![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
![]() Türkiye’de Alevilikle ilgili yazılı eser sayısı binlerle ifade edilebilir. Bu eserlerin büyük kısmı 1990’lı yıllarda yayınlanmıştır. O yıllar, Alevilikle ilgili yayınlarda büyük bir patlamanın gerçekleştiği yıllardır. Aynı yıllar cem evlerinin peş peşe açıldığı yıllardır. Bu gelişmeler, Türkiye’deki alevi kitlesinde ve muhalif kesimlerde bir umut yaratmıştı. Türkiye’de Alevilikle ilgili yazılı eser sayısı binlerle ifade edilebilir. Bu eserlerin büyük kısmı 1990’lı yıllarda yayınlanmıştır. O yıllar, Alevilikle ilgili yayınlarda büyük bir patlamanın gerçekleştiği yıllardır. Aynı yıllar cem evlerinin peş peşe açıldığı yıllardır. Bu gelişmeler, Türkiye’deki alevi kitlesinde ve muhalif kesimlerde bir umut yaratmıştı. Çok geçmeden umutlanmak için acele ettiğimiz anlaşıldı. Olup bitenin devletten bağımsız olmadığı ya da devlet kaynaklı resmi ideolojinin dümeni kısa sürede ele geçirdiği anlaşıldı. Yıllar önce ittihatçıların pişirdiği bilgiler, üniversitelerde ve bazı Bektaşi derneklerinde ısıtılarak alevi kitlesinin önüne koyuluyordu. Çok geçmeden alevi kitlesinde bir kafa karışıklığı ve akabinde zorbanın dümenine girme süreci başladı. Aleviler “cumhuriyetin bekçileri” olmuşlardı. “Sahiplik” değilse de “bekçilik” onlara yakıştırılmıştı. Alevilik bir “Türk dini” olarak lanse edilmeye başlandı. Bütün alevi dervişleri, pirleri Türklüğü yaymak için Horasan’dan kalkıp Anadolu’ya gelmişlerdi. Birdenbire “her şeyin Türklük için yapıldığı” fikri ortada dolaşmaya başladı. Bu durumda Şah-ı Merdan, Kırklar Cemi, Pençe i Ali Aba, Tarik i Dar-ı Tuba, Ehlibeyt gibi kavramlar anlamsızlaşmaktaydı. Oysa gerçek hiç de öyle değildi: Alevilikle ilgili ciltlerce kitap yazıp her şeyi Türklüğe doğru eviren kelli felli yazarlar, üniversitede kürsü kapmış proflar, bazı soruları hiç kendilerine sormuyorlardı. Örneğin “Alperen Dervişleri” dedikleri bu insanlar neden hiç Türklükten söz etmemişlerdi, Türklüğü övmemişlerdi. Bu alperen dervişlerinin neden Türklüğe ilişkin tek bir yüceltici sözcüğü yoktu? Örneğin “Türk Dini” dedikleri Aleviliğin terminolojisinde neden tek Türkçe kavram yoktu. Madem Alevilik Türk Şamanizmi’nin devamıydı neden alevi süreğindeki hiçbir terim Türkçe değildi: Abdest, Dar, Dar-ı Mansur, Dergah, Derviş, Dem, Çerağ, Gülbeng, Cem, Camat, Mürşit, Pir, Rehber, Dem, Semah, Tevt, Şah-ı merdan, Şir-i Yezdan, Hü, Tarik, Pençe-i Ali Aba, Serçeşme, Oruç gibi temel alevi terimlerinin hiçbiri Türkçe değildi. Türklük için cenk eden gaziler Türkçe konuşmayı unutmuşlar mıydı? Ulusal Alevilik dinini oluştururlarken neden Farsça, Kürtçe ve Arapça terimler kullanmışlardı? Aleviliği Türk dini gibi gösteren yazarlar bu soruların cevaplarını vermek istemezler mi? Şimdi bu terimleri tek tek irdeleyelim; DAR: (Farsça ): Kürtçede ağaç demektir. Kızılbaşlıkta dara durmak oldukça önemlidir. Pirin huzurunda dururken dara durulur. Buyrukta dört şekil dara durmaktan söz eder. Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi Dar-ı Fatıma. Dar-ı Mansur için şu tanımlama yapılır: Dar-ı Mansur’da dara asılır gibi doğru pir nazarına durup, elini sallandırıp berdar olmaktır. TDK sözlüğüne göre, Ağaç, idam mahkumlarını asmak için dikilen direk. DERGAH: “derge” Kürtçede kapı demektir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Farsça bir terim” olarak geçiyor. (Bilindiği gibi Kürtçe diye bir dilin varlığını kabul etmeyen devlet ve ona bağlı kurumlar Arapça olmayan doğu dillerine ait her sözcüğü “Farsça” diye geçiştirmişlerdir.) Dergah terimi TDK sözlüğünde, “tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve törenler yaptıkları yer, tekke.” Şeklinde tanımlanmaktadır. DERVİŞ: “dev-reş” kavramından gelir. Kürtçede “kara ağız” demektir. Yoksul ve divane kimselerin duruşu ve görüntüsü onların bu niteliklerle tanımlanmalarına yol açmıştır. TDK sözlüğünde “bir tarikata girmiş, onun yasa ve törenlerine bağlı kimse” şeklinde tanımlanır. DEM: bu terim de “Farsça” olarak ifade edilmiştir. “Soluk, nefes, zaman, içki içmek, kıvama gelmek, bir şeyden söz etmek” şeklinde açıklanır. Annem bir kimseden söz ettiğinde, dedikodu gibi algılanmasın diye “zem niyu demu” derdi. Alevi inancında dem oldukça önemlidir. Alevi dervişlerinin demlenmeleri ünlüdür. Dem, sonradan İslam’ın etkisiyle şerbete ya da saka suyuna dönüşmüştür. ÇERAĞ : (çırağ-Farsça ) mum, kandil, lamba gibi ışık kaynağı. Dersim bölgesinde lambaya “çıla” denir. Alevi cemlerinde “çerağ” çok önemlidir. Hatta 12 görevliden biri çerağcı’dır. Cemi aydınlatan kişinin hizmetine “çerağcı” denir. Zerdüşt inancında da ışık ve çıra kutsanmıştır. GÜLBENK: (Farsça) TDK sözlüğüne göre “hep bir ağızdan ve makamla söylenen dua.” Gul- bang. Gül sesi demektir. Kürtçede kullanılan bir terimdir. Dersim yöresinde gulbang, “dara durma, pirin duasını alma” anlamında kullanılır. Genel olarak Alevilikte, “cemde söylenen dualar ve deyişler” anlamındadır. CAMAT: Cam, Farsçada saydam demektir. Cemaat ise Arapçada insan kalabalığı, toplum demektir. Camat, bir anlamda saydamlık, temizlik toplumudur. Kürtçede: cıvat, cih- vat, cay vatenı sözcükleri yerini söyleme toplumdaki statüsünü belirtme anlamındadır. Camat da bireyin toplum içindeki yerini belirten bir toplantıdır. Dolayısıyla bu eylemle doğrudan ilintili bir terimdir. CEM: Alevilikte oldukça önemli bir terimdir. İran şahının adından geldiği varsayılır. Arapçada toplanmak demektir. Cem teriminin temeli efsanevi Kırklar Cemi’nden gelir. EHLİBEYT: (Arapça) ev halkı anlamındadır. Muhammed ve Ali’nin soyundan gelenlere verilen addır. TEWT: semah anında semazenlerin kendinden geçme anına verilen addır. Dersim yöresinde sendeleme, kendinden geçmek anlamında kullanılır. MUSAHİP: (Arapça) Alevilikte yol kardeşliği anlamına gelen bir ikrardır. MÜRŞİT: (Arapça ) Doğru yolu gösteren kılavuz demektir. Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi… Alevilikte mürşit “pir-i piran” demektir. PİR: (Farsça ) Alevi toplumunda dini ve toplumsal önderlere pir denir. Mürşid-i kamil anlamındadır. Kürtçede yaşlı kimselere pir denir. Yaşlı ve bilge kadınlara da “pirê” denir. TDK sözlüğünde “bir tarikat veya sanatın ilk kurucusu” şeklinde tanımlanmıştır. REHBER: (Farsça ) Kürtçede “ray-ber” yol gösteren anlamındadır. Alevilik inancında da aynı anlama gelir. Rehber, dinsel hiyerarşide pire göre bir alt konumdadır. Pirle talip arasındaki köprüdür. HÜ: (Farsça ): Huda. Kürtçede xuda (tanrı) xu-da kendi kendini var eden, başka bir varlığa ihtiyaç duymadan var olan demektir. Alevi ceminde semah giderken, tanrıya yakarılırken “xudemine” diye zikredilir. ŞAH: (Farsça ) en üstün en güzel olan! Kral Şah-ı Merdan: Mertlerin şahı. Merd, mer: erkek. Şahı Merdan yiğitlerin yiğidi anlamında. Alevilikte Hz Ali’ye uygun görülen niteliktir. ŞİR-İ YEZDAN: bu sıfat da Hz Ali’ye uygun görülen sıfattır. Kürtçede “şir” aslan anlamına gelir. Şiri Yezdan yaşayanların aslanı demektir. TALİP: (Arapça) bir tarikatın yoluna girmiş öğrenci, mürit. Aievilikte bir Pir’e bağlı olan ve hiçbir kutsiyeti olmayan en alt tabakadaki halkın sahip olduğu statüdüri TARIQ: “tarik” Arapça yol demektir. “Darık” Kürtçe’de ağaç anlamına gelir. Alevilerin kutsal günlerinde, yola girme törenlerinde kullandığı ağaçtan yapılma kutsal bir obje vardır. 80-90 santim boyundaki bu süslemeli ağaca “tarıq” denir. Bazı alevi dernekleri, Aleviliğin panteist- paganist yönünü göstermemek, Aleviliği resmileştirmek ve İslam içine çekmek için bilinçli olarak bu kutsal objeyi yok saymaktadırlar. İnanca göre bu değnek cennetteki Tuba Ağacı’ndan koparılmıştır. Buyruk’ta da tarıq’tan söz edilmektedir.( Ayrıntılı bilgi için bkz: Doğan Munzuroğlu. Toplumsal Yapı Ve İnanç Bağlamında Dersim Aleviliği- Kalan Yayınları) PENÇE: (Farsça ): pençe kavramı Kürtçedeki ve Farsçadaki beş sayısından gelmektedir. Alevilikte Pençe-i Ali Aba oldukça önemlidir. Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i temsil etmektedir. ABDEST(Farsça TDK) Ab:su. Dest: el. Abdest, El suyu anlamındadır. ORUÇ (Farsça ): “Roc” gün sözcüğünden gelir. Bir günlük açlığı ifade ettiği için bu bir günlük perhize oruç denmiştir. SERÇEŞME Ser: baş. Çeşm- çım: göz, göze. Türkçe karşılığı baş çeşmedir. SEMAH: “sema” Arapçada gökyüzü anlamındadır. Semazen: “semah bilen” anlamındadır. ZAKİR: Arapça zikir teriminden gelir. Zakirlik, Cemde dua deyiş ve gülbengleri okuyan 12 hizmetten biridir. Görülüyor ki Alevi-Kızılbaş yolunda adı geçen temel kavramların, ritüel ve hizmetlerin neredeyse hiçbiri Türkçe değil. Bu durum, Orta Asya kaynaklı göçlerden önce bu inancın var olduğunu, bu coğrafyanın yerli halklarının Kızılbaşlık inancını onlardan önce şekillendirdiğini gösteriyor. Takdiri okuyuculara bırakıyorum. GençAlevilerHarekatı/Forumu [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...](AleviGundem)
"Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!"
Konu NervouS! tarafindan (02-06-2009 Saat 20:16 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to NervouS! For This Useful Post: | aydinalavi (02-06-2009), Kevenkli (02-06-2009) |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| alevi, terim, terminolojisinde, türkçe, yok |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||