Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları

Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları Aşiret / Ocak / Köken Araştırmalarını paylaşabileceğiniz alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 03-01-2009, 18:20   #1
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart BABA İLYAS HORASANİ VE BABİLİK Derleyen: Hakkı SAYGI (BABA)

BABA İLYAS HORASANİ VE BABİLİK Derleyen: Hakkı SAYGI (BABA)

Babailik deyince akla ilk olarak “Horasanlı Sücaeddin Ebül-Beka Baba İlyas” gelir. Bu zat Horasan’dan kalkarak Amasya’ya geldi. Güzel konuşur, bir çok ilimlere sahip yüksek bir âlimdi. Batıniliği de iyice incelemiş ve Aleviliği kabul etmişti.

Danişmendliler zamanında müridlerine yaptığı irşadlarla şöhret kazanan Horasan’lı Baba İlyas, İbrahim Bey oğlu “Yağ Basan Bey” in dikkat nazarını çekerek onu Kayseri’ye kadı tayin etti. O sırada Anadolu Selçuklu sultanı bulunan “İzzettin Keykavus”, vefat etmiş, yerine Birinci Alâeddin Keykubad hükümdar olmuştu. Alaüddinddin Keykubat, İlmiyle şöhret yapmış olan Alevilerin en ileri gelenlerinden Baba İlyas’ı, Kayseri kadılığından alarak Mesudiye Dergahı’nın başına getirdi.

Mesudiye Dergâhı’nı, Harzemli Taceddin- Ebul-Vefa’nın halifelerinden Sultan Birinci Mesud yaptırmış, ve bu tekke zamanla Alavilerin merkezi durumuna gelmişti. Bu Dergâh’a şeyh olarak atanan Horasanlı Baba İlyas, Babailik tarikatını kurdu. Bu tarikat, Türk Şamanlığından ilham almış bulunan bir Alevi inanç yoluydu. Tamamen tasavvufa dayanan bu yol, kısa bir zaman içinde Türkmenler arasında yayılarak pek çok taraftar topladı.
Baba İlyas Horasani’nin halifesi olan Baba İshak, 3 Ağustos 1239 tarihinde bir isyan başlattı. 50.000 kişilik Türkmen, birdenbire bugünkü Adıyaman sınırları içersinde bulunan Şamsat’ta isyan ettiler. Uzun bir uğraşıdan sonra 23 Temmuz 1240’ta tarihte Babai isyanı olarak bilinen bu isyan, bastırıldı. Fakat Babailik Anadolu’dan kaldırılamadı, her tarafa yayıldılar. Babailer, Anadolu sünniliğine karşı Alevilik cereyanını uyandırdı. Türkmen obalarında Babailiğin eserleri yaşadı.

Babailerden Burak Baba ve Süleyman Türkmeni faaliyetlerine devam ettiler. Burak Baba Amasya’da Babailiği yaymıştır. Burak Baba, 1257 yılında Tokat’ta doğmuştur. Baba Aybey’e intisab ederek, onun halifesi oldu. Ayrıca Ahmet Baba’dan da feyz aldı. Burak Baba, daha çok Orta Asya Şamanları gibi giyinir ve onlar gibi hareket ederdi. İyi bir mutasavvuf ve kuvvetli bir şairdi. Fikirlerinden dolayı takibe uğramış, önce Halep’e daha sonra da Şam’a gitti. Daha sonra yakalanarak 1307 tarihinde Şam’da vefat etti.

Burak Baba’dan sonra da Babailiği, Şeyh Süleyman Türkmani yürüttü. Şeyh Süleyman da Burak Baba gibi iyi bir mutasavvıf idi, az konuşur, kerametler gösterirdi. Babailiği yaymak için uğraşan bir başkası da Bezago Baba idi. Bezago Baba’da Konya’ya gelerek, halka Babailiği yaymağa çalışmıştır.

Şu muhakkak ki, Bektaşilik tarikatı, Babailikten tesir almıştır. Horasan’dan gelen Hacı Bektaşi Veli, önce Kayseri’ye uğrayarak, Horasanlı Baba İlyas’a intisap etmiştir. Babailiği bu şeyhten öğrenmiş, sonra da Kırşehir’ine gelerek Bektaşilik tarikatını kurmuştur. Sultan Orhan Gazi devrinde yaşamış olan meşhur Şeyh Geyikli Baba’da Babai idi. Babailik on üçüncü asırda başlamış, on altıncı asrın sonlarına kadar Anadolu’da gizli olarak yaşamıştır. Babailerin çoğunluk oldukları yerler arasında İzmir, Balıkesir, Aydın, Sivas, Çorum, Yozgat, Sinop, Konya ve Antalya gelmektedir. Babailer, Anadolu’da “Işıklı Taifesi” adını almışlardır. [1]

Şeyh Şüca, Amasya yakınlarında bulunan Mesudiye Dergâhı’nda Babai tarikatı Şeyhi olarak halkı iyiliğe çağırmış, Babailiği yaymaya çalışmıştır. Babai isyanına katılmamıştır. Baba İshak, Şücaeddin Veli’yi çok sevmektedir. Baba İshak, çevresine topladığı kırk bin kişiyle Selçuklu Sarayına karşı isyan başlatmış, bu esnada bir çok Babai öldürülmüştür.

Bu isyanın ardından Şeyh Şücaeddin Veli, Kayseri’ye kadı tayin edilir. İsyanın sona ermesinden sonra da Hacı Bektaş-i Veli, Şüca Baba’nın yanına gelip, burada bir müddet kalır ve pek çok sohbette bulunurlar. Bu dönemde Şücaeddin Veli ihtiyarladığı ve isyanın verdiği olumsuzluklar nedeniyle, tarikatın ilerlemesi durmuştur. Hacı Bektaş’a yardımda bulunmuştur. Sultan Şücaeddin Veli’nin oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi’ye yardımda bulunmuştur. Çok uzun yaşadığı için onun cenazesinde dahi bulunmuştur. Şeyh Süca, Kayseri, Tokat, Sivas ve Çorum da bulunmuş, Antalya, Isparta, Bursa, Kütahya ve Eskişehir’de yaşamıştır. Daha sonra Aslanbeyli köyüne gelip yerleşmiştir. Şücaeddin Veli, yüz altmış yaşına kadar yaşamış, Hakk’a yürümesinden sonra türbesi kendi müridi Demirtaş Paşa tarafından yaptırılmıştır. [2]

Buradan şunu görüyoruz, Enver Behnan Şapoyo’nun verdiği bilgilerle Mehmet Demirtaş’ın verdiği bilgiler, birbirini tamamlar mahiyettedir.

Bugün Şücaeddin Veli Dergâhı’nın bahçesinde bulunan garipler mezarlığında medfun bulunan halk Ozanı Genç Abdal, Baba İlyas ile Şücaeddin Veli arasında şöyle bir bağ kuruyor:
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Rehber For This Useful Post:
Deniz (03-01-2009)

Alt 03-01-2009, 18:22   #2
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart

Yedullah ayet-i Pençe-i Âli Âba

Ehli tarikattır pir İlyas Baba

Bir ismi Seyyid Veli, nurlu bir sima

Dergâhı nurludur Süca Baba’nın



Seyyid Baba İlyas Horasan eri

Yoluna koymuşuz can ile seri

Hem anılırdı Sücaeddin Veli [3]

Dergâhı nurludur Süca Baba’nın [4]



Anadolu’da Alevilik misyonunu ilk olarak tarikata dönüştüren, Ebul Vefa olmuştu. Ebul Vefa’nın kısa bir zaman sonra Hakk’a yürmesi üzerine, halifeliğini üstlenmiş olan Garkın Dede, Vefailiği yürütmüş. Garkınlar, Diyarbakır, Malatya ve Sivas dolaylarına yerleşirken, Çepnilerle birlikte hareket etmişler, birlikte etkinlikler göstermişlerdir. Garkın Dede’nin Hakk’a yürümesinden sonra bu hareketin başına Baba İlyas Horosani geçmiş ve Vefailiği, Babailiğe çevirmiştir. Baba İlyas, gerek Garkınlar gerek Erzincan ve Tunceli yörelerine yerleşen Dedeler’den sonra Anadolu’ya gelen ilk erenlerdendir. XII. Yüzyılın başlarında Anadolu’ya gelmiştir.

Baba İlyas, Bir süre Malatya’da kaldıktan sonra Konya’ya gitmiş, saray tarafından kabul görmüştür. O, dönemlerde Anadolu Selçuklu Devleti’nin başında Hükümdar Alaüddin Keykubat bulunmaktadır. Baba İlyas, Konya’da Anadolu Alevileriyle yakın ilişkilerde bulunan saray yönetimi ile görüşür. Bilgin-alim ve olgun kişiliğinden ötürü saray tarafından Kayseri’ye Kadı olarak atanmıştır. Burada bir süre kaldıktan sonra, birtakım nedenlerden ötürü bu görevden ayrılarak Amasya tarafında olan Mesudiye Dergâhı’na çekilir ve kısa zamanda başına büyük insan topluluğu toplar...

Sayın Kocadağ, Babai isyanından bahsederken de şöyle devam ediyor. Ertuğrul Gazi, büyük bir kuvvetle Selçuklu ordusuna yardıma koştu. İsyancılar, bir yandan uç beyleri kuvvetleri, bir yandan da Hacı Armağan Şah askerleri ile çarpışmak zorunda kalınca, Amasya kalesine doğru çekildiler. Kale kuşatılıp birkaç gün içinde ele geçirildi. Baba İlyas öldürülüp kanlı cesedi, kalenin burçlarına asıldı. Bu sırada Baba İshak, 20 bin kuvveti ile kaleye yetişince, Hacı Armağan Şah’ın askerleri geri çekildi. Baba İlyas’ın kanlı cesedi, kaleden indirildi. Burçlarda yalnız Baba İlyas’ın cübbesi bırakıldı. Baba İlyas’ı kale burçlarında göremeyen Babailer, Baba İlyas’ın göklere uçtuğunu, oradan bir kuvvetle geleceğini, etrafa yayarak, moralleri düzeltip Hacı Armağan Şah’ın kuvvetlerine saldırdılar. Babailiği, daha sonra Barak Baba, Aybey Baba gibi katliamdan kurtulabilen Babai Babalar, yürüttüler. Bu kimselere, Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinde “Işıklı Tayfası” adı verildi. [5]

Orta Anadolu’daki hükümetlerden Danişmend oğulları ile Anadolu Selçukluları arasında da epey mücadele oldu. Nihayet Birinci Mesud, dahili vaziyeti düzelterek bir istikrar temin etti. Bizans İmparatoru Manuel Komnen ile de epey uğraştı. Haçlılara yardım eden Kilikya Ermenilerini vurarak bir hayli yerlerini aldığı gibi Ermeni baronu Toros’u vergiye bağladı (1151). Mesud 551 H./1156 M. de öldüğü zaman memleketi üç kısım halinde idi. Bunlardan Konya, Aksaray ve Niğde’de oğlu II. Kılıçaslan, Ankara ve Çankırı tarafları diğer oğlu Şahinşah’ın emri altında. Sivas, Amasya, Niksar ve havalisi de Kendisinin hakimiyetini tanımış olan damadı Nizameddin Yağbasan’ın ellerinde idi.

Mesud’tan sonra İkinci Kılıç Arslan, idareyi eline aldıysa da gerek kardeşi ve gerek Nizameddin Yağbasan serbest hareket etmek istediler; aralarında mücadele oldu. Bu mücadele Bizans İmparatoruyla da devam etti. Muvakkat barışmalar oldu. Kılıç Arslan 1164’de Yağbasan’ın vafatıyla onun haleflerine geçen yerleri ilhak eyledi. [6]

İzzettin Keykavus, Suriye’deki Eyyubiye hükümdarları arasındaki rekabetten istifade ederek bazı başarılar elde etti ise de yanlış hareketi yüzünden muvaffak olamadı ve bundan az sonragenç yaşta öldü, yerine biraderi Alaüddin Keykubad hükümdar ilân edildi (616 H./ 1219 M.).[7] Alaüddin Keykubad, Eyyubilerle henüz sulh yapmadan evvel Kayseri civarındaki Meşhediye sahrasında bulunup bayram münasebetiyle çekilen ziyafette, yediği av kuşu etinden zehirlenerek birkaç gün sonra vefat etti (634 H./ 1237 Haziran). [8]
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Rehber For This Useful Post:
Deniz (03-01-2009)
Alt 03-01-2009, 18:22   #3
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart

SÜCEADDİN VELİ KİMDİR?



Balkanlarda Aleviliğin yerleşmesinde etkili bir başka yer de Eskişehir yakınlarındaki Seyit Gazi Tekkesi’dir. 14. yüzyılın son çeyreğinde Anadolu ve Balkanlardaki Aleviliğin yayılmasında oldukça önemli bir yere sahip olan Şeyh Şüca’nın bu tekkenin başında bulunduğu görülmektedir. Şeyh Şüceaddin Veli, hem kendi döneminde hem kendisinden sonraki dönemde Anadolu ve Balkanlar Aleviliğinde oldukça önemli ve saygın bir yere sahiptir. Bugün bile Balkanlardaki Babai Aleviler, Şeyh Şüca’ya manevi bağlılığını sürdürmektedirler.

Şeyh Süca’nın adının çeşitli kaynaklarda farklı şekilde anıldığı görülmektedir. Sultan Şüca’nın adı, bugün ona inanan bazı kimselere göre, “Şücaeddin Ebül-Beka Baba İlyas Horasani” diye anılıyor.

Ancak Otman Baba Velâyetnâmesinde şu ifadelerin yer aldığını görüyoruz: “Günlerden bir gün ol Kân-i Vilâyet ve Kûtb-al Aktâb-ı temâmet, mecm-ı abdalların bir yere cem eyledi ve divân-ı saltanat birle cevâba gelip, nûtk-ı kadimi ezeliyesinle ayıttı ki: “Biz bu milkte iki kişiyüz ki, birimize Hüsâm Şah ve birimüze Şefküllü Bey derler ve hem ol benim koçumdur” dedi. [9] Ve abdallar ayıttı ki: “Ol Şefküllü Bey, sizin dinü imanınızdır” dediler. Yani Vilâyet mahzarı kütb olduğu-yiçün ki ol sıfâttan zâhir olmuşıdı, pes perestiş ve itikadı cihetinden din-ü imân lazım olur ve ol değül ki sûret benzedip anun filanıyım diyesin ve hem ayıttı ki, Şefküllü Bey’i dost tutun ki, ben dahi sizi sevem” dedi. Çün abdallar, ol Kân-ı Vilâyet’ten bu sohbet-ü nasihatı bu nev’e işidip, vakıf oldular. Pes can-ü dilden ol Şefküllü Bey’e âşık olup, taleb-i ziyâret-i kubûr-ı an Şah-ı Vilâyet ettiler ve niyaz birle ol Kân-ı Vilâyet’e gönülden ayıttılar ki: “İy Kân-ı Sehâ! Sen nasib eyle ki, varıp mübarek kuburuna (kabirine) yüz sürüyeyüz deyi, yüz yere vurdular.[10] Ve ol Kân-ı Vilâyet’in Şefküllü Bey dediği, Sultan Şücâ’ettin Veli’dürür. Rahmetullâhi Aleyh… Pes bu hâl üzerine nice müddet geçtikten sonra abdalların ol nâz-ı niyâzları ol Kân-ı Vilâyet nâzarında makbuliyete geçip hâcetleri revâ oldu… [11]

Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumel’de güçlendiği bir sırada, Asya’nın ortalarından, yani “Horasan”dan kalkıp Rum Diyarına bir eren geldi. Tarih Hicri, 833/ Miladi, 1430 idi. O zamanın evliyası, ona “Hüssem Şah Gani” derdi. Halk arasında ise, “Otman Baba” lâkabıyla anılırdı. [12]

Şeyh Şüca gibi Üryan Baba’nın da özellikle Kuzey Doğu Balkanlar Aleviliğinde çok önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Daha sonra bu geleneği, büyük ihtimalle onun müridi olan Otman Baba devam ettirmiştir. Şeyh Şüca’nın kendi döneminde bu kadar etkili olmasındaki en önemli etkenlerden birisi, kendi karizmatik kişiliği kadar, başında bulunduğu tekkenin önemidir. Bu tekke Selçuklulardan beri Anadolu’daki en önemli bâtınî merkezidir. [13] Böyle bir önemli tekkenin başında bulunan kişinin nüfuzu da oldukça büyük olacaktır.

Bir inanca göre ise Karaman Oğullarının kendisine kin beslemesi üzerine [14] kalkıp bu günkü yerine gelmiş, Anadolu’daki merkez tekke durumundaki Seyit Gazi zaviyesine çok yakın bir zaviye açarak yerleşmiş, burada kurulan köye de kendi adını vermiştir. Şimdiki adı Aslanbeyli olan bu köyde türbesi bulunmaktadır.[15] Merkezi Seyit Gazi olmak üzere Bursa, Kütahya, Manisa, Ankara arasındaki sahalar,Şüceaddin Veli’nin ilk dönem faaliyet alanıdır. [16]

Her ne kadar kendine manevi bağlılığı olanlarca Baba İlyas’la aynı kişi olduğu söylenmesine rağmen, Sultan Şüca Velâyetnamesini inceleyen Orhan Köprülü ise onun yaşadığı döneme ilişkin daha geç bir tarih vermektedir. Köprülü Şeyh Şüca’nın Çelebi Mehmet ile II. Murat devirlerini gördüğünü, Menkıbedeki kayıtların II, Murat’ı halen yaşayan bir kişi olarak görmesinden yola çıkarak onun 15. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olduğunu bildiriyor.

Şeyh Şüca Menakıpnamesinde anlatılanlara göre Bursa, Kütahya, Manisa dolaylarındaki zaviyelerde yaşayan şayhlerin, onunla çok saygılı bir ilişkisi vardır. Bunlar eski Germiyan Oğulları ve Saruhan Oğulları’nın bulunduğu yerler olup, Babai ayaklanmasının arkasından gizlenmek için denetimin daha az olduğu bu bölgelere yerleşmişlerdi. Şeyh Şüca’nın Abdal Hakkı, Abdal Mecnun, Abdal Yakup ve Abdal Mehmet gibi [17] muhtemelen Babailerin yaşayan Şeyhleri ile ilişkisi vardı. Şeyh Şüca’nın yörede yaşayanlar dışında daha sonra Balkanlardaki bir çok faaliyetleri bilinen Otman Baba gibi derviş ve şeyhlerle de ilişkisi vardı. Otman Baba’nın Balkanlara gitmeden önce buralarda dolaştığı ve Şeyh Şüca’yı pir olarak kabul ettiği menakıpnamesinde anlatılmaktadır.

Sayın Lütfü Barkan’ın yayınladığı belgeler arasında Şeyh Şüca’nın adı Kanuni dönemi öncesi bir çok vergi kaydında bulunmaktadır. Şüca Baba’nın dervişleri, Saruhan ilinin Balabud ilçesinde bir yeri vakıf olarak alıp, buraya zaviye yapmışlardı. Burası daha sonra Hacı Piri’nin elinde idi. Yine Saruhan’da Akkaya adlı yerde Fatih Sultan Mehmet zamanından bir belgede Şüca Abdal ve arkadaşlarının Derviş Sinan, Derviş İsmail, Derviş Mustafa, Ali Küçük ve Kaygusuz’la beraber dağ içinde bir yeri temizleyerek zaviye yapmış oldukları anlatılmaktadır. [18] Bunların dışında Akyazı’da Zeamet ve Sipahi tımarlarında Şücalu kariyesi görünmektedir. Göynükte [19] ise Şücalar adlı bir yer bulunuyordu. [20] Rumeli’de Rusçuk ilinin küçük Orhan köyünde Şüca Dede Zaviyesi vardır. [21] Sayın Barka’nın yayınladığı belgelere göre, Çirmen’deki Hızır Baba zaviyesinin Şeyhi, Hızır Baba’nın Timurtaş Oğullarından birisi olup zengin vakıfları bulunmaktadır. Zaviyenin bazı işlerine Şüca Baba ihtiyarlarının baktığı bildirilmektedir. [22] Şey Şüca adına II. Murat zamanında Edirne’ye bir zaviye yaptırılmış olduğu da söylenmektedir.[23]

Menakıpnamede söylenlerin bazı kısımlarının Tahrir defterlerinde karşılığını görmek mümkün gözükmektedir. Şeyh Şüca, Batı Anadolu bölgesinde oldukça iyi bilinen ve önemsenen bir kişi olduğu kadar; yaşamını sürdürdüğü zaviyesinde yaşadığı dönemde Babailiğin dinsel merkezi olmaktadır. Şüca Baba Menakıbname’sine göre 200 derviş ile bütün yaz seyahat eden, kışları zavisyesinde ya da bir mağarada geçiren tipik bir Babai dervişidir. 15. yüzyıl da onun müritleri, bütün Anadolu ve Rumeli’de Üryan Sücailer adıyla ünlenmişlerdir. Bu dervişlerin ellerinde ilk defa Şüca’nın kullanması muhtemel olan “Şüca-i çomak” bulunuyordu. [24] Baha Sait Bektaşi meydanında “suçi şarap” olduğunu söylemektedir, bunun asıl adı Sücai şarap olmalıdır. [25]

Şeyh Şüca’nın kesinlikle bir Babai dervişi olduğu görülmektedir. [26] Onun faaliyet sahası olarak gösterilen yerler de Germiyan Oğulları ve Saruhan Oğulları’nın bulunduğu yerler olup her iki beylik de Babai isyanına katılıp yenilginin ardından bu yöreye yerleşen guruplardan oluşuyordu. [27] Seyit Gazi yöresinde bu isyana katılıp yenilince buralara yerleşen pek çok kimseler, bu çevrelerdeki tekke ve zaviyelerde, bunların hatıralarını taşıyordu. [28] Şeyh Şüca’nın kendisi olmasa bile ailesi bu isyandan sonraki dönemlerde buraya gelmiş kişiler olmalıdır.

Şeyh Şüca’da görülen Karamanlılara karşı olan soğukluk ya da nefret, [29] Cimri meselesinden sonra bütün Babai çevrelerde vardı. Bunu Cloud Chen de kendi tespitleri ile doğrulamaktadır. Chen’e göre Babai dervişleri ile Karamanlılar arasında bir soğukluk yada bir sürtüşme vardı. [30] Yunus’un da Karamanlı sınırları içinde Şeyh olup şehzade ve beylerin bir kaçının mürşidi olduğu söylenmektedir. Karaman Beylerinin Alâuddin’i iki defa iktidardan devirmelerine karşılık, onun tekrar beyliği ele geçirip birinci defa Yunus’ un da içinde bulunduğu bir gurubu, suçlu bularak kafalarının uçurulduğu söylenmektedir.[31] Bu soğukluğun da Cimri isyanının hemen arkasından başladığı düşünülebilir. Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşa’nın Karamanlıların yanından ayrılıp Kırşehir’e, oradan da Çorum’a gidişi bu nedenle olmalıdır. Şeyh Şüca’nın da ya kendisinin ya da ailesinin böyle bir nedenle Karamanlıların hüküm sürdüğü topraklardan ya sürülmüş ya da kaçmış olmaları mümkündür.

Halk inançlarında ve Menkıbelerde Sultan Şüca’nın Battal Gazi olup, öldükten sonra tekrar dünyaya Şeyh Şüca olarak geldiği inancı hakimdir. [32] Battal Gazi [33] ile Şeyh Şüca’nın kişilikleri özdeşleştirilir. Sultan Şüca, bir gün Abdalları ile otururken, onlara şöyle der: “Pirler Seyit Gazi donunda iken, burada peltek dilli kardeşler ile kopuşur iken, pirlerden şunda bir altın sikke künk dibi geçip durdu. Hem bir altın maşrapa ve bir altun özengimiz kalup dururdu. Gelun varalım açalım”. Bunun üzerine dervişler, söylenen yeri açıp Sultan’ın bahsettiği şeyleri bulurlar. Böylece Şeyh Süca’nın çok zaman önce Eskişehir dolayında Seyyid Battal Gazi olarak yaşadığını, şimdi ise Sultan Şüca’nın bedeninde tekrar dünyaya geldiğine kanaat getirirler. [34]

Şeyh Şüca’nın Balkanlardaki faaliyet sahasında daha sonra Otman Baba’nın etkili olduğu görülmektedir. Daha sonra detaylı olarak göreceğimiz gibi, Aleviliğe yaklaşımda Şeyh Şüca, ve Otman Baba’da bir parelellik olduğu görülür. Bunların Anadolu ve Balkanlarda aynı sahalarda faaliyet yürütmesi, bu iki kişi arasında Şeyh-Mürit ilişkisi olması ihtimalini kuvvetlendiriyor.
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 03-01-2009, 18:23   #4
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart

Otman Baba hakkındaki bilgilerimizi, onun dervişlerinden Küçük Abdal’ın yazmış olduğu velayetnameden [35] öğreniyoruz. Otman Baba’nın hayatı bu velayetnamede detaylı olarak anlıtılmaktadır. Bunun dışında Osmanlı Devleti arşiv kayıtlarında da onunla ilgili şikayetnameler, yargılamalardan oluşan belgeler mevcuttur.

Otman Baba ya da Hüssem Şah Gani veya Gani Sultan olarak da anılmaktadır. [36] Hacım Sultan Velayetnamesi’nde Osman Baba, [37] Demir Baba Velayetnamesi’nde Otman Baba’nın adı, Hüssamedin bin Ali olarak gösterilmektedir. [38]

Otman Baba Velayetnamesinde: “Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli’de güçlendiği sırada, Asya’nın ortalarından, yani Horasan’dan kalkıp “Rum Diyarına bir eren geldi. Tarih Hicri, 833/ Miladi, 1430 idi. O zamanın evliyası ona “Hüssem Şah Gani” derdi. Halk arasında ise “Otman Baba” lâkabıyla anılırdı. Otman Baba, “Timur’la birlikte Anadolu’ya gelen o yetişkin yiğit ve şerefli koca bendim” derdi. [39]

Şehzade Mehmet (Fatih Sultan Mehmet), Manisa’da iken bir rüya görür. Rüyasında yanına bir er gelir, heybetinden ve hiddetinden kimse yüzüne bakamaz ve sorar:” Beni bilirmisin, ben kimim? “ der. Şehzade Mehmet, cevap verir, “hayır bilmiyorum.” O vakit o yüce kişi, ona: “Bana erenler içinde Hüssem Şâh derler ve ben seni Rum’a padişah eylemeye geldim. Kırk yaşına geldiğinde, ben sana kendimi göstereceğim, o vakit beni bilebilirsen bildin, eğer bilemezsen ziyan edersin!” deyip, ortadan kaybolur. [40]

Otman Baba’nın Rumeli’ye geçmeden önce eski Germiyan sahasında dolaştığı ve bu çevrede yaşadığı görülmektedir. Sayın Barkan’ın yayımladığı kayıtlarda Kütahya’da Beşparmak isminde bir dağın altında Hüssem Dede isminde bir dervişin kendi çabası ile bir zaviye yaptırmış olduğu, buraya daha sonra başka dervişlerin de geldiği söylenmektedir. [41] Buranın Otman Baba’nın kendisinin yaptığı bir yer olması oldukça muhtemeldir.

Otman Baba’nın dolaştığı bu sahaların, Şeyh Şüca’nın etki sahası olduğu görülmektedir. Otman Baba ile Şeyh Şüca’nın yaşadığı tarih birbirini tutmaktadır. Büyük ihtimal, Otman Baba’nın ya doğrudan Şeyh Şüca ile ilişkisi olmuş, ondan el almış, ya da Şeyh Şüca’ya bağlı derviş veya şeyhler yoluyla Şeyh Şüca’ya bağlanmış olmalıdır. Otman Baba’nın Anadolu’da iken bulunduğu sahalar ve Balkanlara geçtikten sonra temel faaliyet sahası diyebileceğimiz Kuzey Doğu Bulgaristan çevresi, aynı zamanda Şeyh Şüca’nın faaliyet yerleri olduğu ve bu yörelerde son zamanlara kadar onun adının kutsandığı bilinmektedir. Otman Baba, Dobruca (Deliorman) bölgesi, Sarı Saltuk Babailerinin en yoğun olarak bulunduğu yerlerdi. Otman Baba, ister Anadolu’da ister Balkanlarda olsun Babai çevrelerle ilişki içinde ve onların arasında faaliyet gösteriyordu. [42]

Otman Baba’nın gezdiği sahaların ise Gelibolu’dan Dobruca’ya, Edirne’den Sırbistan’a kadar geniş bir saha olduğu söylenmektedir. Tırnova, Yanbolu, Zağra, Semendire, Vidin, Filibe, Vardar, Serez ve Selanik’te kurban toplamaktadır. [43] Buralar Otman Baba’nın gezdiği çevrelerdir.

Bu sahalarda faaliyet gösteren Otman Baba, Balkanlarda Şeyh Şücaeddin halifesi olmalıdır. Otman Baba Velayetnamesi’nde Seyit Gazi’deki Şücaeddin’i pir olarak tanıtır. Kendi nesli tükendiği için Babailer hâlâ Sücaeddin’den gelip müritlik vesikası alırlar. [44] Yine Otman Baba Velayetnamesi’nden öğrendiğimize göre Otman Baba, Sultan Sücaeddin ile çağdaştır. Kendisi ile Şeyh-mürit ilişkisi olduğu görülmektedir. Bu ilişkinin oluşumu, direk Sücaeddin aracılığı ile olabileceği gibi, dolaştığı sahalarda Şücaeddin’in dervişleri vasıtası ile de kurulmuş olabilir. Balkanlara gitmeden önce dolaştığı sahalar, Seyit Gazi’nin etki alanındaki sahalardır. Bugün hâlâ Sücaeddin Dergâı Garipler Mezarlığında medfun bulunan Genç Abdal, Otman Baba ile Şüca Baba arasında şu bağlantıyı kuruyor. [45]
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Rehber For This Useful Post:
Deniz (03-01-2009)
Alt 03-01-2009, 18:23   #5
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart

Otman Baba ile Sücaeddin Baba

Bağlan bendesine ömrün gitmesin heba

Yolundan ayrılmayız Muhammed Mustafa

Dergahı nurludur Şüca Baba’nın.



Bu nedenle çalışma ve faaliyet sahası olarak Kuzey Doğu Bulgaristan’ı Babailerin yoğunluğundan dolayı seçmiş olabilir. Sayın Barkan’ın yayımladığı belgelerde Şüca dervişlerine direk olarak bağlı olan zaviyeler bulunuyordu. Bunlardan biri de Çermen’deki Hızır Baba zaviyesi idi. [46]

Daha Şücaeddin Baba’nın kendi sağlığında ona bağlı olarak Rumeli’de faaliyet yürütenler bulunuyordu ve bunlar “Uryan Şücalar” adıyla anılmaktaydılar. [47] Otman Baba da Anadolu’da olmadı ise Rumeli’de Şüca dervişleri aracılığı ile Şeyh Şüca’ya bağlanmış olmalıdır. Bu direk Şeyh-mürit ilişkisi olabileceği gibi, ikinci elden bir bağlılıkta mümkündür.

Otman Baba’nın yanında dervişleri ile birlikte Seyit Gazi’deki ayinlere katıldığı bilinmektedir. Otman Baba Velayetnamesi’nde Şey Şüca’ya çok değer verdikleri anlatılmaktadır. O’na Şefiklü Bey demekte ve her yıl onun türbesini ziyaret edip Seyit Gazi’deki Azam Baba önderliğinde yapılan törenlere katılmaktadır. [48]



GAZİ KOMUTANLAR



Rumeli’de bulunan Babaileri ve Bektaşiler, yerleştikleri bölgelere rastgele yerleşmemişlerdir. Bu yerleşim düzeninde beylerin büyük rol oynadığı görülmektedir. Bektaşiler Rumeli’ye ilk ayak bastıktan itibaren yerleşim sahası olarak merkez Dimitoka olmak üzere Güney Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk ve Kuzey Batıya doğru Macaristan’a kadar bir hat izlediği görülmektedir. Seyit Gazi’ye manevi bağlılığı olan Babailer ise daha çok merkez Haskova’daki Otman Baba ve Varna’daki Akyazılı Sultan Tekkesi olmak üzere genellikle Haskova’dan Kuzeye, yani Kuzey Doğu Bulgaristan sahası ile Romanya’nın Babadağ çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir.

Bu iki farklı gurubun Balkanlara ilk girişte ittifak ettikleri gazi beylerin faaliyet sahası ile bu gurupların etnik alanı arasında bir benzerlik bulunmaktadır. Evronos Gazi, bilindiği gibi Rumeli’ye geçişte faaliyet sahası olarak Burgaz, Edirne, Dimitoka’dan Batıya doğru Gümülcüne istikameti idi. [49] Timurtaş Oğulları’nın sahası ise Yenice, Kızılağaç ve Yanbolu üzerinden Tuna’ya doğru ilerledikleri görülmektedir.[50] Yine aynı yörede Mihal Oğulları da faaliyet göstermekte idi. Bunlardan Evrenoz Gazi’nin yanında Ahiler ve Hacı Bektaş geleneğine bağlı olanlar çoğunluktayken, Milal Oğulları ve Timurtaş Oğulları’nın yanında ise Babailerin etkin olduğu görülmektedir. Yukarıda açıklandığı gibi bu Gazi beylerin faaliyet sahası, aynı zamanda bu gurupların yoğun olarak bulunduğu bölgeler olarak karşımıza çıkmaktadır. [51]

Ahi, Bektaşi ekolü, Evrenos Gazi ile birlikte hareket ederken, Babailerin özellikle Sultan Şüca’nın ilk dönemlerinden itibaren Timurtaş Paşa ve Mihal Oğulları’nın yanında olduğu görülmektedir. Bu Gazi komutanların, bu şeyhler ile ilişkisi aynı orduda bulunmalarının dışında Şeyh-mürit ilişkisi şekline dönüştüğü görülmektedir. Seyit Ali Sultan (Kızıldeli), Velayetnamesi’nde Evrenos Bey’in Kızıldeli’ye manevi olarak bağlı olduğu söylenmektedir. Sözlü Bektaşi gelenek Şiirlerinde, Evrenos Gazi’yi Seyit Ali Sultan’a bağlanmış ve onun müridi olarak gösterir. Gümülcüne’de Evrenos Gazi zaviyesi 19. yüzyıla kadar varlığını korumuş olduğunu biliyoruz.

Timurtaş Oğlu Ali Paşa ise Şüca’nın müridi olduğundan, Aslanbeyli köyüne gelerek, hem Şeyhi için hem de kendisi için görkemli türbe yaptırmış ve ölünce Şeyhi’nin yanına gömülmüştür. [52] Yine bu aileden Şeyh Şüca zaviyesine bağlı olarak faaliyet gösteren Hızır Baba bulunmaktaydı. Mihal Oğulları, Şeyh Bedrettin isyanı sırasında Bedrettin’i desteklemiş ve Akyazılı Tekkesini yaptırdığı gibi, Seyit Gazi’deki tekkeyi de yaptırmıştır.

Bu üç gazinin hareket alanı, aynı zamanda Aleviliğin farklı ekollerinin de yayılma alanı olmuştur. Evrenos Gazi, Edirne’den Kuzey Batıya doğru hareket ederken, bu bölge aynı zamanda Bektaşi geleneğinin etki alanı olmuştur. Timurtaş Oğulları ve Mihal Oğulları ise daha çok Edirne’den Kuzey Doğuya doğru Tuna’ya kadar olan bölgede hareket etmektedir. Bu bölgelerde yoğun olarak Babai geleneği ve onların bir kolu sayılması gereken Bedreddiniler bulunuyordu. [53]

Şeyh Şüca, sadece şeyh yada yerel halkla ilişkisi olan biri değildi. O, yüksek Osmanlı komutanları ile de ilişki içersinde idi. Yukarıda da değindiğimiz gibi bu komutanlardan birinin Timurtaş oğlu Ali Bey, olduğunu görüyoruz, Ali Bey, onun müridi olmuştur. [54] Şüca Baba, müritleri ile birlikte Rumeli’de gazalara da katılmıştır. O, aynı zamanda derviş bir gazidir. [55] Balkanlardaki Aleviliğin kurumlaşmasında bu ikilinin iş birliği çok önemli bir etki göstermiştir. Faaliyet sahası, Kuzey Bulgaristan yönünde bulunan Timurtaş Paşa’nın yanında Şeyh Şüca ile birlikte Üryan Baba da Bulunmaktadır. Bu bölge Sarı Saltuk’un ilk Rumeli’ye geçişinden beri Babailerin çok yoğun olarak bulundukları bölgelerdir. Şeyh Şüca döneminde Batı Anadolu, Seyit Gazi çevresindeki Babailerin faaliyet alanıdır. Bu bölgeye canlılık getirmişler, yörede Babailik oldukça güçlenmiştir. Daha sonra bu ilişki, Otman Baba üzerinden yürümüştür. Günümüzde Çorlu, Tekirdağ çevresinde yaşayan Babailer, Balkan savaşı sırasında yine bu bölgelerden gelmişlerdi. Bütün bunlar, buralarda bu ekibin ne kadar çok etkili olduğunu gösterme bakımından oldukça dikkate değerdir. Rumeli’de Şücaeddin’in müritlerinin Üryan Şücailer olarak anıldığı bilinmektedir. Bunlar bu gazi komutanların yanında bu savaşlarda oldukça önemli işlevlere sahiplerdir.

Yukarıda ki açıklamalardan şunu görüyoruz. Evrenoz Paşa, Bektaşi geleneğine daha yakın, Seyit Ali Sultan’ın müritlerinden olduğu için Hacı Bektaş felsefesine yakın olan gurupları Edirne, Dimitoka, Gümülcüne, Arnavutlut ve Macaristan bölgelerine yerleştiriyor.

Sultan Şüca Baba yanlısı olarak karşımıza çıkan Timurtaş Oğulları ve Mihal Oğulları ise Babai geleneğine ve felsefesine yakın olan gurupları, kendi hareket sahası olan Kırcali, Haskova merkez ve Kuzey Doğu Bulgaristan’ın Dobruca bölgesine (Deliorman) yerleştirdikleri gözlenmektedir. Yine Evrenos Paşa’nın Gümülcüne’de Evrenos Gazi zaviyesi 19. bulunduğunu görüyoruz. Aynı şekilde Timurtaş Ali Paşa’nın da Seyit Gazi, Aslanbeyli köyüne Sultan Şüca ve kendisi için görkemli türbe yaptırdığını görmekteyiz.

Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan şunu görüyoruz. Süceaddin Veli ile Timutaş Oğulları, beraber hareket etmişler. Timurtaş Paşa’nın Şüca Baba’yı kudsadığı ve onun yanında yer aldığı

Sultan Murad, Anadolu’dan Rumeli’ye geçmeden evvel, Makedonya’da harekata geçilmişti. Bu suretle 1380’de Vardar’ın sol sahilindeki İştip alındığı gibi, daha sonra büyük bir ordu ile Vardar nehrini geçen Timurtaş Paşa, 784 H. /1382 M. de Manastır’ı ve arkasından Pirlepe’yi aldı. [56]

Kazaskerlikten sonra 1371 M/ 773 H. den beri vezirlikte ve sonra kumandanlıkta bulunduğunu gördüğümüz Candarlı (Cendereli) Halil Paşa, beraberinde akıncı kumandanı Evrenuz Bey olduğu halde Makedonya’dan batıya doğru harekata baladı. Birkaç sene evvel Timurtaş Paşa tarafından haraca bağlanarak, daha sonra elden çıkmış olan Manastır’ı zaptettiği gibi, arkasından Ohri’yi de elde etti (1385). [57]

Sayın A. Yaşar Ocak’ta Süceaddin Veli ile ilgili olarak aşağıdaki bilgileri veriyor. Bu dönemin bir hayli etkili olmuş bir başka Kalenderi şeyhi de, Sultan Sucâu’d-Din veya menakıpnamesinde zikredildiği gibi, Sultan Varlığı’dır. XIII. Yüzyıldan beri Kalenderiliğin Anadolu’daki en önemli merkezi olan Seyyid Gazi Zâviyesi’ne çok yakın bir yerde zâviye açarak yerleşmiş ve burada teşekkül eden köye adını vermiştir. Söz konusu zâviye halen, Aslanbeyli adını alan bu köyde bulunmaktadır. 1450’lilerde kaleme alınmış olup, şeyhin hayatını anlatan Velâyetnâme-i Sultan Sucâu’d-Din adına bir de menâkıbmâme mevcuttur. Otman Baba’nın ki kadar olmamakla beraber yine de önemli bir kaynaktır.

Görünüşe göre Sultan Sucaü’d-Din, I. Mehmed (Çelebi) ve II. Murad devirlerini idrak etmiştir.[58] Gerçekten de menâkıbnâmesi ve burada özellikle II. Murad’dan hâlen yaşayan padişah olarak söz edilmesi, ayrıca şeyhin, Timurtaş Oğlu Ali Bey’le ilişkileri, onun XV. Yüzyılda yaşadığını kesinlikle ortaya koyuyor.[59] Buna rağmen mahallinde anlatılan şifahi menkıbelerden bazıları, onu çok daha eskilere götürerek Şucâu’d-Din lâkabından hareketle, aynı lâkabı taşıyan Baba İlyas ile özleştirirken, bir kısmı da Orhan Gazi ile çağdaş gösterirler. Bu sonunculara göre Şucâ Baba, Karamanoğlu’nun kendisine kin beslemesi yüzünden kalkıp bugünkü yerine gelmiş ve burada yaşamağa başlamıştır. Bu arada Timurtaş Paşa, kendisine mürid olmuş, hatta bizzat Orhan Gazi dahi şeyhi ziyarete gelerek bugün de hâlâ mevcut zâviyesini yaptırmıştır. [60]

Birbiriyle çelişen bu şifahi rivâyetlere kıyasla hiç şüphesiz menakıbnâmedeki malümat gerçeğe daha uygun olup, şeyhin ne XIII. Yüzyılda yaşadığı, ne de Orhan Gazi’nin çağdaşı olması, söz konusu edilemez.

Menâkıbnâme şeyhi, maiyetindeki iki yüz abdal ile bütün yaz seyahat eden, kışları ise zâviyesinde geçiren tipik bir Kalenderi olarak takdim etmektedir.[61] Aynı eser, Kaygusuz Abdal’ı da Sultan Şucâu’d-Din’le münasebette göstermektedir ki,[62] bu hem zaman hem de zemin itibariyle çok mümkündür.

Sultan Sücâu’d-Din’den, aşağıda bahsi geçecek olan Fatih devrinin yine ünlü bir Kalenderi şeyhi Otman Baba’nın menâkıbnâmesi de söz etmektedir. Bu eserdeki ifadeler, onun çok ünlü, hatırı yüksek bir Kalenderi şeyhi olduğunu ihsas ediyor. Otman Baba ve dervişleri, bir adı da Şefküllü Beğ olan Sultan Şucâu’d-Din’in türbesini, her yıl muntazaman ziyaret etmekte ve ona büyük saygı duymaktadır.[63] Nitekim, biz, XV. Yüzyılda onun müridlerinin bütün Anadolu’da ve Rumeli’de “Uryân Şucâiler” adıyla ünlü olduklarını, Şeyh Muhyi’d-Din Çelebi’den öğreniyoruz.[64] Gerçekten Sultan Şucâu’d-Din’in menâkıbnâmesi de, o devirde Bursa, Kütahya, Manisa ve dolaylarındaki zâviyelerde yaşamakta olup, Abdal Hâki, Abdal Mecnun, Abdal Yakub ve Abdal Mehmed gibi isim yapmış Kalenderi şeyhlerinin, onunla saygılı bir ilişki içinde olduklarını göstermekte,[65] hatta Hindistan ve İran’dan bir takım Kalenderi zümrelerin, sık sık ziyaret için buraya geldiğinden söz etmektedir.[66]

Sultan Sucâu’d-Din’in yalnız Kalenderi zümreleri içinde değil, yüksek rütbeli Osmanlı gazileri arasında da hatırı sayılır bir mevki sahibi olduğu anlaşılıyor. Meselâ, Timurtaş Paşa ve oğlu Ali Bey gibi, bu gazilerden pek çok müridinin bulunduğu, zaman zaman Rumeli gazlarına katıldığı, müşahede ediliyor.[67] Bu durum onun aynı zamanda Geyikli Baba, Abdal Musa ve Seyyid Ali Sultan gibi, bir derviş-gazi olduğunu göstermektedir.[68]
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Rehber For This Useful Post:
Deniz (03-01-2009)
Alt 03-01-2009, 18:24   #6
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart

VELÂYETNAME-İ SULTAN ŞUCÂUDDİN (ESİRİ)



Sultan Şucâuddin hakkında bilgi veren tek kaynak adı geçen bu eserdir. Eser üzerinde çalışmış olan Orhan Köprülü’ye göre, Sultan Şücâuddin, XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış ve Çelebi Mehmet ve II. Murat devirlerini görmüştür. Rum Abdalları zümresine mensup önemli bir şahsiyettir.[69] Gerçekten vilâyetnâmede geçen bu iki padişahın isimleri ve onların çevresindeki bazı Osmanlı devlet adamları ile münasebetleri, şeyhin yaşadığı devri, açıkça bildirmektedir. Ancak, doğum ve ölüm tarihleri, ailesi ve yetişmesiyle ilgili birçok hususlar, karanlıktır. Velâyetnâmeden anlaşıldığına göre, bu zat bütün yaz durmadan dolaşan, kışı ise Seytgazi’deki tekkesinde veya civarındaki bir mağarada yaşayan tipik bir Kalenderi şeyhidir. Nitekim devrinde bu zümrece çok takdis edilmiştir. Eserde sadece Sultan Şucâ veya Sultan Varlığı olarak da adına rastlanan bu şeyhin, Timurtaş Oğlu Ali Beğ gibi devlet adamları, [70] Seyyid Nesimi ve Kaygusuz Abdal ve benzeri ünlü şeyhlerle de ilişkisi vardır. [71] Müridleri, uryan şucailer diye tanınan Sultan Şucâuddin’in, gazilerle yakınlığı bulunduğu ve zaman zaman fetihlere katıldığı anlaşılıyor. [72] Adının birçok Bektaşi-Alevi nefeslerinde hürmetle yadedildiğine bakılırsa, [73] onun bu iki zümre tarafından önemli evliyalardan sayıldığı görülür.

Vilâyetname-i Sultan Şucâuddin’in bugün bilinen iki nüshasının dili, eserin XV. Yüzyıla ait olduğunu göstermektedir. II. Murat’ın adı geçtiği yerlerde, kendisinden yaşayan biri olarak bahis olunduğuna göre ve Fatih’in hiç zikredilmediğine dikkat edilirse, 1421-1450 arası kaleme alındığı söylenebilir.

Orhan Köprülü, her ne kadar eserin yazarının bilinmediğini, belki şeyhin müritlerinden birisi olabileceğini kaydederse de, [74] metin içersindeki bir beyitte yazarın adı, açıkça “Esiri” olarak geçmektedir. Menkıbelerdeki bilgilere göre, merkez Seyitgazi olmak üzere, Bursa, Kütahya, Manisa, Ankara dolaylarından ibaret bir sahayı kapsadıkları müşahede olunur.

Yukarıda da belirtildiği gibi, Otman Baba’nın Anadolu’ya gelişi tarihi, 1430’dur. Otman Baba’ın abdallarına: “Biz bu mülkte iki kişiyiz ki, birimize Hüssâm Şah ve birimiz ise Şefküllü Bey (Sultan Şücâ’ettin Veli’dir) derler dediğini görüyoruz. Bu da bize her ikisinin de birbirlerini çok iyi tanıdığını ve çağdaş olduklarını göstermektedir. Diğer taraftan Timurtaş Oğulları’nın yaşadığı dönemler, 1380’li yıllardır ve daha sonrasıdır. Yine Çelebi Mehmet’i ve II. Murad dönemini gördüğü belirtiliyor. Yukarıda da görüldüğü gibi, pek çok kaynaktan edinilen bilgilere göre, Süceaddin Veli ile Baba İlyas Horasani’yi özleştirmek, yani aynı kişi göstermek mümkün değildir. Ancak, buraya kadar edindiğimiz bir gerçek var ki, Şüceaddin Veli, hem yaşadığı dönem içersinde hem de günümüzde dahi kutsiyetinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Aşağıda vereceğim bilgiler, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. [75]





[1] Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, Türkiye Yayın evi, S. 416-417, 1963-İstanbul

[2] Mehmet Demirtaş, Deyiş, Semah ve Türkülerle Süceaddin köyü. Saygı Yayınları, S. 5-9, Ağustos 1996

[3] Hakkı Saygı, Şeyh Safi Buyruğu ve Rumeli Yöresi erkânları, S. 150, 1997- İstanbul

[4] Buraya kadar verilen bilgilere göre, Baba İlyas Horasani ile Süceaddin Veli, özleştiriliyor. Süceaddin Veli’nin Baba İlyas olduğu vurgulanıyor. Ancak aşağıda vereceğim bilgilerden, Baba İlyas’ın 1240 Yılında Amasya Kalesinde asıldığını görüyoruz. Konumuz ilerledikçe, Süca Baba’nın Timurtaş Paşa ile beraber hareket ettiklerini görüyoruz. Yine Otman Baba ile yakın ilişkide olduğunu görüyoruz. Otman Baba’nın Rum diyarına gelişi, 1430 olduğuna göre Baba İlyas ile Süca Baba’nın özleştirilmesi büyük hata olur. Aslanbeyli köyünde bulunan Süceaddin Veli Türbesi ile Timurtaş Paşa’nın Türbeleri her ikisinin sağlığında yapıldığı söyleniyor. Timurtaş Ali Paşa’nın yaşadığı dönem, tarihte bellidir.

[5] Burhan Kocadağ. Cem Dergisi, Eylül 2001, Sayı, 113, S. 32- İstanbul

[6] Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Osmanlı Tarihi, I. Cilt, 4. Baskı, S. 2, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1982- Ankara.

Not: Behnan Şapolo’nun verdiği bilgilere göre: “Danişmendliler zamanında müridlerine yaptığı irşadlarla şöhret kazanan Horasanlı Baba İlya, İbrahim Bey oğlu, “Yağbasan Bey’in dikkatini çekmiş, ve onu Kayseri’ye kadı tayin etmiş” deniyor. Ancak, Danişmend oğullarından Mesud, iktidarı eline alıyor ve 1156 yılında o ölünce de Mesud’un kontrolunda bulunan Sivas, Amasya, Niksar ve havalisi’nin ise damadı Nizameddin Yağbasan Bey’in eline geçtiğini görüyoruz. Ayrıca Nizameddin Yağbasan Bey’in 1164 tarihinde vefat ettiğini görüyoruz. Diğer taratan da Alaüddin Keykubad’ın 1237’de vefat ettiği görülüyor. Babai isyanı 1241 yılında bastırıldığına göre, Baba İlyas, 60 yaşının üzerinde olmalıdır. Otman Baba’nın doğum tarihi, 1379, Rum’a geliş tarihi, 1430 ve 1478 tılında da Hakk’a yürüdüğünü biliyoruz. Baba İlyas, Otman Baba’nın doğduğu tarihte, 190 küsur yaşındadır. Baba İlyas’ı Şüceaddin Veli olarak kabul etsek, Otman Baba ile görüşmüş olması dahi mümkün değildir.

[7] Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Osmanlı Tarihi, I. Cilt, 4. Baskı, S. 5, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1982- Ankara.

[8] Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Osmanlı Tarihi, I. Cilt, 4. Baskı, S. 9, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1982- Ankara.

[9] Bektaşi tarikatında nasib işlemi sırasında rehberlik görevi yapan dervişlere Koç tabir edilir. İkarar, yani nasib alma işlemi bir nevi ölmeden evvel ölmektir. İkrar veren can, mürşidin huzuruna götürüldüğünde rehber, “Koc kuzu kurbanımız var” diyerek seslenir. Bu ifadeden anlaşıldığına göre Otman Baba’yı, Mürşidin huzuruna götürürken, Şefküllü Bey, yani Şüeaddin Veli, rehberlik etmiştir.

[10] Bu ifadelerden anlaşıldığına göre, Otman Baba dervişleri, Şüca Baba’nın kabrini, yani türbesini ziyaret etmek için Otmab Baba’dan izin istiyorlar.

[11] Şevki KOCA. Otman Baba Vilâyetnamesi. S. 241. 2002- İstanbul

[12] Hakkı SAYGI. Otman Baba Velâyetnamesi. Saygı Yayınları. S. 5. 1996- İstanbul

[13] Ahmet Yaşar Ocak, Kalenderiler I. Basım, S. 88

[14] İbrahim Bahadır, Kültür Bakanlığı ile Türksev’in düzenlediği 2001 İnanç Önderleri Kongresine sunduğu Balkanlarda Babailer ve Bektaşiler, Sempozyum notları.

[15] Mehmet Demirtaş, Deyiş, Semah ve Türkülerle Süceaddin köyü. Saygı Yayınları, S. 5-9, Ağustos 1996

[16] Ahmet Yaşar Ocak. Bektaşilikte Eski İnanç motifleri S. 15

[17] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler. S. 98 Bunların dışında Süca Baba’nın Seyid Nesimi ve Kaygusuz Abdal ile yakın ilişkide bulunduğu söylenmektedir. Yaşar Ocak. Bektaşilikte Eski inanç motifleri. S. 14-15, Enderun Kitabevi.

[18] Ömer Lütfü Barkan, İstilâ devrinin Kolonizatör Türk dervişleri. Vakıflar dergisi 1942, S. 298-323,324

[19] Göynükte Babai İsyanının ardından kaçanların sığındığı yer olduğu sanılan Babailer adına iki mahalle tesbit edilmiştir. Büyük ihtimalle Şey Şüca ve yanındaki dervişleri bu Babailerle ilişki içinde idi.

Sema Altun’un II. Uluslar arası Anadolu İnançları Kongre bildirisi, S. 42. 23-28 Ekim 2000 Ürgüp

[20] Ömer Lütfü Barkan, Enver Meriçli Hüdavendigar Livası Tahrir defteri, Türk Tarih Kurumu Yay. S. 422, 515

[21] Osman Keskinoğlu, Bulgaristan’daki Türk Vakıfları ve Bali efendinin vakıf paraları hakkındaki mektubu. Vakıflar dergisi sayı: IX. S. 87

[22] Ömer Lütfü Barkan, İstilâ devrinin Kolonizatör Türk dervişleri. Vakıflar dergisi 1942, S. 338

[23] Filiz Aydın, Seyit Gazi Arslanbey köyünde Şey Süceaddin külliyesi, Vakıflar dergisi, IX. S. 213

[24] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler, S. 98, 163

[25] Baha Sait Bey, İttihat ve Terakkinin Alevilik araştırması Yay. Hazırlayan N. Nejat Birdoğan, S. 22 Berfin Yay. 1994

[26] Süca Baba’yı kutsayanların bazıları, onu Baba İlyas’la aynı şahıs olarak göstermektedirler.

[27] Mustafa Çetin, Varlık Germiyanoğulları tarihi, (1300-1429)

Eski Germiyan bölgesinde bulunan Kütahya’da, Harzemliler bulunmakta idi. 1239 Babai isyanı esnasında Malatya civarında bulunan Germiyanlılar, 1277 Cimri olayları esnasında Kütahya civarında idiler. Kütahya merkez ve nahiyelerinde birçok Horzum isimli köyler bulunmaktaydı. Yine Manisa’nın Alaşehir kazasında da aynı isimli yerlere ratlanmıştır. Aynı isimlere Menteş’de de rastlanmaktadır. Harzemlilerin arasında Saruhan isminde biri bulunmaktadır. Mustafa Çetin, Varlık Germiyanoğulları tarihi (1300-1429, S. 1-9)

[28] Halime Doğru, 16. yüzyılda Eskişehir ve Sultan önü sancağı, S. 28 Alfa Yay. Nisan, 1992

[29] Şey Süca’daki Karamanlılara karşı soğukluğun nedeni, aynı dönemde Osmanlıların resmi yaklaşmalarının tesiri de olabilir. Bilindiği gibi, II. Murat ve özellikle Fatih döneminde Karamanoğulları ile çatışma içersinde idi.

[30] Claud Chen, Baba İlyas, Baba İshak, Hacı Bektaş, S. 199

[31] Cahit Öztelli, Türk folklor araştırmaları. No. 203 1996 S. 4094

[32] Ahmet Yşar Ocak. Bektaşi Menakibnamelerinde İslam öncesi, inanç motifleri. S. 140 Enderun Kitab evi 1983

[33] Benzer bir durum Sarı Saltuk’da da görülmektedir. Sarı Saltuk da kendisini Seyit Battal Gazi’nin öldükten sonra dirilmiş bedeni olarak görür. İbrahim Bahadır, Balkanlara Aleviliğin ilk girişi ve sarı Saltuk. Yol Dergisi, Sayı 11

[34] Ahmet Yşar Ocak. Bektaşi Menakibnamelerinde İslam öncesi, inanç motifleri. S. 136 Enderun Kitab evi 1983

[35] Hakkı Saygı. Otman Baba Velayetnamesi, S.aygı yayınları, 1996

[36] Hakkı Saygı. Otman Baba Velayetnamesi, S.aygı yayınları, S.5, 1996- İstanbul

[37] Bedri Noyan. Bektaşilik ve Alevilik nedir. S. 602

[38] Hakkı Saygı. Demir Baba Velayetnamesi, Saygı yayınları, S. 64, 1997- İstanbul

[39] Hakkı Saygı, Otman BabaVelayetnamesi, Saygı yayınları, S. 6 1996- İstanbul

[40]Hakkı Saygı. Otman Baba Velayetnamesi, Ssygı yayınları. S. 6 yayınları, 1996- İstanbul

[41] Osman Lütfü Barkan. İstila devrinin kolonizatör Türk dervişleri. Vakıflar dergisi, S. 289, 1942

[42] İbrahim Bahadır, Kültür Bakanlığı ile Türksev’in düzenlediği 2001 İnanç Önderleri Kongresine sunduğu Balkanlarda Babailer ve Bektaşiler, Sempozyum notları.

[43] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler, S. 100

[44] Y. Z. Yörükan. Bir fetva münasebetiyle Fetva müessesesi, Ebussud Efendi ve Sarı Saltuk. Ankara Üniversitesi, İlahiyat fakültesi Dergisi C. 2-3 S. 155

[45] Hakkı Saygı. Şeyh Safi Buyruğu. Ve Rumeli Babgan Bektaşi erkânları, Saygı Yayınları. S. 150. 1997- İst.

[46] Lütfü Barkan, İstilâ devrinin Kolonizatör Türk dervişleri. Vakıflar dergisi 1942, S. 338

[47] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler.

[48] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler. S. 98

[49] Mustafa Akdağ. Türkler’in iktiadi ve iştimai tarihi, C. I. S. 182-183 Tekin Yay. 3. Baskı.

[50] B.J.V. Hammer Purgstall Osmanlı Devleti Tarihi, C.I. S. 161. Üçdal Neşriyat, 1983

[51] Balkanlı’ya göre bu çevreler arasında ciddi rekabet vardır. A. Kemal Balkanlı, Şarki Rumeli’de Türkler. S. 25

Bu nedenle bu beyliklerin bazen iktidar mücadelesinde karşı karşıya geldiği dönemler olmuştur. Çelebi Mehmet ile Musa Çelebi arasındaki iktidar mücadelesinde, bu beylerin farklı iki alternatifi desteklediği bilinmektedir. Mihaloğulları, Musa’yı desteklerken, Evrenuzoğulları ise Çelebi Mehmet’i desteklemişlerdi. Musa Çelebi, bu iktidar mücadelesinde yenik düşünce, mahiyetinde bulunan Şey Bedreddin, İznik’e zorunlu ikamete tabi tutulmuş, Mihaloğlu Mehmet Bey ise, Tokat’a bir bedevi çadırına hapsedilmişti. N. Atsız,Aşık Paşaoğlu Tarihi, 94 Kültür Bak. Yay.

Sultan II. Murat zamanında çıkan düzmece Mustafa isyanında Evrenozoğulları ve Mustafa’yı desteklerken, Timurtaşoğulları ise hapishaneden çıkartılarak, serbest bırakılan Mihaloğlu Mehmet Bey’le birlikte II. Murat’ı destekledikleri görülmektedir. Mustafa Akdağ Türkiye’nin iktisadi ve içtimai tarihi. C. S. 350, 351 Tekin Yay. 3. baskı, 1979

[52] Şey Şüca Baba ile Timurtaş Oğulları arasında, “Şeyh Mürit” bağlantısı var ise, var olduğu da açık olarak görülüyor. Bunun en açık delili ise, Timurtaş Oğlu Ali Bey’in hem Şeyhi için hem de kendisi için görkemli bir türbe yaptırdığı ve kendisinin de Şeyi’nin yanına gömüldüğü bilinmektedir.

[53] İbrahim Bahadır, Kültür Bakanlığı ile Türksev’in düzenlediği 2001 İnanç Önderleri Kongresine sunduğu Balkanlarda Babailer ve Bektaşiler, Sempozyum notları

[54] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler, S. 932. Bas. Türk Tarih Kurumu Yay.

[55] Ahmet Yaşar Ocak. Kalenderiler, S. 99, 163

[56] Ord. Prof. İsmail UZUNÇARŞILI. Osmanlı Tarihi. C.I. 4. Baskı. S. 175. 1982- İstanbul

[57] Ord. Prof. İsmail UZUNÇARŞILI. Osmanlı Tarihi. C.I. 4. Baskı. S. 176. 1982- İstanbul

[58] Bk. “Velâyetname-i Sultan Sucâuddin”, TM, XVII (1972), SS, 14-16

[59] Msl. Nk. Velâyetname-i SŞ., v. 9a-b.

[60] Şükrü, Seyyid Battal Gazi, İstanul 1334. SS. 8-9, 10-12. Fakat bugün ayakta olan zâviye binasının mimari stili, binanın XVI. Yüzyılda yapılmış olduğunu gösteriyor.

[61] “Velâyetnâme-i SŞ., vv. 2a, 5a; krş. O. Köprülü, a.g.m., ss. 19-20.

[62] A.g.e., v, I3n.

[63] Küçük Abdal, Velâyetnâme-i OB., vv. 113b, 116a-b.

[64] Bk. Divan-ı Şeyh Muhyi’d-Din Çelebi, İÜ, Kütüphanesi, ty. Nr. 9495, v. 28b.

[65] Velâyetnâme-i SŞ., muhtelif sayılar.

[66] A.g.e., v, 9a-b.

[67] A.g.e., v.9a-b.

[68] Ahmed Yaşar Ocak. Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik. KALENDERİLER. Türk Tarih Kurumu Yayını. S. 92, 93

[69] O. Köprülü, Tarih Kaynağı Olarak XIV-XV. Asırlara ait Bazı Türkçe Menâkıbnâmeler, basılmamış doktora tezi, İstanbul, 1953, s. 19; aynı yazar, “Vilayetnâme-i Sultan Şucâuddin”, TM, (1972), s. 177-184. Ayrıca bkz. Ocak, Kalenderiler, s. 92-93

[70] Bkz. Vilâyetnâne- SŞ, O. Köprülü’nün özel kütüphanesindeki nüsha, v. 9a-b.

[71] A.g.e., v. 13b.

[72] A.g.e., v9a-b; O. Köprülü, s. 20

[73] Örnek olarak şuraya bakılabilir: Kemal Samancıgil, Alevi Şiirleri Antolojisi, İstanbul, 1946, s. 159. Sultan Sücâuddin halk arasında da hâlâ büyük bir veli olarak tanınmakta ve Seyitgazi’nin 2 saat batısındaki mezarı hürmetle ziyaret olunarak adaklar adanmaktadır. (bkz. Hikmet Tanyu, Ankara ve çevresinde adak ve Adak yerleri, Ankara, 1967, s.204).

[74] O. Köprülü, s. 13

[75] Hakkı SAYGI
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Rehber For This Useful Post:
Deniz (03-01-2009), İşcanbaba (03-02-2009)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 12:09.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts