![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||
|
Forum Katılımcısı |
AKP’YE KARŞI NASIL BİR MÜCADELE VERİLMELİ? Hüseyin DEMİRTAŞ İktidar partisi AKP almış başını gidiyor. Türkiye’nin içi yetmiyormuş gibi, şimdi de komşu ülkelerin içini karıştırmaya başladı. Önce “komşularla sıfır sorun” politikası takip eden AKP, Tunus, Mısır, Libya ve Suriye gibi ülkelerde başlayan Arap Baharı adı verilen toplumsal hareketlerden sonra, çevre ülkelerle birlikte bölgede bir “Sünni İttifakı” kurmaya yöneldi. Bu amaçla hükümet bu hedefin önünde en büyük engel teşkil eden Esat rejimine karşı Suriye’deki rejim muhaliflerine el altından destek vermeye ve Sünni milisleri Türkiye’de eğitmeye kadar götürdü işi. Hâlbuki Başbakan Erdoğan daha birkaç ay öncesinde Başar Esad ile sıkı fıkıydı ve Suriye ile karşılıklı vizeler bile kaldırılmıştı. Ancak şimdi ne olduysa olmuş Erdoğan, Esad rejiminin bel kemiğini oluşturan Suriye’deki Alevileri hedef tahtasına koyarak, “Halk Alevi subaylara tepkili” şeklindeki demeciyle niyetini açık etti. Önceleri Suriye yönetiminin ana gövdesini oluşturanların Alevi kimliği sorun olmazken, özellikle Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerinin desteğiyle ülkenin içi karıştırılıp Esad yönetimine karşı değişik kentlerde gösteriler yapılmasıyla ve bunların genelde şiddetle bastırılmasıyla, Erdoğan ve çevresi de ağır ağır renklerini belli ettiler. Niyetleri önce Suriye’de Sünni bir yönetimi iş başına getirmek, sonra da ABD’nin Irak işgali sonrası Ortadoğu’da ortaya çıkan Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan’ın bir bölümü ve Bahreyn’i kapsayan “Şii Üçgeni”ne darbe vurmak ve buralardaki İran etkisine son vermekti. Yani hedef bütün Ortadoğu’da bir Sünni devletler ittifakı kurmaktı. Tabii ki, bu devletler de ABD’nin bölgedeki menfaatleriyle barışık ve İsrail ile de dost ve müttefik olacaktı. Başka türlüsü ne mümkün? Bakmayınız siz Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl Gazze’ye yardım götürürken 9 Türk eylemciyi “Mavi Marmara” gemisinde İsrailli askerlerin öldürmesinden dolayı özür dilememesi üzerine celallenmesine ve İsrail Büyükelçisi’ni sınır dışı etmesine. Sakın bu yapılanlar taktik amaçlı ve şovdan ibaret olmasın? Erdoğan büyük ihtimalle bir taşla çok kuş vurmayı hedeflediğinden hem Arap ülkelerindeki dış hem de Türkiye’deki iç kamuoyunu tavlayacak temelde planlı-programlı hareketlere girişiyor olabilir. Zaten olayların gidişatı ve yönü başka türlü bir yoruma imkân vermiyor. Malum Erdoğan iç kamuoyunu zaten birkaç yıldır Sünnilik ekseninde tahkim ediyor ve hazırlıyor. O nedenle olsa gerek 2010 Anayasa Referandumunda gerekse 12 Haziran Genel Seçimlerinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini sürekli öne çıkararak ve yüksek yargıda Alevi hâkimiyeti varmış gibi göstererek, toplumu Alevi-Sünni diye iyice ayrıştırdı. Ortaçağ Avrupa’sında bazı papazların halkı Haçlı Seferlerine katılmaya teşvik için yaptığına benzer şekilde şehir şehir gezerek adeta “nefret vaizliği” yaptı. Bunda da başarılı oldu. Referandumda yüzde 58, Genel Seçimlerde ise yaklaşık yüzde 50 oya erişti. Erdoğan bu sonuçlarla birlikte gördü ki, Alevi-Sünni ayrımı yapmak seçmen nezdinde müthiş pirim yapıyor. Artık iyice fark etti ki, Türkiye halkının ezici çoğunluğu arkasında ve kendisini ayrımcılık yaptığı için bırakın cezalandırmayı ödüllendiriyor bile! Kimse zannetmesin ki, bazı çokbilmiş kamuoyu araştırmacılarının söylediğinin ve inanmamızı istediğinin aksine Türkiye’de seçmen hiçte öncelikle olarak kendinin ve ülkenin genel ekonomik durumuna bakarak oy kullanmıyor. Türkiye halkı maalesef henüz daha demokratik olgunluk düzeyine tam erişemediğinden hala baskın şekilde dini saiklerle hareket ediyor ve oy veriyor. Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu Sünni seçmenin büyük çoğunluğunun oyunu ağzıyla kuşta tutsa sırf Alevi olması yüzünden alamıyor. Çünkü Türkiye’de halk 1950’den itibaren özellikle Soğuk Savaş yıllarında öyle koşullandırıldı ki, bu süreçte edindiği anti-komünist/sol ve anti-Alevi refleksleri bir türlü üzerinden atamıyor. Bırakın atmayı, AKP iktidara geleli, bazı kesimlerde küllenmiş veya unutulmuş olan bu düşmanlıklar yeniden uyandırıldı. İşte bu yüzden Türkiye demokrasisi büyük yaralar aldı. Seçmen davranışları ve oy verme saikleri kim bilir ne zaman normal seyrine kavuşacak? Erdoğan son iki yıldır iç kamuoyunu Sünnilik ekseninde kontrolüne aldı ya, şimdi de sıra güney komşularımızı Sünnilik etrafında bir araya getirmeye geldi. Bu noktada iç ve dış kamuoyunu dizayn etme at başı gidiyor. Zira Davos’ta başlayan “One Minute” efelenmesiyle öne çıkan ve Mavi Marmara saldırısından sonra özür dilememesi nedeniyle büyükelçisi sınır dışı edilen İsrail karşıtı politika, Erdoğan’a hem Türkiye’de hem de Arap sokaklarında büyük prestij kazandırıyor. Buradan aldığı moralle de Başbakan daha da celallenip ve İsrail konusundaki ölçüsüz tavrına karşı çıkan Kemal Kılçdaroğlu’nu İsrail’in çıkarlarını savunmakla itham edebiliyor. Kısa bir süre sonraysa Kılıçdaroğlu'na hükümet kanadından gelen saldırılar AKP’nin en iyi bildiği alan olan din/mezhep eksenine kayıyor. Bu bağlamda AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ise hızını alamayıp hükümetin Suriye politikasını eleştiren Kılçdaroğlu’nu Baas iktidarı ile kendisi de Alevi olduğundan dolayı mezhep dayanışması içinde olmakla suçluyor. Özetle hükümetin bütün hesabı-kitabı içte ve dışta Sünnilik ve dolayısıyla din üzerinde odaklanıyor. Başbakan Erdoğan Alevilere karşı Sünnilik, Kürtlere karşı Sünni-İslam kardeşliği ve dışta da yine Sünni devletler ittifakına oynuyor. Onun bütün sermayesi dincilik ve mezhepçilik! Bu özelliğini gizlemek için çeşitli taktiklere başvuran Erdoğan’ın örneğin son çıktığı Mısır, Libya ve Tunus gezisi sırasında her üç başkentte de laiklik tavsiyesinde bulunması bu kapsamda değerlendirilebilir. Milliyet Dış Politika Yazarı Kadri Gürsel’in yerinde tespitiyle Erdoğan, “İsrail karşıtlığı ve bunun neden olduğu ‘İslamcılık’ algısı Araplara verilen laiklik mesajıyla giderilmek isteniyor. Batı ile Ortadoğu arasındaki ‘şahane denge’ Erdoğan’ın oyun planında böyle kuruluyor.” Yoksa Erdoğan birden laiklik hayranı kesilmiş değil. Öyle olsa Araplara akıl vermekten önce kendi ülkesindeki laikliğe kökten aykırı Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ve zorunlu din derslerini kaldırırdı değil mi? Dedik ya, Erdoğan’ın tek hedefi içte ve dışta Sünni-İslamcı bir hegemonya ve ittifak oluşturmak. Bunun için de almayacağı risk neredeyse yok. Erdoğan ekonomide de aynı İslamcı taktik ve söylemi kullanıyor. Bu alanda da asıl hedef, kısmen susturduğu görece “laik” İstanbul sermayesinin etkisini büyük ölçüde kırmak yanında, Körfez ülkelerinden gizlice gelen sıcak para aracılığı ile İslamcı sermayeyi iyice güçlendirmektir. Bunu çalışanların kazanılmış sosyal haklarının budanmak istenmesinden, işyerlerinde sendikal faaliyetlere girişenlerin acımasızca cezalandırılmasından çok iyi anlıyoruz. Zira İstanbul sermayesi zaten yeterli büyüklük ve kapasiteye ulaştığından sendikalaşma ve işçi-emek giderlerinin Türkiye’deki görece yüksekliğinden fazla etkilenmiyor. Buna karşılık hükümetin en önemli destekçisi ve dayanağı muhafazakâr Anadolu sermayesiyse bu iki faktörden çok şikâyetçi, çünkü bu giderler İstanbul sermayesini yakalamasında ve Türkiye ekonomisinde başat rol oynamasında büyük bir geciktirici etki yapıyor. Bir de şunu eklemeliyiz ki, AKP hükümetinin Türkiye’yi bugün bulunduğu noktadan daha iyi bir yere götürmeye artık ne gücü ne de kapasitesi var. Tamam, belki Türkiye ekonomik olarak birçok ülkeye göre şu kriz döneminde iyi görünüyor. Büyüme rakamları işin içinde bir hile yoksa baya yüksek sayılır. Ancak ülkemiz gerek insani gelişmişlik düzeyi, gerek gelir dağılımındaki korkunç adaletsizlik ile insan hak ve özgürlükleri başta olmak üzere eğitim-öğretim, teknolojik yenilik, buluş-icat, patent başvurusu, araştırma-geliştirme gibi alanlarda hala nal topluyor. AKP’nin ise bu alanlarda bir iyileştirme yapmayı bir kenara koyun, hemen bütün üniversiteleri, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nu (TÜBİTAK) ve Türkiye Bilimler Akademisi’ni (TÜBA) kontrol altına alarak, yönetime ve bilimsel kürsülere atanmak için yandaş olma şartı araması akademik özgürlükleri temelli geriletiyor. Üniversitelerin her biri çoktan medreseye dönüştü. Bilimsellik hak getire… Kısaca Türkiye’de modern padişahlık-halifelik, bölgede Yeni Osmanlı hayalleri güden, İslamcı, yayılmacı ve kendi halkına bile insan olma temelinde değil de din-mezhep temelinde yaklaşan bir iktidar ve zihniyetten ancak bu kadarı beklenebilir. Kendi ülkesinde Kürtleri Zerdüşt, Alevileri sapkın bir mezhebin mensupları diye ötekileştiren, diğer muhaliflerini ise Ergenekoncu vs. gibi düzmece gerekçelerle hapislere tıkan bir kafa yapısı ancak bu kadar becerebilir bu işi. AKP artık bu çağdışı anlayış yüzünden iyice tıkandığından dolayı da, Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” politikasını tamamen terk edip, hem içte hem de dışta kitleleri oyalamak ve çeşitli illüzyonlarla hipnotize etmek için bu sefer “Yurtta Sünnilik cihanda Sünnilik” ilkesiyle hareket ediyor. Ve de gözü iyice döndüğünden ülkeyi İsrail ile ya da Suriye ile bir savaşın eşiğine getirmekten çekinmiyor. Alimallah AKP, ABD izin verse İran’a bile hemen saldıracak bir izlenim yayıyor etrafa… Oysa bu gidiş iyiye değil! Nitekim batıda yer alan çağdaş medeniyet ufku ve hedefini bir yana fırlatarak, bizleri Arap bataklığına sürüklemek istiyor. Zira halkı ülke içindeki tüm hayati sorunlardan uzaklaştırmanın en kolay yolunun zaten savaş tamtamları çalmak ve vatan-millet-Sakarya edebiyatı yapmaktan geçtiğini çok iyi biliyor bunlar. Sanırım hükümetin bu gözü dönmüşlüğünün başka bir açıklaması da olamaz. Kürt sorununda da gelinen nokta ve silahların tekrar konuşmaya başlaması da bunun en bariz kanıtı olsa gerek… Hal ve gidişat buysa, başta tüm muhalif ve hükümetin icraatlarından memnun olmayan kesimler olmak üzere biz Aleviler ne yapabiliriz? Bir kere öncelikle biz Aleviler şu sinikliğimizi ve alttan alır tavrımızı bir kenara bırakmalıyız. Daha atak olmalı, kimliğimiz adına olaylara müdahale edebilmeli ve belirlediğimiz hedeflere yürüme konusunda kararsız hareket etmemeliyiz. Başkalarının –özellikle hükümetin- belirlediği gündemle meşgul olmak yerine kendi gündemimizi yaratabilmeli ve bunu kabule zorlamalıyız. Biz kişi ve olayların peşinden sürüklenmek yerine, başkaları her alanda olmasa bile belli başlı hayati konularda bizi takip edebilmeli. Tüm bunları yapabilmek için de, uzun vadeli planlar yapabilmeli, politikalar belirleyebilmeli ve bunları yavaş yavaşta olsa hayata geçirebilmeliyiz. Kararsızlık ve hedeflerdeki belirsizlik kadar kötü bir şey yoktur. En ulaşılmaz hedef ve ütopya bile hedefsizlik ve kararsızlıktan iyidir. Önce gerçekleştirilebilir olanlardan başlamak üzere bir hedef listesi hazırlanmalı. Sonrasında da adım adım taviz vermeden küçükte olsa bu hedeflere ulaşmak için yola çıkılmalıdır. Diğer yandan Türkiye ve Avrupa’daki demokratik Alevi hareketi gücünün farkında olmalı ve diğer Alevi örgütleri yanımda değil diye karamsarlığa kapılınmamalı. Aksine belirlediği hedeflere doğru azimle yürüyerek, zamanla hem Aleviler içinde hem de başkalarına karşı bir ideolojik hegemonya kurup, kendini yumuşak güç ve temsiliyet makamı haline getirebilmelidir. Eskiden olduğu gibi savunmada kalmak ve “biz aslında öyle değil de böyleyiz” yerine, “Biz buyuz ve taleplerimiz de bunlardır. Sizlere şu tarihe kadar süre veriyoruz. Yerine getirmezseniz gök kubbeyi başınıza yıkarız” demeliyiz. Ancak bu tehdidimiz de kof çıkmamalı. Gerektiğinde hakikaten gök kubbe birilerinin başına her türlü legal-illegal mücadele yöntemini göze alarak yıkılabilmelidir. Ayrıca Aleviler, başta Kürt hareketi olmak üzere Türkiye’deki diğer muhalif kesimlerle belli başlı konularda işbirliği ve ittifak içine girmekte gösterdiği çekingenliği terk etmelidir. Şunu iyi bilmeliyiz ki, artık Türkiye’de ara tonlar yok; siyah ve beyaz var. AKP, bazı gözünü kan bürümüş âşıklar gibi, “Ya benimsin ya kara toprağın!” diyor. Muhalif olan ister Kürt hareketinin bir bölümü gibi silahlı olsun, isterse Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi kitap yazsın fark etmiyor. Fethullah Gülen Cemaati destekli diktatörlük heveslisi AKP ikisine de aynı derecede düşman ve bunları ya sindirmek ya yok etmek istiyor. İşte tam da bu nedenle Türkiye’de tatlı su demokratlığı çoktan sona erdi. Zaman tavrını ve tarafını belirleme zamanıdır. O yüzden Aleviler kendileri dışındaki kesimlerden destek görmek istiyorlarsa, başkalarının hakları için de sokaklara dökülebilmeli, diğer muhaliflere destek olabilmelidir. Örneğin Aleviler, devletten kendi haklarını talep ederken, Kürtlerin de anadillerinde eğitim-öğretim hakkını kazanma çabasına en azından örgütler düzeyinde olsun açık destek ve katkı sağlamalıdır. Yine bir Alevi, bir Rum, Ermeni ve Yahudi yanında; Roman’ın, Çerkez’in ve hatta bir heteroseksüel olarak eşcinsellerin hakları için mücadele edebilmelidir. Ki, kendisi de zorunlu din derslerinin kaldırılması mücadelesinde yalnız hareket etmek yerine, diğer bu dersten mağdur olan kesimlerden, her çevrenin aydınlarından ve Sünnilerin aklıselim sahibi şahsiyetlerinden destek bulabilsin. Yoksa Türkiye’de her kesim kendi hakkını almak üzere yalnız hareket ederse, hiç kimse hak alamadığı gibi herkesin enerjisi de boşa harcanmış olur ve zaman hızla akıp gider. Oysa zamanın boşa geçmesi başta Aleviler herkesin aleyhinedir. Çünkü geçen her ay ve yıl çok sayıda Alevi’nin kaybedilmesine mal olmaktadır. Zira asimilasyon çarkı çok hızlı çalışıyor ülkemizde. Bir de üstelik Türk devlet geleneği çok yamandır. Başka halkların ve inançların isteklerine duyarsız ve sağır kalarak bile insanları doğduğuna pişman eder. Oyalar, zaman zaman umut verir ama gizlice de içini karıştırır. Senin değil kendi gündem ve planını kabul ettirmek ve dayatmak için var gücüyle çalışır. O nedenle Türkiye’deki tüm muhalif kesimler kiminle güreş tuttuğunu iyi bilmeli ve kavramalıdır. Yoksa mücadelesinde çoğu kere kaybetmeye mahkûmdur. Unutmadan eklemeliyim ki, başta Aleviler olmak üzere muhalifler bundan böyle tek başına ya da ortak biçimde sivil itaatsizlik eylemlerine ağırlık vermelidir. Bu amaçla, hükümeti ve icraatlarını telin kampanyaları, mitingler, simgesel vergi vermeme, “sen benim hakkımı vermiyorsan, ben de senin şart koştuğun zorunlu askerliği reddediyorum”, TBMM önünde oturma eylemleri, açlık grevleri benzeri ses getirici başka yaratıcı eylem türleri denenmeli ve geliştirilmelidir. Değil mi ki, AKP “Durmak yok, yola devam” diyor. Bizler de durmamalı ve birbirimizin gözünü çıkarmakla oyalanmamalıyız… Birgün Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Kadir Cangızbay 17 Eylül 2011 tarihli yazısında hepimizi uyarmış: “…(Hükümet) ‘Terörle mücadele’ Hopa’daki HES, Mersin’deki Nükleer, İstanbul’daki köprü-kanal karşıtlarından parasız eğitimci gençlere veya sendikal hak peşindeki emekçiye, kendisine ayak direyen herkesi terorize etmenin hem yasal, hem de fizikî temelini oluşturmaya devam edecektir. …ancak, bu gün itibariyle en acil sorun, AKP’nin diktatörlüğe giden yolunu kesmektir; zira, (AKP’nin) bu yolu döşeyeceğim diye Kürdün de Türkün de kanını dökmekten çekinmeyeceği ortaya çıkmıştır.” Prof. Dr. Cangızbay’ın sözünün üzerine başka bir şey eklemeye gerek var mı? Bence yok! O halde AKP ve zihniyetiyle el ele mücadeleye Türkiye’nin tüm muhalifleri ve memnuniyetsizleri olarak hiç yorulmadan ve yılmadan devam etmekten başka çare de görünmüyor. ---------- o O o ------------ Butzbach, 18 Eylül 2011 — Bu Makale Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Aylık Yayın Organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 152. Sayısında Yayınlanmıştır — [/font][/size]
|
||
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Seyhlerli1970 For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Bizden Biri
Üye No: 3478
Mesajlar: 848
Thanks: 2015
Thanked 1137 Times in 591 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
Önemli olan Akapeye değil %51 i uyuşturulmuş olan bu koyun sürüsüne karşı nasıl mücadele edeceğimizdir.Akape ile değil Akapeyi başa geçiren zihniyetle mücadele edilmelidir.
Bu mücadeledeki en önemli unsur da Aleviler ve Aleviliktir. Aleviler dinlerini ve kültürlerini yaymalıdırlar.Nasıl ki sunniler ve sunni tarikatları(Nakşi,Nursi,Fetullahi vb) hiç durmadan yayılıyorlarsa Alevi tarikatları da bu politikayı gütmeliler.Aksi halde bu ülkede Sunni İslam ivmeli bir artışla yayılarak devam eder.Aleviler de sunnileşmeye devam eder. Sunni İslam önünü boş bulmuştur.Alevi Tarikatları bu donuk,sessiz ve içine kapanık politikalarla ne yazık ki Sunniliğin önünü açmaktalar.
Sırrımızı ifşa eden ile bize ihanet eden eşittir. Hazret-i ALİ Allah gözlerini açtığında ALİ OLDU ! Konu Baba İlyas tarafindan (10-19-2011 Saat 02:43 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Baba İlyas For This Useful Post: |
|
|
#3 | |
|
Gönül Dostu
Üye No: 3962
Mesajlar: 394
Thanks: 769
Thanked 847 Times in 305 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 32
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Koyun sürüsüne karsi mücadele etmek icin koyun sürüsüyle bir otlak yahut benzer bir mücadele alanimizin olmasi gerekir, ki mücadeleye giriselim. Böyle bir sey olmadigini düsünüyorum. Su halde Tayyip partisine rey atan dinci cikarci yurttaslari konusacagiz... Yurttaslarimiz Demokrat Parti'nin kurulusundan beri cikarcidir. Bu da dogaldir; hic yurttas olamadiktan baska (altiyüz yil kadar kul diye islem görmüs ve bunu kabullenmislerdir), cikar hesaplayacak halde de olamamislar, Cumhuriyetin -tarihte ilk kez- getirdiklerini büyük kurnazlikla lehlerine cevirme yoluna gitmisler; dirlik, saglik, bayindirlik sahibi olmaya yönelmislerdir. Öte yandan, eskiden beri cesitli cephelerde inanarak vurustuklari Islamlik savaslari ve onun destanlari, yedek olarak sirat köprüsünün öte yanindaki güzel kizlar, süt gibi irmaklar, bitmeyen soluk (bir tür ahiret yasantisi) vaadleri, AKP gibi cabuk konusabilen bir partiye bir sürü cikarci yurttaslarin rey vermesine temel olusturmustur. Hepsini anlayabiliyorum. Tüm bunlari tam tersine cevirmek de olanaklidir. Ancak koyun sürüsü ile insanin kemalet hedefinin ne gibi bir ilgisi olabilir, onu anlayamiyorum. Alevilerin atak politikalar izlemesi gerektigini ima eden düsüncenize katiliyorum. Tarikat yarismasi bu düsüncenizi zayiflatabilir. Ben daha ileri yapilar ile yarismadan yanayim. |
|
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Musali Sar For This Useful Post: |
|
|
#4 | |
|
Bizden Biri
Üye No: 3478
Mesajlar: 848
Thanks: 2015
Thanked 1137 Times in 591 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Din konusun da hep çekinik kaldılar.Sadece laiklik ön plana çıkarıldı. Fakat bu tür siyasal misyonerlikler hiçbir işe yaramadı ve bu osmanlı kalıntısı millete üzerinde de hiçbi zaman yaramıycak.Dinin bu millet üzerindeki etkisi tartışılmaz. Ben bu misyonerliğin bu sefer dinsel anlamda yapılması taraftarıyım. Dinin öneminin siyasette ne kadar belirgin olduğu yakın tarihimizden belli. Bu önem Akape iktidarıyla doruk noktasına ulaşmıştır.Bugün Alevi-Sunni ,Laik-Şeriatçı Solcu-Sağcı nerdeyse aynı anlamlara gelmekte. Artık kutuplaşmayı solcu-sağcı değil de Laik-Dindar şeklinde isimlendirmek daha yerinde olur.(Tabi Türk-kürt olayını da unutmamak gerek.24 şehitlik katliamdan sonra) Zaten solcu ideolojinin artık çürüdüğü,bu kesimin kemalist ve ulusal eksene kaydığı apaçıktır. Dinin siyasetle olan zihniyet paralelliği çok belirgin. İddiamın ve tavsiyemin sonuna kadar arkasındayım. Konu Baba İlyas tarafindan (10-20-2011 Saat 03:27 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Baba İlyas For This Useful Post: |
|
|
#5 |
|
Bizden Biri
Üye No: 3478
Mesajlar: 848
Thanks: 2015
Thanked 1137 Times in 591 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
.....
Konu Baba İlyas tarafindan (10-20-2011 Saat 03:24 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Baba İlyas For This Useful Post: | Seyhlerli1970 (11-02-2011) |
|
|
#6 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Butzbach/Almanya
Üye No: 270
Mesajlar: 111
Thanks: 300
Thanked 275 Times in 91 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 79
REP Seviyesi :
![]() |
.....'nın anlamı ne Baba İlyas?
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||