![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik İnancı Alevilik inancına dair paylaşımların yapılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Forum Katılımcısı |
Aleviligi anlama yolunda Anadolu Alevilerinin pekte dile almadigi ve uzerinde durmadigi Sufist filozoflar tarafindan dillendireilen felsefeleri incelemeyelim. Aslinda derinlemesine incelenicek olunurlarsa bunlarin Alevi felsefesini nesilden nesile aktaran deyislerinde beslendikleri kaynaklar olduklari anlasilacaktir.
Simdi okuyacaginiz Sufi'nin ismine bakip bu Alevi olamaz demeyin sakin. Bugunku Alevilerin kendilerine Omer, Osman, Ebubekir, Abdulkerim, Salahaddin, Muahammed gibi isimler koymadigini biliyoruz. Fakat geçmisin Sufileri bu gibi isimlere sahiptir bazan. Bu isimlere sahip olmalari yasadiklari donemlerde sahip olduklari sart kosul ve kimliklerinden kaynaklaniyor. Biz bu sufilerin isimlerinin sekilleri uzerinde degil, bu isimler ile yaydiklari dusuncelere, felsefelere, inanca bakmaliyiz. Alevi ozanlarinin, asiklarinin, isiklarinin deyislerinde ele aldiklari dusunceleri felsefi anlamlari kokeni Misira dayanan içrek inançtan gelen Sufilerdenden almislardir. Benim kanimca bu Sufilerin felsefik gorusleri Pirler yada ileri gelen Alevi buyuklerince biliniyor ve Yunus, Virani, Nesimi, Kaygusuz, Pir Sultan gibi ozanlara dereceli dereceli bilgilerle aktariliyordu. Simdi assagida El Cilli'nin bazi dusuncelerini kendi eserinden aktaragim yazilari ile ele alacagiz. Gördüğün ne kadar maden, bitki, hayvan ve seciyeleriyle insan,El Cilli, Tanrinin kendisi ve kendisinin Tanri oldugu fikrini oylesine benimsemistir ki, Tanrinin yansidigi yer yerin kendisinde yansimasi oldugunu soyler. Tanrinin parçasi olan hersey, kendisininde parçasidir. Bu felsefeyi isleyen, neredeyse El Cilli ile ayni seyleri soyleyen bir asiktan, Yunustan bir deyis sunalim. Yukaridaki alintidan sonra assagidaki deyiste okununca gorulecektir ki hem El Cilli hemde Yunus Emre ayni seyleri farkli kelimlerle aktarmaktalar. Kün deminde nazar eden Bir nazarda dünya düzen Kudretinden han döşeyip Aşka bünyad olan benem Düz döşedim bu yerleri Baskı kodum bu dağları Sayvan gerdim bu gökleri Yeri sonra düren benem Yunus Emre Bil ki varlık ve yokluk iki karşıttır ve uluhiyet feleği ikisini kuşatır. Uluhiyet kendi içinde iki zıdda şamil olmayı ve iki zıddı birlikte bulundurmayı gerektirir ."Alevilik Felsefesi Zitliklar Felsefesi Uzerine kuruludur. Bunu en belirgin sekilde Semahlarda gormekteyiz. Semahlarda asla kadin ve erkek ayrimi yapilmaz. Bazi semahlarda kadin ve erkeklerin bir arada ama birbilerine zit yonlerde donmeleri bu felsefe geregidir. Ay, dunya, gunes, gezegenler ve yildizlarin hem kendi eksenleri hemde diyerlerinin ziddina donmeleri bu felsefenin temelidir. Atom çekirdekleri içinde arti ve eski enerjilerin olmasi, gecenin gunduzu, sicagin sagugu, kuçugun buyugu, karanligin aydinligi gibi zitliklar yasamsal donguyu saglar. Erkek cinsin disi cinsi ile birlekteligi dunyadaki yasamsal formlarin devamlililigini getirir. Iyinin karsisinda kotunun olmasi Tanriyi ve Seytani dogurur. Kisaca yasam, zitliklar uzerine kuruludur. Zitliklar felsefesi doganin yasasidir, kanunudur. Birbiri içinde butunluk ama birbirine zit iki ayri guç yasamsal donguyu dogurur. Islam ve diyer semavi dinler inanirlarini cehennem korkusu ile yuyuze birakirken sufilikte bunun olmadigini bildiren El-Cili bu konu hakkinda soyle demekte; İki âlemde de mülk benimdir. İkisinde de iyiliğini umacağım veya kendisinden korkacağım benden başkasını görmedim. Önceliğimden önce yoktur ki, ona katılayım, sonralığımdan sonra yoktur ki, anlamını geçeyim. Kemâlin her türlüsüne sahibim ve küll (Allah)ın büyüklüğünün cemâliyim. Ben ondan başkası değilim"El Cillinin "Önceliğimden önce (evvel) yoktur ki, ona katılayım, sonralığımdan sonra (ahir) yoktur ki, anlamını geçeyim" ve "İki âlemde de mülk benimdir" cumlesini Alevi ozanlari derinlemesine islemistir. Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Nesimi Evvel/Ahir Evvel benim, ahir benim, Canlara can olan benim. Azıp yolda kalmışlara, Hazır medet eden benim Yunus Emre Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın Ali şems-i münneverdir Alidir nur ile enver Seyyid Nesimi Ali evvel Ali ahir Ali batın Ali zâhir Ali tayyip Ali Fâhir Ali göründü gözüme Hilmi Dede Baba Gene sen bilirsin Velinin hali Sensin bu cihanin ahir evveli Asik Veli Şüphesiz arif kişi O'nun hakikatiyle tahakkuk ederse,El Cillinin yukariya aktardigim bu felsesik sufi durusu tamamiyla Anadolu Aleviligi felsefesinin durus yeridir. Butun Alevi asiklari tanriyi tipki yukaridaki bu dizelerin ele aldigi gibi almis, buradan yola çikarak Tanrisalligi Aliye, yada kendilerine vermislerdir. Bir anlamda diyebiliriz ki Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Nesimi, Kayguzuz gibi buyuk asiklar egitim donemlerinden sonra sizin yukarida gordugunuz bu ve benzeri kaynaklarin vermek istedikleri mesajlari sizli sakli siirleri ile ileriye tasimislardir. El Cillinin "O Rabdir, sen de Rabsin" cumlesini alan, anlayan Anadolu asiklari bunu siirlerinde birbir isleyecek ve bu felsefeyi bize tasiyacaklardi Allah hay, alim, kadir, murid, semi', basir, mütekellimdir. İnsan da hay, alim, kadir, semi', basir, mütekellimdir. Allah hüviyetini hüviyetiyle, inniyyetini (benliğini) inniyetiyle, zatını zatıyla, küllü (tümü) küllü ile, şümulünü şümulü ile ve hususunu hususu ile karşılamaktadır. Başka bir karşılaması da vardır. Hakka zati hakikatlarıyla tekabül etmektedir"Alevilerin guçlu asiklarindan "Hilmi Dede Baba"'nin El Cillinin bu yazilarini okudugu ve derinlemesine etkilendigi deyislerinde oylesine belli olur ki. El Cillinin "Allah ismi aynadır, insan-ı kâmil de Allah'ın aynasıdır" sozunu Hilmi Dede Baba su dizelerle sunmustur. Aynayı tuttum yüzüme Ali (Allah) göründü gözüme Nazar kıldım ben özüme Ali (Allah) göründü gözüme Hilmi Dede Baba Allah putperestlerin taptığı o putların hakikati olmuştur. Putlara ibadet edenler ancak Allah'a ibadet etmişlerdir. Bu ibadet için Allah onların niyet ve bilgilerine muhtaç değildir. Uzun müddet bu gizli kalsa bile, gerçekleşmekte olduğu gibi, mutlaka açığa çıkacaktır. Nefislerinde Hakka uymalarının sırrı budur. Çünkü kalpleri hayrın bu işte olduğunu kendilerine söylemiştir. Böylece inançları bu işin hakikati üzerine kurulmuştur. Zaten Allah, kulunun kendisini zannettiği gibidir. Nitekim Rasulullah "Müftüler sana fetva verseler bile, sen kalbine danış" demiştirAnadolu Asiklari sufilerin felsefelerinden o denli etkilenmistir ki neredeyse her deyiste bir sufistik dusunceyi gormek mumkundur. El Cilli yukaridaki yazisinda Allah'in putperestlerin taptığı o putların hakikati oldugunu soylemekte. Yunus Emrede buradan anlatilmak istenileni alarak deyisine su dizelerle aktarmakta; Benem mevcud olan cümle vücudda Benem maksud heman Kabe’de putda Benem neheng benem derya ü umman (neheng: timsah) Benem kıymetlü kan Bahr-i muhide Sizce, Hilmi Dede Babanin, Yunus Emrenin, Asik Velinin, Nesiminin ve diyer asiklarin El Cilli'den etkilenmediklerini, Onun savundugu felsefeyi yaymadiklarini soyleyebilir miyiz? Ya El Cillinin yaydigi butun bu içrek inanç felsefik goruslerin bugun Anadolu Aleviligi içindeki deyislerde halen yasamadiklarini? Alevi deyisleri kulaga hos gelen siirsel ozellikleri yaninda butun alevi felsefesini içeren, koruyan, saklayan, gelecege aktaran kutsal bilgilerdir. Bu bilgileri yazanlarin, bu bilgileri kimlerden aldiklari ise, onlarin geldikleri yeri gosteren pusula. Karan Kaynaklar; Abdulkerim el-Cili, el-İnsanu'l-Kâmil fi Marifeti'l-Ev ahir ve'l-Evail 1/19, el-Matbaatu'l-Ezheriyye el Mısriyye, Kahire Fususu'l-Hikem, Harun Faslı. Konu karan tarafindan (05-29-2010 Saat 23:28 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to karan For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: yok
Yas: 27
Üye No: 311
Mesajlar: 161
Thanks: 438
Thanked 493 Times in 143 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 222
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Konuya ek olarak Assagidaysa El Cillinin Pupperesler, Tabiatçilar, Felsefeciler, Dualistler, Mecusiler, Meteryalistler (Dehriyyun) ve Ibrahimer hakkinda hakkinda verdigi bilgiler var. Bunlarin içinde "Dualistler" 'i El Cillinin nasil tanimladigi uzerinde daha ayrintili durursaniz bugun Aleviligin içine sokulmaya çalisilan Pavlikanlik, Katharlik, Manicilik gibi tanimlara sufilerin nasil baktigini daha açik anlayacaksiniz.
Putperestler ...Sonra Adem vefat etti. Zürriyeti de bölük bölük ayrıldı. Bir bölük Adem'in Allah'a yakınlığına inandı. Bu inanışı onu, Adem'in suretinde taştan bir heykel yapmaya götürdü. Bunu yapmakla zannına göre ona hizmet görevini yerine getiriyordu. Devamlı o heykeli müşahede etmek suretiyle, ona sevgilerini devam ettiriyordu. Belki kendisi de bu yolda Allah'a yakınlık kazanıyordu. Zira o biliyordu ki, hayatta Adem'e hizmet, Allah'a yakınlık vesilesidir. Sandı ki, Adem'in heykeline hizmet de aynı şeydir. Bunlardan sonra başka bir zümre geldi. Bu yeni gelenler, hizmet anlayışım yitirdiler. Yapılan heykelin bizzat kendisine ibadet ettiler. Bunlar putlara tapanlardır. Tabiatçilar Başka bir zümre de akıllarıyla kıyas yoluna saptılar. Puta tapanları kötülediler. Bunlardan bir kısmı, bizim tabiatın dört unsuruna tapmamız gerekir dediler. Zira âlem sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve rutubetten ibarettir, asıl olana tapmak, fer'e tapmaktan daha uygundur, putlar ibadet eden kimsenin feridir, zira onun aslı ibadet edenin kendisidir, yani putu kendisi yapmıştır dediler. Bu kıyas sonunda tabiatın unsurlarına ibadete koyuldular. Bunların adı tabiatçılar oldu. Felsefeciler Başka bir zümre de, yedi gezegene ibadet yoluna gittiler. Dediler ki, sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve rutubetten hiçbiri tek başına hareket edecek durumda değildir. Dolayısıyla, bunlara ibadette yarar yoktur. En uygunu bu yedi gezegene ibadet etmektir. Bu yedi gezegen şunlardır: Zuhal, Müşteri, Merih, Güneş, Zühre, Utarit, Ay. Zira bunların her biri kendi başına hareket edebilir durumdadır. Alemde etkin bir hareketle kendi yörüngesinde seyreder. Dolayısıyla bazen yarar, bazen zarar verirler. En iyisi, kendi kendine tasarrufu olana tapmaktır. Bu gezegenlere ibadet ettiler. Bunlar felsefecilerdir. Dualistler Kimileri karanlığa ve aydınlığa ibadet yoluna gitti. Bunlar yalnız aydınlığa ibadet etmek, öbür yanı yitirmek olur; zira bu varlık karanlık ve aydınlıktan ibarettir, ama en uygunu bunların ikisine tapmaktır dediler. Bunun üzerine gezegen veya başka bir ayrım yapmadan mutlak aydınlık ve karanlığa taptılar. Nasıl tecelli ederse etsin, hiçbir ayrım yapmadılar. Aydınlığın adına Yezdan dediler. Karanlığın adına da Ehrimen dediler. Bu zümrenin adıda Seneviyye (dualistler)dir. Mecusiler Başka bir zümre ise, ateşe taptılar. Hayatın tabii hararete dayandığını, hararetin mânâ, maddi suretinin de ateş olduğunu, ateşin her şeyin aslı olduğunu söylediler ve ateşe taptılar. Bunlar da Mecusilerdir. Dehriyyun Bir zümre de faydası olmadığını iddia ederek herhangi bir şekilde tapmadılar. Kendi kendilerine şöyle dediler; ibadet faydasızdır. Zaman ilahi fıtrat yönünden neyi gerektiriyorsa, o meydana geliyor ve olan oluyor. Durum böyle olunca, ancak içindekini dışa atan rahimler ve onları yutan toprak vardır. Bu zümrenin adı Dehriyyun (materyalistler)dur. Mülhidler olarak da adlandırılırlar. Ibrahimiler Bir de kitap ehli vardır. Bunlar fırka fırka ayrılırlar. Biri İbrahimiler (Brahmanistler)dir. Bunlar Hz. İbrahim dini üzere olduklarını söylüyorlar. Onun soyundan olduklarını sanıyorlar. Bunların kendilerine has ibadetleri vardır. Yahudiler; bunlar Musevilerdir. Hristiyanlar; bunlar da İsevilerdir. Müslümanlar; bunlar da Muhammedilerdir. Bunlar on millete ayrılırlar. Bu on millet, çeşitli milletlerin aslıdır... Hepsinin dayanağı şunlardır: Kafirler, tabiatçılar, felsefeciler, dualistler (seneviyye), mecusiler, materyalistle, İbrahimiler (brahmanistler), yahudiler, hristiyanlar, müslümanlar. Bu anlatılanlardan hangisi olursa olsun, Allah bir kısmını cennet için, bir kısmını da cehennem için yaratmıştır. Nitekim geçmişte peygamberlerin davetinin ulaşmadığı yerlerde yaşayanlar, Allah'ın cennetle mükafatlandırdığı hayır işleyenler ve cehennemle cezalandırdığı günah işleyenler diye kısımlara ayrılmışlardır. Ehli Kitap da bu şekildedir. Şeriatlar gelmeden önce hayır; kalplerin kabul ettiği, nefislerin sevdiği ve ruhların hoşnut olduğu şeydir. Şeriatlar geldikten sonra ise hayır, Allah'ın kullarına öğrettiği kulluktur. Şeriatlar gelmeden önce şer; kalplerin kabul ettiği, ama nefislerin nefret ettiği ve ruhların kendisinden rahatsız olduğu şeydir. Fakat şeriatlar geldikten sonra şer; Allah'ın kullarına yasakladığı şeydir. Sayılan bütün bu zümreler, kendisine ibadet edilmesi gerektiği şekilde Allah'a ibadet ederler. Çünkü Allah onları kendileri için değil, zatı için yaratmıştır. Onlar, hakkı olduğu şekilde O'nundur. Yüce Allah, bu dinlerde isim ve sıfatlarının hakikatlerini ortaya çıkarmış (izhar etmiş)tir. Hepsinde zatıyla tecelli etmiş ve bütün zümreler ona ibadet etmişlerdir. Kafirler bizzat ona ibadet etmişlerdir. Çünkü yüce Allah baştan başa hem bu âlemin, hem de bu âlemin bir parçası olan kafirlerin hakikati (kendisi) olduğundan, ona ibadet etmişlerdir. Allah kendi hakikatleri olduğu için bir rablerinin olmasını reddetmişlerdir. 0nun hiçbir rabbi olmayıp, mutlak rab kendisidir. Allah kafirlerin zatlarının aynı olduğu için zatlarının gereğine göre ona tapınışlardır. Putperestlere gelince; onlar da karışım ve hulul olmaksızın Allah kainatın bütün varlıklarının her zerresinde bulunduğu için taptıkları o putların hakikati (kendisi)dir diyerek putlara taptılar. Onun için puta tapanlar Allah'tan başkasına tapmış değildirler. Bu tapmada Allah onların niyet ve bilgilerine muhtaç değildir. [Çünkü ne kadar zaman geçerse geçsin, gerçekler ne ise, mutlaka açığa çıkar. Zira putperestler kendilerine göre Hakka uymaktadırlar. Kalpleri onlara hayrın bunda olduğunu söylemiş ve bunun doğruluğuna inanmışlardır. Zaten Allah, kulu kendisini nasıl düşünüyorsa öyledir. Peygamber de "Müftüler sana fetva verse bile, kendi kalbine danış" demiştir. Bu, genel anlamda kalp için söz konusudur. Ama özel anlamda, yani ayrı ayrı kalpler için durum böyle değildir. Ne her kalpten fetva sorulur, ne de her kalp doğru fetva verir. Onun için burada kastedilen bütün kalpler değil, bazı kalplerdir. Putperestlerin yaptıkları bu işin hakikati hakkında besledikleri inanç, onları ahirette işin gerçeğinin bu şekilde ortaya çıkacağına inanmaya şevketmistir. Zaten yüce Allah "Her fırka sahip olduğu şeylere sevinenlerdir" demiştir. Yani dünya ve ahirette bu şeylere sevinmektedirler... Onlar dünyada işlediklerine sevinir, ahirette de hallerine sevinirler. Sahip oldukları şeylerle sürekli sevinç içinde olurlar. Onun için tekrar dünyaya döndürülseler, putperestliğin sebep olduğu azabı gördükten sonra dünyada tekrar aynı şeyi yapacaklardır. Çünkü o azapta lezzet latifesini görmüşlerdir. Onda (putperestlikte) devam etmelerinin sebebi odur. Çünkü Allah ahirette bir kuluna azap etmek istediği zaman, rahmet ile, o azapta kendisine gizli bir lezzet yaratır. Azaptan Allah'a sığınmaması ve korumasını istememesi için azap görenin cesedi o lezzete aşık olur. O lezzeti duyduğu müddetçe azapta kalır. Allah, onun azabını hafifletmek isterse, o lezzetini giderir ve rahmet etmek zorunda kalır. Allah "Darda kalanın duasına icabet eder" . İşte o zaman azap gören kişi, Allah'a sığınır, kendisini azaptan korumasını ister. Allah da onu korur. Tabiatçılara gelince; bunlar Allah'a dört sıfatı açısından ibadet etmişlerdir. Çünkü hayat, ilim, kudret ve iradeden ibaret olan dört ilahi sıfat varlık âleminin aslıdır. Sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve rutubet varlık âleminde bu sıfatların görünümüdür. Rutubet hayatın görünümü, soğukluk ilmin görünümü, sıcaklık iradenin görünümü, kuruluk da kudretin görünümüdür. Bu görünümlerin hakikati, o sıfatlara sahip olan Allah'ın kendisidir. Bu görünümlerde mevcut olan ilahi latife, tabiatçıların ruhlarına görünüp ilahi dört sıfatın eserini terk ederek âlemde sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve rutubet olarak yaşayınca, ilahi yetenek bakımından yetenekler bu sıfatların, bu suretlerin anlamları olduğunu anladı. Yahut bu hayaletlerin ruhları veya bu görünümlerin tezahürleri olduğunu anladılar. Bu sebepten söz konusu tabiatlara taptılar. Kimileri bilerek, kimileri bilmeden taptı. Bilenler öncü oldular, bilmeyenler de onları izlediler. Bunlar, sıfatları bakımından Allah'a ibadet ediyorlar. Durumlarına temel olan hakikatler açığa çıktığında öncekilerin sonu saadetle sonuçlandığı gibi, bunların da sonu saadet olacaktır . Filozoflara gelince; bunlar da Allah'a isimleri bakımından ibadet etmişlerdir. Çünkü yıldız (gezegen)lar Allah'ın isimlerinin görünümleridir. Yüce Allah'ın zatı da onların hakikatidir. Güneş, Allah isminin görünümüdür. Çünkü bütün isimler Allah isminden hakikatini aldığı gibi, bütün gezegenler ışığını güneşten almaktadır. Ay, rahman isminin görünümüdür. Çünkü güneşin ışığını taşıyan en büyük gezegendir. Nitekim, önce de belirttiğimiz gibi, rahman ismi, Allah isminde en büyük mertebeye sahiptir. Müşteri yıldızı, Rab isminin görünümüdür. Çünkü gökte en mutlu yıldız odur. Nitekim mertebe bakımından rab ismi de çok özel bir isimdir. Kendilerine rablık yapılan varlıklar rab isminin gereği olarak kibriyânın kemâline şâmildir. Zuhal yıldızı ise vahidiyetin görünümüdür. Çünkü bütün felekler onun kapsamı içindedir. Nitekim vahid ismi bütün isim ve sıfatların üstündedir... Allah, bu yıldızların hakikati olduğu için, ibadet edilen de kendi zatı olmuştur. Bu sebepten felsefeciler ona ibadet etmişlerdir. Hiçbir varlık yoktur ki, insanoğlu ve diğer canlılar ona tapmış olmasın. Kaya kertenkelesinin güneşe tapması, pislik böceğinin pisliğe tapması ve başka hayvanların başka şeylere tapmaları gibi. Alemde mutlak veya mukayyed olarak Allah'a ibadet etmeyen hiçbir canlı yoktur. Mutlak (herhangi bir şekil ve surette görüntüsüne değil, soyut olarak) ona ibadet eden muvahhid iken, mukayyed (şekil ve surette görünmüş olarak) ona ibadet edenler de müşriktirler. Ancak Allah'ın varlığı hepsinde mevcut olduğu için hepsi hakikatte Allah'a ibadet etmiş olurlar. Çünkü Allah'ın zatı hangi şeyde görünmüşse, o şeyde kendisine ibadet edilmesini gerektirmektedir. Muhammediler ise, yaratılmış varlıklardan herhangi bir şeyle takyid etmeden, mutlak olarak Allah'a tapınışlardır. Muhammediler, ona bütün açısından tapmışlardır. Onu zahir veya batın herhangi bir yönle sınırlandırmadan tapmışlardır. Onların yolu, Allah'ın zatına giden Allah'ın yolu olmuştur. Onun için ilk adımda yakınlık derecesine nail olmuşlardır. Bunlar, yüce Allah'ın "Onlar yakın bir yerden çağrılırlar" diye işaret ettiği kişilerdir. Dualistere gelince; bunlar Allah'a nefsi açısından tapmışlardır. Çünkü Allah nefsinde zıtları toplamıştır. Hem hakkiyet (yaratan), hem halkiyet (yaratılan) mertebelerini kapsamıştır. İki nitelikle iki hüküm de ortaya çıkmıştır. Dünya ve ahirette iki nitelikle görünmüştür. Hakkiyet hakikatine mensup olan, aydınlık olarak ortaya çıkmıştır. Halkiyet hakikatine mensup olan da karanlık olarak ortaya çıkmıştır. Dualistler iki niteliği, iki itibarı, iki hükmü birleştiren bu özellikten dolayı aydınlık ve karanlığa tapınışlardır. Hangi hükümden ve nasıl istersen, Allah onu ve zıddını zatında toplamaktadır. Dualistler, zatında gerektirdiği bu ilahi incelikten dolayı ona tapınışlardır. O, hem Hak, hem halk adını taşımaktadır. Hem aydınlık, hem karanlıktır. Mecusilere gelince; bunlar Allah'a ehadiyet açısından tapınışlardır. Ehadiyet bütün isim, sıfat ve mertebeleri yok ettiği gibi, ateş de böyledir. Unsurlar arasında en güçlü ve en üstün olandır. Paralelindeki bütün tabiatları yok eder. Büyük kuvve*tinden dolayı ona yakın olan bütün tabiatlar ateşe dönüşür... Tabiatlarda ateş, isimlerde vahidiyetin görünümüdür. Mecusilerin ruhları bu miskin kokusunu alınca, nezle olup kızartmasının kokusunu duyamadılar ve ateşe taptılar. Ateşe taparken, bir ve kahhar olandan başkasına tapmış değildirler. Dehrilere gelince; bunlar Allah'a hüviyet bakımından tapınışlardır. Rasulullah "Zamana sövmeyin, çünkü zaman Allah'tır" buyurmuştur. Yani dehriler Allah diye zamana tapınışlardır. İbrahimilere gelince; bunlar bir nebi veya rasule uydukları için değil, Allah'a mutlak olarak tapınışlardır. Allah'ın yaratmadığı hiçbir varlık yoktur derler. Alemde Allah'ın birliğini kabul ederler. Ama peygamberleri tamamen inkâr ederler. Allah'a tapmaları, peygamberlikten önce peygamberlerin bir nevi tapması gibidir. Bunlar, Hz. İbrahim'in soyundan geldiklerini iddia ederler. Bizzat Hz. İbrahim'in Allah'tan almayıp kendisinin yazdığı bir kitaba sahip olduklarını ve bu kitabın içinde hakikatlerin anlatıldığını söylerler. Kitap beş bölümdür. Dört bölümünü herkesin okuyabileceğini söylerken, derin bilgiler içerdiğini söyledikleri beşinci bölümü ise ancak onlardan bazı kişilerin okuyabileceğini söylerler. Beşinci bölümü okuyanların, sonunda mutlaka İslam'a varacağını ve Muhammed'in dinine gireceğini düşünürler. Bunlar daha çok Hindistan'da bulunurlar. Orada bunların kıyafetlerini giyen ve onlardan olduklarını iddia eden kişiler vardır. Halbuki onlardan değildirler. Aralarında putperestler olarak bilinirler. Onlara göre puta tapanlar bu zümreden sayılmazlar. Yukarıda sayılan bütün dinlere mensup kişilerin kendi kendilerine uydurdukları bu ibadet şekilleri, sonunda saadete ulaşsalar bile, bedbahtlık çekmelerine sebep olacaktır. Çünkü bedbahtlık, saadetin zuhuruna kadar yaşayacakları uzaktık (ayrılık)tan başka bir şey değildir . Bedbahtlık, bu süren ayrılıktır. Bunu da anla!.. Karan Kaynaklar; Abdulkerim el-Cili, el-İnsanu'l-Kâmil fi Marifeti'l-Ev ahir ve'l-Evail 1/19, el-Matbaatu'l-Ezheriyye el Mısriyye, Kahire Fususu'l-Hikem, Harun Faslı. Konu karan tarafindan (05-29-2010 Saat 23:37 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to karan For This Useful Post: |
|
|
#3 |
|
Yasaklı
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Thanks: 4109
Thanked 1631 Times in 570 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Karan;
Harcadığın emekler için gerçekten teşekkürler... Bunca zamandır kafama takılan bazı soruların veya çelişkilerin biraz daha berraklaşmasına imkan sağlamış oldun, bu nedenle de sana birkez ayrıca teşekkür ederim... Böylesine karmaşık bir konuda, bunca yetkin arkadaşımız dururken ( Aslında ortalıkta yokken ) benim gibi bir çömezin girizgah yapması pek normal değil amma, ne bileyim belki karganın ötüşü bülbülü aşka getirir de onlarda teşrif ederler bu sayede... Sevgili Karan, Bunca lüzumsuz laftan sonra sanmayasınki konuya ilişkin bazı bilinmeyenleri söyleyeceğim... birşeyler diyeceğim ama ne kadar doğrudur onuda tam kestiremiyorum... Yazdığın iki sayfalık yazıdan öncesinde bir ara seninle benzer bir konuyu özelden konuştuğumuzu da hatırlıyorum... Alevilik ve ezoterizm veya bu konudaki adıyla sufilik hakkındaki düşüncelerimi sana söylemiştim... Bence Aleviliği sufilikle eşlemenin veya sufilikten Alevilik çıkarmanın mümkünü yoktur... Çünkü nede olsa Sufilik denen şey bir yarataıcıya dayanıyor ve Alevilikte yaratıcı yoktur... İslam adına yorum yapan sufistlere ve senin baş örnek olarak verdiklerine baktığımızda gördüğümüz şudur ki, örnek olarak alınan imge bir yaratandır ve adına da Allah deniyor... İslam kökenli sufizmi yaratan imge Allah olduğuna ve düşüncelerde buna bağlı olarak geliştiğine göre, bu olgudan Aleviliğie varmak imkansızdır... Bence İslama atıfta bulunan sufizmin meydana çıkmasına gerekçe oluşturan etki, İslam-ın tanrısının kullarına seslenişi ve onlardan istediği şeylerdir... Allah-ın emirleri sert gelince bunu yumuşatmanın yollarına gidildi ve ortaya sufizm çıktı... Aslına bakarsak sufizm de İslam-a aykırı bir inançtır, hal böyle olunca iki çeşit çelişki olmuş oluyor, birincisi sufizm İslam dışıdır, ikincisi Alevilik ikisinin dışıdır... Yani şöyle anlamamız gerekiyor, senin iddiana göre, İslam tanrısı olmasaydı İslam yani Allah-a atıfta bulunan bir sufizm de olmayacaktı, bu olmayınca Alevilik te olmayacaktı... Bu durum diğer tek tanrılı dinler içinde böyledir... HALBUKİ BİZLER İYİ BİLİYORUZ Kİ ALEVİLİK iSLAMDAN BİNLERCE YILLIK ÖNCEYE DAYANAN BİR İNANÇ SİSTEMİDİR... Alevilik adına arayış içerisinde olup, her türlü söze dört elle sarılanlar sonunda mutlaka yanılacaklardır, Alevilik ne sufizm-dir, nede sufizm üzerinden yaratılan şiirsel sözlerden ibarettir... Şimdilik son söz olarak şunu söyleyeyim, bana göre sufistler ceberrut bir yaratıcıya alternatif olarak, onun tam karşıtı olan güzellikler tanrısı yaratmışlardır, fakat çıkış noktası birinci sıradaki tanrı olduğu için, ona alternatif olarak yaratılan ikinci tanrınında bir aslı yoktur... Eğer Aleviler için illede bir tanrı gerekiyorsa uzağa gitmeye gerek yoktur, Alevilerin, her zaman hazır ve nazır olan, üstelik hiçbir beklentisi olmayan bir tanrısı var, buna HIZIR diyorlar... Sevgilerimle Kral çıplak. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to kral çıplak For This Useful Post: | karan (05-30-2010) |
|
|
#4 | ||||
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: yok
Yas: 27
Üye No: 311
Mesajlar: 161
Thanks: 438
Thanked 493 Times in 143 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 222
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sevgili Sinan abi, ben sizinde bildiginiz insanlar gibi Aleviligi zorlamalarla bir yere monte etmeye çalismiyorum. Zira zorlamalarda kullanmiyorum. Yunus Emre'nin ve diyer asiklarin Sufi dusuncelerinin birebir aynisini savunduklarini, yaydiklarini az once yukarida sundum. Alinti:
Alinti:
El Cillinin "Allah putperestlerin taptığı o putların hakikati olmuştur. Putlara ibadet edenler ancak Allah'a ibadet etmişlerdir." anlatimina Yunus Emre kendisini Allah yerine koydugu su deyisiyle katilir. Benem mevcud olan cümle vücudda Benem maksud heman Kabe’de putda Benem neheng benem derya ü umman (neheng: timsah) Benem kıymetlü kan Bahr-i muhide El Cillinin "İnsan-ı kâmil ve Hak, kişinin kendi suretini gördüğü ayna gibidir. Ayna olmasa kendi suretini görmesi mümkün değildir. Allah ismi aynadır, insan-ı kâmil de Allah'ın aynasıdır" anlatimini Hilmi Dede Baba su dizelerle sunar; Aynayı tuttum yüzüme Ali (Allah) göründü gözüme Nazar kıldım ben özüme Ali (Allah) göründü gözüme Hilmi Dede Baba El Cillinin "İki âlemde de mülk benimdir. İkisinde de iyiliğini umacağım veya kendisinden korkacağım benden başkasını görmedim." anlatimina Nesimi su sekilde katilmistir; Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Nesimi El Cillinin "Önceliğimden önce (evvel) yoktur ki, ona katılayım, sonralığımdan sonra (ahir) yoktur ki, anlamını geçeyim. Kemâlin her türlüsüne sahibim ve küll (Allah)ın büyüklüğünün cemâliyim. Ben ondan başkası değilim" cumlesine Yunus Emre, Seyyit Nesimi, Hilmi Dedebaba, Asik Veli su dizelerle katilirlar Evvel benim, ahir benim, Canlara can olan benim. Azıp yolda kalmışlara, Hazır medet eden benim Yunus Emre Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın Ali şems-i münneverdir Alidir nur ile enver Seyyid Nesimi Ali evvel Ali ahir Ali batın Ali zâhir Ali tayyip Ali Fâhir Ali göründü gözüme Hilmi Dede Baba Gene sen bilirsin Velinin hali Sensin bu cihanin ahir evveli Asik Veli O halde merak ediyorum, sen neresine katilmiyorsun? Saniyorum Sufizmi Sofizm ile karistiriyorsun. Sufilik Sofilik (Sofu)degildir. Sufiligi tanimiyor, tanimadiginiz için saguk bakiyorsunuz. Ben bu yazdiklarimi yazamadan once uzun arastirmalar yapiyor sonra sunuyorum. Sizdende hali hazir elestiriler vermeden once biraz arastirmanizi, ogrenmenizi bekliyorum. Gozunuzu açip Alevi asiklarinin yazdiklari, yaydiklari, koruduklari deyislerdeki dusuncelerin, bilgilerin, felsefesinin nereden geldigini gormeni istiyorum. Hasan Sabahi, Ebul Vefayi, Baba Ishaki, Baba Ilyasi, Hace Bektasi kimlerin egittigini, nasil egitildiklerini, hangi gelenekleri surdurduklerini anlamani istiyorum. Sufilik ile Aleviligin asla birlesemeyecegini soylerken gozlerini siki sikiya kapattiginin farkina varmani istiyorum. Simdi gozlerini aç ve assagidaki sozlerin ne anlatmak istedigini oku. (Ama anlayarak) Bu yazida tamamiyla Aleviligin Hak'i tanimindan baska hiçbirsey goremezsin. Alinti:
Gerçek varlık o, gerçek yokluk da o, yaratan da yaratılan da odur Ibn Arabi ve simdide Alevilikteki Tanri izahini anlatan su siiri oku; Gah Çıkarım Gökyüzüne Seyrederim Alemi Gah İnerim Yeryüzüne Seyreder Alem Beni Yar Ali Yar Ali Yaradan Ali Can Ali Canan Ali Peki ne çikar karsimiza? Sufizimde yaratanda, yaratilanda insandir. Alevilikte yaratanda, yaratilanda insandir. Hani sufilik tanimi içinde Alevilik tanimi çikarmanin mumkunu yoktu? Gerçek varlık o, Allah'ın rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratıklar için haktır " Yani bu sıfatlar aynı zamanda yaratıkların da sıfatlarıdır. Onun için yaratıklar mecaz olarak değil, gerçek olarak Allah'ın sıfatlarını taşırlar. Ibni Arabinin bu anlatimlarina lutfen dikkat ver. "Allah'ın rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratıklar için haktır " cumlesindeki ana felsefe insanlarinda Allahin sifatlarini tasidigini anlatmakta. Keza bu felsefik açilim Alevi felsefesinin temel taslarindan biri. Cunku Alevilikte Insani Kamiller bu ozelliklere sahip Tanri/Insanlar olarak goruluyorlar. Ornegin Sahi Merdan Ali bir insan olmasina karsin Alevi deyislerinde Onsekizbin alemi yaratan, yagmuru yagdiran, riziklari verendir. "Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi Şah-ı Merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi: "Yağmuru yağdıran benim" deyi Ömer'e söyledi Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi Hem sakidir, hem bakidir nur-ı Rahman'ın Ali Yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya Ali Ömer vardı Hak Muhammed katına dedi: "eyle beyan, Hz. Ali midir ol arşa gürleyan, çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen?" Hak Muhammed buyurdu ki: "Yektir Ali, bir" dedi "Hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi ali'ye şirk koşanlar mutlaka kafir" dedi Alevilikte Vahdeti Vucut felsefesi vardir. Varligin birligi ilkesi oldugu gibi Alevilik felsefesine hakimdir. Peki Vahdeti Vucudun en buyuk savunucusu kimdir? Bir Sufist olan Ibn Arabi. Peki Vahdeti Vucudun en çok savunuldugu yer neresidir? Anadolu. Vahdeti Vucudun Anadoludaki en onemli temsilcisi Yunus Emredir. Vahdeti Vucud ilkesini birçok siirinde islemis olan Yunus Emre Alevi edebiyatininda en onemli asiklarindandir. Savundugu Vahdeti Vucut felsefesini kimden almistir? Sufilerden. Alevilikte Enel Hak felsefesi vardir Enel Hak oldugu gibi Alevilik felsefesine hakimdir. Peki Enel Hakkin en buyuk savunucusu kimdir? Bir sufist olan Hallaci Mansur. Peki Enel Hakkin en çok savunuldugu yer neresidir? Anadolu. Alevilik felsefesi sufistik bir felsefedir O halde Sufistik felsefenin bugun en çok savunuldugu ve halen gunumuzde bile en çok yasanilip yasatildigi, yer neresidir? Anadolu. Peki kimler tarafindan? Aleviler. Konu karan tarafindan (05-30-2010 Saat 06:15 ) değistirilmistir.. |
||||
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to karan For This Useful Post: |
|
|
#5 |
|
Bizden Biri
Üye No: 226
Mesajlar: 511
Thanks: 396
Thanked 1056 Times in 399 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sevgili Karan,
Senin sufi dediğin kavrama Anadoluda halk arasında Sofi derler. Sofiler, dünyanın bazı zevk ve nimetlerinden kendilerini mahrum bırakırlar. Yani Maniciliğe adfedildiği gibi. Alevilik sufilik değildir. Ama Alevilerden sufiliği seçen oluyor ve olabiliyor. Sofilik bilinmeyen değildir. Herkesin bildiğini sen yeni öğrendiğin için sana farklıdır. Özet olarak o kadar emeğinden çıkan sonuç budur. Ama ben bu yazdıklarından ziyade seni üslup ve davranışlarını değerlendirmeyi daha uygun görüyorum. Benim tanıdığım yer yer kendisine referans olduğum ve kendisini savunduğum Karan olmadığın açıktır. Ve eğer sen o Karan isen üzülerek söylemek zorundayım ki, çok yanılmışım. Üslubundan dolayı sana yakın olmakta çekinir oldum sanırım benim dışımda ki insanlardan da ayni rahatsızlık vardır. Örneğin: son birkaç mesajındaki hoş karşılamadığım bazı sözlerini hatırlatayım. Bana yönelik, söylediğin “ortaya mertçe çık”, sık sık “kılıf bulamadın” vs. bu sözlerin anlamını bilmiyor olmalısın, şayet bilerek söylüyorsan çok yazık derim. Kral Çıplak’a yönelik dediğin şu lafa ne demeli; “Sufi olan Hallaci Mansurdur. Bu dahi bilmiyor olman uzucu.” Ne kadar bilgin, bir o kadar karşısındakini hakir gören bir davranış olduğunun farkındasın herhalde? Ama Hallacı Mansur’un geçtiği aşamaları bilmediğin de ortadadır. Halacın ilk mekân tutuğu yer sufiliktir. Sufiliğin ilk kurucusu olarak da bilinir. Daha sonra sufilkten uzaklaşır. İkinci mekân Hambeli mezhebi olur. Hatta Hambeli mezhebinin kurucusu olarak da söz edilir. Son adresi ve mekânı “Enel Hakk”tır. Bu adrese gelince Alevilerle buluşur görüşür. Aleviler de Hallacı Mansur’u o andan bu yana bağrına basmıştır. Özet budur inanmasan araştırırsın. h-alibaba
Doğru duvar yıkılmaz!
Sen doğru dur eğri belasını bulur. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to h-alibaba For This Useful Post: |
|
|
#6 | |
|
Yasaklı
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Thanks: 4109
Thanked 1631 Times in 570 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Sevgili Karan; İsmini saydığın aşıkların Aleviler içindeki değerlerini bilmiyor değilim... Fakat önemli olan genel kabul görmüş olan şeylerin DOĞRU olarak kabul edilmiş olması değil, bilakis bunların temiz bir süzgeçten geçirilmesidir. Sufizm-e en baş örnek olarak verdiğin EL CİLLİ-nin isminin bizden olmamasını kendince anlamlandırıp bizden yapmaya çalışmandan da anlaşılıyor ki sen bu sufizm-e fazla kapılmışsın... Adamın tüm atıflarının İslam olduğunu göre göre bunu yok sayıp, getirip onu zorla Alevi yapmana inan ki çok şaşırdım... Öyle inanıyorum ki rahmetli ABDÜLKERİM EL CELLİ hayatta olsa seni mahkemeye verirdi... Şimdi de şu ünlü deyişin çözümünü yapalım; "Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi Şah-ı Merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi: "Yağmuru yağdıran benim" deyi Ömer'e söyledi Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi Hem sakidir, hem bakidir nur-ı Rahman'ın Ali Yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya Ali Ömer vardı Hak Muhammed katına dedi: "eyle beyan, Hz. Ali midir ol arşa gürleyan, çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen?" Hak Muhammed buyurdu ki: "Yektir Ali, bir" dedi "Hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi ali'ye şirk koşanlar mutlaka kafir" dedi Gördüğün gibi, şiirin tamamı İslam-a atıfta bulunuyorBuradaki söylem ile anlamamız gereken gerçek Aleviliğin sufizm olduğu değil, tam tersine sadece sufizm-in İslam-a alternatif yaratma çabasıdır... Şiir baştan aşağı İslam karşıtlığı ve onu başkalaştırmaya yönelik tam bir tepki girişimidir..ç Şiirde ustalıkla işlenmiş bir tepki söz konusudur, İslam-ın Allahının yerine Ali fügürü konmuş, Ömer al aşağı edilmiş, Hz. Muhammet bile Ali-nin tanrılığını doğrulayan kişi konumuna sokulmuştur... haline getrilmiştir... Aslına bakarsan bu çok ünlü şiiri ve benzerlerini sufizm-e örnek olarak göstermekte doğru değildir, bir çelişkidir... Sonuç olarak; Alevilerce kutsanan ve sufizm kökenli olan hangi ozan olursa olsun bunların sufi olduklarını söylemek doğrudur fakat, bu ozanların sözleri üzerinden giderek Aleviliği yaratmak mümkün değildir, sufizmden en çok etkilenenler Mevleviler ve bizleride etkileyen Bektaşilerdir... Alevilerin yüzyıllardır bu topraklarda maruz kaldıkları asimilasyonda her türlü etkinin mutlak payı vardır... Bunlar kah Bektaşiler olmuştur, kah bektaşileri de etkileyen sufistler veya hurifiler olmuştur, veya Mevleviler, ve fakat hiçbir zaman Alevilik bunlar olmamıştır ve bunlardan gelmemiştir, şimdilik diyeceklerim bunlardır... Sevgiyle kal... Kral çıplak. Konu kral çıplak tarafindan (05-30-2010 Saat 23:36 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
|
#7 | ||||||
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: yok
Yas: 27
Üye No: 311
Mesajlar: 161
Thanks: 438
Thanked 493 Times in 143 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 222
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Alinti:
Alinti:
Alinti:
Kendisine tekrar gonderiyorum; Sufizimde "Allah" terimi hakkinda Ibn arabinin açiklamalari;Gerçek varlık o, Gerçek varlık o, gerçek yokluk o, Enel Hakki savununan sufist Hallaci Mansur, Vahdeti Vucudu savunan Sufist Ibn Arabidir. Alevilerdeki Tanri Inanci Enel Hak ve Vahdeti Vucuda dayandigi gibi Sufilerdede Tanri anlayisinin Enel Hak ve Vahdeti Vucuda dayandigindan habersiniz. Bunlardan haberi olmayan Sinan Isik'a ne dedim; Alinti:
Alinti:
Aleviligin Islam ile arasindaki kopru Sufizimdir. Aleviligin Islamin Siyasi boyutunu benimserken ornek aldiklari Sufilerdir. Aleviligi son dineminde en derin etkileyen, son seklini veren Sufist felsefedir. Aleviler oz itibariyla Islami degil, Islam içinde takiyye ile gizlenen sufilerin temelini attiklari Ali yanlisi siyasi durusu almislar. Daha sonraysa Sufilerin Tanri-Evren-Insan uçlemesini gizlilik ve takiyye ilkesi geregi Allah-Muhammed-Ali seklinde yorumlamalariyla "tanri-evren-insan" uçlemesindeki "insanin" yerini alan "Aliyi" inançlarinin basi yapmis, kendilerini onun adiyla anilan "Alevi" ismi ile tanitmislar. Merkezi Tanri-Insan'da aslolan Insanin "Ali" kisvesine burunmesi hem Islam cografyasi içinde rahat yasama olanagini hemde saglam bir korunma mekanizmasi dogurmus... Siz oldukça zor (ve zorlama) çalismalarla Manici dusunce ile bagdasabilecek iki, uç Alevi deyisi sunabilirken ben kolaylikla Sufist felsefeden etkilenmis yuzlerce deyis bulabilirim. El Cilli, Ibn Arabi, Hallaci Mansur bunlardan sadece birkaçi. Arastirmalarimda daha onlarcasi var. Hemen hemen butun Alevi deyislerinde Tanri-Evren-Insan uçlemesi islenmisse, Enel Hak anlatilmissa, Varligin Birligi (Vahdeti Vucut) islenilmisse Sufilere ve Sufist fikir ve felsefeyle karsilasmamak mumkun degildir. Aleviligin en buyuk ozani Yunus Emre'nin dilinden dusurmedigi Vahdeti Vucut, Birlik, Enel Hak, Tanri-Evren-Insan Onun azili bir sufist fikir savunucusu oldugunu kanitlamaz mi? Islam topraklarina ilk gelen Misir Kokenli Rahiplerin Sufist dusunceyi yaymaya çalistiklari donemlerde kurduklari bir orgut vardirki buna tarih sahlerinde "Karamiller Cemaati" olarak rastliyoruz. Islam gibi gorunerek Ali yi Omere karsi muhalefet olrak tutup ilk siyasi Ali yanliligi ve Ali ismi altinda Islam takiyyesini baslatan onlardir. Bu ilk sufilerin gayretleriyle sistematik bir islevlik kazandirilip guçlendirilen Karamiller daha sonra Karmatiler olarak çikiyor karsimiza. Karmatilik tarihteki ilk gizli orgutlerden. Ahilik, buradan çikiyor. Hurufilik, buradan çikiyor. Ismalililik, buradan çikiyor. Fatimilik, buradan çikiyor. Hassasilik, buradan çikiyor. Batinilik, buradan çikiyor. Ahlehaklik, buradan çikiyor. Sabbaklik, buradan çikiyor. Kakailik, buradan çikiyor. Nusayrilik buradan çikiyor. Durzilik, buradan çikiyor. Ezidilik, buradan çikiyor. Bedreddinilik, buradan çikiyor. Hatta, yukaridaki tabloyu dahada uzatabiliriz. Misirdan Islam topraklarina gelen Rahipler Islam içinde takiyye yoluyla gizlice ve kurnazca olusturduklari Sufi felsefesi daha sonralari her Sufinin kendi adiyla anilip diyerleriyle farkliliklar olusturarak kuracaklari tarikatlere bolunecekti. Birbirlerinden farklilasan ve kendilerini kuran Sufilerin isimleriyle anilan bu tarikatler bir bir dagiliyor, gelisiyor, farkli cografyalarda farkli insanlarla bulusuyordu. Assagidaki siralayacagim butun tarikatlerde buradan çikiyor. Muhasibiye (Haris Muhasibî) Kassariye (Hamdun Kassar) Tayfuriye (Bayezid-i Bistam) Cüneydiye (Cüneyd-i Bağdadî) Nuriye (Ebu Hüseyin Nuri) Sehliye (Sehl bin Abdullah Tustarî) Hakimiye (Hakim Tirmizî) Harraziye; (Ebu Said Harraz) Hafifıye (Ebu Abdullah bin Hafif) Seyyariye (Ebu Abbas Seyyarî) Yeseviye (Ahmed Yesevî) Kadiriye (Abdülkadir-i Geylanî) Rifaiye (Ahmed Rifaî) Medyeniye (Ebu Medyen Şuayb bin Hüseyin) Kübreviye (Necmeddin Kübra) Sühreverdiye (Ebu Hafs Ömer Suhreverdî) Çeştiye (Muinuddin Hasan Çestî) Şazeliye (Ebu'lHasan Şazelî) Bedeviye (Ahmed bin Ali Bedev) Desukiye (İbrahim Desukî) Mevleviye (Mevlana Celaleddin Rumî) Sadiye (Saduddin bin Musa Cebbavi) Nakşibendiye (Bahauddin Nakşibendî) Halvetiye (Ömer bin Ekmeluddin Lahicî) Bayramiye'dir (Hacı Bayram Veli) Keza bu tarikat listesinin içinde "Bektaşiye" de vardir. Bektasiliginde bu listeye dahil edilmesinin nedeni Hace Bektasi Velininde bu Sufi dusuncelerden etkilendigi, etkilenerek aldiklarini var olupta geçmisten gelen ile yogurarak Anadoluya ozgu Bektasilik felsefesini olustumasina bagliyorum. Keza, tabiykide Bektasilik bu Sufist akimlar ile ortaya çikmamis, sadece sufist akimlardan etkilenenlerin etkisi altinda yenilerek, gelistirilerek yada sart-ortam ve normlara uygunlastirilarak yeni bir yorungeye oturtulmustur. Birbirinden farkli bunca Yollarin (tarikatlarin) birlestikleri ana temel Sufizimdir. Bugun bu tarikatlerin bazilari birbirlerinden oldukça farklilasmisken, bazilarinin arasindaki ortak temel paydalar kendisini korumakta. Birbirlerinden farklilasmis tarikatlerin her ne kadar farklismislar isede yine baska tasavvufçu tarikatlar ile ortak paydalari bulunmasinin nedeni budur. Biz, Aleviligi baz aldigimizda Sufilerin isledigi ve savundugu"Tanri-Evren-Insan uçlemesi (Hak Muhammed Ali), Tanrinin Insanda-Insanin Tanrida Olmasi (Vahdeti vucut - Vahdeti mevcut), Insanin Mikrokozmoz, tanrinin Makrokozmoz olmasi, Ruhun olumsuzlugu, ruhun tekrar dogusu, Kamil Insan olmak için dondan dona girisi, Enel Hak gibi butun temel ilkelerin Yunus Emreden tutunda Asik Veysele kadar hemen hemen butun Anadolu Asiklari tarafindan nakis nakis islendigini rahatlikla gorebiliriz. Batinilik "Ustat Nejat Birdogana" gore, bugun Anadolu Aleviligi olarak adlandirilan bagimsiz bir dinin "9. 10 ve 11." yuzyillardaki adidir. Mutlak deger içinde Mezepotamyada kurulmus olan butun içrek "Yollar" egitimini tamamlamis bir Sufi tarafindan kurulmus yada sekillendirilmistir. Hepsinin birbirinden farkli olmasinin nedeni Sufilerin içrek inançlarda kalip olmadigi için ana fikirleri farkli yorumlamalarindan, zaman içinde kaldiklari farkli sart ve kosullardan, yasadiklari farkli cografyalardan, sosyal durum, etnik koken, kultur ve sahip olduklari eski inançlardan kaynaklaniyordu. Soz gelimi, Seyh Adiyy tarafindan kurulan "Adaviler" toplulugunun zaman akisinda basindan geçen olaylardan sonra karma bir din haline gelerek "Ezidiler" haline gelmesi bir ornektir. Sevgili Alibaba, ben Alevilik Sufiliktir demiyorum. Alevilik içindeki Sufiligi, Sufilik içindeki Aleviligi sunuyorum. Ve bunu yaparken hiçte zorlanmiyorum çunku alevi deyislerinde hiçte zorlanmadan bulabiliyorum. Bugun, Aleviligin sahip oldugu ana ilkeleri olan "Enel Hak (Insan Hakta Hak Insanda) Tanri-Evren-Insan Birlekteligi, Vahdeti Vucut / Vahdeti Mevcut ilkelerini isleyen butun deyisler Sufi felsefesinden baska birsey degildir. Beni anlamadiginizi soyluyorsunuz. Et yemeyen, sarap içmeyen, cinsel iliskiye girmeyen, evlenmeyen, çalismayan, toprakla ugrasmayan tapinmaciligi aydinlik ve karanlikta bulan manici perfektiler, seçkinler kesinlikle Alevidir derken et yiyebilen, cinsel iliskiye girebilen, evlenebilen, calisabilen, toprakla ugrasabilen Enel Hak, Tanri-evren-Insan (Hak Muhammed Ali), Vahdeti Vucut-Vahdeti Mevcut diyerek "Tanriyi Insanda-Insani Tanrida" bulan sufiler Alevi olamaz diyorsunuz. Bende bunu anlamiyorum. Konu karan tarafindan (06-04-2010 Saat 00:17 ) değistirilmistir.. |
||||||
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to karan For This Useful Post: |
|
|
#8 |
|
Bizden Biri
Üye No: 226
Mesajlar: 511
Thanks: 396
Thanked 1056 Times in 399 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sevgili Karan,
İnsan değer verdiği kişilere dostane eleştiriler yapar. Bu üslubun sana yakışmadığını bir daha hatırlatayım. Kıyaslaman çok yanlış, başkasının üslubu bozuktur diye, sende o üsluba göre biçimlenmen doğru değildir. Üslubu bozuk olanları eleştirmemi istemen de ayrı bir yanlış, üslubu bozuk olanın neyini eleştireyim. Kişi kendisini bilmiyorsa benim ona uymamı nasıl isteyebilirsin? Sufilik tezine karşı çıkınca savunmana bakarmısın? “Siz oldukça zor (ve zorlama) çalismalarla Manici dusunce ile bagdasabilecek iki, uç Alevi deyisi sunabilirken ben kolaylikla Sufist felsefeden etkilenmis yuzlerce deyis bulabilirim.” Yani bir anlamda ben senin Manici tezini eleştirmiyorum sen neden benin sufi tezime karşı çıkıyorsun demek istiyorsun. Be güzel kardeşim sen hiç Alevilikte sufilik diye bir şey duydunmu? Yüzlerce Alevi diyişi sunmak marifet değil. Marifet o deyişi yerinde ve uygun bir şekilde değerlendirmektir. Yanlış yorumla yanlış sonuçlar elde edilir. Sen hiçbir Alevi ozanından sufiliği öven bir deyiş duydunmu? Ama Sufiliği yeren yüzlerce deyiş vardır değilmi? Şah Hatai’nin bir dörtlüğüyle hatırlatayım. Yürü sofi yürü yolundan azma Elin gaybetine kuyular kazma Beyhude dolanıp beyhude gezme Yanında mürşidin var olmayınca Sufilik ilgili bu dörtlükte anlatıldığı gibi yüzlerce Alevi deyişi vardır. İnanmasan araştır. Sufilik bilinmeyenmiş gibi önümüze sürmenin bir anlamı yoktur. Alevi deyişlerinde bütün inançlara şöyle veya böle yerme veya taşlama vardır. Maniciliğe yoktur acep nedendir? Alevi deyişlerini bir de doğru yorumlasan şaşarım, sufiliği anlatıyorsun Alevi deyişiyle yorum yapıyorsun bu nasıl iş? Diyorsun ki, “Ornegin Sahi Merdan Ali bir insan olmasina karsin Alevi deyislerinde Onsekizbin alemi yaratan, yagmuru yagdiran, riziklari verendir.” Bu anlattığın Şahı Merdan Ali’nin insan olduğuna nasıl kanaat getirdin? On sekiz bin âlemi bir insanın yaratması düşünülürmü? Şahı Merdan Ali’nin Nur olduğunu artık gör ve anla. Yani Işıka Nur adı verilmiştir. Yani bu Nura da Şahı Merden Ali verilmiştir. Sefil Alinin deyişinde anlatılan budur. Bu doktrin Manici bir doktrindir. Başka benzeri yoktur. Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi Hem yazandır, hem bozandır, levhi mahfuz kalemi Külli dertlerin dermanı, yaraların melhemi Hem sakidir, hem bakidir nur – u Rahman’ım Ali Yetiş carımıza kurtar medet mürvet ya Ali Şah-ı Merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi: "Yağmuru yağdıran benim" deyi Adem´e söyledi Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi Hem sakidir, hem bakidir nur-ı Rahman´ın Ali Yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya Ali Adem vardı Hak Muhammed katına dedi: "eyle beyan, Hz. Ali midir ol arşa gürleyan, çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen Hak Muhammed buyurdu ki: "Yektir Ali, bir" dedi "Hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi Ali´ye şirk koşanlar mutlaka kafir" dedi SEFİL ALİ Senin yanlış yönlendirmen Kral Çıplağı da yanıltmış. O da bu deyişte İslamiyet görmekte. Bu deyiş, üstünde çok oynanmasına rağmen özünü kaybetmemiş. Senin aktardığında Adem yerine Ömer monte edilmiştir. Ayaklar uyaklar bozulmuş vs. ama öz itibariyle sağlam duruyor. Sevgili Karan, hem sana, hem de Sevgili Kral Çıplak’a önerim bu deyişi Mani’nin kozmogonisiyle karşılaştırın, şablon gibi oturup oturmadığını kendiniz görün. h-alibaba |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to h-alibaba For This Useful Post: | karan (06-01-2010) |
|
|
#9 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.919
Thanks: 12396
Thanked 8353 Times in 3929 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Canlar;
Alinti:
mani İnancında ademi, tanrı değil, IŞIK da değil, Adem'i yaratn Kötülük güçleridir, Mani de, diğer varlıklarda olduğu gibi, İnsandaki Ruh ,Nur'u, beden ise Kötülük unsurunu simgeler, H-alibaba2nın başka bir topiçde dediği gibi,mani de İnsanlardaki bu Işık çok zayıftır. , Yani NUR'u simgelemz. hem insanı Kötü güçler yaratacak, hemde insan NUR olacak bu böyle değildir, Şahı Merdan Ali, Burda tüm alevi ozanlarının geriye dönüş yparak , siyasi dayank noktasındır, VE bu alevi öğretisi ile, Tanrıinsanı anlatır, alevi öğretisinde, mani'de ki gibi, yaratan, yaraılan vev ikili Işık ve karanlık dualist inanç düşüncesi yoktur, Burda, Rahim ve Rahman olan ali, Hakkın, Varlık alanına çıkan NUR'da varolan HAKTIR, Yani bedeni kötü güçlerin işi görmeyen bir inanışın inanc düşüdür, Kurgusudur, Mani ye uymaz. Ancak Sufiliğe uyar mı? o ayrı bir tartışma konusu,
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | karan (06-01-2010) |
|
|
#10 | ||||
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: yok
Yas: 27
Üye No: 311
Mesajlar: 161
Thanks: 438
Thanked 493 Times in 143 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 222
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Sevgili Alibaba, yazilarim yukarida. Yazilarimin uslubunda hiçbir bozukluk, terbiyesizlik yoktur. Lutfen bunu bir kenara birakin. Bende size bunu hazirlatayim. Benim izledigim metodu elestiriyorsunuz. Daha once birkaç kez takrarladigim ve Iscan baba caninda soylemindeki gibi " Ruhun "nuru" (yada aydinlik) "bedeninnin" kotulugu ( yada karanlik) simgeledigi Manicilige Alevilik diyebiliyor ama inançlarinda "Enel Hak, Vahdeti Mevcut-Vahdeti Vucut, Tanri-Evren-Insan, Tanridan fiskirmak gibi olgulara sahip olan Sufilerden Alevilik çikamaz diyorsunuz. Bende Sufilikten alevi felsefesi, Alevi felsefesinden sufilik çikacagini size bilimsel bir metotla ispat edecegimi soyluyorum. Dikkatlice yazilarimi okursaniz hiçbir cumlemde "Alevilik kesinlikle Sufiliktir" demedim.
Alinti:
Sûfiler bunu yerer bittiği yeri sorar Gazel olmadan derer hissesi var kuvvete Ve Deyisin devaminda Sufiyi ovmeye devam ediyor. Sûfi Yemez haram der gizlice de görem der Gelen yıl çok derem der ister birazın sata Kaygusuz Abdal Sufi felsefenin birebir savundugunu birçok Alevi deyisinde kolaylikla bulabiliriz. Sizin kabul etmeniz yada etmek istemeyisiniz birsey degistirmez. Aleviligin en buyuk Ozani Sufilik felsefesinin yaydigi enel Hak, Tanri evren insan, Vahdeti Vuvut gibi fikirlerin en buyuk savunucusudur. Bu nedenle Yunusun butun siirlerinde Sufist felsefeyle karsilasilir. Yunus Emre kendi diliyle kendi yazdigi deyisinde kendisinin sufi oldugunu soyluyor. Sufiyim halk içinde tesbih elimden gitmez Dilim ma'rifet söyler gönlüm hiç kabul etmez Yunus Emre Sufilere sohbet gerek Ahilere ahret gerek Mecnunlara Leyla gerek Bana seni gerek seni Yunus Emre El Cillinin "Önceliğimden önce (evvel) yoktur ki, ona katılayım, sonralığımdan sonra (ahir) yoktur ki, anlamını geçeyim" cumlesinde "Evvelim ve Ahirim yoktur" yada "Evvel benim, Ahir ben" anlamlarini verir. Assagidaki deyis, bundan baska birsey anlatmaz. Evvel benim, ahir benim, Canlara can olan benim. Yunus Emre El Cillinin "İki âlemde de mülk benimdir" cumlensinde her iki aleminde kendisinde oldugunu, kendisinin mulku oldugunu soylemekte. Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Nesimi El Cillinin "İnsan-ı kâmil ve Hak, kişinin kendi suretini gördüğü ayna gibidir. Ayna olmasa kendi suretini görmesi mümkün değildir. Allah ismi aynadır, insan-ı kâmil de Allah'ın aynasıdır" cumlesinde anlatilan assagidaki deyisin anlattigindan baska birsey degildir. Aynayı tuttum yüzüme Ali (Allah) göründü gözüme Nazar kıldım ben özüme Ali (Allah) göründü gözüme Hilmi Dede Baba El Cillinin "Allah putperestlerin taptığı o putların hakikati olmuştur. Putlara ibadet edenler ancak Allah'a ibadet etmişlerdir." cumlesindeki anlattigini assagidaki deyiste cup diye buluruz. Benem mevcud olan cümle vücudda Benem maksud heman Kabe’de putda Benem neheng benem derya ü umman (neheng: timsah) Benem kıymetlü kan Bahr-i muhide Yunus Emre Ibni Arabin "Her şeyin tarifi aynı zamanda Hakkın tarifidir, yaratıkların ve eserlerinin müsemmalarında sirayet etmiştir, gören de görülen de odur, alem de onun suretidir, alemin ruhu ve yöneticisi de odur, o büyük insandır" diye suregiden anlatimi tamda Asik Veyselin anlattigidir. Ibni Arabinin Vahdeti Mevcutunu Alevilerin son ozanlarindan Aik Veyselde gormek bile mumkundur. Saklarım gözümde güzelliğini Her neye bakarsam sen varsın orda Kalbimde gizlerim muhabbetini Koymam yabancıyı sen varsın orda Çeşitli çiçekler yeşil yapraklar Renklerin içinde nakşını saklar Karanlık geceler aydın şafaklar Uyanır cüml'alem sen varsın orda Mevcudatta olan kudreti kuvvet Senden hasıl oldu sen verdin hayat Yoktur senden başka ilanihayet İnanıp kanmışım sen varsın orda Ibni Arabinin, "Onlar hakkın zahiridir çünkü o zahirdir, onların batını da odur çünkü batın odur, evvel de odur çünkü bunlar yok iken o vardı, ahir de odur çünkü bunlar ortaya çıktıkları zaman Allah onların kendisiydi" diye suregiden anlatimi assagidaki deyisten baska birseyi anlatmaz (daha dogrusu assagidaki deyis, bundan baska birseyi anlatmaz) Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın Ali şems-i münneverdir Alidir nur ile enver Alidir her şey için can Alidir yar ile mihman Ali rahim Ali rahman Alidir cümleye server Seyyid Nesimi Ibni Arabinin bu dusunceleri Alevilerin Enel Hakkindan, Alevilerin Hak-Muhammed-Ali kisvesine burunmus Tanri-Evren-Insan uçlemelerinden, Vahdeti Vucut ve VAhdeti Mevcutlarindan, varolan canli cansiz herseyin Haktan geldiginden, sonunda yine ona doneceklerinden baska nedir? Hakkın yaratıkların sıfatlarıyla ortaya çıktığını görmüyor musun? Bunu kendisi belirtmiştir. Noksanlık ve kötülük sıfatlarıyla ortaya çıktığım kendisi ifade etmiştir. Yaratıkların da başından sonuna kadar Hakkın sıfatlarıyla ortaya çıktığını görmüyor musun? Yaratıkların sıfatları Onun için hak olduğu gibi onun sıfatlarida yaratıklar için haktır . Alinti:
Ben "18 bin Alemi bir insan olan hz Ali yaratti" demedim. "Allah'ın rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratıklar için haktır " dedim. Buradan cikan "Insanin Tanri, Tanrinin Insan" oldugudur. Ama nasil Tanri? Alevilikte Insani Kamil olup, "Hakka Hak olmus" diye adlandirilan "Tanrisal oze geri donme", kendisinden koptuguna yeniden kavusmasidir. Bundan dolayidir ki artik "kendisinden (Tanridan)" koptuguna geri donen 18 bin Alemi varedendirde. Iste bu yuzden deyiste 18 bin Alemi varedenin o mertebeye gelmis Sahi Merdan Ali oldugu soylenmekte. Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi Hem yazandır, hem bozandır, levhi mahfuz kalemi Sefil Ali “Yeri,göğü,arşı kürsü yaratan Men Ali’den başka tanrı görmedim Derviş Ali Alevilik falsefesinde Alinin temsil ettigi Tanri-Evren-Insan uçlemesinin sonucunu veren "insandir" 18 bin Alemi vareyleyen, Yeri, göğü, arşı kürsü yaratan Ali, Hakla Hak olmus, devriyesini tamamlamis, parçaya donmus, kensisinden geldigi Tanrisal parçaya kavusmus, iste bu nedenle artik Tanri olmus Alidir. Tarihte var olan islamin Hz Alisi degildir bu. Zaten Islamin hz Alisinden bahsedilmiyor. Burada bahsedilen Ali Alevi felsefesinin kendi belleginde olusturarak kendi inanç ve rituelleriyle olusturduklari Alidir. Yer gök arasına nizamlar kuran Ak kâğıt üstüne yazılar yazan Engür şerbetini Kırklara ezen Allah bir Muhammed Ali’dir Ali Pir Sultan Abdal Alevilikte Tanrisal oze kavustuktan sonra kendisinin Tanri oldugunu 18 bin alemi kurdugunu soyleyebilen baskalarida yok mu? Bu sadece "Aliye" ozel bir durum mu? Artik tanrisal nura erismis, ozune donmus, Hakla Hak olmus olan Yunusta Sahi Merdan Alinin Hakla birlestigi yerdedir. OL kadir-i kun feyekun, lutf edici Sübhan benem Kesmeden rızkını veren, cümlelere sultan benem Nutfeden ildem yaratan, yumurtadan kuş türeden Kudret dilini söyleten, zikr eyleten Sübhan bencm Kim i"ini zahit kılan, kimisine fısk işleteıı Ayiplarmı örtücü, ol delil ü bürhan benem Ete deri sügük çatan, ten perdelerini tutan Kudret işim çoktur benim, hem zahır ü ayan benem Hem batmem, hem zahirem, hem evvelem, hem ahırem Bu cümlcsini yaratıp, tertip eden Yezdan benem Yoktur anda tercüman, andaki iş bana ayan Bin hir adı vardır Yunus, ol sahib-i Kur'an benem Yunus Emre Alinti:
Aleviler oz itibariyla Islami degil, Islam içinde takiyye ile gizlenen sufilerin temelini attiklari "Ali yanlisi siyasi durusu almislar". Daha sonraysa Sufilerin "Tanri-Evren-Insan" uçlemesini "gizlilik ve takiyye" ilkesi geregi "Allah-Muhammed-Ali" seklinde yorumlamalariyla "tanri-evren-insan" uçlemesindeki "insanin" yerini alan "Aliyi" inançlarinin basi yapmis, kendilerini onun adiyla anilan "Alevi" ismi ile tanitmislar. Merkezi Tanri-Insan'da aslolan Insanin "Ali" kisvesine burunmesi hem Islam cografyasi içinde rahat yasama olanagini hemde saglam bir korunma mekanizmasi dogurmus... Alinti:
“ Tanrı görünmeyen durumdayken ,kendisine olan sevgisi nedeniyle görünür olmak istedi. Böylece tanrısal sudur başladı ve tüm varlık türleri oluştu. Sevgi bu oluşun kaynağıdır.İlk nedenidir. “ Var olmak, Tanrı’dan fışkırmak, gorus alanına girmektir. Sufilik oldukça genis bir yelpaze. Bu yelpazenin "Alevi-Bektasi" yolunu tamamiyla etkileyen, Alevi Bektasi yolunu degistiren felsefik goruslerini bulmak bu nedenle zorlasmis olsada aslinda karanlik içindede degil. Ben Sufilik felsefesinin Aleviligi etkiledigi birçok alan buldum ki bunlari sizinle zaman buldukça paylasmak isterim. Alevilik, "kitapli peygamberli" bir din degildir. Yine sufi Ibn Arabinin bu konu hakkinda soylediklerine bakalim; Arifin dini yoktur. Bir arif gerçekten arif olsa tek bir itikada bağlanıp durmaz. Dinlerin şeriat bölümü tekamülün ilk aşamasında insandaki hayvani nefsi öldürmeye yöneliktir. (Yoksa şartların ürünü olan şeriat dinin temel esasları değildir...Din diyanet sorarısan aşıklara din ne hacet. Aşık kişi harap olur, harap bilmez din diyanet Yunus Emre. Ibn Arabi "Arif" olan kisinin "din'inin"olmadigini soylerken Yunus Emrede ayni seyi "asiklara" din ne hacet diyerek tekrarlamakta. Oldukça açik ve net bir sekilde goruldugu gibi (Alibaba ne kadar sufi yazilari alevi deyisleri ile açiklamaya çalisiyorsun desede) Alevi deyisi Sufi felsefeyi, Sufi felsefe Alevi deyisini tamamliyor, açikliyor. Yukaridaki mesajimda Sufi ekolunden çikmis olan yeni yollarin (tarikatlerin) isimlerini vermistim. Bu tarikatlerden her biri kendisini olusturan Sufi tarafindan sekillendirilir. Bu Sufi, ana kaynaga bagli kalmak kaydiyla "Yolunu" içinde oldugu sart ve kosullara gore farkli yorumlayabilirdi. Bir yoldan, bin surenek. Sufilik bu sureneklere izlemeleri gereken birtakim semalarda sunar. Aleviligin,Ezidiligin, Ahlehaklarin (vs) hiyeyarsik yapilarinin birbirine benzemesinin nedeni budur. Ayni sekilde surenegi sekillendiren Sufi, Surenegin rituel seklinide surenegi surdurecek toplulugun sosyal-kulturel durumuna gore sekillendirebilirdi. Sufi teşkilatlarının teorik kuruluş şemasıDaha once sozunu ettigim Misirdan gelen ilk "ezoterik" inançli rahiplerin Islam topraklarinda Ali takiyyesi ile kurduklari "Karamiller Cemmati" ayni zamanda bunyelerinde yetistirilecek Sufilerin izleyecekleri belirli semalarda hazirlamislardir. Bizim Anadolu Aleviligimiz bu semada 8 ile 12. rakamlar arasindaki hiyeyarsik yapida tamamlamis. 8-Uluslardan küçük topraklara bakan 300 şef –pir- 9-Azizler 10-Grup başkanları 11-Talebeler-talipler 12-Kutsal yola girmemiş yeni cemiyet üyeleri. 8-PIRLER 9-REYBERLER 10-DEDELER 11-TALIPLER 12-YOLA GIRMEMISLER Karan Konu karan tarafindan (06-04-2010 Saat 00:11 ) değistirilmistir.. |
||||
|
|
|
| The Following User Says Thank You to karan For This Useful Post: | İşcanbaba (06-02-2010) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||