![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Can Bizden Biri |
ÇOK DİKKATLİ BİR HATIRLATMA!!!!!!!!!!!!
Derlemelerimiz ve fikir telakilerle birlikte Ehli Sünnet -şii ve bağımsız Kaynaklarından Derlenmiştir.. insan olup insanca olana sözümüz yoktur yaratılanı sev yaratandan gayri diyenler ve tüm dünyanın hz.muhammedin ümmeti olduğunu anlayana sözümüz yoktur yaratalan her yerde ALLAH c.c anılacağını(salat*dua*yakarış istekyapılabileçeği gerçeği ile çünkü tüm ümmetleri kapsayan din İslam tüm resul ve nebileri kapsayanda h.z ahmedi muhtar yani hz .muhammeddir ) farsca Namazın(arapca salat)(türkçe tanrıya yakarış) olmazsa olmaz şartı, peygambere ve ve Ehlibeyt'e (Al-i Muhammet'e) salavat getirmektir. Namazda Ehlibeyt'e yönelik selamlama kısaca şöyledir: "Allahümme salli ala Muhammet ve ala al-i Muhammet!" (Allah'ın selamı (kutsaması) hz.Muhammet'e ve ailesine (Ehlibeyt'ine) olsun.) ALLAHÜMME SALLİ ALA MUHAMMED VE ALA ALİ VE EVLADI EHLİBEYTDE OLSUN.... ALEVİLERİN, EMEVİLERİ VE PEYGAMBERİN HANIMLARINDAN AYŞE'Yİ SEVMEMELERİNİN NEDENLERİ ŞUNLARDIR Alevillik üzerine bilinmesi gerekenler ALEVİLER NEDEN EMEVİ ZİHNİYETİNE VE KENDİLERİNİ SEVMEDİLER öncelikle kuranı kerimde lanetlenen soyu kutsallığına bin bir türlü yalan dolan güçle ehlibeytide yok eden islama nifak sokanlara kuranıkerim şöyle diyor... isra süresi:17 60: 60 - Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: "Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır." (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor. isra süresi:60 Hani, sana: "Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır." demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı/soyu da insanları sınamak dışında bir sebeple göndermedik. Biz onları korkutuyoruz ama bu onların kudurganlığını artırmaktan başka bir katkı sağlamıyor. ümeyyi oğullarının yaptıklarını her kes biliyor birileride onları kurtarmaya çalışıyor hak bir dir güçler sendede olsa bir gün hakkın divanı kurulur muhammed ali ehlibeyt divanı orda ne diyelim. Naçizane bilgiler alınarak toparlanmış bir yazıdır. HZ.MUHAMMEDE ATILAN İFTİRALAR VE EHLİSÜNNETİN GARİP HALLERİ. Öncelikle şu açıklamayı getirerek resule hz.muhammede ATILAN EMEVİ ZİHNİYETİ kadın düşkünlüğü gibi vasıflara cevap verelim tabi kuranı kerimde bazı ayetlerde bir iki şey göreceksiniz bunlar ehli Sünni ve kısmı olarak şiilik tarafından yorum yapılarak uyduruk hadislerle desteklenen temelsel bilgilerin sarsıcı sonuçlarının boşlukta kaldığını anlayacağız. Hz. Muhammet öncelikle resul olmadan genç halk dili ile zımba gibi iken kim onu kadınlarla olduğunu söyleye bilir sadece evlenerek 25 yaşında Hatice anamızla ilişkisi olmuş resul olmanın en önemli olayı NEFİS VE HARAM OLAN TÜM İHTİHAÇLARA dur demekten geçer EDEP HAHU kelimesi resul olmanın verdiği temel bir inanç esasında eksenindedir yani edepsiz olan İslam olamaz ikrarda en önemli yeminlerden biride budur hacı Bektaşi veli hünkar eline diline beline öğretisini hz.muhammed ve hz. aliden öğrenmiştir. EGER HATİCEDEN SONRA RESULUN ÇOÇUKLARI OLSAYDI bunu en çok ayşe isterdi kim bilir neler olurdu buda bize resulün ama siyasi ama ekonomik ama toplum sosyolojisi anlamında evlilikler yaparak o döneme damga vurmuştur bu konuları değerlendirerek o dönemi unutmamak ve şartları bilmek gerekir düşünün resul YEZİDİN babası MUAVİYE nin kız kardeşi ilede evlilik yapmıştır ömer ebubekir in kızları (hafza, ayşe)ile yaptığı evliliklerde böyler idi hatta kabiler arası yumuşama adınada evlilikler yapmıştır o dönemin şartları insanların anlama şeklini kavramasını unutmamalıyız.EN İYİ KURAN HZ.MUHAMMEDİN SÖYLEDİĞİ GİBİ YAŞAYAN KURANDIR YANİ ADEMİ KAMİL OLMAK SECDE EDİLEN ADEMİ ANLAMAKTIR. 1-Muhammed, eşlerinden Hafsa'yı bir geceliğine babası Ömer'in evine gönderir. Hafsa gittikten sonra, cariyesi Mariya'yı alır ve Hafsa'nın odasına götürür ve orada Mariya ile yatar. Ancak, normalde babasının evinde kalması gereken Hafsa eve erken döner ve Muhammed'i, kendi yatağında Mariya ile yatarken bulur. Bu duruma çok kızan Hafsa, olayı hemen Ayşe'ye anlatır. Ayşe, Hafsa ile birlik olup Muhammed'e karşı çok sert tepki gösterirler. Muhammed bu tepkiden kurtulmak için, konunun diğer eşlere anlatılmamasını isteyerek Mariya ile bir daha ömür boyu yatmamak üzere yemin eder. Ancak, Hafsa bu olayı diğerlerine de anlatır. Bunun üzerine Muhammed verdiği yemini bozar. Tahrim Suresinin ilk 5 ayeti bu olayla ilgilidir. SUNNİ ANLATIIMDIR. Tahrim ayeti 1. Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. 2. Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir. 3. Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. 4. Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır. 5. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir. Aslında, Muhammed'in cariyeleri ile yatamaması gibi bir kural yoktur. Zaten, Ahzab 51. Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. diyerek Muhammed'e kadınları istediği gibi kullanma konusunda her türlü yetkiyi vermektedir. Burada söz konusu olan muhtemelen, Muhammed'in , Hafsa'yı babasının yanına göndererek Mariya'yı Hafsa'nın sırasına koyması ve onun yatağını kullanmış olmasıdır. Ancak her durumda, Muhammed'in insanları istediği gibi güdebilmesine örnek olarak, Allah'dan geldi diyerek gösterdiği Tahrim / 5. ayet oldukça ilginçtir. Ümmetin Aişe veya Hafsa'ya saygıları Ebu Bekir veya Ömer'in kızları oldukları için değildir; (ama siz bu açıdan saygı gösteriyorsunuz.) Resulullah ( s.a.a)'in eşi oldukları içindir. Peygamber-i Ekrem ( s.a.a)'in eşleri de takva sahibi oldukları takdirde övülecek bir makama sahiptirler. Nitekim Kurân'da şöyle buyuruluyor: "Ey Peygamberin hanımları! siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra BU konular genelde emevi zihniyetli kendilerine ehli sunni demeye ilk başlayan muaviye zihniyetinden gerçekleşmiştir peki tahrim süresi neden bir iki kişi için indi nur süresi de aişe için tek inmişti ama sonuçta resul bir toplumda yaşıyordu tabiki toplumun algılamaları farklı idi. Marıanın çok güzel bir cariye olduğunu tüm Sünni kitaplarda görmekteyiz önemli olan şahısların anlattıkları değil ilahın tahrimde ne istediğidir. Bu ayetde resul olmanın nefis hükmü tamamen ehli Sünni kesimce çiğnenmektedir biz biliyoruz ki olay resulün cinsel ihtiyacı olsaydı kimene bunda hafsa olmuş aişe olmuş mariya olmuş hafsayı babası ömerin yanına göndermednde zaten çok kez marıa ile görüştü ama Sünni tarihçiler bu konuyu böyle hale soktular olay yemin vermek ikrar vermek anlamında geçtiğini hiç düşünmezler yemini bozan ikrarı bozan bir insan alevi ola bilirmi bu yemin bozulduğu için Allah istenirse eşlerin mehilleri verilerek boşanacağını anlatmaktadır gelin görün ki ehlî Sünni inanç resulü kadın açlığı içine koymuştur. sonrada çark ediyor 33.Ahzap 6/28//29/30/31/32/33/45/50/51/59/60, 11.hud-40/45/46 ,tevbe.9 /24, NUR süresi-24.1 den 64 e kadar TAHRİM 66.1/2/3/4/5 AYETLERİ vs. biz bazı ayetlerde resulun eşleri dokunulmaz hata yapmaz anlamı kazandıran fıkıhçılara{suni mezhepte fıkıh inancı vardır) gerçeklerle yazdıklarına bir daha bakmalarını tavsiye ediyoruz tarih açıktır kuranda ayşe diye birini ayırmıyor resul eşlerine tavsiyelerde bulunuyor DOLAYISI İLE ÖRNEK OLAÇAK KİŞİNİN EŞLERİDE ÖRNEK ALINAN KİŞİYE UYAN İLK KİŞİLER OLDUĞUNDAN ÖNEM ARZ EDER.. YOKSA BU AYETLERDEN BİRİLERİNE YARDAKÇILIK OLSUN DİYE PAY ÇIKARMAMIZMI GEREKİR YOK EMEVİLER VE YANDAŞLARI GİBİ YAPMAYACAĞIM .... ümmetin analarına büyük bir testen geçirilmiştir burdaki test herkes içindir.resulun eşleride bu testten geçmiştir ve resulle evvenmiş olan türlü güzellikle zenginlikte yaşta imanda/imansızlıkta ahdı bozanlar vardı kelamullah çeşitli ayetlerde resul eşlerine uyarı vererek en kutsal kişi resul üzerinden davranış şekli belirlemiştir. ALEVİLERİN, EMEVİLERİ VE PEYGAMBERİN HANIMLARINDAN AYŞE'Yİ SEVMEMELERİNİN NEDENLERİ ŞUNLARDIR: A- Hazreti Muhammet, daha hayatta iken, Hz. Ali ile Ayşe arasında sorun doğmuştu. 1- Bir gün harp ganimetleri taksim edilirken, Hazreti Muhammet, zevcelerine de hisse ayırıyormuş. Ayşe "İki hisse isterim" demiş. HZ.Muhammet, Ayşe'ye hakkına razı olmasını ihtar etmiş. Fakat o, iki hisse almak hususunda ısrar etmiş.. hz.Ali'nin buna canı sıkılarak, "Ciddiyetini takın, itiraz edip durma, hakkına razı ol" şeklinde müdahalesi, Ayşe'yi kızdırmış, tartışma olmuş. Hazreti Muhammet, Ayşe'nin bu hareketini beğenmeyerek hz. Ali'ye demiş ki: "Ya Ali, dünya kurulalıberi, hiç görülmemiş bir işi sana havale ediyorum. Ayşe'nin emr-i talakını (boşanmasını) senin yetkine bırakıyorum. Senin onu boşamaklığın, benim boşamaklığım olsun." 2- Ayşe'nin, hz.Ali'yle diğer bir kırgınlığı da İfik olayıdır. Bu olay çıktığı zaman, Hazreti Peygamber uzunca bir müddet Ayşe'ye darılmıştı. Ayşe, Muhammet'in kendine küsmesini Ali'den bilmişti. Yani, Hazreti Peygamber'i,hz. Ali'nin teşvik ettiğini sanmıştı. Halbuki Ali'nin bu olayla ilgisi olmamıştır. Olay şudur: Beni Müstalik kabilesi üzerine yapılan bir saldırıda, Ayşe de peygamber'in yanındaydı. Gazadan dönülürken Medine'ye yakın bir yerde mola verilir. Ordunun hareketine yakın bir sırada, Ayse aptes yenilemek için deve üzerindeki oturduğu sandıktan çıkar. Askerlerin gözleri önünden biraz uzaklaşmak ister. Aptes bozduğu yerde kıymetli gerdanlığını düşürür. Geri döndüğü zaman farkına varır. Gerdanlığını aramak maksadıyla, tekrar aptes mahalline gelir. O sırada da, orduya hareket emri verilir. Ayşe'nin devesini yeden hadim, Ayşe'yi sandığın içinde oturuyor sanarak, deveyi yedip ordu ile hareket eder. Ayşe, gerdanlığını bulup geri dönerse de, ordunun gittiğini, devesinin yerinde yeller estiğini görür. Kırın başında yapayalnız kalakalır. Her zaman ordunun arkasından giden ve geride kalmış olan neferleri yola sevk etmek vazifesini gören, Safvan isminde biri vardır. Bu sırada Safvan gelir. Ayşe'yi kendi devesi üzerine bindirerek ordunun arkasından yetiştirir. Bu hali kötülüğe çekenler olur. Derhal Peygambere gammazlarlar. Gammazlar arasında o vaktin meşhur şairlerinden Sabitoğlu Hasan da vardır. Peygamber'in, Ayşe'nin bu hareketine çok canı sıkılır. Kalbinde Ayşe'ye karşı şüpheler uyanır. Yüzünde endişe ve teessür alametleri belirir. Ayşe, Muhammet'in tavrındaki bu kırgınlığı sezince, Medine'ye vardıkları zaman doğruca babasının evine inmeye mecbur olur. Babasının evinde uzun zaman gözyaşları döker. Anasıyla babası da, onunla birlikte haylice ağlar. Hazreti Peygamber, uzun bir müddet Ayşe'ye küstükten sora, bir gün Ebubekir'in evine kadar gider. Ayşe'ye, "Eğer ismetinden şüphen yoksa, Allah'a yalvar da, bana 'vahiy' ile senin doğruluğunu bildirsin" der. Bu sözler, gerek Ayşe'ye gerekse anasına, babasına çok dokunur. Epeyce kederlenirler. Teessürlerinden pek çok ağlayıp sızlarlar, adeta Ebubekir'in evi, bir matemhane olur. Ayşe, Allah'a çok dualar eder. Nihayet Ayşe'nin duası kabul olur. Muhammet'e, Ayşe'nin beraati hakkında Cebrail vahiy getirir. Muhammet, bizzat bu vahyi bildirmek üzere Ayşe'nin yanına varır. Konuşma sırasında Ayşe'ye "hamd ve şükür" tavsiyesinde bulunur. Ayşe, derhal gürleyerek, "La'a vallah! Ben Cenabı Hakk'tan başka kimseye hamdü şükretmem" diye mukabelede bulunur. Yukarda ismi geçen şair Hasan'ın, Peygambere kötümser haber verdiğini bilen Safvan da, onun üzerine yürür ve şairi kılıcı ile yaralar. 3- Ayşe'nin, Hz. Ali'ye karşı kırgınlığının başlıca sebeplerinin biri de Hazreti Fatıma'dır. Fatıma, küçük yaştan beri, babası Hazreti Muhammet'e bağlı idi. Onu fevkalade severdi. Peygamber de, "Fatıma benim parçamdır" diyerek onu, bütün evlatlarından üstün tutardı. Peygamberin, Fatıma ve kocası Hz. Ali ile böyle ilgilenmesi, değişik yerlerde birçok kez "Benim Ehlibeytim Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin'dir" diyerek yalnız, Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i kendi Ehlibeyt'i sayması, hele Seddülebvab olayından sonra Mescid-i Resulullah'a açılan bütün odaların kapılarını kapattırması ve yalnız Hz. Ali'nin kapısını olduğu gibi bırakması, Ayşe'nin, Hz. Ali'ye karşı kıskançlığını tahrik etmekteydi... Hicretin ikinci yılında Seddülebvab (kapıların kapanması) olayı olmuştu. Olay şu idi: "Seddül-elvaba illa bab-ı Ali." Türkçesi: "Hz. Ali'nin kapısından başka Mescid'e açılan bütün kapıları kapayınız." Malumdur ki, Medine'ye hicretten sonra Mescit yapılırken, Peygamber, kendisi için mescide bitişik bir oda yapılmasını emretti, sonra da yakın akraba ve sahabelerinin oturmaları için de birer oda yapılmasını istedi. Bu odalar yapıldı. Bu odaların hepsinin kapısı mescide açılırdı. Peygamberle birlikte bu sahabeler istedikleri zaman bu kapılardan mescide girerlerdi. Odaları bulunan sahabeler arasında şunlar da vardı: Hz. Ali, Peygamberin amcası Hamza ile Ebubekir, Ömer, Osman. Fakat Ali'nin kapısından başka bütün kapıları kapayınız emri verilince sahabeler aralarında kırgınlık oldu. Bunlar, Hazreti Hamza'ya şikâyet ettiler. Hazreti Hamza da Peygambere gelerek, "Ya Resulullah. Ben senin amcanım. Ali ise amcanın oğludur. Ali'nin kapısını açık bıraktığın halde benim kapımın kapanmasını emredişinin hikmeti nedir?" demişti. Peygamber, amcası Hamza'yı çok severdi: "Amcacığım bilirsin ki ben kendi kendime hiçbir emir vermem. Bu emir, Allah'ın emridir. Allah böyle istiyor." cevabını verdi. Bunun üzerine Hamza, Ebubekir, Ömer, Osman'ın mescide açılan odalarının kapıları kerpiçle örüldü. Yalnız mescide Hazreti Muhammet'le, Hazreti Ali'nin odalarının kapıları açık bırakıldı. Bunlar, mescide bu kapıdan diledikleri zaman girer, çıkarlardı. Bazı tarihler, Peygamberin son günlerinde Ebubekir'in mescide açılan odasının penceresinden Peygamberin onunla konuştuğunu yazarlar... Bu, tamamen asılsızdır. Çünkü o sırada, yani Kapıların Kapanması tarihinden sonra Ebubekir, evini gayet uzak bir mahalleye taşımıştı. Hatta Peygamber'in vefatı haberini, Peygamber'in kapısında beklettiği kendi kölesinden almış, bunun üzerine atına binerek Peygamber'in evine gelmişti. 4- Peygamberin neslinin Fatıma'dan üremesi ve Fatıma'nın iki oğlu Hasan ve Hüseyin'i, Peygamberin fevkalade sevmesi de, Ayşe'yi kızdırmakta idi. Çünkü, Fatıma'nın Hasan ve Hüseyin'den başka Zeynep ve Gülsüm adlı iki de kızları vardı. Ayşe'nin ise çocuğu olmamıştı. Hatta bir gün Ayşe, Peygamber'e şikayet ederek bütün kadınların birer künyeleri olduğu halde kendinin künyeden mahrum olduğunu üzülerek anlatmış. Peygamber de: "Kız kardeşin Esma'nın oğlu Abdullah'ı kendine evlat edin ve ümmü Abdullah künyesini al" demişti. Ayşe de böyle yapmış, o tarihten sonra Ümmü Abdullah (Abdullah'ın anası) künyesini almıştı. B- Alevilerin, Ayşe'yi sevmemelerinin bir sebebi de,onun Peygamber'in emrine zıt hareket etmesidir. 1- Hz. Ali'nin hilafetinden sonra ona karşı beslediği kin sebebiyle Talha ve Zübeyr'le işbirliği yaparak, Hz. Ali'nin üzerine ordu çekmesi, Cemel Harbi'ni yaratması, bu yüzden pek çok İslam kanının dökülmesine sebebiyet vermesidir. 2- Ordunun mağlubiyetinden sonra da, Basra'dan ayrılmayarak Hz. Ali aleyhinde siyasi hadiseler meydana getirmeye çalışması... Ayşe, Cemel Harbi'nden sonra Medine'ye gitmeyip Basra'da kalmıştı. Ayşe'nin Basra'da oturmasını uygun görmeyen Hz. Ali, önce Abbasoğlu Abdullah'ı ona göndererek Medine'ye gitmesi emrini tebliğ ettirdi. Fakat Ayşe bu emri dinlemediği gibi İbni Abbas'ı da huzurundan kovdu. İkinci defa, Hazreti Ali, oğlu İmam Hasan'ı, Ayşe'ye göndererek derhal Medine'ye hareket etmeyecek olursa, vaktiyle Hazreti Peygamber'in kendisine verdiği salahiyeti kullanacağını, yani Peygamber namına onu boşamak mecburiyetinde kalacağını tebliğ ettirdi. Bunun üzerine, bu son ve kesin haberi alan Ayşe, ördürmekte olduğu saçlarını bitirmeye bile vakit bulamadan acele ile devesine atlayıp Medine'ye gitmeye mecbur oldu. 3. Ayşe, Mervan'ın tahrikinden de etkilenip İmam Hasan vefat ettiği zaman, cenazesinin, dedesi Hazreti Muhammet'in merkadi yanına defnedilmesine karşı çıktı. O gün, bir katıra binerek hempalarını başına topladı ve cenazeyi getirenlere ok attırdı. Hatta oklardan bazıları, İmam Hasan'ın tabutuna saplandı ve çatışma çıkmasına ramak kaldı. Bu hadisede Ali'nin dostları itidali muhafaza etmiş ve Ayşe'nin bu hareketinin kötü neticeler doğurmasına mani olmuşlardı. Kesin olan bir konu Aişe'nin zati gereği sakin olmadığı, çocukça hareket etmiş olduğu ve her bir davranışının tarihte bir fesada neden olduğudur. eğer gerçekten tövbe edip pişman olmuş olsaydı, o zaman neden Peygamber ( s.a.a)'in torunu İmam Hasan'ın cenazesi karşısında herkesi üzecek o davranışları sergilerdi ve yeni bir fesada sebep oldu. Aişe sadece Peygamber (s.a.a)'i üzmek, incitmek, devesine binerek cahiliye kadınları gibi Peygamber ( s.a.a)'in halifesiyle savaşmakla kalmıyordu. Yani o sadece yaşayanlara muhalif ve zıt değildi, ölüler için de aynı şeyi yapıyordu. Devesine binip Peygamber ( s.a.a)'in torunu İmam Hasan'ın cenazesini teşyi eden kafilenin önünü keserek O'nun Peygamber ( s.a.a)'in kabri yanına gömülmesine de engel olmuştur. Yusuf Sibt bin Cevzi Tezkiret'u- Havass'il- Ümme s. 122'de, Allame Mesudi İsbat'ul- Vesiyye, s. 136'da, İbn-i Ebi'l- Hadid Nehc'ul- Belağa Şerhi c. 4, s. 18'de (Ebu'l- Ferec ve Yahya bin Hasan'dan naklen), Muhammed Havendşah Revzat'us- Safa, c. 2'de, Ahmed bin Muhammed bin Hanefi Tarih-u A'sam-i Kufi'nin tercümesinde, İbn-i Şahne Revzat'ul- Menazir'de, Ebu'l- Fida ve başkaları da kendi tarihlerinde şöyle nakletmişlerdir:
tanrı görülmez bir sesin,gerçek akıl sesinin hava içinde çınlamasını emretti.philon.
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.014
Thanks: 442
Thanked 861 Times in 471 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
Hz. Hasan'ın cenazesini getirdiklerinde Aişe bir katıra binerek Beni Ümeyye'den bir grup şahısla ve köleleriyle birlikte cenazenin önünü keserek İmam Hasan'ın Peygamber ( s.a.a)'in kabrinin yanında defnedilmesine izin vermeyeceklerini söylediler."
Mesudi'nin rivayetine göre İbn-i Abbas şöyle dedi: "Sana şaşıyorum ey Aişe! Halkın Cemel (Deve) günü demesi sana yetmiyor mu ki şimdi de Katır günü desinler! Bir gün deveye bir gün de katıra binerek Resulullah s.a.a)'in hicabını yırttın (ihtiramını korumadın), Allah'ın nurunu söndürmek mi istiyorsun? Hâlbuki müşrikler istemese de Allah-u Teala nurunu tamamlayacaktır. Biz Allah içiniz O'na doğru dönücüleriz." Eğer Aişe gerçekten tövbe etmiş ve Hz. Ali'yle savaşmaktan pişman olmuştuysa, o zaman Hz. Ali (a.s)'ın şehadet haberini duyunca şükür secdesinde bulundu. Nitekim Ebu'l- Ferec İsfahani Mekatil'ut- Talibiyyin kitabında Hz. Ali ( a.s)'ın biyografisinin sonunda şöyle yazmıştır: "Aişe Hz. Ali (a.s)'ın şehadet haberini duyunca şükür secdesi etti." Eğer Aişe gerçekten tövbe edip pişman olmuştuysa, neden böylesine sevinmiş bayram etmiştir. Nitekim İbn-i Cerir-i Taberi Tarih kitabında H. 40. Yıl olaylarını yazarken ve Ebu'l- Ferec İsfahani de mezkur kitabında şöyle yazmışlardır: "Bir köle Aişe'ye Hz. Ali'nin şehadet haberini verince Aişe şöyle dedi: İçim rahat etti, fikrim rahatladı; Misafirinin gelmesiyle rahat olup gözü aydınlanan kimse gibi. Yani Aişe misafirini bekleyen birisi gibi sürekli böyle bir haberi bekliyordu. Misafiri gelenin gözü aydınlandığı gibi, Aişe de Hz. Ali ( a.s)'ın şehadet haberini duyunca kalbi rahatlamış, huzura ermiştir. Bu haberi verene; "Onu kim öldürdü?" diye sordu. O da; "Murad oğulları kabilesinden Aburrahman bin Mülcem-i Muradi" dedi. Bunun üzerine de şöyle dedi: "Gerçi Ali benden uzaktır, ama bana ölüm haberini getiren kölenin yüzü toprak görmesin!!" Orada bulunan Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb onun bu sözünü duyunca şöyle dedi: "Ali hakkında böylesine sevinmen, böyle sözler söylemen doğru mudur?" Aişe durumun kötüleştiğini görünce şöyle cevap verdi: "Farkında değildim, unutkanlıktan söyledim, bundan sonra böyle söyleyecek olursam bana hatırlatın da söylemeyeyim." EHLİ SUNNİ YAZAR TARİHCİLERDEN İmam Gazali, İhya-u Ulum'ud- Din, "Adab'un- Nikah" kitabı, c. 2, s. 135'de , Aişe'yi kınayan birçok hadis rivayet etmiştir. Bunlardan biri de Aişe'nin Resulullah'a karşı çıkması ve Ebu Bekir'in hakemlik yaptığı olaydır. Mevla Ali Muttaki, Kenz'ul-Ummal c. 7, s. 116'da, Ebu Ya'la, Müsned'inde ve Ebu'ş- Şeyh Emsal kitabında şöyle yazmışlardır: "Ebu Bekir kızı Aişe'yi görmeye gitti; çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) ve Aişe arasında bir rahatsızlık çıkmıştı. Peygamber ( s.a.a), Ebu Bekir'i hüküm vermeye çağırdı. Aişe konuşurken Peygamber'e ihanet ediyor ve sürekli O'na; "Söz ve davranışlarında adil ol!" diyordu. Bu sözlerine dayanamayan Ebu Bekir kızının yüzüne öyle bir tokat vurdu ki elbisesi kana bulandı." İmam Gazali aynı "Nikah" babında ve diğerleri de kendi kitaplarında şöyle nakletmişlerdir: "Ebu Bekir, kızının evine girince Resulullah'ın üzgün olduğunu gördü. Onlara; "Aranızda geçenleri bana anlatın, ben hüküm vereyim." dedi. Peygamber ( s.a.a) de Aişe'ye; "Sen mi konuşuyorsun, ben mi konuşayım?" diye sordu. Aişe; "Sen konuş; ama hakkı söyle!!" dedi. Başka bir cümlede de Peygamber (s.a.a)'e şöyle dedi: "Sen Allah'ın Peygamber'i olduğunu mu sanıyorsun?!" Bakın ayrıca ebubekir kuranı zeyd e toparlatırken (ki ömer Osman ebubekir toparlaması daha akıllıca oludu ehli sünnet için)kuranı o kutsal sayılan kızı aişeye değil de hafzaya kuranı teslim ediyor.Hafza ölüncede cenaze namazını çok sevdikleri resulun ve alinin ehlibeytin naletlediği mervan bin hakem kıldırmışta mış,mış. Resul çeşitli nedenlerden dolayı yetişdirdiği zeyddin karısını yani gelini ve ebu sufyan kızı yani hamzayı şehid eden hind kızıylada çariye olam maria ilede safiye ilede evlenmiştir.. Fakirlerle veya dullarla evlenen resul çok zengin ve mekkede medinede ayayudi ve hırıstıyanlar arasında yeri olan ebubekir kızı ile evlenmesini siz okuyuculara bırakıyorum.. Yok rivayet böyle imiş yok şuymuş demeye gerek yok aişenin yaptıkları ortada…. *************** ALEVİLER EMEVİLERİ NEDEN SEVMEZ ŞIKLARLA DEVAM EDELİM Alevilerin, Ebubekir, Ömer, Osman hatta Ayşe'ye karşı olmalarının, bu isimleri taşıyanlardan herhangi bir şahsın, tarikata alınmamasının başlıca sebepleri şunlardır: 1- Emevi soyundan olan Mervan, anasından doğduğu zaman Hazreti Peygamber'e getirip göstermişler. Hz. Muhammet, bunun suratını görünce derhal; "Yüzünden melanet akıyor" demiş. Bunun büyüdüğü zaman, İslam dünyasına ne kadar büyük fenalıkları dokunacağını yüzünün hatlarından okuyarak daha o zaman herkese tanıtmıştır. Gerçekten de Muaviye ve Mervan, İslamiyet'in başına bela olmuşlardır... Nitekim Fahr-u Razi, Taberi, Kurtubi, Nişaburi, Süyuti, Şevkani, Alusi, İbn-i Ebi Hatem, Hatip Bağdadi, İbn-i Merduye, Hakim, Makrizi, Beyhaki , mezkur ayetin tefsirinde İbn-i Abbas'tan (r.a) şöyle nakletmişlerdir: "Kur'an'da Lanetlenmiş ağaç"tan maksat, Emevilerdir. Zira Resulullah (s.a.a) uykuda onları, minber ve mihrabına saldıran maymunlar şeklinde gördü. Hazret uyandıktan sora Cebrail, mezkur ayetin nazil olduğunu haber vererek dedi ki: "Rüyandaki gördüğün maymunlar, Emevilerdir; onlar senden sonra hilafeti gasp edeceklerdir. Mihrap ve minberin 1000 ay onların tasarrufu altında olacaktır. 2- Mervan'ın (veya babasının), vahiy katibi iken Al-i İmran suresini Al-i Mervan diye kaydetmesi ve bundan dolayı sürgüne yollanması. Diğer bir rivayet şöyledir: Muhammet, vahyı olan Kuran'ı yazdıra gelmekte iken bir gün "Cenin halindeki çocuklara, Cenab-ı Hakk'ın ana rahminde ne güzel çehre ve şekil verdiği" hakkındaki vahyi kaleme alan katip, büyük bir hayretle, " Fetebarekallah-ü ahsen-ül'halikın" demiş. Peygamber de, "Evet. Alt tarafına bu cümleyi kaydet." deyince, katip kendisine de Tanrısal ilham geldiğini sanıp herkese karşı gururla, "Cebrail, bana da vahiy getirmeye başladı." diye övünmeye başladı. Bu da onun katiplikten atılmasını, sürgüne yollanmasını doğurmuştu. 3- Ebu Süfyan'ın karısı ve Muaviye'nin anası Hind'in, Uhut Cengi'nde Hazreti Hamza'yı şehit ettirmesi ve diğer şehitlerin kulaklarını kesip ipe dizmesi ve boynuna süs diye asması. Bundan başka, Hamza'nın bağrını yarıp ciğerini çıkararak çiğ çiğ yemesi, bu yüzden, Akilet-ül-ekbad (ciğer yiyici) diye İslamlar arasında uğursuz bir unvan kazanması.sunnilerin emevi baskıları değişerek hind gibi zalimi haktan yana olduklarına inanmaları. 4- Emevi soyunun önderi Ebu Süfyan'ın, Hazreti Muhammet'e büyük düşman olması, Uhut Cengi'nde attığı taşla onun iki dişini kırması ve çukura düşürmesi. 5- Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'nin, Hz. Ali'ye büyük düşman (aduy-i ekber) olması. Kendisini, Peygamberin izinden giden ve onun sünnetini ihya eden Sünni Müslüman diye iddia etmesi... Bu kurnazlığı ile yepyeni bir Sünni adı icat ederek Müslümanların arasına atması. Hatta, Hz. Ali ve Ali'nin izinden gidenlerin de yoldan çıkmış kafirler olduklarını söyleyerek, hakimiyeti altındaki halkı kandırması, yoldan çıkarması... 6- Muaviye'nin oğlu Yezid'in de, Peygamber soyuna bu düşmanlığı en azgın biçimde sürdürerek Kerbela Faciası'nı yaratması... Gönderdiği ordularla, hasta yatan İmam Zeynelabidin'den başka, Al-i Resul'ün küçük, büyük bütün erkeklerini kestirerek peygamber soyunu dünya yüzünden kaldırmaya yeltenmesi.peygamber evlatlarının kadınlarına zulüm ederek şamda gezdirmesi. 7- Emevi soyu ve onları destekleyen zengin Araplar; Hz. Muhammet'e etmediklerini bırakmadılar. Ona "deli, şair, deli şair, kahin, büyücü" gibi adlar taktılar. (Kuran, bu durumu anlatıyor...) Peygambere bu suçlamayı yapanlar kılıç korkusuyla Müslüman olduktan sonra en yaman Müslüman geçinmeye başladılar. Peygamber soyunun başına çorap ördüler. 8- Peygamber hasta iken, kendisinin vefatından sonra Müslümanların ayrılığa ve yanlışa düşmemeleri için, Hz. Ali'nin kendi vasisi olduğunu belgelemek için kalem kağıt istedi. Bu sırada, Emevi reislerinin tahrikine kapılan Ömer, Peygamberin bu isteğini reddederek; "Muhammet, ölüm halindedir, yazacağı vesikanın hükmü yoktur, Allah'ın kitabı olan Kuran bize kafidir." diye karşı çıktı. Peygamber, bundan üzüntü duyarak hepsini huzurundan kovdu. a- Şehristani de Milel ve Nihel kitabının dördüncü mukaddimesinde şöyle diyor: "İslâm'da vuku bulan ilk hilâf, Ömer'in, Peygamber-i Ekrem ( s.a.a)'in kağıt kalem isteyerek vasiyet yazmasına mani olmasıdır." İbn-i Ebi'l- Hadid de Nehc'ul Belağa Şerhi'nin c. 2 s. 563'ünde bu manaya işaret etmiştir Kutsal kitabımızda şu sözleri okumadınızmı Peygamber heva heves üzere konuşmaz, o (söz) vahy edilen bir vahiydir." Hakeza: "Resulün size verdiklerini alın." Hakeza: "Allah'a ve Resulüne itaat edin." Ayrıca Ahzap süresi 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. 9- Hz. Muhammet, son zamanlarda teşkil ettiği bir ordunun kumandanlığını, Usame'ye vermiş, Ali'den başka herkesin bu orduda bulunmasını buyurmuştu. Buna, "Bir kölenin oğlu kumandan olamaz" diye itiraz edenler oldu ve bu itiraz edenler, Usame'nin emri altına girmemek için direndiler. Muhaliflerin içinde Ebubekir, Ömer, Osman da vardı. Bunlar da orduya katılmadılar. Pek sevdikleri İslam peygamberinin emrini tutmadılar. Yukarıdaki ayetleri çoğalta bilirsiniz/ ahzap-36 10- Ebubekir, halife olunca, peygamberin kızı Fatımatüzzehra'nın hakkı olan Fedek hurmalığını elinden aldı. Burasını, Hz. Muhammet, daha hayattayken, kendi hakkı olarak Fatıma'ya vermişti. Ebubekir, Hz. Peygamber'in emri ve uygulamasını dikkate almayarak resul mal bırakamayacağı gibi iyi bir entirika oyunu oynar Fedek'i Beytülmal'e (Hazine) devretti. Zaten babasının matemiyle yaralı olan hz.Fatmayı, Ebubekir çok ağlatmıştı-resul fatmayı üzen dolayısı ile beni üzmüş sözünü ebu bekir duyduğu ve rum suresinde allah resule bilhas fedeği fatmaya kalacağını bildiği halde…… .(daha sonraları ömerin fedeği Hz.Fatma ölünce vermesi Ebubekirin yanlışını ayrıca göstermektedir .) Ömer, halife olunca, Ali'yi memnun etmek maksadıyla Ebubekir'in zaptettiği bağı Fatıma evladına vermek istemişse de, Ali, "Fatıma'nın ölümünden sonra neye yarar" diyerek Ömer'in bu teklifini reddetmişti. a- İbn-i Kuteybe el-İmamet'u ve's- Siyase kitabında, İbn-i Ebi'l- Hadid ve diğer alimler de kendi muteber kitaplarında şöyle yazmışlardır: "Ömer Ebu Bekir'e şöyle dedi: "Gel Fatıma'ya gidelim; zira onu gazaplandırdık." (Bazı rivayetlerde ise Ebu Bekir'in Ömer'e böyle söylediği yer almıştır ki bu daha doğru gözükmektedir) Birlikte Fatıma'nın kapısına vardılar. Ama mazlum Fatıma ( a.s) onlarla görüşmek istemedi. Hz. Ali (a.s)'ı aracı kılınca Fatıma (a.s) Hz. Ali'nin sözüne karşı sessiz kaldı. Bunun üzerine onlara sadece giriş izni verdi. Girip selam verdiler, Hz. Fatıma ise yüzünü duvara döndü. Ebu Bekir şöyle dedi: ….."Ey Resulullah'ın kızı, Allah'a and olsun ki Peygamber (s.a.a)'in akrabalığını kendi akrabalığımdan daha çok seviyorum. Seni kızım Aişe'den daha çok seviyorum. Keşke Resulullah ( s.a.a)'den sonra ben de ölseydim. Ben senin değer, şeref ve faziletini herkesten daha iyi biliyorum. Eğer seni mirasından men ettiysem, bu bizzat Peygamber ( s.a.a)'den duyduğum; "Biz miras bırakmayız; bıraktığımız miras değil, sadakadır. " hadisi üzere idi."yani peygamber kızını ve torunlarını aç bırakmış o yüzdende imam ali'"aç kalmak alçalmakta hayırlıdır"demiştir. Hz. Fatıma (a.s) Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s)'a şöyle arz etti: "Ben onlara Resul-ü Ekrem ( s.a.a)'in bir hadisini hatırlatıyorum, Allah'ın rızası için doğru söylesinler. Acaba Resulullah ( s.a.a)'in şu hadisini duymadılar mı?: "Fatıma'nın rızası benim rızamdır; Fatıma'nın gazabı benim gazabımdır; Fatıma'yı seven beni sevmiştir; Fatıma'yı razı eden beni razı etmiştir; Fatıma'yı öfkelendiren beni öfkelendirmiştir." Onlar; "Evet, Hz. Peygamber (s.a.a)'den bunu duyduk." dediler. Bu sırada Fatıma (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ı ve meleklerini şahit tutuyorum ki sizler beni gazaplandırdınız, beni razı etmediniz. Resulullah ( s.a.a) ile görüşürsem sizin ikinizi O'na şikayet edeceğim." Ebu Bekir, Hz. Fatıma'nın bu beyanı karşısında ağlar bir halde şöyle dedi: "Senin ve Peygamber'in gazabından Allah'a sığınırım." Fatıma (a.s) da ağlar bir halde şöyle buyurdu: "Allah'a and olsun ki her ibadetde sana beddua ediyorum." Ebu Bekir bu sözleri duyunca ağlayarak dışarı çıktı. Halk etrafında toplandı ve ona teselli vermeye çalıştı. Ebu Bekir şöyle dedi: "Eyvahlar olsun size! Siz eşlerinize ve evinize sevinç içinde dönüyorsunuz; beni bırakın, benim sizin biatinize ihtiyacım yoktur, benden vazgeçin. Allah'a and olsun ki Fatıma'dan duyduklarım ve gördüklerimden sonra, hiçbir Müslümanın boynunda biatimin olmasını istemiyorum." Aişe dedi ki: Hz. Fatma,ebu Bekre bir risale yazıp babası Resulullah tan mirasını sordu. ebu Bekir kabul etmeyip bir şey vermedi. Bu yüzden fatma darıldı ve ölünceye kadar onunla konuşmadı. (Bkz. Sahih-i Buhari c.3, s.39) ehli sünnet alimlerinin bu yazdıklarından da anlaşıldığı gibi Hz. Fatıma (a.s) ömrünün sonuna kadar Ebu Bekir ve Ömer'den rahatsız oldu, hüzün dolu bir kalple dünyadan ayrıldı ve kesinlikle onlardan razı ve hoşnut olmadı! Yok işi kurtarmak için çok sonraları kıvırmaya çalışmış eserler sahte din adamları dönekler ne yapsada her şey aşinadır daha ne söylense boştur…. Hz. Fatma öldüğünde vasiyeti gereğince ebu Bekir ve Ömer cenazelerinde bulunmamaları için geceleyin defnedildi. (Bkz. Sahih-i Buhari c.3, s.39) Nitekim Buhari, Sahihin 5. cildinde Hayber gazvesi babı s. 9'da ve hakeza c. 8, "Kavl'un- Nebiy la Nurisu Ma Tereknahu sadaka" babı, s. 87'de: "Hz. Fatıma dünyadan göçünceye kadar Ebu Bekir'le konuşmadı" demiştir. kaynaklar arapcadır. Türkçeside vardır arzu eden okur. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.014
Thanks: 442
Thanked 861 Times in 471 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
11-
Osman, "Sıle-i rahm" bahanesiyle, bütün akrabalarını, yani Emevi soyundan olanları; yeterliliği olsun olmasın, memuriyet verip işbaşına geçirdi. Yine akrabası olup hilekarlığı yüzünden peygamber tarafından sürgüne yollanan Mervan'ı sürgünden getirterek kendisine beşvezir yaptı, bütün Müslümanların kaderini bu alçak, hileci ve uğursuz adamın eline teslim etti. Başa geçme hırsına Osman'ı alet eden Mervan'ın tavırları, sonunda isyana neden oldu. Evi kuşatılan Osman, akrabası Şam Valisi Muaviye'den yardım istedi. Muaviye, yardıma gelmedi. Osman ise, Ebubekir'in oğlu Abdullah'ın aralarında bulunduğu isyancılar tarafından, damdan girilerek öldürüldü . Hz. Ali, isyana karşı olduğu için oğulları Hasan ve Hüseyin'i, Osman'ı korumak için göndermişti. Bunlar, yaralanmalarına karşın isyancılara direndiler ve onları kapıdan sokmadılar. Bu ölüm yüzünden de pek büyük nifaklar doğup İslam dünyasının her tarafında sorunlar başladı. Suç da Hz. Ali'ye yıkıldı. 12- Osman'ın kanlı gömleğiyle, karısı Naile'nin kesik parmaklarını ele geçiren Muaviye'nin, bunlardan yararlanarak yoğun entrikalar çevirmesi ve pek çok Müslüman'ın kanının dökülmesine neden olması... Halifeliği, saltanata çevirip halife adı altında padişahlık yapması... bn-i Haldun, İbn-i Hallakan, İbn-i A'sem-i Kufi, Mes'udi (Müruc'uz- Zeheb'in c. 1, s. 435'inde), İbn-i Ebi'l- Hadid (Nehc'ul- Belağa Şerhi'nın1. cildinde) "Osman bin Affan hilafet makamına yetiştiğinde, Resulullah (s.a.a)'in sünneti ve Şeyheynin (Ebu Bekir'le Ömer'in) siretine aykırı olarak hareket etti..." Oysa bütün tarihçilerin ittifakına göre, Abdurrahman bin Avf (halife Ömer'in düzenlediği) şura meclisinde, Allah'ın kitabı, Resulullah'ın sünneti ve Şeyheyn'in siretine aykırı davranmayacağı ve Emevilerden kimseyi işbaşına getirmeyeceği sözü üzere Osman'a biat etti. Ama Osman işbaşına gelince, sözünün tam aksine onların siresine ve verdiği ahde aykırı hareket etti. Bildiğiniz gibi Kur'ân-ı Kerim ve sahih sünnetin hükmüne göre ahdi bozmak büyük günahlardandır., halife Osman amelen ahdine vefa etmedi. Hilafet döneminin tümünde Şeyheyn'in hilafına hareket etti ve Beni Ümeyye'yi işbaşına getirerek onları halkın namus ve malına musallat kıldı. İşte bu, onun için büyük bir lekedir. Allame Mes'udi "Müruc'uz- Zeheb"in c. 1, s. 435'inde diyor ki: "Mervan bin Hekem, Resulullah'ın Medine'den kovduğu ve sürdüğü bir kimse idi." Mervan'ın, Ebu Bekir ile Ömer'in zamanında Medine'ye gelmesine izin verilmedi. Ama Osman halife olur olmaz, Resulullah ( s.a.a), Ebu Bekir ve Ömer'in aksine onu Medine'ye getirdi ve Beni Ümeyye'den olan diğer kimseleri kendi yanına toplayarak onlara aşırı derecede ilgi gösterdi. 13- Yine, Muaviye'nin, Sıffın Harbi'nde, Asoğlu Amr'ın teşvikiyle, Kuran-ı Kerim'leri mızraklara taktırarak yenilgiden kurtulmaya çalışması, Kelamullah'ı kendi çıkarına alet etmesi. 14- Muaviye'nin, Şamlılara verdiği bir emirle camilerde Ali'ye lanet ettirmesi, sövdürmesi. Bunu bir devlet görevi haline getirtmesi. Karşı çıkan gerçek müminleri katlettirmesi... Peygamber-i Ekrem ( s.a.a)'in halifesiyle savaşan, minber, meclis ve hatta cuma hutbelerinde Hz.ali sövuyordu ehli sunni ve ehli şia kitaplarında Peygamber-i Ekrem ( s.a.a)'in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: "Ali'ye söven bana sövmüştür; bana söven ise Allah'a sövmüştür." 15- Muaviye'nin, sağlığında oğlu Yezid'i halef göstermesi, Müslümanları, zorla oğluna biat ettirmesi. 16- Yine Muaviye'nin, İmam Hasan'ı (kendisinden sonra halife olması şartıyla) barışa zorlayıp hilafeti kendine terk ettirmesi ve sonra onu zehirleterek ortadan kaldırması... İmam Hasan'ın vefatını duyunca da, Şam halkına matem emri vermesi, şehri siyah bayraklarla donatarak riyakarane gösteriler yapması. (iki yüzlülük yapan muaviye) 17- Ebubekir'in, Peygamberin vefatını işitince, aslı olup olmadığını gözüyle görmek için matem mahalline gelmesi, naaşın üzerinde örtülü olan maşlağı kaldırarak, "Ölümün de, diriliğin gibi güzel!" diye peygamberin soğumuş alnına bir buse kondurduktan sonra hemen savuşup gitmesi, arkadaşlarıyla birlikte "Beni Saide Sakıyfesi"nde hilafet işine çekidüzen vermeye uğraşması. Peygamberin cenazesi ortadayken kendini lider seçtirmesi... 18- Hz. Muhammet'in öldüğü haberi duyulunca, Ömer'in, hilafet konusunu halletmek için zaman kazanmaya çalışıp "Peygamber ölmedi. Öldü, diyeni öldürürüm" diye tehditler savurması. Aynı Ömer'in Uhut savaşında, peygamberin öldüğü söylentisini duyar duymaz Uhut dağının tepesine doğru kaçıp gitmesi . Böylece siyasi davranması... a -Nitekim Hamidi "Cem'un Beyn'es- Sahihayn"da; Halebi de "Siret-u Halebiyye"nin c. 3, s.123'ünde şöyle diyorlar: "Dört kişi hariç bütün sahabe firar ettiler. Ali ( a.s) ve Abbas Resulullah (s.a.a)'in önünde, Ebu Abdullah bin Mesud ise Hazretin ( s.a.a) solunda yer almışlardı;. Ebu Süfyan bin Haris de Peygamberin merkebinin yularından tutmuştu." Uhud savaşında da Müslümanların firar ettiğini kimse inkar etmemiştir. Hakikatin size keşf olması için tarih kitaplarını okumanız iyi olur. Özellikle İbn-i Ebi'l- Hadid "Nehc'ul- Belağa Şerhi"nin c. 3, s. 276'ında, nasibi olan Cahiz'in reddinde şöyle demiştir: "Uhud savaşında şu dört kişi; Ali, Zübeyr, Talha ve Ebu Dücane hariç bütün Müslümanlar firar ettiler. Müslümanlar arasından bu dört kişi çıkarılırsa, Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın da firar edenler arasında olduğu açıktır. İşte bunun için Cebrail şöyle dedi: "Ali gibi kahraman bir genç, Zülfikar gibi de kılıç yoktur." Büyük alim ve tarihçi örneğin; İbn-i Ebi'l- Hadid "Nehc'ul- Belağa Şerhi"inde, Nuruddin Maliki de "Fusul'ul- Mühimme"nin 43. sayfasında ve diğer kimseler şöyle nakletmişlerdir: "O günü gayb'dan şöyle bir ses duyuldu: "La feta illa Ali, la seyfe illa zülfikar." (Ali gibi kahraman bir genç, zülfikar gibi de kılıç yoktur.) Bütün savaşlarda Hz. Ali, Allah (c.c) tarafından desteklenmiş; melekler de O'na yardım etmeye hazır durumda beklemişlerdir. Nitekim Muhammed bin Yusuf-u Genci eş- Şafii "Kifayet'ut- Talib"in 27 . babında kendi senediyle Abdullah bin Mesud'dan Resulullah ( s.a.a)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Ali hangi savaşa gönderildiyse, Cebrail'i sağında, Mikail'i solunda ve bir bulutun da onu gölgelendirdiğini görüyordum; nihayet Allah Teala O'na zaferi nasip ediyordu." İmam Ebu Abdurrahman Nesai de "Hasais'ul- Alevi"nin 202. hadisinde şöyle naklediyor: "İmam Hasan (a.s ) siyah sarık ile halkın huzuruna gelerek babasının vasıflarını anlatırken şöyle dedi: "Hayber gazvesinde, babam Ali düşmanın kalesine doğru gittiğinde, Cebrail sağında, Mikail de solunda savaşıyordu." Bütün zafer ve fetihler, O'nun kılıcının şiddeti sayesinde Müslümanlara nasip oluyordu; bu vesileyle Allah ve Resulünün yanında muhbubiyet makamına ulaşıyordu; Cebrail ve Mikail O'nun sağında ve solunda yer alıp savaşmakla iftihar ediyorlardı. İşte bundan dolayı Resulullah ( s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İslâm, sadece Ali'nin kılıcıyla güçlendi." b- Hafız Ebu Naim İsfehani "Hilyet'ul- Evliya"nın c.1, s. 62'inde, Muhammed bin Talha eş-Şafii İbn-i Hişam'ın Siresinden naklen "Metalib'us- Süul"un 40. sayfasında, Muhammed bin Yusuf-u Genci eş-Şafii "Kifayet'ut- Talib"in 14. Ehli sunni ve şia mezheplerin daha birçok büyük alim ve tarihçileri onların yenilgiye uğrayarak geri dönüp kaçtıklarını yazmışlardır;: Muhammed bin İsmail-i Buhari, kendi Sahih'inin 2. cildinin 100. sayfasında (1320 Mısır baskısı), Müslim bin Haccac da kendi Sahih'inin 2. cildinin 324. sayfasında (1320 Mısır baskısı) açık bir şekilde şöyle yazmışlardır: " Halife Ömer, iki defa savaş meydanından geriye dönüp kaçtı." Bu konu için apaçık delillerden birisi de, İbn-i Ebi'l- Hadid el-Mutezile'nin Hz. Ali (a.s)'ın fazileti hakkında olan "Aleviyyat-ı Seb'" isimli meşhur şiirinin içerisinde Hayber babında Baiyye Kasidesi adıyla söylediği şu şiirdir: "Hayber hakkındaki haberleri söylemek istemiyor musun? O savaşta akıl sahiplerini hayrete düşürecek bir takım şeyler vardır. Öne geçip kaçanlar (yani Ebu Bekir'le Ömer), bayrak taşımaya alışmamışlardı . İşte bundan dolayı o yüce bayrağa zillet ve horluk örtüsünü örterek kaçtılar. Halbuki savaştan kaçmanın büyük bir günah olduğunu biliyorlardı. Yahudi'lerin büyüklerinden cesur bir genç kılıcını çekmiş, atının üzerinde, baharın yeşilliklerini yemiş şehvet dolu ve kudurmuş bir erkek deve kuşu gibi, sanki gelin evine kına götürüyormuşçasına onlara rahatça saldırmış. Onun kılıç ve mızrağından çıkan ölüm ateşinin yankıları onları korkutmuştur. Ben (İbn-i Ebi'l Hadid) sizin yerinize (Yahudilerin karşısından kaçmanızdan dolayı), özür diliyorum. Zira ölüm herkesin hoşlanmadığı, yaşamını sürdürmek ise herkesin sevdiği bir şeydir. Siz de ölümden korktunuz. Halbuki, herkes ölümü tadacaktır..." Binaenaleyh, kabul ediniz ki bizim ihanet amacımız yoktur. Biz, sadece tarihteki gerçekleri anlatarak savaş meydanlarındaki mücadelelerde kafirlere karşı şiddetli olan ve onları mağlûp eden kişinin Ömer değil Hz. Ali ( a.s) olduğunu vurgulamaya çalıştık ki bilesiniz, halife Ömer'in "Kafirlere karşı şiddetli" ayetinin kapsamına girebilecek herhangi bir kahramanlık ve fedakarlığı yoktu. Hatta onlar, bırak kahramanlığı güçlü düşmanın karşısında yer alınca, mevzii boş bırakarak savaş alanından bile kaçmışlardır. Eğer dikkat edip insaflıca düşünecek olursanız, bu büyük sıfatın (Kafirlere karşı şiddetli olma) sahibi, Hz. Ali olduğunu tasdik edeceksiniz. Zira Hz. Ali ( a.s), bütün savaş meydanlarında kafirlere karşı şiddetli olup onları yenilgiye uğratan tek şahıstır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim, Mâide (5) suresinin 54. ayetinde bu manayı tasdik ederek şöyle buyurmuştur: Maide/5 54. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir. 19- Ömer'in, peygamberin vefatından sonra sokaklarda elinde kılıcı ile dolaşarak halkı tehdit etmesi ve Ebubekir'le birleşerek onun halifeliğini gerçekleştirmesi. Alevilerce; bu seçimde, Gadiru Hum'da bütün Müslümanlara Mevla(burada lider anlamında kullanılmıştır) ilan edilen Hz. Ali'nin dikkate alınmayışı, peygamber emrinin bir başka çiğneniş örneği sayılır.burda ali vekil olduğunu resulun açıklamasından sonra ilk tebrik eden ömerdir sonrası malum ıkrardan döndüler. Gadiru humda gelen ayet maide 67. Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez. Celaluddin Suyuti Durr'ul- Mansur c. 2, s. 298'de, Hafız bin Ebi Hatem Razi Tefsir-i Gadir'de, Hafız Ebu Cafer Taberi Kitab'ul- Velaye'de, Hafız Ebu Abdullah Mehamili Emali'de, Hafız Ebu Bekir Şirazi, Ma Nezele Min'el- Kur'ân-i Fi Emir'il- Mü'minin'de, Hafız Ebu Said Secistani Kitab'ul- Velaye'de, Hafız bin Merduye mezkur ayetin tefsirinde, Hafız Ebu'l- Kasım Haskani Şevahid'ut- Tenzil'de, Ebu'l- Feth Hesail'ul- Alevi'de, Muinuddin Meybudi Şerh-i Divan'da, Kadı Şevkani Feth'ul- Kadir c. 3, s. 57'de, Seyyid Cemaluddin Şirazi Erbain'de, Bedruddin Hanefi Umdet'ul Kari fi Şerh-i Sahih-i Buhari'de, Ahmed Sa'lebi Keşf'ul Beyan tefsirinde, imam Fahr-u Razi Tefsir-i Kebir c. 3, s. 636'da, Hafız Ebu Naim İsfahani Ma Nezele Min'el- Kur'ân-i fi Ali'yyin'de, İbrahim bin Muhammed Himvini Feraid'us- Simtayn'de, Nizamuddin Nişaburi tefsirinin c. 6, s. 170'inde, Seyyid Şehabuddin Alusi Bağdadi Ruh'ul- Meani c. 2, s. 348'de, Nuruddin bin Sabbağ Maliki Fusul'ul- Muhimme s. 27'de, Ali bin Ahmed Vahidi Esbab'un- Nuzul s. 150'de, Muhammed bin Talha eş-Şafii Metalib'us- Seul s. 16'da, Mir Seyyid Ali Hemedani eş-Şafii Meveddet'ul- Kurba'nın 5. Meveddet'inde, Şeyh Süleyman Belhi el-Hanefi Yenabi'ul- Mevedde'nin 39. babında...velhasıl alimlerinizden otuzdan fazla zat kendi muteber kitap ve tefsirlerinde bu ayetin Gadir günü Hz. Ali ( a.s) hakkında nazil olduğunu yazmışlardır. Hatta Kadı Fazl bin Ruzbehan bütün inat ve bağnazlığına rağmen şöyle yazmıştır: "Bizim muteber Sihah kitaplarında da sabit kılınmıştır ki bu ayet nazil olunca Peygamber-i Ekrem ( s.a.a) Ali'nin elinden tutarak şöyle buyurdular: "Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır."(Mevla burada lider anlamındadır) İlginç bir husus da şu ki, bu inatçı ve bağnaz alim Keşf'ul-Ğumme'de Rezin bin Abdullah'tan şu ilginç rivayeti nakletmektedir : "Biz Resulullah ( s.a.a)'in zamanında bu ayeti şöyle okuyorduk: "Ey resul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et; ki şüphesiz Ali müminlerin mevlasıdır. Böyle yapmazsan risaletini tebliğ etmemiş olursun." |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.014
Thanks: 442
Thanked 861 Times in 471 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
20-
Ebubekir, Ömer ve Osman'dan hiçbirinin matem yerine gelmemeleri ve Peygamberin cenazesi ile meşgul olmak gibi önemli görevlerini yapmamaları... Halifelik işini, peygambere hizmetten üstün tutmaları... 21- Ebubekir, Ömer ve Osman'ın hilafet ve biat işini keyiflerine göre halletmeleri. Peygamberin, gasil, teçhiz, teklif ve defni ile meşgul olan Ali, vazifesini bitirdikten sonra evine çekilmiş, ertesi gün kendi sahabeleri ile birlikte mescide gelmişti. Kapıdan girerken, "Siz, kendi kendinize halife mi seçtiniz?" diye sorması üzerine, Ömer, "Ne zannettin ya! Sen bizi aradan çıkarmış mı idin?" diye kinayeli bir cevap vermişti. Bu yüzden aralarında münakaşa çıkmıştı. Orada hazır bulunan Selman'ın da, "Bu işin böyle olacağını, ben vaktiyle Peygamberin ağzından kulaklarımla işitmiş idim." demesi üzerine, Ömer buna kızarak Selman'ın üzerine yürümüştü. Ali, derhal Ömer'in yakasına yapışmış, onu silkelemiş; Ömer'in kılıcı bir yana, başlığı bir yana uçmuş, Selman da saldırıdan kurtulmuştu. Bu da, Ömer'i, Ali'ye düşman etmişti. 22- Emeviler ve Mervaniler, etrafa saldırttıkları sömürgeci ordularına, İran ve Türkistan'ı baştan başa yıktırıp harap ettirmişler, milyonlarca masum insan kanını döktürmüşlerdi (bölümüne bak). Kanları dökülen zavallı halkın bütün servetini, deve katarlarıyla Şam'daki saraylarına naklettirmişler, dünyada misli görülmeyen bir haşmet, debdebe ve sefahat alemi yaratmışlardı. Öyle bir debdebe ve haşmet ki, Mısır Valisi Asoğlu Amr, Şam'a gönderdiği bir heyete, Muaviye'nin huzuruna girince, " Selam sana ey peygamberin halifesi!" hitabıyla selam vermelerini sıkı sıkı tembih etmişken, Şam saraylarının ziynet ve ihtişamından gözleri kamaşan bu gafillerin, "Selam sana ey peygamber!" diye hitap etmeleri, bunun sonucudur... 23- Muaviye'nin oğlu Yezit, 682 tarihinde Medine'de katliam yapmış, bütün ensar denilen, peygamber'in Medineli sahabelerini kılıçtan geçirterek ortadan kaldırmıştı. Yezid'in emriyle Haccac, Kâbe'yi kuşatmış, halk direnince, mancınık kurarak attırdığı taşlarla şehri yıkmıştı. Bu arada Kâbe'yi de bombardıman etmiş, yıkmıştı. Şehri ele geçirince, üç gün Kâbe'nin içinde mütemadiyen adam kesmişti. Haccac, oradan Medine'ye gitmiş, Medine halkını da kamilen kılıçtan geçirmişti. Kapısı kapalı görülen bütün evler, içlerindeki eşya ile ve içerisindeki insanlarla yakılmıştı. Kuranlar parçalanmış, ayaklar altına atılmış, kadınların yaşmakları yüzlerinden, halhalları ayaklarından koparılmış, genç kızların ve kadınların ırzına geçilmişti. Sibt bin Cevzi "Tezkire"nin 63. sayfasında şöyle yazıyor : "Hicretin 62. yılında Medine halkından bir grup Şam'a gittiler. Yezid'in kötü amel ve küfriyatını görünce Medine'ye dönüp biatlerini bozup açıkça ona lanet ediyorlardı. Yezid'in Medine'deki valisi Osman bin Muhammed bin Ebi Süfyan'ı da şehirden dışarı çıkardılar. Abdullah bin Hanzele (meleklerin gusül verdiği şahıs) şöyle dedi: "Ey insanlar! Biz eğer Şam'dan gelip Yezid'in aleyhine ayaklandıysak, bunun sebebi onun dinsiz olduğu, anneleri, kızları ve bacılarıyla cinsel ilişkide bulunduğu, şarap içtiği, namaz kılmadığı ve Peygamber'in evlatlarını öldürdüğü içindir." Yezit bu haberi duyunca, Müslim bin Akabe'nin komutanlığında Şam halkından oluşan büyük bir orduyu Medinelilerin isyanını bastırmak için yolladı. Üç gün, üç gece, Medinelileri katliam ettiler. İbn-i Cevzi, Mesudi vs. tarihçiler şöyle yazıyorlar: "O kadar çok insan öldürdüler ki, sokaklarda kan akmaya başladı, halk kan gölü içindeydi! Hatta kan Resulullah ( s.a.a)'in kabrine ulaştı ve Mescid'ün- Nebiy kanla doldu. Ensar, Muhacir ve halkın ileri gelenlerinden 700 kişiyi öldürdüler. Normal halktan ise 10 bin kişiyi katlettiler . Müslümanların namuslarına dokunmalarını zikretmekten utanç duyuyorum. Sadece Sibt bin Cevzi'nin "Tezkire"de ( s.163), Ebu'l- Hasan Medaini'den naklettiği şu cümleyle yetiniyorum: "Hirre olayın (Medine halkının katliam)'dan sonra, bin kadın, evlenmeksizin çocuk dünyaya getirdiler." (Yani Şam ordusu onları hamile bırakmıştı.) 24- Yezid'in oğlu küçük Muaviye, iyi kalpli bir insandı, babasına çekmemişti. 683 senesinde halife olunca, camide bir hutbe okuyarak, "Ey ahali, benim babam ve dedem, kendilerine Ehl-i Sünnet adı vererek, halifeliklerini iddia ettiler. Ali gibi, ilmi ve fazileti herkesce bilinen birinin hakkını elinden aldılar. İslamiyete en büyük hizmet eden Ali'dir. Ali, bütün iman taşıyanların başıdır . Din reisliği bizim hakkımız değil, Ali evladının hakkıdır. Ben, hilafeti sahibine bırakıyorum." demiş ve hilafetten çekilmişti. Fakat o gece, onun annesiyle birleşen Mervan tarafından zehirlenerek öldürülmüş, Mervan halife olmuştu. Hain Mervan da, Muaviye'nin ve Yezid'in gidişine uyarak, camilerde, minberlerde Ali'ye ve evladına lanet okutmaya devam etmişti. 25- Gerek Ebubekir, gerekse Ömer ve Osman; Hz. Peygamber, Gadiru Hum denilen yerde, kendisi yerine Hz. Ali'yi bütün Müslümanlara veli bıraktığını söylediği halde, peygamberin bu emrine karşı gelmişler, kendi aralarından halife seçerek onu baş bilmişlerdir.(görün ki zalim yezidin oğlu küçük muaviye kadar olamayanlarda var) 26- Hicret olayında, Hz. Peygamber, yatağına Hz. Ali'yi yatırıp, gizlice evinden çıkıp gitmiş; daha sonra Ebubekir eve gelmiş; Hz. Ali'den, peygamberin gittiği yeri öğrenip peşine düşmüştür. Peygamber; onu, yanı sıra mecburen götürmüş; saklandıkları mağaranın önüne Mekkeli müşrikler gelince, Ebubekir çok korkmuş; bunun üzerine peygamber, ona, korkmamasını söylemiştir. Ebubekir'in bu panik hali, "Gar Ayeti" ile Kuran'da saptanmıştır. (Bak: Tevbe Suresi, 40. ayet) Hz. Muhammet'in hayatını tehlikeye atan bu tavır da Aleviler tarafından hoş karşılanmamıştır. a- Taberi'nin kendi tarihinin üçünü cildinde yazdığına göre, Ebu Bekir Resulullah (s.a.a)'in ne zaman hicret edeceğinden haberi bile yoktu. Hz. Ali ( a.s)'ın yanına giderek Hz. Peygamber'in ne durumda olduğunu sordu. O da onun mağaraya gittiğini, işi varsa oraya gitmesi gerektiğini söyledi. Ebu Bekir de koşarak yarı yolda Resulullah ( s.a.a)'e ulaştı.Mekkeliler ve Yahudiler hırıstaıyanlarla arası iyi olduğrnu söylemiş. Böylece mecbur beraberce yola devam ettiler. Bundan da anlaşılıyor ki Peygamber-i Ekrem ( s.a.a ) onu kendisiyle birlikte götürmek istememiştir. Aksine o izinsiz olarak Resulullah'ın yanına gidip yarı yoldan sonra onunla beraber yola devam etmiştir. Hatta bazı hadislere göre Hz. Peygamber (s.a.a)'in Ebu Bekir'i yanında götürmesinin sebebinin tesadüfi, fitne çıkmaması ve düşmana haber vermesinden korktuğundan dolayı olduğu anlaşılmaktadır. Şeyh Ebu'l Kasım bin Sabbağ "En- Nur'u ve'l- Burhan" adlı kitabında Muhammed bin İshak'dan, o da Hassan bin Sabit-i Ensari'den şöyle rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.a)'in hicretinden önce Umre için Mekke'ye gittim. Kureyş müşriklerinin Resulullah (s.a.a)'in ashabına sövdüklerini gördüm. O sırada Resulullah ( s.a.a) Ali'ye kendi yatağında yatmasını emretti. Ebu Kuhafe'nin oğlu Ebu Bekir'in düşmanlara haber vermesinden korktuğundan dolayı onu yanına olarak mağaraya doğru hareket ettiler." Arkadaşlık konusuna kısaca bakalım Yusuf suresinin 39. ayetinde de görüldüğü üzere Hz. Yusuf (a.s) zindanda iken iki arkadaşı vardı. Ayette şöyle buyurmaktadır: "Ey benim zindan arkadaşlarım! Parçalara bölünüp fırkalaşmış Rabler mi daha hayırlıdır, Vahid ve Kahhar olan Allah mı?" Müfessirler bu ayet hakkında şöyle diyorlar: Yusuf'u zindana götürdüklerinde, kralın aşçı ve sakisi olan iki kafiri de onunla birlikte zindana götürdüler. Bu üç kişi 5 yıl boyunca bir yerde kaldılar . Ayette görüldüğü gibi Hz. Yusuf ( a.s) onlara "arkadaşlarım" diye hitap ediyor. Acaba Peygamberin o iki kafire arkadaş diye hitap etmesi onların fazilet ve şereflerini mi ispatlamaktadır. Yoksa onlar iman mı etmişlerdi? Halbuki müfessir ve tarihçilerin hepsi, onların beş yıl arkadaşlıktan sonra kafir olarak Hz. Yusuf'un yanından ayrıldıklarını söylüyorlar. Kehf suresinin 37. ayetinde de Allah Teala şöyle buyuruyor: "Kendisiyle konuşan (imanlı fakir) arkadaşı ona dedi ki: Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni bir adam olarak biçimlendiren Allah'ı inkar mı ettin?" Fahr-u Razi'nin de "Tefsir-i Kebir"de naklettiği gibi, müfessirlerin geneli bu ayet hakkında şöyle diyorlar: Biri mümin, diğeri de kafir olan iki kardeş vardı. Müminin adı "Yahuda", kafirin ise "Beradus" idi. Aralarında geçen konuşma uzun olduğu için nakletmiyoruz. Ancak görüyorsunuz ki Allah-u Teâla, biri mümin, diğeri de kafir olmasına rağmen onları "arkadaş" olarak nitelendiriyor. Acaba müminin kafirle arkadaş olması, kafire herhangi bir fayda sağladı mı? YORUM KATILMIŞ SUNNİ MEZHEP YORUMU DİYANETDEN TEVBE 40 . Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir. (PARANTEZ AÇILAN YERLER YORUM KATILMIŞ OLAY ALLAHIN DEDİĞİ GİBİ DEĞİL MEALİ YAPANINDA KATKISINI GÖRMEKTEYİZ) YORUMSUZ MEAL-YAŞAR NURİ ÖZTÜRK -40.ayet Eğer siz ona yardım etmezseniz bilin ki, Allah ona zaten yardım etmişti. Hani, küfredenler onu iki kişinin ikincisi olarak yurdundan çıkardıklarında, mağarada bulundukları bir sırada arkadaşına şöyle diyordu: "Tasalanma, Allah bizimle!" Bunun üzerine Allah ona sükûnet indirmiş ve kendisini sizin görmediğiniz ordularla desteklemişti de küfre sapanların sözünü sefil kılıp alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise yüce olanın ta kendisidir. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir. Düşünün ebubekir bu ayet gelmeseydi ne yabardı acaba resulün durumu mağarada ne olurdu demek ki ebu bekir resule güvenmemiş sadece gelecekle ilgili plan için uygulamaya soktuğu plan parçası. Hatı zatında mağarada yılan ebubekirin ayağını ısırması olayı bile ebubekirin yerlerini müşriklere göstermesi yüzünden örümceği güvercini koyan ilah ebubekirin oyununu bozmuş ama zengin ve tarafı olan ebubekiri belki doğruyu gösterir doğruyu bulurdu kim bilir düşüncesi ile kullanılmış olması bir gerçek olduğu aşınadır. 27- Ebubekir, Ömer ve Osman; İslamiyet'in tebliğ aşamasında uğradığı saldırılarda, hep geri planda kalmaya özen gösterdiler. Yapılan savaşlarda onlar, kendilerini koruma amacını taşıdılar. Uhut'ta İslam ordusu bozguna uğrayınca, kaçanların arasında Ebubekir, Ömer ve Osman da vardı. Bunlar, peygamberi savaş alanında kaderiyle baş başa bırakıp kaçtılar. Kaçmakla da kalmadılar; bu savaştaki yenilginin suçunu peygambere atmaya varacak kadar dedikodulara malzeme sağlanmasına katkıda bulundular. Bunun üzerine, "Al-i İmran Suresi"nin 153, 154 ve 155. ayetleri indi. Bu ayetlerde, Uhut'tan kaçanlar açık açık kınanır. Yine, "Enfal Suresi"nin 15. ve 16. ayetleri, "Düşmana asla arkanızı dönmeyin", yani asla kaçmayın der. Bu Kuran buyrukları, haklarında olmadık methiyeler düzülen halifeler tarafından hiç dikkate alınmamıştır. Kuran'ın "Tevbe Suresi"nin 44. 45. ayetleri, bu konuda daha nettir... Bırakınız, böyle savaş meydanlarından kaçmayı, savaşa gitmemek için şu veya bu bahaneyi yaratanların bile cehennemlik olduğu açık açık vurgulanır. Bu üç halifenin savaştan kaçma olayı, Huneyn savaşında da tekrarlandı. İslam askeri bozulunca bu büyük halifeler canlarını kurtarabilmek için peygamberi yalnız bırakıp kaçtılar. Bunlar, Hendek savaşında da Mekkelilerin karşısına çıkamadılar. Heyber seferi sırasında, komutanlık bunlara verildi. Fakat bunlar, kendilerini tehlikeye atıp da etkili hücumlar düzenleyemediler. Saldırdıklarında da, Heyber Yahudileri karşısında bozguna uğrayıp geri çekildiler. Yani düşmana arkalarını döndüler. Kaleyi almak Hz. Ali'ye nasip oldu. Bu üç halifenin, savaş meydanına çıkıp çarpıştıklarına ait herhangi bir belge eski tarihlerin hiçbirinde yoktur. Uhud SAVAŞI HAKKINDA AYRICA YUKARIDAKİ ŞIKLARDA ÖMER OSMAN EBU BEKİR HAKKINDA YORUMLAR VARDIR. Nitekim Hamidi "Cem'un Beyn'es- Sahihayn"da; Halebi de "Siret-u Halebiyye"nin c. 3, s.123'ünde şöyle diyorlar: "Dört kişi hariç bütün sahabe firar ettiler. Ali (a.s) ve Abbas Resulullah ( s.a.a)'in önünde, Ebu Abdullah bin Mesud ise Hazretin ( s.a.a) solunda yer almışlardı;. Ebu Süfyan bin Haris de Peygamberin merkebinin yularından tutmuştu." Uhud savaşında da Müslümanların firar ettiğini kimse inkar etmemiştir. Hakikatin size keşf olması için tarih kitaplarını okumanız iyi olur. Özellikle İbn-i Ebi'l- Hadid "Nehc'ul- Belağa Şerhi"nin c. 3, s. 276'ında, nasibi olan Cahiz'in reddinde şöyle demiştir: "Uhud savaşında şu dört kişi; Ali, Zübeyr, Talha ve Ebu Dücane hariç bütün Müslümanlar firar ettiler. Müslümanlar arasından bu dört kişi çıkarılırsa, Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın da firar edenler arasında olduğu açıktır. İşte bunun için Cebrail şöyle dedi: |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.014
Thanks: 442
Thanked 861 Times in 471 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
28-
Ebubekir, Kuran'a, sanki Kuran ismi iyi değilmiş gibi Mushaf diye yeni bir isim koydurmuştur. Halbuki, Kuran'ın ismi, Kuran'ın içinde geçmektedir... BAKARA 2/2, TAHA 20/4,ENAM/90,7ARAF/172, 16-NAHL /44,3-ALİ İMRAN/58 VS... 29- Ebubekir, kendi halifeliğine karşı çıkanları, dünya saltanatı uğruna dinden dönmüş saydı. Onlar üzerine asker saldı ve Müslümanları acımasızca öldürttü. Bir taraftan dinden döndü diye İslamiyet ilkelerine aykırı davranıp Feca adlı birisini yaktırdı; diğer taraftan dinden dönen Kaysoğlu Eşas'a, kızkardeşini verdi. Bu evlilikten olan Cude isimli kadın da İmam Hasan'ı, zehirleyecektir.. hangi sebep olursa olsun insanlar yakılmaz yakmayı ALLAH c.c başkası yapamaz bunu kuranda örnekleri vardır böyle cezayı da resul bile sakın yapmamaları adına düşünürsek....... 30- Şarap içip Müslümanları kılıçtan geçiren, öldürdüğü Nüveyreoğlu Malik'in karısı aybaşılı olduğu halde, ona tecavüz eden Velidoğlu Halit'i kumandan yapan ve ona şeriat yasalarını asla uygulamayan da Ebubekir'dir... 31- Ömer; Müslüman olmadan önce, Müslümanlara şiddetli eziyetler etmiş; işkenceleri ile çok can yakmıştır. 32- Ömer; Ebubekir'i, Hz. Ali'nin halife tanımaması nedeniyle, bir gün yanına Mekke'nin ünlü zorbalarını da alıp Fatımatüzzehra'nın içeride olduğu sırada evi basmış, yakmaya kalkışmıştır. Bu kargaşada, bu çarpma sonucu, hamile olan Fatıma çocuğunu düşürmüştür. a -Şehristani "el-Milel ven-Nihel" C.1, S.57'de şöyle nakletmiştir: "Ömer, biat günü Fatıma (a.s)'ın karnına vurdu, bunun sonucunda karnındaki cenini düşürdü. Ve şöyle bağırmıştı: "Onun evini içindekilerle beraber yakın" Evde ise "Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'den başka kimse yoktu" (Selahattin Halil bin Ebik es-Sıfdi "El Vafi vel-Vefayat C.6, S.17) b- İbni Hacer el-Askalani "Lisan'ül Mizan" adlı kitabında C.1, S.268'de şöyle nakletmiştir: Ömer, Fatıma'nın karnına vurdu, ve Muhsin'i düşürdü. (ez-Zehebi "Mizan'ul İtidal" kitabı C.1, S.139) 33- Ömer, Hz. Muhammet tarafından Kuran'a ekleme yapmaya kalkıştıkları için Mekke'den sürülen Mervan'ın babası Hakem'e Bahreyn valiliğini verdi. Ömer'in bu tavrı, Alevilere göre, Peygamber emrinin açık açık çiğnenmesidir. Ömer, aynı biçimde Peygamber tarafından kafir ilan edilip ölümüne karar verilen; ancak Osman'ın şiddetli itirazı ve yalvarması ile bağışlanan Osman'ın süt kardeşi Sadoğlu Abdullah'ı da Mısır valisi yaptı. Bu da, peygambere karşı açık bir tavır sayıldı... 34- Ebubekir ve Ömer; peygambere pek çok konuda itiraz etmişler; sürekli engel çıkarmışlardır. Bunun üzerine de, "Hucurat Suresi"nin 1. ve 2. ayetleri inmiş, bu tavırlar açık açık kınanmıştır... 49-HUCURAT/1-2 Prof.Dr.Y.N.ÖZTÜRK MEALİ 1. Ey iman edenler! Allah'ın ve resulünün önüne geçmeyin! Allah'tan korkun! Allah gerçekten çok iyi duyan ve gereğince bilendir 2. Ey iman edenler! Seslerinizi o Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin! Kiminizin kiminize bağırarak konuştuğu gibi, onun huzurunda sözü yükseltmeyin! Yoksa siz hiç farkında olmadan amelleriniz eriyip gider. 35- Ömer, halife olduktan sonra, şiddet ve işkencesini sürdürmüş; önüne geleni kırbaçlamıştır. Hatta deli bir kadını bile öldürtmeye kalkışmış; Hz. Ali'nin itirazı ve açıklaması ile bundan vazgeçmiştir. Onun bu kural ve yasa tanımaz tavrına karşı Hz. Ali sürekli kendisini uyarmış, doğru yolu göstermiştir. Bu nedenle Ömer, "Ali olmasaydı, Ömer'in işi felaketti..." demek zorunda kalmıştır. 36- Ebu Cafer Belazuri (Ahmed bin Yahya bin Cabir-i Bağdadi, Ö. 279) Ensab'ül Eşraf kitabında C.1, S.586'da şöyle nakletmiştir: "Ebu Bekir Hz. Ali'yi biat için çağırdı; ama o kabul etmedi. Ömer'i gönderdi; Ömer de evi yakmak için ateş getirdi. Hz. Fatıma ( a.s) kapıda onu görünce; "Ey Hattab'ın oğlu! Evimi yakmak için mi gelmişsin?" diye buyurdu. Ömer; "Evet! Bu iş (hilafet), babanın getirdiğinden (risaletten) daha önemlidir." diye cevap verdi. Yıllarca Hanefi mezhebinin Halep'te kadılığını yapan ve H. 815'de vefat eden Ebu Velid Muhibbuddin Muhammed bin Muhammed bin eş-Şahne el-Hanefi "Ravzat'ul- Menazır Fi Ahbar'il- Avail'i ve'l- Evahır" adlı tarihinde, Sakife olayını açıklarken ateş ve yakma meselesini şöyle anlatıyor: Ömer Ali'nin ( a.s) evini ve içindekileri yakmak için geldi; Fatıma'yla karşılaşınca dedi ki: "Ümmetin dahil olduğu şeye, siz de dahil olun.. Taberi kendi tarihinin c. 2, s. 443'ünde, Ziyad bin Kuleyb'den şöyle naklediyor: Talha, Zübeyr ve Muhacirlerden bir grup Ali'nin evindeydiler. Ömer bin Hattap gelerek şöyle dedi: "Biat için dışarı çıkın; aksi takdirde hepinizi yakarım." Taberi kendi tarihinde C.3, S.203'te şöyle nakletmiştir: Ömer ateş ve odun istedi. Sonra dedi ki: "Ya biat için çıkarsınız, yoksa içindekilerle beraber (evi) yakarım. Ona dediler ki: "Ama bu evde Fatıma vardır" Dedi ki: "Fatıma da olsa " Alevilerin, Peygamberin hanımlarından Ayşe'yi sevmemelerinin nedenleri şunlardır: A- Hazreti Muhammet, daha hayatta iken, Hz. Ali ile Ayşe arasında sorun doğmuştu. 1- Bir gün harp ganimetleri taksim edilirken, Hazreti Muhammet, zevcelerine de hisse ayırıyormuş. Ayşe "İki hisse isterim" demiş. Muhammet, Ayşe'ye hakkına razı olmasını ihtar etmiş. Fakat o, iki hisse almak hususunda ısrar etmiş.. Ali'nin buna canı sıkılarak, "Ciddiyetini takın, itiraz edip durma, hakkına razı ol" şeklinde müdahalesi, Ayşe'yi kızdırmış, tartışma olmuş. Hazreti Muhammet, Ayşe'nin bu hareketini beğenmeyerek Ali'ye demiş ki: "Ya Ali, dünya kurulalıberi, hiç görülmemiş bir işi sana havale ediyorum. Ayşe'nin emr-i talakını (boşanmasını) senin yetkine bırakıyorum. Senin onu boşamaklığın, benim boşamaklığım olsun." 2- Ayşe'nin, Ali'yle diğer bir kırgınlığı da İfik olayıdır. Bu olay çıktığı zaman, Hazreti Peygamber uzunca bir müddet Ayşe'ye darılmıştı. Ayşe, Muhammet'in kendine küsmesini Ali'den bilmişti. Yani, Hazreti Peygamber'i, Ali'nin teşvik ettiğini sanmıştı. Halbuki Ali'nin bu olayla ilgisi olmamıştır. Olay şudur: Beni Müstalik kabilesi üzerine yapılan bir saldırıda, Ayşe de peygamber'in yanındaydı. Gazadan dönülürken Medine'ye yakın bir yerde mola verilir. Ordunun hareketine yakın bir sırada, Ayse aptes yenilemek için deve üzerindeki oturduğu sandıktan çıkar. Askerlerin gözleri önünden biraz uzaklaşmak ister. Aptes bozduğu yerde kıymetli gerdanlığını düşürür. Geri döndüğü zaman farkına varır. Gerdanlığını aramak maksadıyla, tekrar aptes mahalline gelir. O sırada da, orduya hareket emri verilir. Ayşe'nin devesini yeden hadim, Ayşe'yi sandığın içinde oturuyor sanarak, deveyi yedip ordu ile hareket eder. Ayşe, gerdanlığını bulup geri dönerse de, ordunun gittiğini, devesinin yerinde yeller estiğini görür. Kırın başında yapayalnız kalakalır. Her zaman ordunun arkasından giden ve geride kalmış olan neferleri yola sevk etmek vazifesini gören, Safvan isminde biri vardır. Bu sırada Safvan gelir. Ayşe'yi kendi devesi üzerine bindirerek ordunun arkasından yetiştirir. Bu hali kötülüğe çekenler olur. Derhal Peygambere gammazlarlar. Gammazlar arasında o vaktin meşhur şairlerinden Sabitoğlu Hasan da vardır. Peygamber'in, Ayşe'nin bu hareketine çok canı sıkılır. Kalbinde Ayşe'ye karşı şüpheler uyanır. Yüzünde endişe ve teessür alametleri belirir. Ayşe, Muhammet'in tavrındaki bu kırgınlığı sezince, Medine'ye vardıkları zaman doğruca babasının evine inmeye mecbur olur. Babasının evinde uzun zaman gözyaşları döker. Anasıyla babası da, onunla birlikte haylice ağlar. Hazreti Peygamber, uzun bir müddet Ayşe'ye küstükten sora, bir gün Ebubekir'in evine kadar gider. Ayşe'ye, "Eğer ismetinden şüphen yoksa, Allah'a yalvar da, bana 'vahiy' ile senin doğruluğunu bildirsin" der. Bu sözler, gerek Ayşe'ye gerekse anasına, babasına çok dokunur. Epeyce kederlenirler. Teessürlerinden pek çok ağlayıp sızlarlar, adeta Ebubekir'in evi, bir matemhane olur. Ayşe, Allah'a çok dualar eder. Nihayet Ayşe'nin duası kabul olur. Muhammet'e, Ayşe'nin beraati hakkında Cebrail vahiy getirir. Muhammet, bizzat bu vahyi bildirmek üzere Ayşe'nin yanına varır. Konuşma sırasında Ayşe'ye "hamd ve şükür" tavsiyesinde bulunur. Ayşe, derhal gürleyerek, "La'a vallah! Ben Cenabı Hakk'tan başka kimseye hamdü şükretmem" diye mukabelede bulunur. Yukarda ismi geçen şair Hasan'ın, Peygambere kötümser haber verdiğini bilen Safvan da, onun üzerine yürür ve şairi kılıcı ile yaralar. 3- Ayşe'nin, Hz. Ali'ye karşı kırgınlığının başlıca sebeplerinin biri de Hazreti Fatıma'dır. Fatıma, küçük yaştan beri, babası Hazreti Muhammet'e bağlı idi. Onu fevkalade severdi. Peygamber de, "Fatıma benim parçamdır" diyerek onu, bütün evlatlarından üstün tutardı. Peygamberin, Fatıma ve kocası Hz. Ali ile böyle ilgilenmesi, değişik yerlerde birçok kez "Benim Ehlibeytim Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin'dir" diyerek yalnız, Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i kendi Ehlibeyt'i sayması, hele Seddülebvab olayından sonra Mescid-i Resulullah'a açılan bütün odaların kapılarını kapattırması ve yalnız Hz. Ali'nin kapısını olduğu gibi bırakması, Ayşe'nin, Hz. Ali'ye karşı kıskançlığını tahrik etmekteydi... Hicretin ikinci yılında Seddülebvab (kapıların kapanması) olayı olmuştu. Olay şu idi: "Seddül-elvaba illa bab-ı Ali." Türkçesi: "Hz. Ali'nin kapısından başka Mescid'e açılan bütün kapıları kapayınız." Malumdur ki, Medine'ye hicretten sonra Mescit yapılırken, Peygamber, kendisi için mescide bitişik bir oda yapılmasını emretti, sonra da yakın akraba ve sahabelerinin oturmaları için de birer oda yapılmasını istedi. Bu odalar yapıldı. Bu odaların hepsinin kapısı mescide açılırdı. Peygamberle birlikte bu sahabeler istedikleri zaman bu kapılardan mescide girerlerdi. Odaları bulunan sahabeler arasında şunlar da vardı: Hz. Ali, Peygamberin amcası Hamza ile Ebubekir, Ömer, Osman. Fakat Ali'nin kapısından başka bütün kapıları kapayınız emri verilince sahabeler aralarında kırgınlık oldu. Bunlar, Hazreti Hamza'ya şikayet ettiler. Hazreti Hamza da Peygambere gelerek, "Ya Resulullah. Ben senin amcanım. Ali ise amcanın oğludur. Ali'nin kapısını açık bıraktığın halde benim kapımın kapanmasını emredişinin hikmeti nedir?" demişti. Peygamber, amcası Hamza'yı çok severdi: "Amcacığım bilirsin ki ben kendi kendime hiçbir emir vermem. Bu emir, Allah'ın emridir. Allah böyle istiyor." cevabını verdi. Bunun üzerine Hamza, Ebubekir, Ömer, Osman'ın mescide açılan odalarının kapıları kerpiçle örüldü. Yalnız mescide Hazreti Muhammet'le, Hazreti Ali'nin odalarının kapıları açık bırakıldı. Bunlar, mescide bu kapıdan diledikleri zaman girer, çıkarlardı. Bazı tarihler, Peygamberin son günlerinde Ebubekir'in mescide açılan odasının penceresinden Peygamberin onunla konuştuğunu yazarlar... Bu, tamamen asılsızdır. Çünkü o sırada, yani Kapıların Kapanması tarihinden sonra Ebubekir, evini gayet uzak bir mahalleye taşımıştı. Hatta Peygamber'in vefatı haberini, Peygamber'in kapısında beklettiği kendi kölesinden almış, bunun üzerine atına binerek Peygamber'in evine gelmişti. 4- Peygamberin neslinin Fatıma'dan üremesi ve Fatıma'nın iki oğlu Hasan ve Hüseyin'i, Peygamberin fevkalade sevmesi de, Ayşe'yi kızdırmakta idi. Çünkü, Fatıma'nın Hasan ve Hüseyin'den başka Zeynep ve Gülsüm adlı iki de kızları vardı. Ayşe'nin ise çocuğu olmamıştı. Hatta bir gün Ayşe, Peygamber'e şikayet ederek bütün kadınların birer künyeleri olduğu halde kendinin künyeden mahrum olduğunu üzülerek anlatmış. Peygamber de: "Kız kardeşin Esma'nın oğlu Abdullah'ı kendine evlat edin ve ümmü Abdullah künyesini al" demişti. Ayşe de böyle yapmış, o tarihten sonra Ümmü Abdullah (Abdullah'ın anası) künyesini almıştı. B- Alevilerin, Ayşe'yi sevmemelerinin bir sebebi de,onun Peygamber'in emrine zıt hareket etmesidir . 1- Hz. Ali'nin hilafetinden sonra ona karşı beslediği kin sebebiyle Talha ve Zübeyr'le işbirliği yaparak, Hz. Ali'nin üzerine ordu çekmesi, Cemel Harbi'ni yaratması, bu yüzden pek çok İslam kanının dökülmesine sebebiyet vermesidir. 2- Ordunun mağlubiyetinden sonra da, Basra'dan ayrılmayarak Hz. Ali aleyhinde siyasi hadiseler meydana getirmeye çalışması... Ayşe, Cemel Harbi'nden sonra Medine'ye gitmeyip Basra'da kalmıştı. Ayşe'nin Basra'da oturmasını uygun görmeyen Hz. Ali, önce Abbasoğlu Abdullah'ı ona göndererek Medine'ye gitmesi emrini tebliğ ettirdi. Fakat Ayşe bu emri dinlemediği gibi İbni Abbas'ı da huzurundan kovdu. İkinci defa, Hazreti Ali, oğlu İmam Hasan'ı, Ayşe'ye göndererek derhal Medine'ye hareket etmeyecek olursa, vaktiyle Hazreti Peygamber'in kendisine verdiği salahiyeti kullanacağını, yani Peygamber namına onu boşamak mecburiyetinde kalacağını tebliğ ettirdi. Bunun üzerine, bu son ve kesin haberi alan Ayşe, ördürmekte olduğu saçlarını bitirmeye bile vakit bulamadan acele ile devesine atlayıp Medine'ye gitmeye mecbur oldu. 3. Ayşe, Mervan'ın tahrikinden de etkilenip İmam Hasan vefat ettiği zaman, cenazesinin, dedesi Hazreti Muhammet'in merkadi yanına defnedilmesine karşı çıktı. O gün, bir katıra binerek hempalarını başına topladı ve cenazeyi getirenlere ok attırdı. Hatta oklardan bazıları, İmam Hasan'ın tabutuna saplandı ve çatışma çıkmasına ramak kaldı. Bu hadisede Ali'nin dostları itidali muhafaza etmiş ve Ayşe'nin bu hareketinin kötü neticeler doğurmasına mani olmuşlardı. 33.Ahzap 6/28//29/30/31/32/33/45/50/51/59/60, 11.hud-40/45/46 ,tevbe.9 /24, NUR süresi-24.1 den 64 e kadar TAHRİM 66.1/2/3/4/5 AYETLERİ vs. biz bazı ayetlerde resulun eşleri dokunulmaz hata yapmaz anlamı kazandıran m fıkıhçılara gerçeklerle yazdıklarına bir daha bakmalarını tavsiye ediyoruz tarih açıktır kuranda ayşe diye birini ayırmıyor resul eşlerine tavsiyelerde bulunuyor. YOKSA BU AYETLERDEN NE BİRİLERİNE YARDAKÇILIK OLSUN DİYE PAY ÇIKARMAMIZMI GEREKİR YOK EMEVİLER VE YANDAŞLARI GİBİ YAPMAYACAĞIM |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.014
Thanks: 442
Thanked 861 Times in 471 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
MÜSLÜMANLIĞIN İLK YILLARI
KIRGINLIĞIN SEBEPLERİ Alevilerin, Ebubekir, Ömer, Osman hatta Ayşe'ye karşı olmalarının, bu isimleri taşıyanlardan herhangi bir şahsın, tarikata alınmamasının başlıca sebepleri şunlardır: 1- Emevi soyundan olan Mervan, anasından doğduğu zaman Hazreti Peygamber'e getirip göstermişler. Hz. Muhammet, bunun suratını görünce derhal; "Yüzünden melanet akıyor" demiş. Bunun büyüdüğü zaman, İslam dünyasına ne kadar büyük fenalıkları dokunacağını yüzünün hatlarından okuyarak daha o zaman herkese tanıtmıştır. Gerçekten de Muaviye ve Mervan, İslamiyet'in başına bela olmuşlardır... Nitekim Fahr-u Razi, Taberi, Kurtubi, Nişaburi, Süyuti, Şevkani, Alusi, İbn-i Ebi Hatem, Hatip Bağdadi, İbn-i Merduye, Hakim, Makrizi, Beyhaki , mezkur ayetin tefsirinde İbn-i Abbas'tan (r.a) şöyle nakletmişlerdir: "Kur'an'da Lanetlenmiş ağaç"tan maksat, Emevilerdir. Zira Resulullah (s.a.a) uykuda onları, minber ve mihrabına saldıran maymunlar şeklinde gördü. Hazret uyandıktan sora Cebrail, mezkur ayetin nazil olduğunu haber vererek dedi ki: "Rüyandaki gördüğün maymunlar, Emevilerdir; onlar senden sonra hilafeti gasp edeceklerdir. Mihrap ve minberin 1000 ay onların tasarrufu altında olacaktır. 2- Mervan'ın (veya babasının), vahiy katibi iken Al-i İmran suresini Al-i Mervan diye kaydetmesi ve bundan dolayı sürgüne yollanması. Diğer bir rivayet şöyledir: Muhammet, vahyolan Kuran'ı yazdıragelmekte iken bir gün "Cenin halindeki çocuklara, Cenab-ı Hakk'ın ana rahminde ne güzel çehre ve şekil verdiği" hakkındaki vahyi kaleme alan katip, büyük bir hayretle, "Fetebarekallah-ü ahsen-ül'halikın" demiş. Peygamber de, "Evet. Alt tarafına bu cümleyi kaydet." deyince, katip kendisine de Tanrısal ilham geldiğini sanıp herkese karşı gururla, "Cebrail, bana da vahiy getirmeye başladı." diye övünmeye başladı. Bu da onun katiplikten atılmasını, sürgüne yollanmasını doğurmuştu. 3- Ebu Süfyan'ın karısı ve Muaviye'nin anası Hind'in, Uhut Cengi'nde Hazreti Hamza'yı şehit ettirmesi ve diğer şehitlerin kulaklarını kesip ipe dizmesi ve boynuna süs diye asması. Bundan başka, Hamza'nın bağrını yarıp ciğerini çıkararak çiğ çiğ yemesi, bu yüzden, Akilet-ül-ekbad (ciğer yiyici) diye İslamlar arasında uğursuz bir unvan kazanması.sunnilerin emevi baskıları değişerek hind gibi zalimi haktan yana olduklarına inanmaları. 4- Emevi soyunun önderi Ebu Süfyan'ın, Hazreti Muhammet'e büyük düşman olması, Uhut Cengi'nde attığı taşla onun iki dişini kırması ve çukura düşürmesi. 5- Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye'nin, Hz. Ali'ye büyük düşman (aduy-i ekber) olması. Kendisini, Peygamberin izinden giden ve onun sünnetini ihya eden Sünni Müslüman diye iddia etmesi... Bu kurnazlığı ile yepyeni bir Sünni adı icat ederek Müslümanların arasına atması. Hatta, Hz. Ali ve Ali'nin izinden gidenlerin de yoldan çıkmış kafirler olduklarını söyleyerek, hakimiyeti altındaki halkı kandırması, yoldan çıkarması... 6- Muaviye'nin oğlu Yezid'in de, Peygamber soyuna bu düşmanlığı en azgın biçimde sürdürerek Kerbela Faciası'nı yaratması... Gönderdiği ordularla, hasta yatan İmam Zeynelabidin'den başka, Al-i Resul'ün küçük, büyük bütün erkeklerini kestirerek peygamber soyunu dünya yüzünden kaldırmaya yeltenmesi.peygamber evlatlarının kadınlarına zulüm ederek şamda gezdirmesi. 7- Emevi soyu ve onları destekleyen zengin Araplar; Hz. Muhammet'e etmediklerini bırakmadılar. Ona "deli, şair, deli şair, kahin, büyücü" gibi adlar taktılar. (Kuran, bu durumu anlatıyor...) Peygambere bu suçlamayı yapanlar kılıç korkusuyla Müslüman olduktan sonra en yaman Müslüman geçinmeye başladılar. Peygamber soyunun başına çorap ördüler. 8- Peygamber hasta iken, kendisinin vefatından sonra Müslümanların ayrılığa ve yanlışa düşmemeleri için, Hz. Ali'nin kendi vasisi olduğunu belgelemek için kalem kağıt istedi. Bu sırada, Emevi reislerinin tahrikine kapılan Ömer, Peygamberin bu isteğini reddederek; "Muhammet, ölüm halindedir, yazacağı vesikanın hükmü yoktur, Allah'ın kitabı olan Kuran bize kafidir." diye karşı çıktı. Peygamber, bundan üzüntü duyarak hepsini huzurundan kovdu. a- Şehristani de Milel ve Nihel kitabının dördüncü mukaddimesinde şöyle diyor: "İslâm'da vuku bulan ilk hilâf, Ömer'in, Peygamber-i Ekrem ( s.a.a)'in kağıt kalem isteyerek vasiyet yazmasına mani olmasıdır." İbn-i Ebi'l- Hadid de Nehc'ul Belağa Şerhi'nin c. 2 s. 563'ünde bu manaya işaret etmiştir Kutsal kitabımızda şu sözleri okumadınızmı Peygamber heva heves üzere konuşmaz, o (söz) vahy edilen bir vahiydir." Hakeza: "Resulün size verdiklerini alın." Hakeza: "Allah'a ve Resulüne itaat edin." Ayrıca Ahzap süresi 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. 9- Hz. Muhammet, son zamanlarda teşkil ettiği bir ordunun kumandanlığını, Usame'ye vermiş, Ali'den başka herkesin bu orduda bulunmasını buyurmuştu. Buna, "Bir kölenin oğlu kumandan olamaz" diye itiraz edenler oldu ve bu itiraz edenler, Usame'nin emri altına girmemek için direndiler. Muhaliflerin içinde Ebubekir, Ömer, Osman da vardı. Bunlar da orduya katılmadılar. Pek sevdikleri İslam peygamberinin emrini tutmadılar. Yukarıdaki ayetleri çoğalta bilirsiniz/ahzap-36 10- Ebubekir, halife olunca, peygamberin kızı Fatımatüzzehra'nın hakkı olan Fedek hurmalığını elinden aldı. Burasını, Hz. Muhammet, daha hayattayken, kendi hakkı olarak Fatıma'ya vermişti. Ebubekir, Hz. Peygamber'in emri ve uygulamasını dikkate almayarak resul mal bırakamayacağı gibi iyi bir entirika oyunu oynar Fedek'i Beytülmal'e (Hazine) devretti. Zaten babasının matemiyle yaralı olan hz.Fatmayı, Ebubekir çok ağlatmıştı-resul fatmayı üzen dolayısı ile beni üzmüş sözünü ebu bekir duyduğu ve rum suresinde allah resule bilhas fedeği fatmaya kalacağını bildiği halde .(daha sonraları ömerin fedeği Hz.Fatma ölünce vermesi Ebubekirin yanlışını ayrıca göstermektedir .) Ömer, halife olunca, Ali'yi memnun etmek maksadıyla Ebubekir'in zaptettiği bağı Fatıma evladına vermek istemişse de, Ali, "Fatıma'nın ölümünden sonra neye yarar" diyerek Ömer'in bu teklifini reddetmişti. a- İbn-i Kuteybe el-İmamet'u ve's- Siyase kitabında, İbn-i Ebi'l- Hadid ve diğer alimler de kendi muteber kitaplarında şöyle yazmışlardır: "Ömer Ebu Bekir'e şöyle dedi: "Gel Fatıma'ya gidelim; zira onu gazaplandırdık." (Bazı rivayetlerde ise Ebu Bekir'in Ömer'e böyle söylediği yer almıştır ki bu daha doğru gözükmektedir) Birlikte Fatıma'nın kapısına vardılar. Ama mazlum Fatıma ( a.s) onlarla görüşmek istemedi. Hz. Ali (a.s)'ı aracı kılınca Fatıma (a.s) Hz. Ali'nin sözüne karşı sessiz kaldı. Bunun üzerine onlara sadece giriş izni verdi. Girip selam verdiler, Hz. Fatıma ise yüzünü duvara döndü. Ebu Bekir şöyle dedi: "Ey Resulullah'ın kızı, Allah'a and olsun ki Peygamber (s.a.a)'in akrabalığını kendi akrabalığımdan daha çok seviyorum. Seni kızım Aişe'den daha çok seviyorum. Keşke Resulullah ( s.a.a)'den sonra ben de ölseydim. Ben senin değer, şeref ve faziletini herkesten daha iyi biliyorum. Eğer seni mirasından men ettiysem, bu bizzat Peygamber ( s.a.a)'den duyduğum; "Biz miras bırakmayız; bıraktığımız miras değil, sadakadır. " hadisi üzere idi." Hz. Fatıma (a.s) Emir'ul- Muminin Hz. Ali (a.s)'a şöyle arz etti: "Ben onlara Resul-ü Ekrem ( s.a.a)'in bir hadisini hatırlatıyorum, Allah'ın rızası için doğru söylesinler. Acaba Resulullah (s.a.a)'in şu hadisini duymadılar mı?: "Fatıma'nın rızası benim rızamdır; Fatıma'nın gazabı benim gazabımdır; Fatıma'yı seven beni sevmiştir; Fatıma'yı razı eden beni razı etmiştir; Fatıma'yı öfkelendiren beni öfkelendirmiştir." Onlar; "Evet, Hz. Peygamber (s.a.a)'den bunu duyduk." dediler. Bu sırada Fatıma (a.s) şöyle buyurdu: "Allah'ı ve meleklerini şahit tutuyorum ki sizler beni gazaplandırdınız, beni razı etmediniz. Resulullah ( s.a.a) ile görüşürsem sizin ikinizi O'na şikayet edeceğim." Ebu Bekir, Hz. Fatıma'nın bu beyanı karşısında ağlar bir halde şöyle dedi: "Senin ve Peygamber'in gazabından Allah'a sığınırım." Fatıma (a.s) da ağlar bir halde şöyle buyurdu: "Allah'a and olsun ki her ibadetde sana beddua ediyorum." Ebu Bekir bu sözleri duyunca ağlayarak dışarı çıktı. Halk etrafında toplandı ve ona teselli vermeye çalıştı. Ebu Bekir şöyle dedi: "Eyvahlar olsun size! Siz eşlerinize ve evinize sevinç içinde dönüyorsunuz; beni bırakın, benim sizin biatinize ihtiyacım yoktur, benden vazgeçin. Allah'a and olsun ki Fatıma'dan duyduklarım ve gördüklerimden sonra, hiçbir Müslümanın boynunda biatimin olmasını istemiyorum." Büyük alimlerinizin bu yazdıklarından da anlaşıldığı gibi Hz. Fatıma (a.s) ömrünün sonuna kadar Ebu Bekir ve Ömer'den rahatsız oldu, hüzün dolu bir kalple dünyadan ayrıldı ve kesinlikle onlardan razı ve hoşnut olmadı! Nitekim Buhari, Sahihin 5. cildinde Hayber gazvesi babı s. 9'da ve hakeza c. 8, "Kavl'un- Nebiy la Nurisu Ma Tereknahu sadaka" babı, s. 87'de: "Hz. Fatıma dünyadan göçünceye kadar Ebu Bekir'le konuşmadı" demiştir.kaynaklar arapcadır. " İmam Ebu Abdurrahman Nesai de "Hasais'ul- Alevi"nin 202. hadisinde şöyle naklediyor: "İmam Hasan (a.s ) siyah sarık ile halkın huzuruna gelerek babasının vasıflarını anlatırken şöyle dedi: "Hayber gazvesinde, babam Ali düşmanın kalesine doğru gittiğinde, Cebrail sağında, Mikail de solunda savaşıyordu." Bütün zafer ve fetihler, O'nun kılıcının şiddeti sayesinde Müslümanlara nasip oluyordu; bu vesileyle Allah ve Resulünün yanında muhbubiyet makamına ulaşıyordu; Cebrail ve Mikail O'nun sağında ve solunda yer alıp savaşmakla iftihar ediyorlardı. İşte bundan dolayı Resulullah ( s.a.a) şöyle buyurmuştur: "İslâm, sadece Ali'nin kılıcıyla güçlendi." b- Hafız Ebu Naim İsfehani "Hilyet'ul- Evliya"nın c.1, s. 62'inde, Muhammed bin Talha eş-Şafii İbn-i Hişam'ın Siresinden naklen "Metalib'us- Süul"un 40. sayfasında, Muhammed bin Yusuf-u Genci eş-Şafii "Kifayet'ut- Talib"in 14. Ehli sunni ve şia mezheplerin daha birçok büyük alim ve tarihçileri onların yenilgiye uğrayarak geri dönüp kaçtıklarını yazmışlardır;: Muhammed bin İsmail-i Buhari, kendi Sahih'inin 2. cildinin 100. sayfasında (1320 Mısır baskısı), Müslim bin Haccac da kendi Sahih'inin 2. cildinin 324. sayfasında (1320 Mısır baskısı) açık bir şekilde şöyle yazmışlardır: " Halife Ömer, iki defa savaş meydanından geriye dönüp kaçtı." Bu konu için apaçık delillerden birisi de, İbn-i Ebi'l- Hadid el-Mutezile'nin Hz. Ali (a.s)'ın fazileti hakkında olan "Aleviyyat-ı Seb'" isimli meşhur şiirinin içerisinde Hayber babında Baiyye Kasidesi adıyla söylediği şu şiirdir: "Hayber hakkındaki haberleri söylemek istemiyor musun? O savaşta akıl sahiplerini hayrete düşürecek bir takım şeyler vardır. Öne geçip kaçanlar (yani Ebu Bekir'le Ömer), bayrak taşımaya alışmamışlardı . İşte bundan dolayı o yüce bayrağa zillet ve horluk örtüsünü örterek kaçtılar. Halbuki savaştan kaçmanın büyük bir günah olduğunu biliyorlardı. Yahudi'lerin büyüklerinden cesur bir genç kılıcını çekmiş, atının üzerinde, baharın yeşilliklerini yemiş şehvet dolu ve kudurmuş bir erkek deve kuşu gibi, sanki gelin evine kına götürüyormuşçasına onlara rahatça saldırmış. Onun kılıç ve mızrağından çıkan ölüm ateşinin yankıları onları korkutmuştur. Ben (İbn-i Ebi'l Hadid) sizin yerinize (Yahudilerin karşısından kaçmanızdan dolayı), özür diliyorum. Zira ölüm herkesin hoşlanmadığı, yaşamını sürdürmek ise herkesin sevdiği bir şeydir. Siz de ölümden korktunuz. Halbuki, herkes ölümü tadacaktır..." Binaenaleyh, kabul ediniz ki bizim ihanet amacımız yoktur. Biz, sadece tarihteki gerçekleri anlatarak savaş meydanlarındaki mücadelelerde kafirlere karşı şiddetli olan ve onları mağlûp eden kişinin Ömer değil Hz. Ali ( a.s) olduğunu vurgulamaya çalıştık ki bilesiniz, halife Ömer'in "Kafirlere karşı şiddetli" ayetinin kapsamına girebilecek herhangi bir kahramanlık ve fedakarlığı yoktu. Hatta onlar, bırak kahramanlığı güçlü düşmanın karşısında yer alınca, mevzii boş bırakarak savaş alanından bile kaçmışlardır. Eğer dikkat edip insaflıca düşünecek olursanız, bu büyük sıfatın (Kafirlere karşı şiddetli olma) sahibi, Hz. Ali olduğunu tasdik edeceksiniz. Zira Hz. Ali ( a.s), bütün savaş meydanlarında kafirlere karşı şiddetle mücadele etmiştir.. En doğrusunu ALLAH c.c. bilir. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||