Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Alevilik Araştırmaları

Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 06-04-2011, 00:24   #1
Seyhlerli1970
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Butzbach/Almanya
Üye No: 270
Mesajlar: 111
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 300
Thanked 275 Times in 91 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 2
REP Puanı : 79
REP Seviyesi : Seyhlerli1970 will become famous soon enough
İletişim
Standart Aşure “Alaca Aşa” Nasıl Dönüşür?

AŞURE “ALACA AŞA” NASIL DÖNÜŞÜR?


Hüseyin DEMİRTAŞ

Alevilere yönelik yoğun dış saldırılara cevap yetiştirmekten, kendi içimizdeki problemlere eğilmeye pek zaman bulamıyoruz. Ancak bu sefer söz konusu saldırılar dur durak bilmese de Alevilerin bazı iç sorunlarına değineceğiz.
Malum Alevilerin Türkiye’deki en büyük sorunu her türlü açılıma rağmen bitmeyen asimilasyon uygulamalarıdır. Asimilasyon AKP Hükümeti döneminde de katlanarak devam ediyor. Oysa aslında Alevi açılımları, çalıştaylar ve Alevilerin problemlerinin daha yoğun konuşulması da bu hükümet dönemine denk geldi. Ama gel gör ki, aynı hükümet Alevileri ötekileştirme, dışlama ve Sünni çoğunluğa hedef gösterme konusunda da çok ileri (!) adımlar attı. Ne büyük başarı! Bir yanda Alevilere yaklaşır gibi yap, diğer yandan onları kendinden soğutacak her türlü icraata son gaz devam et!
Neyse, tüm bunlar Alevilere yönelik dışsal asimilasyon çabaları. Hâlbuki asimilasyon tek taraflı yani yukarıdan aşağı yaşanan bir olgu değil. Bir de içsel asimilasyon var. Aleviler kendi iç sorunlarından kaynaklanan nedenlerle de Alevi kimliklerinden uzaklaşmaktadırlar. Bu içsel asimilasyon bazen dışsal olandan daha etkili bile olabilmektedir.
Gerçi temelde iç asimilasyonu tetikleyen de, dış asimilasyon çabalarıdır ama yine de asimilasyon bir başladı mı nerede duracağı belli olmuyor. Artık mesele “tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıktı” gibi bir kısır döngüye giriyor. Zira “iç”in “dış”a mı yoksa “dış”ın “iç”e mi etki ettiği belirsiz hale geliyor. Örneğin, büyük bir Alevi köyü düşünün ki, 1980’e kadar o köyde namaz kılmasını bilen ve kılan erkek sayısı bir elin parmaklarını geçmezken, şimdi namaz kılmasını bilmeyen neredeyse kalmamış. En azından çoğu Cuma namazına gidiyor. Üç hafta üst üste cumaya gitmezse, kâfir olacağını ve nikâhını tazelemesi gerektiğine inandırılmış durumda. Aynı köyün insanları öyle bir hale gelmiş ki, diyelim ki, devletin müftüsü, “Köyünüzün tamamı Alevi. Kadrolu bir imamın sürekli bulunması israftır. O nedenle imamınızı gerçekten ihtiyacı olan Sünni bir köye tayin edeceğim” dese, köylü ayaklanır ve imamın köyde kalması için müftüye yalvarır. Aynen uyuşturucuya alıştırılan bir bağımlı gibi, devlet on yıllar, belki yüz yıllardır sürdürdüğü asimilasyon çabalarının sonucunu almış; köylüyü Alevilikte asla yeri olmayan namaz, oruç, hac ve zekât gibi bazı Sünniliğe özgü ibadet ve pratiklere bağımlı hale getirmiş. Ve şimdi kalkıp diyor ki, “Efendim, biz kimseyi camiye gitmeye zorlamıyoruz. Kendileri gönüllü gidiyorlar. Hem kim demiş, Aleviler camiye gitmez diye? İşte bakınız birçok Alevi köyünde insanlar akın akın camilere koşuyorlar. Demek ki, Alevilikte cami vardır!”
Ne güzel mantık değil mi? Uyuşturucu tüccarları da zaten, “Bunlar bizden kendileri uyuşturucu talep ediyorlar. Biz kimseyi esrar, eroin satın almaya zorlamıyoruz” demiyorlar mı?
****

İçsel asimilasyon başta Orta ve Batı Anadolu bölgelerinde öyle yoğun yaşanıyor ki, devletin ek bir çaba göstermesine artık gerek kalmıyor.
Sünniler arasında çok tekrarlanan ve şaşkınlar için söylenen bir atasözü vardır: Allah şaşırttığı kuluna karısına hala dedirtirmiş… Bazı Aleviler de öyle şaşırmış ki pusulasını, neyin Aleviliğe ait neyin değil onu bile karıştırır hale gelmişler. Daha önce tıkır tıkır çalışan Aleviliğe zararlı maddeleri içeri sokmayan süzgeçler, filtreler artık işlemiyor olsa gerek…
Söz gelimi, Kütahya’nın bir Alevi beldesinde hem de dede postuna dikmelik yoluyla oturtulan bir rehber, Alevilerin artık Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a lanet etmekten vazgeçmesi gerektiğini cemevinde dillendirme cesaretini gösterebilmektedir. Gerekçesi de şu: Ebu Bekir Hz. Muhammed’in kayınpederi, Ömer hem damadı hem kayın pederi, Osman ise peygamberin iki kızının da (Rukiye ve Ümmü Gülsüm) kocasıymış. Ayrıca bu halifeler ashabı kiramdan ve yaşarken peygamberce cennetle müjdelenmişler.
Aynı dede cemevinde son 5–6 senedir Kutlu Doğum Haftası etkinliği düzenlemekte, deyiş söylemeler gittikçe azalırken ilahiler daha çok yer kaplamakta, her Perşembe ve Pazar günü yapılan cemler Kur’an tilavetiyle açılmaktadır. Özetle beldede bulunan iki cemevi çoktan minaresiz camiye dönmüş bulunmaktadır. Tüm bu uygulamalara geçmişteki erkânı çok iyi bilen ihtiyarlar dâhil kimse sesini çıkaramamaktadır. Bunun nedenleri arasında, insanların çıkarcı yaklaşımları, kişiliksizliği, kimliksizliği yanında, yıllarca sürdürülen asimilasyon çalışmalarının sonucu ortaya çıkan dayatmalar, sindirmeler ve psikolojik baskıların çok etkili olması sayılabilir.
Çoğunluk baskısını ve devasa devlet imkânlarını kullanarak, “Siz de Müslümansınız” diye diye insanları gerçekten illallah dedirtip sonunda Müslüman yaptılar. Oysa bu Müslüman tanımı hiçbir zaman Aleviliği kapsamıyordu. Bunların Müslümanlıktan anladığı sadece ve sadece Sünnilik ve onun da Hanefi koluydu. Alevilerin kafasında önce büyük bir kavram kargaşası yarattılar ve ardından da hamle yaparak bu durumu sonuna kadar halen istismar ediyorlar. Keza “Hz. Ali camiye gitti, siz niye gitmiyorsunuz?”, “Allah’ımız, kitabımız, peygamberimiz bir ve aynı” gibi söylemler de, birçok Alevi’nin asimilasyon zokasını yutmasını sağlamaya tüm hızıyla devam ediyor. Oysa bu söylemler birer aldatmacadan ibaret, yalan ve çarpık bir mantık üzerine kuruludur. Ama olsun, gerçek ortaya çıkıncaya kadar atı alan Üsküdar’ı geçiyor nasıl olsa… Misal Kütahya’da 50 yıl önce 100 civarında olan Alevi köyü sayısı 30’lara kadar inmiş durumda. Bunlar için mesele Alevi’yi kendi sömürgen, hak-hukuk bilmez yollarına sokmaya gelince ve iç misyonerlik olunca her şey mubah ve makbul!
****
Özellikle 1980 sonrası başlayan zorunlu din dersleri de meyvelerini vermeye başladı. Toplum bilimcilerin Özal kuşağı diye adlandırdığı bu yeni neslin beyinleri zorunlu din dersleri ve yanı sıra diğer derslerin müfredatının da dinselleştirilmesi sonucu adeta iğfal edildi. Kanımca bu kuşağın çoğunluğu artık pek sağlıklı düşünemiyor. Neden-sonuç sonuç ilişkisi kuramıyor. Büyüye, efsunlara, mucizelere inanıyor. Üniversite öğrencilerinin bile yüzde 60’dan fazlası her geçen gün bilimsel olarak doğrulanan Evrim Teorisini kabul etmiyor.
Bu kuşağın Aleviler arasından çıkan temsilcileri ise daha yobaz oluyor nedense. Bunlar arasında çocuğuna Aleviler arasında yaygın olmayan hatta nefret edilen kişilerden Bekir, Ömer, Osman’ın isimleri veriliyor. Erkeklerde Ramazan, Enes, Talha, Selim; kızlarda Rukiye, Ayşe, Aleyna gibi yine Alevi ananesine ters adlar tercih ediliyor. Yakında Muaviye peygamberin vahiy kâtibiydi, Yezit ise bu mübarek (!) sahabenin oğluydu deyip bunların adlarını çocuklarına verirlerse hiç şaşırmayalım. Zira unutmayalım ki, “Kur’an’da tavşan eti yemenin haram olduğu yazmıyor” diye taliplerini tavşan eti yemeye teşvik eden dedeler bile türedi! Dedik ya, şaşırıpta karısına hala diyen Alevilerin de bini bir para artık…
İç asimilasyon demişken cemlerdeki erkândan ekleme ve çıkarmalardan söz etmezsek olmaz. Özellikle Kütahya, Eskişehir, Bilecik ve Afyon yöresindeki Alevi yerleşimlerinde erkânda sürekli bazı değişiklikler yapılmaktadır. Örneğin, artık pek çok Alevi köyünde yol kardeşi diye de tanımlayabileceğimiz musahiplik şartlarını günümüzde yerine getirmek çok zorlaştı diye kaldırılmış durumdadır. Hâlbuki şartları ne kadar zor da olsa, musahiplik sembolikte olsa korunmalıydı. Siz hiç Müslüman veya Hıristiyanların her hangi bir ibadeti günümüzde uygulaması zorlaştı diye kaldırdığını duydunuz mu?
Diğer yandan yola giriş niteliği taşıyan ikrar törenleri de pek çok yerde eskisi gibi hemen evlilik sonrası yapılmıyor. Hiçbir çift genç yaşta yola girmeye yanaşmadığı gibi, işi abartıp, “Şu şu zevkleri tadayım, önce ona buna haddini bildireyim de öyle ikrar vereyim” diyenler giderek artıyor. O nedenle de Alevi yerleşimlerinde eskisi gibi dostluk, dayanışma ve yardımlaşma gibi erdemler azalıyor. İnsanlar musahiplik kaldırıldığı ve yola geç girdikleri için paylaşımcılığı unutuyor; hasetlik, çekememezlik, gammazlama, dedikodu, yalan ve iftira gibi insan ilişkilerini zehirleyen olaylardaki dramatik yükselişi dikkatle bakan herkes görebiliyor. Kısaca Alevi yerleşimlerinde eskisi gibi toplumsal barış berkemal değil. Aleviler de hızla Sünni komşularına benziyorlar. Ne demişler: Üzüm üzüme baka baka kararır…
****

Daha önce mahkemelere pek işleri düşmezken, Alevi toplumunda da asimilasyon süreciyle paralel olarak suç oranlarında önemli artışlar yaşanıyor. Gözün aydın Türkiye, mevcut suçluların yetmiyormuş gibi üstüne yenilerini ekledin! Asimilasyona devam, ta ki Aleviler her şeyleriyle Sünnilerle aynı hizaya gelinceye kadar…
Bitirirken son bir anekdot aktarayım. Batı Anadolu’daki bazı Alevi yerleşimlerinde 12’den eksik malzemeyle pişirilen aşureye alaca aş denilir. Aşure demek Muharrem ayı demektir ve bu ayda pişirilen aşurede 12 sayısını tamamlamak için büyük titizlik gösterilir. Bazı çok fakir Alevi köylerindeyse 12 malzeme her zaman bulunamadığından olsa gerek, aşure adı zamanla unutulmuş ve sadece alaca aş denilmeye başlanmış aşure tatlısına.
Bana öyle geliyor ki, gerek iç gerekse dış nedenli asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmaz unsurları, teker teker azaltılarak aynen aşurede olduğu gibi Alevilik alaca aş konumuna sürüklenmek isteniyor. Aleviliğin kasıtlı olarak içi boşaltılıyor, cem ve semah gibi ibadetler folklorik bir düzeye indirgenerek anlamsızlaştırılıyor. Bugüne kadar içinde olmayan Sünni-İslami unsurlar durmadan Aleviliğe karıştırılarak yol ve erkânda büyük bir kirlilik ve kendine yabancılaşma yaşanıyor. Sanki içten ve dıştan gelen baskıyla Alevilik intihara sürükleniyor. Çünkü yaşananların başka bir açıklaması yok.
Korkarım, “Şu şu olmadan Alevi olunmaz” denilen şartlar böyle sürekli iptal edilmeye devam edilirse, çok geçmeden Aleviliğin varacağı yer tamamen yok oluş yani Sünnileşme/Müslümanlaşma olacaktır. Son durak kara toprak misali, aşurenin eksile eksile alaca aşta karar kıldığı gibi, Alevilikte durmadan orası burası budanarak hâkim dini inanışa dönüştürülecek zahir…
O zaman artık tamamen Kâbe toprağına dönen Türkiye’de birileri daha da rahat eder… Kim bilir?
---------- o O o ------------


Butzbach, 7 Nisan 2011

— Bu Makale Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Aylık Yayın Organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 148. Sayısında Yayınlanmıştır —
Eklenen Resim Ön izlemesi
Dosya tipi: jpg Alevilerin Sesi - Nisan 2011-148.jpg (94,6 KB (Kilobyte), 2x kez indirilmistir)
Seyhlerli1970 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 5 Users Say Thank You to Seyhlerli1970 For This Useful Post:
akalem (07-28-2011), Amistofes (06-08-2011), Çopur (06-08-2011), herdem (06-07-2011), HURUFİCAN-ERZİNCAN (06-28-2011)

Alt 06-07-2011, 19:11   #2
herdem
Hüseyin Erdem
Kullanıcı Profili
 
herdem - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Rıza Şehri
Üye No: 3031
Mesajlar: 245
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 526
Thanked 1139 Times in 235 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 3
REP Puanı : 140
REP Seviyesi : herdem will become famous soon enoughherdem will become famous soon enough
İletişim
Standart

Yüreğine sağlık sevgili Demirtaş. Çok can alıcı tespitler ve analizler yapmışsın. Asimilasyonun geldiği boyutu sözü dolandırmadan ifade etmişsin.

Aşk ile.



Dara düşenler çağırır.
"Ya Düzgün, ya Düzgün baba..."

Zone Ma, Zone Xizirî yo
herdem isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to herdem For This Useful Post:
HURUFİCAN-ERZİNCAN (06-28-2011), Seyhlerli1970 (06-07-2011)
Alt 06-28-2011, 22:13   #3
HURUFİCAN-ERZİNCAN
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.024
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 447
Thanked 862 Times in 472 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi : HURUFİCAN-ERZİNCAN is on a distinguished road
İletişim
Standart

Alinti:
Hüseyin Erdem Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Yüreğine sağlık sevgili Demirtaş. Çok can alıcı tespitler ve analizler yapmışsın. Asimilasyonun geldiği boyutu sözü dolandırmadan ifade etmişsin.

Aşk ile.
Sayın.H.ERDEM...

Yine ne sosyoloji ne teoloji hiçbir şey yok dogmaların içine birkaç aklı başında kelimeler diyip mi başlamak gerek…
Yoksa hep bilinen söylenenleri nakaratlarımı diyeceğiz…
yani dolandırmanın farklı bir anlatımımı hep anlatacağız batkın bende bunu biraz daha sadeleştireçeğim belki avam üstü orta seviyede olaçak ..
romansı algıdan farklı bir yaklaşım olsun...
Başlangıçta gelişmede sonuçta hep aynı….
Gör olan bu zamanda artık bunları anlamayan görmeyen neredeyse yok gibi…
Binlerce yıldır inanışlar erk ve egemenlerin eli altında özellikle iktisadi eğitimsel ve örgütsel olan zayıf coğrafyalarda tekrar şekillendirilir. Bunun bilmeyen yoktur. Günümüz şartları bunu daha hızlı bir şekle sokmuştur.


Nasıl 'ki, biri balıktan bahsederken başka biri, Sen sus!!!! dedi. “Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?
-Zat ”Ben mi balığı bilmem?” dedi.
Öteki,
—Evet, bilmezsin sen; biliyorsan balığın nişanım anlat!” dedi.
—Efendim “Balığın şöyle iki bacağı vardır, deveye benzer.” Öteki, alaylı bir kahkaha ile,
—Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. Hâlbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun,” dedi.
Hal bu galiba…

Ne olmadığı ile ne olabilmenin olamazsızlığını anlatmak kavratmak idrak etmek kişinin nesneler ve sosyolojik acıdan gelişim katmanlarının aldığı rollerle ilgilidir. Öğleki fert tenkit edilmeyi yorumlarken doğrusal akıl gütmeden akılsallığın kapsadığı var doğrulardansa, öğretilmiş aklın yandaş doğruyu kavraması daha basit daha kolay hale getirilmiş hali seçmektedir.
Diğer yandan devamında ruhsal yönden rahatlama getirdiğinden gerçekte olduğu yerden farklı bir konumda olduğu doğruyu kendi doğrusu zanında bulunur. Bu durumu Nerede nasıl olduğunu söylense bile aşama kaydedemeyeceği geleceği nokta çıkış noktası olan sıfır hareketidir.

Sıfır hareket ile meşgul olanlara bir şeylerin farkındalığı yol gösteren hakikati gerçekçiliğini anlatmadan çok anlamama öğretilmiş olması gelişmelerin önüne engel katmaktadır.


İnancı dili ile söylemek ile fiilsel ritüeller kavrayarak yapmak meselelerini ayırt edip yerlerine koymak çok güçtür. Bunu başlangıcı ve sonunun belirleyemeyeceği gibi buna kulp takarak ilerletmekte akıl işi değildir. Bundan dolayıdır ki inançlar özgür tanrının tekelinden başka bir şey değildir. Geçmişin Her türlü gerçeğin bilindiği bir durum içerisinde ana hedef geçmişi eleyerek bu günü görmenin şüphecilikle var olduğu bilinmektedir.



Yol gereği soru sormak düşünmek zamanın mahlûkatlar üzerindeki her türlü yön ve gelişimini bilmek bir şarttır. Cahilliktense araştırmak araştırırken eleştirmek olumlu bir yön ile insan hayatında geçmişten buyana gelen doğruları anlamanın gerçeğini anlamak farklı bakmak ancak bizi YOL talibi yapar. Bundan neden uzak duruyoruz. Daha sonrası tutuluyor muz. Kütahya’da dikme dede taliplere bıçak mı dayıyor. Neden talipler yol-gereği gerçeği hakikatin üstüne sünger çekip oturma gereği duruyorlar. Gör, gez ,bil , oku,dinle,tat ve sor günümüzde çok basit bir şekilde olmuş olmasını halen görememek acısını ötekileşmeyi getireceğide aşinadır.

Unutmayalım ki belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi bilimsellik dışıdır. Geçmişin gerçekleri günümüzün şartlarını oluşturduğunu bilmemek tepeden inme söylemler ve fiiller Tüm hakikatlerin kanunlarinin çiğnenmesi demektir.Kişi bilim çağının gereğini görürse kendini görmeside kolay olur.Bir yerde süreklerin farklılaşması egemenlerin işine gelmektedir.Heleki bu dönemde egemenler ellerini bir birlerine sürdürecek çağıdır.Mazlum ekonomiksel birliksel, örgütsel,siyasal olarak zayıfsa bu zamanda (iç-dış) zorlamaların karşısında durması imkansızdır..

Din, bu dünyanın çıkarları için, Allah ise öteki yaşamın güvencesi olarak tasarlanmıştır. Cennet vaadi sonsuz yaşama hevesi, eş dost ana kardeş ve tekrar bunları görme düşüncesi ile korku kültü insanların evrimselleşerek geldiği noktayı iyi tespit edenlerin işine yarayarak kutsal öğretilerini yayabileceği gerçekleri tespit etmelerini sağlamıştır.
Buradaki çoğu amaç güçlünün güçsüzü kendine katarak güçlendirmektir. Bunu ayakta tutmanın en iyi yolu bilinmezliğin içerisine ve sahibine teslim etmektir



Olayda budur.


tanrı görülmez bir sesin,gerçek akıl sesinin hava içinde çınlamasını emretti.philon.
HURUFİCAN-ERZİNCAN isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 07-28-2011, 13:29   #4
akalem
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 3927
Mesajlar: 131
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 537
Thanked 243 Times in 103 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 20
REP Seviyesi : akalem is on a distinguished road
İletişim
Standart

Alinti:
HURUFİCAN-ERZİNCAN Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Sayın.H.ERDEM...

Yine ne sosyoloji ne teoloji hiçbir şey yok dogmaların içine birkaç aklı başında kelimeler diyip mi başlamak gerek…
Yoksa hep bilinen söylenenleri nakaratlarımı diyeceğiz…
yani dolandırmanın farklı bir anlatımımı hep anlatacağız batkın bende bunu biraz daha sadeleştireçeğim belki avam üstü orta seviyede olaçak ..
romansı algıdan farklı bir yaklaşım olsun...
Başlangıçta gelişmede sonuçta hep aynı….
Gör olan bu zamanda artık bunları anlamayan görmeyen neredeyse yok gibi…
Binlerce yıldır inanışlar erk ve egemenlerin eli altında özellikle iktisadi eğitimsel ve örgütsel olan zayıf coğrafyalarda tekrar şekillendirilir. Bunun bilmeyen yoktur. Günümüz şartları bunu daha hızlı bir şekle sokmuştur.


Nasıl 'ki, biri balıktan bahsederken başka biri, Sen sus!!!! dedi. “Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?
-Zat ”Ben mi balığı bilmem?” dedi.
Öteki,
—Evet, bilmezsin sen; biliyorsan balığın nişanım anlat!” dedi.
—Efendim “Balığın şöyle iki bacağı vardır, deveye benzer.” Öteki, alaylı bir kahkaha ile,
—Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. Hâlbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun,” dedi.
Hal bu galiba…

Ne olmadığı ile ne olabilmenin olamazsızlığını anlatmak kavratmak idrak etmek kişinin nesneler ve sosyolojik acıdan gelişim katmanlarının aldığı rollerle ilgilidir. Öğleki fert tenkit edilmeyi yorumlarken doğrusal akıl gütmeden akılsallığın kapsadığı var doğrulardansa, öğretilmiş aklın yandaş doğruyu kavraması daha basit daha kolay hale getirilmiş hali seçmektedir.
Diğer yandan devamında ruhsal yönden rahatlama getirdiğinden gerçekte olduğu yerden farklı bir konumda olduğu doğruyu kendi doğrusu zanında bulunur. Bu durumu Nerede nasıl olduğunu söylense bile aşama kaydedemeyeceği geleceği nokta çıkış noktası olan sıfır hareketidir.

Sıfır hareket ile meşgul olanlara bir şeylerin farkındalığı yol gösteren hakikati gerçekçiliğini anlatmadan çok anlamama öğretilmiş olması gelişmelerin önüne engel katmaktadır.


İnancı dili ile söylemek ile fiilsel ritüeller kavrayarak yapmak meselelerini ayırt edip yerlerine koymak çok güçtür. Bunu başlangıcı ve sonunun belirleyemeyeceği gibi buna kulp takarak ilerletmekte akıl işi değildir. Bundan dolayıdır ki inançlar özgür tanrının tekelinden başka bir şey değildir. Geçmişin Her türlü gerçeğin bilindiği bir durum içerisinde ana hedef geçmişi eleyerek bu günü görmenin şüphecilikle var olduğu bilinmektedir.



Yol gereği soru sormak düşünmek zamanın mahlûkatlar üzerindeki her türlü yön ve gelişimini bilmek bir şarttır. Cahilliktense araştırmak araştırırken eleştirmek olumlu bir yön ile insan hayatında geçmişten buyana gelen doğruları anlamanın gerçeğini anlamak farklı bakmak ancak bizi YOL talibi yapar. Bundan neden uzak duruyoruz. Daha sonrası tutuluyor muz. Kütahya’da dikme dede taliplere bıçak mı dayıyor. Neden talipler yol-gereği gerçeği hakikatin üstüne sünger çekip oturma gereği duruyorlar. Gör, gez ,bil , oku,dinle,tat ve sor günümüzde çok basit bir şekilde olmuş olmasını halen görememek acısını ötekileşmeyi getireceğide aşinadır.

Unutmayalım ki belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi bilimsellik dışıdır. Geçmişin gerçekleri günümüzün şartlarını oluşturduğunu bilmemek tepeden inme söylemler ve fiiller Tüm hakikatlerin kanunlarinin çiğnenmesi demektir.Kişi bilim çağının gereğini görürse kendini görmeside kolay olur.Bir yerde süreklerin farklılaşması egemenlerin işine gelmektedir.Heleki bu dönemde egemenler ellerini bir birlerine sürdürecek çağıdır.Mazlum ekonomiksel birliksel, örgütsel,siyasal olarak zayıfsa bu zamanda (iç-dış) zorlamaların karşısında durması imkansızdır..

Din, bu dünyanın çıkarları için, Allah ise öteki yaşamın güvencesi olarak tasarlanmıştır. Cennet vaadi sonsuz yaşama hevesi, eş dost ana kardeş ve tekrar bunları görme düşüncesi ile korku kültü insanların evrimselleşerek geldiği noktayı iyi tespit edenlerin işine yarayarak kutsal öğretilerini yayabileceği gerçekleri tespit etmelerini sağlamıştır.
Buradaki çoğu amaç güçlünün güçsüzü kendine katarak güçlendirmektir. Bunu ayakta tutmanın en iyi yolu bilinmezliğin içerisine ve sahibine teslim etmektir



Olayda budur.
Yani; özetle ve açıklıkla neyi demek istediniz..?
akalem isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to akalem For This Useful Post:
Seyhlerli1970 (07-28-2011)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 12:02.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts