Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Alevilik Araştırmaları

Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 01-09-2009, 12:30   #1
Devrim06
"Enel Hakk"
Kullanıcı Profili
 
Devrim06 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.536
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 7733
Thanked 12711 Times in 5986 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi : Devrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud of
İletişim
Standart Aynayı Tuttum Yüzüme...

Aleviliğin ve Alevi kurumlarının içinde bulunduğu kargaşanın nedenleri
üzerine düşünmediğimiz ve neyi kaybetmek üzere olduğumuzun
farkında olmadığımız için, aynı kargaşayı çözüm konusunda da yaşıyoruz.
Bu yüzden sadece Aleviliğimiz değil, Anadolu’nun demokrasi,
insan hakları ve evrenselliğe yatkın olan damarı da sorun yaşıyor.

Dedelik Kurumu

Bu bağlamda önemsediğim konu başlıklarından ikisini irdelemek
istiyorum. Bunlardan biri, “Dedelik Kurumu”, diğeri “Islam’ın içi,
dışı” tartışması...

Yazıktır ki, Alevilerin dışında bir bütün olarak çağdaş demokratik
yaşam biçimini talep eden başka bir kesim daha yoktur. Bu gidişin demokrasi
talep edenlere ve bize dönük mesajı şudur: Alevilik üzerindeki
baskı ve asimilasyon tehdidi, esas olarak Türkiye’nin “muasır medeniyet”
hedefini de tehdit etmektedir. Bugüne değin “kendimize”, dostlarımıza,
“laisizm ve demokrasi mücadelesi verdiğini” söyleyenlere anlatamadığımız
budur...

Bu önemli bir sorundur, ama sorunun en can alıcı bölümü bizlerle;
Alevi kurumlarını yönetenlerle ilgilidir. Ne yazık ki, sorunları slogan
düzeyinde tartışıyor, daha üstüne çıkamıyoruz. Bu tutumun aynı zamanda
“felsefi birikim ve yaşam biçimi”, demek olan Alevilikle hiçbir ilgisi
yoktur. Bu yüzden olsa gerek, “özümüzü” bir yana bırakıp, “aynayı hep
karşı tarafa tutuyoruz”.

Kurumsallaşmak önemli bir kazanım. Ama Alevi kurumlarını (hiç
olmazsa) yönetenlerin:

􀂠Aleviliğe saygılı olması,
􀂠hiç değilse musahip olması,
􀂠“aynayı (bir de) kendine tutması”,
􀂠her yıl görümden geçmesi,
􀂠yılda bir iki kez ceme katılması,
􀂠ve müşkülünü cemde çözmesi için çaba sarf etmesi gerekmez mi?
Günümüz koşullarında yaşama dair sorunların ceme getirilmesi ve
orada çözülmesi imkanı olmadığını biliyorum. Kastım da bu değil: Ama
hiç değilse örgütler arası ve örgüt yöneticisi arkadaşlarımızın arasındaki
sorunlara, Alevi örfü ve geleneği içinde çözüm aranması gerekmez mi?
Inanmadığımız, uygulama alanında olmadığımız, “geri ya da gereksiz”
bulduğumuz bir inancı nasıl olur da içtenlikle savunduğumuzu iddia edebilir
ve buna inanılmasını bekleriz? Ve neden bu kurumlarda yönetici
oluruz?

Içinde bulunduğumuz sorunun ve sonucun öznesi bizleriz. Önce
dedeyi hanemizden, köyümüzden kovduk; aşağıladık! Sonra aldıkları üç
kuruş hakkullahı gözümüzde büyütüp, “sömürücülükle” niteledik. Bu
yaklaşımımızla dedeliğin geleneksel yapısını bozup, dejenere ettiğimizin
ve Türk-Islam sentezcilerine kapı araladığımızın farkında olamadık.
Bizlerden saygı görmeyen dedeler, kırgın, üzgün ve mutsuz bir biçimde
bu sorumluluklarından vazgeçtiler. Onlar için alıcısı olmayan “göheri”
satmaya çalışmanın anlamı kalmamıştı. Yaşam koşulları, dedelerimizi,
dedelik sorumluluklarını sürdürmek yerine “filan kurumda odacılık, ya
da kapıcılık yapmayı” tercih etme noktasına getirdi: Onlar da bunu yaptılar.
Şimdi hak, adalet, eşitlik ve “aşk” için dedelik yapan insan
bulamıyoruz. Bu yüzden ‘70’li yıllardan sonra inanç ve geleneğinden
hızla uzaklaşan/uzaklaştırılan Aleviler, felsefenin yazılı değil ancak
sözel aktarıcısı durumunda olan ve binlerce yıllık birikim demek olan
dedelik kurumunun devamlılığını bozarak, dedenin gelişmesinin ve kendini
yenilemesinin önünü de kesmiş oldular. Kesintiye uğrayan ve âdeta
bir “ara dönem” yaşayan dedelik kurumu, bir daha da eski saygınlığına
ve yaptırım gücüne ulaşamadı. Dedesiz, cemsiz, pirsiz, niyazsız, Alisiz
Alevilik olur mu? Olur ama işte bugün olduğu gibi “aşk için değil, seyir
için” olur.

Dedelik bir kurumdu. “Göher alır, göher satarlardı.” Talip “Fizan’da”
da yaşasa oraya gidip, görmek, yol’a almak, çoluk çocuğunu ve
komşularını eğitip, iyi, yararlı, çağdaş, barışık insan olmalarını sağlamaktı.
Dedeye verilen hakkullah da işte bu emeğin karşılığıydı. Şimdi
kim yapıyor bu görevi? Binlerce hane, köy ve mahallede hiç kimse...
Büyük bir bölümünde ise Sünni imam: Yani asimilasyon!
Sonuç: Koskoca bir hiç ve büyük bir boşluk! Boşluğu dolduran Sünni
imam ve Sünni devletin asimilasyon çabalarındaki başarısı!..

“Islam Içi-Dışı” Tartışması

Alevi kimliği -Alevi olgusu- bir gerçeklik. Bu inancın-kültürün geçmişi
bin yıllarla ifade ediliyor. En azından, bu konuda kafa yoran,
emek veren; emek vermeye değer bulan araştırmacıların tespitleri ve
vardıkları sonuç böyle.

Gerçekten bilimadamı niteliği olan objektif araştırmacıların vardıkları
bir başka sonuç ise günümüzdeki Aleviliğin heterodoks -yaşadığı
coğrafyadaki tüm inançların karışımı- bir inanç olduğudur ki; benim
görüşüm de bu yöndedir.

Örneğin, Aleviliğin temel ritüellerinden -kavramlarından-

biri olan cem’i yok sayamayız. Oysa cem olgusu, Islam
öncesi göçebe Oğuz Türkmen kültürü-inancı’dır. Ve Islamiyet’le hiçbir
bağı olmamasına karşın, Şamanizm’in ve Şamanizme “altlık” olan temel
öğelerden sayılmaktadır. Diğer yandan günümüz Aleviliğinin temel
kurumlarından biri saydığımız 12 Imam kültü ise Islam öncesi Hıristiyanlığının
Anadolu’daki izlerinden-etkilerinden-biridir. Ve Isa’nın 12
Havarisi kültüyle benzerlikleri vardır.

“Değişmeyen tek şey değişimdir” teorisi tüm inançlar için olduğu
gibi, Alevilik için de geçerlidir. Bu bağlamda değişime açık olan;-ayak
uyduran- Hıristiyanlık’ta olduğu gibi, reform gerçekleştiren dinlerin
mensupları ilim ve teknolojiyi rehber edinerek tüm insanlığı -evreniyönetir
duruma gelmişlerdir. “Dinde değişim -reform- olmaz” diyerek,
yeniliğe, bilime, insan hakları ve demokrasiye ayak direyen Islam coğrafyası
ve mensuplarının içler acısı hali ise ortadadır.

Yukarıda özet olarak ifade edilen Aleviliğin unsurlarına hiç kuşkusuz
Islamiyet’in Anadolu’daki bin yıllık hakimiyetinin etkilerini de eklemek
gerekir. Bu bağlamda “Her ne arar isen kendinde -özünde- ara, Kudüs’te,
Mekke’de, Hac’da değildir”, diyen ulularımızın; cem tığlarken -
yürütürken- “Allah-Muhammet-Ali” kültünü anmadan geçmedikleri göz
ardı edilmemelidir.

Kabul edelim, “Alisiz Alevilik” gibi çarpıtma gayretlerinin hiçbir bilimsel
değeri yoktur. Cem ehli de çok iyi bilir ki cemimizi yürüten dedemizin-
pirimizin, “Allah-Muhammet-Ali”siz duası yoktur. Cem’in diğer
bir temel kurumu ise âşık -zâkir postu- makamıdır. Zâkir’in nefesi; bâtın
-gerçek, öz- tarzında icra edilecekse, bunun adı deyiş veya düvazimam’dır.
Nefesin deyiş olması için üç; düvaz olması için ise Oniki
Imam’ın adlarının geçmesi gerekir. Ve 12 Imam kültü, Yas-ı Muharrem
Orucu, Cafericiliğin, Aleviliğin ve Hıristiyanlığın ortak değerlerindendir.
Özetle, Alevilik yazılı değil, sözel kuralları-kurumları olan bir inançtır.
Yüzlerce yıldır yakılıp, yıkılmış; mensupları kılıçtan geçirilmiş,
“aman vermeyin, vurun”, denilerek fetvalar çıkarılmış; yaşamasına, kurumlaşmasına,

yazılı kural ve ritüelleri olan bir inanç haline gelmesine
engel olunmuştur. Bu yüzden yazılı bir çerçevesi, Islam’ın beş şartına
benzer şartları olamamıştır. Cem, dede, zâkir, talip, pir, rehber, musahip,
kirve vb. gibi kuralları olmasına karşın, örneğin “yıl içinde şu kadar sayıda
Cem’e gireceksin”, gibi koşulu ya da “dedeye şu kadar hakkullah vereceksin”,
gibi zorunlulukları yoktur. Bu nedenle günümüz Aleviliğinin,
“Islamın özüdür, tam da içidir, ya da dışıdır;” şeklinde tanımlanması ve
ifade edilmesi ne kadar ilgisiz ve yanlış ise; “Islam’la ilgimiz yoktur,
Alevilik ayrı bir dindir”, demek de o kadar yanlıştır: Dahası ideolojiktir.
Kişisel görüşüm odur ki, Alevilik, şekli (zâhir) değil öz’ü (bâtın) kutsamış;
bilimi ve felsefi değerleri rehber edinmiştir. Bir bakıma Ortodoks
Islam’a karşı protest bir tavır olan Alevilik, Islam’ın Anadolu’ya hakim
olması sürecinde, onu bir zorunluluk olarak “kabul etmiş”, fakat kurallarını-
şartlarını uygulamaktan kaçınarak geleneksel inancını sürdürmeye
devam etmiştir. Islam gibi görünmüş, böyle davranmaya zorlanmış,
fakat Alevi kalmıştır. Aradan geçen bin yıllık süreç içindeki baskı ve
zorlamalar, Alevilik içindeki Islam karşıtı düşüncelerin törpülenmesine
neden olmuştur. Sonuçta günümüz Aleviliği ritüelinde “Hak- Muhammet-
Ali” damarı, olmazsa olmaz olarak Alevi kurumsalı içinde yer almıştır.
Bu yüzden mutlak bir tanım yapmak gerekirse Aleviliği, “Heterodoks
Islam” olarak tanımlayan akademisyenlerin görüşlerine katılmak
yerinde olacaktır.

Murtaza Demir


Hakk'ı görmek diler isen

Suret-i insana bak

Arayıp gezme bu halkı

Cismin içre câna bak.


Noksani Baba
Devrim06 isimli Üye suanda  online konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Devrim06 For This Useful Post:
aydinalavi (01-11-2009), Kevenkli (01-09-2009), İşcanbaba (01-09-2009)

Cevapla

Bookmarks

Etiketler
aynayı, tuttum, yüzüme


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 12:08.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts