Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK GENEL > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 05-30-2008, 18:57   #1
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Smile Aleviler ve turna kuşu



ALEVİLER VE TURNA KUŞU


AKDENİZ’İN İKİ YAKASI


Her şey Orta Torosların bir yanından hasretle Akdeniz’e bakan öte tarafından Göller bölgesine doğru uzanan sancılı yamaçlarında oldu.Yirmi kilometre çapındaki bu küçücük coğrafya iki bin yıl boyunca en derin kederlere ve ulaşılmaz engin sırlara ev sahipliği yaptı.


Eski Çağın ünlü Komama dergah-devleti, Antalya’nın Kuzeyinde, Burdur iline bağlı Bucak ilçesinin Ürkütlü nahiyesindeydi.’Kutlu Kadın Ana’nın halkının yaşadığı Hıristiyanlık öncesinin bu kutsal ve dokunulmaz kenti dördüncü yüzyılda Hıristiyan askerleri tarafından yakılıp yıkıldı.Hıristiyan kilisesinin yaymaya çalıştığı Ortaçağ karanlığını karşı ilk örgütlü mücadele Bu yıkık ama kutsal kentin harabeleri üzerinden yükseldi . Sahapivan Hıristiyan konsilinin nefretine maruz kalan ve konsil kararlarında ilk iki Hıristiyanlık karşıtı hareketten biri olarak tanımlanan Işık- Mezghnean direnişinin merkezi Pisidya’daki yıkık Komana kutsal kentiydi.

Abdal Musa tarafından kurulan, Aleviliğin on beşinci yüzyılda Anadolu’daki en büyük merkezi olan ‘Abdal Musa Dergahı’ da Antalya’nın Kuzey Batısındaki Elmalı’ya bağlı Tekke köyünde, eski çağın kutsal Komana şehrinin yanı başındaydı..Abdal Musa Kadın Ana’ya adanmış bereket törenlerini yeniden burada kurumlaştırdı.Adına ‘Abdal Musa Erkanı’ denilen son Alevi manifestosunu Anadolu’ya buradan yaydı.


İlerleyen satırlarda ele alacağımız 1511 yılında ortaya çıkan,Şahkulu başkaldırısının önderi Baba Tekeli bu bölgede, Hıristiyanlık karşıtı Mezghnean direnişinin olduğu aynı yerde Komama’da (Kızılkaya) doğdu.Yaşamını yakın bir köyde, Bucak ilçesinin Yalımlı köyünde sürdürdü..Baba Tekeli Antalya-Burdur arasından topladığı yirmi bin kişilik ’yoksullar ordusu’ ile Osmanlı Devletinin üzerine doğru yürüyüşünü kutsal Komama kentinin harabelerinin önünden başlattı. Eski çağda ‘Kadın Ana’ adına yükseltilmiş kutsal ‘Komama’ şehri tüm zamanlarda Pisidya’nın ruhani merkezi oldu.


Bu kendisi küçük, gizemi büyük toprak parçası denize paralel uzanan yüksek dağların üzerinden dik yamaçlarla Akdeniz’e iner.Pisidya’nın denize açılan kapısı Fenike limanıdır.Eski Çağda Acıçay (Limyros) Akdeniz’e ulaşmadan önce biraz genişler ve sakinleşir deniz de burada karanın içine girerek küçük bir koy oluştururdu..Finike limanı bugün İskele mahallesinin olduğu yerde,Acıçay’ın Akdeniz’e kavuştuğu noktada,bu küçük haliç in kıyısındaydı.

Bizans kıyıcılığının Akdeniz yalısını,Torosları ve göller bölgesini kasıp kavurduğu yıllarda,Anadolu insanının gemilerle Kıbrıs’a Sicilya’ya İtalya’ya sürüldüğü çağlarda,Pisidya’nın kendi çocuklarından ayrılması Finike kıyılarından başladı. Bizanslılar,gemiler dolusu ‘Işık taifesi’ni bu limandan Kıbrıs’a ve Kuzey İtalya’ya sürgüne taşıdılar Bir daha kavuşulmayacakların hasreti geride kalanların üzerine bu limanda çöktü.Yüz yıllar boyunca bu limandan kalkan her gemiye uzak dostlara ulaşır umudu ile çok selamlar yüklendi.Çok insan bu sahilde gözleri ufuk çizgisine kilitli ,belki bir haber gelir diye,görmediği limanlardan kalkan bilmediği gemilerin yollarını bekledi.

Ayrılıkların limanı Fenike, dosta giden denizin başladığı sahil ve dosttan gelen su yolunun karaya çıktığı yer oldu aynı zamanda. Bu liman, Anadolu Işıklarının denizaşırı ülkelerdeki dostluklarına açılan penceresiydi. Anadolu o dostun Akdeniz’in dalgalarına düşmüş sesini bu limanda duydu.O dostun sesi burada karaya çıktı ve bu sahilden Anadolu’ya yayıldı.

Finike ile Mısır ülkesindeki İskenderiye şehri ,aynı denizin iki kıyısında harita üzerinde (daha çok da düşüncelerimizde) birbirlerinden ayrı ve uzak yerlermiş gibi görünseler de; bu iki şehir aynı denizin iki kıyısındadırlar ve birbirlerine bir su yolculuğu kadar yakındırlar.Ve İskenderiye şehri Finike limanının gerisinde uzanan Pisidya’nın sırlarla donatılmış büyülü dünyasının hiç ayrılmamış bir parçasıdır.

Hıristiyan kilisesinin yaşamını ve gösterdiği mucizeleri çalarak kendi peygamberlerine mal ettikleri Luvi’li ermiş,eski çağın büyük mürşidi Kemerhisar’lı Apollonius ,sahip olduğu büyük gizemlere ve ‘insan-ı kamil’ olma vasfına üç büyük kaynaktan beslenerek ulaştı.Bu kaynakların ilki ,Anadolu,ikincisi Batı Tibet’ti.Apoolnius’a okul olan üçüncü ülke Mısır’dı

Bugün bile Hıristiyan kilisesinin bir türlü savuşturamadıkları en büyük tehdidi ve korkulu rüyası olmaya devam eden Kemerhisar’lı Apolonius Hıristiyan kilisesi tarafından Hermetik doktrinlere bağlılıkla ve yaymakla suçlanmıştı.

Apolonius’tan üç asır sonra Anadolu’da ortaya çıkan Sivas civarında ve Pisidya’da kendisini gösteren Hıristiyanlık karşıtı mücadeleye önderlik eden Eustathius da yine aynı kilise kaynakları tarafından dış kaynaklardan beslenmekle, İskenderiye’de eğitim görmekle Hermes’in takipçisi olmakla itham edilmişti.Hıristiyan kilisesinin ruhbanları Eustathius’un sapkın olarak niteledikleri görüşlerini Anadolu’ya Mısır’dan taşıdığı iddiasındaydılar

L.Khachikian da Eustathius taraftarı Sivas’lıların ‘’Mezopotamya’lı Messalianlar ‘olduklarını İskenderiye merkezli Hermes tarzı bir kardeşlik örgütlenmesi içinde yayıldıklarını ve İskenderiye merkezli Hermetik inancın takipçileri olduklarını belirtir.

Erken Hıristiyanların öfke içinde ifade ettikleri gibi Anadolu ile İskenderiye şehri arasında kökleri uzak geçmişe dayanan bir gönül köprüsü vardı. Çünkü İskenderiye şehri Anadolu Aleviliği içinde her zaman ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuş olan, yüceler yücesi Hermes’in kentiydi ve bu şehir,Hıristiyan karanlığı yeryüzünü kaplamadan önceki zamanlarda tüm entelektüel bilginin toplandığı eski çağın en büyük bilim merkeziydi.Eski çağ bilgelerinin ve bilgeliğinin rüya kenti İskenderiye kentinin 400 000 kitaplı büyük kütüphanesinde insanlığın hafızası kayıt altında tutuluyordu

Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarına kadar canlılığını koruyan ,Anadolu ile Mısır arasındaki gizemli iletişim ,Anadolu’da Hıristiyanlık eli ile beşinci yüzyılda başlatılan ve beş asır süren kıyım ve zorunlu göçler sonrasında ve İskenderiye kütüphanesinin (İskenderiye okulunun) eş zamanlı olarak Hıristiyanlar tarafından beşinci yüzyılda yakılıp yıkılmasından ardından uzun yüzyıllar kesintiye uğradı.

Anadolu insanı,uzun sürgün çağlarında zulmün elinden kaçıp saklandığı asırlar sürmüş yalnızlığında ,yakılıp yıkılmış İskenderiye şehrinin acısını ve özlemini yüreğinden hiç eksik etmedi,Bu şehirle özdeşleşmiş o büyük ustayı,’ilahi söz’ün efendisi Hermes’i hiç unutmadı.

Mısır ile Anadolu arasında beşinci yüzyılda başlayan ayrılık , Abdal Musa’nın en güvendiği müridi Kaygusuz Abdal’ı –kopan fiziki bağları yeniden ve kalıcı olarak onarmak göreviyle- yanında kırk dervişi ile birlikte Finike limanından İskenderiye’ye yolcu etmesi ile birlikte vuslata dönüştü.



saygılar ali karul

Işıkla kalın
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
aydinalavi (02-06-2009), Devrim06 (02-06-2009), NervouS! (02-06-2009), zelish (05-31-2008)

Alt 05-30-2008, 18:59   #2
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Smile Turna kuşu suretinde bir mürşit



TURNA KUŞU SURETİNDE BİR MÜRŞİT


Aşıp aşıp karlı dağlar gelirsin
Gelişin nerden yalınız turnam
Ben bilirim bizim elden gelirsin
Bir kelam söylesin diliniz turnam

Ağlamışsın gözün dolu yaş ile
Uğramışsın zemherinin kışına
Alıc’ kuşla turnam senin işin ne
Gayrı yaman olur halımız turnam

Gel ağlama göz yaşını sileyim
Ne derdin var ise ben de bileyim
Yalnız kaldı isen yoldaş olayım
Daha çok uzak mı yolumuz turnam

Anonim

Ezoterik öğretiye göre,tüm zamanların en ulu bilgesi Hermes günümüzden 16 000 yıl önce kayıp kıta Atlantis’ten, Musır’a göç ederek burada Nil deltasına yerleşti. Eski Mısır’da Hermes’e Toth adı ile biliniyordu. Sümerliler ona Ningşzidda dediler.Yunanlılar onu kendi tanrılarından ayırmak ve onu üç ayrı yüceliği ile (yüce kıral,yüce mürşit ve yüce erkan kurucusu ) birlikte anmak için ona üç kere yüce Hermes anlamında ‘’Hermes Trismegistus’ ünvanını verdiler. Batini gelenekten gelen Musevi Kabalacılar Hermes’i Yaradılış kitabının gökyüzüne çekilen gizemli peygamberi Enok ile özdeşleştirdiler. Hermes, Kuran’da adı geçen İdris Peygamberdir.

Hermes eski dünyada, ulaşılmaz bilgeliğinden ötürü zaman içinde peygamberlik, kimi zaman da tanrı mertebesine yükseltilmiş, insanlığın belleğinde silinemeyecek izler bırakmış efsanevi bir ermişti. Eski Mısır’da astronomi,mimari,geometri,tip ve teoloji konularında tüm bilgilerin Hermes’e indirildiğine inanılırdı. O terzilerin piriydi. İlk elbiseyi o dikmişti . Hermes yazının efendisiydi. Kutsal sembol yazısı hiyeroglifi o bulmuştu.Hermes, Eski Mısır’da tapınaklarda ve piramitlerin gizli odalarında turna kuşu suretinde bir yazıcı olarak tasfir edildi. Mısır’ın ünlü ‘’Ölüler Kitabı’’nda Hermes “ilahi sözün efendisi ve ilahi sırların sahibi” olarak tanımlanır.

’İlahi Söz’’ün efendisi Hermes ve Hermes’in öğretisine ev sahipliği yapan İskenderiye şehri ile Anadolu Işık insanları arasında erken Hıristiyanları ve.Hıristiyan kilisesini kendi siyasi çıkarları doğrultusunda biçimlendiren Bizans’ı son derece huzursuz ,tedirgin ve rahatsız eden gönül bağı dördüncü yüzyıl ve öncesinde yaşanmış ve sona ermiş geçici bir aşk hali değildi. Akdeniz’in iki yakasını arasında ki bu sıcak köprü,tüm zamanlarda var oldu..

‘’İlahi söz’’ Alevi/Işık terminolojisinde ,gerçeğin sesi ,anlamına gelen‘’ Hakk’ın Nidası’’ yada ,Yaradan’ın sözü, olarak sadeleştirebileceğimiz‘’Şah’ın Avazı’’deyimleri ile ifade edilir.’’İlahi söz’’ün efendisi Nil deryasının ulu bilgesi, Turna Kuşu sureti ile tasvir edilen Hermes’in (İdris Peygamber)’ öğretisi Anadolu’da Alevi sözlü geleneği içinde hala saygın bir yeri vardır. Hemen her yetişkin Alevi insanının ezbere bildiği,Pir Sultan Abdal’ a atfedilmiş ünlü Alevi nefesiAlevi erkanı içinde ona karşı beslenen hürmetin belirgin bir yansımasıdır.



Hazreti Şah’ın avazı ,
Turna derler bir kuştadır.
Asası Nil Deryasında,
Hırkası bir deviştedir.

Alevi terminolojisinde Turna kuşu Hermes’in kendisini ifade eder.Asa yer belirtir,kişinin asasının bulunduğu yer mekanının olduğu yerdir.Bir kişinin hırkasını giymek onun yolunda olmak ,onun düşünce ve inancını paylaşmak demektir.,Yukarıdaki imge dili ile söylenmiş dizelerde,İlahi kelamın Hermes tarafından seslendirildiği,Hermes’in yurdunun Nil deltasında olduğu,ancak onun Anadolu’da bir derviş tarafından temsil edildiği ifade edilmektedir.

‘İlahi söz’ü yeryüzünde ilk dile getiren bir ‘’ irfan kuşu’’ olarak Alevi sözlü geleneğinde ve Alevi ritüellerinde sık sık karşımıza çıkan.Hermes/İdris peygamber,Mısır ‘Ölüler Kitabı’nda ‘ ilahi sırların sahibi’ olarak da tanımlanmıştır ki, İdris peygamberin bu niteliği Alevi sözlü geleneği içinde de karşımıza çıkar.

İdris nebidedir hakikat sırrı
Işk-ı faş eyleyip, kudretin narı
Nuh Naci’de gezip kuh-i deryayı
Ol demde bildi Haydar-ı kerrari
Anonim ( Arzuman Ocağı)


Turna kuşu simgesi Alevilerin Hermes’e karşı beslediği saygının ve binlerce yıldan bu yana,ona karşı sadakat ile sürdürdükleri bağlılığının ifadesi olarak her zaman Alevi ibadetinin ve Alevi günlük yaşamının içinde olmuştur. Alevi ibadetinin esası ve bütünü olarak niteleyebileceğimiz Alevi Ayin-i Cem’ini görsel bir şölene döndüren evrendeki en büyükten en küçüğe tüm nesnelerin sonsuz döngüsünü stilize eden Alevi semahların en çok bilineni Hermes’in ismi ile anılır . Turnalar semahı adını ondan almıştır.

Alevi sözlü geleneği Aleviliğin kutsal kitabıdır.Alevi sözlü geleneği içindeki dizeler birer ‘’İlahi Söz’’dürler.Ahmet Edip Harabi Alevi sözlü geleneği içinde yer alan dizelerin Aleviliğin kutsal kitabı olduğunu şu dizeler ile ifade eder.


Bu ana değin ta kalü beladan
Haberimiz vardır her maceradan
Harabi^ye ihsan olmuş Hüda’dan
Okuyoruz işte kitabımız var
Ahmet Edip Harabi

Alevi ibadetinde,Alevi Ayin-i Cem törenlerinde ‘’İlahi söz’’ ün yeryüzüne taşınmasına zakirin yada dedenin‘’bağlama’sı aracılık eder. Alevi ibadetinin ayrılmaz parçası olan ve Aleviler arasında ‘’telli ayet’’ olarak da isimlendirilen bağlama ‘’İlahi söz’e ses verendir.ü yere indirendir . Bu yüzden Aleviler ‘’ İlahi Söz’’ü dile getiren , bağlamanın sesinin‘’Turna Kuşu ‘nun (Hermes’in) sesi olduğuna inanırlar.

Alevi nefeslerinde İlahi söz,turna kuşu ve bağlama birbirleriyle öylesine iç içe geçmişlerdir, birbirlerinin içinde öylesine erimişler,kaybolmuşlardır ki , bu üç sözcük adeta aynı öznenin farklı seslerle söylenişleri haline gelmişlerdir.Alevi dedesi sazı eline aldığında ‘ilahi söz,Turna kuşu ve bağlama’ aynı kelimenin içinde tek vücut olurlar


Sazım sana yad düzen mi kurdular
Tellerini haddeden mi süzdüler
Yad el değip perdelerin bozdular
Sarı turnam sinen parelendi mi?




Sana kelam söyler davudi diller
Şu senin sevdana maildir eller
Göğsüne takayım alışkın teller
Sarı turnam sinen parelendi mi

Beş perdeden çalınıyor bağlama
Esip figat ilen sinem dağlama
Bulam ustasını canan ağlama
Sarı turnam sinen yaralandı mı?
Aşık Esiri (Turnalar Semahı)


Turnam gelir bizim elden
Yeni kalkmış Ağırgöl’den
N’lur konuş bizim dilden

Üç telli,dört telli.beş telli turnam
Sen olmaz isen buralarda durmam
Sen olmaz isen ben sensiz olmam
Davut Sulari



Sazım bu sesleri Turnadan m’aldın
Pençe vurup sarı teli sızlatma
Aşık Veysel

Ulu Mürşit Hermes’e bağlılık Alevi inanışının üzeri zarif bir gizemle örtülmüş ana motiflerinden biridir.Üç kere yüce Hermes Alevi erkanı içinde her zaman var oldu.Onun Alevi inanışı içindeki sembollerle korunmuş varlığını ancak bu sırra vakıf olanlar anladılar .Görmezler onu bir uçar kuş sandılar.



saygılar ali karul


ışıkla kalın
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
aydinalavi (02-06-2009), Devrim06 (02-06-2009), NervouS! (02-06-2009)
Alt 05-30-2008, 19:01   #3
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Smile İskenderiye gizem okulu

İSKENDERİYE GİZEM OKULU


Milattan sonra dördüncü yüz yılda İskenderiye şehri eski dünyayı yönlendiren Hermetik öğretinin başkentiydi. Bilim,sanat ve edebiyat dünyasının kalbi burada atıyordu..’’Burası bilinen dünyanın her yerinden alimlerin öğretmek, öğrenmek,tartışmak ve eski dünyanın en muhteşem kütüphanesini yaratmak için toplandıkları yer’’di. Eski dünyanın entelektüel birikimi ve tüm bilgeliği buradaydı.Dördüncü yüzyıla gelinceye kadar,Hermes’in öğretisi içinde yoğrulmak aşkı ile tutuşan tüm bilginleri ,sanatçıları,edebiyatçıları büyülü bir kuvvet ile baştan çıkartan ve kendine çeken bu şehir yeryüzü Hıristiyan kıyıcılığı ile tanışmadan önce dünyanın kültür,sanat ve bilim merkeziydi.Hıristiyanlık öncesi çağlarda ;‘’ Felsefe ve matematiğin.teolojinin.filoloji ve bilimin en önde gelen merkezi olan İskenderiye gerçek anlamda bir üniversiteydi.’

İskenderiye okulunda felsefe aristokrasinin fikri mülkiyeti olmaktan çıkarılıp,ilgi duyan bireylerin tümüne açık hale getirilmiş,sınıf ve cinsiyet farkları ortadan kaldırılmıştı.Ancak İskenderiye bir gizem okuluydu.Gizemler doğaları gereği ancak ,donanımlı,algılama seviyeleri yüksek kişilere açıktırlar.İskenderiye gizem okulunun yetkin olmayana kapalı duran kurumsal yapısı ve entelektüel seviyesi, onu ortadan kaldırmak isteyen Hıristiyan kilisesinin işini çok kolaylaştırdı.İskenderiye şehrinin kültür birikimi Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak kabul edildiği IV. yüzyıldandan sonra Hıristiyan papazların kışkırttığı kör kalabalıkların vahşi çığlıklarına kurban edildi.

‘’İskenderiye’nin altın çağı hoşgörüsüz Hıristiyan ’Kutsal’ Roma imparatorluğunun doğuşu ile sona erdi.Eskilerin kapsamlı dünya bilgileri ve gelişmiş kültürlerine rağmen,Hıristiyanlar onları,aslında ‘kırsal kesimde oturanlar’ anlamına gelen ‘pagan’ damgasını vurarak yok saydılar.’’

İskenderiye okulunun ortadan kaldırılması girişimleri ilki dördüncü yüzyılın sonlarında meydana geldi.391 yılında Hıristiyan piskoposu Theophilos, Hermes’in Mısır’da yaydığı dine ait bir tapınaklardan birini kiliseye dönüştürmek istedi .Hermes yanlıları bu girişim karşısında çılgına döndüler.İsyan edip sokaklara döküldüler.Büyük bir ayaklanma başladı Şiddetli çarpışmalar oldu Bizans valisi Hıristiyanları da yanına alarak kalkışmayı bastırdı.Daha sonra ,İmparator ve vali tarafından başkaldırının asıl suçluları oldukları tespit edilen İskenderiye kütüphanesinde bulunan Hermetik kitapların büyük bir bölümü Bizans imparator I. Theodosius’un emriyle Şehrin hamamlarında yakıldılar.

İskenderiye okulunun bilginlerine ve kitaplarına karşı Hıristiyanlığın giriştiği vandal hareketler yirmi dört yıl boyunca aralıksız sürdü. İskenderiye kütüphanesinde çalışan Hypatia adındaki son büyük bilgin ve filozof 415 yılında’’..bir Hıristiyanlar güruhu tarafından yakalanarak etleri deniz tarağı kabuklarıyla parçalanmak sureti ile öldürüldü ve bedeninden geriye ne kaldıysa yakıldı.Bu hareketin başında bulunan Patrik Kyrillos daha sonra St.Kyrillos adıyla aziz mertebesine yükseltildi.Büyük kütüphane pagan batıl inançları içermesi gerekçesiyle sonunda yakılıp yok edildi ve bir servet değerindeki bilimsel eserler dört bir yana dağıldı’

Eski çağın en büyük bilim yuvasını son nefesini verinceye kadar terk etmeyen,bağnazlığın imparatorluğuna ödün vermeden tek başına direnebilecek kadar cesur olan ve bu nedenle ,Bizanslı Hıristiyanlar tarafından ağır işkenceler altında katledilen Hermes geleneğinin son büyük bilgesi,Hermes bilgeliğinin ve gizemli kadim yazmaların metanetli savunucusu, Hypatia (büyük bir özveri ile imkansızlığa karşı direnen Karacahöyük dergahının Kadnı Ana’sı gibi) ,bir kadındı.

Bizans İmparatoru I.Theodosius İskenderiye’den sonra İmpartorluk içindeki Hermes ekolunden gelen tüm mabetleri Hıristiyanlık karşıtı gelişmelerin kaynağı sayarak kapattı.Bizans topraklarında o güne kadar görülmedik ölçülerde bir kitap yakma olayları yaşanmaya başlandı.Sadece İskenderiye kütüphanesinde yakılan kitapların sayısı 400 000 civarındaydı .Hıristiyan bağnazlığı insan aklının alabileceği sınırların çok dışına taştı.Onca değerli kitap ,dünyanın geleceğinde artık bir daha var olmamak üzere kaybolup gitti.

Bu kitap yakma olayları, aslında bir tür insanlığın kayıtlı hafızasını imha etme girişimleriydi.Hıristiyanlık insan zihninde, kendi öğretisine boşluk açmak yer bulmak için insanlığın beleğini boşaltmaya kalkışmıştı .Bu yangınlarda her şey kaybolmadı.Yangınlardan canlarını ve kimi değerli kitaplarını kurtarabilmiş Hermes bilgeleri yüzyıllar boyu geleneklerini yeraltında sürdürdüler.Büyük yangından uzun yüzyıllar sonra Hermetik eserler ilk önce Bağdat sarayında gün ışığına çıktılar.Hermetik eserlerin Bağdat’ta Arapça’ya çevrilmesiyle birlikte Bağdat sarayı bilimde sanatta ve edebiyatta büyük gelişmeler gösterdi.Arap kabile devleti kısa zamanda bir dünya imparatorluğuna dönüştü.

Arap İmparatorluğu şaşırtıcı çıkışını tamamladıktan hoşgörüsünü kaybetti bağnazlığa teslim oldu.Hermetik eserler ve Hermes geleneğinden gelen bilginler Bağdat’tan dışlandılar kovuldular.’’Arap camiasının giderek hoşgörüsüz bir hale gelmesi üzerine hermetik kitaplara sahip olanlar güvenli bir sığınak arayışı ile yollara düştüler.Onbeşinci yüzyılda birçokları Kuzey İtalya’da toleranslı bir şehir devleti olan Floransa’ya kaçtılar ve burada bu bilgelik felsefesi yine büyük kültürel bir gelişmeye ilham kaynağı oldu.’’

Hermetik yazıların batıda yeniden ortaya çıkmasıyla birlikte yaşadığımız uygarlığı hazırlayan ‘’Rönesans’’ın doğuşu başladı.’’Leoardo da Vinci,Dürer,Bottiçelli,Roger Bacon,Paracelsus,Thomas More,William Blake,Kepler,Kopernik;İsaac Newton,Sir Walter Raleigh,Milton,Ben Johnson,Daniel Defoe,Shelley ve eşi Mary,Victor Hugo ve Carl Yung’’ başta olmak üzere Rönesansın reform hareketine katkıda bulunan pek çok sanatçı ,filozof ve bilim adamı Hermetik yazılara borçlu olduklarını kabul etmekteydiler.



saygılar ali karul

ışıkla kalın
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
aydinalavi (02-06-2009), Devrim06 (02-06-2009), NervouS! (02-06-2009)
Alt 05-30-2008, 19:03   #4
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Smile Kaygusuz Abdal



ELMALI’DAN MISIR’A BİR ELÇİ : KAYGUSUZ ABDAL


Yücelerden yüce gördüm,erbabısın sen koca Tanrı
Alim okur kelam ile sen okursun hece Tanrı

Erliği ile anılır filan oğlu filan deyu
Anan yoktur ,atan yoktur,sen benzersin piçe Tanrı

Kıldan köprü yaratmışsın gelsin kullar geçsin deyu
Biz şöyle bir yol duralım yiğit isen sen geç a Tanrı

Garip kulun yaratmışsın, derde mihnete katmışsın
Onu aleme atmışsın, sen çıkmışsın uca Tanrı

Kaygusuz Abdal yaradan, gel içegör su cür’adan
Kaldır perdeyi aradan, gezelim bilece Tanrı

Kaygusuz Abdal



Alevi sözlü geleneğinin en ünlü şairlerinden biri olan,yergi ve taşlama sanatının büyük şairi Kaygusuz Abdal , Alaiye (Alanya) sancak beyinin oğludur ve asıl ismi Gaybi ‘dir..Alevi-Bektaşi menakıp ve söylenceleri üzerinden günümüze kadar ulaşan geleneksel anlatıma göre;Alaiye sancak beyinin oğlu Gaybi günlerden bir gün Pisidya’nın dağlarında avlanırken, Abdal Musa Sultanın kerametine şahit olur.Bundan çok etkilenir ve Abdal Musa’nın dergahına girerek ona talip olmak ister.Abdal Musa , yolun zorluklarından bahisle onu vazgeçirmeye çalışırsa da Gaybi talebinde ısrarcı olur. Erkana uygun olarak yapılan bir İkrar ceminden (Alevi yoluna alınma töreni) sonra bey oğlu Gaybi Hakk yoluna kabul edilir .Alevi inanışına göre Hakk yoluna girmek bu dünyada ikinci kez aynı bedende doğmaktır..İkinci doğuşuyla birlikte Abdal Musa ,ona Kaygusuz Abdal adını verir.Kaygusuz Abdal Antalya- Elmalı’daki dergahta yıllar yılı hizmet eder.Hamken, pişer.Dört kapıdan geçer,Hakikat sırrına ulaşır.Dergahta ikinci bir ‘Pir’ olur.

Uzun yıllar süren eksiksiz ve kusursuz hizmet yıllarından sonra bir gün Abdal Musa Kaygusuz’u o huzura çağırır ve ;

-İki arslan bir posta oturmaz, Hakk nasip ederse, var git Mısır’a gözcü ol,.

diyerek onu Mısır’a ‘gözcü’ tayin eder.

Kaygusuz Abdal Mürşidinin talimatı ve icazeti ile Mısır’a gitmek üzere hazırlığını tamamlar. .O zamanda Abdal Musa dergahında kırk derviş vardı.Kırk dervişin de kırkar dervişi olurdu. Kaygusuz Abdal’ın Mısır’a yolculandığı günün sabahında Abdal Musa’nın Pisidya’daki dergahının önünde bin altı yüz kırk derviş toplandı.Abdal Musa dervişlerden kırkını seçti,Kaygusuz Abdal’ın yanına kattı.Geride kalan bin altıyüz derviş Kaygusuz Abdalı yolcu ettiler,Kaygusuz Abdal ve kırk dervişi Fenike limanından, Mısır’a doğru dalgalara düştüler..O’ Dost’a kavuşacak olmanın heyecanı içindeydiler.Dillerinde ‘’Şah’ın Avazı’’ derler,neredeyse unutulmaya yüz tutmuş o ‘’İlahi Söz’’ vardı. Yüreklerindeki ateşi Akdeniz’in serin sularına değdirip de soğutmadan, suyun öte yüzüne taşıdılar.

Fuat Köprülü kendi kütüphanesinde bulunan el yazması ‘Kaygusuz Abdal Menakıbı’’na dayanarak Kaygusuz Abdal’ın Mısır’ gidişini şöyle nakleder’’Nihayet Hacca niyet etti.Abdal Musa ona icazetname yazıp verdi.Kaygusuz kağıdı saklayacak münasip bir yer bulamayarak,kalbinde saklamak için onu ayranına doğradı ve içti.Bundan sonra kalpten hikmetler söylemeye başladı ve şeyhinin verdiği kırk dervişle seyahate çıktı’’


Kaygusuz Abdal ,Mürşidi Abdal Musa’nın icazeti ve talimatı ile yanında kırk derviş ile gittiği on dördüncü yüzyılda Alevilerin kutsal hac makamı olan Mısır’dan geri dönmedi.O ömrünün sonuna kadar Mürşidi Abdal Musa’nın buyurduğu üzere Mısır’a ‘gözcü’lük etti..Kaygusuz’un Mısır’da -Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu diyarda- dört Alevi dergahı kurdu.Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu ilk dergah ‘Kasr-ül ayn’ daydı .Evliya Çelebi bu dergahın’’Nil’in Batı tarafında bir ağaçlık içinde bir mesirelik yerde ‘’olduğunu ve ‘irem bağının ortasında bir kubbe’olarak tanımladığı bu dergahın bin kişi aldığını yazar.

Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu dört dergahtan en önemlisi ,Kahire Mukattem dağında, iç kalenin yukarısındaydı.Bu dergah yirminci yüzyıla kadar varlığını sürdürdü. F.W.Hasluck (1878-1920) yirminci yüzyıl başlarında ziyaret ettiği, Kaygusuz’un Mukattem dağındaki dergahını şu cümlelerle anlatıyor.’’Tekkenin yakınındaki büyük bir mağara türbe hizmetini görür.Buraya gömülü olan,tekkenin kurucusu olarak tanınan büyük evliya Kaygusuz Sultan’dır.Abdal Musa’nın müritlerinden olduğu ve Bektaşi inanışını Mısır’a getirdiği söylenir.Bir hükümdarın oğlu olduğu ve dünyada ‘Sultanzade Gaybi’ adını taşıdığıı söylenir.Bektaşiler arasında dördüncü kolun kurucusu olarak görülür ve büyük saygı görür.’’

Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu Alevi dergahları Mısır’da ve Kuzey Afrika’da tüm zamanlarda kurulmuş yegane Alevi dergahlarıydılar .Hasluck Mukattem’deki büyük dergah için’Tekke tepe üzerinde kurulmuştur ve çok uzaktan bile çevresindeki ağaç yapraklarının oluşturduğu yeşillik nedeniyle fark edilebilir.Uzun bir merdiven tırmanıp,küçük bir bahçenin içinden geçtikten sonra tekkeye girilir.’’ demektedir.Bu dergahın dervişlerin ve şeyhin odalarının ve çilehanenin yanı sıra dergahın en göze çarpan bölümü geniş ve muazzam mutfağıydı..Dergahın küçük avlusundan büyükçe bir mağaraya geçilirdi. .Kaygusuz Abdalın Mezarı bu mağaranın en dibinde tahta bir bölme ile ayrılmış ayrı bir bölümdeydi.



Abdal Musa büyük bir dava adamıydı. Aleviliği bin yıldan uzun sürmüş özlemlerine kavuşturmak için canla,başla büyük bir tutku,sarsılmaz bir irade ve üstün bir beceri ile çalıştı.Kısa ömrüne büyük işler sığdırdı.Abdal Musa Pisidya’daki Alevi ocağının (Komama mabedi) Hıristiyanlar eli ile tarumar edilmesinden on asır sonra, Akdeniz yakasında ve tüm Anadolu’da inancını ve erkanını tekrar canlandırdı ve Anadolu’da yeniden yaktığı bu ateşten aldığı bir kor parçasını en sevdiği dervişi Kaygusuz Abdal’a teslim ederek onu kırk dervişiyle birlikte Alevilerinin gönül bağlarını hiç koparmadıkları bir coğrafya’ya,sevmekten hiç vaz geçmedikleri Turna Kuşu’na doğru yolcu etti .Abdal Musa istedi ki Hıristiyan bağnazlığının söndürdüğü o çok kutsal irfan ateşi ,Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu topraklarda Anadolu’dan gönderdiği taze bir yalımla yeniden parlasın.


Abdal Musa. en çok güvendiği ve ayrı bir özenle sevdiği Kaygusuz Abdal’ı bir daha göremedi.Çoğu zaman ondan haber de alamadı.Ne yer ne içer ? Hep merak etti.Alevi sofralarında Abdal Musa eli ile başlatılmış ve ondan sonra kurumlaşmış bir görgü vardır.Alevi sofralarında Abdal Musa’ya kadar yemeğin sonunda sofra duası verildikten sonra arka arkaya üç lokma daha alınır ve sofradan kalkılırdı.Abdal Musa Kaygusuz Abdal’ı Mısır’a göndermesinin ardından her sofrada üçüncü lokmadan sonra,Aç mıdır ,tok mudur bilemediği dervişinin kursağına değmesini niyaz ederek

-Bu da Kaygusuz için olsun

deyip ağzına daha büyükçe bir lokma daha koymayı gelenek haline getirdi. O günden bu yana Alevi erkanı ve Alevi adabıyla yürütülen sofralardan; ‘Bu da Kaygusuz için olsun’ yada ‘Kaygusuz Sultan aşkına’ denilip toplu halde ,ağza son bir lokma atılmadan kalkılmaz.Bu son lokma Mısır ülkesinde bir yerlerde, hala gözcülük etmekte olduğuna inanılan,halinden haber alınamayan, Kaygusuz Abdal’ın’ın boğazından geçmesi niyetiyle alınır.

Kaygusuz Abdal Alevi şiir geleneği içinde,çağlar boyu halkın dilinden düşmeyen nefesler söyledi.Aleviler onu .Alevi inancının gizemlerini büyük bir incelik ve sadelikle yansıttığı nefeslerinin yanı sıra,bağnazlığın üzerine alay ederek , güldürerek giden,iğneleyen ve cesaretle eleştiren şiirleri ile de büyük şöhret kazandı.


Terk etmedim benliği
Bilmedim insanlığı
Suretim,adem veli
Her huyum eşek gibi

Arifler sohbetinde
Marifet söyleseler
Ben de hemen düşünmem
Havlarım köpek gibi

Bu marifet ilminden
Haberim yok cahilim
Benden mana sorsalar
Sözlerim sürçek gibi

Işıklar can içinde
Işıklar gördü Hakkı
İşitmenin manası
Olur mu görmek gibi

Kaygusuz Abdal

Aleviler Kaygusuz Abdal’ı Alevi sözlü geleneğinin ‘’yedi ulu ozan’’ından biri saydılar.Kaygusuz Abdal Alevi edebiyatında sürrealist şiir geleneğinin de en güçlü kalemi ve öncüsüdür.


Leylek koduk doğurmuş
Ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış
Söğüt dalın biçmeye


Kelebek buğday ekmiş
Manisa ovasına
Sivrisinek derilmiş
Irgat olup biçmeye

Bir aksacık karınca
Kırk batman tuz yüklemiş
Gah yorgalar gah seker
Şehre gidip satmaya

Kaygusuz Abdal

Kaygusuz Abdal Alevi sözlü geleneği içinde yetişmiş,gerektiğinde kendisini de taşlayabilen, hiciv geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarımdandır.



Hey erenler ,hey gaziler
Avrat bizi döğeyazdı
Çekti sakalım kopardı
Bıyığımı yolayazdı

Kalkıp direği kapınca
Kaçamadım sapınca
Aç karnıma değince
Bağırsağım dökeyazdı


Aldık avradın hasını
Çektik değneğin yasını
Başımda kırdı su tasını
Kafacığım kırayazdı

Kaygusuz Abdal


Kaygusuz Abdal, Alevi şiirinin bu en yürekli ozanı,mürşidinin buyruğu ile yanında kırk dervişi gittiği Kuzey Afrika çöllerinde kaldı.Halinden haber alınamadı,ne halde oldu hiç bilinemedi.Denizin öte yakasında.o uzak gurbette,kendisine Abdal Musa ocağından bildirildiği üzere elinden ne gelirse yaptı.Vatanından ,ocağından ve mürşidinden uzakta kavurucu çöl sıcağının altında Mısır’da Hakk’a yürüdü.Dervişleri onun tenini Kahire’nin en serin yerine Mukattem dağında bir mağara’nın en dip köşesinde sırladılar..

Kaygusuz Abdal’ın mezarı gözden uzak olsa da kendisi gönüllere yakındır.Kaygusuz Abdalın bir sembolik mezarı da güzel mürşidi Abdal Musa’nın Antalya-Elmalı’daki türbesinin içinde ,onun yanı başındadır.Arayanlar onu Akdeniz’in iki yakasında Antalya’da ve Kahire’de bulurlar.Gidip gelmemiş olsa da o Alevi Ayin-i cemlerinden,nefeslerden ,niyazlardan ve gülbenklerden ayrı kalmamıştır.Onun asıl makamı sevenlerinin yüreğidir.Kaygusuz Abdal’ın güzel anıları Alevi belleğinden hiç silinmemiştir.



saygılar ali karul


ışıkla kalın
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
aydinalavi (03-13-2009), NervouS! (02-06-2009)
Alt 05-30-2008, 19:05   #5
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Smile Şeyh bedrettin



ŞEYH BEDRETTİN



On dördüncü yüzyılda Mısır, Anadolu ve Balkanlardan Hakikat sırrının peşinde ömür harcayan muritlerin ,dervişlerin mutlaka ziyaret etmek istedikleri bir yerdi.Ünlü İskenderiye kütüphanesinin yakılmasının üzerinden tam bin yıl geçmişti.Ancak Mısır Turna Kuşu’nun vatanıydı ve o çağda Aleviler için bir özlem yeriydi.Ve hala kutsallığını koruyordu.

On dördüncü yüzyılda Kaygusuz Abdal’dan evvel Mısır’ı ziyaret eden Alevi dervişler arasında en önde geleni ve en bilineni Ünlü Alevi Mürşidi Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin’dir.Şeyh Bedrettin 1382-3 yılında, genç yaşlarında gittiği Mısır’da uzun yıllar kaldı.Burada gizlice varlığını sürdürmekte olan batini bir dergahta uzun yıllar eğitim gördü.Büyük sırlara erişti..Bir büyük mürşit ve bir eylem adamı olarak yurduna döndü.

Varlığın bir olduğuna,yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye bölünemeyeceğine,yaratanının tüm yaratılmışlarda ve -en görünür haliyle- insanda var olduğuna inanıyor.Öbür dünyayı reddediyor,cennet ve cehennemin bu yeryüzünde olduğunu savunuyor,ölümden sonra başka bedenlere yapılan ‘bin bir donda baş gösterme’ adı ile ifade edilen sonsuz gezintilerin yine bu yeryüzünde gerçekleşeceğini düşünüyordu. Yaşadığı çağın en büyük devrimcisiydi.İlerici ve mutlak eşitlikçiydi. .Müritlerine renk,dil,din ayırımı gözetmeksizin tüm insanlara aynı nazarla bakmalarını öğütlüyordu.

Şeyh Bedrettin 1403 yılında Mısır’dan Anadolu’ya döndüğünde,Ankara savaşında (1402) Yıldırım Beyazıt’ı (1360-1403) yenerek Anadolu’yu ordularına yağmalatan Aksak Timur ordularını Anadolu’dan geriye çekmişti.Çubuk ovasında Timur’a esir düşen Beyazıt yedi ay sonra tutsaklığa dayanamayıp intihar etmişti.Osmanlı devleti ‘fetret devri’ni yaşıyordu.
Ön Asya ve Balkanlarda büyük bir kargaşa ve belirsizlik hakimdi.Beyazıt’ın oğulları taht kavgasına tutuşmuşlardı.Ortada büyük bir iktidar boşluğu vardı.Her tarafta kol gezen çapulcu birlikleri baskınlarla soygunlarla halkı canından bezdirmişlerdi.Köylü Osmanlı’nın vergicilerinden kaçırdığı zahiresini buğdayını çetelere kaptırıyor,çetelerden sakladığı koyununa ,keçisine Osmanlı’nın memurları el koyuyorlardı.Anadolu ve Balkanlarda yoksulluk ve sosyal adaletsizlik doruklardaydı.


‘’Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu,yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi’’

Nazım Hikmet



Şeyh Bedrettin devrinin en önemli bilgini ve en saygı duyulan simasıydı .Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından Musa Çelebi Şeyh Bedrettin’e çok ihtimam etti.Şeyh Bedrettin Musa Çelebinin iktidar yıllarında Edirne sarayında kazaskerlik görevinde bulundu.(Kazaskerlik Osmanlı’da devletin sosyal ve dini tüm hukuk uygulamalarından sorumlu ve bu alanlardaki tüm tayinleri ve denetimleri yapan mahkemelerden yukarıya taşınan uyuşmazlıkların da karara bağlandığı en üst idari görev birimidir.) Şeyh Bedrettin kardeşlerden Mehmet Çelebi’nin Ankara savaşından sonra sığındığı Amasya Alevi ocağının (bu ocak eski çağdaki Komana dergah devletinin ve Danişmendli devletinin ardılıdır)) da desteğini alarak, Bursa’da kendisini Padişah ilan etmesi ve ardından Balkanlara geçip Musa Çelebi ile tutuştuğu savaşta onu yenmesiyle Çelebi Mehmet tarafından ,Edirne sarayından İznik’te sürgüne gönderildi.Şeyh Bedrettin’in İznik’teki zorunlu iskan yılları uzun sürmedi ,büyük hayalini gerçekleştirmek amacıyla bir yolunu bularak Rumeli’ne geçti.

Ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvveti ilmi,sırrı tevhidi gerçekleştirip
Biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal edeceğiz.

Şeyh Bedrettin İznik’ten ayrılıp Rumeli’ne ayak bastığı sırada Şeyhin sadık müritleri Börklüce Mustafa Aydın-Karaburun’da,Torlak Kemal de Manisa’da’’Musa-İsa- Muhammet şeriatı’’nın dayattığı kulluk ve kölelik düzenine karşı sosyal bir hareket başlattılar.Her iki hareket de Osmanlı güçleri tarafından ardı ardına kanlı bir sonla bastırıldılar(1419)

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
Yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber
diyebilmek
için.
On binler verdi,sekiz binini.
Yenildiler

Yenilenler top yekün kılıçtan geçirildiler.Halk arasında Dede Sultan olarak bilinen Börklüce Mustafa ağır işkencelere maruz kaldıysa da kendi doğrusundan geri dönmedi.’’Börklüce’ye uygulanan en müthiş işkenceler bile onu fikri sabitinden çeviremedi.Mustafa bir deve üzerinde çarmıha gerildi.Kolları yek diğerinden ayrı olarak bir tahta üzerine çivilendikten sonra,büyük bir alay ile şehirde gezdirildi.’’ Börklüce’ye bağlı olanların boyunları onun gözü önünde vuruldu.Börklüce’nin müritleri başarını cellada teslim ederlerken yüksek sesle aynı cümleyi tekrarladılar.

-Dede Sultan yetiş.

Torlak Kemal ve yandaşları da Manisa yakınlarında katledildiler .Ege bölgesinde bir birine bağlı olarak çıkan Alevi başkaldırılarının ağır şiddet kullanılarak bertaraf edilmesinden sonra Şeyh Bedrettin de Deliorman taraflarında tutuklandı.

Kuruluşundan o güne kadar Osmanlı devleti varlığını Alevi zümrelerinden gördüğü himayeye borçluydu.Osmanlı Alevilerin geniş desteği ve rehberliği ile küçük bir beylik iken kısa sürede genişleyerek büyük bir devlete dönüşmüştü.Çelebi Mehmet Alevi zümrelerini karşısına almaktan çekindi,Politik bir manevra ile Şeyh Bedrettin’in katlini hazırlayan fetvayı Amasya’da bulunan Danişmend ocağına bağlı Mevlane Haydar adında bir Alevi soylusuna onaylattı.

‘’bir ulu Danişmend kişi
kınalı sakalını ilhamı ilahiye eğip
‘Malı haramdır amma bunun
kanı helaldir’ deyip
halletti işi’’

Her ağacın kurdu kendi özünden olur.Şeyh Bedrettin 1420 yılında bir ihanet fetvası ile Serez çarşısında asılarak idam edildi.


Kaygusuz Abdal ve Şeyh Bedrettin aynı çağda yaşadılar.Kesin olmamakla beraber Kaygusuz abdal 1340’lı yıllarda dünyaya geldi. Şeyh Bedrettin’in doğum tarihi ise 1360’lı yıllar olarak tahmin ediliyor.Şeyh Bedrettin 1382 yılında Kahire’ye ayak bastığında yirmili yaşlarındaydı.Burada eğitim gördükten ve yirmi yıl kadar kaldıktan sonra 1403 yılında yurda döndü.Bir müddet Konya ,Aydın ve İzmir dolaylarında bulunduktan sonra 1406 yılında Rumeli’ne geçti.Kaygusuz Abdal Şeyh Bedrettin’in yurda döndüğü yıl Mısır’a doğru yola çıktı. 1403-1404 yılında Kahire Kasr-ül ayni’de ilk dergahını kurdu.

Onlar, aynı zaman diliminde, aynı coğrafyalarda, aynı yürek çarpıntısı içinde, aynı tutkunun girdabında fırtınalı yaşamlar sürdüler .Ardı ardına yaptıkları Mısır yolculuklarından önce birbirlerinden haberdar olup olmadıkları bilinmiyor. Şeyh Bedrettin ve Kaygusuz Abdal’ın yolları Seyh Bedrettin’in Mısır’a gittiği 1382 yılından sonra da kesişmedi, hiç karşılaşmadılar.Aydın-Karaburun’da,ve Manisa’da, Dede Sultan hunharca katledilirken,Torlak Kemal asılırken.Bedrettin’e gönül vermiş binlerce yiğidin başı vurulurken.ve Şeyh Bedrettin’in çıplak cansız çıplak vücudu Serez’in çarşısında yağmur altında sallanırken,Kaygusuz Abdal hayattaydı.Çok uzaklarda,Mısır’daydı.

Kaygusuz Abdal ,’’o zulüm vaktini’’ bildi mi, duydu mu, gördü mü?O katlanılmaz acıyı yaşadı mı? Aydın Ortaklar’da yaşanan büyük kıyım üzerine,-Kaygusuz Abdal’ın ünlü bir nefesinin sözlerini yeniden düzenleyerek- yaktığı ağıtta Alevi ozan aşık Veli Kaygusuz Abdal’a şu dizelerle bu soruyu sual etti;


Katardan ayrılan turna sürüler
Her andıkça ümüklerim sızılar
İrili ufaklı emlik kuzular
Koçlar gider bizim Dede Sultan’a

Baba Musa’mızdan almış ahtını
Gördün mü Kaygusuz zulmün vaktini?
Padişahlar tacı ile tahtını
Yoklar gider bizim Dede Sultan’a

Velim aydur dört dergahtan evveli
Şeyh oğlu Bedrettin ,Bektaşi Veli
Ortaklar adına didemin seli
Çağlar gider bizim Dede Sultan’a

Aşık Veli

Aleviler ister kötü bir rüzgarın sürüklediği bir mahzun sürgünlerinde, isterse kendi yüreklerinin taşıdığı rıza ile gittikleri uzak diyarlarda bulunsunlar ,gönüllerini hep kendi yurtlarında bıraktılar.Gözleri hep yollarda oldu.Kaygusuz Abdal Mısır’da bulunduğu ,‘zulüm vakti’nde suyun öte yanından gelen feryatları elbet duydu.Duydu ve şunları söyledi,Akdeniz’in öte ucundan;

‘Bu defa gözü-gönlü kötülük ve kinle dolar,çaresiz kalır.Kalır çünkü ona göre bu halkın davranışları ve sözleri küfürdür.Az iken bunları kırmak gerek diye çalışırlar.Ama onların daha da kötüleri öyle sanır ki;Hakk erleri kırmakla tükenir.Oysa bizim yardımcımız Hakk’tır (Gerçektir),mahluk bize ne edebilir.’

Şeyh Bedrettin gençlik yıllarında Mısır’dan Turna Kuşu’nun Ülkesinden toplayıp getirdiği ateşi Ege Denizi kıyılarına ve Balkanlara taşıdı. Kaygusuz Abdal Antalya’da Abdal Musa dergahında bulduğu ilmi irfanı Mısır’da yaymak için yola çıktı. Muradı Hermes’in gizem okulunu yeniden kurmaktı .

Şeyh Bedrettin ile Kaygusuz Abdal’ın öyküleri Anadolu platosunda her zaman var olmuş Turna Kuşu’na duyulan sevdayı,hasreti ve vuslatı anlatır, iki naçiz örnektir.Dördüncü yüzyıldan on dördüncü yüzyıla değin,ve on dördüncü yüzyıl sonrasında, Mısır ile Anadolu arasında yaşanmış ve kaybolmuş,bir daha hatırlanmayacak ve bilinemeyecek kim bilir daha ne çok ‘ışk’ öyküsü vardır.



saygılar Ali karul

Işıkla kalın
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
aydinalavi (03-13-2009), Devrim06 (02-06-2009), NervouS! (02-06-2009)
Alt 05-30-2008, 19:07   #6
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Smile Baba tekkeli


BABA TEKELİ

Göller bölgesinden başlayıp,Orta Toroslar’ı aşarak Finike ve Antalya limanları üzerinden Akdeniz’e bağlanan Eski Çağda Pisidya olarak adlandırılan topraklar Selçuklular’ın bölgedeki hakimiyetleri ile birlikte Tekeli adı ile anılmaya başladı. Hamitoğulları Beyliği döneminde ve Osmanlı Devletinin hükümranlık yıllarında da aynı isimle anılan bu coğrafya uygun iklim koşulları,geniş mera ve otlakları,tarıma elverişli sulak ve verimli arazileri ve zengin ormanlarının yanı sıra Toroslar’an geçerek Göller Bölgesini ve Orta Anadolu’yu ,Akdeniz’e bağlayan ve eski çağdan beri kullanılan gelişmiş bir yol ağına ve yolları denizle birleştiği Akdeniz kıyılarındaki limanları ile her dönemde iktidar arayan güçlerin ilgi odağı oldu.

Teke bölgesi 1390 yılında Yıldırım Bayezıt tarafından Osmanlı Devleti sırlarına katıldı.Yıldırım Bayezıt’ın 1402 yılında Ankara savaşında Timur’a yenilmesi ile Osmanlı Tekeli sancağı üzerindeki hakimiyetini kaybetti.Çeyrek asır sonra II.Murat zamanında 1425 yılında Tekeli sancağı tekrar Osmanlı Devletinin yönetimine girdi.


Osmanlı Devletinde fethedilen ve padişah mülkü olarak tanımlanan arazilerin yönetimini savaş sırasında devlete asker temin etmesi koşulu ile ‘sipahi’ adı verilen yöneticilere bırakılırdı.Yönetimi sipahiye bırakılmış verimli topraklara ‘tımar’denirdi.Tımarda yaşayan köylüler bir çeşit köle sayılırlar ,bulundukları topraklardan ve sipahinin hizmetinden ‘çift bozan akçesi ‘adı verilen yüklüce bir tazminat ödemeden ayrılamazlardı.Osmanlı Devletinde XV. ve XVI. yüzyıllarda pek çok sipahiye ‘tımar’ dağıtılmıştı.

Osmanlı toprak yönetimi içinde yıllık geliri yirmi bin akçeden az olan araziler ‘tımar’,yıllık yirmi bin ile yüz bin akçe olanlar ‘zeamet’ yıllık geliri yüz bin akçeden fazla olanlar ‘has’ olarak adlandırılırlardı.

Osmanlı ülkesinde ancak yüksek ekonomik değere sahip topraklar hanedan mensuplarına ‘has’ olarak devredilirdi.Tekeli sancağı on beş ve on altıncı yüzyıllarda sahip olduğu zengin üretim ulaşım ve ihraç potansiyeli nedeniyle sürekli olarak şehzadeler arasında el değiştirdi.Tekeli sancağı padişah Yıldırım Bayezıt tarafından önce oğlu İsa Çelebi’ye sonrada oğlu Mustafa Çelebi’ye ‘has’ olarak verildi,II. Bayezıt zamanında da bu defa Şehzade Korkut’a ‘has’ olarak aktarıldı.

Tekeli sancağının tüm zenginlikleri içinde köleleştirilmiş insanı ile beraber Osmanlı Devletinin imtiyazlı sınıfları arasında pay edilmişti.Bin yıllar boyunca kendi ülkelerinde özgür yaşamaya alışmış Pisidya halkı,Osmanlı toprak yönetiminin kendilerine dayattığı toprakla beraber insanların alınıp satıldığı toprağa bağlı kölelik düzenini kabul etmedi.Halk arasında huzursuzluk yayıldı.Tekeli sancağında Osmanlı’ya karşı büyük bir hoşnutsuzluk ve direniş baş gösterdi.


Eski Çağda ‘Komana‘ dergah- devletinin kurulu olduğu yerin hemen yanı başında Antalya’ya bağlı Korkuteli kazasının Yalımlı köyünde yaşayan Kızılkaya (Komama) doğumlu, Baba Tekeli,bölgenin en saygın kişisi ve ruhani önderiydi .Çok donanımlı bir bilgeydi, bölge halkı üzerinde büyük nüfuzu vardı .Halk nezdinde onun tanrısal bir gücü olduğuna inanılıyordu.. O, eski kutsal ‘dergah –devlet’in ardılı ve bir temsilcisi gibiydi.Bölge halkı üzerindeki,kutsal otoritesi o topraklarda her zaman var olmuş o soylu geleneğin uzantısıydı.

Osmanlı’nın önce padişah mülkü ilan edip sonra içinde yaşayan insanlarıyla beraber yandaşlarına yağmalattığı topraklarda yaşayanlar, ‘..,nerede maldar etrak (varlıklı Türk) taifesi varsa,bezirgan oğulları varsa,kadı oğulları,mütevelli oğulları varsa cümlesi ehli timar oldular.Padişahın ne kadar ahçısı,seyisi,mehteri ve sair hüddamı varsa cümlesi ehli tımar oldular,yoldaşa dirlik kalmadı’ diyerek bu ünlü Alevi mürşidine başvurdular.

Tekeli ahalisi canından usanıp da ‘aman bize bir çare pirim’ diyerek onun kapısına yığılıncaya kadar ,Baba Tekeli, Komana harabelerinin yakınında bir mağarada inzivaya çekilmiş münzevi bir ermişti.Dünya işlerinden elini,eteğini çekmişti,sade bir hayat sürüyordu.Onun halk üstündeki itibarının ve gücünün farkında olan Osmanlı padişahı II. Bayezıt her yıl ona 6000-7000 akçe ‘çerah hakkı’ göndererek Baba Tekeli ile arasını hoş tutmaya çalışmaktaydı.

Baba Tekeli ahalinin her koşulda ve her zorlukta sadakat ile bağlı kaldığı kutsal otoriteyi temsil ediyordu ,taliplerine karşı sorumlulukları vardı.Tabandan gelen feryatlar üzerine harekete geçti.
Finike ve Antalya limanları adını taş döşeli zemininden alan Döşeme Boğazından geçerek Anadolu’ya bağlanır.Bu zor geçidin önünde uzanan Döşeme Derbendi, bin beş yüzlü yılların başında Teke sancağının dini ve sosyal merkezi konumundaydı..Baba Tekeli ,kötü gidişe çareler aradığı halk toplantılarını burada başlattı.

Baba Tekeli başkanlığında yapılan kötü gidişe hal çarelerinin arandığı ,Döşeme Derbendi toplantılarına Anadolu’da ve Balkanlarda yerleşik tüm Alevi ocaklarından temsilciler katılıyor,katılmaya mani durumu olanlara da toplantı sonuçları peyikler (haberciler) ile ulaştırılıyordu.

Osmanlı Devletinin bu toplantılardan erken haberdar olmasıyla Osmanlı’ya karşı başlatılan yürüyüş hazırlıklar tamam olmadan başlamak zorunda kaldı.Alevi zümrelerinin Döşeme Derbendi’nde toplandıklarını duyan Padişah II:Beyazıt’ın şehzadesi Korkut Antalya Subaşı’sı Hasan Ağa’yı kalabalık bir askeri birlikle ,toplantı alanına bir gece baskınına gönderdi.Hasan Ağa Döşeme Derbendi’ne yaptığı saldırıda yenildi ve canını zor kurtararak Antalya Kalesine sığındı.Bu gece savaşından sonra olayların akışı hızlandı.

Döşeme Derbendi savaşından sonra Baba Tekeli savaş ve toplantı alanında Alevi ileri gelenleri ile bir defa daha bir araya geldi.Bu son toplantıda Alevi zümrelerinin temsilcilerine şunları söyledi;

-.Kötünün şerrinden durulmaz olmuştur,gafilin gadası,görünmezin belası üzerimize düşmüştür.Buna katlanıcı değiliz.Hakk’ın izni ile ülke bizimdir.Ol Dost’un velayeti ben Şahkulu’ndadır.Açtığımız ‘Kara Sancak’tır.Tüm muhipler,talipler,cümle ikrar vermişler bu sancağın altında toplansalar gerektir.

Ardından Döşeme Derbendi’deki bu son toplantıya katılamayan Balkan Alevi topluluklarına haberciler çıkarıldıTekeli Baba müritlerinden Derviş Safer’i Serez’e,Derviş İmamoğlu’nu Selanik’e,Derviş Tacettin’i Yeni Zagra’ya,Pir Ahmet’i Filibe’ye ‘peyik’ (haberci) gönderdi. Uzak diyarlardaki dostlarına hazır olmalarını bildirdi.


Kara Sancak açıldığı bilgisinin kendisine ulaştığı günün gecesinde Şehzade Korkut artık Teke İlinde güvende olmadığını düşünerek, aniden,askeri birliğini,hazinesini ve ağırlıklarını geride bırakarak yollara düştü ve eski sancağı Saruhan’a kaçtı.Şehzade Korkut’un ardından toparlanarak yola çıkan Şehzade Korkut’a bağlı ,Şehzade’nin zati eşyasını ve hazinesini taşıyan askeri birliğin 29 Mart 1511 yılında Yenice Derbendi’nde Tekeli Baba kuvvetleri tarafından vuruldu.Döşeme Derbenti savaşı ve Şehzade Korkut’un hazinesinin ele geçirilmesinin ardından Osmanlı Devleti ile Tekeli Alevileri arasında ki çatışmalar planlanan zamandan önce ve yeteri kadar hazırlanılamadan fiilen başlamış oldu.
devam edecek

saygılar ali karul

ışıkla kalın
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
Devrim06 (02-06-2009), NervouS! (02-06-2009)
Alt 05-30-2008, 19:09   #7
Ali karul
Kontrollü Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi : Ali karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura aboutAli karul has a spectacular aura about
İletişim
Standart Baba tekkeli 2




Baba Tekeli çatışmaların ilk birkaç gününde Korkuteli ,Elmalı ,Gölhisar ve çevresini kontrolü altına aldı.Anadolu’nun her yerinden insanlar akın akın gelerek Baba Tekeli saflarında yerlerini aldılar.Baba Tekeli önderliğinde Osmanlı’ya karşı girişilen bu hareket’e katılanların sayısı kimi kaynaklara göre on, on beş gün içinde otuz bini buldu..

‘Osmanlı ile savaşmak üzere koyun/keçi sürüleri,atları ve develeriyle yollara düşen otuz bin kişi,Burdur önlerinde Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’nın üzerlerine gönderdiği Nokta Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetlerini yenerek (16 Nisan 1511) Sandıklı, Altınaş üzerinden Beylerbeyliğin merkezi olan Kütahya önlerine ulaştılar’

Osmanlı’nın ünlü Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa gönderdiği ordunun yenildiğini duyunca büyükbir ordu ile Tekeli Baba kuvvetlerini Kütahya önlerinde karşıladı .Çetin bir savaştan sonra Osmanlılar yenildiler .Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa esir edildi.

Osmanlı tarihçisi Müneccimbaşı Ahmet Tekeli kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu yenmesini ve Anadolu Beylerbeyini tutsak almasını Beylerbeyi’nin öfkelenip tedbirsiz davranmasına bağlar ve Osmanlı ordusunu gerçekte olduğundan çok çok az gösterme gayreti içine girer.

‘…kemali gazaba gelip,hazır bulunan bin kadar Anadolu sipahisiyle Kütahya dışında Şahkulu’nu karşıladı.Şiddetli bir savaş oldu.Karagöz paşa savaş sırasında esir düştü.’

Bir başka Osmanlı tarihçisi Hoca Saadettin de atlı sipahilerden oluşan Osmanlı ordusunun yenilmesi ile Tekeli Baba’nın O çok küçümsenen kuvvetlerinin karşısında dağılan ve çok kayıplar veren Osmanlı ordusuna üzülmez ama Alevi yoksul güçlerinin eline geçen bakımlı Osmanlı atlarının ardından adeta ağıt yakar;

‘Zamane dünyasında yaya dolaşmakla ömrün geçiren bir nice çulsuz,işsiz güçsüz,pırlanta gibi atlara birer oyunla ‘şah’ deyip biner oldular’

Tekeli Baba kuvvetleri Kütahya önlerinde kazandıkları savaşın sonrasında yönlerini Tekeli sancağında halkı canından bezdiren kötülüklerin müsebbibi olarak gördükleri Sehzade Korkut’un sığındığı Saruhan’a çevirdiler.Şehzade Korkut’un Hasan Ağa idaresindeki kuvvetleri Alaşehir önlerinde Tekeli kuvvetleri ile karşılaştılar.Tekeli’ler Hasan Ağa idaresindeki Osmanlı kuvvetlerini dağıttılar.Hasan Ağa öldürüldü.Şehzade Korkut Manisa Kalesine saklanarak canını kurtardı.

Alaşehir de alınan Mağlubiyet ve Manisa kalesinde mahsur kalan Şehzade’nin durumu.İstanbul’da Osmanlı sarayında büyük telaşa neden oldu.Padişah II.Beyazıt Bu defa devletin ikinci adamını Sadrazam Ali Paşa’yı Tekeli Alevi’lerinin hakkından gelmek üzere Anadolu’ya gönderdi.Bu sırada Baba Tekeli Alaşehir’den Teke İline geri dönmüş Antalya’yı kuşatmıştı. Sadrazamın büyük bir ordu ile üzerine geldiğini haber alınca , Antalya kuşatmasını kaldırdı ve Toroslar üzerindeki Kızılkaya Boğazını tutarak Sadrazam Ali Paşa’yı karşıladı.Sadrazam Ali Paşa emrindeki devasa ordu ile bir ay boyunca Kızılkaya boğazından Akdeniz yönüne geçemedi.Otuz günün sonunda Tekeli Baba Kızılkaya geçidini bırakarak.Döşeme Derbendi üzerinden Beyşehir’e ulaştı.Burada karşısına çıkan bir Osmanlı ordusunu yendi.Osmanlı kuvvetlerinin komutanı Haydar Bey öldürüldü.

Tekeli Baba Beyşehir savaşından sonra kuvvetleriyle Tokat’a eski Komana ‘dergah –devlet’in bulunduğu Kazova’ya doğru yola çıktı.Amacı Tekeli’de yaktıkları ateşi Tokat ve Sivas’a taşımaktı.Tokat civarındaki Alevi varlığını kendi gücü ile birleştirmek istiyordu.Tekeli Baba’nın niyetini sezen Ali Paşa Onun peşine düştü.İki ordu 2 Temmuz 1511 de Sivas yakınlarında Gökçay’da karşılaştılar.Tekeli Alevi’ler Osmanlı kuvvetlerini bir defa daha ağır bir yenilgiye uğrattılar.Sadrazam Ali Paşa’nın öldürüldüğü bu çetin savaşta Baba tekeli de yaralandı.

Sivas savaşından sonra Osmanlı birlikleri dağıldılar ve çekildiler Baba Tekeli yaralı,yorgun ve ihtiyardı ,kuvvetlerini toparladı Tokat-Niksar dolaylarına doğru yola çıkardı.Muradı eski çağda ‘Komana’ kutsal dergah devletinin,orta çağda Danişmentli devletinin merkezi olmuş, Büyük Babai Başkaldırısının alevlendiği bu bölgedeki Alevi topluluklarına ulaşmak onların katılımı ile gücünü tazeleyip,arttırdıktan sonra baharla birlikte yeniden Osmanlı’nın üzerine yürümekti.Eski ‘Komana’nın bulunduğu Kazova (Kirzuwatna) merkezli,güneyde Adıyaman-Samsat’tan başlayan Tekeli bölgesini içine aldan,Ege denizinin kıyılarına kadar ulaşan büyük bir Alevi devleti kurmayı amaçlıyordu.

Baba Tekeli aldığı ok yarasından kurtulamadı.Güzel pir Ankara,Tokat arasında,yolda Hakk’a yürüdü.Acı haber seyir halindeki birliklere çabuk yayıldı.Ortalık ağıt sesleri ile doldu.Müritleri onun bedenini yıkadılar,kan lekelerinden arındırdılar,güzel elbiseler giydirdiler.On binlerce kişi sırayla geldi pirini dünya gözü ile son bir defa gördü,Ardından Baba Tekeli’nin müritleri onun bedenini yakınlardaki bir tepenin doğu yamacında,başı güneşin doğduğu yöne gelecek şekilde ,güzel elbiseleri içinde,sırladılar,canını da gülbenkler eşliğinde Hakk’a yolculadılar.

Baba Tekeli’nin halifelerinden biri içli sesi ile onun devriyesini okudu.

Beni bana veren bilir,ben ne işe geldim.
Kararım yok bu dünyada giderim hizmete geldim

Dünyaya çok gelip gittim ,erenler eteğin tuttum.
Kudret sesini işittim,kaynayıp da coşa geldim.

Sert söz ile gönül yıktım,ateş oldum canlar yaktım.
Sırrımı aleme çaktım,ben bu halkı seyre geldim.

Ben oldum İdris-i terzi,Şit oldum dokudum bizi.
Davut’un güzel avazı,ah edip feryada geldim.

Aşık oldum şu ay yüze,nisar oldum bal ağıza.
Nazar kıldım kara göze,siyah oldum kaşa geldim.

Musa oldum Tur’a vardım,koç olup kurbana geldim.
Ali olup kılıç saldım,meydana güreşe geldim.

Deniz kenarında ova,kuyuda işleyen kova.
İsa ağzındaki dua olup da ben işe geldim.

Ay oldum aleme doğdum,bulut oldum göğe ağdım.
Yağmur olup yere yağdım.nur olup güneşe geldim.

Boş laflardan geçenlere,yolda gözün açanlara.
Anlayıp ta seçenlere,vaka olup düşe geldim.

Yolum sana oldu durak,sabahın söyleyenidir Hakk
Yunus Emre elinde Hakk, olup dile düşe geldim.

Devriyesinin okunmasının ardından mezarınn üzerinde Baba Tekeli’nin ateşi yakıldı.Kafile ateşin yakılmasıyla birlikte Kazova’ya doğru tekrar yollara düştü.Havada ağır bir hüzün vardı.kederli ağızlardan günlerce tek bir söz dökülmedi.Müritlerden on ikisi ateşin başında kaldılar.Üç gün,üç gece boyunca Pir’in ateşini canlı tuttular.

Baba Tekeli taraftarları 1511 yılının sonbaharında Tokat,Almus’un kuzeyindeki dağlık bölgeye ulaştılar.Baba Tekeli’nin vasiyeti üzerine gelecek baharda Osmanlı devleti üzerine yürümek için hazırlıklara başladılar.Osmanlıya karşı ittifaklar aradılar,bu amaçla Baba Tekeli’nin iki komutanı (Kara İskender ve Sofu İsa) İran hükümdarı Şah İsmail’i ziyaret ederek ona Osmanlıya karşı işbirliği önerdiler.

Elçiye zeval olmaz derler ancak İran hükümdarı Şah İsmail Alevi elçilerini hunharca katletti.Osmanlı tarihçisi Hoca Sadettin Şah İsmail’in işlediği cinayetleri büyük bir keyifle şu cümlelerle kağıda döktü..

‘Toy alanına iki büyük kazan kurdurup su ile doldurduktan sonra,altlarına pek çok ateş yaktırıp,cehennem suyu gibi kaynattırarak sıp sıcak eyledi.Görenler aş pişirmek için hazırlatılmış sanırdı.Tekeli’lerin biri güya başbuğu.öteki de onun veziri olan elebaşını,bulunduğu gölgeliğe,huzuruna getirtti.ve onlara kendisiyle Beyazıt Han arasında baba/oğul hukuku olduğunu,ona el uzatmanın kendisine dokunacağını neden akıllarına getiremediklerini,neden eşkıyalık ettikleri gibi sorular sordu.Ancak aldığı yanıtlardan tatmin olmamış gözüktü ve verdiği işaretle iki Tekeli’yi meydanda ‘çiğlerin pişmesi için’ kaynatılan cehennem sıcaklığında kazanlara attırdı.Öteki beyler de öldürülüp,kalanlar elden geçirildi.’’

Baba Tekeli kuvvetleri İran Safevi hükümdarı Şah İsmail’in Alevi Beylerini alçakla katletmesi 1511 yılının sonbaharında oldu.Tekeli Alevileri kışı eski çağın ünlü ‘Komana’ dergah devletinin topraklarında geçirdiler.Kazova’nın Alevileri onları büyük bir misafirperverlik içinde ağırladılar.Osmanlı ğüçleri tarafından, Baba Tekeli kuvvetlerinin Tekeli’den çekilmesiyle bölgede yaz aylarında başlatılan büyük bir kıyım ve talan sonbahar ve kış aylarında aralıksız devam etti.1512 baharı ile birlikte kışı Tokat Niksar dolaylarında geçiren Tekeli Alevileri pek çok Alevi topluluğunu da yanlarına alarak,Osmanlı’ya karşı başkaldırılarına kaldıkları yerden devam ettiler. Hareketin lideri bu defa Baba Tekeli’nin önde gelen halifesi, Nur Halife’ydi.Kalkışmanın ilk haftalarındaTokat,Niksar ve Amasya ele geçirildi.Alevi kuvvetleri,Kazova’ da eski çağda ‘Komana’ dergah devletinin bulunduğu o kutsal topraklarda , kendi devletlerini ilan ettiler.

Nur Halife,mürşidi Baba Tekeli kadar yetenekli değildi.Başarılı olamadı.Alevi’ler 1512 yılının Temmuz ayında Göksu’da Osmanlı kuvvetlerine yenildiler.O günlerde Baba Tekeli’nin önderliğinin hasretini duyanlar çok oldu.Aleviler o yıl Baba Tekeli’ye duydukları özlemi Pir Sultan’ın ağzından şu dizelerle dile getirdiler.



Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu
Pirim ne yatarsın günlerin geldi.
Korular kalmadı,kara yurt oldu.
Pirim ne yatarsın günlerin geldi.

Sancağımız gele Kazova’ya dikile.
Münkirin başına taşlar döküle.
Mümin olan Hakk’a doğru çekile.
Pirim ne yatarsın günlerin geldi

Kızılırmak gibi bendinden boşan
Hama’dan Mardin’den Sivas’a döşen
Düldül eğerlendi,Zülfikar kuşan
Pirim ne yatarsın günlerin geldi

Sene tamam olduğunu duydular
Münafıklık gömleğini giydiler
Kast eyleyip nice cana kıydılar
Pirim ne yatarsın günlerin geldi

Pir Sultan Abdalım bu sözüm haktır
Vallahi sözümün hatası yoktur.
Şimdiki sofunun münkiri çoktur
Pirim ne yatarsın günlerin geldi.

Pir Sultan Abdal





Göksu yenilgisinden sonra Tekeli Alevileri başsız kalarak dağıldılar.Yaklaşık on beş bin kişi kadar kalmışlardı bir daha Tekeli’ye geri dönmediler.Nur Halife tehlikesini de savuşturduktan sonra Osmanlı kuvvetleri Tekeli Sancağındaki zulümlerini iyice arttırdılar.1512 baharında,Tekeli’de Osmanlı eziyeti kaldığı yerden artarak devam etti..

Osmanlı tarihçileri ‘Osmanlı hükümeti Şahkulu vak’asını mütaakıp Isparta ve ve Antalya taraflarında ele geçirdiği Kızılbaşları Mora’da zapt edilen Mudon ve Koron taraflarına tehcir etmiştir’ diye yazmış olsalar da Osmanlı kuvvetlerinin Antalya,Burdur ve Isparta havalinde çok daha ağır cürümler işlediler

Osmanlı kuvvetleri dört ay gibi kısa bir süre içinde kendilerini savaş meydanlarında ardı ardına altı defa yenilgiye uğratan ,aralarında Anadolu Beylerbeyinin ve Sadrazamın da bulunduğu çok sayıda komutanını öldüren,tahtın varisi Şehzade Korkut’u köşe bucak kovalayan Baba Tekeli’nin ülkesini talan ettiler.Isparta’dan Finike –Antalya kıyılarına kadar olan bölge kan içinde kaldı.Büyük ölçüde soykırım yaşandı.Ahali ‘kırmakla tükenmeyecek kadar kalabalık olduğundan’ bir kısmı da Mora yarımadasına sürgüne gönderildi.

Isparta,Burdur,Finike ve Anyalya illerinde bin yıl önce ne olmuşsa aynısı bir daha oldu.İstanbul tahtında oturan Osmanlı hükümdarı,on asır öncesinde Bizans imparatoru ne yapmışsa bir benzerini yaptı.Pisidya çok evladını kaybetti .Katliamdan geride kalanlarını da sürgün bölüklerine kaptırdı. Koca ülke bomboş oldu,topraklar insansız kaldı.Yollar yine aç, susuz,yorgun,yaralı ve acılı insanlarla doldu.

Erdogan Çınar Aleviligin Kökleri

saygılar ali karul

ışıkla kalın

Konu Ali karul tarafindan (10-20-2008 Saat 17:20 ) değistirilmistir..
Ali karul isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 6 Users Say Thank You to Ali karul For This Useful Post:
ArdaBaran (05-30-2008), Devrim06 (02-06-2009), Kul Seyyid (05-30-2008), NervouS! (02-06-2009), Seyfi MUXUNDİ (02-06-2009), zelish (05-31-2008)
Alt 02-06-2009, 00:49   #8
Seyfi MUXUNDİ
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
 
Seyfi MUXUNDİ - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi : Seyfi MUXUNDİ will become famous soon enoughSeyfi MUXUNDİ will become famous soon enough
İletişim
Standart

TUrna Simurg kuşu olduğunu biliyormuydunuz
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 02-06-2009, 02:53   #9
efecan
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
 
efecan - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 32
Üye No: 811
Mesajlar: 167
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 3
Thanked 276 Times in 126 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 6
REP Puanı : 252
REP Seviyesi : efecan is a jewel in the roughefecan is a jewel in the roughefecan is a jewel in the rough
İletişim
Standart

turna ıle simurg arasındakı baglantı nedır ?
simurg anka kusudur hatta simurg ile ılgılı efsanalerde mevcuttur


Turna

türk kültüründe bilindiği üzere,turnalar şans,refah ve umut kuşlarıdır.efsanelere göre hep hayat kurtaran,yardım eden,umut dağıtan kuşlardır.
halk inanışına göre tek eşli ve gururları için yaşayan hayvanlardır.eşlerini kaybettikleri vakit bir daha topluluklara karışmazlar.avcı tarafından eşi vurulursa,geride kalan eş intihar eder.
bu sebeple turna kuşunun varlığına çok hürmet gösterilir.


Simurg
Kaf dagında yasadıgı soylenen efsane kusudur . Ölumuyle bırlıkte kendı kullerıyle yenınden dogan fars sanatında dev kanatları olan kafa kısmı kopege benzetılen buyuk pencelerı olann bır kus olarak nıtelendırılmıstır. Farscada otuz kus anlamına gelmektedir
Dıyer ısımlerı =sirenk, zümrüd-ü anka, hüma kuşu, bülbül-ü anka, devlet kuşu dur.


Ölen tendir, Can ölmez


Derdimi Dinledim, Derdimden İğrendim...
Onun Derdini Gördüm, Derdime İmrendim...
efecan isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to efecan For This Useful Post:
Seyfi MUXUNDİ (02-07-2009)
Alt 02-06-2009, 10:17   #10
Derman
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Derman - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 73
Mesajlar: 4.377
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 3476
Thanked 7384 Times in 2954 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 43
REP Puanı : 1278
REP Seviyesi : Derman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud ofDerman has much to be proud of
İletişim
Standart

Alinti:
Seyfi MUXUNDİ Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
TUrna Simurg kuşu olduğunu biliyormuydunuz
sevgili can simurg zümrüd-ü anka kuşunun diğer adıdır turna kuşunun değil
Derman isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Derman For This Useful Post:
Seyfi MUXUNDİ (02-08-2009)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Baslatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anka kuşu Bilge06 Hikaye,deneme,makale 0 11-14-2008 12:48
Angut kuşu mamican Serbest Kürsü 8 08-05-2008 15:48
Pepuk kuşu Efsanesi EyLem Hikaye,deneme,makale 5 06-20-2008 17:37
Türkülerde Turna Sedat Alevilik Araştırmaları 3 06-07-2008 17:50
Türk hackerlar, ''Anka Kuşu''na saldırdı! cetin aktas Dünya Gündemi 0 06-03-2008 18:43


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 09:55.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts