![]() |
|
![]() |
|||||||
| Hamza Aksüt Hamza Ait Makalelerin Yayımlandığı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI |
Türkiye’de Alevilik üzerine kafa yoranların ve yazı üretenlerin unuttuğu ya da değinmediği bir nokta vardır: Alevi kimdir, ya da bir kişiye Alevi demek için hangi kriterler kullanılmalıdır? Bir yazının bilimsel nitelik taşıması için o yazıda geçen kavram ve terimlerin giriş bölümünde açıklanması şarttır. Konu Alevilik olunca da aynı durum geçerlidir. Oysa Türkiye’de Alevilik üzerine yazı yazanların neredeyse tümünün herhangi bir tanımlamada bulunmadığı görülmektedir. Bu durum, anlaşılmazlığa, manipülasyona, istismara açık kapı bırakan önemli bir etkendir. Hatta bazı görüş sahipleri “Alevilik tanımlanamaz, yaşanır” gibi bir şehir efsanesi de yaratmıştır. Türkiye’deki Alevilerde gözlenen kafa karışıklığında ve fraksiyonlaşmada bu etkenin büyük payı vardır. Düşünsenize, son yirmi yılda yazılanlarda Aleviliğin, Çin’den Fransa’ya, hatta Kuzey Amerika’ya kadar olan coğrafyadaki inançlarla köken bağlantısı olduğuna dair birçok görüş dile getirildi. Şamanizm, Brahmanizm, Budizm, Yesevilik, Haydarilik, Kalenderilik, Sünnilik, Şiilik, Maniheizm, Zerdüştizm, Paulikienizm, Bogomolizm, Katharizm tezleri havada uçuşuyor. Hatta bunlardan Paulikienizm, Bogomolizm ve Katharizm, doğrudan Alevilik olarak tercüme edilerek Dünya tarihinde görülmemiş bir skandala imza atıldı ve ne yazık ki, Alevilerin bir bölümü bu skandalı farkedemeyerek onun çekiciliğine kapıldı ve kiliselere eğilim duymaya başladı.
Bu durumun baş nedeni, okula giden ve kente göçen ilk kuşağın özgüven eksikliğidir. Oysa çok değil bir kuşak öncesindeki atalarından başlamak üzere Aleviler, tüm dünyaya meydan okurcasına zengin bir edebiyat, müzik ve mizah yaratmış bir topluluktu. Ayrıca, bu topluluk, öteki inançlardan daha fazla yazılı ve sözlü kaynak yaratmıştı. Aleviliğin yazılı kaynağının olmadığı tezinin inandırıcı bir yanı yoktur. Bu tezi üretenler, kendi kafasına göre Alevilik yorumu yapmanın ortamını hazırlama çabasında olanlardır. Bunlar, Alevi deyişlerini sözlü kaynak olarak sunmaktadır ki, kesinlikle yanlıştır. Deyişler, divanlarda ve cönklerde yüzlerce yıl önceden yazılmış ürünlerdir. Nesimi Divanı, Hatayi Divanı gibi. Cönkler de Aşıkların yaşadığı dönemde yazılmış ürünlerdir. Bunların dışında, Buyruk, Kitab-ı Serencam gibi yolun kurallarını ve yapısını anlatan çok önemli kitaplar vardır. Makalatnameler, menakıbnameler, vilayetnameler, erkannameler de işin cabası. Üstelik, Alevilik tarihe karışmış bir yapı değildir. Bulgaristan’dan Basra körfezine kadar geniş bir coğrafyada Alevi topluluklar vardır ve günümüzde bunların büyük bölümü (Türkiye bir istisnadır) Aleviliğin gereklerini yerine getirmektedir. Bu durumda yapılması gereken şey gayet basittir. Bu geniş coğrafyada yaşayan Alevileri gözlemek, onları sorgulamak, ayrıca yazılı kaynaklara başvurmak. Oysa araştırmacılar bunları yapmak yerine, özgüven eksikliğinin getirdiği kompleksle Aleviliği oradan buradan gelmiş bir yapı gibi sunmaktadır. Bu yazılı kaynaklara ve günümüzdeki Alevi topluluklara baktığımızda Alevilik kriterleri kendiliğinden ortaya çıkacaktır. İşte benim kullandığım kriterler: 1- Bir dede (ya da pir, şeyh) grubundan olan, ya da bu gruba talip olarak bağlı olan 2-Cem yapan. Buna bağlı olarak yıllık görgü ve sorgudan geçen 3- Ahiret kardeşi (musahip) olan 4-Hızır orucu tutan (üç ya da yedi günlük) 5-Muharrem orucu tutan. (Muharrem orucu yalnızca Alevilerin tuttuğu bir oruçtur. Yaygın kanının tersine Şiiler Muharrem orucu tutmaz, Muharrem yası tutar. 1324 yılında Güneydoğu Anadolu’daki Fırat boylarını gezen bir Arap yazar, buradaki halkın bir bölümünün Muharrem orucu tuttuğunu yazmıştır. Bu halk, Kuran’ın tahrif edildiğine de inanmaktadır. Sözü edilen topluluk Alevilerdir.) Bu kriterlerin yanında: 6-Evliliğin şart olduğu, tek eşliliğin esas olduğu, çok özel durumlar dışında boşanmanın yasak olduğu 7- Kurbanlı ibadetin temel olduğu, (tavşan yemenin yasak olduğu) 8-Turna, güvercin gibi kuşların, nergis gibi çiçeklerin kutsal olduğu 9-Kirvelik kurumunun çok önemli olduğu 10-İçki yasağının olmadığı, tam tersine 12 Hizmetten birinin dem olduğu 11-Erkeklerin özel bıyığı 12-Dede ile talibin evlenmesinin yasak olduğu 13-Kadının sosyal konumunun öteki inançlara göre çok yüksek olduğu gibi kriterleri sayabiliriz. Bu kriterlere kuşkusuz birkaç kriter daha ekleyebilirim. Ben bir topluluğu Alevi olarak yazıyorsam, bu kriterleri kullanarak yazıyorum. (Bazı kriterler farklı formlar gösterebilir. Örneğin, Arapça konuşan, daha doğrusu Arap olan Alevilerdeki din amcalığı kurumu tam anlamıyla bir musahiplik olduğu halde form farklılığı vardır.) Bu durumda Aleviliğin Maniheizm, Zerdüştizm, Şamanizm, Kalenderilik, Budizm, Paulikienizm, Bogomolizm, Katharizm vb. inançlardan geldiğini iddia edenler kendi kriterlerlerini koyarak konuyu anlatmalıdır. Aksi halde, kendi fantezilerini anlatmış olacaklardır. Ortaya koydukları iddiaların da gerçeklik değeri olmayacaktır. Benim sıraladığım kritelere göre bu yapılarla Alevilik arasında bir bağlantı yoktur. Alevilerde et yememe, içki içmeme, evlenmeme gibi kurallar yoktur. Bunlar Maniheizm, Bogomolizm, Katharizm, Kalenderilik gibi yapılarda vardır. Örnek olarak bunlardan Kalenderiler, asosyal kişiler olup görgü ve sorgudan geçemeyecek olan insanlardır. Bunların Alevi olmasına imkan yoktur. Oysa bazı yazarlar, (örneğin Fuad Köprülü, A. Yaşar Ocak gibi) sokakta serseriyane gezen bu kişileri neredeyse Alevi dedeleri ile özdeşleştirmektedir. Şamanizm, Zerdüştizm, Budizm gibi yapılar günümüzde varlığını sürdürmektedir. Örneğin, Alevilik ile Zerdüştizm arasında bağlantı kuranlar, İran’a gidip Tahran’daki Zerdüşt tapınağındaki ayinleri incelemeli, onların kutsal kitabı olan Avesta’yı da inceleyerek somut örnekler sunmalıdır. Ayrıca, Ankara’da dahi bulunan bir şamanı çağırarak onun gösterisini izlemeli ve ona göre iddia geliştirmelidir. Bunlar yapılmayıp da eften püften bazı benzerlikler yakalayarak Aleviliği bu yapılara bağlamak, ciddiyetten uzaktır ve özgüven eksikliğinin ya da ideolojik yamamanın bir sonucudur. Yukarıda sunulan kriterler kullanıldığında Aleviliğe an yakın yapının Yezidilik olduğu apaçık ortadadır. Ahiret kardeşliği (musahiplik), kirvelik, Hızır orucu, pir-talip ilişkisi, tavşan yemezlik gibi birçok öge her iki yapıda ortaktır. Kadının konumu da her iki yapıda aynıdır. Alevilik ve Yezidilik arasındaki bu büyük benzerlik gayet doğaldır. Çünkü her iki yapı Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. Alevi topluluklar İran, Irak, Azerbaycan, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’a Mezopotamya’dan dağılmıştır, Aleviliğin temel kurumu olan dede ocakları da bu coğrafyada ortaya çıkmıştır. Bugün bu toplulukların ve dede ocaklarının Mezopotamya’daki yerlerini nokta nokta sunma olanağımız vardır. Sonuç olarak, Aleviliği ve Aleviliğin kökenini bir başka inanca bağlayanlar, kriterlerini ortaya koyarak iddialarını savunmalıdır. Aksi halde bu iddialar, fantezilerden ve ideolojiye malzeme hazırlamaktan öteye gidemeyecektir. Konu Hamza Aksüt tarafindan (06-03-2011 Saat 13:53 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 7 Users Say Thank You to Hamza Aksüt For This Useful Post: | Amistofes (10-10-2010), ...baskoylu... (09-06-2010), esonto58 (09-06-2010), |
|
|
#2 | ||
|
...
Üye No: 2175
Mesajlar: 511
Thanks: 1193
Thanked 840 Times in 368 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 5
REP Seviyesi :
![]() |
Saygideger Hamza Aksut,
Kaleminize ve yureginize saglik, Bir cok yazar gibi sizde kendi arastirmalarinizdan kaynakli veya diger yazarlar gibi kendi inanc felsefenizi ortaya atmissiniz, Bir baskasi Zerdustlugu Alevilikle ic ice gorurken, veya Zerdustluktan gelidigini soylerken, bir diger yazar bunun Semanizmden geldigini, Sizde Yezidilikten geldigini idda etmeye calisiyorsunuz! Dolayisiyla sizin buradaki iddanizda Aleviligin Islam veya Yezidikle cok yakin oldugu ve birbirlerine baglantili oldugunu savunmaktasiniz!!! Elbette farkliliklarimiz zenginliklerimizdir, farkliliklarimizi insanlik degerleri ayakta tutacak bir olusum icinde tartisabiliriz, Sayin Unsal Ozturk ve Sayin Erdogan Cinar arasinda bu tartismalarin boyutu malesef farkliliklarimizin paylasma olgusu yerine ikiside kendi dusuncelerini veya arastirmalarindan kaynakli bilgi, birikimlerini ve inanclarini farkli usluplerle Alevilige golge dusurmekte olduklarini gormezler.... Insanligin dogusundan beri var olan bir yasam felsefesinin Semanizmle, Şamanizm, Brahmanizm, Budizm, Yesevilik, Haydarilik, Kalenderilik, Sunnilik, Siilik, Maniheizm, Zerdüstizm, Paulikienizm, Bogomolizm, Katharizm, Islam, Hiristiyan, Yezidilik gibi inanclarla ne ilgisi olabilir???? Aklin yolu ile dusunudugumuzde, Insanligin dogusundan beri var olan bu Yasam Felsefesinin bolundugunu, farkli dinler ve farkli kimliklerle nice irklar ve inanclarin ciktigini dusunmek ve idda etmek daha dogru olur, Aksi taktirde Aleviligin insanligin dogusundan beri var olan BIR YASAM FELSEFESI OLDUGUNU savunmak yanlis olur. Yazinizda 1400 yildan beri Alevilik uzerinde katliamlari ile ve asimile politikalari ile unlu olan ISLAM`A hic deginmemissiniz. Alinti:
Dolayisiyla Misayiplik Ikrar vermektir, yola girmektir, yolun geregini yapmaktir, Alevilikte Cennet, Cehenem, Ahirat gibi bir olgu yoktur. Hararet nardadir sacda degil keramat bastadir tacda degil her ne ararsan kendinde ara Mekke de hacda degildir, Okunacak en buyuk kitap INSANDIR. Alinti:
Hz. Ali ve Hz. Hasan`in sizin ve bizlerin dusundugu ve inandigi sekilde Alevi yol ogretisinin kapisindan degil uzagindan bile gecmezler, birer yol duskunu olarak gorulurler, Zeynel Abiddin`e gelince, Yezid tarafindan tutuklanmasindan dolayi kendisinden sonra Mervan`in tahti altinda zindanda yasayip ne kendisine nede kendisine inanan ve inanmak istiyenlere bir sey vermemistir, Imam Muhammed Mehdi yoktur yani rivayetlere gore yasamamistir, her an gelebilecek birisi olarak inanilir. Alevilikte var olan 12 gunun ozellikleri nedir? Islam tarafindan yerle bir edilmis degerlerle gizli kalip gunumuze kadar gelmistir, Alevi lider ve onderlerin hunarca katledilmesi ve kendilerinden dilden dile dolasan nefeslerinden baska bir sey kalmamistir. Nefesler`deki gercekler ve dogrular icine Islam tarafindan ustaca yerlestirilen Hz Muhammed ve Hz. Ali... islamin Alevilik uzerinde uyguladigi en buyuk asimile politikasi oldugu gibi, ayni zamanda en buyuk basarilaridir. Yezidilik olgusuna gelince. Yezidilerin Kimligi Karma bir dinin mensubu olan Yezidi'lerin Arap, Kurt ve Asur kokenli oldukları ileri surulmektedir. Cesitli kulturlerin birbirlerine karistigi Ortadogu'da ulusal kimlikleri olmayan Iran'daki Bahailer, Lubnan'daki Durziler ve Maruniler gibi Yezidiler de dini bir cemaattir. Yezidi inancının, Hariciliğin Ibadiye kolundan ayrildigi soylenen Yezid bin Ebi Uneyse'ye dayandigini ileri surenler oldugu gibi Yezidi adının eski Iran inanclarındaki Iyilik Tanrısı Izd ya da Yeda'dan geldigini de savunanlar vardır. Ancak Yezidligin, Emevi soyundan unlu mutavassif Şeyh Adiy bin Musafir'le olan iliskisi ise tartısmasızdır. Burada hem emevilerin Alevilerin dusmani oldugunu, hemde Emevilerden gelen bir olusum oldugumuzu soylemek ne kadar dogru bir yaklasim olabilir! Son 30 yıl icinde kendilerine geçmicten gelen ulusal bir kimlik arayisina giren Yezidiler, Arap Kimliginden ziyade Kurt ve Asur Kimliginden birini secme konusunda bir tercih yapmaya çalıcmaktadırlar. Sonuc olarak Insanligin dogusundan beri var olan bir Yasam Felsefesi olarak goruyorsak, yukarida saydiklarimiz ve Yezidilerde dahil olmak uzere, Alevi Yasam Felsefesi icinde ayrilip farkli bir kimlik pesinde olan olarak algilamak daha dogru olmazmi? Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur. Bir dem gelir şadi olur. Bir dem gelir gıryan olur. Bir dem sanasın kış geldi. Şol zemheri olmuş gibi. Bir dem beşeretten doğar hoş bağ ile bostan olur. Bir dem gelir söyleyemez bir sözü serh eyleyemez. Bir dem dilinden dür döker dertlilere derman olur. Bir dem çıkar arş üzere bir dem iner tassara. Bir dem sanasın katredir.Bir dem taşar umman olur. Bir dem varır Mescitlere yüz sürer orda yerlere. Bir dem varır deyre girer İncil okur ruhban olur. Bir dem gelir İsa gibi ölmüşleri diri kılar. Bir dem girer kibir evine Firavun ile harman olur. Yar yüreğim yar gör ki neler var. Bu halk içinde bize gülen var. Ko gülen gülsün Hakk bizim olsun. Gafil ne bilsin Hakkı seven var. Saygilarimla. Konu baskoylu tarafindan (09-06-2010 Saat 17:56 ) değistirilmistir.. |
||
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to baskoylu For This Useful Post: |
|
|
#3 |
|
Bizden Biri Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Thanks: 516
Thanked 1573 Times in 463 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi :
![]() |
Değerli Hamza Hocam,
Aleviliğin tanımı ve kime Alevi denileceğinin yanı sıra Aleviliğin ne olmadığı konularındaki açıklama ve tespitlerinize naçizane katıldığımı ifade etmek isterim. Yıllardır devam eden araştırma, öğrenme ve fikir yolculuğumda ulaştığım; Aleviliğin, iddia edildiği gibi adı geçen onlarca din ve inanç sistemiyle bir köken ilişkisinin olmadığı, bu yolun sadece Ehli Hak ve Ezidilik'le akraba ve kökendaş olduğu şeklindeki son naktayı, bu yöndeki görüşümü yazılı olarak bu ortamlarda paylaşmıştım daha önce. Bu vesiyle, her sohbetimizde ve okuduğum her yazınızda olduğu gibi, bu kez de verdiğiniz ufuk açıcı bilgilerin kafamda çoğalttığı sorulardan bazılarını size sormak istiyorum: -Deyişler, nefesler vb. manzum edebiyat ürünleri, Aleviliğin teolojisi, tarihi, erkanı, esasları vb. konuları anlama, öğrenme açısından tek başına yeterli sayılabilir mi? -Makalatnameler, menakıbnameler, vilayetnameler, erkannameler vb. sizce birer yazılı kültür ürünü mü, yoksa halk arasında anlatıla gelen sözlü kültür ürünlerinin sonradan yazıya geçirilmesi midir? (Örneğin Makalat bizzah HBV tarafından mı yazılmıştır? Ya da Velayetname Hünkar'ın kişiliğini ve kimliğini ne ölçüde doğru yansıtır?) -Bu arada bir yazılı kaynak olan Buyruk kimin eseridir? Ne zaman ve kim tarafından kaleme alınmıştır? "İmam Cafer Buyruğu" diye de adlandırılan bu kitaptaki bilgilerin, İmam Cafer'le, O'nun fıkıh anlayışıyla, O'nun diniyle herhangi bir ilgisi var mıdır? -Nehcul Belaga ve Ummul Kitap birer Alevi yazılı kaynağı sayılabilir mi? -Aleviler'in, yukarıdaki yazınızda dile getirmediğiniz başka yazılı kaynakları var mıdır? Saygılarımla... Konu Naki tarafindan (09-06-2010 Saat 17:51 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post: | Amistofes (10-10-2010), ...baskoylu... (09-06-2010), esonto58 (09-06-2010), |
|
|
#4 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.051
Thanks: 12570
Thanked 8543 Times in 4022 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alinti:
Önce rızalı insan olacaksın. Sonra Alevi
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3343 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Naki Bey
İlk olarak kullandığınız üslup ve övücü sözleriniz için teşekkür ederim. Gerçekten de Aleviliğe yakışan dil budur. Daha doğrusu, Aleviliğin dili budur. Sorularınızı yanıtlamak istiyorum. 1-Deyiş, nefes gibi manzum edebiyat ürünleri Aleviliğin teolojisi, tarihi, erkanı konularında tek başına yeterli midir? Yanıt: Elbette yetersizdir. Ne var ki bu yetersizlik abartılmamalıdır. Bu kaynak grubu, teoloji alanında çok daha fazla şey ifade ederken örneğin, tarih alanında daha az şey ifade edebilir. Zaten bir kaynak grubu, tarih araştırmalarında tek başına yeterli değildir. Tarih araştırmasında kaynak gruplarının tümü kullanılmalıdır. Alevilik tarihini araştırmak söz konusu olduğunda, devlet kayıtları, gezgin notları, destan, menakıbname, deyiş, kronik (vekayiname) gibi kaynak gruplarından yararlanmak gerekir. Ayrıca günümüzdeki Alevi topluluklar belirlenerek tarih içinde bu toplulukların izi sürülmelidir. Ayrıca, konu, Aleviliğin temel kurumu olan dede ocaklarıyla paralel ele alınmalıdır. Halktan derlenen bilgiler sunulurken bu kaynaklarla örtüşen bölümler kaleme alınmalıdır. 2-Makalatnemeler, vilayetnameler, menakıbnameler, erkannameler yazılı kültür ürünü müdür, yoksa sözlü yapıda dolaşan ögelerin sonradan yazıya aktarılmış biçimi midir? 3-Yanıt: Evet, sözünü ettiğiniz gibi sonradan yazıya aktarılmış ögelerdir. Ne var ki bu niteleme irdelenmezse yanılgıya düşülebilir. Örneğin, 'hadis kitabı' denen yazılı kaynaklar da aynı durumdadır. Örneğin, Sünniliğin 6 hadis kitabı vardır. Bunlardan ilkinin yazarı Buhari, 810 yılı doğumludur. Yani, Muhammed'in peygamberlik ilanından 200 yıl sonra, başka bir ifadeyle 8 kuşak sonra yazıya aktarılmıştır. Ali yandaşlarının hadis kitapları (başta Kuleyni'nin Kafi'si olmak üzere 4 kitaptır) da aynı durumdadır. Bu durumda yazılı kaynak olarak sunulan hadis kitaplarına yazılı kaynak mı diyeceğiz, sözlü kaynak mı.. Hatta, yazılı kaynak olduğu konusunda kuşku duyulmayan Kuran bile aynı durumdadır, Osman zamanında kaleme alındığı söylenmektedir. Bu söylenti ise yüzyıllar sonra derlenmiştir. Menakıbnamelerle hadis kitapları bu yönden aynı gruptadır. Eğer hadis kitaplarına ve Kuran'a yazılı kaynak deniyorsa menakıbnamelere de yazılı kaynak demek gerekir. Örneğin, Baba İlyas'ın torunu Elvan Çelebi, dedesinin yaşamını anlatan kitabı, dedesinin ölümünden 77 yıl sonra kaleme almıştır ki, hadislerdeki duruma göre göre çok kısa bir süredir. Hacı Bektaş vilayetnamesi ise Hacı Bektaş'ın ölümünden 210 yıl sonra kaleme alınmıştır. Şanssızlık; vilayetnameyi kaleme alan kişinin Sünni olmasıdır. Bu olumsuzluklara karşın, vilayetname, bir yazılı kaynaktır ve birçok bölümünden yararlanılabilir. 4-Buyruk kimin eseridir, ne zaman ve kim tarafından yazılmıştır? Bilindiği gibi iki Buyruk vardır. Birisi İmam Cafer, birisi de Şeyh Safi buyruğu. Buyrukları yazan kişinin 16. yüzyılda yaşamış Bisati adında bir kişi olduğu iddia edilmişse de, zamanla bu kişinin başka bir yapıtı kopyaladığı görüşü ağır basmıştır. Onuncu yüzyılda yaşamış el-Kummi'nin yazdığını iddia edenler de vardır. Buyruğun orijinal adı Mushaf-ı Reş'tir (Kara Kitap). Yezidilerin iki kitabından birinin de Mushaf-ı Reş adını taşıdığını anımsatalım. Buyrukta, pir, rehber, mürşit , talip gibi terimler ve bu kişilerin uyması gereken kurallar ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Musahiplik, görgü-sorgu, düşkünlük gibi yol kuralları anlatılmakta ve yorumlanmaktadır. Bu ögeler ne Sünniliğin ne de Şiiliğin ögeleridir. Bilindiği gibi Şiiliğin din adamları molla, ayetullah ve müçtehid'dir. Yani, pir ve mürşit değildir. Salt bu ögeleri içermesi yönüyle Buyruk kuşkusuz Alevi kaynağıdır. (Bu ögeler dışında Alevilikle ilgili birçok şeyi içermektedir.) 5-İmam Cafer Buyruğu denen kitabın, İmam Cafer'in fıkıhı ve diniyle bir ilgisi var mıdır? Yanıt: İki çeşit İmam Cafer vardır. Sünni kaynakların İmam Cafer'i, eldeki Kuran'a ve Sünni hadislere inanan ve bunlara göre kural koyan bir kişiliktir. Ali taraftarlarının İmam Cafer'i ise eldeki Kuran'ı kabul etmeyen, bizim Kuran'ımız ile bu Kuran arasında ortak bir harf bile yoktur diyen bir kişiliktir. Bütün peygamberleri Ali'nin kapısında gören bir kişiliktir. İmam'a karşı gelmenin Allah'a karşı gelmek olduğunu, Allah ne biliyorsa İmamların da aynı bilgilere sahip olduğunu söyleyen bir kişidir. Ayrıca o, farklı ortamlarda farklı konuşan birisidir. Bu konuda Kuleyni'nin hadis kitabını temel alan, (İmam Cafer'in sözlerini de içeren) bir yazıyı yakında siteye koyacağım. Buyruğun içeriği, Ali taraftarlarının yazdığı kaynaklara daha uygundur. Bu bilgiler çerçevesinde İmam Cafer'in dininin nasıl bir din olduğunun yorumunu okurlara bırakıyorum. İmam Cafer, İsmaililerin (Batınilerin) lideri İsmail'in babasıdır. Ayrıca o, Musa Kazım'ın da babasıdır. Nehcul Belaga ve ve Ummul Kitap'ı Alevi kaynağı saymıyorum. Saygı ve sevgilerle |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Hamza Aksüt For This Useful Post: | Amistofes (10-10-2010), esonto58 (09-08-2010), |
|
|
#6 |
|
Bizden Biri Yas: 47
Üye No: 2675
Mesajlar: 529
Thanks: 516
Thanked 1573 Times in 463 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 8
REP Seviyesi :
![]() |
Saygı değer Aksüt Hoca, Öncelikle verdiğiniz yanıtlar için teşekkür ediyorum. İlk dört soruya verdiğiniz yanıtların kendi açımdan genel olarak tatmin edici, bilgilendirici ve düşünceleri netleştirici nitelikte olduğunu söyleyim. Ancak, son soruya veridiğiniz yanıtla ilgili yeni sorular sorma ihtiyacı duydum. "-İmam Cafer Buyruğu denen kitabın, İmam Cafer'in fıkıhı ve diniyle bir ilgisi var mıdır?" şeklindeki soruya şu yanıtı vermişsiniz: "Yanıt: İki çeşit İmam Cafer vardır. Sünni kaynakların İmam Cafer'i, eldeki Kuran'a ve Sünni hadislere inanan ve bunlara göre kural koyan bir kişiliktir. Ali taraftarlarının İmam Cafer'i ise eldeki Kuran'ı kabul etmeyen, bizim Kuran'ımız ile bu Kuran arasında ortak bir harf bile yoktur diyen bir kişiliktir. Bütün peygamberleri Ali'nin kapısında gören bir kişiliktir. İmam'a karşı gelmenin Allah'a karşı gelmek olduğunu, Allah ne biliyorsa İmamların da aynı bilgilere sahip olduğunu söyleyen bir kişidir. Ayrıca o, farklı ortamlarda farklı konuşan birisidir. Bu konuda Kuleyni'nin hadis kitabını temel alan, (İmam Cafer'in sözlerini de içeren) bir yazıyı yakında siteye koyacağım. Buyruğun içeriği, Ali taraftarlarının yazdığı kaynaklara daha uygundur. Bu bilgiler çerçevesinde İmam Cafer'in dininin nasıl bir din olduğunun yorumunu okurlara bırakıyorum. İmam Cafer, İsmaililerin (Batınilerin) lideri İsmail'in babasıdır. Ayrıca o, Musa Kazım'ın da babasıdır. Nehcul Belaga ve ve Ummul Kitap'ı Alevi kaynağı saymıyorum." Bu durumda, Sünniler'in İmam Cafer'ini bir kenara bırakırsak, Şiilerin ve Alevilerin ayrı ayrı İmam Caferleri olup olmadığını, bunlardan hangisinin reel tarihi kişilik olan Cafer-i Sadık'a uyduğunu sormak istiyorum. 6. İmam kabul edilen Cafer-i Sadık bir İslam mezhebinin kurucusu değil midir? O'nun ortaya koyduğu bir İslam fıkhı ve yorumu (anlayışı) yok mudur? Günümüzde Şii olarak adlandırılan Caferi mezhebi mensuplarının din anlayışı O'ndan miras değil midir? İmam Cafer'de İslam'la çelişen tek bir unsur var mıdır, ya Alevilik'te İslam'la örtüşen unsurlar kaç tanedir? İmam Cafer'in 12 hizmet (cem, semah, zakirlik, hatta dem gibi) esasına dayalı, sizin de belirttiğiniz gibi mürşit, pir, rehber, talip hiyerarşisi ile Ezidilik ve Ehli Haq'la türdeş ve kökendaş kadim bir yol olan Aleviliğin unsurlarını içeren bir ifadesi, tavsiyesi, uygulaması var mıdır? "Gerçek" Cafer-i Sadık Buyruğu'nun İranlı Ali İrşadi tarafından yayınlandığı söyleniyor. Siz bu kitabı incelediniz mi? Gerçek İmam Cafer buyruğunun içeriği, bizim bildiğimiz Buyruk'la mı yoksa günümüzde Necef ve Kum merkezli Ayetullahların yaşattığı İslami ekolle mi benzerdir? Yoksa "farklı ortamlarda farklı konuşan" bu kişi, siyasal yandaşları arasında yer alan Şii Müslümanlara İslami içerikte, Alevilere de onların yoluna uygun mu konuşmuştur? Burada netleşmesi gereken bir husus yok mu sizce? İslam'ın 4. Halifesi Ali bin Ebu Talib'in hutbe ve vaazlarının toplandığı Nehcul Belaga ile bizzat 5. İmam Muhammed Bakır tarafından kaleme aldırılan Ummul Kitap , özü ve genel çerçevesi itibariyle, doğrudan, günümüzde Sünni ve Şiilerin esas aldığı, temel kaynağı Kuran olan İslam dinine uygun bir kitap olduğuna göre İmam Cafer'in bunlardan farklı ve bizim günümüzde Alevilik dediğimiz yolun teolojisi ve ritüellerini içeren bir kitabı kaleme aldığını düşünebilir miyiz? Sizin büyük bir çaba ile araştırıp ortaya çıkardığınız gibi ana yurdu Kuzey Mezopotamya olan, yüzyıllar içinde oradan Anadolu'ya göç etmiş Türk, Türkmen, Kürt, Zaza, Abdal, Rom vb. Alevilerin Musa Kazımlı olması, O'nun dinsel anlayışını benimsemeleri ve sürdürmeleri anlamına mı geliyor, yoksa bu sadece, bu ismin önderliğindeki siyasi bir fraksiyona dahil olmayı, bir siyasal yandaşlığı mı ifade eder? Alevilerin, bir yandan İslam'ın kişileri olan 12 imamlara sevgi ve muhabbet duyarken, onların diniyle hiç benzemeyen bir yolu sürdürmeleri, Ezidiler'le ortak (ya da benzer) kozmogoni, teoloji, inanç esasları ve ritüellere sahip olmalarını nasıl açıklıyorsunuz? Sizce de ortak bir dinin mensupları olan Aleviler ve Ezidiler'in sonraki dönemdeki ayrışmaları, siyasi bir ayrışma değil midir? Başköylü'nün de ifade ettiği gibi Şeyh Adiy Emevi soyundandır. İslam'ın bölgeyi kasıp kavuran savaşlar, "fetihler", işgallerle dolu siyasi tarihinde, aynı dine mensup bu halklar siyasi olarak karşıt kamplarda yer almış, birisi Ehli Beyt partisini, diğeri Emevi partisini tutmuş, ancak her ikisi de kendi kadim yollarını korumuşlar diye düşünüyorum, ne dersiniz? Bizatihi Alevi adında ifadesini bulan Aliciliğin, Ali'nin dinini (İslam) benimseyip sürdürme değil, O'nun siyasi yandaşlığı anlamına geldiği, Ali'nin Aleviler için gerçekte bir din adamı değil, siyasi figür olduğu yönündeki görüşe katılır mısınız? Bu sorulara vaktiniz olduğunda vereceğiniz yanıtları önemsiyor, şimdiden teşekkür ediyorum. Saygılarımla... Konu Naki tarafindan (09-07-2010 Saat 18:07 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Naki For This Useful Post: | Amistofes (10-10-2010), ...baskoylu... (09-08-2010), esonto58 (09-08-2010), |
|
|
#7 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.710
Thanks: 2324
Thanked 3629 Times in 1422 Posts REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
bu sohbetinizden yeni yeni bilgiler edindiğimiz için biz de sizlere teşekkür ederiz ....
''SÖZ KONUSU ALEVİLİKSE İSLAM TEFERRUATTIR.''
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to esonto58 For This Useful Post: |
|
|
#8 | ||
|
...
Üye No: 2175
Mesajlar: 511
Thanks: 1193
Thanked 840 Times in 368 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 5
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Yukarida goruldugu gibi Yezidiler aslinda Ezidiler olarak gecen ve daha sonra Yezidiler denmesi nereden baglanti yapildigi pek bilinmemektedir, baska iddalara gore Yezid kelimesinden geldigi savunulmaktadir, Dolayisiyla Şeyh Adiy Emevi soyundan oldugu icin Yezidiler olarak gectigi soylenir, baska bir iddaya gore ise Y harfi cikarilarek Ezidiler olarak gecer, bunun sebebide Yezidin yaptigi katliamlarladan dolayi hos karsilanmadigi icin Ezidiler olarak soylenmeye calisilmis. Ezidiler veya Yezidilerin Alevilerle ne ilgisi olabilir, bazi geleneklerde benzerilik olmasi ile Alevilik olarak gorulmesi!!!!! Alinti:
Aleviligi; bu olusumun neresinde goruyorsunuz? Aciklarsaniz seviniriz. Saygilarimla. Konu baskoylu tarafindan (09-08-2010 Saat 17:24 ) değistirilmistir.. |
||
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to baskoylu For This Useful Post: |
|
|
#9 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3343 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sayın Başköylü
Alevilik kriterlerimi sıraladım ve bunların bir bölümünün Yezidilikte de olduğunu belirttim. Aleviliği Yezidilik olarak ya da Yezidilikten gelme olarak sunmadım. Ahiret kardeşi, şeyh-talip ilşkisi, Hızır orucu, tavşan yememe, bıyık biçimi, kirvelik vb. kurumunun özelliği gibi açılardan aynılığını vurguladım. Ahiret kardeşi yetiştiğim bölgedeki ve daha birçok bölgedeki Alevilerin kullandığı terimdir. Musahiplik, Arapça'da 'sahip olan' anlamında bir terimdir. Her iki terim de kullanılabilir. Selamlar Konu Hamza Aksüt tarafindan (10-25-2010 Saat 14:39 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Hamza Aksüt For This Useful Post: |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| alevi, alevilik, kimdir, kriterleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||