Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Murtaza Demir

Murtaza Demir Murtaza Demir'e ait makalelerin takip edildiğ, makalelere ilişkin soru görüş ve yorumların yapıldığı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 01-11-2010, 18:01   #1
Murtaza Demir
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1212
Mesajlar: 13
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 36 Times in 10 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Murtaza Demir is on a distinguished road
İletişim
Standart Abf Nereye?

Alevi-Bektaşi kurumları, Alevi-Bektaşi kesiminin Selçuklu döneminden buyana sürüp gelen ve ne yazık ki, cumhuriyet döneminde de artarak devam eden neredeyse sekizyüz yıllık yakıcı sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulmuş, toplumumuz tarafından ilgi ve sempatiyle karşılanmıştır. Farklı isimler ve çevreler tarafından kurulmalarına karşın temelde aynı beklentiler üzerine bina edilen Alevi kurumları, 1995’li yıllardan itibaren üst birlik yapılanmasına ihtiyaç duymuş, bu ihtiyacın karşılanması amacıyla çok sayıda derneği içine alan dernekler federasyonu (ABF) kurulmuştur.
Bu dönem öncesinde görev yapan ABF yöneticileri iyi niyetli kimi çalışmalar yapmış, kurumsallığın yaşaması için özveri göstermişler, ancak bu dönemlere dair belleklerde yer edecek rutin ötesi bir başarı ortaya koymamışlardır. Bu dönemlerden hafızalarda kalan tek icraat şudur; “kendilerini, CHP yönetimine milletvekili önerdiler, ancak başarılı olamadılar…” Bu tutum; kurumun saygınlığını, birliğini, güvenilirliğini hatta büyümesini engelleyen; camianın beklentilerini erteleyen ve bu tutuma önayak olan yöneticilerin saygınlığını da sakatlayan olumsuzluklar olarak hafızalardaki yerini muhafaza etmektedir.
ABF yönetimi ve kuşkusuz Alevi dünyası, son yönetim döneminde özellikle de 8 ve 9 Kasım (2008-2009) büyük mitingleriyle daha bir dikkat çekmiş, hem dostlarımızın kıvancını, umudunu yeşertmiş, hem de gerek siyasi çevrelerin, gerekse Alevi-Bektaşi karşıtlarının ve de bu hareketi ısrarla görmek istemeyen basının ilgi odağı olabilmiştir. Ortaya çıkarılan kitlesellik ve onun verdiği sinerji, “Alevi Açılımı” süreci bakımından büyük etki yaratmış, siyasilerin konuya daha bir özenli davranmaları bakımından da itici güç olmuştur.
Önceki yıllarda TRT ekranlarında bölük pörçük ve çok da amatörce ele alınan Kerbela Yası, Yas-ı Muharrem oruç süreci, bu dönemde ritüellerimizin tanıtılmasını da kapsayarak daha doyurucu programlara dönüşmüştür. Bu kazanımların görünen pratiklerden öteye geçen anlamı şudur: resmi ve gayrı resmi egemen çevreler, Alevi-Bektaşiliğin orijinal varlığını ve onun ibadethanesi olan cemevinin ibadethane statüsünü zımnen kabul ve ikrar etmişlerdir. Bunların birer kazanım olarak Alevi-Bektaşiliğin kazanç hanesine yazılmasında başka etmenler, çabalar, geçmişten bugüne devrolan birikimler de kuşkusuz çok etkilidir. Ancak, öyle veya böyle yukarda tahlil ettiğimiz olumlulukların mitinglerden sonra gelmesi bir tesadüf değil, potansiyelin ortaya çıkarılmasıyla yakından ilintilidir.
Bir özensizlikten sakınmak adına; AABF’nin, Cem Vakfı ve Vakıflar Federasyonunun, dergâhlarımızın, bizim gibi bağımsız vakıf ve derneklerin, köy ve yöre derneklerinin emeklerini söylemeliyim. Ayrıca entelektüellerinin, üniversiteler bünyesine kurulan enstitülerin, kürsülerin, resmi ve gayrı resmi kimi demokratik birimlerin; hatta sayıları az da olsa ilahiyat dünyasından vicdan sahibi kimi akademisyenlerin, mitinglere olmasa dahi sürece olan katkılarını da gözetmek gerektiği kanısındayım.
Her ne kadar iktidarın ayırımcılığa devam etmesi, mahkeme kararlarını uygulamaması, Diyanetin meşru olmayan hukuksuz konumunda ayak diremesi, Aleviliğin meşruiyeti ve cemevlerinin statüsü konusunda çağ dışı direnişini sürdürmesi gibi olumsuzlukların yanında, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız pozitif kazanımlar; murat ettiğimiz, önerdiğimiz, görmekten mutlu olduğumuz, umut verici sonuçlardır.
Alevi-Bektaşi inancının gereği olarak, bu mitinglerde ve daima, şiddetten ve kırıp-dökmekten uzak duran Alevi-Bektaşi hareketi, muhtemelen üstünde durduğu birikimin de farkındalığıyla, bileşenlerinin ve diğer bazı kurumların bütünlükçü desteğinden mahrum edilmesine karşın bu emeği göze alabilmiş ve pozitif sonuçlar elde etmiştir. Bunlar, takdir edilmesi ve değerinin bilinmesi gereken, “elinize, emeğinize sağlık” denilmesini hak eden başarılı sonuçlardır.
Anımsamalıyız ki, Alevi-Bektaşiliğin çağdaş araçlar-biçemler kullanılarak demokratik tarzda örgütlenme çabası, yirmi yılı bile aşmayan bir süreyi kapsamaktadır. O nedenle bu tarz kurumsallık bakımından daha işin başında olduğumuzu kabul etmemiz ve beklentilerimizi ileri sürerken kurumsallığın maddi, manevi, teknik kadro, altyapı boyutlarındaki olanaklarını ve olanaksızlıklarını da gözetmemiz gerekmektedir. Ritüelleri, hafızası, yazılı eserleri, arşivleri, mekânları tarumar edilmiş; dergâh, tekke, zaviyeleri yakılıp yıkılarak yok edilmiş veya sahiplerinden alınarak Sünni kurumlara verilmiş; dede, pir, mürşitleri asılıp kesilmiş; deyişi, düazı, aşığı, zakiri yasaklanıp, arşivlerinden atılmış, yakılmıştır. Bir kültürün-inancın neredeyse yüzlerce yıl sonra çağcıl koşullara göre yeniden ihyası, yerli yerine oturması kolay bir iş olmasa gerektir.
Bu yüzden hatalar, yanlışlar, tökezlemeler olacaktır. Buradaki önemli kıstas, hatadan ders çıkarmak ve aynı hataya tekrar tekrar düşmemek gerektiğidir. Aslında büyük kurumlarımızı yöneten arkadaşlarımızın problemi-çıkmazı da tam bu noktadadır. Kurumlarımıza yönetici olan arkadaşlarımızın, göreve gelir gelmez ilk iş olarak siyaseti düşlemeleri ve bulundukları konumu-kurumu basamak yapma temayülleri, Alevi-Bektaşi dünyasının beklentilerine olduğu kadar, kendilerine ve kurumlarımıza da büyük zararlar vermektedir. “Demokratik Barış Hareketi, Siyasete müdahale”, arkadaşlarımızın söylemiyle “bir sol-sosyal demokrat parti kurulması” ve benzeri her siyasal çıkış, kurumsallığın geleceğini derinden etkilemekte, dalgalanmalara, tartışmalara, bölünmelere ve büyük kırılmalara yol açmakta, hatta bu harekete kalkışanlara da kişisel bile olsa bir getirisi olamamaktadır.
Bunlar yaşanmış, tartışılmış, uzun uzun tahlil edilmiş, üzerine yazılar yazılmış ve bu hataya kalkışanların mahcubiyetiyle sonuçlanmış yanlış-olumsuz deneyimlerdir.
Örneğin, bir önceki dönem ABF yöneticilerinin, CHP Genel Merkezinde siyasal ikbal arayışlarından ve sonrasında hayal kırıklığı yaşamalarından sonra Sn. Ali Balkız, 16.11.2006 tarihli makalesinde haklı olarak şunları yazmış: “kaç seçim öncesidir böyle oluyor: Aleviler yine savruluyor. Üstelik bir önceki, daha önceki seçim dönemlerinde yaşanmış olanlardan dersler çıkarmadan, aynı şeyler yeniden yeniden yineleniyor. Yalpalama savrulmaya dönüşüyor. Alevi kurumlar sarsılıyor, onulmaz yaralar açılıyor. İç kanama oksijen çadırını işaret ediyor.”
İyi, güzel!
Güzel de, onca olumsuz örnek yaşanmışken bu örnekler halen ortadayken, hatalar üzerine bunca yazı yazılmışken, aynı hatanın tekrarlanması da neyin nesi?
Acaba mitinglerin büyük coşkusu, katılımı ve görkemi, arkadaşlarımız tarafından yanlış mı okunmuştur? “Mitinglerimize bunca insan destek verdiğine göre bunlar bizim siyasal taleplerimize de destek verir” gibi bir yanlış yargıya mı varılmıştır? O halde insanlarımızı bunca coşkuyla miting meydanlarına çeken etmenlerin neler olduğuna kendimizden başlayarak örnek verelim:
Mevcut ABF yönetiminin Ankara Mitingine çağrısı üzerine, “doğru ve yerinde bir eylem kararı” diyerek ve kamuoyuna çağrıda bulunarak, pankartımız ve üyelerimizle birlikte mitinge katıldık. İstanbul Mitingine ise, kurumsal imzacı olarak destek verdik. Düşündük ve dedik ki, “onca emek, bedel, zaman, maddi manevi çaba, bir büyük mitingle taçlandırılmalı ve örgütlenmenin gücü, Alevi-Bektaşilerin haklı istemleri, dosta-düşmana bir kez daha gösterilmelidir. Zira gelinen süreçte bu bir ihtiyaç haline gelmiş, gerçekten de koşullar bu mitingi zorunlu kılmıştır”. Katılanların %90’ının da bu beklentiler içinde olduğuna eminim.
Evet, koşullar bir kitlesel miting serisini dayatmıştır. Bunlardan ilk ikisi yapılmış, sevenlere-sevmeyenlere, bir mitingin nasıl olması gerektiğine dair en çağdaş, barışçı ve başarılı örnekler sergilenmiş ama siyasiler bu mesajı yeterince almamışlar ya da almak istememişlerdir. Bu yüzden çözümün anahtarı siyasilerin elinde olduğu halde, haklılığımıza yerden göğe inandıkları halde ipe un sermekte, bunu ikrar etmekten kaçınmakta ve açılım-saçılım diyerek hukukumuzu teslim etmemekte direnmektedirler. O halde ortak tepkiyi, bu kez daha da net olarak yeniden örgütlemek, onu alıp bu aymaz siyasilerin gözlerinin içine sokmak ve arkasındaki siyasal süreci, stratejiyi iyi planlayarak düzgün yönetmek gerekmektedir.
Yapılacak iş, görev ve sorumluluğumuz budur. Ve eğer siyaset yapmaktan muradımız, Alevi-Bektaşiliğin özgürleşmesi ve eşit yurttaşlılık talebinin karşılanmasının siyasetiyse, yani bireysel değil de toplumsal siyasetse, bundan âlâ siyaset mi olur?
Yani çözümün anahtarı siyasilerin elindedir de, siyaset, sadece parti kurmaktan, milletvekili olmaktan mı ibarettir? Ve parti kurduğunuzda, milletvekili olduğunuzda sorunlarımız çözülecek midir? CHP’nin, CHP’li Alevi milletvekillerinin, Reha Çamur’un, Ufuk Uras’ın ve benzerlerinin Alevi sorununun çözümüne hangi katkıları olabilmiştir? Bu soruyu Ali Balkız’ın yine aynı tarihli makalesinden aldığımız görüşleriyle alarak yanıtlayalım:
“Bugün; yurtiçinde-yurtdışında bunca dernek, şube, genel merkez, federasyon, konfederasyon niye var ki? Yaptıkları etkinlikler, toplantılar, bildiriler, yürüyüşler, sloganlar, görüşmeler, mahkemeler duruşmalar ne adınadır? Yazdıkları kitaplar, çıkardıkları dergiler, kurdukları radyolar, televizyonlar ne adınadır? Var olduklarını, bir kimlik taşıdıklarını, bir hak öznesi olduklarını göstermek ve kabul ettirmek için değil midir? Kamuoyu oluşturmak, haklı olduklarına dair herkesi inandırmak, destek almak, devleti, meclisi, hükümeti ikna etmek, zorlamak, böylece özledikleri demokratik koşullara ulaşmak adına değil midir? Bundan âlâ siyaset hangisidir?
Yok, eğer kastedilen, her seçim döneminde olduğu gibi; parti parti dolaşmak; milletvekilliği pazarlığı yapmak ise; o işin adı siyasete müdahale değil, siyasetten nemalanmadır. Bu ise toplumsal değil, kişisel bir meseledir. Bu kurnazlığı siyasi partiler de Aleviler de deneyleriyle bilirler.”
Eyvallah! İşte mesele budur…
“Efendim bizim yapmak istediğimiz farklı, iyi, güzel… Bugün koşullar farklı; çalışma yaptık, kamuoyu yarattık, toplum bunu istiyor; hem biz, öncekilere göre daha akıllıyız; onlar köylüydü, siyaseti de bilmiyorlardı”. Bunları, yukarıdaki yazıların sahibi olan siz mi söylüyorsunuz?
Böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz ki, hem de nasıl...
Onlarca parti ve yüzlerce siyasi fraksiyon sempatizanından oluşan ve neredeyse tamamı bilinçli siyasi kişilik olan, bu mitinge ise salt Aleviliğini yaşayamamaktan kaynaklanan nedenlerle destek veren bir kitle üzerine parti inşa etmek sevdası, neresinden bakarsanız bakın akla zarar bir iştir. Bunun vahim bir hata olduğunu söylemeyi görev sayarız.
Arkadaşlarımızın gerekçesi şu: “peki, ne yapmalıydık; bu ırkçı, dinci, mezhepçi, çağdışı siyasi yapılara mahkûm kalmaya devam mı etmeliydik; kendi yurdumuzdaki tutsaklığımıza, esaretimize seyirci mi olmalıydık?”
Kestirmeden ve altını çizerek söyleyelim: kurumlarımızın bu esaret zincirlerini kırmak gibi bir sorumlulukları, hatta veballeri vardır. Vardır var olasına da bizim koşullarımızdan bakıldığında, bunun en acemice ve yanlış olanı, en basit sorumluluklarımızı dahi yerine getirmeden, birliğimizi, dirliğimizi sağlamadan, üzerinde dahi düşünmeden, hesap-kitap yapmadan parti kurmaya tevessül etmektir. Önce sorunu tanımlayalım, sorun nedir? Siyaset kurumu elbirliği etmişçesine, bizim demokratik hak ve istemlerimizi karşılamıyor, değil mi?
Öyleyse ilk görev, en geniş irade birliğini sağlamak olmalıdır…
Hadi buyurun; aynayı yüzümüze tutarak empati yapalım… Biz ak kaşığız da, kötü olan salt siyaset kurumu mu? Elbirliği yaparak; “bir, iri ve diri olarak” ve dik durarak, gevreğimizi içine dürerek, “benlik ve benmerkezci” tutumumuzdan arınarak, asgari birliğimizi sağlamak üzere gerekli çalışmayı yaptık mı; samimi, içtenlikli bir mesai verdik mi? Bunları, yani kendimize düşenleri yaptıktan sonra, hukukumuzu tanımayan bu ilkel siyaset kurumunun karşısında bize yakışan bir büyüklüğü, potansiyeli elde ettik mi? “Hatır kalsın, yol kalmasın” dedik mi; sonuncu adam olmayı sindirebildik mi; benliğimizi öldürebildik mi?..
Hayır!..
Manzara şu: camiamız, siyaset önderleriyle, yine camianın siyaset bezirgânlarıyla; milletvekilliği, belediye başkanlığı, meclis üyeliği hatta muhtarlık vbg. tamamen bireysel kaygılarla herkes ama herkes bir nedenle, siyasi partiye teslim olmuştur. “Köylülük, ya da köylü kurnazlığı”, bencillik, gemisini kurtaran kaptan örnekleri, bu tür durumlar için verilmiş olsa gerek: Sn. Balkız’da, yukarıda adı geçen makalesinde buna işaret ediyor: “Köylülük dediğim şey işte tam da buna tekabül eder. Köylü her hasat dönemi için alacağı ürünü düşünür, ürünü doğuran toprağı düşünmez. Yorar toprağı, kimyasını bozar. O yıl uğruna, gelecek yılları heba eder. Günübirlikçilik adına yarınlar karartılır.”
Söylediği bu da, davranışı farklı mı? Hayır… Aynen kınadığınız, ayıpladığınız insanlar gibi gidip pazarlık yapar ve ‘0’ sıfır çekerseniz, sizden öncekilerden ve diğerlerinden farkınız kalır mı: söylediklerinizin, yazdıklarınızın bir değeri olur mu? Size güven duyulur mu? Öyleyse, “köylülük ya da köylü kurnazlığı” olarak tanımladığımız basitlik de, behemehal aşmamız gereken sorunlardan biridir.
Öyleyse bunu yaparak, kendimizle çelişmeyelim…
ÇARE?
Tek parti kuyrukçuluğundan bağımsızlaşmadıkça, cemaat tarzı siyaset yapma biçiminden arınmadıkça, siyaseten kategorize olma biçimini berhava etmedikçe, esaretimiz ve mahkûmiyetimiz devam edecektir. Bunca oy yoğunluğuna ve katkısına karşın, adam yerine konulmayan, tepeden bakılan, istemleri; yasak savma kabilinden gerekçeler uydurularak kulak ardı edilen, cemevi, din dersleri, Aleviliğin meşruiyeti, eşit yurttaşlık gibi insani ve meşru taleplerine, “etnik talepler” denilerek reddedilen başka bir örnek daha yoktur.
Anlamalıyız ki, blok oy verilen partinin bu sorunumuza çare olacak adımları atmak gibi bir çabası, bildirisi, taahhüdü, niyeti yoktur. Sn. Baykal’ın söylediklerini anlamaya çalışalım; istemlerimizi karşılamak konusunda neden kılını kıpırdatmadığını; bunların “etnik talepler” olduğunu, ulusalcı bir partinin bu tarz talepleri karşılayamayacağını çok açık söylüyor ama anlayan beri gelsin…
Bu yüzden önce zincirleri kıralım, bağımlılıktan kurtulup özgürleşelim ki, seçeneklere bakma ve o onları görme şansımız olsun! O halde kurtuluşumuz için, büyük iradeyi- potansiyeli bir araya getirip, en akılcı biçimde mobilize etmekten gayrı çözüm yoktur. Bunun çeşitli biçimleri, formülleri bulunur. Yeter ki, siz bu birlik meselesini içselleştirin ve bu uğurda içtenlikle emek vermeyi göze alın. Alevi-Bektaşi kurumlarına, aydınlarına, önderlerine düşen sorumluluk budur. Bu gerçekler ışığında deneyim ve önerilerimizi, kurumlarımızı yöneten arkadaşlarımızla bölüşme hak ve hukukuna sahip olduğumu düşünerek, naçizane birkaç öneride bulunmak isterim:
Kuşkusuz demokratik örgütler, apolitik kuruluşlar değildirler ve öyle olmamalıdırlar. Bu çerçevede kurumlarımız da, içinde bulundukları kesimin, anlayışın siyasal sorunlarına yol gösterici-yönlendirici tavsiyelerde bulunabilirler. Bu yönlendirme, Alevi-Bektaşilerin siyasal eğilimlerini de dikkate alarak, bir ya da birkaç siyasi partinin desteklenmesi yönünde olabileceği gibi, siyasetin tümünü protesto ederek oy kullanmama şeklinde de tecelli edebilir. Bu niteliklerinin yanı sıra, kararın, geniş bir uzlaşıya oturması, akılcı, kabul edilebilir ve uygulanabilir olması, son derece önemlidir.
Nitekim PSAKD Başkanlığımız döneminde, Alevi-Bektaşilerin oyunu alıp, sorunlarıyla ilgilenmeyen ve bizleri kaile almayan malum partiye gerekli ders verilmiş, toplumsal katmanların ve şartların da oluşmasıyla, Aleviler sandığa gitmemiş, onlara, baraj altında kalmanın (!) ne demek olduğu gösterilmiştir.
Erenlerin buyurduğu gibi: “hizmet hak içindir…”
Bu anlamda:
1. Bir emektar olarak, hareketin daha da hırpalanmaması ve zarar görmemesi bakımından bize göre bu aşamada, parti kurma tercihini sürdüren arkadaşlarımız, hareketin içinde kalmak ya da siyasi parti kurmak yönünde bir tercih yapmalı ve bu kararı kamuoyuna deklare etmelidirler. Siyaset önceliği olan arkadaşlarımız, siyaseti tercih ederek, kurumlarımızdaki görevlerinden ayrılmalıdırlar.
2. Siyasal tercihimizin yönünü tespit etmek, yeni seçeneklere hazırlamak, kamuoyu oluşturmak ve buna dair yol haritası edinmek bakımından, bir konferanslar ve kurultaylar dizisi öngörülmelidir. Bu çalışmalara Alevi-Bektaşi kurum temsilcilerinin eksiksiz katılımının yanında, eski ve saygın siyasetçileri, akademi dünyasının saygın akademisyenleri ve basın yayın çevreleri çağrılmalı; bu çalışmalardan en geniş ve katılımcı kararlar çıkartılarak, uygulamaya konulmalıdır.
3. Alevi Çalıştayının ilk toplantısında da görüldüğü gibi Alevi-Bektaşi kurumları, temel talepler noktasında neredeyse aynı istemler çerçevesinde mutabık olmuşlardır. O halde birlik olamama problemi, Alevi tabanında değil, yönetim kademesinin “benlik” yarışındadır. Bu nedenle yönetim kademesindeki benlik yarışı sonlandırılarak, devlet mekanizması ve siyasilere karşı, demokratik yapımız tahkim edilmeli, talepler tek elden ve tek metin üzerinden seslendirilmelidir.
4. Siyasi partiler karşısında eşit mesafede durulmalı, birinden ya da diğerinden yana asla taraf olunmamalıdır. Siyasi partilere umut veya birliktelik görüntüsü veren tutum ve davranışlardan kaçınmalı; kendileri tarafından istenmediği sürece de bir talep götürülmemelidir. Taleplerimiz; siyasi partiler yerine, TBMM ve kamuoyunu muhatap almalıdır.
5. Partilerin kapısı yerine, dost ve kardeş kurumların kapıları çalınmalıdır ki, parti kapılarında ve sekretaryalarındaki bekleme nöbetlerimiz son bulsun. Unutmayalım ki, en yakın dediğiniz parti dahi, (aslında yakın parti yoktur ama) size muhalif olan Alevi kurumundan daha “dost” değildir.
6. Önder konumunda olan, basın önüne çıkan ve açıklama yapan arkadaşlarımız, siyasi içerikli açıklamalardan mümkün olduğunca kaçınmalı, zorunluluk durumunda ise konu iyice tartıldıktan ve belirgin hale geldikten sonra açıklama yapılmalıdır. Örneğin, AKP yandaşı besleme basının yönlendirmesiyle, ABF Başkanlığının yaptığı gibi, “Reşadiye bir provokasyondur” dediğinizde ve öyle olmadığı açığa çıktığında, koskoca bir yapının-camianın töhmet altında kalacağı, bunu açıklayanların ise mahcup olacağı hesap edilmelidir.
7. ’70, ’80 ve ‘90’lı yıllarda asker, polis, devlet, hükümet vb. her anlayışın kendi Ergenekon’unu ihdas ettiği, muhalif aydın ve kesimler üzerinde hukuk ve ahlak dışı yaptırımlar uygulandığı ne yazık ki, açık bir gerçektir. AKP Hükümeti için su götürür iddia ise şudur: “ihtilal hazırlığı içinde olanları ve Susurluk’vari çeteleri deşifre ederek yargı önüne çıkarıyormuş gibi yaparak, aslında kendi Ergenekon’unu oluşturmak hazırlığı ve çabası içindedir.” Nitekim kimi muhalif insanlar, özel yargılama yöntemleriyle yıllardır, cezaevlerinde yargısız infazlara adeta mahkûm edilmişlerdir. Peki, eğer iddialar doğruysa bu yeni Ergenekon oluşumunun karakteristik özellikleri, ya da konvansiyonları neler olacaktır? Acaba, İslamcı devlet anlayışı çerçevesinde sivil bürokrat, polis, asker, istihbarat ve sermaye çevreleriyle PARTİ’YE bağlı büyük uzlaşmanın altyapısı mı oluşturulmaktadır?
8. Bu anlayış içinde AKP ideologlarının, muhalif karakterlerini çözerek kazanmaya çalıştıkları önemli kesimlerden biri de Alevi-Bektaşilerdir. “Alevi önderlerine suikast yapılacaktı da biz önledik” gibi ısındırma çabalarına ve basit yönlendirmelere teşne olan ve arkadaşlarımızın kahramanlık ruhlarına hitabeden bu “tuzak”, yandaş kazanma gayretinden başka bir şey değildir. Bu yüzden, hangi çevreden gelirse gelsin, Alevliği kullanmak isteyen siyasi anlayışlara, mühendislik çabalarına ve tuzaklara karşı özen gösterilmelidir. 07.01.2010


Murtaza DEMİR Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Bşk.
Murtaza Demir isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Murtaza Demir For This Useful Post:
mamican (01-11-2010), İşcanbaba (01-11-2010)

Cevapla

Bookmarks

Etiketler
abf, nereye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber duşakabin ankara efor efor efor efor
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 10:04.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts