![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Forum Katılımcısı |
ALEVİLİK VE LAİKLİK
Seyfi MUXUNDİ Pirliğin olmadığı (yasaklandığı) Alevlik, Alevilik değildir. Çünkü şeytan pirsizdir. (Senin gibi “Laik” değilim ben.) Çünkü Laik biziz Gerçek uygulaması ile Laiklik her insanın hem çağ gereği hem vicdan gereği savunması gereken bir uygulamadır. Hangi inançtan olursa olsun Laikliğe karşı şıkmak bağnazlık ve yobazlıktır. "Layık" (laic, laique) kavramı, dilimize Fransızcadan geç¬miştir, ama sözcüğün kökeni Grekçedir. Grekçe "laos", halk anlamındadır. Ne ki, "demokrasi" teriminin kökü olan "demos" da halk demektir. Ancak, eşanlamlı bu iki sözcüğün içerikleri çok farklıdır. "Laos", siyasal içerikten yoksundur. "Demos", siya¬sal içeriklidir. Demostan olanlar oy verme hakkına sahiptirler. Bu, o kişinin Demos tö¬renlerine katılabileceğini gösterir. Laostan olanı Athena korumaz. Onlar, seçme ve se¬çilme haklarına sahip değillerdir. "Laos"un karşıtı "kleros'tur. Kleros, ruh¬ban sınıfının üyesidir. Laostan olanların ra¬hipleri yoktur. Bu yüzden, kilise kuralları¬na bağlı olmayan, herhangi bir dinsel örgü¬tün üyesi bulunmayan kimselere, "layik" denmiştir. Kilise babalan, kendi tekellerin¬de bulunan İncil ekinine sahip olmayan, her¬hangi bir bilgi dalının yabancısı olan kim¬selere cahil, ekinsiz anlamlarında "layik" demişlerdir. Bu yüzden, Fransızlar, tıp öğ¬renimi görmemiş psikanalistlere "laic" diyorlar. Dersim bölgesinde “Laik” kelimesi dil içinde kullanılan kelimelerinden biridir. “Liyaq” olarak kullanılır. Kelimenin karşılığı yakışan veya uygun olan anlamına gelir ki bu gerek Grek dilinde gerek Türkçede kullanılan anlamına yakın bir anlamdır. Layik kavramını, bilinçli biçimde "dinsiz, din düşmanı, dine karşı, hatta Tanrısız" an¬lamında kullananlar da oldu. Kilisenin ge¬lirinden yoksun kalanlar bu anlamı çok sev¬diler, ama Fransa'yı yönetenler, daha XDC yüzyılın sonlarında, toplumu birbirine düş¬man eden bu tür gelişmeleri önlemeyi ba¬şardılar. 1881'de, Jules Ferry Yasası ile, la¬yik okullar kurulmaya başlandı. Layik okul din bilgilerinden arınmış, bilimsel bilgiyle donatılmış eğitim yapar. Öğretmenleri de, her türlü dinsel yandaşlıktan arınmıştır. Kısası, kiliseden bağımsız bir okuldur layik okul. Kuşkusuz, bir İslam toplumunda da, cami¬den ve medreseden arınmış okul layik ola¬bilir. Osmanlı imparatorluğunun yıkılması ve yerine Türkiye Cumhuriyetinin oluşması bir dönüm noktası özellikle Alevi Kızılbaşlar için de bir Miladi takvim olmuştur. Cumhuriyetin Saltanatı kaldırıp yerine Laiklik “getirmesi” Aleviler için bir özgürlük gibi gösterilse de aslında bir yok oluşun başlangıcı olduğu sıradan halk farkında değildi ya da farkında değil görünmeyi tercih ediyordu. O dönemin bazı Alevi önderleri ise sistemin sözde sunulan veli nimetlerinin parlaklığına aldanıp kültürün binlerce yıl ki oluşumunun yok oluşunu seyrediyorlardı veya işlerine öyle geliyor. Hatta bununla ilgili komplo teorilerinden biri de O dönemin Alevi önderleri olarak görünüp sistemle barışık olan kişilerin “dönemin derin devlet elamanları” olduklarının söylenmesidir. Bu kişiler ya Mustafa Kemali Alevi Bektaşi yapıyor ya Hızır yada daha ileri gidip Hacı Bektaşi Veli’nin son donu olarak gösterip halka hayali sempatiler yaratmanın yollarını arıyorlardı. Babasının Ali Rıza, annesinin Zübeyde Kardeşinin Makbule olması nedeni ile Atatürk ailesine Alevi kimliği biçilmeye çalışılmıştır. Geçici sempatilerle zaman kazanmanın yolları aranıyordu. Çıkarılan yasa ise: Tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasına ve türbedarlıklarla (türbede hizmet edenler) birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun: No. 677, Tr: 13 Aralık 1925. Madde l - Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak Şeyhinin tasarrufu altında, gerek diğer suretlerle tesis edilmiş bulunan bilumum tekkeler ve zaviyeler, sahiplerinin diğer şekilde temellük ve tasar ruf haklan baki kalmak (yani başka maksatlar için kullanılmak) üzere kâmilen kapatılmışlardır. Bunlardan mevzu usulü dâhilinde halen cami veya mescit olarak kullanılanlar ipka edilir. Bilumum tarikatlarla, Şeyhlik, Dervişlik, Müritlik, Dedelik, Seyitlik, Çelebilik, Babalık, Emirlik, Naiplik, Halifelik, büyücülük, üfürükçülük, falcılık ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle, bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iksâsı (elbise giyilmesi) memnudur. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde Selâtine (Padişahlara, Sultanlara) ait, ve ya bir tarikata (dini tarikata) ve yahut cerri menfaata (Çıkarcılığa) müstenit olanlarla, bilûmum sair türbeler mesdut (kapatılmış) ve türbedarlıklar mülgadır. Kapatılmış olan tekke ve zaviyeleri veya türbeleri açanlar veya bunları yeniden ihdas edenler veya tarikat âyini icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hizmetleri ifa veya kıyafeti iksâ edenler (elbise giyenler) üç aydan eksik olmamak üzere hapse ve elli liradan aşağı olmamak üzere para cezasına çarptırılırlar. Madde 2 - İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir. Madde 3 - Bu kanunun icrasına Vekiller Heyeti memurdur. Düstur tertip No. 3. cilt 7. s. 113. Oysa Tekke ve Zaviyeler kanunu Şeyhlik, dervişlik, dedelik, pirlik, seyitlik, Mecusilik gibi kurumları yasaklamış ama Cami imamlığı yada müfitlik veya müezzinlik gibi dini oluşumları yasaklama yada sınır koyma şöyle dursun bilakis yasal garanti altına almış ve desteklenip teşvik edilmiş, Diyanet Kurumunu ve ona bağlı İmam hatip liselerine yasal statü kazandırmış, İlahiyat Fakültesini Çağdaş olan birçok Fakülteden daha önce açmıştır. Suniliğin inancını yerine getirdiği yer Cami önderi ise Cami imamıdır. Yasaklar sonucu sunilikte bu kurum ve kişiler kalırken Alevilerin neyi kaldı. Koca bir hiç. Seyidi, piri olmayan bir Alevi, Alevi sayılır mı? Aleviler sık tekrar ettiği bir söz vardır ki anlamı çok önemlidir. “Pirsiz insan olmaz, şeytan pirsizdir.” Denir ki Laiklik bu yasağı getirmekle Alevilerin tabiri ile “Alevileri şeytan” olarak göstermiştir. Suni kesimin inançlarını yerine getirme yeri camilerdir. Camiler asla zarar görmemiştir. Bu yasal uygulamalara uymayan etmeyenler hakkında acımasız uygulamalar ve takipler oluşturmuştur. Ya sürgün ya cezaevi yada değişik linçler uygulatılmıştır. O dönemde Cumhuriyetin henüz başlangıç zayıf ve fakir olmasına rağmen güçlü bir istihbarat sistemi oluşturup yasalara uymayanlar hakkında kısa bir süre içinde haberdar olunmuştur. Haklarında gerekli raporlar tutulmuş. Yeri ve zamanı gelince gerekli cezalar uygulanmıştır. Suni örgütlenme yasal boyuta çekilip cami ve imamların önderliğinde imkânlar sunulmuştur. Buna uymayan Alevi Kızılbaşların başına gelenler ile ilgili anlatım ve belgeler hemen hemen her evde olmasa da her köyde bir örneğini bulmak mümkün. Gerek talipler gerek pirler buna maruz kalmışlardır. En acımasız cezayı da Pirler ve evlerinde cem yaptıran talipler çekmişlerdir. Aldıkları en hafif caza karakolda bir araba sopa yemek olurken, daha ağırı ise cezaevi yada kara listeye alınıp günü geldiğinde (ki bu gün 38 katliamıdır) en acımasızını uygulanmıştır. Binlerce yıldan beri baskı, katliamlara ve Asimile ye uğratılan Alevilik “Laikliğin” gelmesi ile bir anda büyük umutlara kapıldılar. Binlerce yılın yok oluş zincirinin biteceğini ve yasakların da kalkacağını sandılar. Oysaki şimdiye kadar yapılan Asimilasyonun en planlısı, en sinsicesi ve en kurnazı ile karşı karşıya olduklarını anlamadılar. Neredeyse bir asra yakın yıl olacak halada anlamamış olan yığınlar vardır. Farkına varan bir elin parmaklarını geçmeyenler zaten yok sayılırken. Farkına varan dönemin “Aydın”ları ise ya sistemce besleniyor ve yok oluşa katkıda bulunuyor; ya da oyuna getirildiğinin farkında değillerdi. Yeni yöntemi savunanlar şirinleri oynayıp “Laikliğin” övüncünü uyduruk efsanelerle besleyip Aleviler arasında yayıp Alevileri uyutuyorlardı. Kâh yeni yönetimin Alevi olduğunu Kâh Mustafa Kemalin Alevi-Bektaşi olduğunu; kâh Atatürk’ün camileri iptal ettiğini; Arapça dua okuyanı elinin tersi ile ittiğini vb, vb… efsaneler ve hurafelerle beslemeye çalıştılar. 1924 den 1937 yılına kadar 13 yıllık bir uzun süreç içinde yaysı oturtmanın yollarına başvurulur. Kurnaz bir yöntemle Anti İslam gösterip Aleviler arasında kamuoyu oluşturulur. Suni İslam çok güzel karşı duruş oyunu oynattırılır. Alevilere “Ha tamam suniler bu işe karşı iseler bu iyi bir şeydir.” Diye düşünmeleri için suni din âlimlerle danışıklı dövüş oynattırılır. Bunun bir oyun olduğunu bugün bile farkına varmayan Alevi yazar ve dedeleri ile doludur. Böyle bir konuyu öne çıkardığınızda ise sizi şeriat yanlısı göstermeleri bile en basit karalamalardan biridir. Bu yetmezmiş gibi de öve, öve bitirmezler. Bu hakkı gasp edenleri de cemlerinde bile baş tacı ederler. Bu davranış geçmişteki Alevi Evliya ve pirlerine de “Acaba!” dedirtmektedir. Pirliği yasaklayan bir lideri kendi cemlerinin başköşesinde yer veren ne kadar Alevi oldukları önce kendi vicdanlarına sorsunlar. Sonra bizi yargılasınlar. 4. 5. yy. da Anadolu inançları (Işık İnancı) ve ermişlerinin üstüne oturup kendi azizleri olarak göstermeye çalışan Hıristiyanlık Anadolu’yu Selçuklulara kaptırınca, Selçukluklar da Hıristiyanlardan aşağı kalmadı. Bu inanç ritlerini ve efsanelerini İslami Ewliyalar olarak gösterip Ahmed Yesevi gibi bir suni erenleri ve evliyaları olarak hedef şaşırtmasına rağmen temelde yok etmenin yerine mirasın üstüne konup bir Türk-İslam inancı olarak gösterip; çaktırmadan yavaş yavaş miras yedi oldu. Oysa Laiklik bıçak gibi bir anda yok etmeyi tercih etmiştir. Hıristiyanların ve Müslümanların binlerce yıldan yok edemediğini kısa bir zaman içinde yok etmenin yoluna gitmiştir. Elbette tarihte Aleviliğin sürdürülmesi için çok uğraşlar verilmiştir. Bu uğraşlar uğruna da birçok bedeller verilmiştir. Büyük katliamlara maruz kalan Alevilerden geride kalanlar her dönem sonunda yok edilmekten kurtulmak için özü kaybetmeden kabuk değiştirmiştir. Alevi seyit ve pirlerine inanan halk yığınlarından asla bir kaypaklık ve ihanete rastlanmamakta bu davaya son derece canlarını pirleri ile birlikte vermişlerdir. Ama şu da bir gerçektir ki bu inanç için canlarını sakınmadan veren pirler olduğu gibi; bu davaya en önce ihanet edenlerde yine bir kısım pirler olmuştur. Zavallı taliplerde inanç uğruna bunların arkasında yürümüştür. Baba İlyas ve Baba İshak isyanlarında yenilen bu Naci topluluğunun liderleri idam ve öldürülmelerinden sonra Selçuk padişahlarına yanaşıp Selçukluğu ve onlara bağlılığa kabulü karşılığında canlarını kurtarırlar. (Tıpkı Dersim katliamından sonra Dersim bölgesinde mantar gibi “Türk Aşiretler” çıkması gibi.) Dedelerinin katliamlara uğramalarını unutup, adeta ihanet misali onlardan Berat(Şecere) almışlar. Ki bunlardan biri de Baba Mansur ve Kureyştir. Bölgelerinin liderleri ve önde gelenleri olan bu zatlara Keramet karşılığı Berat vermiş olarak yazılmakta. Oysa Allattin kim oluyor da Şecere veriyor. Mürşit değil İmam değil sadece Alevilere kan kusturan bir hakan. Peki Bu zatlar nasıl oluyor da onun elinden böyle bir belge alıyorlar. Bir seyidin beratı(Şeceresi) Taliplerinin varlığıdır. Bir hakanın onayı değil. Hoş Baba Mansur ile Kureyş Baba; Allattin Keykubat’tan çok önce oradaydılar. Allattin zamanındaki Şecere onaylama torunları zamanında olmuştur. Hoş bugün bile bazı torunlar bu ihaneti sürdürmeye devam etmektedirler. Bunu da okuma yazma bilmeyen halk yığınlarına Soy Şeceresi diye yutturmuşlardır. Oysa bunların büyük bir çoğunluğu yerli Hitit ve Hatti halkının devamıydılar. Bu korkunç bir asimleydi ama sadece soy bazındaydı. İnanç bazında ise ağır ve uzun vadeli planın eseriydi. Hıristiyanlığın Anadolu’ya gelmesi ve ardında da İslamlığın gelmesi ile eski Hitit döneminin inançları ve de insanları buhar olup uçmadılar. Baskılara rağmen dağlık kesimlerde bir şekilde sürdürürler. Kimi zaman Hıristiyan, kimi zaman da İslam görünerek katliamlarda kurtulmanın çarelerini bakarlar. Konumun bu yönü hep göz ardı ediliş. Alevi inancı üçlü sacayağının dışında görülmemiştir. Kısacası ya İslam mezhebi, ya Şamanizm ve Zerdüşt karması inanç ya da Hıristiyan olarak görülmüştür. Bu yöntemde başarılı olan Selçukluların devamı Osmanlılar yıllar sonra Balkanlara Saru Saltuk gibi kişileri önden yollayıp. Aynı başarıyı sağlamıştır. Sonuç olarak: Laiklik Alevileri yok etmek için bir ayak oyunu olarak kullanılıp hem Alevilere hem de Laikliğin kendisine ihanet edilmiştir. Laikliği getirenlerin dünyasında Aleviliğin dışındaki inançlar rüştüsünü ispatladığı için ulusal ve uluslar arası yasal güvence altına alınırken ve papazları ve cami imamları ile inançlarına önder bulup sürdürme hakları varken. Ki bunlar olmasa olmazı ile yasal güvence altına alınırken Alevileri Pirsiz Alevilik olamaz ilkesine rağmen o da yasa ile yasaklanmış. Bu yasağa da dönemin Alevi “önderleri” alkış tutmuşlardır. Türkiye’de kazanılan Alevi hakları Laikliğin getirdiği haklar değil 80 yıl sonra verilen mücadele ile kazanılmıştır. Bu yasaya göre Aleviliğin pirliği ve Seyitliği hala suçtur. Yasaların verdiği taviz ise Aleviliği artık suni limana yanaştırdıklarından kaynaklanmaktadır. Bir dönem yasaklanan Pirlik, Seyitlik orijinalliğini yetirmiş bir çoğu sadece hafızalarda kalanlar aktarılması ile ayakta kalmıştır. Kumdan oynanan voleybol sudaki balık için ne ifade ediyorsa Türkiyede uygulanan Laiklikte aynı şeyi ifade eder. Demir yolu olmayan bir kasabanın kenarına kurulmuş olan bir tren garında tren bekleyen yolcular Gar şefine tren saatini sormak ne ise Türkiyedeki Laiklik o olmuştur. Bugün Laikliğin kendisini değil, bir dönem Türkiye’de uygulanan Laiklik sorgulanmalıdır. “Laikliğin açtığı derin yara, toplum üzerinde yarattığı tahribat ve yok ediş sorgulanmalı. Cumhuriyetle beraber getirilen yasa iyi analiz edilmelidir. Alevilere neler kaybettirildiğini yazarlar, ayınlar, pirler ve Alevi örgütlerince masaya yatırılmalıdır. Ayrıca halk tabanında “Neler Kaybedildi” sorusunun cevapları tarih kayıtlarına geçirilmelidir. Bu kaybedilişin sorumlu kişi, Kurum ve yasaları hukuki olarak ulusal ve uluslar arası dava açılmalıdır. Asimilasyonun sorumluları yargılanmalıdır. Konu Seyfi MUXUNDİ tarafindan (04-11-2009 Saat 10:26 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Seyfi MUXUNDİ For This Useful Post: | Kevenkli (04-11-2009) |
|
|
#2 | |||||||||||
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.061
Thanks: 12579
Thanked 8555 Times in 4028 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Seyfi Dost,
Yine uzun bir yazı,Emek vermişsiniz elinize sağlık, ve yine birden fazla konu makalenn içine yerleştirilmiş, ANA konu dağılmış, Tabi acizane bu benim bakış açım, Ve çoklu konuda bir sona varabilmekde doğal olarak zordur. bazı yerlerde, tarisel KRONOLOJİlerde karışmış, Aleattin den, secere almalr, ve Babai Savaşı öncelik almış, oysa Babi savaşı sonraki dönemdir, Yazınıza gelirsek, Konuya dönersek. Alinti:
Alevi olup -o dönemi düşünelim- o günkü EMPERYALİST işgalden kurtulmak için can verenler ve sonrasında oluşan DEVLET yapısında bulunmak kötü bişeymiydi, Aleviler bu OLUŞUMUN içinde olmamalımıydılar, Atıyorum, Cemallettin efendi, Diyap Aga gibi kimseler, Derin devletin adamı mıydılarr, Yazınızdan DEĞİLERDİ? manası çıkıyor, Komplo teorisinse göre diyorsun, sanırım eksik bir anlatım var. İşlerine öyle gliyor derken, kasıt ne? Bu bizm Pirlerimiz, AHLAKSIZCA, ERDEMSİZCE işler mi yapıyorlardı, yeni devlet, aldığı TAVİZLERE karşılık onların SOYGUCULUKLARINA, YOBALIKLARINA ÜÇKAĞITLARINA gözmü yumuyrodu? neydi onların İŞLERİNE gelen.? Alinti:
Mustafa Kemal in Alevi/bektaşi olup ,olmaması ayrı bir konu, Çıkan yasaya gelince, Şimdi, Biz ne istiyoruz, Önce onu açık konuşmamız gerekir, Dervişli, Şeyhli,sarıklı, vs.li bir yaşambiçimi ve toplumumu istiyoruz, yoksa, başka birşeymi? Alinti:
Dervişeri ve Mürütleri vardı, Yeni devletin KURULUŞ dönemlerinde, Yurttaşlar, iki unsur olarak kabul edilmişlerdi, 1-Müslümler, ( Yani Mezhep ayrımadan Müslümanlar) 2-Gayri Müslümler, bunu dışında kalmış diğer din ve inanclar.Museviler,Hırıstiyanlar,Süryaniler vs. gibi, Peki Aleviler hangi burda nereye giriyordu, Tabi ki ALEVİLER bu ikili ayırım içinde, 1. madde içinde yer almışlardır, BU Alevilerin tercihimidir, yoksa devletin dayatmasımıdır, Şu anki bilgilerimize göre, Alevilerin kendilerini, İSLAM dairesi içinde görmesidir, ve bu nedenlerde AZINLIK veya AYRICALIK gibi bir talepleri olmamıştır, Aksine bu yasanın çıkarılması için de Alevi Mebbusları desdek vermişlerdir, Ki, KÜRTLERDE bu süreçde aynı TAVIRDA bulunmuşlardır, Ayrıcalık ve AZINLIK STATÜSÜ İSTEMEMİŞLERDİR, gEÇMİŞTEN SON DÖNEME KADARaleviler KENDİLERİNİ islamın İÇİNDE VEYA DIŞINDA GİBİ KATAGORİLEŞTİRMEMİŞLERDİR, Hiç bir alevi PİRİ biz İSLAM dışıyız falan dememiştir, Deyişlerimiz, duazlarımız da bunu dememiştir, Bu ayırım şimdi, son yılların söylemleri ve tartışmalarıdır, Alevilerin KİMLİK bulma, KİMLİK ALMA,KAZANMA döneminin söylemleridir, O nedenle de, CAMİ İSLAM dünyasının ORTAK İBADET hanesi ve NAMAZIN ORTAK ibadet biçimi olarak algılandığından, bu İmamlık, Müftülük, İlahıyat gibi, kurumlar, Devlet eili le yeniden şekillenerek Devlet mudahelesi ile, İSLAM a yeni bir YER ACILMIŞ, ve 1000 lerce yıl sonra,ANADOLUDA DİN , yaşam alanından , çıkartılarak, kendi alanına çekilmiştir, yani İNSANLARI kişisel vicdanlarına alınmaya çalışılmıştır, BU yapılırkende DİN adamlarının yetiştirilmesi içinde bazı şeyler yapılması gerekmektedir, Yani burda ki, sorunALEVİLERİN de İSLAM olmasından kaynaklanmaktadır, Ve diğer TARİKAT, (SÜNNİ) merkezleride KAPATILMIŞTIR, onlarda ŞEYHSİZ, DERVİŞSİZ kalmışlardır, Onlarda baskı görmüşlerdir, hapse gitmişlerdir, o dönemde bir çok MERDİVEN ALTI KURAN kursları oluşmuştur, Ve bir çok Sünni şeyhi, vs.side Cumhuriyette takibata ugramıştır, Bu konuda en derin yarayı tabi ki, ALEVİLİK almıştır, Alevilerin yaşamsal kazanımları kadar, inancsal alt yapısıda bozulmuştur, Ançak bu konuda Alevilerin sorunlar ülkenin şehirleşmesi, Köylerden şehirler GÖÇ etmesi ile başlamıştır, işte o zaman ALEVİLER VE ALEVİLİK derin bir ucuruma düşmüştür, Sünni Tarkatlar kendilerini her dönem öyle yada böyle yenilerken, Alevi önderleri, Din adamları bu oluşumu yapamamışlardır, Kırsalın öğretisi olan ALEVİLİK , şehirleşmede bocalamış, Pir,Mürşit,Rehber, talip zinciri kopmuştur,Kırsal da, ALEVİLER sıkıntılı da olsa İNANC ayinlerini ve inancsal geleneklerini sürdürüyordu. işin bu tarafınıda gözden kaçırmayalım, Alinti:
Alinti:
Şunun ayırımını yapalım, Dersim olayı, bir ALEVİlik olayı değildir, Evet olayların KAHRAMANI HALK ALEVİDİR, Ancak olayların çıkış nedeni Alevilik değldir, Aşiretlerin, yada, Kürt Alevi beylerinin, ÖZERLİK istmeleri ve ÜNİTER DEVLET yapısını istememeleridir, Evet kullanılan güç çok acımasızdır, KATLİAMDIR, vs dir. amma, bu İNANC dan değildir, bunu karıştırmayalım, Şeyh in, ŞAH olmak istemesindedir. sisteminin, çarkının bozulmasını istememesindendir. Bilindiği gib, o olaya Alevi Kürt aşiretlerinden KATILMIYANLAR vardı, Alinti:
Pirlik yasaklanmadı, PİRlik, gibi unvanlar yasaklandı, Alinti:
Alinti:
Ve DERSİMDE, TÜRK olan hangi AŞİRETLER vardır, Ve yine DERSİMDE kürtleşen tÜRKLER VARMIDIR, Alinti:
Kaynağınız nedir, deliliniz nedir, Ve ALEVİLİK bir HATTİ, HİTİ inancının devamı mı? ben mi? yanlış anladım,yok doğru anladım ise, olayın birde bu boyutunu anlatın. Alinti:
Alinti:
Sarı Saltuk u BALKANLARA OSMANLI mı göndermiş, Ne Zaman, Nasıl gitmiş, Hangi Padişah göndermiş,Sarı Saltuk, sizin anlatımıznızla, HINZIR paşalık nı? yapmış. anlamadım . Son bölümde ki, Laiklik uygulamalrı söyleminizin, çoğunluğuna katılıyorum, Alevilik yeni bir KİMLİKLENME sürecine girmiştir, bu son dönemlerin mucadelesi ile olmuştur, Ancak bunu sağlayan yine kendini İSLAM diye niteleyen yobazları 93 sivas katliamı ile ıvme kazanmış olduğunu da unutmayalım, yoksa ALEVİLER acısından üstlerindeki ÖLÜ toprağını belkide hala serili duracaktı. Saygılarımla.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|||||||||||
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Kevenkli (04-12-2009), Seyfi MUXUNDİ (04-19-2009) |
|
|
#3 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sayın işcanbaba
Her zamanki gibi uzun bir soru zinciri ile karşılaştım. Tabiî ki soruların büyük bir kısmı haklı zeminlere dayanırken bazı soruların cevabı makalenin içinde olduğu halde sanırım gözden kaçmıştır. Bir kere Anadolu Aleviliğin Sadece Şia ve Emevi ayrışması ile ele alan bir bakış tarzı ile hareket ettiğimizde konunun sağlıklı tahlilinde de uzaklaşırız. Bu konuda benimle hem fikir olduğunuzu biliyorum. Aleviliği sadece bu kısa süre ürünü olarak gören Aleviliği yavaş yavaş suni çerçeve içine sokmaya çalışanlardır. Gelelim sorulara Dönemin bazı önderleri tabiî ki milletvekillerinden tutun dergâh önderlerine kadar. Bazı dediğim geneli kapsamadığı açık, Bakın o dönemde milletvekili olanların hemen hepsi ya jön Türk elemanı ya da cumhuriyetten sonra bir imtiyaz ve olanaklar tanınanlardır. Bunu kabul etmeyen Hasan Hayri ve seyit rıza gibileri canları ile bedelleri vermişlerdir. Devlet imkânları neye karşılık koca bir şahsi menfaatler. Yavuz da imkan verirdi o dönemin Alevileri yanaşsaydı. Bu kadar net. Demek ki sadece sorun imkan değil. Ayrıca Cumhuriyetin Öldürmek kan ve yok etmeden başka ne imkânlar vermiş. Hiçbir Alevi sorunu çözülmediği için hala da srun çözümleri ile uğraşıyoruz. İş mi işise Osmanlı da vermiş daha Cumhuriyetten önce Amerikana en fazla işçi giden Aleviler olmuştur. Tıpkı 60 larda Almanya kapısı gibi. Hoş onunda altında binlerce yıllık kültürü dağıtmak idi. Ama hesaplar farklı yöne döndü. Ya toplumsal çıkarlar. Üstüne basa basa söylüyorum. Pirsiz Alevilik olmaz. Yasaklanmışsa bu direk Aleviliği hedef alan bir anlayıştır. Suniliğin kurum önderi Cami müezzini ve imamıdır. Yasaklanmamış bilakis desteklenmiştir. Bakın Ünlü Gordion kördüğümünün batini anlamı kültür transferleri ile yok edemedikleri kültürü kılıçla yani zorla yok etmektir. “Bu düğümü kimse çözemedi” sözünün karşısında İskenderi Zulkarriyn kılıcı vurup “böyle çözülür.” Demesi basit bir söylemi sanıyoruz. Gerek Grek Gerek Arap kültürü Anadolu kültürünü sürekli yok etmenin yollarına gitmişlerdir. Bunu bugün bile devam ettirdiklerini sende biliyorsun. Farslılar tarafsız görünüp çaktırmadan kültürlerini Anadolu’ya sokuyorlardı Akıncı Türk kuvvetlerine destek veren ilk etapta Araplar oldu Amaç Anadolu kültürünü yok etmek idi. Çünkü Araplar daha önce Peygamberleri (İsa) aracılığıyla Greklere güvenerek Anadolu Kültürünü ele geçirme planları Greklerin ihaneti ile karşılaşmışlar ve Grekler tamamen kendilerine çalışmışlar. Onun için Doğudan gelen Akıncılar Olar için bir umut olmuş. Aslında Şia imamcılar bile bu işin içindedirler. Türkleri onların aracılığı ile yanlarına çekmişlerdir. Zaman zaman çıkar çatışmaları yaşansa da uzun vade hesapları bu temeldeydi. Ulusoylar Dersimden destek isterken o dönemde çok az bir aşiret desteklemiş. Gerisi tavır koymuştur. BU birçok dersim kaynaklarında yazılıdır. “Şunu unutmayalım, Burda adı geçen, Şeyh,Derviş,Pir lik, gibi deyimleri sadece ALEVİler kullanmıyorlardı, Bilindiği gibi, Anadoluda ve o günün TÜRKİYESİNDE Belki Yüzlerce, binlerce, Sünni, ve Alevi tekke,zaviyeleri vardı, ve bunların başında da, Pirler,Şeyhleri Dervişeri ve Mürütleri vardı, “ diyorsunuz . Suni pir yoktur. Suni seyit ve suni dede de yoktur. Hoş olsa da onların tek inançsal dayanak noktası bunlar değil ama Alevilerin tek dayanak noktası bunlardır. Bunlarda yasaklanmıştır. Devlet burada resmen dayatmıştır. Bir yok etme programı kullanmıştır. İnsanlardan çok kültürü inancı hedef almıştır. Yaşamadığınız için belki haberiniz yok Bizim oralarda sırf Pirlik yapanları götürüp dayak atılanların onlarca örneği var. Tarihte Aleviler “Biz sizden değiliz.” Derken bugün bunun tersi söylenmektedir. Aleviler Hiçbir zaman kendini onlarda (İslam) görmemiş. Naci deryasında görmüş. İslam kendini Hava deryasında görür. “O nedenle de, CAMİ İSLAM dünyasının ORTAK İBADET hanesi ve NAMAZIN ORTAK ibadet biçimi olarak algılandığından, bu İmamlık, Müftülük, İlahıyat gibi, kurumlar, Devlet eili le yeniden şekillenerek Devlet mudahelesi ile, İSLAM a yeni bir YER ACILMIŞ, ve 1000 lerce yıl sonra,ANADOLUDA DİN , yaşam alanından , çıkartılarak, kendi alanına çekilmiştir, yani İNSANLARI kişisel vicdanlarına alınmaya çalışılmıştır,”diyorsunuz. Doğru! Ama aleviler asla camiyi ortak ibadet yeri görmemiş. Gerek Kemalizm gerek ona yan olan “sözde Aleviler” de bu görüşte oldukları için Aleviliği Caminin ortak ibadethane avlusunda Müfitlik nezdinde yok etmeye çalışmışlardır. Sanırım burada teşisi kendiniz çok iyi yerleştirmişsin. Bunu bir ortak algılama olarak nasıl görürsün. Onları kendin gibi nasıl iyi niyetli görebilirsin, ORTAK İBADET Onlar bu niyetli olabilirler mi? Asla Laiklik Bu ülkede sadece yok etme amaçlı kullanılmıştır. Suni tarikatlar kapatılmış diyorsun. Sevgili dostum şunu gözden kaçırıyorsun. Suniliğin kurumu diyanet ve camidir. Tarikatları kapansa bile dini kültürel yolu yok olmuyor. Dini vecibelerini yerine getirmek için yine de bir dayanağı ve kurumu her zaman var olmuştur Ya Alevilerin? Ya Aleviliğin tek kurumu pirlik ve seyitlik yasaklanınca sonu ne oluyor. Bunu çok iyi bakmamız lazım. Amaç çok açık. Aleviliği eritmek. Söyle bakalım Madem ki Laiklik bu haksızlıkları kaldırmak için di Cumhuriyetten sonra İsmet İnönü tarafından Diyanet açıldı İmam Hatip okulları açıldı Sayılmayacak kadar imam ve cami devlet eliyle yapıldı Laiklik kaç tane Alevi İbadet hanesi açtı yada kapattı el insaf. Hala bunu anlamadınız mı? Bir örnek 12 Eylül solcuların üzerinde silindir gibi geçti Solculara CHP içine zorladı ve orada eritti sonunu sende görüyorsun. Aynı yöntem. Aleviliği Diyanet içinde eritmek. Garip bir söylem, nasıl yani, Devlet bir suç gördü ancak bunu görmezden geldi, ? yok canım daha neler, Devlet sistemini tam oturtamadığından yoksa niye suşu görmemezlikten gelsin ki. Devlet çok kurnaz tıpkı Osmanlı ve Selçuklu ya da Hıristiyanlar gibi bir anda yok etseydi çok farklı çöküntüye yol açardı. Devlet sistemini oturtmak amacıyla ağır davrandı. “Günü gelince”de ki kastım bu. Yoksa devlet suçu görmemezlikte geldi anlamı ile kullanmadım. Buraya dikkat etmek lazım. 70lerde devlet nezninde suç işleyeni o zaman niye tutklamadı da 12 eylülden sonra tutukladı aynı şey. Sen bunarlın canlı şahitlerindensin. “Evet, burda beklenen söyleme geldik, Şunun ayırımını yapalım, Dersim olayı, bir ALEVİlik olayı değildir,” Burada son derece yanılıyorsun. Devletin Amacı Aleviliği yok etmek çünkü en güçlü kalesi Büyük İskender’in ve Timur’un Başaramadığını başarmak. (Hoş bazıları Timur’u da Alevi yapıyorlar ya.) Yoksa ulusal bir sorun değil. Hedef O ad altında Aleviliği yok etmek. Sarı Saltuk olayını yanlış anladın sanırım. Arap kültürü Anadoluyu ele geçirmek için önce İslami muhalefeti kullanmış. Yani Bektaşileri onların kültürel güvenceleri üzerine ardında gidip işgal etmiştir. Anadolu rum erenleri önceden gelip Anadolu’da zemin hazırlamasaydı 1071 olacağı sanmak mümkün mü Türkler yerleşik Elewiy halkı ile dayanışma içine girince Türkler akın akın gelebildiler. Devlet tecrübesi olan Türkler. Balkana ordu zaferi ile mi girdiler sanıyoruz. Hayır önde giden erenlerin başarılarına tepeden kondular. Alt yapıyı oluşturdular (Kaynak Burhan oğuz Türk Halk düşüncesi Hareketinin idolojik Kökenleri- Jean, Paul Roux Türklerin tarihi.. Nanık Kemal Osmanlı Tarihi.—C. K. Bringe Bektaşilik Tarihi) adlı kitaplarda bunu rahatlıkla görebiliriz. Ayrıca Saru Saltuk Osmanlının dıştaladığı bir kişi değil. Osmanlı Onun başarılarının üstüne oturmuştur. Baba İlyas Baba ishak ve Selçuk tarih sıralmasını karıştırmadım sadece konu ile bağlantısı açısında yeri gelince örnekledim. Ayrıca şunu da söyleyeyim. Baba Mansur ve Kureyş Allatninden çok önce gelmişlerdi. O bir başka konu. Işık insanları Ta mu dininden beri var olan Alevilerdir. Adı farklı da olsa Alevi öğretisisn atalarıdırlar. BU konunu detaylarına girmeyeceğim çünkü bunu kitabımda deyineceğim. Aşiret konusuna gelince tek tek cımbızla almak zor. Bu konuda “Kürtleşen Türk boyları internet sayfalarında bile var.” Şunu söylemekte de yarar var. Türklerde boy ve klan sistemi var. Aşiretlik Arap ve Kürtlere has bir oluşumdur. Bir insan “ben Türk’üm ve falan Aşirettenim” diyorsa o bir kere asla Türk değildir. Çünkü türk toplumunda Aşiretlik sistemi yoktur. Dersim aşiretlerinin içine sığınmış boylar var oradaki aşiretler karışıp kimliklerini kaybetmişlerdir. Direk Türk aşireti dersimde yoktur. Antropolojik olarak imkansızdır. Türklerde Aşiret yoktur. Bunu çevrenizdeki sosyolog ve Antropologlara sorabilirsiniz. Yani şimdi, ALEVİLER, Hatti ve Hitililermi? yada BabaMansur ve Kreyşanlar, HATTİ mi? Kaynağınız nedir, deliliniz nedir, Ve ALEVİLİK bir HATTİ, HİTİ inancının devamı mı? ben mi? yanlış anladım,yok doğru anladım ise, olayın birde bu boyutunu anlatın. BU konunu detaylarını kitabımda yer vereceğim için girmeyeceğim. ŞU kadarını söyleyeyim. Yazılı kayadaki Duvar yürütenveya Hayvana binenler ile BabaMansur; KUreyş Hacıbektaş Mahmut Hayrani, hayvan binme mitleri tesadüfi benzetmemi sanıyorsun. Veya Konya Eflatunpınardaki Güneşi elleri üzerine Alıp da sema gidenler tesadüfi benzeme midir. Hititlerde saz çalıp etftakilerin sema gitmesi. Sazın sapını ucundaki püskülün çift olması (İki püskülü bağlama Alevilerde Çok kutsaldır. “Dû Gulık”denir ki bu luvi dilinde de vardır.) bir tesadüf mü. Konya Ereğli şu anda bulunduğum şehirde İvriz Kabartması Tarhundas ile Warpalavas arasındaki lokma ve hayat suyu ikramı tesadüf mü. Sadece bu kabartmaların yanındaki köylerde Evliyalar olması tesadüf mü. Türkiyenin Hangi Hitit kalıntıları varsa o civarda muhakak bir Evliya vardır bu tesadüf mü? Selam ve saygılar Işık rehperimiz olsun. Konu Seyfi MUXUNDİ tarafindan (04-13-2009 Saat 20:37 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Seyfi MUXUNDİ For This Useful Post: | İşcanbaba (04-13-2009) |
|
|
#4 | ||
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.061
Thanks: 12579
Thanked 8555 Times in 4028 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Seyfi Babasultan,
Yazınızı ilk gün okudum amma, yanıt yazamadım, Çok isteklide değilim, çünkü dost insanlarla bu tip konulara girmek dostlukları etkilemesinden korkarımda ondan, daha önce bir kaç dostla bu tip konulara girdik, bazı gönül kırgınlıkları oldu, Bilindiği gibi, bazen eleştiri sınırını tutturamıyoruz, bıcak sırtı gibi bir konu, Zerdüş ün, Kıldan ince sırat köprüsü misalı, Ancak bu bizim, bir birimizi uyarmamızı, eksikliklerimizi tamamlamamızı engellemez, Alinti:
Hasan Hayri bey ise, Dersim yöresinden Meclise ilk giren kişidir, sonu üzücü olmuştur, diğer bir konu,Yeni kurulan devlet tabiki doğal olarak bir önceki, Devletin Aydınlarından, yurtsevrlerinden oluşacaktı,ve bunlar JÖN ler değildi, Bilindiği gibi, Osmanlıda Aydın sıfatında, din adamları ve Askerler mevcuttu, itici güçde bunlardı, Cumhuriyet kurulurken yurt dışından insan getirmiyecklerine göre mevcutlarla yola çıkacaklardı, ve o Mucadelede yer almış, zaman vermiş, emek vermiş kişiler söz sahibi olacaktı, bunda bir yanlışlık yok babasultan. Ve Seyit Rıza olayını da , düşüncemi daha önce söyledim, bu oluşum DİN VE İNANC adına değildi, bu hiç biryerde yazılmadı,yazılı değil, ançak omlar ALEVİ idi. Cumhuriyetin Kuruluşunda , Anadolu Alevileri gerekli desdeği vermişlerdir, bunlar hepimizin malumu,Ve ilk meclise ve devamında Alevi ve Kürt vekiller mevcuttu, Sonraki dönem konusunda TAHLİLLERİNİZin ayakları yere basmıyor babasultan, şartları ve talepleri görmezden gelip, bugü, yeni dönemde oluşan şartları ve KİMLİKLEMELERİ göz önüne alarak geçmişi yargılıyorsunuz, bu da bizi doğru sonuca götürmüyor. Bizler yani aleviler, o dönemde kendimizi o mevcut ayırımda farklılığımızı belirtmedik, bir talebimiz olmadı ve bizler o dönemde kırsal kesimde yaşadığımızdan iNANC VE İBADETLERİMİZDE , eğitimlerimizde bir özellik ve özerklik taleplerinde bulunmadık, bu Kürt Alevileri içinde geçerlidir, Kürt Aleviler Devlet olabilme bazında talepleri oldu, buda 38 olaylarını getirdi. Evet Sünni tarikatlarda , DEDE deyimi kullanılmaz, (Mevleviler hariç) ,Ançak diğer inanc sembol isimleri kullanılır. Alinti:
Muhammedin "Ümmetim 72 parcaya bölünecektir ,ancak bunlarda gürühu naci olan kurtulacaktır" ŞEKLİNDE BİR HADİSE DAYANARAK, KENDİLERİNİN nACİ YANİ kurtuluşa eren TOPLULUK OLDUKLARI İDAALARINDA BULUNURLAR, Evet biz onlarda değiliz, bu sözüne katılıyorum, ancak konuştuğumuz dönem farklı. Sevgili Babasultan; Cami nin ortak ibabdet hane olması fikri, benim değil, Lozan gereği,ülke halkı MÜSLÜM VE GAYRİ MÜSLÜM olarak değerlendirilmiş , ve ona göre ülke içi pozisyonları alınmıştır. Aleviler, O dönemde bizim ibadet yerimiz ayrı demediler ve devlette zaten kuruluşundan 2 yılsonra bu yasağı getirmiştir, Aleviler Pir lerini okulda falan yetiştirmiyordu, ve Alınlarında da Pir yazılmıyordu, VE Pirlerimiz, Pirlik icazetini de devletten almıyorlardı, o nedenle hiç bir dönemde Aleviler Pir siz kalmamıştır, daha gerçekci olalım, Pir lerin dövülmesi konusu ben duymadım, sizin orad özellikle niye olmuş, onuda bilmem amma, olmuştur muhakkak ki dile geliyor bugün, bunun yanında ikinci bir sebeb varmıydı, onud bilmiyoruz, VE ben Anne tarafından 1935 lerde aslı bir kız kacırma yüzünden, amma gizli amacı Alevi oldukları için yurtlarından kovulan göc edenlerin torunuyum, ve eski köyde sünni alevi birlikte yaşarlarmış amma Pir lerimizin dayak yediğini duymadım, Dediğim gibi, Devlet şeriatcı din yapısını kendi denetiminde yeniden yönlendirdi, Bu birz garib bir Din hizmeti idi amma, Anadoluda yaşayan herkez ,Gayri Müslüm dışında İSLAM sayılıyordu, ve kimseninde itirazı yoktu, o dönmdede Alevilerin bir İBADETHANEYE ve DİN ADAMI YETİŞTİRİLMESİNE ihtiyacı yoktu, bugünde yok, Devlet eli ile olacak bir hizmetide tarihde istemedi, şimdi de istemiyor.(İnanc yerlerine verilen ayrıcalıklar harıç) Deiyanet, Atatürk tarafından kurulmuştur, İlk Din okulları yine Atatürk zamanında açılmıştır ve yine onun ve ismet paşa döneminde kapatılmıştır, taa ki, ikinci dünya savaşı sonuna kadar, böyle gelinmiştir, ilk tavizi veren evet İsmat İnönü olmuştur, 15 yıl İbadet türkce yapılmıştır,Ezan Türkce okunmuştur, Bunları bilgi anlamında yazıyorum, Diğer konularda fazla bir ayrımımız yok gibi, Kitabınızı sabırsızlıkla bekileceğiz, Bu konuda başarılı verimli bir ürün verecğiniz konuunda tereddütümüz yok, Saygılarımla, Aşkıniyaz ederim. |
||
|
|
|
| The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Seyfi MUXUNDİ (04-16-2009) |
|
|
#5 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
Hititler ve Luviler daha doğrusu Hattiler konusunda yazacak birşey kalmadı artık. Bazı dostlar gerçekten, tarih okumadan tarih yapıyorlar. Lütfen topluluklar üzerinde ezbere konuşmayalım. Luvice veya Hititçe çevirilerin tamamı ortada, tabletlerde ortada. Ne demek istedikleri de ortada. Buna rağmen göstergeleri yalnış kullanmak gülünç duruma düşürür bizi.
Bir başka noktayı belirtmek isterim. O da Dersim . Dersim isimlendirmesi yeni döneme ait. Ondan önce o bölgenini adı Çemişgezek olarak geçer. Üstelik ben Dersim tarihi dediğiniz tarih içinde bir Dersim isyanı, savaşı ve ya başka bir karşı duruşu hatırlamıyorum. Bunu bir bilen varsa yeni bir tarih yazılmış olacak. Acaba yaşanan tarih dışında şu bütününü bilemediğimiz halk Luviler gibi bir sorun mu var ortalıkta. Anlamakta zorlanıyorum. Üstelik koca bir Alevi- Bektaşi tarihi içinde nice savaş, kalkışma, isyan varda, Dersim'den bir katılım, eklenme veya duruş izi, belgesi görmüş değiliz. aşk ola |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post: |
|
|
#6 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
Hititler ve Luviler daha doğrusu Hattiler konusunda yazacak birşey kalmadı artık. Bazı dostlar gerçekten, tarih okumadan tarih yapıyorlar. Lütfen topluluklar üzerinde ezbere konuşmayalım. Luvice veya Hititçe çevirilerin tamamı ortada, tabletlerde ortada. Ne demek istedikleri de ortada. Buna rağmen göstergeleri yalnış kullanmak gülünç duruma düşürür bizi.
Bir başka noktayı belirtmek isterim. O da Dersim . Dersim isimlendirmesi yeni döneme ait. Ondan önce o bölgenini adı Çemişgezek olarak geçer. Üstelik ben Dersim tarihi dediğiniz tarih içinde bir Dersim isyanı, savaşı ve ya başka bir karşı duruşu hatırlamıyorum. Bunu bir bilen varsa yeni bir tarih yazılmış olacak. Acaba yaşanan tarih dışında şu bütününü bilemediğimiz halk Luviler gibi bir sorun mu var ortalıkta. Anlamakta zorlanıyorum. Üstelik koca bir Alevi- Bektaşi tarihi içinde nice savaş, kalkışma, isyan varda, Dersim'den bir katılım, eklenme veya duruş izi, belgesi görmüş değiliz. aşk ola |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
SEVGİLİ İŞCAN BABA VE HASAN HARMANCI.
Şunu peşin olarak söyleyeyim ben eleştirilerden kırılmam. Karşı taraftan bir eleştiri aldığım zaman ilk kendime sorduğum veya sitem ettiğim “Ben konuyu açık bir dille anlatamamışım” derim sevgili iş can baba. Bir konuyu özellikle dikkatinizi çekerim. Bugün oynanan oyunun en başında Alevileri İslamlaştırma oyunu bu oyun tamamlandığı zaman laikliğe karşı tavırları daha netleşeceğine inanın. Son dönemlerde anti laiklerin büyük cesareti de buradan gelmektedir. Alevilerin İslami inanç içinde eritmeleri artık onlar için muhalefetin kalmadığı demektir. Size katılıyorum Seyit rıza gibilerin hedefi elbette ki Alevi dini yönetim değildi. Ama o dönemin yöneticilerinin yeğene hedefi Aleviliği yok etmekti. Bunu sizin bildiğinize ve hem fikir olduğunuza inanıyorum . Bizim taleplerimizi bizim adına dile getirenler sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiler. Bu oyunları çok kaynaklarda okuyabiliriz. Özellikle o dönemde Dersim tahlili yapanlar. Dönemin askeri uzmanları (Nazmi sevgen Hasan Reşit Tankut, Ali Kemali…M. Şerif Fırat… gibileri neleri ve hangi ayak oyunları yaptıkları bilirler. Yıllarca bazı kaynaklar Munzur Etnografya dergilrinde yazdı. Sayın güzel insan Hasan Harmancı o dergiyi takip eden ve orada yazısı çıkan güzel bir kalem bunu bilmesi lazım. Sevgili Hasan Harmancı: “Hititler ve Luviler daha doğrusu Hattiler konusunda yazacak birşey kalmadı artık. Bazı dostlar gerçekten, tarih okumadan tarih yapıyorlar. Lütfen topluluklar üzerinde ezbere konuşmayalım. Luvice veya Hititçe çevirilerin tamamı ortada, tabletlerde ortada. Ne demek istedikleri de ortada. Buna rağmen göstergeleri yalnış kullanmak gülünç duruma düşürür bizi.” Sizden böyle bir cevap beklemezdim doğrusu. Sizi sitenize yazı yazdıktan sonra değil daha önceleri Pir sultan Dergisinde takip eder gıyaben tanırım. “Yazacak bir şey kalmadı.” Demek bir açolımcı ve ufku geniş yazarın kullanacağı sözler değil. Belki bazı yazarların ayakları havada yazılarına bakarak böyle sitem edbilirisiniz. Ama böyle bıçakla keser gibi kesip atmak. Hasan Harmancı olamaz. Çünkü hergün yeni belgeler ortaya çıkıyor. Bakın ben diğer yazar arkadaşlar gibi. Aleviler luvilerin ta kendisidir demedim. Ama en çok etkilendiği inançlarının devamlılığını aldığı toplum. Hititlerde değil Hattilerdir. Kİ Hititlerin hatilerin tanrılarını kendilerine mal ettiklerini herkesçe bilinir. Orijinal adı da Hatti değil Hatine’dir. Luvi dilinin tinsel teknik terimlerinin bir çoğu hala zazaca da vardır. Bizler İslamlığın sadece Ali Muhamed ve kerbela tabelasından başka hiçbir şey almadık. Ama Hattilerde (Hatini) Zerdüştlerde ve Buryat Yakut ve Altay hatta Tunguz Şamanlarından çok şey aldık. Tabiî ki Dersim diğerlerine göre eski katılıyorum. Hatta Çemişgezek (Çemişkezek-Çemşkêzek) den daha önce Darnalis-Derxene, İşuva, Pahuva , Axkılisyane olarak adlandırılmıştır. Yukardada yazdığım gibi: Yazılı kayadaki Duvar yürütenveya Hayvana binenler ile BabaMansur; KUreyş Hacıbektaş Mahmut Hayrani, hayvan binme mitleri tesadüfi benzetmemi sanıyorsun. Veya Konya Eflatunpınardaki Güneşi elleri üzerine Alıp da sema gidenler tesadüfi benzeme midir. Hititlerde saz çalıp etftakilerin sema gitmesi. Sazın sapını ucundaki püskülün çift olması (İki püskülü bağlama Alevilerde Çok kutsaldır. “Dû Gulık”denir ki bu luvi dilinde de vardır.) bir tesadüf mü. Konya Ereğli şu anda bulunduğum şehirde İvriz Kabartması Tarhundas ile Warpalavas arasındaki lokma ve hayat suyu ikramı tesadüf mü. Sadece bu kabartmaların yanındaki köylerde Evliyalar olması tesadüf mü. Türkiyenin Hangi Hitit kalıntıları varsa o civarda muhakak bir Evliya vardır bu tesadüf mü? Ayrıca onlarca örnek verilebilir. Huri ve şeri boğa inanç efsaneleri son döneme kadar anlatılan örneklerden bazılarıdır. Sümer tabletlerinde Fırat ve diclenin suyu demir kapılarla bağlanmış (S. N. Krener) derken bugün Hozat Zımeq Demir kapı olması tesadüfi bir söylemidir. Sevgili dostum H. Harmancı. Dersimdeki hemen hemen bütün dinsel efsanleri dinlemiş ve röportaj yapmış ve onların tarihte hangi toplumsal efsaneye yakınlığını az çok bilirim. Aleviler Ali ile ilgili efsaneleri anlatırken Örnek “Ali bir gün bir ovada gidrerken bir devin bağlı olduğunu görür. Ona ‘seni kim bğladı’ sözüne karşılık ‘Beni bin dörtyüz yıl önce Ali diye biri bağladı’ derken Aliden önce bir Ali kültü yaşatma inancı nereden geliyor. Hala dersim Varto Hınısta Mevali, Hatali, Murşali… isimleri var bunları tesadüfî olarak görebilir miyiz? Ben tekrar söylüyorum. Luviler=Aleviler demiyorum ama Luvilerin en yakın miraçıları biziz. Yok dersek. “Evel ali Ahir Ali” “Yer gök yok iken yeşil kubbe vardı” veya “Üçüncü ölmem bu hain” yada “Cihan var olmadan ketmi ademden” gibi inancın temelini oluşturan kavramlardan vaz geçmemiz lazım. Bu da tamamen Aleviliği inkar demektir. selam ve sevgiler Konu Seyfi MUXUNDİ tarafindan (04-18-2009 Saat 00:19 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Seyfi MUXUNDİ For This Useful Post: | İşcanbaba (04-18-2009) |
|
|
#8 | |||
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.061
Thanks: 12579
Thanked 8555 Times in 4028 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Seyfi Babasultan;
Eleştiriler konusunda hem fikiriz, Alinti:
Alinti:
Beğeniriz ,beğenmeyiz, onaylarız veya onaylamayız, ançak caba buydu, Bu Uluslaşma, ise, ÜNİTER bir yapının temellerini oluşturuyordu, Bu yapıda, LAİK bir teori üzerine inşa ediliyordu, bu LAİK oluşumun en önemli MÜTTEFİKLERİ, YANDAŞLARI ise ALEVİLERDİ, Alevilik, tekrar edeyim o dönemde Devlet tarafından, bugünkü anlamda olmasada, İSLAM dairesi içinde algılanmış, ALEVİLER bu konuda bir talepde bulunmamış, Bir İBADETHANE, BİR DİNSEL öğreti okulu vs. gibi talepde bulunmamıştır, Çünkü, 1925 e kadr ve daha sonrasıda, ALEVİLERİN OKULLARI OÇAKLARDI, VE 25 DEN ÖNCE ocaklar ve dergahlardı, Dergahlarda GELENEKSEL yani OÇAK lara bağlı ALEVİLER ÇOK yer almazdı, Genelde OCAK merkezleri onlar için daha gidilesi yerlerdi, tabii, Hacı Bektaş da, O dönemde ses çıkarmayan vede talepde bulunmayan ALEVİ önderlerini Pirlerini, ÇIKARCILIK vs ile dillendirmek hoş değil, Evet o dönemde de bir oyun vardı, bugün künden daha farklı ancak bu kadar acımazız ve pervasız değildi, Özellikle, TAmpıarların ve Gürpınarların söylemlerinin katkısı vardır, bu söylemde BAHA SAİD lerin mirası olsa gerek, Alinti:
Halk Efsanelerinin oluşumu, tekrarı halkların ve inancların geldikleri bölgekerin,yeni gelen inancların, eskilerin bri harmanlanması ile yeni şekil, görünüm ve anlatımlar kazanır, Milas ın, koca kulaklı Kral ın, berberinin ,SIRRI KUYAYA demesi ile, Ali ninde, bazı SIRLARI KUYUYA demesi ve bunun Milas da sonra 1000 lerce yıl sonra, Anadoluda olması, kahramanların ,inanc ve isim değiştirmeleridir, Özgünlüğü ANADOLU olmasıdır, Aşkı Niyazlarımla Babasultan |
|||
|
|
|
| The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Seyfi MUXUNDİ (04-18-2009) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||