marjinal oldukları bir gerçek. O halde Türkiye’de yaşayan abdallar, marjinal bir grup olarak ele alınabilirler. Türkiye’nin periferik sosyal unsurlarından biri olan Abdallar, ilk etapta kendi hallerinden memnunmuş ve toplumun sosyo-kültürel normlarıyla uyum içinde bulunuyorlarmış gibi görünseler de yakından bakıldığında, kendileriyle görüşülüp konuşulduğunda, durumları yakından gözlemlendiğinde, durumun hiç de öyle olmadığı, kendilerini marjinal gördükleri, marjinalliklerinin farkında oldukları ve buna bağlı olarak toplum tarafından damgalanmışlık ve dışlanmışlık hissine kapıldıkları anlaşılmaktadır. Abdallar, din konusunda görece serbestiyet içerisinde hareket etmekle birlikte yerleşik hayata geçip toplumun diğer kesimleriyle ilişkilerinin gelişmesine paralel olarak dindarlık eğilimlerinde artış gösterdikleri görülmektedir. Beş vakit namaza devam, camiye gitme, hacca gitme gibi ibadetlerin oranında artışlar olduğu söylenebilir. Abdalların, abdallığın tarihsel kökenlerine bakılırsa, tasavvuf, Bektaşilik ve Alevilik ile ilişkili oldukları görülür; ancak günümüzde Diyarbakır, K. Maraş ve Gaziantep’teki Abdal veya Aşıklarla yaptığımız görüşmelerde de yakinen gördüğümüz gibi içinde yaşadıkları şehir halkının mezhep ve dinî yaşantısına uyum göstermektedirler. Örneğin K. Maraş’ta Hanefî mezhebini benimsemiş, Diyarbakır’da ise Şafiî mezhebini benimsemiş görünmektedirler. Bu çalışmada Türkiye’de yaşayan ve şimdilik çok yavaş da olsa bir kimlik bilinci kazanmaya başlayarak sosyo-kültürel, ekonomik, dinsel vb. varlık sahnesinde yer almaya çalışan Abdalların sosyal ve dinsel durumları, yazılı metinler ve kendileriyle yapılan bir takım görüşmeler çerçevesinde ele alınmaya çalışılmaktadır. Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 595 1. ARAŞTIRMANIN TEORİK BOYUTLARI 1.1. METODOLOJİ 1.1.1. Araştırmanın Konusu, Önemi ve Amacı Araştırmanın konusunu, Türkiye’nin K. Maraş, G. Antep ve Diyarbakır illerinde yaşayan Abdalların marjinal bir grup olarak sosyal ve dinsel durumları teşkil etmektedir. Türk toplumunun periferisinde bulunan Abdallar hakkında yapılan çalışmaların azlığı hesaba katıldığında araştırmanın önemi bir kat daha artmaktadır. Marjinalitenin, sosyal hayatta dışarıda kalmanın, bir anlamda toplumsal dışlanmışlığın, merkeze göre kenarda bulunmanın, sosyal sapmanın vs. sosyal araştırmalar açısından sahip olduğu önem de buna ilave edildiğinde, konuyu araştırmanın çok önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Araştırmada, Abdalların toplumun diğer kesimleriyle ilişkileri, marjinallikleri, toplum içinde kendilerini nasıl hissettikleri, nasıl konumlandırdıkları, toplumun periferisinde nasıl yaşadıkları, periferiden merkeze nasıl baktıkları, toplumun periferisinde toplumsal dışlanmışlık ve damgalanmışlıklarının ne düzeyde olduğu, topluma uyum ve entegrasyon boyutlarının ne olduğu, eğitim durumlarının ve ekonomik durumlarının ne olduğu, ayrıca onların marjinal bir yaşam içinde dini nasıl yaşadıkları, dinle ilişkilerinin ne olduğu, dindarlık düzeylerinin ne olduğu gibi hususları ele almak ve bu hususların anlaşılmasına, aydınlığa kavuşmasına katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. 1.1.2. Araştırmanın Hipotezleri 1. Abdalların marjinallikleri ile sosyal durumları arasında ilişki vardır. 2. Abdalların marjinallikleri ile toplumsal dışlanmışlıkları ve damgalanmışlıkları arasında ilişki vardır. 3. Abdalların marjinallikleri ile eğitim durumları arasında ilişki vardır. 4. Abdalların marjinallikleri ile zihniyet yapıları arasında ilişki vardır. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 596 5. Abdalların marjinallikleri ile ekonomik durumları arasında ilişki vardır. 6. Abdalların marjinallikleri ile dinsel durumları arasında ilişki vardır. 7. Abdalların dinsel durumları zamanla değişim geçirmekte ve canlanma göstermektedir. Bunun genel değişimle ve yerleşik hayata geçmekle ve şehirleşmeyle ilişkisi vardır. 8. Abdalların marjinallikleri, toplumun diğer kesimleriyle uyumsuzluk oluşturmuyor. Bunun daha çok siyasal bir duruşa sahip olmamalarıyla ve ayrıca marjinalliğe bağlı olarak kendini gösteren dışlanmanın onları şimdilik toplumu öteki olarak görmeye itecek boyutlarda olmamasıyla ilişkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda denilebilir ki Abdalların marjinalliklerinin uyumsuzluk konusunda sorun oluşturmaması, halkın onları şiddetli bir biçimde dışlamaması ve onlara uyumsuzluğa götürecek boyutta kötü muamele etmemesiyle ilişkilidir. 1.1.3. Araştırmanın Sınırları Araştırma, Şubat-Mart 2003’te Abdallardan K. Maraş’ta 25, G. Antep’te 25 ve Diyarbakır’da 25 olmak üzere toplam 75 kişi üzerinde görüşme tekniğiyle yapılmış olup Abdalların sosyal ve dinsel durumlarını anlama ve ortaya koymaya çalışmakla sınırlıdır. Araştırmada elde edilen bulgu veya sonuçlar, örneklem ile mahdud olup araştırma, belli bir zaman dilimi dahilinde gerçekleştirildiği için deneklerin zamanla tutum ve davranışlarının değişebileceği düşüncesiyle (Koştaş, 1995: 21) araştırma bulgularının anket ve mülâkâtın yapıldığı zamanla sınırlı olduğu vurgulanmalıdır. Ancak belirtilmelidir ki Türkiye’de Abdalların durumlarının çok yavaş değiştikleri düşünüldüğünde, araştırma bulgularının geniş bir zaman için geçerli olabileceğini söylemek mümkündür. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
1.1.4. Araştırmanın Yöntemi
Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 597 Araştırma, tarama modeli esas alınarak yürütülmüş olup hem dökümantasyon tekniğinden yararlanarak Abdalların geçmişi ve bugünüyle ilgili bilgilere ulaşmak amacıyla yazılı metinlere başvurulmuş, hem de araştırma konusu olan Abdalların bugününe ilişkin halen var olan sosyal ve dinsel durumları görüşme tekniğiyle betimlenmeye, kendi şartları içinde olduğu gibi ele alınmaya, anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Görüşmeler, yarı yapılanmış görüşmeler (Karasar, 1994: 168) biçiminde olup araştırmacı tarafından sorulan sorular ve görüşülenler tarafından verilen cevaplar, anında kaydedilmiştir. Görüşmeler, bireysel düzlemde yapıldığı gibi grup düzleminde (Bkz. Arslantürk, 1995: 102) de yapılmıştır. Grup görüşmelerinde çeşitli konular, ortaya konulmuş ve o konular etrafında tartışmalar yapılmıştır. Bazen grup üyelerinin birbirleriyle tartışmaları sağlanmaya çalışılarak durumları en iyi şekilde anlaşılmak istenmiştir. 1.1.5. Araştırmanın Kavramları 1.1.5.1. Marjinalite ve Marjinal Grup Marjinalite, pek çok düz ve yan anlamları bulunan ve sosyal bilimciler arasında da farklı kullanımları olan (Cullen ve Pretes, Nisan 2000) bir kavramsallaştırmadır; ancak burada konumuzun sınırları içerisinde bazı noktalara temas edilecektir. Marjinallik, modern toplumlarda dinamik bir kavramdır (Fichter, ty.: 197). Bundan dolayı denilebilir ki marjinal kavramının kendisi, marjinal birey ve grup gibi marjinal değildir. Marjinallikle toplumsal dışla(n)ma arasında yakın anlam ilişkisi bulunmaktadır. Toplumsal dışlanma, ister toplumsal haklarla, insanların bu hakları kullanmalarına set çeken engeller veya süreçlerle ilişkili olarak tanımlayan kullanım biçiminde olsun, ister Durkheimci bir referans çerçevesini açığa vuran yazarların kullandığı biçimiyle toplumun genelinden sosyal veya SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 598 normatif bakımdan tecrit edilme durumu olarak anlaşılsın, isterse çok kültürlü toplumlarda görülen aşırı marjinalleşme durumları için kullanıldığı biçimiyle olsun (Marshall, 1999: 150) her halükarda bir şekilde marjinallikle hemen hemen aynı şeye göndermede bulunmaktadırlar. Bazen de marjinallikle sosyal dışlanmadan biri diğerinin nedeni veya sonucu olabilir. Marjinalite (marjinallik), sözlük anlamı itibariyle kenarda olmaklığı, sosyolojik anlamda ise toplumda bir grubun, önemli bilgisel, ekonomik, dinsel veya siyasal güç konum ve sembollerine ulaşmasının engellenmesi durumunu ifade etmektedir. Marjinalizasyon (marjinalleşme) ise toplumda bir grubun, önemli bilgisel, ekonomik, dinsel veya siyasal güç konum ve sembollerine ulaşmasının engellenmesi süreci anlamına gelmektedir (Marshall, 1999: 472) O halde marjinal grup, toplumda önemli bilgisel ekonomik, dinsel veya siyasal güç konum ve sembollerine ulaşması engellenen toplumsal birlik olarak tanımlanabilir. Marjinal gruplar, genel bilgi ve güç/iktidar alanları içinde eşitsiz ve dezavantajlı bir pozisyon işgal ederler. Onlar, normatif eşitlik iddialarına ve aidiyet duygularına rağmen, sosyal hayata tam katılımdan dışlanırlar. Klasik literatür, belirsiz aidiyet durumuyla başlıyor. Fakat daha sonra oldukça spesifik durumlara veya tarihsel tiplere dayalı genel marjinallik modelleri gelişiyor. Örneğin Simmel gibi bazı sosyal bilimciler, marjinallikte yabancı bir toplumda oturmayı, herhangi bir akrabalık, sadakat veya iş bağı vasıtasıyla, çevresindeki toplumun üyelerine temelde bağlı olmayan hareketli insan olmayı esas alırken, Robert Park gibi bazı sosyal bilimciler, iki toplumun marjında yaşayan grupları marjinal gruplar olarak ele almaktadırlar. Park’a göre marjinalin tipik durumu, melez olması, büyük ölçekli göç veya emperyalizmin tarihsel bir ürünü olmasıdır. (Brodwin, Yaz 2003: 387; Alfred, Bahar 2001) Marjinallikte toplumun sosyal davranış kalıplarının dışına tamamen çıkmak gibi bir durum yoktur. Marjinal grup, sosyal davranış kalıplarının ne tam dışında, ne de tam içinde bulunan ve de toplumla tam olarak bütünleşememiş topluluklardır. Denilebilir ki marjinal grup, sosyo-kültürel sistemin kabul edilmiş sınırlarının marjininde, yani periferisindedir. Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 599 Marjinalliğin modern anlamıyla ortaya çıkmasında kentin rolü büyüktür (Wacquant, Eylül 1999). Kent hayatı, göçlerle, yoksulluk ve yoksunluklarıyla, sosyal eşitsizlikleriyle marjinalite ve marjinal gruplar üretmektedir. Genel olarak bakıldığında da, marjinalliğin toplumsal eşitsizlikle (Bkz. Peace, Temmuz 2001) içiçe geçen bir ilişkisi söz konusudur. Yerine göre marjinallik, toplumsal eşitsizlikten doğarken, toplumsal eşitsizlik de marjinallikten doğabilir. Ayrıca marjinalite, etiketleme, damgalama, sapma, önyargı, azınlık, sosyal adalet ve adaletsizlik, istismar, diskriminasyon gibi olgu, süreç ve kavramsallaştırmalarla da ilintilidir. Marjinaliteyle ilgili önemli bir husus da marjinalitenin toplum bütünü için pozitif mi yoksa negatif mi olduğudur. Tabii ki bu konuda çeşitli yaklaşımlar getirilmiş ve getirilebilir. Gerçekte marjinalliğin merkez için ve de marjinal grubun kendisi için olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz yönleri de bulunabilir. Burada bilinmesi gereken marjinalitenin mutlaka olumsuz bir durumu ifade etmediğidir. Nitekim Abdallarda da durum böyledir. Abdalların marjinalliklerinin, toplum için, toplumun ana kültürü için ve de kendileri için olumlu tarafı da var, olumsuz tarafı da. 1.1.5.2. Abdal Abdal sözcüğü, değişmek, değiştirmek, bir şeyi bir şeyin karşılığında o şeyin yerine koymak anlamına gelen Arapça “b-d-l” fiil kökünden bir şeyin yerini tutan, karşılık, vekil, tanık, temsilci gibi anlamlara gelen “bedel” sözcüğünün çoğuludur. Genel olarak zahid, derviş, dindar insan, ermiş, kalender insanlar için kullanılır. Budalâ da denir. Tasavvuf dilinde dinî hiyerarşide önemli bir pozisyonu işgal eden zatlar için kullanılır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Örnekleriyle Türkçe Sözlük’ünde Abdal sözcüğünün anlamına ilişkin şu bilgilere yer verilmektedir: (1) Gönlünü Allah’ a vermiş, dünya ile ilgisini kesmiş gezici derviş. Bunlar eskiden “Yâ Hû” diye seslenerek dolaşırlardı. (2) Temiz yürekli, saf derun. (3) Yoksul. (4) Bir şeye SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 600 akıl yormaz, kalender yaşayışlı ve derviş kimse. Aynı sözlükte Abdalân (Abdallar) ise, tarikat inanışında Allah’a varma yollarının en yüksek seviyelerine varan kimseler olarak tanımlanır. (Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 1995: 4) Bir başka sözlükte (Eren ve Diğerleri, 1988: 2) Abdal sözcüğünün karşısında şu bilgiler bulunmaktadır: (1) Safevîler devrinde İran’da yaşayan Türk oymaklarından biri. (2) Anadolu’da yaşayan bir takım oymaklara verilen ad: Geygel Abdalları. Abdal, eskiden bazı gezgin dervişlere verilen ad: “Dağ yürümezse abdal yürür.” (Atasözü). “Varıp yaslanayım Hacı Bektaş’a/ Abdalın olayım çullar içinde” (Gevherî) Abdallara Anadolu Türkmenleri arasında Gegel de denilir. (Yörükan, 1998: 403) |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Devrim06 For This Useful Post: | Baba İlyas (02-18-2011) |
|
|
#6 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
1.2. GENEL OLARAK ABDALLAR
Yukarıda ifade edilen sözlük anlamlarına uygun olarak Abdalı, bazı tarihî şahsiyetlerin mahlasları olarak görmekteyiz. Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Abdal Musa, Koyun Abdal, Küçük (Köçek) Abdal, Meczub Abdal gibi şahsiyetleri bu cümleden zikretmek mümkündür. XII/XIII. yüzyılda Selçuklular döneminde Horasan’dan Anadolu’ya gelen, Osmanlı devletinin kuruluşunda önemli rolleri olan Horasan erenleri de “Abdalan-ı Rum“ (Anadolu Abdalları) adını almışlardır. Abdal oymakları, belgelerde Türkmen taifesi olarak gösterilmiş ve hem Türkmen aşiretleri, hem de Türkmen cemaatleri başlığı altında zikredilmişlerdir. Abdallar, soy itibariyle Türkmendirler. Bugünkü Anadolu Abdalları Babâî Türkmenlerinin bâkiyeleridirler. (Ülkütaşır, 1940) Bugün Abdallar, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yaşamaktadırlar. Antalya, K. Maraş, G. Antep, Adana, Ş. Urfa, Konya, Sivas, Osmaniye, Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 601 Amasya, Dinar, Osmancık, İskilip, Van, Merzifon, Mecitözü, Havza, Karaman, Kulu, Mut, Muş, Elmalı, Keskin, Kırşehir, Niğde Çiçekdağı, Tarsus, Erzurum, Hatay, Eskişehir, Burdur, Tokat, Nevşehir, Tunceli, Manisa, Zonguldak vs. gibi yerleşim birimlerinde Abdallar yerleşik hayata sahiptirler. Denilebilir ki günümüzde Türkiye’nin hemen her yerinde Abdallar yaşamaktadır. Abdallarla ilgili önemli bir husus, onların Çingene veya Romanlarla aynı toplumsal grup olmadıklarıdır. Bu hem tarihi belgelerde böyledir, hem de kendileri de bunun böyle olduğunu özellikle belirtme ihtiyacı hissetmektedirler. Abdallar, Türkiye’nin dışında Afganistan, Çin, Azarbeycan, Türkmenistan gibi ülkelerde de yaşamaktadırlar. Yapılan çalışmalar, bunların da aslında bazı özelliklerinin Türkiye’deki Abdallarla benzer olduğunu göstermektedir. Bu Abdallar hakkında A. D. Gülçiçek’in verdiği bilgilere göre “ilk düzenli çalışmayı yapanlar, F. Grenard (Le Turkestan et le Tibet, Leroux 1898), P. Pelliot (Les Âbdâl de Painâp, in: Journal asiatique, Xe Série, t. IX, 1907,) ve Albert v. Le Coq (Die Abdal, in: Baessler-Archiv, Band II, Leipzig/Berlin 1912) gibi batılı ararştırmacılar ve şarkiyatçılardır. F. Grenard, 1893’te yaptığı Orta Asya seyahatında, Çin Türkistan’ın Keriya (Kéria) bölgesinde 50 Abdal ailesiyle karşılaşır. 7 veya 8 Abdal ailesiyle de Qarqan (Tchertchen)’da buluşur ve bunlar hakkında geniş bilgiler verir. Grenard’a göre, komşuları Türkler’den tip olarak pek farkı olmayan, ama kendilerine özgü, daha çok Farsça temeline dayanan bir dil konuşan, buradaki halk grubuna ‘Abdal’ denir. Onlar ise, kendilerini ‘Heynou’ (Äynu) diye adlandırırlar. Ellerinde doğru dürüst arazi veya toprak bulunmayan bu insanlar, meslekî olarak, daha çok hasır işleriyle uğraşırlar. İnanç yönünden, Müslüman olduklarını söyledikleri hâlde, diğer Müslümanlarla fazla ilişkileri yoktur; birbirlerine kız alıp vermezler. Grenard, buradaki Abdallar’la ilgili yaptığı ilk tespitte, bunların köken olarak, bir çeşit yerleşik Luli-Çingeneleri olabileceğini varsayar. Fakat, bunların gelenek, görenek ve yaşam tarzları bakımından birbirinden çok farklı gruplar olduğunu görünce, daha sonra, yaptığı bir tespitte, bu Abdallar SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 602 grubunun, Doğu Türkistan’da yaşayan ve 8. yüzyılda kimisi zorla, kimisi de isteyerek Şii-Müslüman olan İran kökenli bir grubun olduğu sonucuna varmıştır. Üzerlerindeki, ortodoks Sünni iktidarların baskılarından dolayı, tasavvufa dayanan inançlarını gizlemek zorunda kalmışlardır. Kendilerinin anlattığına göre, ataları, Irak/Kufe kentinden, Hz. Ali’nin torunlarından İmam Mehmed Gazâli’nin maiyetindeki bir ordu ile Doğu Türkistan’a gelmişler, orada kâfirlerle savaşırken, bir kısmı şehit düşmüş, kalanlar da Kâşgar yöresine yerleşmişlerdir. Fransız sinolog (Çinbilimcisi) Paul Pelliot ise, 1906’larda Orta Asya’da yaptığı araştırma gezisinde, ‘Les Abdals de Painap’ adlı yapıtında, Çin Türkistanı’nda Painap köyünde yaşayan Abdallar’dan söz eder. Kaşgar bölgesindeki Türklerin anlattıklarına göre, Abdallar, kendileri gibi aynı dili konuşan bir Müslüman topluluğudur. Onlara göre, Abdal deyimi, ayrı bir halk topluluğuna değil, farklı tiplerdeki gezgin dervişlere verilen bir isimdir. Pelliot’a göre, ‘Abdal’ deyiminin, Grenard’ın anlattıklarının dışında, ayrı bir anlamı ve özelliği vardı. Pelliot, Kaşgar yakınlarındaki Paynap (Painap) köyünde yaptığı araştırmada, Kerya ve Qarqan’daki Abdalların aksine, buradaki –hemen hemen 400 aileden oluşan– Abdalların, Türk komşularıyla çok yakın ilişkileri olduğunu, birbirine kız alıp verdiğini, hatta Türkler tarafından, bu Abdallar grubuna, gösterdikleri bazı kerametlerden dolayı, saygı duyulduğunu, onlar gibi çiftçilik ve ticaretle uğraştıklarını, gezgin Abdalların Kaşgar Türkçesi dışında, Farsça, Kırgızca, Hintçe, Kipçakça ve Arapça gibi bazı dilleri de öğrendiklerini belirtmektedir. Dedelerinin, çok eskiden, Irak veya İran’daki Darvet (Darband) bölgesinden Paynap’a göçtüklerini söylerler. Pelliot, diğer bölgelerdeki Abdallar konusunda fazla bilgi edinemez, yalnız Tezgün (Kaşgar/Shule)’de 5 Abdal ailesinin bulunduğunu belirtmektedir. Grenard gibi, Pelliot da, Abdalların kendilerini ‘Heunou’ (Äynu) ve bazılarının da ‘Gilaman’ olarak adlandırdıklarını; konuştukları dilin, daha çok Farsça kökenli olduğunu yazmaktadır.” (Gülçiçek, 2004) Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 603 Albert von Le Coq da Abdallar’la ilgili önemli bilgiler verir. Le Coq, Çin Türkistanı gezisi esnasında Eylül 1906’da Ak-su, Uch-Turfan ve civarına da uğradığından ve buralarda, örneğin Hotan, Keria ve Kaşgar ve civarlarında Doğu Türkçe’si konuşan ve kendilerine Abdal denilen insanların köylerinin olduğundan bahsetmektedir. (Le Coq, 1928: 39) Le Coq, bir zamanlar Venedik’li gezgin Marco Polo’nun da ziyaret ettiği (1275) Hotan’da geçirdiği bir kaç gün içinde, etrafında bulunan, özellikle Swat ve Bagaur’lu Afgan tüccarlarından şehirde ‘Abdal’ adında bir halk grubunun bulunduğunu öğrenir. Bunun üzerine, Rıza Mulla önderliğinde, beyaz giyinmiş, sakallı bir Abdal grubu kendisini ziyaret eder. Le Cop, bunlardan edindiği bilgilere göre, Çinliler, Doğu Türkistan’ı tekrar fethedince, 40 Abdal’ı çiftçi olarak Yürünkaş civarındaki Tamegil bölgesine yerleştirmişler. Önceleri konar-göçer yaşayan bu Abdallar, kalbur, süpürge ve kaşık gibi ev eşyaları yaparak, müzikle uğraşarak geçimlerini sağlarlarmış. Bunlar, Müslüman olduklarını söylerler ve geleneklerini sürdürürler, ama Türkler’le, Hind ve Afgan Müslümanlarla pek ilişkileri yoktur, sadece kendi aralarında kız alıp verirler, yemek yerler, tütün içerler. Onlar da, bunları, hakiki Müslüman saymazlar; tavşan ve kertenkele gibi mekruh (şeriatça yasak edilmeyen, ama zorda kalmayınca da yenilmesine müsaade edilmeyen) hayvanların etini çekinmeden yediklerini söylerler. Le Coq, 1901-1902’de Berlin Şark Komitesi (Berlin Orient-Comi-té) tarafından İslahiye yakınlarındaki Zincirli (Zencirli) köyünde, eski kale tepesinde bir araştırma yapmak için gönderilen araştırma görevlileriyle birlikte gönüllü stajyer olarak Adana’ya gider, oradan da Zincirli’ye geçer. Burada Musa ve oğlunun adı Ali olan iki Abdal’la karşılaşır. Baba-oğul, arasıra Alman araştırmacılarının depolarına gidip, onlara keklik ve ağaçtan yaptıkları ev eşyaları satıyorlarmış. Le Coq, bir gün (5 Mayıs 1902’de), Kürtçe ve Türkçe’nin dışında kendilerine özgü başka bir dil de konuşan bu iki Abdalı, içeri davet eder. Bunlardan dinlediği bir Kürtçe kahramanlık türküsü dikkatini çeker. İslahiye yakınlarındaki Karaburçlu köyünden olan bu Abdallar, Türkler tarafından ‘Abdal’, Kürtler tarafından ise ‘Gewende veya Gawende’ olarak adlandırılırlar. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 604 Rışvan ismindeki bir Kürt aşireti nin Delikan taifesine mensup olan bu Abdallar ise, kendilerine ‘Teberci’ derler. Zincirli köyü civarındaki Abdallar’ın bütün varlığı bir kara çadır, bir inek, bir de avurtları çökük bir eşektir. Gayet fakir olan bu insanlar, ağaç kaşık, iğ (kirmen, eğirmen; kürtçe: teşi veya serteşi), tütün tahtası (dar-i tütün), müzik aletleri, özellikle ‘tambur’ dedikleri bağlama (saz), su fıçısı veya testisi, sepet ve elek yapıp satarak, düğünlerde müzik yaparak, ayrıca keklik tutarak geçimlerini sağlıyorlar. Bunlar daha çok kendi aralarında kız alıp veriyorlar. Müslüman olduklarını söyledikleri hâlde, kurallarını pek önemsedikleri yoktur. Le Coq, Zincirli’deki Abdallar’ın konuştukları dil hakkında bir ses kaydı yapar, kendisi erken dönmek zorunda kaldığı için, bunu W. Foy’a bırakır. W. Foy, değerlendirmesinde, Teberci Abdalların göçebe Yürüklerin bir kolu olduğunu, fakat onlardan farklı bir dil konuştuklarını yazmaktadır. Dilleri, cümle kuruluşları, fil çekimi yönünden Güney Türkçesine benzediği halde, sözcük bakımından, daha çok Kürtçe, bazı kelimeler Çingenece ve Anadolu’nun artık kaybolmuş bazı sözcüklerinden oluşmaktadır. Le Coq, bu dilin, Urumiye gölü civarındaki Hallac köylerinde yaşayan Teberci ve Domaların; Batı İran’da ‘Kara-cı’ dedikleri Çingenelerin (Romların) lehçesiyle yakın benzerlikleri olduğunu yazmaktadır. Doğu Türkistan’daki Abdallar’la igili önemli bir çalışmayı da 1906/1907’lerde C. G. Mannerheim, Kaarlo Hilden ve Gustav Raquette yapar. Kaarlo Hilden’in yaptığı daha çok antropolojik bir çalışmadır. Kaarlo, bu araştırmasında, Doğu Türkistan’daki Abdalların kesin olarak Moğol asıllı olmadıklarını, bunların bir ihtimal doğulu, Ermeni ve Turani ırkların bir karışımı olabileceğini belirtmek-tedir. İsveçli Gustav Raquette de, tıp öğreniminden sonra 1886-1921 yılları arasında misyoner olarak Doğu Türkistan’da, bilhassa Kaşgar ve Yarkand bölgelerinde bulunur. 1906’da Yarkand’taki Abdallarla ilgili bazı araştırmalarda bulunur. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Devrim06 For This Useful Post: | Baba İlyas (02-18-2011) |
|
|
#7 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ
605 C. G. Mannerheim 1906-1908 yılları arasındaki gezisinde Hotan civarında bulunan Tamaghil köyüne uğrar. Bu köy Abdallarındır. Mannerheim, gezisinde yaptığı gözlem ve değerlendirmeleri aktarırken “Abdal aşiretinin, Müslümanlar arasında Yahudilerin Hıristiyan ulusları arasındaki pozisyonuna oldukça benzer bir konumda bulunan acayip bir dilenci aşireti olduğunu” söyler. Ona göre “İmam Hüseyin’in ölümünü müteakip memleketlerinden sürülen ve Müslüman ülkelerin çeşitli yerlerinde küçük kolonilere bölünen Abdallar, İmam Hüseyin’in bedduasını almış ve dilenciliği meslekleri olarak kabul etmekle yüzyüze gelmişlerdir. Hem zengin hem de fakir her yıl belli bir zaman için bir dilenci çantasını omuzunda taşımalı ve çevrede dolaşarak sadaka toplamak için dilenmelidir. Onlarla her yerde dilenci değneği taşırken, bazıları paçavra içinde, bazıları iyi giyinmiş ve değerli süs eşyaları, yüzük, kolye, broş vb. takınmış iken karşılaşabilirsiniz. Abdalların dilenci olarak görünüşü o kadar yaygın ki çoğu insan dilencileri Abdallar diye çağırma yanlışına düşmektedirler. Abdallar Abdallar aşiretine ait olduklarını nadiren kabul ederler ve Abdal ismini hakaret olarak algılar gibi görünürler. Sorulduğunda örneğin Tamaghil kabilesine ait olduklarını söylerler. Kısmen Hüseyin’in ölümü kanalıyla meydana gelen dinsel farklılıklardan (Abdallar, Müslümanların Hüseyin’in ölümünün yasını tuttukları günü bir bayram günü olarak kutladıkları söylenir), kısmen de onların dilencilerinin, Starların onların istediklerini vermeleri için hurafelere sapmak ve hilelerle kandırmaya çalışmakla suçlanmalarından dolayı Sartlar tarafından pek sevildikleri söylenemez.” Mannerheim, Tamaghil’de Abdalların mollası ve Yüzbaşı’sıyla da görüştüğünü ve onunla halkının kendisine çok iyi davrandığını, güzel yemekler ikram ettiğini söylemektedir. (Mannerheim, 1969: 92) Mannerheim, ayrıca 28 Eylül 1906’da Yarkand Abdallarının oturduğu Hayran Bağ köyüne de uğrar. Mannerheim 50 hanelik bu köyde Tamaghil’dekinden çok farklı karşılandığını, kendisine bir sürü bahane öne sürüldüğünü ve antropolojik ölçme ve değerlendirmeler için bir molla ve yaklaşık 15 Abdalı toplamakta zorluk çektiğini anlatır. Bu köydeki Abdalların SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 606 çok fakir olduklarını, farklı kökenlerden insanlarla evliliklerinin olduğunu söyler. (Mannerheim, 1969: 110) Mannerheim, aynı gezi kapsamında Hotan ve Yarkand’da yaptığı antropolojik gözlemlerini desteklemek bakımından bir başka Abdallar köyüne daha uğradığından; 28 Ocak 1907`de uğradığı dört köyün aynı isme sahip olduğunu, bu ismin de Painap olduğunu ve Painap adı verilen bu köylerden birinde Abdalların yerleşik olduğundan bahseder. Gözlemlerine göre Painap’taki Abdallar, diğer Abdallardan çok daha fazla zavallı ve perişan görünmektedirler. Onların çoğu profesyonel dilenci olduklarını kabul ederler. Onların büyük bir çoğunluğunun arsa ve arazisi yoktur. Komşu köyler tarafından hor görülmektedirler. (Mannerheim, 1969: 115) Gerek Orta Asya uzmanı M. Aurel Stein’ın 1911-12’lerde Xin-jiang bölgesindeki Abdalların, gerekse Zhao Xiangru ve Haxim’in 1976’da Hotan bölgesinde, Giwoz köyündeki ‘Äynu’ (Eynu), Uygurlar tarafından ‘Abudaerren’ diye adlandırılan Abdalların dilleriyle ilgili yaptıkları araştırmalarda, köken olarak İran’dan gelen bu halkın, konuştukları dilin Hint Avrupa dil topluluğuna dahil olan İran dilinin bir kolu olduğunu, ama zamanla Uygurca’nın etkisinden kalarak birçok değişiklikler gösterdiğini yazmaktadırlar. Sinolog O. Ladstätter ve Türkolog A. Tietze’nin, 1983 ve 1986’ da Xinjiang’a yaptıkları bir araştırma gezisinde, Urumci’de değişik üniversite ve Kaşgar’daki Pedagoji yüksek okulundaki birçok bilim adamlarıyla yaptıkları görüşmelerde yöredeki Abdalların kökenleri ve dilleri hakkında geniş bilgiler edinirler; ayrıca Abdalların yerleşim alanlarını gezerek yerinde incelemelerde bulunurlar. Türkiye’deki etnik gruplarla ilgili, köy birimlerine kadar inerek geniş çaplı bir araştırmayı gerçekleştiren Peter Alford Andrews, Abdallar’la ilgili yaptığı incelemede, yukarıda belirtilen bilgiler dışında, Gaziantep yöresindeki Teberci Abdalların verdiği bilgiye göre, Dedemoğlu önderliğinde Türkmenlerle birlikte, Sivas ve Yozgat yöresinden göç ettiklerini belirtmektedir. Ayrıca, Yozgat bölgesinden Konya’ya göç eden ‘Carcar’ diye adlandırılan Abdallar’ın, Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 607 kendilerini köken olarak Alakeçili Yörükler’e, Güney ve Doğudaki Abdallar’ın bir çoğunun Beydili Oymağın’a, bir kısmının da kendilerini Karakoyunlular’a bağladıklarını yazmaktadır. Yine Andrews’in, Atabeyli’ye dayanarak verdiği bilgilere göre, Antalya’nın Zeytin Köyü mahallesinde oturan Abdalların, kendilerinin Türkmenlerle birlikte Horasan’dan Anadolu’ya geldiklerini belirtmektedir. Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki Türkmen boyları arasında gezerek, onların yaşam tarzları, folkloru, etnik yapıları ve aşiret düzenleri hakkında geniş çaplı bir araştırmada bulunan Ali Rıza Yalman (Yalgın), Gaziantep/Kilis yöresindeki Elbeyli oymağı arasında incelemelerde bulunurken, 1931’lerde (Mayıs ayında) Suriye sınırına hakim bir tepe üstünde kurulan ve elli evden oluşan Yazlıbecer köyünde konaklar. Yazlıbecer, Ağcabekirli ve Elbeyli ile Türkmen ve Yörükler arasında birleşik bir köydür. 1722’lerden önce Şirvanlı aşiretinin kışladığı bu köye, daha sonra Türkmenler yerleşir. (Gülçiçek, 2004) 2. ARAŞTIRMANIN BULGULARI 2.1. ARAŞTIRMANIN ÖRNEKLEMİ Örneklem grubuna sorulan sorulardan grup üyelerinin sosyal ve kişisel karakteristiklerine ilişkin bilgiler elde etmek üzere sorulan olgusal sorularla ortaya çıkan olgusal durum (Sencer-Sencer, 1978: 257), deneklerin yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, medenîlik vb. bir takım özelliklerinin bilinerek söz konusu özelliklerin, sosyal davranışı, sosyal ve dinî yapıyı vs. nasıl etkilediğinin veya tersi bir durumun nasıl olduğunun anlaşılmasına önemli katkıda bulunurlar. Bu nedenle öncelikle örneklem grubunun olgusal durumu ortaya konmuştur. Araştırmada örneklem grubunun olgusal durumunun kapsamına şu durumlar girmektedir: Memleket, cinsiyet, yaş, medenî durum, meslek ve eğitim düzeyi. 2.1.1. Örneklem Grubunun Memleketi Tablo 1: Örneklem Grubunun Memleket Durumu ![]() 2.1.2. Örneklem Grubunun Cinsiyeti Tablo 2: Örneklem Grubunun Cinsiyet Durumu ![]() 2.1.3. Örneklem Grubunun Yaş Durumu Tablo 3: Örneklem Grubunun Yaş, Cinsiyet ve Memlekete Göre Dağılımı ![]() |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
2.1.4. Örneklemin Medenî Durumu
Tablo 4: Örneklem Grubunun Cinsiyete Göre Medenî Durumu ![]() 2.1.5. Örneklemin İş ve Meslek İle Eğitim Düzeyleri Tablo 5: Örneklemin İş ve Meslek Durumları İle Eğitim ve Cinsiyet Durumlarının Dağılımı ![]() 2.1.6. Örneklemin Eğitim Düzeyi İle Memleket Durumları Tablo 6: Örneklemin Eğitim Düzeyi İle Memleket Durumlarının Dağılımı ![]() 2.2. ARAŞTIRMANIN BULGULARI 2.2.1. Abdallarda Sosyal Durum Abdallarda yerleşik hayata hemen hemen tamamen geçildiği söylenebilir. Göçebelik neredeyse kalmamış görünmektedir. Çeşitli mevsimlerde, özellikle de yazları iş amacıyla, örneğin çiğ yapmak için, amelelik yapmak için vs. ikamet ettikleri yerden başka bir yere geçici olarak taşınırlar. Dolayısıyla Abdalların büyük ölçüde göçebe hayatı yaşamadıkları söylenebilir. Abdallar veya aşıklar, Türkiye’de bir alt kültür grubu olarak sosyal statüleri itibariyle düşük düzeyde, belki de en düşük düzeylerden birinde bulunmaktadırlar. Kendileri bunun farkındadırlar. Yapılan görüşmelerde bu konuda bir bilgiye sahip bulundukları anlaşılmaktadır. Abdalların kendi dışındaki insanlarla ilişkileri, örneğin arkadaşlık, komşuluk, iş, yolculuk vs. ilişkileri söz konusu statülerine uygun olarak biçimlenmektedir. Abdalların marjinalliklerinin bir gereği olarak kendi içine kapalı entegrist bir grup oldukları söylenebilir. Bu yapının oluşumunda hem kendilerinin hem de toplumun diğer kesimlerinin etkisi bulunmaktadır. Kendileri, örneğin gerek kendi dışındaki insanlara karşı kapalı durmak, gerek sosyal hayata aktif olarak katılmamak suretiyle, toplum da örneğin onları kendi içinde eritmemek, onları ötekileştirmek, sözgelimi bir dönem onları askere almamak (Yörükan, 1998: 108) suretiyle mezkur yapının oluştuğu açıktır. Abdallarla yapılan görüşmelerde onların kendi dışındaki toplum kesimleriyle ilişkileri konusunda çeşitli sorular sorulmuş ve konu grup biçiminde de tartışılmıştır. Onlara “toplumun kendilerini dışlayıp dışlamadıkları” sorulduğunda, genelde dışlandıklarını söylemektedirler. Fakat bu dışlanmışlığın derecesi konusunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kısmı çok dışlandıklarını, bir kısmı ise az dışlandıklarını, bir kısmı ise bunun doğal olduğunu söylüyorlar. Örneğin K. Maraş’dakilerden bir kısmı, K. Maraş’ta kendilerini yabancı hissetmediklerini, ama yine de bir ötekiliğin, ötekileştirmenin var olduğunu belirtiyorlar. “Bunun gerçekten mi olduğunu yoksa bir yanılsama mı olduğunu” sorduğumuzda, biraz düşündükten sonra “ gerçekten dışlanmanın var olduğunu” söylüyorlar. Ancak toplumun diğer kesimlerinin kendilerine herhangi bir maddi veya fiziksel rahatsızlık vermediklerini de özellikle belirtiyorlar. Kendileriyle görüşülenlerden bir kısmı, toplumla ilişkilerini damgalanma ile izah etme yoluna gitmekte, toplumun kendilerini “abdallık”la damgaladıklarını ifade etmektedirler. Örneğin K. Maraş’ta Abdal Halil Ağa’nın Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 613 torunu ve bazı kimseler, Abdal kelimesinin derin ve iyi anlamının olduğunu, bundan gocunmadıklarını, ama insanların bunu bilmediklerini ve bu isimle kendilerini hor ve hakir gördüklerini, kötülediklerini belirtmektedirler. K. Maraş’ta aşiret reisi olarak bilinen ve çevresinde saygın bir yeri olan bir şahsiyet, “Bizi hor görüyor, dışlıyorlar” diyor. Fakat şunu da ekliyor: “Gerçi bana da yakınlıkları var. Mesela muhtarlık teklifi aldım, fakat reddettim.” Bu çerçevede öğretmen olan kişi, başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır: “Bir lokantaya girdim. Sahibi bana ‘gel kirve’ diye çağırdı. Ben de ona ‘başka bir öğretmen gelse ismiyle mi hitab edersin, yoksa başka bir şekilde mi?’ diyerek lokantadan ayrıldım. Bu cümlelerde de belli olduğu gibi kendilerine kirve gibi bir takım adlarla hitab edilmesinden hoşlanmamaktadırlar. Onlardan bir kısmı, insanların kendilerini küçümsediklerini ileri sürmektedir. Damgalanmışlık ve dışlanmışlıklarını izah ederken bazı insanların camide kendileriyle birlikte namaz kılmaktan uzak durduklarını, cami değiştirdiklerini söylüyorlar. Hatta 15-20 yıl önce bazı imamların kendi ölülerinin cenaze namazlarını kılmadıklarını veya kılmak istemediklerini, ama şimdi durumun iyi olduğunu belirtiyorlar. Ama bu tip durumların nadir olduğunu da ekliyorlar. Nurdağı’nda lise mezunu bir şahıs, bir yerel kurumun açtığı sınavları kazandığı halde mülakatta açıkça kendisine Abdal olduğu için işe alamayacaklarını söylediklerini ve bundan kendisinin çok etkilendiğini belirtiyor. Ayrımcılığa maruz kaldıklarını söylüyor. Diyarbakır’da da benzer şeyler söyleniyor. Abdallara komşuluk ilişkileri sorulduğunda, komşularıyla ilişkilerin mesafeli olduğunu, komşuların kendi aralarında kurdukları yakınlığı kendileriyle kurmadıklarını belirtmektedirler. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 614 Abdallar, toplumdan dışarda bırakılmışlıklarını konuşurken siyasete değinildiğinde, önceleri yerel siyasete aktif olarak katılmadıklarını, seçim zamanlarında da çok baskı ve eziyetler gördüklerini, ancak şimdi durumun biraz farklı olduğunu ifade etmektedirler. Yukarıda söylenilenlere bakıldığında, marjinal grup olarak Abdalların topluma uyumu, önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi marjinal gruplar, mevcur sosyal sistemi, sosyo-kültürel sistemi, sosyo-kültürel normları ya kabul eder veya ona karşı çıkarlar ya da kabul ediyor görünebilirler. Görüşme ve gözlemlerden çıkan o ki Abdalların marjinalliği, sosyal uyumu aşırı zorlayan, derin uyumsuzluklar oluşturan bir özellik arz etmez. Abdallar toplumla uyum içinde görünmekte, toplumun sosyo-kültürel norm ve değerleriyle zıtlaşmak istemeyen bir görünüm sunmaktadırlar. Bunu kendilerine sorduğumuzda, “Toplumla uyumlu olmak istediklerini ” özellikle belirtiyorlar. Ayrıca toplumla uyumdan dinin çok etkili olduğunu, çünkü dinde kardeşliğin olduğunu, eşitliğin olduğunu ve din aracılığıyla sosyal uyumun daha iyi sağlanacağını belirtiyorlar. Türkiye’de Abdalların mevcut siyasal düzen ve yasalarla da yaşamak istemedikleri, yasalara uydukları görülmektedir. Abdallarda devlete karşı bir sadakattan söz edilebilir. Abdalların çok önem verdikleri bir husus da kendilerinin Çingeneler ve Gurbetlerle karıştırılmaması gerektiğidir. Çingene ve Gurbetlerin farklı bir topluluk olduklarını ifade etmektedirler. Çingenelerin o bölgelerde sahip oldukları olumsuz imajı paylaşmak istemediklerini belirtmektedirler. Gerçekten de soy, huy vs. bakımından Abdalların Çingenelerle bir ilgileri yoktur. Kendileri de zaten Çingenelerle ilişkilendirilmekten veya aynı görülmekten hiç hoşlanmazlar. (Güzelbey, 1972) |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.522
Thanks: 7733
Thanked 12691 Times in 5974 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ
615 Yapılan görüşmelerde kendilerinin dernek vs. belli çatılar altında örgütlenmeleri konusunu açtığımızda, öyle bir bilinç ve eğitim düzeylerinin olmadığını ifade etmektedirler. Abdallarda kahvehane kültürünün yaygın olduğunu da belirtmeliyiz. Davul çalmadan arta kalan geniş zamanı kahvehanede geçirdikleri görülmektedir. Kendi oturdukları mahaldeki bir kahvehaneyi mekan tutarlar ve “boş zamanlar”ını orada geçirirler. O kahvehanelerde vakit geçirenlerin büyük çoğunluğu Abdallardan oluşur. Abdal olmayanlar var, ama sayıları az. Abdallarda evlenmelerde grup içi evliliğin yaygın olduğu görülmektedir. Bu da yine onların marjinallikleri, içe kapanıklıkları, aşiret kültürüne sahip olmaları vs. ile yakından ilgili görülmektedir. Onlardan bazıları, dışarıdan kız alıp vermelerin olmadığını, olsa da bunun kız kaçırmayla gerçekleştiğini, aynı şekilde Abdal olmayanların da kendileriyle evlilik ilişkisine girişmediklerini ifade etmektedirler. Bazıları kız vermenin kolay olduğunu, ama kız almanın çok zor olduğunu söylüyorlar. Abdallarda monogaminin yaygın olduğu söylenebilir. Bunu kendileri de özellikle vurguluyorlar. Ayrıca Abdallarda erken evlilik daha geçerlidir. Ayrıca aile biçiminin geniş olduğunu, ancak yeni kuşakların çekirdek aileyi tercih ettiklerini belirtiyorlar. Evlilik ve hanımlar bağlamında kadın-erkek ilişkilerinden de söz etmek faydalı olabilir. Abdallarda ataerkil aile yapısının olduğu ve ailede babanın sözünün geçerli olduğu söylenebilir. Denilebilir ki başkalarıyla ilişkilerde Abdalların kadınları, görece rahat tavırlı, herkese karşı açıktırlar. Abdallar, eğlenceyi seven bir gruptur. Düğün merasimleri 3-4 gün sürer. Düğünlerinde davul zurna çalarlar. Ancak yavaş yavaş piyano ve başka müzik aletlerinin kullanıldığını da ifade ediyorlar. Abdallar, eğlence kültürleri SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 616 içinde içkiye önem verirler, çok içki tükettiklerini söylerler. Ayrıca düğün vs. törenlerinde kadın ve erkeklerin ayrı ayrı eğlendiklerini söylüyorlar. Kültürel düzlemde denilebilir ki Abdallar egemen kültüre tâbî oluyorlar; ancak kendilerine özgü kültür yapılarına da sahipler. Marjinalliklerine uygun bir farklı kültür yapıları mevcuttur. Abdalların sosyal durumları çerçevesinde dil konusuna da değinmek gerekebilir. Abdal dili, Hulki Aktunç’un Büyük Argo Sözlük’ünde, Anadolu’nun bazı yörelerinde yörüklerin kullandığı gizli dil olarak tanımlanır. (Aktunç, 2002: 27) Abdalların özel veya gizli denilebilecek bir dilleri bulunduğu (Caferoğlu, 1953: 77) açıktır. Yaptığımız görüşmelerde bir Abdalcanın olup olmadığını sorduğumuzda, “Evet, Abdalca var, kendi aramızda bu dille konuşuruz.” demişlerdir. K. Maraş’ta kahvehanelerinde oturup konuştuğumuz kişilerden Abdalca bazı kelime ve cümleler söylemelerini rica ettiğimizde, K. Maraş şivesiyle Türkçe-Abdalca birkaç örnek getirmişlerdir: Ev işleyek: Gedek (Gidelim) Nımıslıyak: Yatak (Yatalım) Gıyılıyak: Gel yatak (Gel yatalım) Neher: Su Cıbır: Hanım Kef: Tavuk, taş Kefleyek: Tavuk yiyek (Tavuk yiyelim) Kimsenin dükesine ev işleme!: Kimsenin evine getme (gitme)! Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 617 Diyarbakır’da da Kürtçe-Abdalca’nın Abdallar arasında geçerli olduğu görülmektedir. Örneğin: Bani ban do se: Get su getir (Git su getir) Dom dili: Davulcu dili Bavere: Gel Becese: Git Becese mene bâm do se!: Get ekmek getir! Mene: Ekmek Mene biğı!: Ekmek ye! Abdalların, yukarıdaki dilsel durumları dikkate alındığında, genel marjinalliklerine paralel olarak marjinal bir dile sahip oldukları söylenebilir. Şimdilik/geçici olarak “Abdalca” olarak isimlendirdiğimiz bu dil, toplum içinde görünmeyen bir özellik taşır; sadece marjinal değil, ayrıca görünmeyen, toplumun merkezi kesimlerinin fark etmediği bir dildir. Bu nedenle biz bu dile marjinal-görünmeyen (marjinvisible) dil diyoruz. Biz, özellikle K. Maraş, G. Antep ve Diyarbakır’da Abdallarla yaptığımız görüşmelerde kendi aralarında özel bir dil konuştuklarını tespit ettik. Türk olan Abdalların Türkçe-Abdalca, Kürtleşmiş olanların ise Kürtçe-Abdalca konuştukları ilk planda elde edilen bulgulardır. Kırıkkale’de bazı Abdallarla yapılan görüşmelerde de Abdalların özel bir dil kullandıkları ve bu dile “Temelce” dedikleri görülmüştür.1 Temelce’den bazı örnekler vermekler gerekirse, şunlar zikredilebilir: Temelini ver: Davulunu ver. Yeken: Para Gene: Gel 1 Kırıkkale’de yapılan görüşmeleri gerçekleştiren Yüksek Lisans öğrencim Nazife Yılmazsoy’a teşekkür ediyorum. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 618 Paylan: Git Nifir: Zurna Gal: Çay Vızıt: Araba Hersit: Ekmek Kaylim: Yemek Kaylim kayalim: Yemek yiyelim. 2.2.2. Abdallarda Ekonomik Durum Abdalların temel geçim kaynaklarının davulculuk olduğunu söyleyebiliriz. Abdallar, günümüzde düğünlerde, asker uğurlamalarında, halk oyunlarında, çeşitli törenlerde, Ramazan Ayı’nda Sahurlarda davul çalarlar. Çoğu törenlerde zurna eşliğinde davul çalarlar. Genellikle de iki ayrı davul iki abdal veya aşık tarafından çalınır ve bunlara bir veya iki zurnacı abdal veya aşık, zurnalarıyla eşlik ederler. Denilebilir ki Abdallarda davul çalma, erkekler tarafından icra edilir. O halde davulculuk erkeklerin mesleği olarak karşımıza çıkmaktadır. Abdallar, davulu belli bir para karşılığı çalarlar. Harcadıkları mesaiye göre fiyatlandırma yaparlar. Ancak bu fiyatlandırmanın katı olduğu söylenemez. Abdalların, elek, sele, sepet gibi şeyleri yapıp sattıkları bilinmektedir. (Atabeyli, 1934) Ancak günümüzde elek, sele, sepet vs. satmayı büyük ölçüde bırakmışa benzemektedirler. Bundan 15-20 yıl önceleri bu tür şeyler üretip satarlarken, şimdi en azından örneklem grubunu oluşturan abdalların bunları yapmadıklarını ve satmadıklarını bilmekteyiz. Abdallar, ekonomik durum tablosunda da gösterildiği gibi tespit edebildiğimiz kadarıyla K. Maraş ve Nurdağı’nda davul çalmadan sonra en çok Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 619 çiğ işi yaparlar. Çiği daha çok kadınların yaptığını söylemek mümkündür. Erkekler çiğ örmeye az iştirak ederler. Çiğ, K. Maraş ve Nurdağı’nda tarhana sermek için kullanılır. Tarhana yapanlar Abdalların yaptıkları çiğlerden satın alırlar. Abdal kadınların çiğin yanında nispeten az olsa da kalbur yapma işiyle de meşgul olduklarını görmekteyiz. Görüldüğü gibi kadınlar, Abdalların üretimine katkıda bulunmaktadırlar. Yaptığımız görüşmelerde Abdallarda davul çalmayan erkeklerin de olduğu tespit edilmiştir. Bunlar, öğretmenlik, kahvehanecilik, tekel bayiiliği, berberlik, seyyar satıcılık, sünnetçilik vs. yapmakta olup davul çalma işi yapmamaktadırlar. Fakat tablolarda da görüldüğü gibi bunların sayısının çok düşük olduğunu belirtmek gerek. Belirtilmelidir ki Abdalların temel mesleği davulculuktur. Denilebilir ki Abdalların mesleği olarak davulculuk, Türkiye’de marjinal bir meslektir. Davulculuk, bazı istisnalar dışında Abdalların mesleği olarak görülmektedir. Davulculuk denildiğinde Abdallar akla gelmektedir. Abdallarla yapılan görüşmelerde davulculuktan yeterince para kazanamadıkları anlaşılmaktadır. Elde ettikleri gelirin kendi geçimlerine yetmediğini belirtmektedirler. Halkın eskisi gibi de eğlencelerde davula ilgi duymadıklarını ve gittikçe davulculuğun öldüğünü söylemektedirler. Kendilerine “bu durumda başka iş ve meslek edinmeleri gerektiğini ve bunun için bir şeyler yapıp yapmadıklarını” sorduğumuzda, “aslında ciddi bir şey de yapmadıklarını” söylüyorlar. Bir kısmının iş aradıklarını, ancak kendilerine iş verilmediğini de ekliyorlar. Onlara “sanki hallerinden memnunmuş gibi olduklarını, çeşitli mesleklere yönelme ve başka işler bulma noktasında gerekli duyarlılığı göstermedikleri” söylendiğinde, özellikle gençler bunun doğru olduğunu belirtiyorlar. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 620 2.2.3. Abdallarda Dinsel Durum Abdallar dinsel açıdan kendilerini müslüman olarak görmekte, bu konudaki hassasiyetlerini dile getirmektedirler. Abdalların dinsel durumlarına ilişkin en önemli hususlardan biri, onların Alevilik ile ilişkileridir. Yapılan çalışmalarda ve gözlemlerde Abdalların Alevilik boyutlarının olduğu anlaşılmaktadır. Abdallarla yapılan görüşmelerde kendilerinden bir kısmı, sözgelimi Bektaşi şenliklerine düzenli olarak gittiklerini ifade etmektedirler. Ayrıca Hz. Ali’ye karşı özel muhabbetlerinin olduğunu belirtmektedirler. Dini konuşmalar yapıldığında da Hz. Ali’ye bolca atıflar yapmaktadırlar. Ülkütaşır’a göre (Ülkütaşır, 1940) Abdallar, mezhep olarak Alevî-Caferî olup cem ayinleri Bektaşilerin, Çepnilerin ve Tahtacıların cem ayinleriyle aynıdır. Bu belli yörelerde böyle olabilir; ama şu belirtilmelidir ki genel olarak bakıldığında, Abdallar, diğer Alevi gruplardan daha farklı bir yapıya sahiptirler. (Yörükan, 1998: 109) Kaldı ki bugün itibariyle gözlemlenebilmektedir ki Abdallar, içinde yaşadıkları sosyal, kültürel ve dinsel çevreye uyum göstermektedirler. Örneğin K. Maraş merkezde oturan Abdallar, Maraş halkının Sünni-Hanefî mezhebine biçimsel olarak aynen uymaktadırlar. Onlar gibi namaza gitmekte, sayıca az olmakla birlikte onlar gibi Hacca gitmekte, onlar gibi oruç tutmaktadırlar. Diyarbakır’da halkın Şafi olduğu yerde yaşayan Abdallar, Şafii mezhebine bağlanmakta ve Diyarbakır halkı gibi dini yaşamaktadırlar. Yapılan görüşmelerde bazıları, atalarının alevî olduğunu, ama kendilerinin alevilikle pek ilgilerinin olmadığını söylemektedirler. Bir kaç kişi ise, zaman zaman Alevî dedelerin gelip alevilik propogandası yaptıklarını belirtiyorlar. Abdalların bir takım kitapları bulunmaktadır. Risâle-i Şeyh Safiyüddin Erdebilî adlı yazma kitapla ve Menâkıb-i Evliya denilen mecmualar, Abdallar tarafından kutsal addedilen kitaplardır. Bu mecmualardan bilhassa “Hatayi (Şah İsmail)”, “Abdal Musa” ve “Kaygusuz Abdal” tarafından söylenmiş nefeslere, menkıbelere daha fazla bir değer verilir ve bunlar saygı ile terennüm edilir. (Ülkütaşır, 1940: 185; Ülkütaşır, 2003) Ancak belirtmek gerekir ki gözlemleyebildiğimiz kadarıyla ve görüşmelerde elde ettiğimiz bilgilere göre Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 621 bu kitapları çok az Abdal bilmektedir. Abdallar arasında bu kültür yaygın değildir. Yukarıda Abdalların içinde yaşadıkları sosyal çevrenin dinsel inanç ve eylemlerine uyum gösterdikleri ifade edilmişti. Bu hususu şu şekilde anlamak daha doğrudur: Abdalların topluma uyumu, kabacadır, biçimseldir. Din konusunda öyle bir uyum sergilemektedirler ki hem topluma uymuş olmaktadırlar, hem de dine kendi renklerini vermektedirler. Marjinalitelerine uygun olarak dine nispeten farklı, gevşek ve rahat bir yaklaşımları olup hayatlarının pek çok alanında dinle ilişkileri çok zayıf ya da hemen hemen hiç yok. Ancak bu noktada bir hususun altını çizmek gerekmektedir: Abdalların dine yaklaşımları bu olmakla birlikte, gittikçe diğer dinlerdeki ve dinî kesimlerdeki uyanışa paralel olarak Abdallarda bir dinsel canlanmanın olduğu gözlemlenmektedir. Bunun kimlik arayışı ile ilişkisinin yanında şehirleşme ile de ilişkisi bulunmaktadır. Gittikçe daha bir yerleşikleşme ve şehir merkezlerine yerleşmeleri, beraberinde Abdallar’da diğer kesimlerin şehirleşmelerine paralel olarak dine eğilimi ve dindarlıkta artışı getirmiştir. Bu durumu, özellikle K. Maraş ve Nurdağı’nda bundan 15-20 yıl öncesiyle karşılaştırdığımızda gözlemlemek mümkündür. Şehirleşme, Abdalları gittikçe daha düzenli ve disiplinli dindarlığa götürmektedir. Örneğin namaz kılmada, oruç tutmada, Hacca gitmede vs. bu görülebilir. Örneklem grubu içindeki bir grubun dinsel hayatı bunu daha iyi anlatabilir: Nurdağı’nda yaşayan Abdallar’dan bir kısmı yaklaşık 20 yıl öncesine kadar buraya 10 km yakınlıkta bir yer olan ve K. Maraş’ın Türkoğlu ilçesine bağlı bulunan Beyoğlu Kasabası’nda yaşıyorlardı. O zamandan sonra çeşitli sebeplerle Nurdağı’na akrabalarının yanına göç ettiler. Nurdağı Abdalları, 1985’lerden itibaren hızlı bir dindarlaşma eğilimine girdiler. Mahallelerinde bulunan caminin büyük çoğunluğunu doldurmaya başladılar. Öyle ki diğer cemaatten bir kaç kişi, bundan şikayet ederek başka camilerde namaz kılmaya başlamış. Gençlerde belli ölçülerde kitap okuma merakı başladı ve özellikle dinî kitaplara ilgi arttı. Kendi aralarında dinî SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 622 sohbetler yapmaya başladılar. Kur’an okumayı öğrenme merakı başladı. Dindar Abdallar, diğer insanlarla daha iyi bir iletişim kurmaya ve onlara daha iyi bir uyum göstermeye başladılar. Din, onların kimliklenmelerinde asli bir rol oynadı. Kendileriyle yapılan görüşmelerde dinin kendilerine güven verdiğini ve diğer insanlarla eşit olduklarını öğrenmelerine vesile olduğunu ifade etmişlerdir. Abdalların kendileri topluma uyum götermelerinde dinin önemli bir yerinin olduğunu ifade etmektedirler. Belki de nasıl ki Abdalların marjinalleşmesinde toplumun genel dinsel durumunun dışına çıkış rol oynamışsa, aynı şekilde bugün de genel dinsel duruma katılım, uyumu sağlamaktadır. Bu bilgileri verdikten sonra Abdalların dindarlık düzeylerine bakılabilir. Yaptığımız görüşmelerde 7 kişinin Hacca gittikleri tespit edilmiştir. Ancak başka Hacıların olduğunu da söylemişlerdir. 26 kişi 5 vakit namaz kılmaktadırlar. 33 kişi Cuma, Teravih ve Bayram namazlarını, 16 kişi ise Bayram ve Teravih namazlarını kıldıklarını belirtmişlerdir. Hanımların daha dindar olduğu ifade ediliyor. Bazı Abdallar’ın davul çalarken Ezan sesini duyduklarında davul çalmayı bıraktıkları belirtiliyor. Ayrıca bazılarının 5 vakit namazı camide kıldıkları söyleniyor. Nurdağı’nda camide bazı Abdal gençlerin ezan okudukları, müezzinlik yaptıkları belirtiliyor. Gittikçe gusül boy abdesti gibi bazı ibadetlere daha hassasiyet gösterdiklerini söylüyorlar. Geçmişte cenazelerine imam getirmekte güçlük çekerken bugün böyle bir sorunun olmadığını söylüyorlar. Daha önce neden öyle olduğunu Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 623 sorduğumuzda, bir kısmı bunun kendilerinin hor görülmesinden dolayı olduğunu söylerken, bir kısmı kendilerinin bunu hak ettiğini, çünkü din ve imanla o zamanlar bir ilgilerinin olmadığını, ama şimdi kendilerine biraz çeki düzen verdiklerini ve dolayısıyla böyle bir sorunun da olmadığını söylemektedirler. Abdallar, cenazelerinde dinî törenler yaptıklarını, diğer insanlar nasıl Kur’an, Mevlid vs. okutuyorlarsa kendilerinin de öyle yaptıklarını belirtiyorlar. Abdallarda resmi nikahın yanında dinî nikahın da geçerli olduğu ve dinî nikahın düğün esnasında yapıldığı tespit edilmiştir. Abdallar, mezar ziyaretine önem verdiklerini beyan ederler. Mesela Malik Ejder türbesine, Hacı Bektaş’a giderler. 2 kişi Hacı Bektaş şenliklerine katıldığını söylemiştir. Son zamanlarda Kur’an öğrenme hevesinin olduğu, ama bunun görece az olduğu belirtilmektedir. Abdallarda Hz. Ali’nin ayrı bir yeri vardır. K. Maraş’ta Abdal Halil Ağa’nın dinî hassasiyete sahip olmasıyla öğünürler. Abdal Halil Ağa, K. Maraş’ın kurtuluşunun efsanevi kahramanlarından biridir. K. Maraş’ta Abdal Halil Ağa caddesi bulunmaktadır. Abdal Halil Ağa’nın torunu, kendisiyle yaptığımız görüşmede, Abdal Halil Ağa’nın dine ne kadar bağlı biri olduğunu özellikle söyler. Tabii diğer Abdallar da onunla gurur duyarlar. Abdal Halil Ağa’nın gerek K. Maraşlılar arasında gerekse Abdallar arasında önemli bir yerinin olmasının asıl sebebi, Fransızlar şehre girerken Ermenilerden Agop Hırlakyan’ın, istediği para karşılığında davul çalma teklifini “Bu din bahsidir beyim, aha şu davulumun kasnağını altın ile doldursan bu çomak bu davula vurmaz… Ben gardaşlarımın bağrına çomak sokmam.” diyerek reddetmesidir. SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 624 Abdallarda dindarlıkta artış tespiti, toplum tarafından da yapılmaktadır. K. Maraş’ta bazı vatandaşlar, yapılan görüşmelerde, Abdalların düğünlerde davul çalmak için geçmişte olmayan bazı şartlar ileri sürdükleri, örneğin namaz vakitlerinde camiye gidip namaz kılacaklarını vs. söylediklerini belirtmişlerdir. Benzer şeyleri Kırıkkale ve Nurdağı’nda da tespit ettiğimizi ifade edelim. Nitekim tespitlerimize göre Kırıkkale’de bazı Abdallar ezan sesini duyunca işini bırakıp namaz kılmaya gidiyor. Hatta 35 yaşında bir kişi, bir düğünde kendisine yapılan içki ikramını reddettiği için dayak yediğini söylüyor. Bunu ayrıca bazı vatandaşlar da teyit ediyor. Sonuç: Marjinal Bir Grup Olarak Abdallar Abdallar, marjinallikleriyle sosyal, kültürel, ekonomik ve dinsel durumları arasında ilişki vardır. Abdalların birbirleriyle ilişkileri, statüleri, meslek ve iş durumları, eğitim durumları, marjinallikleriyle ilişkili olarak ele alınması durumunda iyi anlaşılacaktır. Marjinalliği bir grubun toplumun genel sosyo-kültürel normlarının dışındalığının, toplumun genel norm ve değerlerinden sapma durumunun bir biçimi olarak anlarsak, marjinal grup olarak Abdalların merkeze göre bir tür kenar durumu ve sapma durumunu tecrübe eden, merkezin sosyal davranış kalıplarının ne tam dışında ne de tam içinde olan, toplumla bütünleşmede sorunları bulunan bir grup olduğu söylenebilir. Marjinallikle, marjinal grupla ilgili en önemli husus toplumsal bütünleşme olarak tespit edilebilir. Bu bağlamda toplumun marjinal grupla ilişkisinde öne çıkan en ciddi sorun sosyal uyum olarak belirlenebilir. Marjinal grup toplumun geneliyle çok uyumsuz da olabilir, az uyumsuz da. Bu noktada toplumun marjinal grubu görece içselleştirmesinde, zararsız hale getirmesinde, ne tür araç veya kurumların etkili olacağı hususu önemlidir. Anlaşılmaktadır ki Abdallar, marjinal bir grup olmakla birlikte Türkiye’ de olağanüstü zamanlarda dahi toplumla birlikte hareket etmişler ve Prof. Dr. Hüseyin HATEMİ’ YE Ejder OKUMUŞ 625 etmektedirler. Marjinallikleri onları topluma karşı bir hareket içinde olmaya götürmemiştir. Abdallar, sosyal yaşamlarında meydana gelen değişime paralel olarak daha dindar hale gelmektedirler. Abdalların din algısı, onların içinde bulundukları durumlarını, eşitsizliklerini, statüsünü, üst kültür içindeki yerlerini, toplumla ilişkilerini izah etmekte, geçerli kılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de Abdalların uyumu konusunda zararlı bir boyutun oluşmamasında da dinin etkili bir rol oynadığı söylenebilir. KAYNAKÇA AKTUNÇ, H. (2002): Büyük Argo Sözlük. (3. basım). İstanbul: Yapı Kredi Yayıları ALFRED, M. V. (Bahar 2001): Reconceptualizing marginality from the margins: perspectives of African American tenured female faculty at a White Research University. The Western Journal of Black Studies, 25/1 BRODWİN, P. (Yaz 2003), Marginality and Subjektivity in the Haitian Diaspora. Anthropological Quarterly, 76/3, ss. 383-410 CAFEROĞLU, A. (1953). CULLEN B. T. ve PRETES M. (Nisan 2000): The Meaning of Marginality: Interpretations and Perceptions in Social Science. The Social Science Journal, 37/2 EREN, H. ve Diğerleri. (1988). Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları GÜLÇİÇEK, A. D. (2004): “Abdallar”. [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. KALLEN, E. (2004): Social Inequality and Social Injustice. Houndmills: Palgrave Macmillan KARASAR, N. (1994): Bilimsel Araştırma Yöntemi. (5. bs.). Ankara: Araştırma Eğitim Danışmanlık ltd. KÖPRÜLÜ, M. F. (1935). “Abdallar”. Türk Halk Edebiyatı Ansiklopedisi, Burhaneddin Basımevi: İstanbul, I, ss. 23-56 SBArD Eylül 2005, Sayı 6, sh. 593 – 626 626 Le COQ, A. V. (1928): Buried Treasures of Chinese Turkestan. İng. Çev. A. Barwell. New York: Longmans, Green and Co MANNERHEIM, C. G. (1969): Across Asia From West To East in 1906-1908. Oosterhout N. B.-The Netherlands: Antropological Publications MARSHALL, G: (1999). Sosyoloji Sözlüğü. Çev. O. Akınhay-D. Kömürcü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları Milli Eğitim Bakanlığı. (1995). Örnekleriyle Türkçe Sözlük. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı PEACE, R. (Temmuz 2001): Social exclusion: a concept in need of definition. Social Policy Journal of New Zealand. ÜLKÜTAŞIR, M. Ş. (1940): Abdal. Asâr-ı İslam-Türk Ansiklopedisi, 1940, c.1, ss. 183-185 ÜLKÜTAŞIRr, M. Ş. (2003): Anadolu Etnografyasına Ait Araştırmalar: Abdallar -Coğrafi dağılışları, etnik menşeleri. içtimai hayatları-, [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] (14 september 2003) WACQUANT, L. (Eylül 1999): Urban Studies, Urban Marginality in the Coming Millennium. 36/10 YÖRÜKAN, T. (1998). Dipnotlar. Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar. (Haz. T. Yörükan). Ankara: KBY. ss. 401-404 YÖRÜKAN, Y. Z. (1998). Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar. (Haz. T. Yörükan). Ankara: KBY. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Devrim06 For This Useful Post: | İşcanbaba (02-18-2011) |
|
|
#10 | |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: istanbul
Yas: 21
Üye No: 3711
Mesajlar: 3
Thanks: 2
Thanked 7 Times in 2 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
abi kendim alevi türküm malatya arguvanlıyım abdal vatandaşlarımızla ilgili bilgi almak istiyorum ve bilgileriniz icin teşekkür ederim ayrıca birde abdal lara teber deniyor teber demi abdal yada abdal koludur abdalların hepsi alevilermidir bilgi verirsen sevinirim saygılar abi |
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Yunus Emre For This Useful Post: | Hamza Aksüt (02-18-2011) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||