![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Kültürü Alevilik kültürüne dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Bölüm Yöneticisi |
Başat Sorun: Ali’nin Anlamı
Buraya kadar yaptığım irdelemeleri takiben artık sıra, Aleviliğin Ali’sini, bu Ali üzerinden Aleviliğin tanrı, insan, inanç, yaşam anlayışını, kavramlara yüklediği anlamı, bu bağlamda İslamiyet ile olan bağını belirginleştirmeye geliyor. Bu kritik sorunu aydınlatmak için gönül rahatlığıyla başvurabileceğimiz kaynak ise, Alevilerin gerçek inanç önderleridir. Anadolu Aleviliğine ilişkin sapla samanı birbirinden ayırabilmek için başvuracağımız bu kaynak, Onu bin yıl öncesinden başlayıp olgunlaştırarak bugünlere taşıyan, bu uğurda bedel ödeyip yolu tanımlayan, kimsenin kendilerinden daha çok Alevi olduğunu iddia edemeyeceği inanç önderleridir. Bu noktada Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde de çokça geçen, “Hak Muhammet Ali” ifadesinin gerçek anlamını bulmaya çalışarak başlayalım: Sıklıkla kullanılan bu nitelemeyi, Allah, Peygamberi Muhammed ve ardılı Halife Ali bağlamında, önem sırasına göre dizilmiş üç farklı şahıs olarak yorumlayanlar çıkmaktadır. Bu yorumdan hareketle de Aleviliğin, en önemli önderlerinden olan Pir Sultan’ın şahsında “İslam'ın doğrudan yansıması” olduğunu, hızını alamayanlar ise Aleviliğin “İslam'ın özü” olduğunu söylemektedirler. Peki ama keyfiyet bu mudur gerçekten? Değildir! Değilse, bunun açıklaması, her türden muğlaklıktan uzak bir açıklıkla yapılmak zorunda. Anadolu Aleviliği nezdinde Ali, gerçekte Muhammed’in kuzeni ve damadı Ali midir? Kuşkusuz Onu da içermektedir. Bununla birlikte, büyük bir kesinlikle gösterileceği gibi ondan ibaret değildir. Bakın Virani, söz konusu soruyu nasıl yanıtlıyor: “Evvel odur âhir odur / Tayyip odur tahir odur Batın odur zahir odur / Ali Ali Ali Ali” Görüldüğü gibi burada “Ali”, kuzen-damat Ali anlamında değil, aşkın bir varlık anlamında tanrısallık içeren bir kavramdır. Evvel (ön, ilk), ahir (en son), tayyip (iyi, güzel), tahir (temiz), batın (iç, gizli, görünmeyen), zahir (görünen) hep “Allah’ın nitelikleri, adlarıdır. Oysa Virani bunları Ali’de görüyor, tanrının Ali olduğunu söylüyor. Şiirde geçen evvel, âhir, tayyip, tahir, batın, zahir sözleri yalnızca Allah için söylenebilir” (İsmet Zeki Eyüboğlu, Alevilik Sünnilik İslam Düşüncesi, Der Y., 1989, s. 79). O halde Virani’de Ali, kuzen-damat Ali değil, kuzen Ali’nin suretinde de görünmüş olan Allah’tır. Burada “Ali”, mutlak bir kesinlikle Allah’ın adıdır. XVI. yy.da aynı zamanda Bektaşi Dergahı’na da Postnişin olan Sersem Ali Baba: “Sabah seherinde virdim budur bu Allah bir Muhammed Ali’dir Ali Zikrim olan lailaheillallah Allah bir Muhammed Ali’dir Ali” diyor. Açıklıkla görüldüğü gibi tek ve mutlak olan Allah’tır, Allah ise Muhammed Ali’dir, Muhammed Ali ise Ali’dir. Kuşkusuz bu ve benzeri tüm deyişlerde, aynı zamanda bir söz oyunu olarak Hak, Muhammed, Ali üçlemesi söz konusudur. Ancak bu üçleme, zaman zaman üç ayrı şahsiyetten söz edermiş gibi yaparken, gerçekte tek bir tanrısal varlık anlamında vahdet-i vücudu ifade etmektedir. XVI. yy. ozanlarından Kul Şükri, “Muhammed Ali’dir, Ali Muhammed” derken, “peygamber Muhammed’le ‘Mehmet Ali’, ya da Muhammed Ali olarak da anılan Ali’yi özdeş sayıyor” (İ. Z. Eyüboğlu, Age. s. 82). Esasen mecaz ve takiyyeye yoğun bir şekilde başvurulmasını sağlayan şeriatçı baskı atmosferinde kurulmuş sözde bile, Aleviliğin gerçek düşüncesini anlamak kolaydır. Nitekim Pir Sultan, sofu baskısıyla polemik içinde kendini anlatırken; “Sofu mezhebimizi ne sorarsın / biz Muhammed Ali diyenlerdeniz” diye başladığı sözünü; “Muhammed Ali'dir Kırklar'ın başı / anı bilmeyenin nic(e)'olur işi” diyerek, Muhammed Ali’den kastının Kırkların başı olan Ali olduğunu netleştirmektedir. Deyişin devamında ise, ola ki buna rağmen yanlış yorumlar üretebilecek olanlara karşı da, “biz tüccar değiliz alıp satmayız /.../ biz Muhammed Ali diyenlerdeniz” ifadesiyle, Muhammed Ali, mesleği tüccarlık olan tarihsel şahsiyet Muhammed’den net olarak ayrıştırılmaktadır. Bu anlamda Pir Sultan’ın, “Hak Muhammed Ali geldi dilime / Mürvet günahıma kalma ya Ali” deyişinde de görüldüğü gibi, birinci dizede ayrı şahsiyetler şeklinde yoruma da açık olan ifade ikinci dizede yardımcı, kurtarıcı olarak Ali’de özdeşleşir. Esasen birinci dizenin de doğru okunuşu Hak Ali, yani Tanrı Ali’dir, çünkü Ali’nin gerçek adı da Muhammed Ali’dir. (İ. Z. Eyüboğlu, Age. s. 79). Ali ise burada kuzen-damat Ali’nin adını içermekle birlikte, esas olarak onun kimliğinde de kendini gösteren Allah’ın kendisidir. Yine Kul Hüseyin’in, “Günah ettim şahın darına durdum Allah bir Muhammed Ali aşkına Kırklar eşiğine yüzümü sürdüm Allah bir Muhammed Ali aşkına” deyişinde de ifade edilen şey, tek Allah olan Muhammed Ali’dir. Devletin ve egemen ideoloji olarak İslamiyet'in baskıcı koşullarında bu ifade kullanımlarından giderek bir mecaz üçleme üretilmiş ve savunma mekanizması olarak Hakk’ın, Muhammed’in, Ali’nin sanki hiyerarşik dizilişi kastediliyormuş izlenimi yaratılmış, yani sistematik baskılara karşı bir savunma refleksiyle esasen bir Alevi kavramı ve tavrı olagelmiş olan takiyye yapılmıştır. Esasen üçlemenin (teslis) asıl kaynağı görünen Hıristiyan inancında da üç ayrı tanrı değil, tanrının, baba, oğul, kutsal ruh olarak üç ayrı görünümü ve beliriminden söz edilir ve bu üçlemede tekliğe inanılır. Pir Sultan’ın; “Şu dünyada benim gönül verdiğim Birisi Muhammed birisi Ali Adına şanına kurban olduğum Birisi Muhammed birisi Ali” deyişi bu mecaz ve takiyyeye örnektir. Benzer bir diğer ifadesinde; “Ay Ali’dir, gün Muhammed Üç yüz altmış altı sünnet Balıklar da suya hasret Çarka döner göl içinde” dedikten sonra, Alevi sırrını şöyle dillendirir: “Pir Sultan’ım bu bir sırdır Sırrını saklayan erdir Ay da nurdur, gün de nurdur Allah bir Muhammed Ali” diyerek hepsini “nurda” tekleştirir ve buna da Muhammed Ali der. Bir diğer ifadesinde ise bu sırrı daha da netleştirir: “Yer gök arasına nizamlar kuran Ak kağıt üstüne yazılar yazan Engür şerbetini Kırklara ezen Allah bir Muhammed Ali’dir Ali” Görüldüğü gibi bu deyişinde olası farklılık izlenimi kaldırır ve üçlemeyi Ali’de tekleşir. Esasen “bu üçlemenin özünde Ali’nin tanrılığı sorunu saklı” (Age. s, 84) olup, işin doğrusu ve aslı, Tanrının Ali diye adlandırılmasıdır. Bir diğer deyişinde: “Muhammed Ali’nin eli değil mi Hak bilip tuttuğum el bana yeter Bu yolun sahibi Ali değil mi Ali’nin kurduğu yol bana yeter” diyerek Muhammed Ali’nin eli Hak’ın eli denilirken, sonradan yolun sahibi ve kurucusu Ali’ye indirgenir. Nitekim Pir Sultan; “Gafil kaldır şu gönlünden gümanı Bu mülkün sahibi Ali değil mi? Yaratmıştır on sekiz bin alemi Rızıkların veren Ali değil mi?” deyişinde, Ali’nin tanrı olduğunu, evreni yarattığını hiçbir muğlaklığa yol açmayacak bir açıklıkla belirtiyor. Açıktır ki burada tarihsel ve gerçek Ali değildir tapılan. Esasen Anadolu Alevilerinin Ali (ve Ehl-i Beyt, 12 İmam) ile tanışmaları, tanışıp onu kendilerine temel kavram, temel kült haline getirmeleri de Baba İlyas’tan, Bektaş-ı Veli’den çok sonraları, XV.yy. dan sonra, ağırlıkla da Safevi etkisiyle gerçekleşmiştir. Burada gerçekleşen entegrasyon, baskıyla kendilerine dayatılan inancın içinde temel bir figür olup kendileri gibi haksızlığa uğramış ve benimsemelerine uygun erdemlere sahip şahsiyetin ismini, kendi tanrısal inançlarına, giydirmeleridir.(2) Özetle Aleviliğin Ali’si ile kuzen-damat Ali bir boyutuyla örtüşse bile, temelde ondan farklı, onun suretinde de kendini göstermiş, ama esasen tanrıdır. Alevi mitolojisinin en temel çerçevesi olan Kırkların Cemi söylencesinde de, sonradan göreceğimiz gibi, Aleviliğin Ali’si Peygamber Muhammed’in üstünde bir erdem abidesi, tanrısal organ Kırkların başı ve İslamiyet dışı, insanlık erdemi olan değerleri (ekonomik ve siyasal eşitliği) Muhammed’e dayatandır. Muhammed’i aralarına alıp almamak konusunda karar sahibi olan bu eşitlikçi ve kolektif meclis, aynı zamanda Alevilerin tarih boyunca bu adaletsiz ve despotik dünyayla niye uzlaşamadıklarının, niye uyum sağlayamadıklarının da ifadesidir. Aynı şekilde bu Cem, modern dönemde de, eğer kendi geçmişlerine, tarihi önderlerine, mitolojileri ve teolojilerine yabancılaşmayacaklarsa, kendilerini niye ancak sol bir yaklaşımla gerçekleştirebileceklerinin de ifadesidir. Alevi inancının merkezi kavramı olarak Ali, kuzen Ali’yi, hem tanrısallık anlamında aşmaktadır, hem de 72 inancı bir görmek, dolayısıyla cihadı, inanç dayatmasını reddetmek anlamında da kuzen Ali’den farklı bir Ali’yi karşımıza çıkarmaktadır. Batıni toplulukların Ali ile tanışması öncesinde açık ve genel ifadesini bulan Ene-l Hak / ben tanrıyımdeyimi, XV. yüzyıldan başlayarak Ali’nin Anadolu Aleviliğiyle entegrasyonuyla, daha çok Ali’nin tanrısal özdeşliği bağlamında kullanılacaktır. Yani Ali, Anadolu Batıni geleneğine Tanrı olarak entegre olmuş, Ali tanrının ismi olmuş, bunun sonucunda da ozanların kendilerini ve genel olarak insanı tanrıyla özdeşleştirmesi örnekleri görece azalmıştır. Bu değişim kuşkusuz Batıni teolojinin kendisine ilişkin bir değişim değil, çünkü insan-tanrı düşüncesi değişmiyor; yani halk Müslümanlığı kabullendikten sonra onun Alici-Şii mezhebin yanına geçmiyor. Aksine Müslümanlaştırılma baskısını daha kolay göğüsleyebilmek amacıyla, İslamiyet'in içinden, kendi inanç gelenekleriyle özdeşleştirebilecekleri ve baskıya karşı kendilerine ideolojik ve manevi kalkan olabilecek temel bir şahsiyet alınıp kendi inançlarına taç yapılıyor. Böylece gelen basınca karşı, “biz de Müslüman’ız, ama biz Ali gibi Müslüman’ız, üstelik siz Ona ve Peygamberin ailesine zulüm yaptınız, Peygamberin mirasına ihanet ettiniz, dolayısıyla biz mülhit (tanrı tanımaz) değiliz, ama siz münkir (Ali’nin halife yapılması gerektiği noktasında sözden dönen anlamında, inkar eden) oldunuz” şeklinde, karşı tarafın ezberini bozan bir öz-savunma hattı elde ediliyor. Yani XV. yüzyıldan itibaren Ali’nin hızla benimsenmesi, Sünni hakimiyetin devlet aracılığıyla etkinliğini arttırmasına bağlı olarak bir öz-savunma güdüsünün yansımasıdır. Bu özdeşleşmeyle tanrı-insan düşüncesi, bu kez söz oyunları ve takiyye gibi yaklaşımlarla, esas olarak Ali üzerinden ifadelendirilmeye başlanıyor. Taçlama Düvazı olarak da okunan deyişinde Kul Himmet’in sözleri, “Lailahe illallah Muhammedül resulullah” (Allah’tan başka Tanrı yoktur ve Muhammed onun elçisidir) şeklindeki İslami kelime-i şahadetin Alevi versiyonunda Ali şahtır ve şah Allah. Aynı zamanda Aleviliğin İslamiyet'ten köklü farkını gösteren bu yaklaşım şöyle ifadelenir: “Bugün bize pir geldi gülleri taze geldi Önü sıra kamberi Ali Murtaza geldi Lailahe illallah İllallah Şah illallah .... Kul Himmet üstadımız bunda yoktur yadımız Şah-ı Merdan aşkına Hak vere muradımız Lailahe illallah İllallah Şah illallah” Durum buyken Aleviliği İslamlaştırmaya çalışanların, “Alevilikte kelime-i şahadet” diyerek, ortalıkta, “Eşhedü En la ilahe İllallah, Eşhedü En Muhammed’ün Resulullah, Eşhedü En Aliy’yün Veliyullah Vasi’yi Resulullah” diye sözler dolaştırmaya çalıştığını da bu arada anımsayalım. Oysa Alevi inanç geleneğinin diğer bir önderi Şah İsmail Hatayi’ye ait diğer bir Taçlamada da şöyle denir: “Aşkına pirim aşkına illallah / İllallah şahım illallah Ali mürşit güzel şah / Eyvallah Şahım eyvallah” diye durumu yineler. Kul Himmet’in deyişleri, Alevi teolojisi ve bu teolojideki Ali’nin anlamı açısından büyük açıklık sergiler: “Ali ismi dört kitapta okunur / ‘La İlahe illa Ali’ yazılı Zikr edenler ezazilden sakınır / ‘La İlahe illa Ali’ yazılı” Kul Himmet’in diğer bir deyişinde Ali Allah özdeşliğini şöyle yinelenir: “Bir ismi Ali’dir bir ismi Allah İnkarım yoktur hem vallah hem billah Muhammed Ali yoluna Allah eyvallah Ben Ali’den gayrı bir er görmedim” Kul Himmet’in bu deyişi, Alevi üçlemesindeki Ali’nin, Allah ve aynı zamanda Muhammet Ali olduğunu ve “Ali’den gayrı bir er görmedim” bitirişinde de, aslında üçlemenin, Ali’de toplanan birlemenin görüntüsü olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda Pir Sultan’ın; “Söyler Pir Sultan’ım söyler / Hakk’ın birliğini birler Doğmuş alemler parlar / Nur Muhammed Ali’nindir” deyişindeki Hakk’ın birliği ve birliğin birlenmesi belirlemesi, durumu daha da pekiştirir. Peki ama buradaki Muhammed Ali ifadesi, Kırkların Cemi’nde Muhammed ile Ali’nin gövde bir, baş iki bütünleşmesi ve musahip olmasının ifadesi olamaz mı? Takiyye anlamında evet, ama gerçek düşünce anlamında hayır. Çünkü Muhammed Ali’nin, gerçekte Ali’nin ismi olduğunu görmezden gelsek bile, deyişlerinin bütününden iç tutarlılığa sahip bir anlam çıkarma kaygısı güdeceksek, ki işin özünü anlamak ve tutarsız konuma düşmemek açısından bunu yapmak durumundayız; o durumda, tüm deyiş nakaratlarında pekiştirildiği gibi Ali’nin esas, üst, çatı, tek olduğunu ve Allah’ın da, Muhammed Ali’nin de, Ali olduğunu görürüz. Muhammed isminin peygamber Muhammed anlamda kullanıldığı durumda ise, onun Ali’nin hiyerarşik olarak altında yer aldığını görürüz. Kırkların Cemi’nde de olduğu gibi Ali’nin üstte, belirleyici ve tabii tanrısal olması Pir Sultan’ın şu deyişinde daha da belirgindir: “Pir Sultan Abdal’ım ağladı güldü Kabe-i Şerif’ten bir nida geldi Hakkın emri ile dört kitap indi Okuyan Muhammed yazan Ali’dir” Hacı Bektaş Makalat’ında yer alan şu ifade Alevilikteki Ali imgesini daha da pekiştirir: “Selman bir deste gül şaha uzattı Kendi tabutuna kendisi yattı Cemm-i Mushaf’tan nikabın attı Kur’an yok, gördüler Ali’den gayrı” Yani toplanmış Kur’an’ın üzerinden örtüyü kaldırdıklarında, Ali’den gayrı Kur’an olmadığı görüldü denilmektedir. Ki bütün bu ifadeler, Alevilik nezdinde Ali’nin, Kur’an’ın, Tanrı’nın, Muhammed Ali’nin, Hak Muhammed Ali’nin ismi, ya da tersinden Ali’nin bunların tümü, onların tezahürü olduğunu büyük bir açıklık ve iç tutarlılığı içinde gösteriyor. Dolayısıyla burada gösterdiğimizden farklı bir Ali ve Alevilik tasarımı konusunda iddiada bulunacak olanlar, Aleviliğin (12 İmam ve kuzen Ali gibi sembolleri değil), gerçek inanç önderleri olan ozanları reddettiklerini dürüstlükle açıklamak durumundadırlar. Çünkü çıplak zor uygulanan, Alevilerin kırkar bin öldürüldüğü o hukuksuz dönemlerde bile Alevi inanç önderlerinin terk etmedikleri değerlerini, kendini ifade etmenin çok daha kolay (ve üstelik kapalı-kırsal toplum koşullarının aksine zorunlu) olduğu günümüzde terk edenlerin, artık ortalıkta Alevi önderi-aydını-dedesi olarak dolaşabilmeleri için ar duygularını yitirmiş olmaları gerek. Ali’yi Sünni veya Alici Şii kaynakların aktardığı gibi algılamak da bir yaklaşımdır kuşkusuz; ama bu yaklaşım Alevi değil, Sünni veya Alici Şii bir yaklaşımdır. O halde çıplak zor uygulanan yüzyıllar boyunca; “Elsiziz belsiziz dilsiziz amma / Gezeriz alemde erkekçesine”(Mir’ati) demiş, “Sayılmayız parmak ile / Tükenmeyiz kırmağ ile” (Muhyi) demiş bir geleneğin adına, bugünün açık toplum koşullarında söz kurma hakkını kendilerinde bahşedenlerin öncelikle dürüst olmaları gerekiyor. “Dürüstlük” diyorum, çünkü çıplak zora karşı Buyruk vb. açık kaynaklarında takiyye yapmak zorunda kalmış olan geçmişin Alevilerinin sahip olduğu mazerete, günümüz Alevi önderlikleri sahip değildir. Açık konuşmaları halinde, geçmişteki gibi açık bir baskı ile karşı karşıya kalmayacakları bir yana, görece baskıyla karşılaşmaları halinde ise sadece Alevi toplumun değil Alevi olmayan demokrasi güçlerinin de ciddi desteğini arkalarında bulacaklardır. Durum buyken öylelerinin Aleviliğin temel duruşunu tahrif etmeleri illa ki takiyye kavramıyla açıklanacaksa, bu takiyye geçmiş zamanlardaki Alevilerin ve açık belge olarak Buyruk’ların yaptığı cinsten Sünni-Şeriatçı otoriteye karşı değil, doğrudan Alevilere karşı, onların egemenlerin istediği çizgiye çekilmelerini amaçlayan bir takiyyedir. Yani Mir’ati’nin deyişinin tam tersine Aleviliğe, onun müttefiklerine, bilimsel ahlak sahibi olanlara karşı elleri dilleri belleri kocaman dolaşırken, “alemde”, yani Alevi kimliği ve haklarını savunacakları meydanda “majestelerinin muhalefeti” ile yetinmekte, majestelerinin çok yönlü desteğiyle ve onun huzuru için alan tutmaktadırlar Aleviliğin Ali’sine ilişkin durumu pekiştirmek çerçevesinde konumuza devam edelim: Şahkulu Dergahı son Postnişini Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’ya göre “Tanrı Ali’nin kişiliğinde, insan niteliği içinde gözlere açılır. Varlık kavramı altında toplanan ne varsa, baştanbaşa Alidir: ‘Ayine tuttum yüzüme / Ali göründü gözüme Nazar eyledim özüme / Ali göründü gözüme ... Ali evvel Ali ahir / Ali batın Ali zahir Ali tayyib Ali tahir / Ali göründü gözüme’ Bu minval üzere uzayıp giden deyişe göre, “Ali bütün varlıkların özüdür, yaratıcısıdır, Tanrı’ya yükletilen, onda varsayılan bütün nitelikler, yetenekler, yetiler, güçler Ali’de vardır. Ali Tanrı’nın kendisidir. Evreni yaratan da, insanı koruyacak olan da gene Ali’dir. Ali’nin dışında başka bir yüce varlık, görünen güç yoktur” (İ. Z. Eyüboğlu, Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar, s.124) Benzer bir deyiş de Pir Sultan’da geçer: Pir Sultan’ım şu dünyaya / Dolu geldim dolu benim Bilmeyenler bilsin beni / Ben Ali’yim Ali benim .... Çarşılarda dolanırım / Ben Hakk’ım Hakk’tan gelirim On ik’İmam’ı Hak bilirim / Dedikleri veli benim .... Pir Sultan kapında kuldur / Bunu bilmek müşkül haldir Ali’nin ihsanı boldur / Şah’ı Merdan kulu benim” Görüldüğü gibi Pir Sultan kendini Ali ile özdeşleştirmekle yetinmemekte, aynı zamanda kendini Ali’nin kulu olarak nitelemekte, yani Ali’yi Allah görmektedir. Aynı şekilde Hak bellendiği söylenen 12 İmam’ın dediği veli benim demektedir. Deyiş bütünlüğü içinde Allah olan Ali, aynı zamanda kendisi de Tanrı olup ve Tanrıdan gelen Pir Sultan olmakta ve tanrı-insan (Ene-l Hak) anlayışına ulaşılmaktadır. Bu yaklaşım ise, hangi türden yorumlanırsa yorumlansın fark etmez, İslam nezdinde kabul edilemez bir “küfür” olmaktadır. Nitekim bir başka deyişinde; “Koparmadım asla kokladım bir gül / Kafir oldum imana geldim” diyerek bu suçlamayı üstlenmektedir. Benzer bir deyiş, damat-kuzen Ali gerçeğini niteliksel olarak aşan bu Batıni Ali kültünü belki de ilk dillendiren, Ene-l Hak düşüncesini Ali özgülünde belki de ilk şekillendiren ve 1408’de derisi yüzülerek öldürülen ozan Nesimi’de şöyle dillenir: “Ali evvel Ali ahir, Ali batın Ali zahir Ali şems-i münevverdir, Ali dilnur ile Enver Ali’dir her şey için can, Ali’dir yar ile mihman Ali rahim Ali rahman, Ali’dir cümleye server Ali sultan Ali sübhan, Ali cennet Ali Rıdvan Ali dindir Ali iman, Ali’dir sakı-i Kevser Nesimi’nin dil üç canı, Münevverdir Ali nuru Ali vâlâ Ali âlâ, Ali’dir server-i safter” (Onur B. Kula, Çoğulcu Düşünce Karşıt Kültür, s.268) XIX. yy. Kızılbaş şairi Derviş Ali’nin, Ali’yi tanımlayışı şöyledir: “Yeri göğü arşı kürsü yaratan / Men Ali’den başka tanrı görmedim Yaratup kulunun kısmetini veren / Men Ali’den başka tanrı görmedim” Tanrısal bir kavram olan söz konusu Ali’yi, tarihte yaşamış bildiğimiz Ali ile özdeşleştirdiğimiz zaman onu Tanrı olarak içselleştirmek de, bu fikri başkalarına inandırıcı bir şekilde anlatmak da olanaksızlaşır. Nitekim Aleviliğin Ali’sini kuzen-damat Ali ile özdeşleştirmeye başlayan günümüzün kimi Alevilerinin, tanrı-insan ve tanrı-Ali teolojisinden, dolayısıyla gerçek Alevilikten niteliksel olarak uzaklaştıkları görülmektedir. Bu anlayış içinde öylelerinin, Batıni anlayıştan Zahiri anlayışa doğru kaydıkları görülmektedir. Ancak tıpkı diğer dinlerin tanrı anlayışlarında olduğu gibi, soyut tanrının Ali suretinde göründüğü, Ali’de somutlandığı fikri üzerinde şekillenen mantık, diğer din inanırlarının mantık ve algıları nezdinde de inandırıcılık kazanır. Ancak onlar nezdinde inandırıcılık sorunu bir yana, Anadolu Aleviliği'nin gerçek inanç önderleri böyle inanmaktadırlar. Diğer yandan her dini algılayışta olduğu gibi buradaki algılayışta da Tanrı farklı özellik ve meziyetler gösterir. Nasıl ki Hıristiyanlık inancındaki tanrı Müslümanlıktaki tanrıdan farklı özellik ve görünümler arz ediyorsa, Aleviliğin tanrısıyla Müslümanlığın tanrısı arasında da farklılıklar söz konusudur. Üstelik bu farklılık Alevilik ile Müslümanlık tanrıları arasında çok belirgin nitelikler gösterir. Bu açıdan Müslümanlıkla Museviliğin tanrıları arasında büyük benzerlikler gözlenirken, Hıristiyanlıkla Aleviliğin tanrı algılayışlarında kısmi benzerlikler görülür. Örneğin bu ikincilerde üçleme ve dünyevi düzene daha az müdahil bir tanrı algılayışı söz konusuyken, Musevilik ve Müslümanlıkta mutlak, ceberut ve dünyanın her işine sürekli karışan, kader belirleyen, dünyevi düzen (şeriat) dayatan bir tanrı anlayışı söz konusudur. Ancak benzer kimi özelliklerine karşın Aleviliğin tanrı anlayışı Hıristiyanlıktan da temelde farklıdır; çünkü Alevilikte vahdet-i vucut bağlamında insan suretinde bir tanrı algılayışı söz konusudur. Ve bu özgünlük, Hıristiyanlıktan da temel ayrımla, Alevi bireyin tanrı ile arasındaki ikiliğin kalkması anlamında Ene-l Hak anlayışına varır. Bu bağlamda, “Sururi’nin, zahirde (görünen şeylerde) ve batında (görünmeyen şeylerde) varlığı şüphesiz olan, ‘Aliy-yel Murteza’yı Şah Nurullah’ı, hiç şüphe yok ki, kozmik ehemmiyeti olan, doktrinal Ali’dir.Allah’ın nuru, Muhammed Ali’de tecelli edince, Muhammed Ali, bir şahıs olarak düşünülünce, Ali’nin Tanrı kabul edilişine şaşmamak gerekir. Yukarıda da gösterdiğimiz gibi, ikisi bir sayılıyorlar. Fakir Edna (17. yy) öyle sayıyor: Ali Muhammed’dir Muhammed Ali Gördüm bir elmadır elhamdülillah Kudret kandilinden nurunu alan, kozmik ehemmiyeti olan Ali, 17. yüzyıl Kızılbaşlarından olan İsmail’in gözünde de Tanrı sayılmaktadır: Evvel Ali yerin göğün binası Kudret kandilinden çalınmış mayası” (Mehmet Eröz, Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, s.214) Dikkat edilirse İslamiyet tanrısından bambaşka bir tanrı tasavvuru ile karşı karşıyayız. Bu fark içselleştirilince, kimi Alevi inanç önderlerince, Ali’den ayrıca Muhammed’e yapılan yollamaların da, gerçekte İslami inancın tezahürü olarak değil, aksine, kendilerini kuşatan ve baskı uygulayan İslamcılara karşı bir ideolojik savunu aracı olarak devreye girdiğini görürüz. Nitekim bu yollamaları daha çok kullanan Kul Himmet şöyle dillenir: “Muhabbettir Lailaheillallah / Muhabbettir Muhammed Resulullah Muhabbettir Ali şah Veliyullah / Üç isim manada birdir muhabbet” Görüldüğü gibi ayrı ayrı ifade edildikleri durumda bile, üç isim sonuçta anlamda birleşirler. Peki bu birleşme fikri aynılık anlamında mıdır? Açıktır ki hayır! Bunu yukarıdaki satırlarda döne döne gösterdik. Nitekim bir diğer deyişinde yine Kul Himmet, tanrının tek ve Ali olduğunu aşağıdaki deyişinde yineler: “Nice yüz bin yıllar kandilde durdun Atanın belinden medara geldin Anın için halkı gümana saldın Bin bir dondan baş gösterdin ya Ali” Alevi sırrı bağlamında Ali-Allah, sadece tarihsel Ali donunda değil, aynı zamanda diğer Alevi inanç önderlerinin, Hallac-ı Mansur’un, Nesimi’nin, Yunus’un, Şah İsmail’in, Bektaş-i Veli’nin de suretinde görülür. Nitekim Kul Hasan, bu inancı Bektaş-ı Veli nezdinde şöyle yineler: “Ali’nin işleri daim sırrınan / Kisvesini kırmızıdan örtünen Nar içinde Cebrail’e görünen / Hünkar Hacı Bektaş Ali kendidir” 18. yüzyıl Bektaşilerinden Katip ise, bu tanrısal devreye kendini de dahil eder: “Sırr-ı Bektaşi’yiz ayrı değiliz Heman sağ gezeriz gayrı değiliz Birlikteyiz ayrı gayrı değiliz Bir kimse sayılırız üçümüz bizim” Bütün bu belirlemelerin üzerinden gerekmiyor gerçi ama, anlamamakta ve tahrif etmekte ısrar edenlere karşı belirtilmelidir ki, Alevilik, Müslümanlıktan temelli farka sahiptir. Bin yıllık baskı ve kuşatmanın etkisiyle kendisine Müslüman demesini esas almamız halinde ise, belirtilmelidir ki, bu “Müslümanlık”, Kur’an’dan ve İslam tarihinden bildiğimiz Müslümanlıktan bambaşka bir Müslümanlıktır.
''SÖZ KONUSU ALEVİLİKSE İSLAM TEFERRUATTIR.''
|
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to esonto58 For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.711
Thanks: 2325
Thanked 3630 Times in 1423 Posts REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
değerli canlar foruma taşıdığım yukardaki makalenin yazarı : ERDOĞAN AYDIN' dır.
Konu esonto58 tarafindan (03-26-2010 Saat 21:49 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to esonto58 For This Useful Post: |
|
|
#3 | |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
hakikat bir gizli sırdır
görebilirsen gel beri küfr içinde iman vardır seçebilirsen gel beri Alinti:
Tasavvuf'u herkes anlayamaz..sözcüklerin zahirine, bakan dinden çıkar, Bu nedenle tabi yukarıdaki dizeleride açıklama gereği doğdu sanırım.. Münkirlere sözün kar etmeyeceği bellidir. İnançsızların, müminleri / Alevileri, Ali'den ayırmaya güçleri yetmeyecektir. Onların Ali'ye duyulan sevgi ve bağlılığı idrak edecek güçleri de yoktur. Kişi idrak edemediği şeyleri inkar edermiş. Bu nedenledir ki, onların Ali yolunu anlamalarını ve benimsemelerini beklemek boşunadır. Bakın Kaygusuz Abdal'ın Ali sırrını nasıl bir nefesinde nasıl açıklıyor: "Ali' ye ismullah derler Yüzüne secde ederler Taş yerine koyarlar Koyamazsın demedim mi ? Bu Kaygusuz ezeliden Himmet almış ol veliden Oku ilmini Ali'den Doyamazsın demedim mi ? " [/b] Alevi / Bektaşi, Hz. Ali'ye tarifsiz bir sevgiyle bağlıdır. Öyle ki, onu sevmek, dindir, imandır. Nitekim Hazreti Muhammed, " Ali'yi seven beni sever, beni Seven Allah'ı sever." diye buyurarark Ali sevgisinin İslam dinindeki önemini belirttimiştir. Hazreti Ali,Tanrı'nın en sevgili kullarındandır. Onda üstün nitelikler vardır. Bu üstün nitelikler ona Tanrı tarafından verilmiştir. O, seçilmişlerdendir. O, Tanrının rızasını kazanmış / murtaza olanlardandır. O, evveldir. O, ahirdir. O, batındır. O, zahirdir. O, candır. O, canandır. O, dindir. O, imandır. Hazreti Ali,peygamberimiz Hazreti Muhammed'in amca oğludur. Kızı Fatıma ile evlenerek damadı olmuştur. Bu evlilikten Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hazreti Fatıma, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Hazreti Muhammed'in ehlibeytidir. Diğer toplumlar içinde, Türklerin Hazreti Ali'ye büyük bir sevgi duydukları bir gerçektir.. Bu sevginin oluşumundaki temel etken, Onun halifeliği döneminde İslam ordularının Türkistan'daki harekatını durdurmuş, hatta Horasan'ı tahliye etmiş olması gösterilmektedir.. diğer üç halife döneminde Horasan kadar giden islam orduları, her yeri yakıp yıkmış, bir çok Türkü kılıçtan geçirmiştir. Hazreti Ali Kur'an-ın gerçek yorumcusu ve batını bilendir... Bugün şeriat ülkelerinde uygulanna eski arap adetlerinden, el kesme cezasının Hazreti Ali tarafından yasaklandığı da belirtilmektedir. Ali sözcüğünün anlamı " yüce" dir. Adının anlamındaki yücelik onun özel olduğunun da göstergelerinden biridir. Ondaki yücelik Tanrı'dandır. Nitekim Alevi / Bektaşiler, Onda ilahi / tanrısal özellikler olduğuna inanırlar. Bu inanış, Alevi karşıtları tarafından Hazreti Ali'nin tanrılaştırıldığı ve putlaştırıldığı suçlamasına zemin teşkil etmiştir. Oysa bu suçlama yersizdir. Çünkü Alevi / Bektaşi inanışının omurgasını oluşturan " vahdet – i vücud " anlayışı ve Tanrı'nın insanda tecelli ettiği düşüncesi, bu inanışın yani Hazreti Ali'nin tanrısallığı inancının temelini oluşturmaktadır. İnsan Tanrı'dan bir parçadır. Nitekim Tanrı, " Biz insana ruhumuzdan üfledik." Buyurmaktadır. Hazreti Ali'deki tanrısallık da böyle anlaşılmalıdır. Aynı zamanda unutulmaması gereken hususlardan biri de " ALİ " sözcüğünün Allah'ın doksan dokuz adından biri olmasıdır. Aleviler Tasavvufi değişlerinde," Ali " adını aynı zamanda bu anlamda da kullanmaktadırlar. Resulullah Buyurdu ki... ]" Göğe çıktığımda (Mi'racım da), Yüce Tanrı şöyle buyurdu: Ya Muhammed! sana ve Ali'ye (Ali ... Yüce Ulu anlamında olup.. Allah'ın Esma-ül Hüsnalarından biridir) isimlerimden birer isim verdim... ismim zikredildikçe sizde zikroluyorsunuz.. Mahmud benim... Muhammed sensin... Alüy'ül- A'la benim... kendisi de yüce olan Ali'dir... Ey Muhammed! seni Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i Nurumdan Nur gölgeleri olarak yarattım... Sonra sizlerin velayetinizi göklere ve iki yeryüzüne sundum... Kim sizin velayetinizi kabul etti ise Hidayete ulaştı... Kim ki inkar ettiyse delalete ... Küfre sapmış oldu..." Allah Eyvallah Devam edecek: not: Yazın oluşturulurken yararlanılan kaynak:[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Bu dünyanın evvelini sorarsan
Allah bir, Muhammed Ali dir Ali Sen bu yoldan sahibini ararsan Allah bir , Muhammed Ali dir Ali "Yer yoğiken, gök yoğiken var olan, Arş yüzünde kandildeki nur olan, Gahi merkez olup, gahi yer olan, Ali'dir ki, şah – ı Merdan Ali'dir. " PİR SULTAN ABDAL Daim fikrimde zikrin, ya Muhammed , Ya Ali. Gönlümün evinde şükrün, ya Muhammed, ya Ali. Tanıyamaz kendi özün seni yakın bilmeyen Alemin ayinesisin, ya Muhammed ya Ali." ŞAH HATAİ Degerli canlar, Hz. Ali'nin tanrısallığı, Bu forumun başında mevlana'da en güzel ifadeyle yerini bulur.. Ancak biz teorik açıklamalarımıza. aşağıdaki alıntılarla devam edelim.. Allah'a verilen kimi sıfatları, Aleviler, Hazreti Ali için, kullanıldığı kullanmaktadır.Pek çok deyiş / nefeste Hazreti İmam Ali, Allah için kullanılan "rahman, rahim, onsekizbin alemi vareden, yaradan, yağmuru yağdıran, şimşeği çaktıran vb. " olağanüstü özellikte bir yüce kişilik olarak anılmaktadır... Alevi / Bektaşi inancına göre Hazreti Muhammed miraçta, sidret'ül- müntehada Allah'ı onyedi – onsekiz yaşında bir delikanlı suretinde görmüştür ki bu delikanlı Hazreti İmam Ali'den başkası değildir. Yani Allah, Ali suretinde belirmiştir, tecelli etmiştir. Başka bir deyişle Hazreti İmam Ali, Allah'ın yansımasıdır. Nur- u rahman'dır. Bu hususiyet miraçnamelerde gayet serahatle anlatılmaktadır. Peki Alevi-Bektaşiler, Aliilahçı mıdır* yani biz hz. Ali'ye tanrı diye tapıyormuyuz.. Bu sır dolu değişlerin hikmedi nedir? Ali Tanrı mıdır? Ali nasıl Tanrı olur? Hazreti Ali'nin tanrısallığı Alevi / Bektaşi teolojisinin , Temeildir. Aslında hepimiz, Tanrı'nın bir parçası, ve Tanrıdan geleniz.. Bu manada Hz. Ali ile siz yada bizlerin hiç bir farkı yoktur şöyleki Alevi-bektaşi, Tasavvuf anlayışına göre: Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı insanın tanrısallığı ile birlikte düşünülmelidir. Büyük Alevi mistik düşünür Hallac – ı Mansur'un " ene'l- hak " deyişindeki gizem insanın tanrısallığı gizemidir. Biliyoruz ki, zamanın müftüleri ve din egemenlerinin gözünde Hallac – ı Mansur, kafirdi, kendini Tanrıya ortak koşan, TANRILIK İDDİASINDA BULUNAN bir müşrikti. Nitekim malum olduğu üzre bu nedenle KATLİNE FERMAN VERİLDİ. Ene'l- Hak inancı, kamil insan / insan – ı kamil mertebesindeki hak erenlerinin sırrıdır. Bu sırrı anlamak için o mertebeye vasıl olmak lazımdır. Zahirilik gurbetinin en ücra bölgelerinde dolaşan yani vuslattan nasip alamamış olan şeriat ehlinin "ene'l- hak " inancını ve insanın uluhiyetini idrak etmesi olanaksızdır.Yaratan – yaratılan ayrılığını ortadan kaldırıp "vahdet- i vücud " ilkesi gereği tüm evrende olduğu gibi insanda da Tanrıyı gören, Hazreti İmam Ali'nin yüzünü, vech'ullah / Allah'ın yüzü olarak tavsif eden Alevi / Bektaşi inancı bu özgünlüğüyle bambaşka bir güzelliğe ve derinliğe sahip bulunmaktadır. Sonuç Olarak: 1. Hazreti İmam Ali'nin kişiliği tanrısaldır. Bu tanrısallık " vahdet – i vücud " anlayışı çerçevesinde düşünülmelidir. 2. Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığının kaynağı Kur'ansaldır. Kutsal kitabımız Kur'an – ı Kerim'de " Biz insana ruhumuzdan üfledik. " denilmek suretiyle insandaki tanrısallığa ve insanların içinden seçilmiş olan resuller ve nebilerle birlikte ehlibeytin ve oniki imamların uluhiyetine işaret edilmektedir. Nitekim, ehlibeytin masumiyeti / günahsızlığı ve dolayısıyla tanrısallığı Ahzab Suresi'nde apaçık bir biçimde ortaya konulmaktadır. 3. Başta Sünni ve Şiiler olmak üzere diğer İslami ekollere mensup çevrelerin Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı inancı nedeniyle Alevi / Bektaşilere yönelik mütecaviz tutumları kaale alınmamalıdır. Mümin olmanın gereği teslimiyettir. Alevi olmak demek, Aleviliğin tüm inanç esaslarına hiçbir kuşkuya düşmeden sarılmak demektir. Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı da Alevi / Bektaşiliğin birincil inanç esaslarındandır. Bu inanca bağlılık ve teslimiyet Alevi olmanın şartlarındandır. yararlanılan Kaynak:[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Benim pirim Şahi Merdan Ali'dir
Sefiller destini tutan Ali'dir Kopardı hayberin kapısın kırdı Kaldırıp arşumana atan Ali'dir Haydar haydar pirim Ali'dir Şah Hatayım Ali'm mansur darında Hü deyi cebrail serim yardıran Üç yüz yıldan sonra nergiz getiren Nergizi selmana sunan Ali'dir Haydar haydar pirim Ali'dir NAT-I ALİ-Mevlana/Mesnevi ***Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. ***Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. ***Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. ***Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti. ***Yusuf kuyuda onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. ***İmran'ın oğlu Musa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hak ona: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi... İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O'dur. Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur.hakikat ta odurki bir gün o makamın kapısından içeri[/quote][/color] AFAKA HER BAKIŞIMDA GÖRDÜM Kİ, YAKIN YÜZÜNDEN HER VARLIKTA VAR OLAN ALİ İDİ. BU KÜFÜR OLMAZ, KÜFROLAN SÖZ BU DEĞİLDİR. CİHAN VAR OLDUKÇA ALİ VAR OLUR, CİHAN VAR OLURKENDE ALİ VARDI. TEBRİZ'İN ŞEMS-ÜL HAKKI CİHANIN GİZLİ VE AÇIK SIRLARINDAN HER NE GÖSTERDİNSE HEPSİ DE ALİ İDİ."" ALLAH DOST EYVALLAH.... ŞEYHEN İLALLAH... Saygı ve Sevgilerimle, Ali'nin nuru eksik olmasın yüreğinizden.. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Öncelikle, İster Kur'an-ı Kerim, ister başka dini Söylemler tartışılsın...İki şey önemlidir. Söylenen kelimenin görünen anlamı yada ilk anlamı biz buna "ZAHİRİ" ANLAM diyoruz. Bir de saklanan asıl söylenmek istenen anlam vardır ki buna ise "BATIN YA DA BATİNİ ANLAM" diyoruz...
Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Sultan Abdal, Karaca Ahmet, Ebu'ul Vefa gibi bir çok eren ve evliya'nın eleştirilen hatta kafirlik olarak algılanacak şekilde sözleri vardır... Bu sözler bu kişilerin "Kafir" olduğu anlamına gelmez. Bu kişiler birçok kişinin anladığı anlamda bu kelimeleri kullanmamışlardır. Bir örnekle bunu açıklarsak daha iyi olur;Turgut KOCA, Dede-baba'ya ait aşagıdaki Nefes'i inceleyelim; Bugün kör olanlar, yarında kördür Hak-Muhammed-Ali manada birdir. Ukba'da görürüm deme, küfürdür. Allah'ı görmeli, burada insan. Degerli Canlar, Hz. Muhammed ve Hz. Ali bu alem yaratılmadan önce var idi. Kandilde parlayan bir nur idi... ( hadisi şerif; Ali bütün peygamberle beraberdi, benimle açık geldi. ; O' (Hz. Ali)nun ruhu benim ruhumdur, onun cismi benim cismimdir, kim Ali'ye karşı gelirse bana karşı gelmiştir. ) Degerli Canlar, Bu alemde gördüğün hiçbirşey gerçek değildir. Mana aleminde tek bir gerçek vardır. O' da Yüce Allah'dır. (LA İLAHE İLALLAH MUHAMMEDEN RESULLULLAH ALİYUL VELİULLAH") " hepimiz O (Allah)'ndan geldik, yine ebedi dönüşümüz O (Allah)'na dır. Degerli Canlar, Bizler Allah'ın dışında değiliz, O' ndan kopup gelen parçalarız. ve yine ebedi dönüşümüz, O 'nadır. Allah'a dönüş "İnsan-i kamil" aşamasından sonradır. (yani tertemiz olarak O'ndan kopup geldiğimiz ilk an gibi...) Bu anlamda Peygamber ve hz. Ali ve Ehl-i beyt "İnsan-ı Kamildir" Hak'la bir olmuştur. Ayrı düşünülemez... İnsan-ı Kamil: Rahmani nitelikleri kendinde toplamış, suret ile mana yaylarının Hakk ile halk uçlarını birleştiren bir kavşak noktadadır. Buna, insanlığın son aşaması olan "Hakikat-i Muhammediye" ve "Sırr-ı Ali" denir. İnsan-ı kamil aşaması; ŞERİAT- TARİKAT-MARİFET-HAKİKAT, yani dört kapının son aşaması olup, Hak'tan başka gerçek olmadığının farkına varıldığı aşamadır. Bu insanlar nereye baksa Hakkı görür. Yani bu küfür değil İman'ın ta kendisidir. Gel esiri olma hurafelerin Akıl yollarıdır, bu din-i mübin, On sekiz bin alem senin tasvirin; İnsanı remz eder bütün değimler. Saygı ve Sevgilerimle.... |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
''..Ali bütün Peygamber'lerle gizli geldi. Benimle aşikar oldu..."
HZ. MUHAMMED Bu dünyanın evvelini sorarsan Allah bir, Muhammed Ali dir Ali Sen bu yoldan sahibini ararsan Allah bir , Muhammed Ali dir Ali "Yer yoğiken, gök yoğiken var olan, Arş yüzünde kandildeki nur olan, Gahi merkez olup, gahi yer olan, Ali'dir ki, şah – ı Merdan Ali'dir. " PİR SULTAN ABDAL Gel ey vaiz Ali’nin vasfın evvel Hüda’dan sor Ali ta ibn Adem olmadan ta iptidadan sor Ali kimdir Veli kimdir bilem dersen bu esrarı Anı hiç kimseden sorma, Muhammed Mustafa’dan sor Ki yer gök su iken Cebrail’e rehber Ali oldur Cihan halkolmadan evvel kevneyn’in temeli oldur Ol dem Musa ile binbir kelam eden Veli oldur Dile Tur-i Sina’dan sor dilersen Lenteran’dan sor Körmüsün (!) sen ey vaizi Ali’den söyle bir tebdi Ali’nin aslına gökten yere yüzdört kitab indi Kur’an’da metheyleyip “vechinde, dedi Hak kendi” Dile Yasin Taha’dan sor, dilersen Hel Eta’dan sor Gel ey vaiz har u çüş ne zannettin Ali’yi sen Anın evladına kasteyleyen kişilerde mi müslüman Neler çekti ol mazlumu el zalim-i darb Yezid’inden Dile arş-ı semâdan sor dilersen Kerbela’dan sor Ali’dir damad-ı Ahmed, Ali’dir Mustafa’ya yar Odur evladını Hak yoluna kurban eden Haydar Ali gibi etmemiştir cihanda hiçbir peygamber Dile gel evliyadan sor dilersen enbiyadan sor Agâhû’yam Alevi mezhebim Şia Kızılbaş’ım Kerbela’nın firgatındandır gözümden akan yaşım Hüseyn’in derdini hiç kimseden sorma karındaşım Dile Zeynel Aba’dan sor dile Zeyneb anadan sor ibn Adem : Ademoğlu iptida : başlangıç Kevneyn : iki alem, dünya ve ahiret tebdi : zulüm ya da dinsizlik iftirası vech : yüz Lenteran(i) : Tanrı’nın Tur-i Sina’da Musa’ya “beni göremiyeceksin!”hitabı. Yasin Taha, Hel Eta :Kur’an’da Ali’den sözeden, onun adına inen Sure ve Ayet Har : eşek Firgat/firkat : ayrılık acısı YA ALLAH! YA MUHAMMED! YA ALİ! |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.537
Thanks: 7734
Thanked 12711 Times in 5986 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
dedebaba okadar cok üst üste yazıyorsunki okumamızı ,iyi niyetle bile olsan faydalanmamızı engelliyor bu durum.
verdiğin örneklerin bir kaçına baktım benzer deyişleri sıralıyyorsunuz zaten esonto canla ayrstıgınız noktaya ilişkin yorum yazsan seni anlayabiliriz sanırım. ilk mesajında deyişi acıklamaz farz oldu diyosun aciklama yok. arkadaşın alıntısı diyorki su su sebeplerle bu deyislerde gecen hz ali olamaz, sen ne yapıyorsun alinin tanrısallıgı , evvel olan ali vb yazı yazıyorsun zaten alıntıda bunu söylüyor alinin tanrısallıgından bahsediyor en tepedir diyor alinin peygamberi olmaz diyor (yüklendiği sıfatlar sebebiyle) aynı/benzer deyişleri sıralayabilirsin elbette sende ancak farklı acıklamalar gerekir bize degis örnekleri veya islami yazılar yerine bu deyişlerde gecen neden alidir bu tezini destekleyecekler yazılr yaz lütfen.. birde ricam var ulema edasıyla yazıyorsun ve bu bende önyargı ve okumama isteği uyandırıyor, itici oluyor amacın insanların faydalanması ve kendince inandıgın şeylere fydalı olmaksa lütfen üstüste yazma ve ulema edasında olma, tartısalım
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Devrim06 For This Useful Post: |
|
|
#9 | ||||
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8556 Times in 4029 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sn.Dede-Baba;
Devrim06 nın dediği gibi; Lutfen, bıkdırmadan, okunabilecek şekilde yaz, yazında bütünlük kaybaloyor, bir önceki yazıda neye itiraz ettiğin belli değil, Yazında ise ne dediğin hiç belli değil, Kusura kalma; En sondan , öne doğru gidelim, Gel esiri olma hurafelerin Akıl yollarıdır, bu din-i mübin, On sekiz bin alem senin tasvirin; İnsanı remz eder bütün değimler Esirinin bu dörtlüğü her şeyi çözüyor, Bu dini , onsekizbin alemi, akıl yolu ile tasvir eden, bunu dile getiren sensin, insandır, diyor, Yani İnsan olmazsa diyor, bunları bilen yoktu,o zaman Tanrı'yı kim yarattı? diye sormak gerek, deyişde yanıt var. Alinti:
Alinti:
Ki, Peygamber diye bilinen kişilerin tarihde yaşamadıkları , onların bir efsane kahramanları olduklarını artık biliyoruz. BUnu savunmayalım olmaz mı? Alinti:
Diğer bir şey ise, ilgili ayette, "Biz İnsana ruhumuzdan üfledik" O zaman tanrı ve insan bir olmuyor, Bir üfleyen var, bir de üflenen yani ikilik var, buda insanı KUTSAMIYOR, Tanrı, niye BİZ diyor ki, yanında bir kaç Tanrı daha mı?var. Üflemeyle, Vahdet-i Vucut olmaz can, Alinti:
Tüm o kadar meziyetler sayacaksın, sonrda, Ali Secilmiş olacak, sonra Vahdet-i vucut olacak, Yapma dede baba, NOT; Yanıtlarınızı anlaşılır ve konuyu dağıtmadan yazın, Lutfen
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
||||
|
|
|
|
|
#10 |
|
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.537
Thanks: 7734
Thanked 12711 Times in 5986 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
benim kafama takılan bir şey daha var sorayım sevgili dedebaba veya isteyen can cevaplayabilir.
alevi islamcı yani aleviliği islamın bir mezhebi veya islamın özü olarak görn canlaradır sorum. bu canlar çok tanrılı bir inanca mı sahiptir? hem alinin tanrısallığından bahsedilmekte hz. ali ilah olarak görülmekte. hemde bu aliye tanrısallıgı , çeşitli üstün özellikleri veren bir tanrı vardır yani kuranda anlatıln her müslümanın bildiği yeri göğü yaratan ... tanrı.. yanılıyormuyum ? |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||