![]() |
|
![]() |
|||||||
| Karışık Köşe Yazıları Alevilikle ilgili değişik yazarların makalelerinin ve Köşe yazılarının yer aldığı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Gönül Dostu |
ALEVİ KÖYE ALEVİ İMAM
Kızım, oğlum Sünni ile evlendiği için ceme alınmıyorum. Dışlandığımı hissediyorum. Bu sözler Bir Alevi köyü olan Finike’ye bağlı Gökbük Köyü’nde yaşayan bir Aleviye ait. Tüm toplumsal sorunlar içinde geleneğin katı yaptırımlarının ne kadar işleyip işlemediğini bilmeden görmeden ve orta yaş kuşakların dahi cem yapılmasını unuttuğu bir köyde süren bir uygulama. Aleviliğin kendini korumak için bin bir koşul ve yaptırımın geliştirildiği o yüzyıllık göç yolunda, şimdi bir tırmanış yaşanıyor. Alevi olunmaya, Alevi yaşam biçimine ve yaşam ilişkisine bir koşuş. Gökbük bu köylerden sadece biri. Ancak yukarıdaki sözleri söyleyen aynı kişi, aklında kalan eski yıllarda anlatılan veya kendisinin de bildiği apayrı başka bir kuralı da hatırlatıyor bize; “Musahipler Cuma akşamları bir araya gelirlerdi. Akşam yemeğini beraber yiyip, niyazlaşırlardı. Köyden ikrar alan arttıkça küfür kalkacak.” Bu sözlerin söylendiği köye araştırma ve tarama amaçlı ikinci gidiliş. Köyün toplumsal yapısı çok yönlü ve insanların önemli bir kısmı kentli. Yaşam daha çok kentli ilişkiler üzerinden sürüyor. Köyde ilkokul 1950’li yıllardan beri bulunuyor –artık çocukların azalması ile taşımalı sisteme geçmeleri ile okul atıl ve boş-, bu nedenle köy okulunu ellerinde bulunan ve toplamayı amaçladıkları Alevi/Tahtacı Etnografya Müzesine çevirmeyi istiyorlar. Bu bilinci taşıyacak kadar kentli olmanın yanında gelenek ve yaşam biçimlerinin modernleşme ile değişmesinden dolayı genç kuşaklara ve insanlığa bir hazine armağan etmek istiyorlar. Bu köye yolculuğumuzu çok yönlü yapıyoruz. Başta Esat Korkmaz olmak üzere, Ankara’dan Bekir Arslan, Bodrum’dan Hıdır Çam, Abidin Ayhan, Veli Deliduman, Milas’tan Baki Kaya, Berlin’den Hüseyin Eser Dede ortak bir planla Gökbük Köyü’nde yapılması kararlaştırılan Hıdrellez kutlamasına konuk oluyoruz. Gökbük etrafı su kaynakları, çam ve sedir ağaçları ile donanmış, şimdilerde ise tarlaları nar ağaçları ile biçimlenmiş eski bir Alevi yerleşimi. Köyün önemli bir bölümü artık emeklilerden oluşuyor. Emekliler kadınlı erkekli yüzyıllarla ölçülen tarihi çınar ağaçlarının ve kanyonun etrafında geçiriyor günlerini. Tahtacı Gökbük Köyü gökten saklanan, dağlar arasında salınan bir dünya. Bülbüller gül dallarına kona kona can almış, usanmamış. Binlerce ağacı sulayıp tarla başlarında birike birike akan derelerin oluşturduğu uzun bir kanyon (15 km.) ile ayrı bir dünya. Yeni dönemde nar ağaçları dikilmeye ve nar yetiştirmeye başlanmış. Kendi kendine yeten bir köy. Ancak dilekleri kendileri gibi insan canlısı dostların köylerini ziyaret etmeleri. Bu amaçla köy konağını misafirhane yapmışlar ve ayrıca köyün yakınında, kanyonun dibinde nar ağaçları ile kaplı büyük bir arazide bir çiftlikte pansiyonculuğa başlamışlar. Yemekleri nefis, içkileri (şarap) ev yapımı ve doyulmaz tatta. Şimdilerde evlerini bir iki konuğu, aileyi barındırabilecek ölçüde turizme açmak istiyorlar, geçindirecek ölçüde kazanç sağlayacak turizm yapmak istiyorlar (çok parada gözümüz yok diyorlar). Kendi yaptıkları yemekleri ve güler yüzlülüklerini paylaşmak istiyorlar. Köy eski bir Esat Korkmaz köyü. Ne mi demek istiyorum. Şöyle ki 68 Kuşağı’nın Devrim yıllarında Esat’ta bu orman köylerinde mühendis olarak görevli ve köylüleri örgütlemek Devrimcilerin bir kısmının öncelikli çalışma alanı. Esat Korkmaz’da Orman Mühendisi ve bu bölgelerde hem çalışıyor hem de devrimcilik yapıyor. Ormanda açılacak yollar ve düzenlemeler için çalışacak işçiler en yakın köylerden seçiliyor. Esat Korkmaz’ı o yıllardan tanıyoan Maya Ana köy gezimiz sırasında objektiflerimize takılıyor. Yol kıyısına oturmuş gelen geçeni izliyor. Yaklaşıp sorular soruyorum ona. O bana, “Eset nerde, Eset de geldi mi?” diyor. Esat yakınımda, o arada ona beraber çekeyim diyorum sizi. Nereden bilebilirim ki 40 yıl aradan sonra Esat’ın o yollara düştüğünde Maya Ana’nın da onu arayabiliyor olacağını. Esat Maya Ana’ya kendi sezgileri ile yaklaşıyor. Ona da Esat’ı soruyor Maya Ana. Esat, “benim Esat” diyince bambaşka bir dünya oluşuyor orada. Çekeceğim fotoğraf kalmıyor, yaşam ve küçücük dünyanın sesi, özlemi giriyor araya. Köy büyük ben devam ediyorum. Esat Korkmaz’ı Maya Ana’ya bırakıyorum. Aşıklık geleneğinin kısmen de olsa sürmesine karşılık, köyde dede bulunmaması nedeniyle cem yapılmıyor uzun süredir. Bu hıdrellez ile köyde cem yapılması ve ikrar alınması tartışmaya açılmış durumda. Abdal Musa’ya bu kadar yakın bir bölgede cem yapılmaması veya koşullarının bozulmuş olması insanın kafasını karıştırıyor. Okuma yazma oranının çok yüksek olduğu köyde evini etnografya müzesine çevirmiş insanlar bulunuyor. Buna rağmen Alevi geleneğinin bu sürdürücüleri cem yapma konusunda istedikleri gücü ve yapıyı kazanabilmiş değiller. Köy yapısı itibari ile karışık. Eskiden Rumlarla ortak yaşanılan bir köy. Sonradan Arap olduğu söylenen bazı kişilerde yerleşmiş. M. Ali Okur bu kişilerden biri. Ali Dayı babasının askerlik yapmadığını, pasaportunun olduğunu söylüyor -Kıpti olup olmadığını konuşmadık-. Köyde sıhhiyelik ve ebelik işlerine bakmış ve cenaze yıkama işlerini yapıyor. Cenazeyi nasıl kaldırıyorsunuz diye sorunca; “35 sendir cenaze yıkarım. Karşılığında para almam. Yahudiler gibi elbise giydiririz. Takım elbise. Başının altına dar minderi koyarız. Kadınları yıkamam. Kadınlar yıkarken arkadan söylerim. Evveli abdestini veriyorum. Ağzına, burnuna, kulağına sağ eli, sol eli, sağ ayağı, sol ayağı… Selavetini… ya Allah, ya Muhammet, ya Ali, Ya Hacı Bektaşi Veli, ya Abdal Musa sen bunun yardımcısı ol… Sırtına sağına, soluna… Ölüyü mezarlıkta yıkarız. Öldüğü gün, malı mülkü yoksa yemeğini köylü getirir. Üçünde peynir, zeytin, reçel verilir, yedisinde davar kesilir (hali vakti yerindeyse, üçünde de), kırkında kurban kesilir. Hali vakti olan yılında da yapar.” “12 erkanlı dedelerimiz İzmir’den, Balıkesir’den gelirler. Ayrıca uzun yıllar Kumluca-Baymak’tan (Antalya) Şekerci Dede gelirdi… Aydınlılar Mengi oynar. Biz iki erkek iki kancık! (kadın) oynarız. Kancık niyaz eder, kalkarsın… Tekeliler (Antalya- Elmalı) bizden sofudur. Bizim semahımız serbesttir. Akçaeniş’in yarısı köylü Alevisi. Hem namaz kılar hem semah döner. Kitap üzerine yaparlar Aleviliği… Daha öce kızlarımızı Sünnilere vermezdik, şimdi veriliyor…” Köyün yaşlıları ile arada yaptığımız sohbetleri birleştiriyorum. Ceme katılanlar var aralarında. Ancak çok iyi hatırlamıyorlar. Söz Musahipliğe geliyor; “Musahibime kardeşim diyince ciğeri ağzına gelirdi. Bu dünyada musahibinle bozulmadıysan divanda da musahip olarak devam edersin… Bacı/Ana kabul etmezse musahip olunmaz. Koca ölünce musahiplik bozulur… Dedemiz İzmir Yanyatır Ocağı’ndan gelirdi. Şekerci Dede’yi biliriz. Para verince almazdı. “Eğer bana bir şey vermek istiyorsanız, bir topak tuz verin yeter” derdi. Şekerci Dede’den sonra Hasan Dede geldi. O ise cebinde paran varsa talibi yapardı. Yoksa olamazdın. O nedenle Şekerci Dede ölünce bizde de yol öldü…”diyorlar. Köyde cami var. Niye yapıldı diye soruyoruz; “Burası abdestsiz, namazsız dedikodusu yüzünden cami yapıldı. Köyden, Finike’de yaşayan, Hacca giden biri yaptırdı camiyi.” Geçtiğimiz yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan biri geldi. Ankara’dan. Finike Müftüsü de yanındaydı. Konuştuğumuzda bana; “12 İmamlar’ı say” dedi. Saymam dedim. 12 İmamlardan bir şey okuyayım da gör dedim… Biz de her Cuma akşamı tecelli etmek şarttır. Evveli bacı gidip Dede’ye niyaz eder, sonra gelip sana niyaz eder. Sonra herkes birbirine aşk-ı niyaz eder. Sonra tekrar eşin yanına gidilir. Ocağa niyaz edilir. Dede; “Niyazlar hak olsun. Hak muradını versin” denir… Semah dönmek günahları dökmektir. İçimizdeki rüyamızı, hayalimizi, her şeyi kanıtlamaktır.” Köyde geleneğe uygun yaşam sürdürülemese de dillerde toplanan sözler, özü yeterince ortaya seriyor. Köyde Aleviliğe yönelik uygulamalar tükenme noktasına gelmiş olsa da kendiliğinden bir yenilenme ihtiyaç olmuş durumda. Ancak bu kadarla da sınırlı değil her şey. Köyde cami var ve İmamı olmaz mı. Köylünün pek rağbet etmemesine karşın köyün genç imamı caminin dolması ve Alevilerin imana gelmesi için tüm sabrını ve emeğini kullanmakta. Hıdrellez ile ilgili etkinliklere İmam da katılıyor. Kesilen kurbanı bizimle yiyor. İmamla din konularını fazla konuşamıyoruz. Klasik nerelisin sorusuna, buralıyım diyor. Turunçova’ya (Antalya) bağlı Menekşelik’ten. Ben de Ehlibeytim diyor devamında. Anlamıyorum başta. Şii kökenli olduğunu düşünüyorum. Ancak bunu söylediğine göre başka bir durum olduğunu düşünüp, soruyorum; “Alevi misin?” diye. “Ehlibeytim” diyor yine. “Bizim köyde Alevi-Bektaşi” diyor. Bir türlü Alevi olduğunu söyleyemiyor. Bunu doğrultmak için; “ babanlar cem yapıyorlar mıydı?” diye soruyorum. “Evet yapıyorlardı. Ancak camiye de gidiyorlardı” diyor. Konuşmamızı o gün için sona erdiriyoruz. Ancak gün boyu ne etkinliklerde ne de akşamki görüşmelerde, şenlikte İmamla karşılaşmıyoruz. İkinci gün çağırdığımızda geliyor. Köylülere soruyoruz cami ile aralarını. “Doğru dürüst camiye giden olmaz” diyorlar. İmamın Alevi olup da, imamlık yapmasına da kızgınlar. Ancak hoşgörülüler. Ekmek parası diyorlar. Diyanet’in yeni anlayışının ürünü olarak Alevi köylerine bakışın nasıl olduğunu anlatıyor bize İmam Barış. Yanlış duymadınız imamın adı Barış. Yeni dönem Alevi ad vurma geleneğine uygun bir ad, görevi ne olursa olsun. Sorular soruyoruz karşılıklı… Bize Alevilerin camiye neden uğramadıklarını soruyor. Alevilerin İslam’ı bilmediklerini tartışıyor. Müftülüğün özellikle Alevi köylerle nasıl ilgilendiğini anlatıyor. Diyanet’in yeni dönem politikalarının Alevilerin Müslümanlığı üzerine yoğunlaşması olarak görüyor. Alevilerin neden Müslümanlığın dışında kaldıklarını anlatıyor. Biz de Alevilerin neden böyle yaşamayı tercih ettiklerini anlatıyoruz. Barış tek örek değil bu durumda olan. Yine onun köylüsü olan başka bir Alevi İmam da yakınlardaki bir başka alevi köyünde görevli. Ancak bunu ikinci kuşağın bile cem görmediği, Dedeyi tanımadığı bir yer üzerinden yapmak ne yazık ki mümkün değil. Aleviliğin kurumsallaşmış yüzünün de buralara dönük olmaması boşluğun kimler tarafından kolayca doldurulabileceğini gösteriyor. Bu süreçte Barış da imam olur, Alevi de ne yapacağını bilmekte zorlanır. Hasan Harmancı hasan.harmanci@hotmail.com |
|
|
| The Following 21 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post: | ali özdemir (02-09-2009), Arjin Efruz (07-03-2008), bjkceto06 (07-03-2008), Çopur (07-03-2008), Derman (07-03-2008), Devrim06 (07-04-2008), equlibrium (07-09-2008), HasaN DAYI (07-03-2008), Kul Seyyid (08-21-2008), mamican (07-03-2008), moycan (07-03-2008), Munzur (07-10-2008), Onurcan (07-13-2008), Ruzgar (07-03-2008), seher yeli (06-24-2009), sevdalinka (07-07-2008), sincap_78 (08-08-2008), Türkü (07-03-2008), İda (07-18-2008), yolcudede (02-09-2009), yoldaş06 (08-01-2008) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| ülkücü alevi milliyetçi alevi olurmu? | Alevibektaşi | Soru ve Yanıtlarınız | 48 | 02-10-2010 17:42 |
| Camisiz Köye (Cemevine) İmam | Devrim06 | Alevilik Haberleri | 3 | 11-28-2008 00:38 |
| Alevi Mitingi Yapanlar Alevi Mi Acaba ? | Derman | Alevilik Haberleri | 0 | 11-09-2008 09:06 |
| Sünni imam, Alevi köyünün gönlünü nasıl fethetti 17 Ağustos 2008 | mihrali | Alevilik Haberleri | 6 | 08-25-2008 15:35 |
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||