Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Murtaza Demir

Murtaza Demir Murtaza Demir'e ait makalelerin takip edildiğ, makalelere ilişkin soru görüş ve yorumların yapıldığı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 02-18-2009, 16:02   #1
Murtaza Demir
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1212
Mesajlar: 13
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 36 Times in 10 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Murtaza Demir is on a distinguished road
İletişim
Standart Baskı altında ömür tüketmek!

Bana “Alevilerin Türkiye’deki sosyal şartlarını bir cümleyle özetle” deselerdi, şöyle söylerdim: yüzyıllardır baskı altında ömür tüketen sosyal bir grup! Ürkek; ülkesinin ve çocuklarının geleceğinden umutsuz; yönetenlere, kolluk güçlerine, yargıya hatta oy verdiği siyasal partiye dahi güvensiz ve güvencesiz bir yaşam süren milyonlarca insan!
Alevilerin ülkemizdeki şartları böyle… Nitekim bunu, yazı ekine ilave ettiğim akademik araştırmanın sonuçları da onaylıyor.
Peki, neden böyle?

Yaşam biçiminiz, inancınız ve kültürünüz baskı altına alınıp yok sayıldığında, fiziksel varlığınızın değeri de olmuyor. Sizin için vazgeçilmez olan geleneğinizi sürdürmenize imkân verilmeyince, karşınıza her ikisi de birbirinden kötü olan iki seçenek çıkıyor: ya asimilasyon baskılarına dayanamayıp “lanet olsun” çekerek teslim oluyorsunuz, ya da direniyor, bedel ödüyorsunuz.

Hoş, teslim olmakta çare olmuyor: bu defa hem iç dünyanızla barışık olamıyor, hem de dışınızdaki zahiri dünyanın bütün hoyratlıklarına mahkûm halde yaşamaya zorunlu kalıyorsunuz ki, galiba en kötüsü de bu. Çünkü bu defa da çelişkilerle yaşıyorsunuz. Mesela oruç tutmadığınız halde Ramazan’da gece kalkıp evin ışıklarını yakıyorsunuz. İşyerinde oruç tutar görünüp, yemek yemiyorsunuz. “Haydin cumaya” denildiğinde kalkıp camiye gidiyor, namaz kılar gibi yapıyorsunuz. “Kızılbaşlar” diyerek başlayan hakaretleri duyuyor ama duymuyor gibi yapıyorsunuz vb.

Dolaysıyla evde ve yakın çevrenizde farklı, iş yerinde, sokakta farklı davranıyor, güven vermeyen biri olarak biliniyorsunuz. Bizler, bu tutarsız ve “çifte standart” kalıbını “miras” yoluyla ve zorunlu olarak içselleştirdiğimiz için çoğu kez farkında bile olmadan çelişkiler içinde yaşayıp gidiyoruz. Ve ne yazık ki, koskoca bir ömrü böylesi çelişkiler içinde tüketiyoruz.

Genlerimize değin nüfuz eden bu “mahalle baskısı”, sosyal yaşamımızı ve başarılarımızı derinden etkiliyor. Bunlardan biri de Alevi bürokratların kendilerini, bulundukları kurumda en fazla ikinci adam olabileceklerine ikna etmiş olmalarıdır. ODTÜ’nden Sosyoloji Profesörü Sn. Sencer Ayata’ya bu davranışın sosyolojik nedenlerini sordum: Sn. Ayata bunu “kanıksamak; farkında olmadan kabul etmek” seklinde açıklıyor ve örnek de veriyor: “Aleviler bulundukları kurumda genel müdür, müsteşar, bakan, vali, vb. birinci adam olmayı düşünmezler. Bu yüzden gerçekleşmeyeceğine dair ön kabulleri nedeniyle böyle talepleri olmaz.

Yani çalıştığınız kurumun üst makamlarından birine atama yapılması söz konusu olduğunda, eğer Sünni inanış dışında bir mensubiyete ait isen, adaylar arasında dahi yoksun… Söz konusu makam için adaylar arasında en yeteneklisi ve kariyer sahibi sen bile olsan, hatta ağzınla alaca kuş bile tutsan, eğer Aleviysen o makama gelemezsin!

Elbette "istisnalar kaideyi bozmaz."

Çünkü Sünni değilsen, gerçek anlamda yurttaş da değilsin; eşit de… İnsanlık, vicdan, adalet, eşitlik ayaklar altında paspas olmuşsa ki, gerçekten öyle, git derdini Marko Paşaya anlat! Örneğin Türkiye Cumhuriyetinin bürokrasisi şöyle işliyor: hocaya var, dedeye yok: camiye var, cemevine yok. Ramazan’a, hacca, umreye var, Muharrem orucuna yok. Sünni dersleri hem de “devlet zoruyla” var, Alevi dersleri yok: kuran kursuna, çarşaflıya, türbanlıya var, çağdaş kıyafet giyene yok: Diyanete var; hem de istemediğin kadar, Alevi kurumlarına yok!

Yok! Yok! Yok! İşte sana “adil devlet” düzeni!

Bunu daha ne kadar sineye çekeceğiz bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, bu ilkel sistem, güzel ülkemi koskoca bir açık hava hapishanesine, bizleri de birer tutsak haline getirdi. Özgürlüğümüzü ve haklarımızı ayaklar altına aldı. Bunu yapmaya da pervasızca, hayâsızca ve ahlaksızca devam ediyor…

Siyasi gücün Diyanet’e devredildiği, kamusal alanların Sünni misyonerlerin kesin denetimine geçtiği ülkemde, zaman zaman nefes almakta zorlandığımı hissediyorum. “Yok sayılmak” duygusu yolda, sokakta, okulda, askerlikte, kamusal ve özel alanlarda, benimle birlikte oluyor ve beni asla terk etmiyor.

Kendimi sorguladığım çok oluyor: “abartıyor muyum” diye…
Keşke abartıyor olsam” diyerek içten içe dualar ediyor, temennilerde bulunuyorum. Ah, buna bir inanabilsem, yanıldığıma dair bir kanıt görsem, hatta zerresi bile olsa enikonu rahatlayacağım; hatta gidip böyle düşündüğüm için özür de dileyeceğim ama yok!


Tersine; her şey daha da kötüye gidiyor!
Daha ayağımı evden dışarıya attığım anda, mahalle ve kamu baskısı başlıyor: aslında sabah rastladığım komşuma içimden “günaydın komşu; merhaba” demek geçtiği halde, “selamünaleyküm” demek zorundayım. İşime gitmek üzere bindiğim dolmuşta “Kızılbaşlar” denilerek atılıp tutuluyorlarsa, konuşulanları duymamak ve sineye çekmek zorundayım. “Camiye yardım” deniliyorsa, vermek, ezan okunuyorsa, adam ne kadar bağırırsa bağırsın sesimi çıkarmadan dinlemek zorundayım. Yol, sokak ve trafiğin akışı namaz kılan insanlarla kapatılmışsa, gideceğim yere geç kalıyor bile olsam, itiraz hakkım yok! Orada durup sessizce beklemek zorundayım.
“Çünkü burası %99.99999999999’u Müslüman olan bir ülke!”
Biz Alevilerin gerçeğidir bu…
Ülkemin kamu kurumlarında göstermelik birkaç istisna dışında sıradan memurluk bile verilmiyor artık. İşyerinde sicilimiz bozuluyor: kamu alanındaki sınavlarda, önümüze "mülakat" denilen bariyerler konuluyor: kimliğimiz, kökümüz, aidiyetimiz ve inancımız araştırılıyor. Namaz kılmayan, dua ezberlemeyen, inancına sadık kalan çocuklarımız sınıfta bırakılıyor, notları kırılıyor, Alay ediliyor…

Keşke abartıyor olsam ama ne yazık ki, aşağıda özetini verdiğim belge beni fazlasıyla onaylıyor.

Prof. Toprak ve arkadaşları tarafından koşullarımızın fotoğrafının çekildiği bu akademik çalışma, yüzsüzlerin dahi yüzlerini kızartacak düzeyde. Ama askeriyle, siviliyle, hükümeti ve muhalefetiyle, ülkeyi yönetenler bu belgeyi görmezden geliyor, yok farz ediyorlar.
Teşekkürler Sn. Prof Dr. Binnaz TOPRAK,
Teşekkürler Sn. İrfan BOZAN, Tan MORGÜL, Nedim ŞENER: gerçeğin resmini çektiğiniz için.

Fazla lafa gerek yok! Prof. Binnaz Toprak ve ekibi tarafından hazırlanarak kamuoyuna açıklanan metin 188 sayfa. Veriler, tanıklar ve olaylar, kimlikleri gizlenen kişilerin ağzından verilmiş. Okumak zahmetine katlanırsanız sevinirim.
Saygıyla, Murtaza DEMİR
Murtaza Demir isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Murtaza Demir For This Useful Post:
Devrim06 (02-18-2009), Hasan Harmancı (02-18-2009), İşcanbaba (02-18-2009)

Cevapla

Bookmarks

Etiketler
altında, baskı, tüketmek, ömür


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber duşakabin ankara efor efor efor efor
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 03:55.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts