![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Aleviliğin ve Alevi kurumlarının içinde bulunduğu kargaşanın nedenleri
üzerine düşünmediğimiz ve neyi kaybetmek üzere olduğumuzun farkında olmadığımız için, aynı kargaşayı çözüm konusunda da yaşıyoruz. Bu yüzden sadece Aleviliğimiz değil, Anadolu’nun demokrasi, insan hakları ve evrenselliğe yatkın olan damarı da sorun yaşıyor. Dedelik Kurumu Bu bağlamda önemsediğim konu başlıklarından ikisini irdelemek istiyorum. Bunlardan biri, “Dedelik Kurumu”, diğeri “Islam’ın içi, dışı” tartışması... Yazıktır ki, Alevilerin dışında bir bütün olarak çağdaş demokratik yaşam biçimini talep eden başka bir kesim daha yoktur. Bu gidişin demokrasi talep edenlere ve bize dönük mesajı şudur: Alevilik üzerindeki baskı ve asimilasyon tehdidi, esas olarak Türkiye’nin “muasır medeniyet” hedefini de tehdit etmektedir. Bugüne değin “kendimize”, dostlarımıza, “laisizm ve demokrasi mücadelesi verdiğini” söyleyenlere anlatamadığımız budur... Bu önemli bir sorundur, ama sorunun en can alıcı bölümü bizlerle; Alevi kurumlarını yönetenlerle ilgilidir. Ne yazık ki, sorunları slogan düzeyinde tartışıyor, daha üstüne çıkamıyoruz. Bu tutumun aynı zamanda “felsefi birikim ve yaşam biçimi”, demek olan Alevilikle hiçbir ilgisi yoktur. Bu yüzden olsa gerek, “özümüzü” bir yana bırakıp, “aynayı hep karşı tarafa tutuyoruz”. Kurumsallaşmak önemli bir kazanım. Ama Alevi kurumlarını (hiç olmazsa) yönetenlerin: Aleviliğe saygılı olması, hiç değilse musahip olması, “aynayı (bir de) kendine tutması”, her yıl görümden geçmesi, yılda bir iki kez ceme katılması, ve müşkülünü cemde çözmesi için çaba sarf etmesi gerekmez mi? Günümüz koşullarında yaşama dair sorunların ceme getirilmesi ve orada çözülmesi imkanı olmadığını biliyorum. Kastım da bu değil: Ama hiç değilse örgütler arası ve örgüt yöneticisi arkadaşlarımızın arasındaki sorunlara, Alevi örfü ve geleneği içinde çözüm aranması gerekmez mi? Inanmadığımız, uygulama alanında olmadığımız, “geri ya da gereksiz” bulduğumuz bir inancı nasıl olur da içtenlikle savunduğumuzu iddia edebilir ve buna inanılmasını bekleriz? Ve neden bu kurumlarda yönetici oluruz? Içinde bulunduğumuz sorunun ve sonucun öznesi bizleriz. Önce dedeyi hanemizden, köyümüzden kovduk; aşağıladık! Sonra aldıkları üç kuruş hakkullahı gözümüzde büyütüp, “sömürücülükle” niteledik. Bu yaklaşımımızla dedeliğin geleneksel yapısını bozup, dejenere ettiğimizin ve Türk-Islam sentezcilerine kapı araladığımızın farkında olamadık. Bizlerden saygı görmeyen dedeler, kırgın, üzgün ve mutsuz bir biçimde bu sorumluluklarından vazgeçtiler. Onlar için alıcısı olmayan “göheri” satmaya çalışmanın anlamı kalmamıştı. Yaşam koşulları, dedelerimizi, dedelik sorumluluklarını sürdürmek yerine “filan kurumda odacılık, ya da kapıcılık yapmayı” tercih etme noktasına getirdi: Onlar da bunu yaptılar. Şimdi hak, adalet, eşitlik ve “aşk” için dedelik yapan insan bulamıyoruz. Bu yüzden ‘70’li yıllardan sonra inanç ve geleneğinden hızla uzaklaşan/uzaklaştırılan Aleviler, felsefenin yazılı değil ancak sözel aktarıcısı durumunda olan ve binlerce yıllık birikim demek olan dedelik kurumunun devamlılığını bozarak, dedenin gelişmesinin ve kendini yenilemesinin önünü de kesmiş oldular. Kesintiye uğrayan ve âdeta bir “ara dönem” yaşayan dedelik kurumu, bir daha da eski saygınlığına ve yaptırım gücüne ulaşamadı. Dedesiz, cemsiz, pirsiz, niyazsız, Alisiz Alevilik olur mu? Olur ama işte bugün olduğu gibi “aşk için değil, seyir için” olur. Dedelik bir kurumdu. “Göher alır, göher satarlardı.” Talip “Fizan’da” da yaşasa oraya gidip, görmek, yol’a almak, çoluk çocuğunu ve komşularını eğitip, iyi, yararlı, çağdaş, barışık insan olmalarını sağlamaktı. Dedeye verilen hakkullah da işte bu emeğin karşılığıydı. Şimdi kim yapıyor bu görevi? Binlerce hane, köy ve mahallede hiç kimse... Büyük bir bölümünde ise Sünni imam: Yani asimilasyon! Sonuç: Koskoca bir hiç ve büyük bir boşluk! Boşluğu dolduran Sünni imam ve Sünni devletin asimilasyon çabalarındaki başarısı!.. “Islam Içi-Dışı” Tartışması Alevi kimliği -Alevi olgusu- bir gerçeklik. Bu inancın-kültürün geçmişi bin yıllarla ifade ediliyor. En azından, bu konuda kafa yoran, emek veren; emek vermeye değer bulan araştırmacıların tespitleri ve vardıkları sonuç böyle. Gerçekten bilimadamı niteliği olan objektif araştırmacıların vardıkları bir başka sonuç ise günümüzdeki Aleviliğin heterodoks -yaşadığı coğrafyadaki tüm inançların karışımı- bir inanç olduğudur ki; benim görüşüm de bu yöndedir. Örneğin, Aleviliğin temel ritüellerinden -kavramlarından- biri olan cem’i yok sayamayız. Oysa cem olgusu, Islam öncesi göçebe Oğuz Türkmen kültürü-inancı’dır. Ve Islamiyet’le hiçbir bağı olmamasına karşın, Şamanizm’in ve Şamanizme “altlık” olan temel öğelerden sayılmaktadır. Diğer yandan günümüz Aleviliğinin temel kurumlarından biri saydığımız 12 Imam kültü ise Islam öncesi Hıristiyanlığının Anadolu’daki izlerinden-etkilerinden-biridir. Ve Isa’nın 12 Havarisi kültüyle benzerlikleri vardır. “Değişmeyen tek şey değişimdir” teorisi tüm inançlar için olduğu gibi, Alevilik için de geçerlidir. Bu bağlamda değişime açık olan;-ayak uyduran- Hıristiyanlık’ta olduğu gibi, reform gerçekleştiren dinlerin mensupları ilim ve teknolojiyi rehber edinerek tüm insanlığı -evreniyönetir duruma gelmişlerdir. “Dinde değişim -reform- olmaz” diyerek, yeniliğe, bilime, insan hakları ve demokrasiye ayak direyen Islam coğrafyası ve mensuplarının içler acısı hali ise ortadadır. Yukarıda özet olarak ifade edilen Aleviliğin unsurlarına hiç kuşkusuz Islamiyet’in Anadolu’daki bin yıllık hakimiyetinin etkilerini de eklemek gerekir. Bu bağlamda “Her ne arar isen kendinde -özünde- ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir”, diyen ulularımızın; cem tığlarken - yürütürken- “Allah-Muhammet-Ali” kültünü anmadan geçmedikleri göz ardı edilmemelidir. Kabul edelim, “Alisiz Alevilik” gibi çarpıtma gayretlerinin hiçbir bilimsel değeri yoktur. Cem ehli de çok iyi bilir ki cemimizi yürüten dedemizin- pirimizin, “Allah-Muhammet-Ali”siz duası yoktur. Cem’in diğer bir temel kurumu ise âşık -zâkir postu- makamıdır. Zâkir’in nefesi; bâtın -gerçek, öz- tarzında icra edilecekse, bunun adı deyiş veya düvazimam’dır. Nefesin deyiş olması için üç; düvaz olması için ise Oniki Imam’ın adlarının geçmesi gerekir. Ve 12 Imam kültü, Yas-ı Muharrem Orucu, Cafericiliğin, Aleviliğin ve Hıristiyanlığın ortak değerlerindendir. Özetle, Alevilik yazılı değil, sözel kuralları-kurumları olan bir inançtır. Yüzlerce yıldır yakılıp, yıkılmış; mensupları kılıçtan geçirilmiş, “aman vermeyin, vurun”, denilerek fetvalar çıkarılmış; yaşamasına, kurumlaşmasına, yazılı kural ve ritüelleri olan bir inanç haline gelmesine engel olunmuştur. Bu yüzden yazılı bir çerçevesi, Islam’ın beş şartına benzer şartları olamamıştır. Cem, dede, zâkir, talip, pir, rehber, musahip, kirve vb. gibi kuralları olmasına karşın, örneğin “yıl içinde şu kadar sayıda Cem’e gireceksin”, gibi koşulu ya da “dedeye şu kadar hakkullah vereceksin”, gibi zorunlulukları yoktur. Bu nedenle günümüz Aleviliğinin, “Islamın özüdür, tam da içidir, ya da dışıdır;” şeklinde tanımlanması ve ifade edilmesi ne kadar ilgisiz ve yanlış ise; “Islam’la ilgimiz yoktur, Alevilik ayrı bir dindir”, demek de o kadar yanlıştır: Dahası ideolojiktir. Kişisel görüşüm odur ki, Alevilik, şekli (zâhir) değil öz’ü (bâtın) kutsamış; bilimi ve felsefi değerleri rehber edinmiştir. Bir bakıma Ortodoks Islam’a karşı protest bir tavır olan Alevilik, Islam’ın Anadolu’ya hakim olması sürecinde, onu bir zorunluluk olarak “kabul etmiş”, fakat kurallarını- şartlarını uygulamaktan kaçınarak geleneksel inancını sürdürmeye devam etmiştir. Islam gibi görünmüş, böyle davranmaya zorlanmış, fakat Alevi kalmıştır. Aradan geçen bin yıllık süreç içindeki baskı ve zorlamalar, Alevilik içindeki Islam karşıtı düşüncelerin törpülenmesine neden olmuştur. Sonuçta günümüz Aleviliği ritüelinde “Hak- Muhammet- Ali” damarı, olmazsa olmaz olarak Alevi kurumsalı içinde yer almıştır. Bu yüzden mutlak bir tanım yapmak gerekirse Aleviliği, “Heterodoks Islam” olarak tanımlayan akademisyenlerin görüşlerine katılmak yerinde olacaktır. Murtaza Demir
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Devrim06 For This Useful Post: |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| aynayı, tuttum, yüzüme |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||