![]() |
|
![]() |
|||||||
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
Babam, ışıklar içinde olsun, tam bir Aleviydi. Dilinde, davranışlarında, insan ilişkilerinde Alevi kimliğini açıkça görebilirdiniz. Hiç unutmam ve hatırladıkça da içimi buruk bir hüzün kaplar! Henüz küçümencik bir çocukken, İmam Hüseyin orucu tuttuğum ilk günün akşamı oruç açımından önce babam beni sırtına alıp gezdirmiş, sonra kucaklayıp sevmiş ve çok mutlu olmuştu! Biz orucu “Muharrem ayı” veya “On İki İmam” adıyla değil, İmam Hüseyin Orucu ve Xızır Orucu adıyla tutardık. Babam “Ya Hüseyin, Şah Hüseyin” derdi. Xızır’ı, Kerbela’yı, Şahı Merdan Ali’yi (Babamın Hz. Ali dediğini hiç duymadım.) 14 Masumu Pak’ı, 72 şehidi, Zeynel Abidin, Ali Ekber, Ali Asgar... Çocukluğumda derinlemesine olmasa da hepsini bilirdim. Anacanım (ışıklar içinde olsun) Hakka Yürümeden onu Hacıbektaş’a götürmüştüm. Dergahı görünce titreyerek ağlamaya başladı! Daha cümle kapısından yere diz çöküp Hünkar’ın sırlandığı meydan evine kadar emekleyerek gitti. Hele sırrın zahirini gördüğü anı anlatamam. O ne vecd ve cezbeydi!... “Ya Hünkar Hacıbektaş Veli!” diyerek sandukanın örtüsüne yüz sürüyor, göz pınarlarından ılık bir ırmak akıyordu.
Köyde yaşarken Anacanım evin önüne ateşi yakıp sacı kurar ve ekmek pişirirdi. Gelip geçen biri olduğunda “Komşu gel bir Fatma Ana sıcağı al!” der ve ekmek vermeden bırakmazdı. Dedim ya biz hazret, peygamber gibi kavramları bilmezdik. Havva Ana, Meryem Ana, Fatma Ana, Zelxa Ana/ Zeliha (Anzılha, Nemrut’un kızı, Xelil İbrahim’in cananı. Anacanımın da adıydı. Dedem özellikle bu adı vermiş anacanıma.) Musa, İsa, Muhammed, Davud, Yakub, Yusuf... Bilir ve candan içeri severdik. Anacanım ve babamın “Hak Muhammed Ali” dilinden düşürmezdi. Anacanım tenha kış gecelerinde Nemrut ile Xelil İbrahim’in (Nemrut diyemez, Namırut derdi.) hikayesini, Yusuf’un kuyuya atılıp, babası Yakub’un ağlamaktan gözlerini kaybetmesini, Züleyha’nın Yusuf’a yaptığı işveleri, Harun Reşit ve Behlül Dane’yi Kürtçe anlatır, hikaye bitmez ertesi gece de devam ederdi. Şimdi düşünüyorum da sinema filmleri, dizi filmler o tadı, anlatımdaki gizemi ve tasviri yakalayamaz desem çok da iddialı olmaz. Deyişler, erenler, evliyalar zaten Yol’un vazgeçilmeziydi. Deyiş dinlenirken “edep/erkan” olunurdu. Ben ezanı ilk defa on yaşında geldiğim Malatya’da duydum. Evimiz Arguvan’a yakın bir Türkmen köyündeydi. Ne köyde ne de yürüme yarım saat ötedeki Arguvan’da cami yoktu. 12 Eylül askeri darbesinden sonra Arguvan’a cami yapılmış. Evimiz hemen hiç misafirsiz kalmazdı. Türkmen komşularımız dışarıdan “Kürt Musa misafirin var” diye seslenmedikleri gün pek nadirdi! Misafirlerin hepsi çok değerliydi, saygı ve hürmetle ağırlanırdı. Ama iki tür misafir vardı ki onlar gelince akan sular dururdu. Birisi Dede, diğeri de Sünni köylerden gelen misafirlerdi. İmkanlara göre ya bir baş hayvan kesilir ya da Anacanım özel yemekler yapardı. En özel yemekleri de içli köfte veya “Kullor”du. Way lımıne... bu kullordan daha lezzetli bir yiyecek yoktu biz çocuklar için. Anacanım önce yufkaları açar, tepsiye kat kat dizer, aralarına küçük tike etler, kıyılmış soğan vb. dizer ve sacı tepsinin üstüne kapatıp üzerine bir ateş yakardı. Hafif tereyağı da eklenen kullor pişene kadarki çocuk sabrımızın ölçüsü kamil insanın imanı değerindeydi. Dede veya Sünni köylerinden misafirlerimiz geldiğinde minderle yetinilmez, yere döşek indirilir ve sırtlarına halı yastık verilirdi. Babam asla misafirden yukarıda oturmaz, biz ise kapıya yakın bir yere otururduk. Babam, Sünni misafirlerimize “Kriwo” derdi. Onlar da aynı ile mukabele ederler, Sünniler de Kürt olduğu için Kürtçe muhabbet derin bir saygı ve hoşnutluk içinde saatlerce devam ederdi. Sünni misafirlerimiz evimizde namaz kılar, ne onlar bizden ne de biz onlardan rahatsız olmazdık. “Alevinin elinden yenilmez!” saçmalığını şehirdeki “Sünnilerden” duydum! Evimize gelen bir Dedeyi unutamam!.. Bembeyaz, uzun sakalı, ışık saçan gözleri ve hep gülümseyen yüzü vardı. Anacanım ve babam dedenin elini öptüler. Biz de sırayla dedeye niyaz olduk. Bir Türkmen’di sanırım, Dede Kargın Ocağı Dedesi’ydi. Bizim Pir Ocağımız Sinemili, Mürşit Ocağımız Avuçan Ocağı’dır. Dede, babama bir şey söyleyeceği zaman “Musa Kurban” diye başlardı söze. Bizde bir gece kaldı. Sonraki günlerde bir sabah gütmeye götürdüğüm kuzuların sayısının arttığını gördüm. Babam “Dedenin kuzularını da güze kadar güdeceksiniz” dedi. Güzün kuzular epey büyümüştü. Dede yanında bir adamla kuzularını almak için geldi. Kuzu başına da bir teneke buğday getirmişti. Babama “Musa kurban, kuzulardan biri çocukların olsun” dedi. Babam kabul etmek istemedi. Ama Dede kuzulardan birini bırakıp bir güzel duvazlar etti, diğerlerini aldı ve gitti!.. Biliyorum, Dede kuzularını özellikle bize güttürmüştü. Çünkü o köyde en çok ihtiyacı olan aile bizdik. Tarlamız, arazimiz yoktu ve Dede emeğe karşılık bir şeyler vermek istiyordu. Dede Türkmen, biz Kürt Alevi ve misafirlerimiz Kürt Sünni!.. Ama asla riyakarlık, dedikodu, ötekileştirme yoktu. Hepimiz insandık. Dedenin himmeti ve adaleti, babamın ve Sünni köylülerin inançlarını gerçekten idrak etmiş olmaları insanca yaşamanın güvencesi olmuştu. Kerameti kendinden menkul, Dedeliği iki duvaz imam, bir gülbenge sığdırmaya çalışıp “Kürt’ten Alevi olmaz!” diyen, marifet ve hakikat kapısına tanık olmamış kimi “dedelere”, geleneksel devlet anlayışının inkarcı, katliamcı politikaları ile Sünni toplumunu karıştırıp Sünnilere kin güden kimi “Alevilere” ve “Alevilerin elinden yenmez!” diyerek Aleviliği “Sapkınlık” sanan kimi “Softa Sünnilere” duyurulur!.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Kemal Bülbül For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3343 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Değerli kardeşim, hemşehrim sayın Bülbül
Bizi duygulandırdınız. Işıklar içinde yatan babanızın ve ananızın ne kadar yüce bir kişiliğe sahip olduğunu bize aktardınız. Onların sürdürdüğü yüce yolumuzu yeni kuşaklara aktarmak en önemli görevimizdir. Çocukluğumda İmam Hüseyin orucu yaz aylarına denk geliyordu. Biz bu aylarda ağılda (yayla evinde) oluyorduk. İmam Hüseyin orucu tuttuğumuzda iftardan önce babam ve anam bizleri sırtına alır, Yama dağlarına bakan patika yolda gezdirirdi. O zamanlar çay çok değerliydi. Anam iftara çay demlerdi. Bardağın yarısını çay, yarısını da sütle doldururduk. Değerli kardeşim İmam Hüseyin Orucu gibi özgün terimlerimizi kullanmanız, terminolojimize hakim olduğunuzu gösteriyor ve sizi kutlamayı gerektiriyor. Aydınlar tarafından bile Alevi terminolojisinin görmezden gelindiği, bunun yerine başka terminolojilerin kullanıldığı bir süreçte sizin bu olumsuzluğu düzeltme yönünde daha fazla çaba harcamanız acil bir ihtiyaçtır. EK: Bazı pirlerimizde görülen olumsuzluklar yakın zamanda ortadan kalkacaktır. Bu olumsuzluklar, aydın desteği yerine aydın kösteği almaktan ileri gelmektedir. Aydınlar, pirlerimize gerçekten aydınlık bir destek verdiğinde her şey düzelecek, pirlerimiz ırkıçı, dışlayıcı söylemlerden anında vaz geçecektir. Sağol, varol... Konu Hamza Aksüt tarafindan (08-02-2011 Saat 10:37 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Katılımcısı
Üye No: 3813
Mesajlar: 116
Thanks: 57
Thanked 202 Times in 90 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 30
REP Seviyesi :
![]() |
Sayın Kemal Bülbül,
Görünen o ki; anlatım ve tasvir özellikleri açısından güzel bir edebi yanın var.Keşke hep bu yanını geliştirsen de Alevi Edebiyatına;içerden bir katkı versen çok daha iyi olur muş..Nede güzel tasfir etmişsin,Türkmen Dede, Kürt talip, Kürt Misafir...Ne tesadüf dür ki ben de senin anlattığın gibi bir Ailede büyüdüm.Dedemiz (Büyük babamız) Hoca ünvanlı idi hep merek ederdim."Biz Aleviyiz ama bu Hoca lık nerden geliyor " diye ...Dedemiz ,Şam da eğitim görmüş, cenaze kaldırma ve Cem dışı sosyal temsiliyette, inanç önderi olduğu için "Hoca" denirmiş. Dedemiz yerel bir "Önder" imiş, Köylülerin minnetle ve sayğıyla anlattığına göre, "Dedemizin Önderliği, Kürt Beylerine (Osmanlı Rai lerine) karşı dövüştüğü akrabalırını ve köylülerini "Totaba" laştırmaya çalışan , zorla toprakta çalıştıran Kürt Beylerine karşı Savaşan bir Türkmen Kocası olduğu " imiş. Dedemizin, büyük bir Avlusu (Salonu)vardı. Cem orda yapılırdı. köyümüze yakın Alevi Kürt köyü çok yoksul ve topraksızdı.Dedemiz o yoksul Kürt Alevilerini kürt olarak görmez sahiplenirdi.Alevi Kürt köyünden kız alırlardı.halen de alırlar nedense verdiklerini duymadım...Dedelerimiz Sünni Kürtler ile de Kirvelik yaparlardı. Sünni Kürtlerin kirveleri biz idik.Yaylalarımıza Sünni kürtlere izin verirdik...70 yıllarda Sünni kürtler hep sağcı ve MHP li oldular. bizler doğal olarak Devrimci olduk.Sünni Kürtler ,Şehirde arsa kondu sahibi oldular,Devlet de makam ,Mevki sahibi oldular.Güç ve İktidar sahibi oldular.Bizler hapis yattık, sakat kaldık,Şizofren olduk,işsiz ve aç kaldık.Pavyonlarda fedai,Otellerde fahişe olduk.içerde ve dışarda öldük. Şimdi yaylalarımız Sünni Kürtlerin elinde,Köyümüz de çocuk sesleri bile yok.tarlalarımız boş, köyümüz yaşlı ve sakat insanların ölümü beklediği "Fil Mezarlığı" gibi. Bizler Sünni kızları ve oğulları ile evliyiz.Köyümüzü görmeden büyüyor çocuklarımız..Şimdi Türkmen Alevi köylerinde içi boş da olsa birer cami var. Köyümüz Kürt olmadığı halde 15 yıldır koruculuk var. sizce kime karşı korculuk işletilmektedir.Gençlerimiz "Pamukoğluna" "Buduncu"lara sempati duyuyor, pavyon fedailiği yapanlarımız,karşımıza geçip, MHP lilik yapıyorlar. Kürt Alevisi komşu köylüler, Şehirde pavyon ve meyhane işletip "Mafya" cılık yapıyorlar. Köylülerimizde "Kürt Ana"lı olanlar, Kürtçülük yapıyorlar. Köylülerimizden,Eski Devrimciler, CHP de "Rant" çılık yapıp,Dede düşmanlığını Atatürkçülük, Bilimsellik adına marifet sanıyorlar... Sünni Kürt Köyleri,hem devleti hem "Kürt Milliyetçiliğini" bize karşı bir silah olarak kullanırlarken, Bizler zavalı bir konumdayız.Hem istikbalimizi,gençliğimizi kayıp ettik hem inancımızı,Toplumsal Birliğimizi ,topraklarımızı kaybettik.şimdi işsiz ve sahipsiz serseri mayın gibiyiz şehirlerde.Birileri bize Alevi olun Türkmenliğinizi unutun derken, başka birileri,Türk olun Aleviliğinizi unutun.derlerken, birileride Aleviliği,Türkmenliği bırakın solcu kalın, asıl olan insandır bireycileşin menfatinize bakın boş verin Toplumsallaşmayın diyorlar birileri... Aleviliği öğrenmeye çalışıyoruz, Bütün yazanlar çizenler,tez dizenlerin hepsi Sünni kökenli yazarlar,dışardan dışardan ahkam kesiyor bizi luvi,pavuken,hırıstiyan yahudi,putperest (Pağan) yapıyorlar aman ha "Şahı Merdan Ali " demeyin,ya sünnileşin ya Şiileşin yada Ateist olun diyorlar.Dedelerimizin sürekleri kurumuş,Ocaklarımızdan ateş tütmüyor.Mürşitlerimiz, Pirlerimiz kayıp olmuş,bellekleri silinmiş .."Her iş bize kalmış biz nerde kalmışız?" |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to karınça z For This Useful Post: | Hamza Aksüt (08-02-2011), Naki (12-15-2011) |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| bir, değildir, masal |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||