Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Rıza Aydın

Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 09-29-2010, 17:16   #1
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart Aleviliğin tanımı mevzusu

Aleviliğin tanımı mevzusu


Değerli canlar.


Aleviyol Haber gurubundan gelen bir iletide, Aleviliğin tanımını yapalım önerisini görünce bunun yada buna kalkışmanın doğru olmayacağını anlatan aşağıdaki mesajı al acele yazıp göndermiştim. Hatta o samimiyet içerisinde biten yazımın başına sonradan Arkadaşlar diye başlayan seslenişime "kendinize gelin" gibi iki gereksiz sözcükte eklemiştim. Bu haklı olarak eleştirildi, bende başlığı düzeltip aşağıdaki haliyle yeniden gönderdim.

Buna sayın Ertürk MARAL ile Murat ŞAHİN arkadaşlardan iki yanıt aldım. Üslupları bir yana öz olarak bu konuda ne demek istediğimi yazmamı istiyorlardı, yada ben böyle anladım yada böyle anlamış olayın.

Kısaca düşüncemi yazmaya çalışayım.

Düşüncemin anlaşılmasına katkı sağlaması için, Yusuf AKÇUR'nın, İttihad ve Terakki Partisi ile ilgili şu tahlilini hatırlatayım: Yusuf Akçura, "ittihad ve Terakki'nin toplumsal tabanı" adlı yazısında, bu partinin hükümete muhalif proleter memurun, maddi durumundan menmun olmayan askeri kesimin temsilcisi olarak kurulduğunu, "gayrı Müslim ve gayrı Türk bazı milli demokrat fıkraların da" -Ermeni, Rum, Bulgar, Sırp- başlangıçta bunu destekleyip müttefik olduklarını yazdıktan sonra yazının sonlarında, süreç içerisinde bu partinin nasıl değiştiğini anlatırken şöyle diyor: " İttihad ve Terakki, artık gayrı memnun memurun fırkası değildi, bilakis kendi yetiştirdiği, tefeyyüz ettirdiği (geliştirdiği, yükselttiği_RA), sermayedarlaştırdığı büyük memurların fırkası idi. ... Harbin sonlarına doğru, İttihad ve Terakki fırkasına Türk burjuvasının mümessilidir demek hatalı olmaz." Şimdi bir düşünün, biz bu partiye tanım yapmaya kalkarsak bunu başara bilirmiyiz hayır; bizim buna bir tanım getirmek yerine bu partinin gelişim süreçlerini anlatmamız gerekir demek istiyorum. Bu partinin anlatımı, analizi bu resmin tümüdür, bir parçasını öne geçirir orayla anarsanız olmaz; demek istediğim bu.

Şimdi kısaca konumuza bakalım.
Kimilerinin Ali taraftarları diye adlandırdığı, Arabistan'da Şia Fars ülkesinde Şii denilen akımın, gelişim seyrini de tarih içerisinde, karşıtları ile ilişkilerinin gelişim seyrine bakarak takip etmek gerekir. Ben olaya şöyle bakıyorum: Muhammed’in geliştirdiği yeni oluşumun önündeki en büyük engel olan Mekke aristokratları yada Mekke oligarşi diye bileceğimiz unsurlar Muhammed’in geliştirdiği -İslam denilen- olgunun karşısında duramayacaklarını anladıktan sonra Muhammed ile anlaşma yolunu seçerler; tarihte "Hubeydiye anlaşması" olarak bilinen bir anlaşma yaparak Muhammed in taraftarlarının Mekkeye girmesini ses çıkarmazlar yani bu anlaşmadan sonra Muhammed’in etrafındaki güçler Mekkeye girerler. Yani Mekke zapt edilmez (fetih yapılmaz), -yani başka bir anlatımla söylersen- savaşla alınmaz, varılan bir anlaşmayla kapıları açılır yani İslam ordusu Mekkeye anlaşmayla girer.

Bundan sonra, o zaman kadar Muhammed’in karşısında olan bu güçler, İslam-i bir kisveye bürünerek İslam içerisinde nüfus sahi olmaya başlarlar. Muhammed, bundan sonraki kısacık ömrünü , bir nevi bunlara karşı mücadele içerisinde geçirir. Bunun ilk su yüzüne çıkıp göründüğü olay bu güçlerin yaptığı bir mescidin Muhammed’e gelen bir ayetle yıktırılmasıyla olur; bu Tövbe suresinin 107 ve 108 inci ayetlerinde anlatılmıştır. O ayette aynen şöyle deniyor: " Tutup bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük için, inanları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resülüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. ..." Burada şu söyleme özellikle dikkat çekmek istiyorum " daha önceden Allah ve resülüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için" mescit yaptılar deniyor. Bu mescit yıkıldıktan sonrada, bu kişilerin oluşturduğu güçlerin faaliyetleri, güçlenmesi sürüyor. Bundan sonra Muhammed, kendisi dünyadan göçtükten sonra bir ayrılık yaşanacağının görüp, bu konuda uyarıcı konuşmalar yapıyor. Bunları burada anlatmaya gerek yok sanırım, Aleviler bunları bilirler bunun en ünlüsü yada en çok bilineni Veda Hutbesidir. Ölümünün iyice yaklaştığını anladığında ise bunlarla da yetinmez, yazılı bir vasiyet yazdırmak istediğinde bulunuyor, bu güçlerin yeni sözcüleri ise Muhammed’in bu isteğini engellerler. Bununla da kalmıyorlar, Muhammed sevgili eşi Ayşe’nin odasında hayata gözlerini yumup, dünyasını değiştirdiğinde, bunun halka duyurulmasını yasaklıyorlar. Geleceğin ikinci halifesi olacak olan Ömer Hattap, "Muhammed öldü diyeni öldürürüm diye herkesi tehdit ediyor. Pazartesi Hakka yürüyen Muhammedi İmam Ali yan odada yatmakta olan Muhammed'in sevgili eşi Hz. Ayşe’ye bile haber vermeden, çok yakın çevresindeki bir gurup insanla, ölünün bulunduğu odanın içerisine bir mezar eşerek oraya gömüyor. (Bu oda Hz Ayşe’nin odası olduğundan, sonradan buraya gömülecek kişiler için Ayşe’den izin alınması gerekiyor; bu yüzden Ayşe İmam Hasanın buraya gömülmesini engelliyor.) Bu süreci "İmam Ali'yi anlamak" adlı yazımda anlatmıştım. İsteyen baka bilir. İmam Ali eşi Fatima dünyasın ı değiştirene kadar seçilen halifeye biat etmiyor. Fatime ise, Ebubekire biat etmeden dünyadan göçtüğü gibi, bunlar mezarıma gelmesinler diye İmam Aliye mezarının yerinin kimseye söylenmemesini vasiyet ediyor. Bu konuyu HÜSNİYE çok acık bir biçimde anlatır, herkese bu bölümün okunmasını öneririm. Bundan sonra Birinci Halife döneminde Muhammed in hadisleri toplanıp yakılıyor; böylece hadis yasağı başlıyor. Üçüncü halife Kur'an'ı orijinallerini topluyor, bu bilinen Kur'an'ı düzenledikten sonra Kur'an'ın orijinallerini yaktırıyor. Üçüncü halifenin ölümünden sonra, Tövbe suresinde "daha önceden Allaha ve resülüne savaşmış kişiye gözetleme yeri yaptılar" diye yaptıkları mescitleri yıkılan güçlerin yükselişi engellenemez hale geliyor ve bunlar Emevi iktidarını kuruyorlar. Bu tariksel süreçte, yani Emevi iktidarının kurulmasıyla sonuçlanan süreçte, bunlara karşı duran güçlere ise Şia yada Şii deniyor. (Anadolu da kendilerine Kızılbaşlar denilen guruplar Emevileri İslamdan saymazlar.) Tarihteki, sınıflar mücadelesinin bu değişik görünümlerini bütün renkleriyle anlatıp algılamak gerekir. Faust'un ağzından söyletildiği gibi "Teori gırıdir, hayat ağacı ise sonuna kadar yeşil" yani bizim anladığımız gibi söylersek "Teori gıridir hayatsa yeşil". Bu süreci tanımlarla boğarsak canlı hayatın içerisinde yaşanırken bir sürü renge bürünmüş olan bu süreci dondurup girileştiririz. Buda kimseye yarar sağlamaz. Benim endişem bu. Ben bu sürecin bütün canlılığı ile böyle anlatılmasından yanayım. Tanımlar getirenin de elini tutacak değilim, buyursun yazsın.

Bu konuyla ilgili zaman zaman yazıyorum. Babayi ayaklanmasından buyana Hacı Bektaş'ın rolünü incelediğim bir yazıyı yazmaya çalışıyorum. Anadolu’daki serüveni burada incelemeye çalışacağım.

Sevgiyle saygıyla bu düşüncelerimi arz ederim.


Arkadaşlar.

Sosyal olayların tanımı olmaz. Bir sosyal olayın hangi tarihi gelişmelerin sonucu olarak tarih sahnesine nasıl çıktığı, tarih sahnesine çıktıktan sonra toplumu - tarihi nasıl etkileyip tarihi gelişmelerin şekillenmesine nasıl katkıda bulunduğu, en yüksek aşamasına nasıl ulaştığı, hangi tarihsel koşullarda duraksayıp toplum tarafından hissedilmez hale gelip ortadan kalktığına bakılır; yada bakıla bilinir. Sosyal olayların oluşum süreci anlatılır, tanımı genellikle yapılmaz. Alevilik gibi, tarihsel olgularla yaşanmakta olan bir sürece, tanım getirmeye kalkma saflığını, iddiasını vs, vs, vs,vs, vs bırakalım.

Örneğin İslam’daki bir ayrılık gibi görünen şeyin tanımını, İmam Ali'nin sağlığında tanımlasaydınız başka olurdu, bunu Kerbeladan sonra yapmaya kalkarsanız başka olur, yada bu tanımı 7. imam zamanında yapsanız da başka olurdu. Ben bu sürecin anlatımını, Mekkenin, Mekke ileri gelenleriyle varılan bir barış anlaşması sonucu teslim alınması, daha doğrusu Mekkeye girilmesini, bunun sonucu teslim olanların, İslam kisvesi altında yükselmeye başlamasıyla başlatıyorum, (buna tarihte yenenin yenilmesi de denmiştir) Tövbe suresinin -107 ile 108. ayetlerinin inmesine- neden olan "Allaha ve peygamberine savaşmış kişiye sığınak olarak yapılan" camiye (mescide) "kıyam edilmesiyle" devam ediyorum. "İmam Aliyi anlamak adlı" yazım bu sürecin bir kısmını irdeliyor.


Anadolu’daki "Alevilik -Kızılbaşlık" denilen olgunun tarih sahnesine çıkışının dinamiklerini de, kendini de, Şiilikten ayrı olarak ifade ediyorum. Bilimsel olan, doğru yönteminde bu olduğuna inanıyorum. Süreci anlatmak, başka bir şey, ona tanım getirme iddiasında bulunmak başka bir şeydir. "Yolumuz vardır" diyen bir geleneğin aldığı, almakta olduğu yol anlatılır, durmamış ki bu yoldaki yolculuğumuz sürüyor, bunun neresi dondurulup tanımlanacak. Tanım getirmek gibi, boş sevdalardan vaz gecelim derim. Sözümün bir kıymeti harbiyesi olmayacağını da bilirim, ama yinede günah benden gitsin diye söylemeden duramam. İşte böyle.

Sevgiler

A.R. Aydın

Konu Rıza Aydın tarafindan (09-29-2010 Saat 17:32 ) değistirilmistir..
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Cevapla

Bookmarks

Etiketler
aleviliğin, mevzusu, tanımı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 10:09.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts