Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > TOPLUMSAL KONULAR > Serbest Kürsü

Serbest Kürsü Hiçbir alana uygun görmediğiniz paylaşımları yapabileceğiniz alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 07-26-2008, 12:12   #1
xuvala
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
 
xuvala - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 220
Mesajlar: 10
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 42 Times in 9 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 19
REP Seviyesi : xuvala is on a distinguished road
İletişim
Standart Aleviler ve Kadın

Alevi-Bektaşi söyleminde kadınların yüceltilişine ve buna bağlı olarak kadın-erkek ayrımcılığının kınanmasına rastlarız. Söz konusu söylemde cinsiyet ayrımcılığı yapılmadığı ve insana sırf insan olduğundan dolayı değer verildiği sürekli yinelenen bir prensiptir. Alevi-Bektaşi kozmolojisinde her insan bir can olarak sosyal alanın her alanında erkek veya kadın olmasına bakılmaksızın eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir(Hacı Bektaş Belediyesi Yayınları, 2004: 28). Kadın ve erkeğin konumlarına ilişkin bu prensipler Alevi-Bektaşi edebiyatında da değişik vesilelerle dile getirilmiştir. Meselâ Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen bir özdeyişte: Kadınlarınızı okutunuz (T.C. Kültür Bakanlığı, 2004: 11) ibaresine rastlarız ve eğitim görüp ilimle uğraşmanın erkeklere has uğraşlar olarak kabul edildiği bir toplumsal ortamda kadınların da bu haktan yararlandırılması ve erkeklerle eşit statüye kavuşturulması çabasına şahit oluruz. Yine başka bir yerde Hacı Bektaş Veli, kadınların erkeklere kıyasla eksik varlıklar olarak değerlendirilmesini şöyle eleştirmektedir (Hacı Bektaş Belediyesi Yayınları, 2004: 28):

Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde

Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde

Bizim nazarımızda kadın-erkek fakı yok

Noksanlıkla eksiklik senin görüşlerinde
Son dönemde ise Alevilikte kadın konusu üzerinde fikir yürüten ve Aleviliğin sosyal gerçekliğiyle birebir örtüşmeyen bir kadın söyleminin üretilmesine katkıda bulunan eserlerin büyük bir kısmı, 1990’ların başından itibaren başlayan ve büyük bir kısmı yazılı medyada yer alan yayın furyasının bir parçasını teşkil eden popüler yayınlardır. Bu dönemde Alevilik üzerine yazılan eserlerin sayısında önemli ölçüde bir artış göze çarpmakta ise de bu yayınların içeriklerinin bilimselliği ve objektifliği konusunda mesafeli olmakta yarar vardır1. Zaman zaman söz konusu eserlerin yazarlarını yönlendiren temel motivasyon kaynağı akademik kaygılardan daha çok kendi dünya görüşleri ve değer yargıları olabilmektedir. Genel olarak popüler başlığı altında toplayabileceğimiz bu eserler konuya normatif yaklaşabilmekte ve Alevi-Bektaşi edebiyatından veya Hacı Bektaş-ı Veli’nin yukarıda zikredilen bir kısım sözlerinden yola çıkıp bu sözlerin Aleviliğin sosyal gerçekliğiyle tam olarak örtüştüğü yanılgısına düşebilmektedirler. Buradan hareketle günümüz Alevi toplumu tarihsel arka plân ve mirasın etkisinde de kalınarak Sünni gruplarla kıyaslanmakta ve kadın hakları ve özgürlükleri anlamında problemlerden azade bir yapıdaymış gibi sunulabilmektedir. Oysa yazımızın bundan sonraki bölümlerinde de tartışacağımız gibi ataerkil toplumların tümünde olduğu gibi günümüz Alevilerinin de kadın hakları ve özgürlükleri konusunda yüzleşmek zorunda olduğu yığınla problem bulunmaktadır. Ayrıca Alevilerde kadının konumunu İslâm’ın diğer bazı başka yorumlarıyla kıyaslamak sorunların tespiti noktasında yanıltıcı olabilmektedir. Yeri gelmişken eklemek durumunda olduğumuz sorunun başka bir boyutu da İslâm’ın Alevi ve Sünni yorumları arasındaki kadının yeri ve statüsü söz konusu olduğunda karşımıza çıkan farklılıklardır. İslam’ın ortodoks yorumu olarak da adlandırabileceğimiz Sünni gelenekte kadın ve erkeğin etkileşimi, toplumsal ilişkiler ağı içerisindeki birlikteliği hatta aynı ortamı paylaşmaları sınırlandırılarak katı kurallara bağlanmışken, İslâm’ın heterodoks yorumu olarak adlandırabileceğimiz Alevi-Bektaşi gelenekte durum farklıdır. Türklerin İslâmiyet’ten önceki dönemlerde uyguladıkları kadınlı erkekli dinî törenler, İslâm’ın kabulünden sonra da özellikle Müslüman Türkler arasında devam ettirilmiştir. Ancak yukarda belirttiğimiz gibi kadının hakları ve statüsü konusunda İslâm’ın Sünni yorumundan daha özgürlükçü olması Aleviliği ve Alevileri bu konudaki sorunlardan tamamen azade kılmamaktadır. Şimdi Alevi-Bektaşi öğretisinin toplumsal düzleme nasıl yansıyıp gerçeklik kazandığı noktasından kadın konusunu tartışmaya başlayabiliriz.

Günümüzde kırsal alanlardan kent merkezlerine ve yurtdışına yaşanan baş döndürücü göçün ve modernleşmenin aşındırıcı etkisiyle önemi ve etkisi eskiye oranla oldukça azalmış olsa da2 Ayin-i Cem töreninin Alevi-Bektaşilerde önemli bir yeri olup, bu tören aracılığı ile topluluğun üyeleri arasında dayanışma bağları tesis edilir. Ayrıca inançların ve geleneklerin yeni kuşaklara aktarıldığı araçların başında da Ayin-i Cem törenleri gelmektedir. Kadın ve çocukların da yetişkin erkeklerle birlikte törene katılmaları Ayin-i Cemlerin özgün yanlarından birini teşkil etmektedir. Bu törenlerin benzerleri çoğunlukla eski Orta Asya Türk topluluklarında görülmektedir, ayrıca Baba İlyas ve Hacı Bektaş Veli’nin yaptığı dinî törenlere de toplumun kadın üyelerinin katıldığı tarihî birer vakıadır (Melikoff, 1999: 35-89). Bu durum günümüzde yapılan Ayin-i Cem törenleri için de geçerlidir; törene katılanlar arasında cinsiyet ayrımı gözetilemez, herkes bacı-kardeştir ve kimse birbirine karşı cinsiyet yönüyle bakmaz. Ayin-i Cem törenine erkeklerle birlikte katılan kadınlar yine erkeklerle birlikte semah döner ve dem içer. Bu törenlerin Alevi olmayanlara kapalı olması ve Osmanlı döneminde yaşanan acı çatışmaların tarihî mirasının etkisiyle bu törenlerin gayr-ı ahlâkî uygulamalara sahne olduğu yönündeki, bir kısım toplum kesimlerinin sahip olduğu basmakalıp düşüncelerin gerçekle alâkası yoktur. Dinsel törenlerde kadın-erkek ayrımının yapılmaması bir kısım yazar ve aydın tarafından bile anlaşılamayıp suçlamalara konu edilmiştir3.

Alevi-Bektaşi geleneğinde kadına Sünni geleneğinden daha yüce bir paye verilmesi, aslında Alevi toplumsal ilişkilerinde cinsiyetler arası tam bir eşitlik anlamına gelmemektedir. Ayin-i cem töreninin yürütülmesi başta olmak üzere diğer birçok dinî ve sosyal pratiğin uygulaması söz konusu olduğunda dedelik kurumu ve dedeler hayatî önemde işlevler üstlenmektedirler (Bektaşilerde dedenin yerine getirdiği hizmetleri baba yerine getirir). Günümüz Alevi toplumunda yukarıda bahsedildiği gibi modernleşmenin etkisiyle dede ile talip arasındaki bağ, yer yer zedelenmiş ve dedeler geçmişteki otoritesini ve fonksiyonlarının bir kısmını yitirmiş olmalarına rağmen Alevi geleneğinde dedelerin önemli bir yeri vardır4. Dedeler toplum içi anlaşmazlıkları gidermekle, toplumda kanaat önderliği yapıp gerekli olduğunda onu yönlendirmekle görevlidirler. İnanca göre dedenin Hz. Ali’nin ve dolayısıyla Hz.Muhammed’in soyundan geldiği kabul edilir ve dede olmak için gerekli kriterlerin başında erkek olmak gelir (Okur yazar olmak, Peygamber soyundan gelmek, Kur’an’ın buyruklarına uyması, toplum içinde örnek ahlâka sahip olması, aranan diğer niteliklerden bazılarıdır.) (Bozkurt, 1998: 171). Her ne kadar dedenin karısı durumundaki kadın olan ana diğer kadınlardan farklı olarak büyük saygı ve hürmet görürse de toplulukta sosyal düzenin yürütülmesi açısından en önemli pozisyonun kadınlara kapalı olması kadın-erkek eşitliği prensibine önemli bir istisna teşkil etmektedir ve söylemle pratik arasındaki mesafe birden önemli ölçüde açılmaktadır. Bu durum kimilerine göre Alevi toplumunun erkek egemen karakterini yansıtmaktadır(Çakır, 1998), dedeleri bir kenara bırakacak olursak günümüzde dedelerin otoritelerinin bir kısmın paylaşan yeni nesil Alevi aydın ve entelektüeller arasında da kadın olanların sayısı yok denecek kadar azdır.

Ayin-i Cem töreninin yürütülmesi esnasında yerine getirilmesi gerekli olan dede dışındaki görevlerin (rehber, zakir, farraş, çırağcı, pervane, gözcü, sofradar, meydancı, saka, ibrikçi, izinci) kimler tarafından yapılacağı ise cem töreninin hemen başında dede tarafından erkek talipler arasından belirlenir. Kadınlar erkeklerle beraber katıldıkları cem töreninde; ister Sünni olsun ister Alevi olsun geleneksel olarak Türk toplumunda kadınlarca yapılan, lokma (cem töreni sırasında yenen yemek) hazırlamak gibi mutfak işleriyle uğraşmaktadırlar( Shankland, 2003: 83). Kırsal kesimde yaşayan Aleviler üzerinde yaptığı antropolojik çalışmalarıyla tanınan Shankland, bu anlamda Alevi kadının eşitliği tezini problemli görerek tartışmaya açmaktadır.

Belki bu bağlamda incelenmesi gerekli diğer bir kurum da musahiplik kurumudur. Musahiplik (yol kardeşliği, ahiret kardeşliği), Alevilerin aksine Bektaşilerde yoktur. Bir dedenin kan bağı taşımayan iki erkeği kardeş ilân etmesiyle ortaya çıkan durum, manevî bir kardeşliktir ve bazı durumlarda kan kardeşliğinden daha bağlayıcı sonuçlar doğurur; sözgelimi iki musahibin çocukları birbirleriyle evlenemezler. Hz. Ali ile Hz. Muhammed arasındaki ilişkiden günümüze kadar süregeldiğine inanılır. İki yol kardeşi birbirlerine her türlü koşulda yardım etmekle yükümlüdür. Köken olarak göçer veya yarı göçer toplumlara özgü sosyal içerikli ve dayanışma amaçlı bir âdettir. Musahiplik, her Alevi için uyması gerekli yedi farzdan birisidir. Musahibi olmayan, cem törenlerine katılamaz ve bu törenlere katılmayan tam anlamıyla yola girmiş sayılmaz (Kehl-Bodrogi, 1997: 62). Musahiplik bir anlamda V. Turner’in (1977: 37) “liminality” (eşiktelik) olarak kavramsallaştırdığı, bir tür topluma (communitas) kabul törenidir. Alevilerde ancak musahip tutulduktan sonra toplumun gerçek anlamda bir üyesi hâline gelinir. Sosyal ilişkiler ağına dahil olmak açısından bu derece önemli bir kurum olan musahiplik, toplumun erkek üyeleri üzerinden kurulan bir bağdır ve toplumun kadın bireyleri eşlerinden bağımsız bir şekilde musahip tutamazlar; ancak onlar da eşleri üzerinden bu kardeşliğin bir parçası olmak durumundadırlar. Ülkemizdeki farklı Alevi grupları arasında musahiplik konusunda farklı uygulamalar gözlemlenebilmektedir. Örneğin bazı gruplarda evli olmayan iki erkek evlenmeden önce de birbirlerini seçerler, bir yıllık bir deneme döneminden sonra bu seçimleri gerçek bir musahipliğe dönüşür ve musahiplerin eşleri de evlendiklerinde bu yol kardeşliğinin birer parçası olmaktadırlar. Ancak genellikle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde yaşayan Tahtacı Alevilerinde evli olmayan çiftler musahiplik bağıyla birbirlerine bağlanamamaktalar yalnızca evli olanlar musahip tutabilmektedirler. Kadınların yalnız başlarına musahip tutamamaları, toplumun gerçek anlamda birer üyesi olarak statü kazanmaları için erkelerin aracılığına ihtiyaç duymaları sonucunu doğuracağı için bu uygulama kadının konumunu zayıflatan ve onun aleyhine işleyen bir durum doğurabilecektir. Bu bağlamda yine dedelik kurumunun işleyişinde olduğu gibi kadın erkek ilişkileri ve kadının konumu konularında da söylemle uygulama arasındaki makas, kadın aleyhine açılmış olmaktadır.

Kırdan kente göç bağlamında Alevilik konusunu ele alan bir çalışmasında Sağır(2000: 59), kadın ve erkek arasındaki toplumsal rol dağılımı ve kadının konumu konusunda bize ilginç sonuçlar sunar. Sivas’ın Alibaba mahallesinde 1996 yılında yapılan 62’si erkek, 83’ü kadın toplam 145 Alevi katılımcıyla geçekleştirilen anketin, “Tek çocuğunuz olsa, kız mı, erkek mi olmasını isterdiniz?” şeklindeki sorusuya katılımcıların % 53’ü erkek derken, %24’ü kız karşılığını vermiştir. “Bütün aileyi ilgilendiren kararları kim alır?” sorusuna katılımcıların % 37’si erkek derken, kadın diyenlerin oranı yalnızca %16’dır. “Kadın haklı olsa da tartışmak yerine susmalıdır.” görüşüne katılanların oranı erkeklerde %45 iken bu oranın kadınlarda %57 olması ilginçtir. “Son söz kocanın olmalıdır.” fikrine katılım oranı erkeklerde % 43 iken bu oran kadın katılımcılarda %67,5 tir.

Erkek çocuğu kız çocuğa tercih etme, aile ile ilgili kararların alınmasında kadınların erkeklerden daha az etkin olmaları, haklı olduğu durumlarda bile kadının erkek iradesi karşısında geri çekilmesi gerekliliğine inanılması ve son sözü söyleme hakkının daha çok erkeklere tanınıyor olması gibi sonuçlar bize gösteriyor ki; kadınların, Türk toplumunun genelinde olduğu kadar Alevi kadınların da kendi toplumsal alanlarında ataerkil anlayıştan kaynaklanan ve çözüm bekleyen önemli sorunları vardır. Daha önce de belirttiğimiz gibi Alevi kadının giyinme, karşı cinsle iletişim, vb. gibi konularda toplumun diğer kesimlerine göre daha serbest olmaları onların kadın hak ve özgürlükleri anlamında sorunsuz bir hayat yaşadıkları anlamına gelmez. Ayrıca üzerinde durulması gerekli bir konu da şudur ki, Alevi kadının durumunu değerlendirirken kadın hak ve özgürlükleri konusunda daha geri olduğu düşünülen bir toplumsal kesime göndermeler ve bu kesimle kıyaslamalar yapmakla yetinmek, Alevi kadının yaşadığı sorunları gözden kaçırmamıza yol açabileceği gibi erkek karşısındaki dezavantajlı pozisyonunu iyileştirme anlamında yeterli katkıyı sağlamaz....
Zeki UYANIK

beğendiğim bir yazıydı paylaşmak istedim

Konu Derman tarafindan (07-26-2008 Saat 12:19 ) değistirilmistir..
xuvala isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Baslatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ma kadın ana ana tanrıça ve Işık insanları( aleviler) Ali karul Alevilik Tarihi 16 12-24-2009 15:59
Kadın!!! Bilge06 Serbest Kürsü 2 11-06-2008 14:44
İdeoloji ve Kadın equlibrium Kadın 0 09-21-2008 12:34
Kadın Zekası...... ali Fıkra 5 08-28-2008 15:59
10 erkek bir kadın nihal84 Fıkra 8 06-23-2008 16:55


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 09:54.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts