Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Rıza Aydın

Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 10-26-2010, 14:27   #1
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart Ağır Aydınların Dili

Sevgili Ali merhaba

Yazın geldiğinde Frankurta yola çıkmak üzereydim. Şimdide Frankurta bibimin oğlunun evindeyim. Bu yüzden kısa yazacağım.

İngilterede yazıyı okuduğumda yaziya ekte gönderdiğim gibi notlar yazmıştım.

Yazar arkadaşımız anlatmak istediğini, ne söylemek istediğini söyleyememiş. Birşeyler demeye çalışmış ama ne demek istediği açık net anlaşılmıyor. Acayıp bulanık cümleler var. Yaziyi okuyunca "Anlayan beri gelsin" diye sormak geldi içimden.

Yıllar önce Ahmet CEMAL "AĞIR AYDINLARIN DİLİ" diye bir yazı yazmıştı. Diyorduki bazı ağır aydınlar var, acayıp laflar ediyorlar ama onların ne dediklerini anlayamıyorum diyordu. Aslolan anlaşılmaktır. Ahmet Cemalin yazısinın bir bölümünü buldum ekte gönderiyorum.

Ben bir yazı yazdığımda Adana Pir Sultan derneğinde arkasaşlarıma vs okudurum onlar şurayı anlayamadık derlerse onu daha anlaşılır yazarım. Ben bir yazı yazarken, orta okulda, lisede okuyan yada okumuş bir canın benim yazdıklarımı anlamasını isterim; hedefim budur. Bence aslolan budur, yazdıklarımızın anlaşılıp paylaşılması.

Hacı Bektaş'ın "Anlamadığınız duaya amin demeyin" sözünü ben sadece yabancı dillde söylenen dua olarak anlamam. Başka dilden olmasada, edilen duada dua edenin söyledikleri ne dediği anlaşılmıyorsa o duaya amin dememel lazım gelir. Bunu böyle anlamak gerekir. Ben Hünkarin sözünü hep böyle anladim. Senin gönderdiğin o yazıyı yazan arkadaşımızda ne dediyse demiş ama dediği dua anlaşılmıyor. Acayıp laflar etmiş, tek tek söylediklerini değerlendirecek halde değilim misafirim burda ama dedikleri anlaşılmıyor. Bu tarz yanlış bir tarz.

Ben Plakonovu bu yüzden severim, O bir yerde derki, Sadelik basıtlık bayağılık değildir, bir Çin atasözünün dediği gibi bu (sadelik) bir yüksek merhaleden sonra ulaşılan aşamadır. Eğer okduğunuz bir şeyi anlamıyorsanız o yazarın kafasının karışıklığından, düşüncesini açıklıyammamasındandır. Bu bizim değil onun eksikliğidir der. Bizim yazdığımız şeyler sade olmalı okununca anlaşılmalıdır. Derdimiz, uğraşımız, düşüncelerimizin paylaşılması değil mi? Öyleyse bu acayıp uslup niye ki?

Diyeceğim bu.
Sade olmakla basit olmaktan ayrıdır. Sade olmak bir aşamadır, Cinlilerin atasözünün dedigi gibi gelismis bir merhaledir. Biz sade kolay anlaşılır şekilde diyeceğimizi demeliyiz. Bırakalım ağır aydınlar kendi kafalarına göre davransınlar. Alevi ozanların şiirleri buna güzel örnektir okununca şıp diye anlaşılır.

ilerde yine yazarım
Durumum uzun yazmaya elverişli değil, çünkü misafirim benimle konuşlmak isteyen insanlar var burda.

Selamlar
Rıza

------------------------

Degerli Rıza abi ; umarım iyisindir ? sesini özledik nezaman T.C de olacaksın ? umarım tez zamanda gelirsin .




Rıza abi senden bir ricam var .Sana Hasan Harmancı'nın bir makalesini gönderiyorum .Bunu okuyup degerlendirrimisin ?
Hatta Aleviyol gurubundaki arkadaşların fikirlerinide alabilirsen sevinirim .


Saygılarımla


Ali Karul



NOT: Alevizyon haberin yeni halini nasıl buldun ,eleştirin varsa bekliyorum .



HASAN HARMANCI



Sığınmak için açılan bir kapınız var mı? Yaşamınızı kolayca sürdüreceğiniz, ilk elden tadıyla, adıyla sürdürdüğünüz geniş dostluklarınız ya. Biçimselliği aşan ve sizinle aynı alışanlıkları, doyumu yaşayan insanlar peki. Kırılgan hissettiğiniz de ellerinizden korkmadan tutulduğunu gördüğünüz dostluklarınız. Yaşam gerçeğin peşinden gitmek değildir bazen. Gerçek dediğiniz sizin o anda varlık olarak yaşadığın bir biçim veya hacim olarak kalır. Eğer insanı duyguları dışında düşünürseniz “biçim ve hacim” dışında bir şey kalmaz elinizde. Bütün amacımız, çoğu zaman hayatı bütünüyle var etmektir. Bu var etme içinde “ne” daha çok önemlidir.

Karşılıklı kuralların hipnoz bir cemaatleşme ile içimize sudur ettiği geleneklerin çocuklarıyız. Bunu bazen hikmeti laflarla içimizde dolandırırız, bazen de karşımızdaki insanlar için güç denemesi veya etik sürkülasyon olarak kullanırız. Acı bir topluluğa boyun eğdirmişse, “asıl” değer yeniden kucaklaşmaktır. Ancak geri ilişkileri toplumsal değer ve hacim olarak gören yapılanmalar bunda boyut bulamazlar. Bulamazlar çünkü her şeyin katıksız olduğunu düşünürler ve tüm haslığın da bundan geldiğini düşünürler. Bilinmez ki, katkısız olan artık klasik değil, yaşamın dışında kalandır. İnsanın bir sesi vardır, ancak bu sesin bir de el gibi kullanılması vardır. İçimizde bir ses, her zaman yaşamın güzellik ve hoşgörü ile kucaklanmasını tekrarlar. Çoğunlukla bunu güçlü sesimizle söylemek hoşumuza gider. Ancak hoşumuza gider gibi görünenin altında kocaman bir el vardır. Bu el içinde şiddeti taşır. Biçim işte bu hoşgörü içinde, içimizdeki kendimize ve her karşımızda olana dayatmaktır. Bilmeyiz ki gökyüzüne hükümdar olamayacak kadar eksiğiz.

Aslında bütün bir takıntıdan başka bir şey değildir burada. Tüm güçlü felsefeler üç unsuru toplumda yaygınlaştırmaya çalıştır. Bu yeni dönemin kontrol yöntemidir. Tarihsel kaynaklanması bunu kabul etmez. Aslında bu üç unsur olarak bilinen “el, bel ve dile sahip olmak” yaygınlaştırılmak için değil, felsefi bir aşamayı gösterir. İnsanların belli bir felsefi düzeye gelmemiş olanları için bu o kadar da öne çıkarılmaz. Bütüne kurgu yenidir. Yaşamın değerleri arasında bu kurumsal işletime hediye edilen kavramların işleyebilmesi için mükemmel bir uyumluluk düzeyinde ve düzleminde olmak gerek. Yaşamın kendi içindeki yoksunluklarını sürdürürken, “el dil ve belin”in ip ince bir çizgi gibi iddia edilmesi komik ve iki yüzlülüktür nihayetinde. Olamaz çünkü. Felsefeler olamayacağı günlük hayat ilişkisi içinde olan insanlardan istemez. Bu nedenle Budist tapınaklarında, Bektaşi tekkelerinde aşamalar vardır. Bu nedenle Kızılderililerde bu sorunlar insanlar arasında sadece güç denemesi olarak görülmez. Toplumun katmanları bu sorunları çözmek için tanrısal yakarışlar geliştirirler. El yapaylığına karşın önemli bir ekonomik ahlaklılığı içinde barındırır.

Ancak bunun sürdürülebilir bir ekonomi için geçerli olduğunu da belirtmek gerek. Güçsüz ve varlıksız bir ekonomi için yaşam başkasının ürettiğine el koymak değil midir veya bunu denerken ölmek. Ancak kolayca doğada olan ve ulaşılabilir durumda bulunan elin şiddetine ve kirine bulaşmaz. Kim (insan) Sonbaharda artık toprağa karışmak üzere olan yaprakları çalmaya kalkar. Kim baharla birlikte toprağın can damarlarından çıkan karıncaları yemek için tuzaklar kurar. Kimse. Onları yiyen canlılar bellidir ve görmeyiz, umursamayız bilmeyiz neredeyse. Çünkü bizim ihtiyaç alanımız değildir. Ancak yanımızda yaşayan insanların ellerinin varlık alanı ile hacminin ne kadar bizim çıkarlarımıza dokunduğu bizim için önemlidir. Bu el kaçınılmaz olarak ya şiddet bulur ya da şiddet uygular. El güçlü ve sindiriyorsa “has” olandır, değilse kötürüm ve “piç” olandır. Toplum bu piçliği kurban, güçlü ve korku sunanı ise kahraman ve onurlu sayar. Bu “piç” olan aynı zamanda “el-siz”dir. Köksüz yani; sümenaltı etme veya örtbas etme hakkı olmayan, olamayan. Öyleyse bu elin ekonomik ve toplumsal ölçülülüğü günlük hayat için bir değerdir. Bu günlük hayatın savaşımı içinde sufist bir idealistlik ve kategori üzerinden değerlendirmemek gerek.

İnsanın ruh gözü ile beden gözü arasında bir ilişki bulmak gerek bu durumda ruh gözü arayıştır. Ruhun arayış ve buluşmasıdır. Özgürlük, özgürlük, buradadır; “has” şiddet. Tinin ve aklın özgürlüğü ile elin ve kök’ün, nefsin şiddetle açlığa yönelen özgürlüğü. Ne de büyük hoşgörü ve savunma. Beden gözü, bekleyen ve bazen hacim, bazen de cisim olarak görülen şeydir. Biçim ve kan üzerinden bir anlamı vardır. Namus olarak görenler sahiplenme ve kullanma olarak değer biçerler ona. Kullanım hakkı veya kullandırma hakkı. Yavaş yavaş olgunlaşan ve sonra da değeri biten bir şeydir burada “bel”.

Üretim ilişkisi içerisinde insanda ilk kullanılan meta, değerli şeylerden. Kadın ve erkek ayırmadan; insan! Anaerkil düzende erkek, ataerkil düzende kadın. Elimiz altında hazır, yaratıcı ve etkileyiciyse kaybedilmemeli; korunmalı. Toplumsal seferberlik ve ilkeler belirlenmeli. Düşününüz ki hayvani yanımızı eğitmeye çalışıyoruz. Toplumsal yargılar buna bir biçim vermez, veremez. Yeni kurallara açıktır. Ancak dinler, gelişmiş veya gelişmemiş bu varlığa en büyük kuralları, kitaplı dinler ise günahı birinci, cezalandırmayı gerçekleştirmeyi ikinci olarak öncelikli hak sayar. Hesap kitap işi gibi sıkı tutarlar. Alevilik dışlama/aforoz, Hıristiyanlık yine aforoz, İslamiyet bele bel, ele el, göze göz. Yahudiliği bilmiyorum, İslamiyet’le aynı şeyi savunur sayıyorum.

Belin değersel bir hizası var mı bilmiyorum. Doğuran ve doğurtan olması için nice tanrısal değerler biçeriz. Bu biçim içerisinde kendimizi yine o sufist, dervişan hayatın parçası sayarız. Yalan. Külliyen yalan. Olmaz çünkü. Eğitilmek ve soyutlanmak gerek. Gözlerimizin içindeki merceğin hiç bir şey görmeyeceğine inanmak gibi yalan ve çarpık. Zihinsel spekülasyon. Çünkü bel sürekli bir yeniden –üretimi zorunlu kılar ve her neyi karşısına koyarsanız geçersiz kılar. Tek geçerli şey bellidir: Hak; veya şiddet ve arzu arasında mevcut olan her şey.

Dil, ne de kısa ve oynak bir kelime. Dilin haleti ruhiyesini tüm canlılar aynı yaşar. Tüm canlıların en birbirine benzeyen ve yakın parçası. Rengi bile çoğunlukla aynı. Ses biçimleri de. Ortak tek parçamız yürüyen canlı doğayla. Temel uyuşum parçamız demek mümkün buna. Hem dışsal hem de içsel parçamız. Yani transeksüel parçamız. İnsan bedeninin bütünden ayrılıp kurban edilebilir tek parçası. Yüz İsa ise, Ali ise varlığımızın en büyük tanrısal imgesi dille buluşan beden grubumuzdur. Kurban edilen tanrı fikri içinde ilk terk ettiğimiz, terk ettirilen özgürlüğümüz; susma hakkı veya susturulma hakkı. Aşık olduğumuz yanımız. Özgürlüğün kısıtlılığı ile mücadele etmek. Yendiğimizde yasağı; devrim. Hukuğu oluşmuş üçüncü yanımız. Ne mutlu ne de üzüntülü. Tadı değişen parçamız; acı, tatlı, tuzlu ekşi… Görüntüde sahiplenilebilir. Aşırı kodlama yüzünden susturulmuş. Öteki sesin işaretçisi. Hiç noktası. İkili canımız var onda. Sese dönüştürme aracımız.

Tümünü yeniden yazarsak; “el, bel, dil”: Devlet. Öteki devlet. İçimizdeki bekçi. İçimizdeki kontrol. İçimizdeki uçmak hevesi. İçimizdeki korkunun kontrol hedefleri. Kılık değiştirmiş insan. İnsanın zorunlu yamyamlığı. Olamayacağına faşist kalmak. Kendinden başkasına doğaya hükmetme zor aracı, şiddeti. İçimizde birikmiş kirin arındırılamaz İsa, Ali, Buda vs’si… İbrahim’in İsmail’i kurban etme yazgısı. Kör yüzümüz. Hak, Hakikat. Alevi geleneğine bağlı bağnazlığın kendi içinde gerçekleştiremediği özgürlük sorunu. Sahiplenilerek yabancılaşılan en önemli kural; “el, bel ve dil” sahipliği. Bu mekanizma yeniden tartışılmalı. İnsanlığın gücü ve güzelliği içinde insanın dıştan ve içten yönelinmiş kuralsızlığının zorunlu ekonomik ve etik boş sözcülüğü…

Yarı-bilme, yarı-yapabilme ve yarı-erk ve arzu. Toplumsallığı cemaatçi bir yüzle kurgulama kıvraklığı; cezalandırma ve sömürme kolaylığı. Yeni dönem sanal şiddet ve kurban kolaylığı: Hukuk personolojisi.
Çapraz yaşam ve tekelliyat ihtiyacı…; “eline, diline, beline sahip ol”.
Yazık. Hukuksuz ve hükümsüz bir insanlık. Uygar sorumluluk!

Hasan Harmancı


Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Alt 10-27-2010, 00:06   #2
Hasan Harmancı
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Hasan Harmancı is on a distinguished road
İletişim
Standart

Kısa bir süre içinde bu yazıyı sizin için bir de ben yazan olarak yorumlayacağım. O zaman "ağır aydın" ile "sağır aydın"ı da ayırmış olacağız sanırım. Algıladığım kadarıyla alışılmış bir yazı türü var. O da didaktik, epistemolojiden uzak, söylenecek herşeyin doğrudan söylendiği, düşünmeye ve sorgulamaya açık olmayan, kesin hükümlü ve mümkünse tahrifatlı!

Bir Alevi "Ask ile" dediğinde ne demek istemişse onu demek istedim sadece...
Daha fazlasının anlaşılması için bu ve bir benzer makaleyi yarım okuyan, bu makale ile tüm makalelerimi ve kitap çalışmalarımı değerlendiren, kitapların kapağını görüp de içinden kaçanlar ve Bekirler için olacak. İçimizde hiç bitmeyen Bekirler için...

Sevgilerimle
Hasan Harmancı isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 5 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post:
Balta (10-28-2010), karan (11-01-2010), kral çıplak (10-27-2010), Onurcan (10-28-2010), yolcudede (10-28-2010)
Alt 10-27-2010, 09:12   #3
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart

Sevgili Hasan Harmancı
Ben Hasan Harmancı adini anmadan bana gelen o yaziyi elestirdim yada o yazı hakkında düsüncemi soyledim; örnegin o yazi yazarın adı söylenmeden. yazarin adı olmadan da gelse o yazdiklarımı yazardim. Yazıda yazar adı anmamaya özen gösterdim. O yazı kimin diye düsünmek istemedim. Somut olarak o yazi bana onu düsündürdü; bilmem anlata biliyormuyum. O yazinin altinda tanidıgım sevdigim biri degilde muhabbetim hic olmayan biride olsa yazacaklarim degismezdi.

Bana o yazı hakkında düsüncem soruldu bende onu düsünüp onu yazdım. Yazışmanın özel yani Ali Karulun fikrimi sorma hali önemli, Hasan Harmancı, bu yazdigima kırıla bilir belki ama ben o yazı hakkında öyle düsündüm teoride tartismada kisiye göre düsünce egilip bükülmez. Ayrica usulune uygun elestirilmak iyidir. Ben senın kisiligine sahsiyetine yada diger yazılarına bir sey demiyorum. Sadece o yazı icin öyle düsündüm. O yazı hakkında düsündüklerimde yanlışlık varsa onuda tartışırım. O yazı diyelim ki Hasan Harmanci adiyla gelmesede örnegin Fevzi Gümüsün yada Marks'ın adıylada gelmis olsaydi yine onu yazardım yanı. Benim gördügüm, bildigim, baglı oldugum entellektüel tutarlılık bunu gerektirir. Biz usulune uygun elestirilmeyi elestiriyi normal karşılayıp buna alışmalıyız diye düsünüyorum.

Selamlar

Riza
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Rıza Aydın For This Useful Post:
esonto58 (11-01-2010)
Alt 10-27-2010, 17:10   #4
Hasan Harmancı
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Hasan Harmancı is on a distinguished road
İletişim
Standart

Merhaba Rıza Can ve diğer sosyal bireyler, yukarıdaki yazının eleştirilmesine yönelik bir şey söylemiyorum aslında. Söylemek istediğim, bazı insanların etraflarına iyi bakmadıkları gibi, anlayamadıkları bir yazıyı satır satır okumamaları veya okuyamamalarıdır.

Farkında olunmalı ki, o makale de sürekli noktalar ve kısa kelimeler, imlemeler bulunmaktadır. Senin eleştiri biçiminden öte, bir yazı üzerinden ne denildiğine dair bakış açına dairdir tutumum. Bu yazı sadece bir kurgu olarak da görülebilir. Mantıksız veya kendi içinde oforizmalar taşıyan deneme de sayılabilir. Felsefe, dil sanatları ve edebiyatın bir araya geldiği, ancak “Mitten Üretilen Hukuk: Gizli Şiddet” makalem hukuk antropoloji çalışılan yazılarımdan biridir. Her cümle ayrı okunabilir, okunmasını da arzularım. Alevilikte pek rastlanmayan bir imgelem dili kullandığım ve kavramları üst üste bindirdiğim doğrudur. Bu tür bir yazı başka türlü yazılamaz mı? Elbette yazılabilirdi. Tercihim bu tür oldu.

Çok yakında bu tür bir yazıyı, bu yazının üzerinde konuşan ve koşan, kaynak gösterme adı altında yalan savunuculuğunu , eser tahrifatı, telif hakları vs. hırsızlığı yapan arkadaşlara ithafen güçlü biçimde yazacağım. Sanırım, toplumsal bir sorumluluğa çağrılıyorum bu yazı “delil”liğinde. Bu benim olduğu kadar senin gibi arkadaşlarında sorumluluğundadır.

Devrimci ilkeler biliyorsun bir bütündür. Bir yende ses çıkaran, başka yerde savuşan insan tipini kabul etmez. Devrimcilik de böylesi durumlarda bedel ödemektir zaten. İnsanlık bir bütündür.

Marksist eleştiri ise akademik olmalı artık. Ben şöyle düşünüyorum demek bireysel tatminden öte bir şey değildir. Kuramsal alternatifler çerçevesinde iddialarda bulunmak gerek. Hiçbir iktisat ve ekonomi tarihi bilmeden Marksit eleştiri yapmaya kalkanları, “önyargı” üzerinden günümüz koşullarına “alternatif arayıcılığı”na düşmüş olarak değerlendiriyorum.

Ancak önemli bir ek yapmam gerekir ki, Marks ile ben veya isimsiz bir yazıyı değerlendirmek, yazının kime ait olmadığını bilmeden yapmaya kalkmak doğru bir değerlendirme biçimi değildir. Asla böyle yolları yöntem olarak savunmanı doğru ve epistemik bulmuyorum. Literatür okuyan bir eleştirmen, bazı ayırıcı disiplinler ve kuramları dikkate almak durumundadır.

Bazı senin dost dediğin kişilerin ne amaçla gönderdiklerini anlamadığım, ama içeriğini onların dikkat çekmesi ile defaten okumama karşın, anlaşılma düzeyinde çok da yoğun bir kafa karışıklığı görmedim. Bu yönlü bir kafa karışıklığı görmüşsen eğer belirtebilirsin. Böylesi bir yazının başı veya sonu olması gerek diyorsun, bir daha okuyup içerik yönünden eleştirilerin vaksa beklerim. Ama kafa karışıklığı asıl okumaya çalışanlarda daha çok. Ne amaçlı okunacağı ile ne okunduğu arasında bir sorgulama eksiklikleri ve önyargıları bulunmakta. Bu yazıyı üstüne alması gerekenler daha çoğalacak.

Ancak bir alternatifle, o da “el -bel –dil” kavramlarına bu zamanlarda çok insanın ihtiyacı var. Bunun için daha çok okumaları ve “öz”lerini dara çekmeleri gerek. Bu dil ve bel işleri gelip geçici olabilir. Birey biraz kendini kontrol ederek veya bedel ödeyerek telafi edebilir. Ancak "el" hareketleri ve kıvraklıkları artık bir iç hukuk meselesi olarak görülmüyor. Mahkemeler her zaman bu tür insanlara öncelik verir. Ki bazı insanların hayatı buna dönüşmüş durumdadır yakın zamanlarda, gelecekte ise daha da artması muhtemeldir... Bu tür yazılar bazı insanların masabaşı yazıları olması gerek. ancak bu yazılar yine de o "el" ilişkisinde onlara yeterli desteği sunamayacaktır.

Yazının niteliğii yönüne dönmek gerekirse yeniden: Doğal olarak makalenin içeriğine dair tek eleştiri üretilmediği, bir makaleye yönelik sadece okuyamadım, yarısına geldim sıkıldım, bu yazarın kitapları da böyle, kişiliği de böyle falan gibi yan önyargı oluşturmalar sanırım basit bir durumdur. Ben yazılarımda tartışma düzeyini elbette yukarıda tutacağım. Benim yazdığım yerlerde gazete okuyucusu veya düşünmemeyi ilke edenler pek bulunmaz. Yazdığım yerleri de, yazı okuduğum yerleri de önemle seçerim. Herkesin beklediğini değil, olması gereken üzerinden hareket ederim.

Aleviliği oyuncak görenlerin vereceği çok hesap olacak ne yazık ki, Alevi olma kimliği üzerinden büyük ama kirli esnaflık oynayanlar daha çok ortaya çıkacak. Eğer ki kişi Alevi ise, Alevi terminolojisindeki düşünce ve yorumları aşağıdaki gibi yorumlayabilir mi. Senin dostların iğrenç dünyalarıyla seni içine çekebilirler, dost uyarısı.

Bu amaçla aşağıdaki yazıyı bir okumanı ve eğer ki yorumlaman için bir yazıya ihtiyacın varsa, aşağıdadır diyorum daha çok.

Not. Bu okuma ve yorumlama cahil Bekirler içinde geçerlidir. Çünkü insan buradaki cümleleri belli bir ahlak içinde kalarak okuyamıyor. O okumuş olmalı, yaşına ve ahkam kesmelerine rağmen.

Ali Karul adlı dostunun nickleriyle ürettiği yorumlardır:
“Demek Hakk'ın kapısı kadının üreme organı ha.

Demek Hakk'ın suyu sperm ha

Vay be

Yani Alevilerin gizli sır dediği Ünsal abinizin bulup ortaya çıkardığı budur ha.

Valla tutum ben bu sırrı.

Uğrunda her türlü ezaya cezaya katlanılır.

Boru değil ucunda mis gibi sarsıcı orgazmlar var.

Karar verdim.

Ben de dayanacam Hakk'ın kapısına Hakkımı isteyeceğim.



Şimdi soracaklar

Erkekler için Hakkın kapısını anladık da

Kadınlar ne yapacaklar diye

Onlar Hakkın kapısına nasıl varacaklar sorusuyla akılları bulandırmaya çalışacaklar

Değerli büyüklerimizi yormayalım.

Bu sorunun yanıtını da ben vereyim.

Cevap basit,bilmeyecek ne var

Erkeğe Kapı, Kadına Sapı
[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]
Kızmakta haklısın, ama kızacağın kişiyi bilmiyorsun.

Eğer birileri kalkıyor da kadının bilmem neresinine Hakkın kapısı,sperme de Hakkın suyu diyor sen de ona katılmak zorunda kalıyorsan, nasıl bu hallere düştüm diye kendine kız.

Ben sizlerin Alevilerin Büyük Sırrı dediğiniz bu büyük keşfinizi biraz genişleteyim



Hakkın kapısı= Kadının orası

Hakkın suyu = Erkeğin spermi

Hakkın rızası = Kadının istekli olma hali

İnsanın Hakkta ,Hakkın insanda olması hali = Cinsel birleşme anı

Hakkın tecellisi = Cinsel birleşme sonrası

Hakk aşkına = ???? ( Bunu açıklamaya dilim varmıyor )



Aleviliği bu kadar aşağılamaya kimin ne hakkı var. (burada hak derken kadının orasını kast etmiyorum)

Siz böyle yaparsanız, yarın bizim için mum söndü yapıyor diyenler karşısında kendimizi nasıl savunacağıaz.

Biz böyle birşey yapmıyoruz desek bize inanırlar mı ?

Beyler, beyler

Kendinize gelin.

Ağzınızdan çıkanları kulağınız duysun.



İşcanbaba;

Ben insanım ve Aleviyim

Bundan şüphen olmasın

Önce insan sonra Alevi olduğm için olsa gerek sana karşı aynı isnatlarda bulunmayacağım.
[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]

Konu Hasan Harmancı tarafindan (10-27-2010 Saat 17:25 ) değistirilmistir..
Hasan Harmancı isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 7 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post:
Balta (10-28-2010), esonto58 (11-01-2010), karan (11-01-2010), kral çıplak (10-27-2010), Onurcan (10-28-2010), yolcudede (10-28-2010), İşcanbaba (10-28-2010)
Alt 10-27-2010, 18:13   #5
h-alibaba
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
h-alibaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi : h-alibaba will become famous soon enoughh-alibaba will become famous soon enough
İletişim
Standart

Alinti:
Hasan Harmancı Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Ben yazılarımda tartışma düzeyini elbette yukarıda tutacağım. Benim yazdığım yerlerde gazete okuyucusu veya düşünmemeyi ilke edenler pek bulunmaz. Yazdığım yerleri de, yazı okuduğum yerleri de önemle seçerim.
Sevgili Hasan Harmancı,
“Ben yazılarımda tartışma düzeyini elbette yukarıda tutacağım. Benim yazdığım yerlerde gazete okuyucusu veya düşünmemeyi ilke edenler pek bulunmaz. Yazdığım yerleri de, yazı okuduğum yerleri de önemle seçerim.” Diyorsun. Bir Alevi yazarın yazacağı dil, cahil bir Alevinin rahatlıkla anlaması gerekmezmi? Üstüne üstlük hem iddialı bir Alevi, hem de bu kadar kibirli olmanı gerektiren nedir? Kibir ve benlik kendini bilenler için zehirden ibarettir. İç içebilir isen.
Bekir’leştirmekle de kocaman bir hakaret etmenin bir Alevi’ye yakışık olmadığını düşünüyorum. Unutmayalım ki, saygınlık kazanmanın yolu sevgiden geçer. Sevgisi olmayanın saygınlığı olamaz.
h-alibaba


Doğru duvar yıkılmaz!

Sen doğru dur eğri belasını bulur.
h-alibaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to h-alibaba For This Useful Post:
toprak_1903 (10-27-2010)
Alt 10-27-2010, 22:32   #6
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Sayın Rıza AYDIN;

Sayın Hasan HARMANCI-nın yazılarında, ne dediğini veya ne demek istediğini anlıyor dum...
Veya anladığımı sanıyor dum...
Fakat son zamanlarda bazı insanlar tarafından ortaya atılan iddialar sebebiyle ve şimdi de ÖZELLİKLE sizin aynı yönde gelen eşeltirinizi okuyunca kendimden şüphe eder konuma geldim...
Malumunuz üzre ben lise birden terk tasdiknameli biriyim,
sizler gibi yüksek kariyerli üstatlarımızdan gelen bu yönlü eleştiriler artınca,
ister ismemez çelişkiye düştüm...
Lütfen bana yardımcı olun,
bu durumu nasıl düzelteyim,
nerede yanıldığımı nasıl çözeyim...
Üstelik şaşkınlığım ve kendimden şüpheye düşme durumum yalnızca bununla da sınırlı değl...
Yazıları anlayamadığım süphesine düşünce bu seferde önceki yazılarla ilgili de şüpheye düştüm...
Bir süre önce Alevi forumlarından birinin kurucusu ve yöneticisi durumundaki arkadaşın ortaya koyduğu yargıtay tarafından verilmiş olan SAHTECİLİK ve DOLANDIRICILIK suçlarına yönelik Ali KARUL isimli birine ait kararın içeriğini de anladığımı sanmıştım...

Halil BALTA isimli bu arkadaşın ortaya koyduğu ve Alevi yazar Erdoğan ÇINAR ile ilgili, BÜYÜK ALEVİ KURUM BAŞKANLARINA YAPILAN ARAZİ SPEKÜLATÖRLÜĞÜ,
BÜYÜK ALEVİ KURUM BAŞKANLARINA TEKLİF EDİLEN TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI İDDİALARI,
ESKİ RUM YALISI vs. vs. vs. KONULARINI DA ANLADIĞIMI SANMIŞTIM...

Ayrıca sayın Harmancı-nın da içinde olduğu üç Alevi yazarın bize sundukları ve yine sayın Erdoğan ÇINAR ile ilgili SKANDAL isimli kitapta ki iddiaları da anladığımı sanmıştım...

Sonuç olarak bütün bu çelişkilerime neden olan siz sayın yazarımızdan bana bir yol göstermenizi ve özellikle de yukarıda yazdığım konulardaki düşüncelerinizi rica ediyorum...


Saygılarımla


Kral çıplak.

Sinan IŞIK

Konu kral çıplak tarafindan (10-27-2010 Saat 22:39 ) değistirilmistir..
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 6 Users Say Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
Balta (10-28-2010), esonto58 (11-01-2010), karan (11-01-2010), Onurcan (10-28-2010), yolcudede (10-28-2010), İşcanbaba (10-27-2010)
Alt 10-27-2010, 22:58   #7
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Arkadaşlar rica etsem biri bana Manici ahlak anlayışının ne olduğunu anlatabilir mi???

Mesela bu Manici anlayışta,
SAHTEKARA,
DOLANDIRICIYA,
HIRSIZA,
YALANCIYA,
İFTİRACIYA yalakalık yapmak varmı???...
İFTİRACILIK YAPMAK VAR MI???

Saygılarımla


Kral çıplak.
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
esonto58 (11-01-2010), İşcanbaba (10-28-2010)
Alt 10-27-2010, 23:39   #8
Hasan Harmancı
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Hasan Harmancı is on a distinguished road
İletişim
Standart

Değerli h-alibaba,

“Bir Alevi yazarın yazacağı dil, cahil bir Alevinin rahatlıkla anlaması gerekmezmi?” diyorsun haklı olarak. Buna ekleyeceğim cümle şu olabilir ancak, cahilliğin önyargısı çok tehlikelidir, çabadan öte bir iletişim ilişkisi gerektirir. Ki bu çoğu zaman çözüm getirmez. Çünkü kişilik sorunları, kalıpları ile karşılaşılır böyle vakalarda. Bu ise anlatılan veya tartışılan şeyle ilgili bir durum değildir. Ama kişisel olarak belirtmem gerekir ki magazinsel şeyler bana tat vermez. Bu nedenle tüm doğru gibi görünen bana doğru gelmez. Cahilliği de kabil edecek durumda değilim. Eksiklik veya yetersizlik başka birşey cahillik başka birşey. Çok bilende cahildir, eğer önyargı ve hafif ilişkiler peşindeyse.

“Üstüne üstlük hem iddialı bir Alevi, hem de bu kadar kibirli olmanı gerektiren nedir? Kibir ve benlik kendini bilenler için zehirden ibarettir. İç içebilir isen.” cümlesi ile karşıladığınız ve yazdıklarımdan çıkarmış olduğunuz eleştiriyi her ne koşulda olursa olsun üzüntü ile karşılarım. Eğer öyle bir anlaşılma ile karşı karşıya bırakıyorsam bu yazdıklarımla, bu çok kaba ve Alevilikte bigane bir haldir. Burada dikkat çekmek istediğim, tartışılan şey ile tartışılmaya çalışılan şey arasındaki ilişkidir. Ama yine de, anlatmaya çalıştığım bir durumun anlaşılması için söylemeye çalıştıklarım böyle anlaşılmış olabilir. Ama asla amacım kibir üretmek veya bilmişlik taslamak değildir. Böyle anlaşılmaktan rahatsız olurum. Nazik bir durumu anlatamamak olarak addetmenizi rica edeceğim.

“Bekir’leştirmekle de kocaman bir hakaret etmenin bir Alevi’ye yakışık olmadığını düşünüyorum.” cümlesindeki “Bekir’leşmek” olarak kavramlaştırdığım algılayışı yeniden açmış olmanızdan memnunum. Çünkü önyargının en kirlisi, başkaları adına bir kurgu üretmeye çalışmaktır. Bir konuda düşünce üretmek yerine, adalet ve vicdan sorgusuna girmeden sözün cahil ağzıyla kılıca dönüşmesi, ancak böyle en anlaşılır hale getirilebilir diye düşündüm.

Düşünsenize yaşını görüyorsunuz ve bilinç veya sükut bekliyorsunuz. Ama ne ile karşılaşıyorsunuz. Bunamış bir dilin meyvesi cümleler. Hem de tekrar tekrar. Bu, kişinin varlığı olarak ele alınamayacak kadar keskinleşmiş bir önyargısı ile karşılaşmaktır. Böyle bir durumla karşılaşılmasında aslında taraflardan çok, tarafsız konumda olanlara söz düşüyor. Ancak bu savunma veya karar verme adına değil, Aleviliğin ilkeleri ve gelenekleri adına olmalı. Böyle bir insancıl müdahalenin gerçekleşmediği veya oto-kontrol oluşmadığı yerde, adıyla müstesna bireye, kişiliğine yakışan bir sıfat üreterek mümkündür. “Bekirleşme”yi bu anlamda kavramsallaştırmamı yadırgamayacağınızı düşünüyorum.

Değerli h-alibaba, uyarınızı çok insani ve değerli buluyorum. Ayrıca, eksik okumadıysam bir yazınızda, sizin bir ocaklı olduğunuzu okudum. Bu bizim de sizin de nerede, nasıl olmamız gerektiğine de değer katacak bir katkıdır. Alevi aile geleneğimiz her koşulda sizi güçlendiren bir olgu taşıyıcısı olarak hükmetmiştir. Bu durumu asla kansoyluluğa değer yükleme olarak saymak veya benimsemek olarak görmenizi istemiyorum. Bunu taşıyıp taşımamak bireysel isteğinizdir. Ancak toplumsal konumunuz veya düşüncemiz bu noktada nasıl bir yargı ve disiplin üretmiştir biliyor olmalısınız. Bunun bilginiz dahilinde olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, asla bir yan anlam kurmuyorum eleştirilerileriniz üzerinden.

Doğal ve saygın bir uyarıdır bana sunduğunuz. Ancak, “Sezarın hakkı Sezar’a” denilmeyen ve nitelik üretilmesini bulmadığımız bir yerde saygı ve sevgi üretilemeyeceğini sanırım sizde hayatınızda çokça tecrübe etmişsinizdir.

Değerli Dedem, saygı karşılıklı üretiler bir olgudur. Psikolojideki karşılığı da felsefemizdeki karşılığı da birbirini tamamlayacak ölçüdeder. Lakin, “Unutmayalım ki, saygınlık kazanmanın yolu sevgiden geçer. Sevgisi olmayanın saygınlığı olamaz.” kurgunuzda dikkat çektiğiniz şeyde bir bilinç aranmak durumudadır.

Sevgi de saygıda karşılıksız olabilir, ancak niteliksiz olamaz. Bilincin ve insani değerin çoğaldığı yerde sevgi ve saygı birikir. Bunun önyargıya dönüştüğü yerde artık “umman” aramak, hak aramak ne yazık ki mümkün değildir.

Düşünsenize iftiraların alt alta dizildiği yerde bu konuya önem verip de, konuya açıklık getirdiğiniz yerde, sadece düşmanlıkların biriktirildiği bir düzeneği görüyorsunuz. Çeteleşmenin, sahtecilik, kurnaz düşünceler, saldırı ve karalama dışında bir tek doğru cümlenin üretilmediği, hakkın teslim edilmediği satırı, tutumu nasıl karşılayacaksınız.

Bu durumda siz sevginizi nasıl bahşedersiniz. Üstelik hırsızlığını tescillediğiniz, tahrifatların özeleştiri ile dahi kamuoyuna sunulmadığı bir yerde hangi literatüre göre düzeysiz bir kurguyu, önyargıyı görerek sevgi ve saygı değerli olabilir.
Ben adıma üretilen karalama ve iftiraları nereden üretildiği ve nasıl üretildiğini görmeme karşın, bir görev addederek durumu gündeme getirenlere yanıt olması ve varsa bir söyleyecekleri veya iddiaları, çekinmemelerini belirterek düşüncelerimi yazdım.

Bu tarz yazılara sadece karalayanlar yönüyle yer verip altına da bu makalemi eklemiş olmaları ve cahilce yazılar üretmelerini nasıl karşılamamamı bekliyorsunuz. Benim bu karalamanın aktörlerinden birisine gönderdiğim ilk yazıma mailime gönderilen yanıtı bu yazılarının altında dayer vermeleri istedim.Bana verdikleri yanıtı okursanız herşeyi daha iyi anlamış olacaksıınz. Belki konuları birbirine karıştırıyor gibi görünebilirim, ancak tüm tutumları bir bütün. Bu nedenle benim orada yer verilmeyen yazımı, aktaran kişilerin forumlarından alıp okuduktan sonra bu yazıyı da bir dede olarak, vicdanınızla okumanızı salık vereceğim.

Ancak bilmenizi isterim ki bu yazıyı hiç bir başka yazıyı okumadan da okuyabilirsinz;
Hasan Harmanci bey, yollamis oldugunuz yazilari okudum, ben o dönemlerde Almanyada ve de halen Almanyada yasamaktayim,bana anlatilanlardan biliyorum bende gözlerimle görmedim.Benim bu konuyu gündeme getirmemdeki sebep, bana ya da Alevilere özelestiri vermeniz icin yazmadim, benim yazmakta ki amacim istendigi zaman herkese bu gibi iftiralarin ne rahat atildigini sizde görün diye. Çunki sizin bulundugunuz yer anlaminda iftira atilan ve de Alevilik adina yapilmayan konularda insanlara karsi cikmaniz, bu gibi durumlarda,varsa deliller o kisileri dara cekerek gerekenin yapilmasi. Yoksa bana göre sizde dahil yazar ve arastirmacilar Aleviligin gerceklerini yazdiginiza inanmiyorum. Bana yöndermis olduklarinizi okudum vede sildim. Bunlarida sitede yayinlamak bana göre degil.

Gördüğünüz gibi, bazı amaçlar cümleler arasında sırıtıyor ve gerçek niyeti karşılıyor. Sanırım bu cümlelerini tüm yazılanların olduğu yere koymayanlar ne ürettiklerini biliyorlar ve ancak biraz olsun insafları bulunmuyor.

İnsafın olmadığı yerde yine de belirttiğiniz gibi, biz ne saygımızdan ne de sevgimiden ödün vermemeliyiz.

Değerli Dedem, uyarınız ve güven verici cümleleriniz için içten teşekkür ederim.
Ancak sizden de birşey rica etmek hakkımızdır diye düşünüyorum. Lütfen düşüncelerinizi gerçek adınızla yazınız. Bu ne bir saklanma, ne de bozulma bekleyişidir. Gençaleviler forum güvenli ve yaratıcı bir forumdur. Gerçek adınızla bulunmanız bizi güçlendirecektir. Biçimci olmaktan ve doğru, belirleyici alıntılar yapmak isteyenlere sağlıklı ve güvenli davranmaları konusunda yararlı olacaktır.

Aşk ile.

Konu Hasan Harmancı tarafindan (10-27-2010 Saat 23:55 ) değistirilmistir..
Hasan Harmancı isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post:
Balta (10-28-2010), karan (11-01-2010), yolcudede (10-28-2010), İşcanbaba (10-28-2010)
Alt 10-28-2010, 00:32   #9
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Sevgili Harmancı;

Bir süreden beri birçoğumuzun oldukça fazla dikkatine mazhar olmuş koskoca bir çirkinliğin timsali haline gelmiş kişinin durumunu nasıl adlandıracağımızı düşündüğümüz ve bu adlandırmayı yapamamanın sıkıntısını yaşadığımız günlerde,
literatürümüze kazandırğınız -BEKİR-LEŞMEK- tanımlamasıyla aşmış bulunmaktayız...
Bu nedenle sahsım adına size teşekkür ederim...
Çok yerinde bir tanımlama ile bizlere sunduğunuz -BEKİR-LEŞMEK- tabiri eminim bundan sonra sıkça kullanılacaktır...

FAKAT TAMDA BU ESNADA YENİ BİR SORUN VE BU SORUNA BAĞLI OLARAK YENİ BİR TABIMLAMA İHTİYACI İLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU ÜZÜLEREK BELİRTMEK DURUMUNDAYIM...
Çok yerinde bir tanımlamayla adını koyduğunuz iğrençliğin,
destekçisi durumundaki bilmem ne baba takma isimli vatandaşımızında durumunu tanımlayacak tanımlamaya ihtiyacımız olduğu kanısındayım...
Her ne kadar kendisine BİRÇOK İNSANİ DEĞERLER YÜKLEMİŞ OLSANIZ DA, iğrençlik abidesi-nin bile bile destekçisi olması hasebiyle kendisine atfettiğiniz insani değerlere layık olmadığını görmekteyiz...
Hal ve ahval böyle olunca bu konuda aynı yönde düşünmediğimizi,
ve ÜZÜLEREK TE OLSA bu bariz hatanızı düzeltmeniz gerektiğini söylemek durumundayım...

Saygılarımla

Kral çıplak.

Konu kral çıplak tarafindan (10-28-2010 Saat 00:42 ) değistirilmistir..
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
Balta (10-28-2010)
Alt 10-28-2010, 02:58   #10
Onurcan
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 156
Mesajlar: 730
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 693
Thanked 1722 Times in 620 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 575
REP Seviyesi : Onurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to all
İletişim
Standart

Alinti:
Ağır Aydınların Dili

Bırakalım ağır aydınlar kendi kafalarına göre davransınlar. Alevi ozanların şiirleri buna güzel örnektir okununca şıp diye anlaşılır.

Selamlar
Rıza

Sevgili Riza Aydin,

Sayin Hasan Harmanci belkide bir cogumuzun ilk defa duydugu bir terimden bahsetti. Epistemoloji dedi.


Algıladığım kadarıyla alışılmış bir yazı türü var. O da didaktik, epistemolojiden uzak, söylenecek herşeyin doğrudan söylendiği, düşünmeye ve sorgulamaya açık olmayan, kesin hükümlü ve mümkünse tahrifatlı!
Bir Alevi "Ask ile" dediğinde ne demek istemişse onu demek istedim sadece...


diyerek, yazmis oldugu makaleye bir aciklama getirdi.

Neymis Epistemoloji?
Kisa tanimi söyle imis;
Epistemoloji bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalı. Felsefenin, bilişsel süreçlerin oluşumlarından ziyade, bilgiyi genel olarak ele alan, bilgiyle ilgili problemleri araştıran,Felsefe, varlık, anlam ve öz sorunlarının eleştirel bir yaklaşımla araştırılmasına ve varılan sonuçların sistemli bir biçimde ortaya konmasına yönelik düşünsel etkinlik. Yokluğa karşıt olarak var olan şey. Oluşa karşıt bir şey olarak, değişmeden aynı kalan gerçeklik. Boşluğa karşıt bir şey olarak, mekanda bir yer işgal eden kalıcı gerçeklik.



Bu durumda, Sayin Hasan Harmanci'nin ulasmis oldugu bu ilk cag felsefecilerinin konulari irdeleyis sekilleri ile benzerlik teskil eden, düsüncelerini, yazilarini kaleme alabileceginin farkina varmis oluyoruz.Bu gercegin kücümsenecek bir yanini ben göremiyorum. Orhan Pamuk'u kimse anlayamiyordu ama 2006 nobel ödülünü aldi.

Iste tam bu noktada, bazi alevi ozanlarinin ilk cag filozoflarindan olan bir Platon veya bir Sokrades'ten asagi kalir yaninin olmadiginin bilinci su yüzüne cikiyor.

Konu hakkindaki degerlendirmeleriniz arasinda dikkatimi cekti. "Bırakalım ağır aydınlar kendi kafalarına göre davransınlar. Alevi ozanların şiirleri buna güzel örnektir okununca şıp diye anlaşılır."demissiniz. Asagidaki iki eseri ben pek anlayamadim.

Örneklendirdigim iki eser alevi yolunu belirleyen iki büyük ozan'a ait. Sizce, Kaygusuz ve Yunus Agir Aydin mi?


Örnek 1

Çiktim Erik Dalina

Çiktim erik dalina
Anda yedim üzümü
Bostan issi kakiyip
Der ne yersin kozumu

Ugruluk yapti bana
Bühtan eyledim ona
Çerçi de geldi aydur
Hani aldin gözünü

Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattim
Nedir diye sorana
Bandim verdim özünü

Iplik verdim cullaha
Sarip yumak etmemiş
Becid becid ismarlar
Gelsin alsin bezini

Bir serçenin kanadin
Kirk katira yüklettim
Çift dahi çekemedi
Şöyle kaldi kazani

Bir sinek bir kartali
Salladi vurdu yere
Yalan degil gerçektir
Ben de gördüm tozunu

Bir küt ile güreştim
Elsiz ayagim aldi
Güreşip başamadim
Gövündürdü özümü

Kafdagindan bir taşi
Şöyle attilar bana
Öylelik yola düştü
Bozayazdi yüzümü

Balik kavaga çikmiş
Zift turşusun yemege
Leylek koduk dogurmuş
Baka şunun sözünü

Gözsüze fisildadim
Sagir sözüm işitmiş
Dilsiz çagirip söyler
Dilimdeki sözümü

Bir öküz bogazladim
Kakladim sere kodum
Öküz issi geldi der
Bogazladin kazimi

Bundan da kurtulmadim
Nideyim bilemedim
Bir çerçi de geldi der
Kani oldum gözgümü

Tosbagaya sataştim
Gözsüz sepek yoldaşi
Sordum sefer nereye
Kayseri'ye azami

Yunus bir söz söylemiş
Hiç bir söze benzemez
Münafiklar elinden
Örter mana yüzünü

Yunus Emre





Örnek 2


Kaplu Kaplu Bağalar

Kaplu kaplu bağalar kanatlanmış uçmağa
Kertenkele derilmiş diler Kırım geçmeğe

Kelebek ok yay almış ava şikara çıkmış
Donuzları korkudur ayuları kaçmağa

Ergene’nin köprüsü susuzluktan bunalmış
Edirne minaresi eğilmiş su içmeğe

Kazzaza balta koydum çevrisim deremezem
Çuval çayırda gezer segirdüben kaçmağa

Allahımın dağında üçbin balık kışlamış
Susuzluktan bunalmış kanlı ister göçmeğe

Leylek koduk doğurmuş ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış sögüt dalın biçmeğe

Bir sinek bir devenin çekmiş budun koparmış
Salinuban seğirdür bir yâr ister koçmağa

Bir aksacık karınca kırk batman tuz yüklenmiş
Gah yorgalar gah seker şehre gider satmağa

Donuz dügün eylemiş ayuya kızın vermiş
Maymun sindi getirmiş kaftan gömlek biçmeğe

Deve hamama girmiş dana tellallık eder
Susığırı natır olmuş nöbet ister çıkmağa

Kaygusuz’un sözleri Hindistan’ın kozları
Bunca yalan söyledin girer misin uçmağa

Kaygusuz Abdal



Selamlar saygilar.
Onurcan isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 5 Users Say Thank You to Onurcan For This Useful Post:
Balta (10-28-2010), karan (11-01-2010), kral çıplak (10-28-2010), yolcudede (10-28-2010), İşcanbaba (10-28-2010)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
ağir, aydinlarin, dili


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 08:20.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts