![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Bektaşi Dergahları ve İnanç Mekanları Alevi Bektaşi Dergahları, İnanç ve Kutsal Mekanlarına Dair Paylaşımların Yapılabileceği Alan |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Yeni Üye |
HÜSEYİN GAZİ MEDRESESİ
Alaca İlçesinin 3 km. güneyinde medrese. Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte XIII. yy'a ait (takriben 1220 I. Alaaddin Keykubat dönemi veya II. Kılıç Arslan dönemi 1155-1192 dönemi zikredilebilir) Selçuklu medresesi olduğu sanılıyor. Bugün harap ve kendi haline terkedilmiş durumdadır. Birbirine geçme iki bölüm halinde düzenlenmiş bir yapıdır. Medreseye açılan portelin dış kapının iki tarafında bir insanın ayakta rahatça sığabileceği büyüklükte kuzey ve güney yönünden karşıdan birbirine bakar konumda nöbetçilerin giriş-çıkışları kontrol edebilmeleri için iki nöbetçi mahfili vardır. Binanın doğusundaki portalden medresenin giriş Holü'ne geçirilir. Bu hol 3.30x4.35 m. boyutlarındadır ve portalin arka duvarı üzerinde görülen izlerden aslında tonozla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Bunun kuzeyinde iki kademeli olarak dışarıya doğru çıkıntı yapan bir kanat bulunur. Bu kanatın köşeleri ve pencere söveleri muntazam kesme taştan yapılmış, doğu cephesindeki iki pencere sonradan moloz taşla doldurulmuştur. Giriş holünün batı duvarındaki kesme taştan örülmüş, basit ve kemerli kapı medresenin avlusuna açılır. Avlunun iki yanında talebe hücreleri bulunur. Gerek binanın tabii döşeme seviyesinin bir metreden fazla toprakla dolu olması, gerekse üst yapının bütünüyle yıkılmış olması burada kazı yapılmadan plan şeması çıkartmağa imkan bırakmamıştır. Duvardaki birkaç iz, bazı hacimlerin şekli ve ölçüsü hakkında ipuçları vermektedir. İç kapının arkasında bulunan tonoz başlangıcı, kapı ile avlu arasında bir eyvan olduğunu gösterir. Giriş eyvanının doğusunda mazgal pencereli bir oda, batısında ise testere dişi şeklinde konsollardan, aslında kubbeli olduğu anlaşılan küçük bir vestibülün gerisinde beşik tonozlu bir oda bulunur. Avlunun doğusunda iki mazgal pencere daha vardır. Duvar kalıntıları burada iki büyücek oda bulunduğunu gösterir. Avlunun batısı binanın diğer kısımlarından daha harap durumdadır. Güney kısımda ise ortada bir eyvan vardır. Bunun batısında mazgal pencereli beşik tonozlu bir oda ile doğusunda iyi durumda bulunan yüksek bir türbe yer alır. Türbenin kapısı avlu tarafındadır. Üzeri kornişli yarım daire kemerli kapının üstünde beyaz mermerden bir kitabe bulunmaktadır. Dört yanında birer yüksek pencere bulunan türbenin içi, basık çapraz tonozla örtülüdür. Yani dışarıda görülen kubbe yalancıdır, sonradan yapılmış olması mümkündür. Hüseyin Gazi Medresesi'nde bugün sanat eseri sayılabilecek tek elemanı portalidir. 480 m. genişliğindeki mermer portali basit bir bordür çerçeveler. Kapı nişi derin ve kemerli, altı sıra skalaktit dolguludur. Skalaktitlerin altında, üzerinde yazı bulunmayan, siyah mermer bir kitabe levhası bulunur. Üzerinde ucu yukarıya kalkık bir kemer bulunan kapının sövesi bir sıra beyaz, bir sıra siyah mermerden geçmeli olarak yapılmıştır. Portalin yanlarında skalaktitli mihrabiyeler, kapı nişinin köşelerine ise süs kolonları konulmuştur. Bunlardan soldaki düşmüştür. Fakat sağdakinin bitkisel motiflerle süslü yüksek başlığıyla gövdesinin üst kısmı yerindedir. Medresenin ön yüzündeki kitâbede okunabildiği kadarıyla "Pilavhozzâde Ali Said Baba'nın asarı vakfiyesidir" yazılıdır. Hüseyin Gazi Türbesi ve medresesi ile ilgili veriler yeterli olmamasına rağmen araştırmalarımızda bulabildiğimiz doneler ilginç ve birbirinden farklılık göstermektedir: "Roma kaynaklarında Hüseyin Gazi'nin ölüm yeri olarak "Ameryum'u" "Arap kaynaklarında Hüseyin Gazi'nin ölüm yeri olarak "Amoryum" "Angora" olarak gösterilmektedir." "Sör Charles (Hüseyin Gazi Tekkesi) bu yeri kilise olarak tanımlarken", "Haamilton (1837-38) seyahatinde bu yerin Selçuklu Tekkesi olduğunu ve ayrıca Konya Medresesi şeklinde planlandığını ifade etmektedir" "Hasluck ise Hüseyin Gazi'nin gerçek mezarının Alaca'da olduğunu ileri sürmektedir." "Şahmas Battal tarafından İslam yapılmış rahip olarak da anılmıştır. Şahmas'ın adı Alaca'da kendi adıyla korunmuş ancak bu tekkede Hüseyin Gazi'nin olduğu bildiriliyor" "Bizans-Emevi ilişkilerinin bir başka boyutunda; Halife Süleyman (715-717) dönemindeki III. İstanbul Seferi denizden ve karadan yapılmıştır. Mesleme ve kumandanları kara ordusu ile Bizans'ı sıkıştırır. İstanbul'a dayanır. 717'de Halife Süleyman'ın ölümü ve vasiyeti gereği Abdulaziz'in oğlu Ömer'in Halef olmasıdır. Halife olan Abdulaziz bin Ömer İlk iş olarak Mesleme ve diğer kumandanlarının İstanbul kuşatmasını bırakarak geri dönmelerini buyurdu" Bu seferde ordu, 180.000 olarak çıkmış, 30.000 olarak geri dönüş yapmıştır. Meslemenin kumandanlarından Cafer Bin Hüseyin (Battal Gazi'nin babası) Kayseri Temrini kumandanı Kayzer'i ve ordularını yener ve haraca bağlar. Malatya (Amorion'a) ya serdar olur. Engürü dağında "Kayzer'in" kuvvetleri ile savaşır. Savaş kuvvetler arasında değilde silahşörler arasında başlatılır. Hüseyin Gazi pehlivandır, kılıç, ok ve kargı ustasıdır. O, bir erendir, evliyadır, işini "ALLAH" ve Resulü, Ehlibeyt, Sahabe, tabeyn, şehitler, gaziler, pirler, üçler, beşler, kırklar, yediler aşkına yapan cihat ve gaza adamıdır. Karşısına çıkartılan bütün rakiplerini yener. Kayzer hileye başvurur iki veya üç rakip birden salar üzerine file atılarak kılıç çalınır. Sağ kolunu kaybeden Hüseyin Gazi atına atlayarak Engürü dağının doğusuna sürer. Kan kaybı bu piri takatten düşürür. Olayı takip eden birkaç gün sonra Alaca'nın güney batı istikametinde bugünkü tekkenin 2 km batısında Değirmendere köyü ile Yatankavak köyleri arasındaki ormanlık suluk sarp karlak mevkiinde baygın halde keşiş Şahmas Pur tarafından bulunur. Manastıra (kilise) getirerek tedavi etmeye çalışır ancak başarılı olamaz. Manastırın bir köşesi "Gün doğusu) na defneder. Cafer bin Hüseyin'in oğlu Seyyit Cafer Battal Gazi Malatya'ya serdar olur. Anadolu'ya akınlarda bulunmaya başlar. Halife Abdülaziz Ömer'den babasının yerini ister. Kayseri Temrini (eyalet) valisi Kayzer gösterilir. Seyyit Battal intikam aşkıyla yanar tutuşur. Çorum'a yakın Alaçay'ın geçtiği Hışır köyünden başlayan vadinin hemen orta yerine (Pazarören) Tutluca eski yerleşim yerine vadi içinde kuzeyden bakan Alaca'ya bağlı olup heyelan nedeniyle Alaca'ya iskan edilen Kabil köyünde "Kabil Kalesi" kartal kaya veya zindan denilen mağara ve dehlizleri mesken tutar. Artık buraya Battal'ın Kalesi denilmektedir. Battal bir yolculuğunda Balıklı havuz denilen şimdiki Hüseyin Gazi Tekkesi'ne yani Keşiş Şahmas Pur'un manastırına misafir olur. Keşiş hayretini gizleyemez Hüseyin Gazi'ye olan benzerliğin etkisiyle sorar. Keşiş istediği bilgileri alınca Battalı ağırlar olanları anlatır. Ankara'ya gönderir. Battal, babasının intikamını alır. Dört kelle ile geri döner misafir olur. Şahmas Hüseyin Gazi'den aldığı bilgilerle katili tanır ve Battala gösterir. Tanınan baş manastırın eşiğine gömülür. Şahmas Battal'dan İslamı öğrenir. Battal Şahmas'ın kızıyla evlenir. Manastır Tekkeye çevrilir. Battal Malatya'nın yolunu tutar. Şahmas bundan sonra İslam'ı öğretmeye çalışır. Hüseyin Gazi'nin ruhu sukûna kavuşur. "Turhasan ve Hasan Bey'e ait rivayetler ve Kayseri'den İstanbul istikametine Fetihlerde bulunması. I.Haçlı Seferlerindeki tarihi şahsiyete uygundur ve Kayseri'den İstanbul'a kadar namına mevcut türbelerde destanı teyit eder." "Gerçekten Anadolu'da mevcut evliya ziyaretgahları arasında Turhasan ve Hasan Bey'e ait bulunanlarda çok eski ve mühimdir. Nitekim Selçuklular devrinde Kayserililerin Turhasan ve Niğdelilerin Hasan Bey türbesini ziyaret edip hacet dilediklerini Niğdeli Kadı Ahmet söyler." "Orta ve Garbi Anadolu'da onun ismini taşıyan pekçok köy mevcuttur ki, bu da ne derece yaygın bir dinî ve millî şöhrete ve kendisine mensup boylara sahip olduğunu gösterir." (9) "Turhasan'a ait bir menkıbede cihat arkadaşlarıyla İstanbul'a karşı gaza ederken Alemdağı'nda yaptığı kalede şehit olması ve orada kendisine ait bir türbenin bulunmasıdır ki burası da bir ziyaretgah oldu." (10) Aynı şekilde Seyit Battal Gazi içinde birbirinden farklı yer ve türbeler söz konusu; Malatya Battal Gazi, Eskişehir Mihalıçık (Seyit Battal Gazi) Muğla-Dalaman (Seyit Battal Gazi) Şarkî Türkistan'da Aksu'da Battal Gazi Türbesi... gibi. Hüseyin Gazi Türbesi ve Hüseyin Gazi Medresesi, Alaca'nın simgesi, sembolü gibi bir şey. Çünkü ovaya Hüseyin Ova veya Hüseyin Abat denilmektedir. Ova adını tekke ve türbe, medrese sahibi zattan almaktadır. Alaca ovası esasında bir balkanlık iken çevreleyen tepeler tamamen ormanlıktır. Hüseyin Ova dış kısmındaki han ile aynı zamanda bir menzil noktasıdır. Güney Kuzey doğrultulu kervanlar rastladıklarında kış ve bahar mevsiminde göl bataklık, balkanlık olan şimdiki şehrin konuşlandığı yer için -geçit vermediğinden- Hüseyinova nasıl alacalandı mı? Sorusuna balkanlıkta kara gözüküyorsa cevap olarak Hüseyinova alacalandı rahat gidiniz tabiri kullanıla gelmiştir. Zaman içinde Hüseyinova, Hüseyinabat, alacalandı, alaca sözcükleri dile yerleşmiş. 1908'de Belediyelik olduğunda kasaba (nahiye) 'nın adı, Alaca olarak kayıtlara geçmiştir. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to hadimül fukara For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Yeni Üye Yas: 34
Üye No: 3814
Mesajlar: 41
Thanks: 136
Thanked 108 Times in 35 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 37
REP Seviyesi :
![]() |
Alacadaki HüseyinGazi Tekkesinin Mimari özellikleri ve Hüseyingazinin yaşadığı zaman dilimi ve yöreyle olan ilişkisi Tarihçilerin bakış açısıyla yukardaki çeşitli parağraflarda anlatılmaya çalışılmıştır. Şimdi Anadoludaki bu Tekke ve Türbenin Alevi Bektaşi tarihi açısından önemine değinmek gerekiyor,Bu Tekke hangi tarihten itibaren bir Bektaşi Tekkesi olarak kullanıldığı bilinmemekle birlikte Tekke ve Türbelerin kapatılldığı 1926 yılına kadar bir Bektaşi Tekkesi olarak kullanılmaktadır.Bektaşiliğin Babağan koluna ait Bektaşilerce yönetilmekteydi. ve Tekkede Mücerred dervişler bulunmaktaydı,bu tekke 2-3 bin dönüm kadar verimli tarım arazisine sahipti bu arazilerin bi kısmının çevrede bulunan Alevi köylerinden Söğütözü ve D.Deresi köylülerince Cumhuriyet öncesinde Tekkeye bağışlanan arazilerden oluşmaktaydı zamanında Tekkedeki dervişler tarafından bağlık bahçelik bir ortama kavuşan Tekke adını verdiği Hüseyinovada bi çekim merkeziydi gelen geçen yolculara da barınak olmaktaydı.Cumhuriyetle birlikte Tekke ve zaviyelerin kapatılması kararıyla birlikte kapatılmış, tekkede bulunan dervişler tekkeden çıkartılıp kapısına kilit vurulmuş, 15 -20 yıl sonra da ihaleye çıkartılmış,2-3 bin dönümlük arazisi ihaleyle satışa çıkartılmış ve zamanın Alaca Belediye reisi Nuri Kafkas(Çorum millet vekili Ağah kafkasın amcası)tarafından Satın alınmak suretiyle özel mülkiyete dönüştürülmüştür.Tekkenin tarım arazisi satışa çıkarıldığı gibi malesef yapı kmpleksinin de bir kısmı bu özel mülkiyetin sınırları içersine alınmıştır. şu an sadece türbe kısmı ve derviş hücreleri ve bi kısım kalıntılar vakıflara devredilmiş .Şu an Tokat bölge vakıflar müdürlüğüne bağlıdır.Yapı kompleksinin aşevi veya kiler kısmı özel mülkiyetin sınırları içersindedir.yine özel mülkiyet sınırları içersine alınan meşhur balıklı gölü 20 yıl kadar önce toprakla kapatılmak suretiyle ziyareti engellenmiş,eski zamana ait su yolları kapatılmış ziyaretçiler tarafından demir paralar atılan ve kutsal sayılan su kuyusu yine toprakla doldurulmak suretiyle ziyareti engellenmiş.Geçtiğimiz yıl Alaca merkezde bulunan 150 yıllık bir geçmişe sahip Ömer paşa Cami Tarihi değer adledilerek Kültür Bakanlığı tarafından 250 milyar lira harcanarak restore edilmiş ancak 850 yıllık HüseyinGazi medrese ve küllüyesi, Şu an harap bir şekilde kapısına vurulan büyük bir asma kilitle kaderine terkedilmiş durumdadır.
umarım en kısa zamanda Kültür Bakanlığı ve Vakıflar bölge müdürlüğü bu gidişata bir son vererek Anadoluyu fetheden kahraman. Hüseyin Gaziye gereken değeri verir . saygılarımla. Konu hadimül fukara tarafindan (05-03-2011 Saat 18:39 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Katılımcısı
Üye No: 3147
Mesajlar: 182
Thanks: 435
Thanked 73 Times in 51 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 11
REP Seviyesi :
![]() |
Acaba ALEVİ birlikleri bu tarihi mekanları buraların yani ata yadıgarı bu kulliyelerin Tekrar
Onarılarak ibadete açabilirmiyiz inanıyorumki halkımız bu restarosyona kuçuk teberularla Bu yadıgarlarımızı biz Alevi toplumlarına onararak tekrar ibadete aöılırsa halkımızın birçok Kesimi memnun olacaklardır işte burda kendini aydın çagdaş moderin görenlere açıkça Davet ediyorum hodrimeydan HUSEYİN GAZİDE kulliyesinde buluşalım Bizim yunus gibi duşunen tum canlara selam olsun Konu caferi tarafindan (06-22-2011 Saat 22:05 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to caferi For This Useful Post: | hadimül fukara (05-13-2011) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||