![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Ozanları, Deyişler Alevi ozanlarına dair paylaşımların yapılabileceği alan. Deyiş, Deyişler. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
Âşık Şahturna, Arzu Bacı, Sürmelican, Ezgili Kevser, Gülçınar, Sarıcakız, Nurşah Bacı, Sinem Bacı... Onlar Anadolu'nun kadın âşıkları. Erkek egemenliğine başkaldıran, kahvelerde, festivallerde 'Er meydanı' diye nitelenen âşıklar şöleninde boy gösteren kadınlar. Unutulmaya yüz tutmuş bir geleneğin neredeyse son temsilcileri. Türkiye'nin farklı illerinde ikamet eden bu müzik gönüllüleri geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan'Kadın Âşıklar' albümü ile bir mesaj gönderdiler dünya aleme: Bizi görün, sazımızın teli hâlâ sağlam.
Kadın Âşıklar albümünün hazırlayıcısı Yeniyüzyıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Sevilay Çınar. Sekiz aşığın bir araya gelip albüm çıkarmasına vesile olan kişi. Önce albümün hikayesini ve âşıkların nasıl bir araya geldiklerini anlatalım sizlere. Çınar'ın âşık kadınlar macerası 2001 yılında başlıyor. Bir gün derste âşıklar ile ilgili bir şeyler okurken aklına "Neden kadın âşık yok?" sorusu takılır. Dersten sonra soluğu hocasının odasında alır. Aldığı cevap: Derneklerden bulabilirsin. Kapısını çaldığı yerlerden uzun bir âşık listesi verirler. Şanssızdır. Çünkü, aradığı kişilerin çoğu ya hastadır ya da yıllar önce duvara asmıştır sazını. Farklı kapıları çalınca farklı isimler çıkar karşısına. İşler yoluna girmeye başlar. İstanbul'da yaşayan Sinem Bacı ve Sarıcakız ile yüz yüze görüşür. Diğerlerine telefonla ulaşır. Yüksek lisans tezini bitir. 2008 yılında doktora tezi de yine kadın âşıklar üzerindir. Yorucu şehirlerarası yolculuklar yapar. Çorum, Eskişehir, Adana derken yurdun birçok yerine ayak basar. Otellerde kalır, âşıklarla dertleşir. Festival, özel gün ve gecelere katılıp âşıkların canlı performanslarını kayda alır. İstanbul'a dönünce irtibatını koparmaz. Zaman zaman telefonda konuşurken hayaller kurarlar: Ah, açık havada bir konser versek. Son kez bir albüm çıkarsak... Sevilay Hanım, bir gün dosyasını alıp Kalan müziğe gider. Beklediğinden büyük bir ilgi ile karşılaşır. Aldığı cevap, hayallerin önündeki bütün engelleri bir anda kaldırır: Albüm yapabiliriz. Âşıklara müjdeli haber verilir. Bir bayram havası. Kimi eşini ve sazını yanına alır, İstanbul yollarına düşer, kimi çocuğunu komşusuna emanet edip, stüdyoya girer. Bağlama haricinde başka hiçbir enstrüman ve vokalin eşlik etmediği kayıtlar alınır. Sekiz âşık ikişer parça seslendirir. Ve bayram günü albüm satışa çıkar. Bu âşık öğretmenliğe âşık Âşık Sarıcakız (Gerçek adı: İlkin Manya) İstanbul'da bir okulda engelli öğrencileri yetiştiriyor. 1971 yılında Konya Âşıklar Bayramı'nda 'Bir çal, söyle bakalım' teklifiyle çıktığı sahnede 'türkü dalı' birincisi olunca, öğretmenliğine bir de âşık unvanını eklemiş. İlk madalyasını dönemin Kültür Bakanı Talat Halman'ın elinden almış. Aşığımız ustalara kulak vermiş, düşmüş Anadolu yollarına. Köy kahvesinde yadırgansa da, ailesi destek vermese de bir daha sazı elinden bırakmamış. Evlenmiş, boşanmış ama hiçbir şey içindeki müzik aşkına engel olmamış. Sarıcakız, "Küçükken Âşık İhsani ve eşi Güllüşah'ı saz çalarken görürdüm. Zaten Güllüşah'a saz çalmayı İhsani öğretmişti. Onlara çok özenirdim." diyor. Çok iyi saz çalıyorum tarzında bir iddiası yok. Ona göre âşıklar iyi saz çalmasa da olur, üretiyor olması yeterli. O yine de laf olmasın diye Arif Sağ'ın kurslarına gitmiş. Âşık Veysel bana 'sarı kızım' derdi Sarıcakız, Âşık Veysel'in son demlerine yetişmiş. Hasta yatağındayken sık sık ziyaretine gitmiş. O günlerden kalan tek hatıra onu Veysel ile gösteren siyah-beyaz iki fotoğraf. "Veysel Baba, bana 'sarı kızım' derdi." diyor gözlerinin içi gülerken. Âşık Veysel'in olduğu bir şenlikte saz çaldığını, güzel övgüler aldığını söylüyor. Sırf kafiye uygun diye olur olmaz sözlere muhatap olmaktan korkan Sarıcakız, Reyhani ve İlhami dışında kimseyle atışmamış. Şimdilerde özel günlerde sazı eline alıp, bestelediği yüze yakın şiirden birkaçını seslendiriyormuş. Yaptığı yanlış evlilikleri artık sorgulamıyor, yalnız başına bir evde yaşıyor. Kimi Çorum'da kimi Berlin'de Âşık Şahturna (Şahturna Ağdaşan) Berlin'de yaşıyor ve müzik hayatına orada devam ediyor. Uluslararası alanda yayınlanan eserleri ile yurtiçi ve yurtdışında birçok çeşitli üniversitelerde bilimsel araştırmalara konu olmuş biri. Şairliği ve muhalif tarzı ile tanınıyor. On dört yaşında ilk plağını çıkarmış, siyasi görüşünden dolayı 80'li yıllarda vatandaşlıktan çıkarılmış. Aldığı ödülleri evinin duvarına asmış, iki çocuğunu geleceğe hazırlıyor. Kadın âşıkların en genci ise Ezgili Kevser (Kevser Ezgili). Alevi- Bektaşi kültüründe yetişen Ezgili, müziğe ve şiire olan ilgisinin ailesinden geldiğini söylüyor. Ailesiyle beraber yaşayan ve hiç evlenmemiş olan Âşık, 'Çocuk yaşlarda iken dedemlerle köy köy gezip Cem'lere katılır, deyişler okurdum. Kendi eserlerimin yanı sıra ustaların eserlerini de icra ediyorum.' diyor. Şimdilerde köy düğünlerinde sahne alıyor, kültür evlerinin gecelerine katılıyor. Memleketi Çorum için hasret şiirleri kaleme alıyor. Sinem Bacı (Filiz Yurdakul), Alevi köylerinden Gürpınar'da doğup yetişmiş, bağlama'yı eşi Âşık İhsani'den öğrenmiş. TRT'de söylediği bir türkü yüzünden bir dönem yasaklılar listesine giren sanatçı, şimdilerde sanat yaşamını anlatan bir kitap hazırlıyor. Albümde yer alan ve birbirini görmeden albüm çıkaran Âşıklardan Sürmelican (Sürmelican Kaya) Çorum, Nurşah Bacı (Durşen Mert) Eskişehir, Arzu Bacı (Arzu Yiğit) Adana, Gülçınar (Ayten Çınar) Ankara'da yaşıyor. İçlerinde hacca gidip gelip sazı bırakan da var, Deniz Gezmiş için hâlâ ağıt yakan da.
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| aşık, değil, kadınlar, mâşuk |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||