![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Gönül Dostu |
Biz bu bildirimizde; kısaca Türk Kültür coğrafyası ve Türk Kültürlü halklar tanımı yapıp izlediğimiz metodu izah etmek Ateşin doğum evlilik ve ölüm safhalarındaki fonksiyonları üzerinde tartışmak Ateşim koruyucu, paklayıcı ve uyarıcı rolleri üzerinde duruyoruz. Bunu yaparken Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Uluğ Türkistan Türk kültürlü halklarından örneklemeler yapmak, Akşehir ve çevresinden tespitini yaptığız benzeri inançlarla karşılaştırılmaları cihetine gitmek. İmkān bulabilirsek Ateşin müşahhas ve mücerret kimlikleri üzerinde durmak Zerdüşizm’deki ateş faktörü ile Türk İnanç Sistemindeki ateşim faklılıkları ve ortaklıklarını irdelemek için yola çıktık. Ocak Türk kültürlü halkların halk kültürlerinde pir merkezli şifa mahiyetli bir yapılanma, İçerisinde od/ateş içerişi itibari ile bir fonksiyon kaynağı ve ev/hane yuva anlamlarında olmak üzere birbirlerinden tamamen farklı olmayan ve aynı zamanda tamamen de aynı olmayan anlamlar içermektedir. Biz bu bildirimizde bu üç ayrı muhtevanın aynılıkları ve ayrılıklarını tartışarak Akşehir’den de örneklemeler yapmaya çalışıyoruz. Eski Türk İnanç Sisteminde od/ateş örneğinde olduğu gibi su, toprak, güneş, ağaç ve benzerlerinin de iyeleri olduğu bilinmektedir. Ateşi bulan ve Kağan sülalesi’ni kura ilk atanın adı Türk’tü. Biz bildirimizde bunlar arasındaki bağlantıyı Akşehir örneklemeleri ile kurarken, eski inançların günümüz İslamī inançlar içerisinde nasıl varlıklarını sürdürdüklerini anlatacağız. Böylece halk kültüründe mistik folklor olarak yaşamakta olan ve çok kere hurafe, bidat, şirk diye de nitelendirilen uygulamaların evveliyatına inmiş olacağız. Bir noktada günümüzle geçmiş arasında bağ kurarken halk inançlarında Od/ateş’i ele alarak Akşehir örneklemeleri ile mitolojinin yaşayan örneklerini vermiş olacağız. Biz bildirimizle daha ziyade ocak kavramı üzerinde inanç sisteminden hareketle dururken ocak etrafında gelişmiş inanç ve uygulamalara getirilen açıklamalar dair görüşlerimizi açıklıyoruz. Buradan hareketle bizzat yaptığımız tespitlerin yanı sıra monografilerden ocak bahislerini de seçtik METN: Konuya od/Ateş, Ocak ve yuva’nın sözlü kültüre yansıyışını gösteren birkaç önekle girmek istiyoruz. Hasretliğe yol açan gidişlere vesile olan yollara kargış yapma adına yolların çıra gibi yanmasının istendiği olur. Kızın bahtı ağ olsun Gohumları sağ olsun Kızın gettiği yollar Yansın çil çırağ olsun Gelin oğlan evinin eşiğine getirilince kaynana onun ayağının altına üzerlik yakar. Eşik halk inançlarında dost ve düşman bölgelerin ayrıldığı sınırdır. Eşikten içeri kötülüklerin girmesi istenilmez ve girmemeleri için bazı tedbirler alınır. Örneklerini vereceğimiz gibi üzerlik ve ateş bunlardan bazılarıdır. Üzerlikler çıtlasın Yaman gözler pırtlasın, der Gelinin yeni evinin, onun yeni ocağı olduğunu anlatan gelin karşılama mahnıları da vardır. Bazı uyarı ve yönlendirmeler mahnı veya türkü ile anlatılır. Lenkeran Türk kültür coğrafyasında seyrettiğimiz bir düğününde geline öğrenmesi gereken hususlar anlatılırken gelinin yeni evinde/ocağında Talışca konuşulduğu için türkünün nakarat bölümünde “Talışca öğren gelin Talışca” deniliyordu Batı Anadolu’nun bazı yöreleri ile Türkmenistan’da gelin yeni ocağına/hanesine gelince ocak mensubu yeni akrabaları ile türkü eşliğinde tanıştırılır ve gelin her defasında muhatabını başı ile selamlar. Bu merasime “gelin Selamlama” denildiği de olur. Bazı tanışmalarda geline kayınbabası ve kayın annesinden alınan hediyeler mahnı/mani ile söylenirler. Bu yöntem aynı zamanda gelini yeni ocağına ısındırma uygulamasıdır. Ay gül haşhaşdı gelin, Ay huşdu başdı gelin, Bizim bu ev bu ocağ, Sene peşkaşdı gelin! Ateş/Od içerikli mahnılar çok kere köz, duman, kömür, alev, kül ile birlikte işlenir. Köz sevdalılıkta yanmışlığın seviyesini gösterir. Araz üste buz üste Tello Kebab yanar köz üste Tello Goy meni öldürsünler Telle Bir ala göz kız üste Tello Dağlamak halk tababetinde uygulaması tahammül isteyen bir sağaltma yöntemidir. Sinesi dağlı kimse çok çekmiş kimsedir. Sevdalılar arasında sine dağlamak sevdanın derecesini gösterir. Bele ağlamag olmaz, Sine dağlamag olmaz Eşkde vefasız yāra Könül bağlamag olmaz ) Od düşmek od salmak odlara düçar olmak, odlu güne kalmak halk edebiyatında sevdanın dayanılmazlığını gösterir. Semarava od salmışam İatikana gent salmışam Yarım gedip tek kalmışam Yakmak sadece közü kömür etmek değil aynı zamanda ışık elde etmektir. Bunun metin içerisinde örnekleri vardır. Yanılarak karanlıklar aydınlık olur. Aydınlığa ulaşılabilmesi için birilerinin yanması gerekir ve bu doğaldır. Yanılacak kimse yok ise aydınlığa ulaşılamayabilir. Lamba seni yandıraram Dört yanı dolandıraram Müşkül işim düşende Vuraram sındıraram Lambanı yandır ışık olsun sana Adahlın gelsin āşık olsun sana Kınana kullanımını birçok farklı fiille anlatıldığı olur. Koymak, sürmek, çalmak, bazen da yakmak eş anlamda kullanılır. Kına yakılır zira içerisindeki kuvve o yakılarak etkili hale getirilebilmiş olur. Kemer bağla beline Şirni verin eline Gel bizim eziz gelin Hına goyum eline Ay hınamı yahın destine destine Haber getsin düşmenime dostuna METİN: Ocak veya ocaklı belli bir veya birkaç hastalık veya benzeri sorunlara eli, nefesi veya aracı olan kullandığı su, çamur gibi nesne ile şifa getirebilen bu hasletini geçmişlerinden tevarüs yolu ile edinmiş olan şahıs veya ailedir. Bu güç rüya ile bade içilerek veya bu yetenekleri olan kimseden el ve bazen da nefes alınarak edinilir. Rüyasında Fatma Ana’yı gören kimse 0’ndan el almış ve ocaklı olmuş sayılır. “Mistik folklorun yerleşip, yaşayıp uygulandığı yerlerden birisi de manevi güçleri ve etkileri kabul edilen ocaklardır.” Ocak şifanın verildiği yer olarak bilinirken şifa verdiği kabul edilen kimse de ocak veya ocaklı olarak bilinir. Ocaklıya bu gücü irsi olarak geçebilirken aşağıda da belirtileceği gibi el alma yoluyla de geçebilir. Ocaklı tedavisi esnasında bir takım ilaçlar da kullanabilir. Ocakların yakınında çok kere bir yatır, kutlu su, ağaç ve benzeri bulunabilirken bazen bunlar da bizzat ocak olabilirler. Çok kere her hastalığın farklı bir ocağı vardır. Ocağın ateş içeren kimliğinin ocakla bir şekilde muhakkak ilişkisi vardır. Bu nedenle bildirimizde her iki ocak ile ilgili bilgileri bir arada verdiğimiz de oldu. Ocakların tarihine bakılınca Anadolu Türk tarihi ile sınırlı olmayıp Türk kültürlü halklarla göç edip Türk kültür coğrafyasına yayıldıkları söylenilebilmektedir. Ocaklı olmak veya ocaktan şifa ummak ana dili veya mezheple sınırlı değilken daha ziyade alevi inançlı İslam kesimde yoğun oldukları görülür. Türkiye’de Alevi-Sünni ihtilafının tırmandırıldığı dönemlerde genç nesillerini çıkabilecek olaylardan korumak için Orta Anadolu’nun birçok ocaklı ailesi, çocuklarını tahsile gönderirken “ocaklılık” faslını da kapatmışlardır. Ocaklar çok kere bir yatırın yakın çevresinde olurlar ve o zatla soylarının aynı olduğu söylenir. Ocak kan bağı ile yeni nesillere cinsiyet farkı gözetilmeden intikal eder aileye dışardan gelmiş gelinin ocaklı olabilmesi için el alması gerekir. El veren ocaklı el verirken, “İşte el verdin sana Niyetimi Allah duya Benden izin ola sana” der Ocaklı olmanın yollarından birisi de Al Karısı yakalayabilmiş olmaktır. Birçok yerde halk arasında Al Karısı basmasına karşı korunmada başvurulan çarelerden birisi de Fatma Ana’nın ismini anmak olunca bu içerik benzerliği anlamlı olmalı. Diğer taraftan al karısı için çok çalışkan, eli bereketli, her işi yapabilen bir varlık olarak inanılır. O’nu yakalamak zor ve yakalayanın kullanılabilir duruma getirmesi için yakasına bir iğne takması gerektiği inancı vardır. Kangal’ın hemen hemen her köyünde Al Ocağı var iken bunlardan en ünlüsü Kangal ilçe mezarlığındaki “Karamanlılar Ocağı’dır. Al Ocağı’na al karısı’nın sebep olduğu hastalar getirilir. Al Karısı daha ziyade loğusa hanımlara, kısraklara ve koyunlara musallat olur. Yakalanıp çalıştırıldığından söz ettiğimiz al karısı ile evlenenlerin de olduğu rivayet edilir. Yakalanılıp iğne batırıldıktan sonra esir alınan Al Karısı’na şu şekilde tövbe ettirilir Al Karısı’nın tövbesinde ona şu ifade 3 defa tekrarlatılır. “kanımızın, suyumuzun, sütümüzün ve külümüzün karıştığına, çaputumuzun düştüğüne, el verdiğimize, kısaca bu evden bez parçası verdiğimiz herkese tövbe mi? Tövbe mi? Tövbe mi?” dedirtilir. . Al Karısı’nı yakalayıp yakasını iğneleyip ona tövbe etilen kimse, aile ocak olur. Yöredeki inanca göre loğusa özellikle kız anası olan loğusa yalnız bırakılır ise, karanlıkta kalır ise, loğusa haliyle ahıra girer ise onu al basabilir. Al karısı illeti karşısında “Allah’tan geldi” inancı vardır. Al karısına uğrayan kadının vücudu ağırlaşır, sıtmalı gibi titrer, ne yaptığını bilmez, sürekli çocuğu kan içinde imişçesine görür. Tedavisi için ocaktan getirilmiş çaput, kül, çaput ve tuz hasta kadının banyo suyuna katılır. Tuz hastanın ekmeğine ve çaput da yastığının altına konur. Ayrıca ocaklının muska yazdığı da olur. Al Ocağına doğumun kolay geçmesi için de gidilir ve ocaktan aynı şeyler alınır. Alınan çaput loğusanın yastığının altına dikilir sancısı ağır olur ise tuz yalatılır. Tuz ve ekmek ise doğacak bebeğin kundağına konur. . Iğdır halk inançlarına göre çocukken kazandibi/yemeğin en son kısmını yiyen çocuğun büyüğünce düğününde hava muhalefeti yaşanır. Ateşle oynayan çocuk gece yatağını ıslatır. Ateş su ile ve çiğnenilerek söndürülmez. Evli eşler arasında aile içi sert tartışmalar çıkıyor ise önlemek için niyet edilerek ateşe at nalı atılır. 10 Muharrem günü gece evde ocak ve ikindi vaktinde de lamba yakılmaz. Ana-baba bedduası alan evlat öldüğünde mezarından ateş çıkacağına inanılır. Bu yörede kaybolan bir eşyayı bulmak için mendilin bir ucu düğümlenir ve “Tapıl tapıl pul verim Tapılmazsan kül verim Şeytan ver malımı Verim malını” denir. Bu yörede ocağın dumanı kime doğru giderse o kimsenin zengin olacağı veya güzel olduğu söylenir. Iğdır ve çevresinde sünnet merasiminden bir hafta sonra kirve tarafı akrabaları ile birlikte sünneti yapılan çocuk veya çocukların yanına gider çocuklara bir takım hediyeler verir bu uygulamaya “Külden çıkarma” denir. Kül, ateşin bir safhasıdır. Kül ile ocak bastırılır ateşin yanması geçici olarak yavaşlatılır. Külden çıkarılan köz tekrar yanmaya ateş oluşturmaya başlar. Od/Ateş’de bir kuvve var ise bunu kül aramak da mümkündür. Kerkükde erkek çocuklar dilekte bulunulurken; “Şerr-i ŞŞetanaan Kuru bühtenan Hayasız avrattan At şerinden Od şerrinen …………..” Denilirken ateşin de şerrinin olabileceği düşünülmüştür. Bu yörede de Nahçıvan’da olduğu gibi yanma yandırma aydınlatma ışık sağlama anlamında da kullanılır. Bir gelin uğurlama manisinde, Kızın bahtı ağ olsun Gohumları sağ olsun Gelin gettiği yollar Yansın çilçırak olsun, denilirken geline ağ yol dilenilmiş olunur. Yakmak bazen da boyamak, sürtmek, çalmak anlamında kullanılır. Nitekim kına sürüldüğü gibi, çalınır koyulur ve yakılır. Bir türküde, “Kına yakarım kına Sana diyorum sana Nişan olmadan yārim Karışamazsın bana” Karamanlı Ocağı Azerbaycan’da da vardır. Oraya da çeşitli ihtiyaçlar için gidilir. Bu Ocakla ilgili çeşitli menkıbeler vardır ve etrafında çeşitli inançlar gelişmiştir. Biz bu ocakla yaptığımız derlemeleri neşrettik. Kangal yöresi halk inançlarında Cin Ālemi ile irtibatlı olan kimselerin de bilhassa cin çarpması gibi hallerde ocaklı olduğu inancı vardır. . Ocak ve ocaklılık kavramı itibariyle bu bulgu da fevkalade önemlidir. Zira al karısının da insanlar āleminin bir mensubu olmadığı düşünülünce, Cinci Hoca’ların ocaklılığına bir açıklama getirilebilir. Ocaklı olmanın yollarından birisi de “Bade” içmektir bu tür kimseler çok kere irticalen şiir okurlar Kangal’daki Rüyasında bade imiş olan Derdiment Ana Ocağı bu türdendir.. Bade veya “Buta” kişinin setrinin Hak tarafından açılması halidir. Bunun için muhakkak bir şeyin içilmesi gerekmeyebilir. Hak aşığı bir elma da yiyebilir, rüyada el alır veya sevgilisi ona gösterilebilir. O zat o andan itibaren perdesi kalkmış onun için zaman ve zemin mevhumu kalmamıştır. Ancak perdeler bir tane olmadığı gibi kaldırılan perde sayısı da farklı olabilir. Bu tür şahısların ocaklı olmaları geçmişi veya geleceği bilmeleri veya kayıp nesnenin yerini keşfetmeleri zor olmayabilir. Ancak bu verginin aile fertlerine sirayeti pek hak aşığı kavramı ile bağdaşmamaktadır. Kangal’daki ocaklardan birisi de Ağuiçenli Ocağı’dır Buradaki Yeşil Pabuç ile felçliler tedavi edilir. Divriği Ahi köyündeki Ahi Baba türbesinde bulunan pabuçla da ağrıyan yerler tedavi edilir. Bu türden bir pabuç Malatya’nın Sımapınar mevkiindeki Harik Ocağı’nda vardır. Keza Kırşehir yöresi büyük Tefelek köyündeki Yeşil Pabuç da felçlilerin tedavisinde kullanılır. Pabucun parpıdaki fonksiyonu nereden gelmekte ise, çocukluğumuzda sürmene de terliğin sırtı ile bir süre okuduktan sonra bayılanlara vurulduğunu hatırlıyoruz. Ayrıca Azerbaycan’da ziyaret etme imkānını bulduğumuz karamanlı ocağında da tek bir yeşil pabuç vardı. Iğdır’da hastanın yanına tuz, kömür ve ekmek konur. Kültürü, Ankara, 2006, Derdibent Ana insan ve hayvanların tedavisinde tuz, kül ve ekmek kullanmaktadır. Dili tutuk, uyurken korken, vücudunda siğiller çıkan, çişini tutamayan, çok ağlayan, geç yürüyen unutkan olan, nazar ve büyüden muzdarip olan kimselere yardımcı olabilmekteydi. Şiirlerinde; “……………………………… Pirler masasına sundum elimi, Şeran bir bāde içtim de geldim ………………………………………. Sakın be(n)lik meydana gelme Hocam aşık ehlini seçtim de geldim ……………………………………. Hikmeti Hüda’dan düzüldü yollar, Deryayı ummanı uçtum da geldim ……………………………………………. Ümmiyem velākin kalbime yazdım, Lisanımdan gevher saçtım da geldim” Hak āşıklarında manevi ateş kalplere düşmekte ve aşığın gönlünü yakmaktadır.
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Gönül Dostu Bulunduğu yer: İstanbul/Kuzucan
Üye No: 3647
Mesajlar: 269
Thanks: 658
Thanked 573 Times in 214 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 37
REP Seviyesi :
![]() |
Maddi ateş ile manevi ateşin ortak yanı her ikisinin de yakıcı olması her ikisinin de bulunduğu yerde kirin pisliğin barınamayışıdır. Hakka vurgun olan kimse icazet alarak bade içer, benlik duygusunu o bir kirdir terk eder aşkın ateşi ile yakar paklanır, O’na yolunun açılması Huda’nın bir hikmetidir. O’nun okur-yazar olması gerekmez o kalbine yazar, kalbinde saklar ve kalbinden okur. Erzurum Bayram Hoca Ocağı, Bayram Hocadan günümüze halen etkinliği sürdürmektedir. Ocağı Hocanın soyundan gelenler idame ettirmektedirler. Burayı baş ağrısı çekenler, Aydan Olanlar, yel hastalığı hastaları, çocuk düşürmeden muzdarip olanlar, Kem göze gelenler, İt Dirseği veya Arpacık olarak bilinen rahatsızlığı olanlar ziyaret ederler. Ocakta ocaklı hanımların yönlendirmeleri ile bir takım uygulamalar yapılır. Baş Ağrısı çekenler yanlarında kabara diye de bilinen at veya öküz nal çivisi getirirler. Ocaklı hanım o çiviyi hasta olan kimsenin başı etrafında birkaç kez dolandırır sonra ocaktaki direye çakar böylece baş ağrısının geçeceğine inanılır. Çivi çakarak etkin olma inancı oldukça yaygındır. Tarsus havalisinde 7 Uyurlar’ın duvarlarına çivi çakılarak diş ağrısının geçeceğine inanılır. Belh’de Ulu zatların yatır bayrak gönderine çaput bağlanmaktan ziyade çivi çakılır veya çaputlar çivilenir. Yağmurun sele dönüşmemesi için Ocak Demiri’nin eşiğin önüne çakıldığı olur. Kuraklığın sona ermesinde dul kadınların halka oluşturup belirli tekerlemelerle yere kazık çaktıkları bilinmektedir. Çivi olarak kabaranın seçilmiş olması nal-nazar bağlantısı bakımından da önemsenebilir. Aydan Alma aydan olan çocuk iştahtan kesilir gelişemez bunların aybaşlarında kulaklarının arkasında döküntüler oluşur. Tedavisi için Ayere Tası’ndan istifade edilir ve gümüş paradan ay kesilir. Ayere tası da gümüşten yapılır ve üzerinde ayetler olan küçük bir tastır. Bu tasın içerisine bir miktar su konulur. Bu suda bir miktar yün ipliği ıslatılır çocuğun el ve ayak parmaklarından geçirildikten sonra el ve ayak bileklerinden boynuna bağlanır ve daha sonra kesilerek yere bırakılır. Buna müteakip tastaki sudan bir miktar aydan olan çocuğa içirilir ve tedavi olduğuna inanılır. Para Kesme tedavisinde ise aydan olan çocukla birlikte bir madeni para tercihen gümüş para getirilir. Ocaklı bu parayı 3–5 defa rahatsız olan çocuğa gösterir, sonra bu parayı hilal ay şeklinde keserek çocuğun yakasına dikilmek üzere hasta sahiplerine verir. Aydan kesilmesinde madeni paranın seçilmiş olması iletkenliği itibariyle olabilir. Ayrıca Aşere Tası gibi Korku Tası, Kırklama Tası türünden taslar da vardır. Bunlardan bir kısmının içerisinde Ehli Beytin simgesi olduğuna inanılan madeni açık beş parmak bulunabilmektedir. Muğla’nın Akyaka ilçesinde Aydaş hastalığının tedavisi “Aydaş Pişirme” olarak uygulanılır. Bu rahatsızlığın tedavisi için çocuk bir kazana konulur kazanın altı sembolik olarak yakılır ve çeşitli dualar yapılır. Tedavi süresince çocuk hiç kimse ile konuşmamalıdır. Konuşması halinde sağlığına kavuşamayacağına inanılır. Karakeçili Türkmenlerinde “Seri Mohi” diye bilinen “Aybaşı Hastalığı” vardır. Bu hastalığa düşen çocuğun anlına “Kazan İsi” ile çarpı işareti yapılır. Bu uygulamadan sonra çocuğun 3 gün içinde iyileşeceğine inanılır. Kazanın isine Beros veya Beruş denir. Bu uygulamayı yaşlı kadınlar yapılır. Bu uygulama Mıkrı denilen küçük kazan isiyle de yapılır. Yel Bağlama Yel rahatsızlığı mevsimlik romatizma karakterli zaman zaman şiddeti artıp eksilebilen bir rahatsızlık türüdür. Tedavisi için hasta kimse ocağa birkaç metre boyunda kıl iplik getirir. Ocaklı hastanın huzurunda bu ipliğe 3 gün üst üste okur üfler sonra 7 düğüm atar ve “ El benden şifa Allah’tan hastanın beline bağlar böylece tedavi olmuş olur. El alma inanç ve uygulaması Türk kültür coğrafyasının diğer kesimlerinde olduğu gibi Muğla’da da vardır. İplik ve ipliğe düğüm atmak bir büyü türüdür. Büyüler görünmeyen kötülük yapıcılara karşı da yapılabilmekte ve onların etkilerinin önü alınmış olmaktadır. Düğüm atarken yapılan niyete göre güçler bağlanabilmektedir. Bazı hallerde de düğüm çözülerek yapılmış büyünün etkisinin giderilmesine çalışılmış olunur. Ocaklı kimse el almış olan elinde hikmet olduğuna inanılan ve el verene de bu gücün Allah tarafından verildiğine inanılan kimsedir. Bazı yörelerimizde bereketi veya şifayı celp etmek için “Bu El Hz. Fatma Anamızın Eli” denildiği de olur. Yel Bağlama, Elazığ havalisinde İnme/Felç/Yel Ocağı olarak bilinen ocakta tedavi olunur. Yanan bir ocağa su dökülür ise, kor halindeki ateşin gelişi güzel saçılması halinde veya eşik aralığında oturulması halinde kişinin çarpılabileceği, bir şerre uğrayacağı felçli olabileceği inancı vardır. Bu hallerde hastalanan kimse Yel Ocağı’na götürülürler. Bu ocakta kurbağanın dışkısı, zeytinyağı bulamaç haline getirip hastanın felçli olan yerlerinin oynak bölgelerine 3 gün sürülür. Ayrıca bu tür hastalar Değirmen Önü Köyü’ndeki Yel Pınarına götürülüp buradaki kaynak suyunda ayrı günlerde 3 defa yıkanmalar sağlanır. Yel ağrısının tedavisi için Kangal’da Şifalı Pabuçlar Ocağına gidilir Daha ziyade Alevi inançlı Müslüman kesimdeki bu ocaklar Kangalın muhtelif yerlerinde geçmişte 3 Ocak iken zamanla göçler sonucu sayıları bir ocağa inmiştir. Şifalı pabuçlar 12 cm uzunluğunda 6 cm genişliğinde yeşil bir kılıf içerisinde muhafaza edilen sadece dedenin görmeye yetkili olduğu başkası tarafından görülünce hikmeti kalmadığına inanılan. Ocağa gelen hastanın şikāyeti bulunan bölgesine dede bu pabuçlarla vurur ve vururken; üçler, beşler, on-ikiler Hz. . Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan Hacı Bektaş Veli el benden sebebi cenabı Allah’tan olsun” der. Bu ocağa sütü olmayan bebeği olmayan veya bebeyi yaşamayan anneler de gelir ocaktan aldıkları tuz, ekmek ve külü sabah akşam aç karnına yerler. Adak adar kurban keser ocağın yanındaki mezarlıktaki gül ağacına çaput bağlarlar. Ocağa ayrıca felçliler, baş ağrılılar uykusunda korkanlar da getirilir. Ocaklı rahatsızlık hissedilen yere 7 gün pabuçla parpı yapar ve yaparken “Üçler beşler, yediler kırklar, Ali, Hasan, Hüseyin, Bektaşi Veli, On-iki imam adına el benden derman sizden” der. Kangal’ın Kavak ilçesi’nde ayrıca Yel Ocağı vardır. Buradaki tedavi şekleri de diğerlerinden pek farklı değillerdir. Divriği pahla köyündeki battal dede Ocağı’na da romatizma türü hastalıklar için gidilir. Kars Karadeniz Sahilinden gelen kimselerin ve bazı Karslıların 1940-502li yıllarda pabuç ve bıçak ile parpı yaptıklarını hatırlıyorum Hastayı okuyan kimse pabucun tersi ile aniden tedavi olan kimseye mesela ağzının üstüne vururdu. Ayrıca bıçağın tersi vurur gibi yapılırdı. Kilit Kapama veya Kilitleme tedavisi çocuk düşürme hastalığından muzdarip olan hanımlar için yapılır. Bulun için tedavi isteyen hanım ocağa birkaç metre yorgan ipliği ve küçük bir kilitle birlikte 3 gün üst üste gelir Ocaklı tarafından okunan iplik şifa bekleyen kadının beline bağlanır ve kilit kitlenir. Kilit doğum sancıları başlamadan açılmaz. Böylece düşüğün önüne geçileceğine inanılır. Kilit Asmak, Kilit Kilitlemek, Kilit Açmak bir büyü türüdür. İnanca göre zararlı olduğuna inanılan görünmeyen gücün tesiri kontrol edilmiş olmaktadır. Kilit ve anahtardan hareketle onları açıp kapayarak, toprağa gömerek suya atarak, ziyarette bulundurarak kısmet içerikli uygulamalar da yapılır. Kilitlemek, bağlamak ile ilgili bir ocak inancı da sıtma konusundadır. Harput’taki Sıtma Ocağı’na götürülen hastanın beline buradaki ocaklılar tarafından ince bir ipek bağlanır. İpliğin zamanla çürüyüp düşmesi ile hastalığın da tedavi olmuş olduğuna inanılır. Bize göre burada bağlanılan sıtmaya yol açtığına inanılan kara iyedir. Bağlanılması ile etkinliğinin önü alınmış olmakta iplik çürüyüp yok olunca da adeta sıtma mikrobu öldürülmüş olmaktadır. Sıtma Ocakları ve bağlama suretiyle tedavinin yapıldığı inancı batı Anadolu halk inançlarında da vardır ve bağlama işlemi daha teferruatlıdır. Göz Değmesi ocağa göz deymesi tedavisi için getirilenler yanlarında 7 çift 1 tek çörek otu getirirler. Bu otlar Ocaklı/Ocakcı tarafından okunduktan sonra bir kumaş parçasına sarılıp nazar alan kişi tarafından üzerinde taşınması istenir. Böylece göz demesinin getirdiği zarardan kurtulacağına inanılır. Nazar ocağı Divriği’de de vardır. İt Dirseği Kesme tedavisi bu hastalık gözlere çıkan Arpacık hastalığının halk arasındaki adıdır. Tedaviye gelen hasta 7 çift 1 tek gendime getirir. Ocaklı bunlara bir miktar üzerlik, tuz ve et parçası kattıktan sonra üç gün üst üste okuduktan sonra toprağa gömmesini ister. Yapıldığı takdirde arpacığın geçeceğine inanılır. Muğla’da bu etkinliği üfürükçüler yaparlar Sarıkamış’ta sabahleyin erken kalkılıp bir dağa bakarak “eeee” denilmesi halinde arpacığın düşeceğine inanılır. Elazığ yöresi ocaklarından Karıncalık ve Kumru Ocaklarına vücuttaki derin ve ince kırmızı çizikler için gidilir ocaklı hastalığa karşı kendisini korumak hastalığın kendisine sıçramasını önlemek için herhangi bir ağaç parçası ile kendi etrafında bir dair çizer. Hastanın getirmiş olduğu haşıllı iğne ile tedavi edeceği kısmı kendisine göre çizer sonra iyneği hastaya verir ve onun toprağa gömülmesini ister iğne toprakta paslanıp çürümeğe başlayınca tedavinin de tamamlanmış olacağına inanılır. Haşıllı iğne hiç kullanılmamış iğnedir. Halk inançlarında ham su, ham kumaş, ilk siftah, ananın ilk çocuğu, haşıllı iğne gibi ilklerden hiç kullanılmamış olma ile ilgili inançlar vardır. Bize göre bu inancında az çok sahiplilikle ilgisi vardır. Toprakta çürümek ve suda erimek de büyü bozmada sık rastlanan uygulamalardandır. Çocukluğumuzda kaçmak korunmak istediğimiz arkadaşımızdan zarar gelmesin diye kendimizi çizilmiş bir dairenin içine aldığımızı hatırlıyorum. Adeta buradan içeriye kimse giremezdi. Aynı zamanda etrafına daire çizdiğimiz kimse de bu daireden birisi gelip dairenin bir yerinden silerek çıkış yolu hazırlanmazsa çıkamazdı. Ayrıca sanırım 3 defa da daireye doğru tükürür gibi yapardık. Bu bir nevi büyü idi ama nereden gelmiş onu bilemezdik. Bayburt’ta, Kars’ta, Sarıkamış’ta, Bitlis’te olduğu gibi Elazığ’da da siğillerin tedavisinde okunmuş arpaların toprakta çürümesi veya yeşermeleri beklenilir. Birçok yerde bunları ocaklılar yapar. Elazığ’da bu işlemi yapan ocaklıya verilen az bir miktar paraya “çirelik” denir. Kars’ta siğiller ocaklı kadın tarafından siğilli kimsenin gıyabında şehir aşırı olsa dahi okunarak düşürebildiği inancı vardır. Ancak siğil ādetinin bildirilmesi gerekir. Siğil sayısı eksik söylenir ise bildirilen sayının dışında kalan siğiller düşmezler onlar için tekrar uygulama yapılması gerekir. Sarıkamış’ta arpalara 3 İhlās suresi okunur. Ayrıca kurbağa yakılır ters çevrilir üzerine taş konursa, kendi evinden et yemeyi çalan kimsenin de siğil/ziğillerinin döküleceği inancı vardır. Siğil Ocağı Divriği’de de vardır. Siğil hastalığının kangal’daki adı Derne’dir tedavisi için Kangal’ın Kavak bucağındaki Derma Ocağı’na gidilir. Ocakçıya Cinci Hoca denir. Ocaktan birisi zabit/kopya kalemin ucunu tükürüğü ile ıslatıp 3 gün üst üste bildiği duaları sessizce okuyarak yaranın üzerini yazarak tedavi eder. Bu ocağa ayrıca hayvanlardaki kel hastalığı tiksinti ve korku tedavisi için de gelinir. Derme’lerin kurbağalarla çok uğraşanlarda görüldüğü ve zabit kalemle tedavi edilebileceği inancı Kars ve Erzurum’da yaygındır. Yaygın olan bir inanç da ocakçıya ücreti verilmez ise ocağın etkili olmayacağı hususudur. Esasen siğil tedavisi Terme ve Kabakulak Ocakları ismi ile yörede çok yaygıdır. Derme tedavisi için gidilen ocaklardan birisi de Divriği’deki Abidin Dede Ocağı’dır. Buraya hasta sahiplerinin getirdikleri tavuğun kanı akıtılır. Bu kan ile ocağın toprağı karıştırılıp çamur yapılır. Dağlama ve Alazlama Ocağı giderek azalmış olmakla beraber kırsal kesimde görülebilmektedir. Harput yöresinde bu ocak diş ağrısı tedavisi için etkindir. Ağrıyan dişe ocakta kızdırılmış ince şiş veya çuvaldız ağrıyan kısma 3 defa “parpusu budur” denilerek bastırılır. Bu ocakta ayrıca yüzde çıkmış bazı yaraların tedavisinde çakmak taşı çakmak suretiyle tedavi yapılır taşların 3 defa çakılması ile hāsıl olan kıvılcımlardan hastalığın korktuğuna inanılır. Eski İnanç sisteminde hastaların tedavisinde yanmış paçavralarla hastanın etrafında dolaşarak “alas alas” demek suretiyle hastanın kötü ruhlardan kurtarılacaklarına inanıyorlardı (Hikmet Tanyu, “ Türklerde Ateşle İlgili İnançlar” I.uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Cilt IV, s.290) Başkurt Türklerinde bu uygulama Kırmızı bez parçalarını yakarak yapılıyordu. Yakut Türkleri ayı out/kutsal ateş olarak biliyorlardı. Konuyu A. Duvarcı ayrıntılı incelemiştir. Uçuk Ocağı, uçuk ağzın iki tarafında oluşan yaralara denir. Çok kere korkmaktan oluştuğuna inanılır Ocağa getirilen uçuklunun ağzı bir demir parçası ile 3 defa parpılanır. Uçuk hastaları Harput’taki Elçik Baba yatırına götürülür. Ocaklılar burada Uçuk Pınarı’nın suyundan onun gözüne damlatır. Ocak olduğuna inanılan bu kutlu pınara 3 Salı günü üst üste gidilir. Burada bir miktar para veya hastaya ait bazı giysiler bırakılır. Altaylarda rahatsızlığı olan halkın sağaltıcılara götürüldüklerini buralara ak boz ve kır atların ıdık/uduk olarak bırakıldıklarını sağaltıcılarla pazarlık yapılmadığı verilene kanaat getirdiklerini bu tür yaralara Altaylarda da uçuk denildiğini A. İnan’dan öğreniyoruz. Iğdır’da kırkı çıkmamış bebeklerin yalnız bırakılmaları halinde cinlerin kendi çocukları ile değiştirebileceklerine inanılır. Iğdır halk inançlarına göre kırkı tamamlanmamış bebeği yanına altın veya gümüş gibi ziynet eşyaları götürülür ise bebek sarılık hastalığına yakalanır Sarılık Ocağı Harput’un Gülmez Tepe mevki Sarılık Pınarı vardır. Burada ayrıca sarılık hastalığına iyi gelen sarılık Pınarı vardır. Hasta ocaklılar tarafından okunur ve bu pınarın suyuyla yıkanmaları sağlanır. Pınarın suyu evlerde şifa verici olarak da kullanılır. Rıfat Araz’ın tespitleri arasında ocaklılar tarafından hastanın iki kaşının arası bıçakla çizildiği, hastanın başında ekmek dolandırıp bu ekmeğin hayvanlara verildiği bu suretle hastalığın insana geçeceği inancı vardır ayrıca hastanın başına sarı bir yazma örtülür sarı bir taşın suyu hastaya içirilir, sarı taş delinerek hastanın boynuna asılır, yabani sarı gülün kökü güneş doğmadan kaynatılıp suyu hastanın banyo yapması sağlanır. Sarı ipek kumaştan hastanın boyunca iplik çıkarılır bala karıştırılıp hastaya yedirilir. Sevilmeyen bir kimsenin idrarı ile kayısı şerbetinin karıştırılıp hastaya içirilir. R.Araz bu etkinlikleri Başkurtlardaki Köçürü/Köçürme Moğollardaki “dzulik gargahu” “göçürme ve Çevirme” ile izah etmekte XVI asırdaki Çağatay Türklerindeki uygulanan ve Babürname’de örnekleri görülen uygulamalarla benzerliklerini açıklamaktadır. O’nun irdelediği konular arasında Salur Kazan’ın kırk köle ile kırk cariyeyi oğlunun başında çevirerek azat etmiş olması da vardır. Memişoğlu’ndan aldığı şiirine açıklamasına eklemektedir. “Dağlar taşıma felek Döner başıma felek Akıbet kuş kondurur Mezar taşıma felek” Başına dönmek, başına döndürmek, etrafında dönmek veya etrafında dönülmek Türk kültürlü halklarda İslamiyet’ten evvelki dönemlere uzanan bir inanç uygulamasıdır. Dönen ile dönülen arasında mistik bir enerji oluşur. Başına dönülendeki musibetleri başına dönen üstlenmiş olur. Sadaka türünden uygulamalardaki “başımın gözümün hayrına olsun” denilip ekmeği veya parayı dolandırdıktan sonra bir fakire veya bir hayvana vermiş olmak musibetin onlara aktarılması bir köçürme işlemimidir. Başka bir ifade ile köçürme inanç ve uygulamasının farklı içeriklerinin olduğu söylenilebilecektir. Hastanın etrafında dönen kimse Allah’a yakarırken hastalığın kendisine gelmesini istemiş olması ile dolandırılan ekmeği fakire veya bir hayvana verilmesinde ortak noktalar olmakla beraber fakir veya hayvan hastalansın” anlamında değil farklı bir nezirdir. Adeta beni sevindirdin senin rızanla ben de birilerini sevindiriyorum” demek olmalı. Yatır etrafında dolanma ki bu bir nevi tavaf olup etrafında dolanılan gücün gücünden Allah rızası ile dolanan yardım almak istemiş olmalı. Sarıkamış’ta sarılık olan kimsenin tamamen sarı giydirilmesi halinde boynuna bir altın takılıp ekşimsi şeyler yemesi halinde, hamurdan bir gelin yapılıp hastanın gözü önüne konulması hastanın “”benim hastalığım sana geçsin” demesi halinde tedavi olacağına inanılır. Sarılık hastalığının tedavisi için bir kapsa su içerisinde küçük balıklar getirilir hasta kimsenin bir süre gözünü kırpmadan bu balıklara bakması istenir çok geçmeden balıkların sararıp ölecekleri ve hastanın şifa bulacağına inanılır. . Sarılık Ocaklarından Divriği’de de vardır Göçürme’nin farklı bir yöntemini de Sivas-Kangal’da görmekteyiz. Mekir bu yörede ‘kāfir ruhlu kötü bir cin’ olarak bilinir. Bu cin iradesi altına aldığı kimseleri “tıpgı”, “tıpkı”, “tıpgalı” diye bilinen bir hastalığa duçar etmektedir. Kangal’da “ Ocaklı Zaruk Kadın” diye bilenen bir hanım hastalığı hayvanlara geçirerek tedavi yapmaktadır. Tıpkı hastalığı, hayızlı veya adet halindeki kadın temizlenmeden hamile bir hanımın yanına giderse, hiç çocuğu olmayan kadın bebekli bir kadını ziyaret eder ise bu hastalığa sebep olurlar. Bu hastalar ve çocuğu yaşamayanlar, düşük yapanlar tedavi için Zaruk Kadın Ocağı’na giderler. Ocaklının öğretisinden hareketle, Tıpkı hastalığından şikāyetçi olan kadınlar bir yılanın ağzında kurbağa görürlerse, falancılarda da tıpkısı var kurbağayı bırak” derler. Yılan kurbağayı bırakır ise hastanın şifa bulacağına inanılır. Tıpkısı hastalığına tutulan kadına ocaklı okuyup üfledikten sonra ona, “yeni yavrulamış olan köpeğin enikleri üzerine çocuğu yaşamayan kadının peştamalını silkin, şayet köpeğin enikleri ölür ise kadının çocukları yaşar. Zira köpeğin eniklerinin ölmesi Mekir’in eniklere geçmesi anlamına gelir.” Der. Mekir’in anne sütüyle bebeye geçeceği inancından hareketle, anne bebeğini emzirmeden evvel ocaktan getirilmiş okunmuş bir ekmek parçasını köpeklere ve okunmuş tuzu davarlara yalattırılır. Eski inanç sistemi itibariyle köpek ve davarlara verilen ekmek ve tuz saçıdırlar. Okunmakla İslami bir kimlik edinmişlerdir. Halk inançlarında bilhassa kır döneminde hayvan ve insan yavrularının kırklarının karışabileceğine ve bu halin hastalıklara yol açabileceği inancı vardır. Bu hali önlemek ve bu halden kurtulmak için çeşitli uygulamaların yapıldığını biliyoruz. Sürk ve Süt Ocağı Çetinkaya’nın Pazarönü köyündedir. Süt Ocağı’na memeyi tutmayan çocuklar götürülüp orada banyo yapılır. Sütü az olan anneler de ocakta okunmuş tuzlu verir tedavi olacak hanım 7 gün bu suyu banyo suyuna katarak yıkanır.
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Gönül Dostu Bulunduğu yer: İstanbul/Kuzucan
Üye No: 3647
Mesajlar: 269
Thanks: 658
Thanked 573 Times in 214 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 37
REP Seviyesi :
![]() |
Hastalar ocakta okunmuş çakıl taşlarını ırmağa veya göle atarlar. Ocakta okutulmuş demir paranın bir miktarı ocakta bırakılır. Sirk, kellik hastalığı sabun ve su değişikliği, keder ve yaşlılıktan olur inancı vardır. Böyle hallerde ocaktan alınan suya bir miktar kil katılarak tedavi olunabileceğine inanılır. Tedavide ocaklı bıçak kül ve tuz kullanılır ilgili duaları okur. Bıçağı yaranın üzerine “nazar kızım nazar tü tü tü” diyerek basar. Tedaviye gelen hastalar yanlarında bir miktar tuz ve ekmek getirirler. Tedaviden sonra bu tuz ekmeğin arasına konup dişi köpeğe atılır. Yılancık Ocağı’nın bir bölümünü Balıklı Çelmik ve yılanlı deredir. Ahsun/Afsun/Efsun Ocağı, bu uygulama Ocaklının yılan veya zehirli böceklerin sokmalarına karşı okumuş olduğu suyu hasta kimsenin üzerine serpmesi şeklindeki tedavi yöntemidir. Bu suyun evin bağın ve bahçenin muhtelif yerlerine serpildiği de olur. Böylece belirtilen türden hayvanların bu yerlere gelemeyeğine zarar da veremeyeceklerine inanılır. Rıfat Ilgaz bu tespiti de şiirle belgelemiştir. “Dedim, gözlerine olmuşam meftun Dedi, ne sırdır bu, kār etmez efsun Akyaka’da akrebin halk kültüründeki ismi kuyrukludur. Kuyrukludan korunmak için dualar okunur bu arada; “Uzun kuyruklu karakaş Eğer Muhammedini seversen Kızını oğlunu al Yedi dağdan aş” denir. Efsun şüphesiz eski Türk inançlarında da arvıç veya arbağ olarak vardı ve bugün de Türk kültürlü halklarda arbav gibi çeşitli karşılıkları olan bir inanç ve uygulamadır. Türkistan’da ocakçının bu türüne arbakçı denilirken Başkurtlarda yılan sokmasını tedavi edene Yılan arbavçı deniliyordu. Anadolu’da efsunlama daha ziyade “tu tu tulama” veya “efsunlama”, “parpılama” olarak bilinir. Iğdır halk inançlarına göre yılanlı evde bereket olur. “Ev yılanı” öldürülmemelidir. Her evin yedi ocak yılanı olduğu inancı vardır. Bunlardan biri ferah biri melek diğer beşi ise direktir. Ferah yılan kötülük, melek yılan iyilik direk yılanlar ise bolluk bereketi temsil ederler. Bu yöredeki bir diğer inanca göre ocakta yakılan yılan gömleğinin üzerinde süt pişirilir ise ineğin sütü artarmış Sihir, büyü, tılsım etrafındaki inançların da ocak ocaklılıkla bağlantısı kurulmak istenilmiştir. Biz bunları Ocaklılıkla doğrudan bağlantılı göremiyoruz. Gönül hastalığı hastalık kapsamında düşünülür ise veya define bulma hırsı defineciye yardın edilecek tedavi ediliyor ise bunları ocak tedavisi kapsamına almak mümkündür. Bir kısım rahatsızların amili cinler olması halinde cincilerin tedavisi ocak kapsamına alınabilir mi? Veya kayıp eşyaların bulunamayışı eşya sahibinde ruhi ve fiziki rahatsızlıklara yol açabilirken kayıpların bulunması yoluyla normale dönme sağlanabiliyor ise kayıp bulucular da ocaklı kabul edilebilecektir. Ocak ehli olup farklı fonksiyonları olan kimseler bu ara da kayıp bulma türünden etkinliği olanlar da vardır. Bunların tedavi yöntemleri arasında bitiğ/muskanın olması bunları ocaklı yapmalı mı? Muskacılık ve cincilik ocaklı olmayan kimseler tarafından da yapılabilmektedir. Biz Ocaklıyı daha ziyade bir vergi sonucu olan el ve nefesle takdir sonucu geçebilen, su, toprak, ağaç, nefes ve el gibi aracısı olan bir sağlatıcılık yöntemi olarak anlıyoruz. Harput’taki Dalak Ocağı, bu ocağa karnın büyümesi veya şişmesi hallerinde gidilir. Buradaki özel çamura dalak şekli verilir. Dalak büyüklüğündeki bu çamurdan yapılmış dalak vücuttaki dalağın bulunduğu yere konulup bir bıçakla üzeri gelişi güzel çizilir. Daha sonra bu üzeri çizili çamur dalak güneşe kurumaya kendiliğinden parçalanıp dökülmeye bırakılır ve böylece hastalığın tedavi olacağına inanılır. R.Araz bu konuda Arap gezginlerinin eski Oğuzlarda tedavi edici taşların varlığından bahsettiklerini açıklamakta ve A.Caferoğlu’nun Azerbaycan’daki bazı ziyaretlerde dinī-sihri taşların tedavide etkili olduklarına dair açıklamalarını nakletmektedir. Biz ocak olarak tanınmasalar da birçok ziyarette sürüldüğünde veya yaslandıklarında şifa verdiğine inanılan bu tür taşları tespit ettik. Eyüp Peygamberin türbesindeki karpuz büyüklüğündeki yuvarlak taşın gezdirildiği yerlerde romatizma hastalığının geçeceğine inanılır. Keza yaslanıldığı zaman şifa verici olacağına inanılan ziyaretlerdeki bazı taşlar vardır ki burası özel anlamda ocak olarak geçmemektedir. Divriği’nin Dillioğlu Mahallesindeki dalak Taşı ve Dalak Ocağı’na tedavi için gidenler yekpare kara taşa 3 defa yatarak şifa umarlar. Bir dönem buradaki kılıçla parpılama da yapılırken şimdi ocaklı kadın öldüğü için şimdi yapılmamaktadır. Divriği’de 2 ayrı dalak ocağı daha vardır. Divriği de ayrıca Çıban Ocağı, Dabaz/Kurdeşen Ocağı, Dıgıldak Ocağı, İnme Ocağı Karıncalık Ocağı, Korku Ocağı, Kulak Ağrısı Ocağı/ Teberük Ocağı, Nazar Ocağı, Sancı Ocağı, Şiş Ocağı, Toprak Ocağı, Yılancık Ocağı gibi ocaklar da vardır Kars’ta halen hayatta olmayan Mevlit yengem, göbek düşmesi, mide sarkması ve benzeri haller için kendi yöntemi ile yardımcı olurdu. Ancak onu ocaklı olarak bilen yoktu. Buradan hareketle Nazar konusuna geçilebilir. Nazardan kurtulmanın yöntemleri arasında tütsülemek, kurşun dökmek gibi uygulamalar da vardır. Ancak kurşun dökme veya tütsüleme için muhakkak nazar olmak gerekmediği gibi bu iki uygulamanın yapılabilmesi için de muhakkak ocaklı olmak zarureti yoktur. Kurşun Dökme daha ziyade nazar olduğuna inanılan kimselere dökülür. Nazarlı hastanın gözleri yaşarır el ve ayaklarında dermansızlık görülür. Kurşun dökecek olan kimse ocaklı değil ise vücudu arazlı olmamalıdır. Kurşun dökülecek kimse çok kere diz üste çöktürülür. Eritilen kurşun soğuk suya dökülür nazarlının başına örtülen örtü kaldırılarak meydana gelen buharı soluması istenir eriyiğin aldığı şekilden hareketle nazara yol çan kimsenin kim olduğu tahmin edilmeğe çalışılır. Ocaklı veya nazar kesen kimse “Kurşunsun buhtansın, Binbir derde dermansın Allah kem gözlerden Bu hastayı esirgesin Tüh tüh tüh bin bir kere maşallah Nazar üzerinden kalkar inşallah” denir Kurşun dökülen su ile hastanın eli yüzü yıkanır, boy abdesti aldırılır. Dört yol ağzında okunan su dökülürken kimsenin görmesi istenir Tütsü güzel koku veren “Elduran” veya “Üzerlik Otu” bakla büyüklüğünde doğranarak üzerine tuz dökülüp üzerine dökülmüş köz halindeki kömürlerle yakılır tütsüsü bir örtünün altında hastaya koklatılır. Tütsülemenin nazar türü rahatsızlıklara iyi geleceğine inanılır. Üzerlik kültürünü balkanlardan başlayarak Uluğ Türkistan’ın her kesimini dolaşır. Doğu Anadolu’da Diyarbakır ve Iğdır ve Kars’ta çok tüketilir. Üzerliğin çatdasın Yaman gözler partdasın Ağrım belam dökülsün Dert üstünden addasın Üzerliksen havasan Minbir derde devasan Her yerde sen olasan Kaza bela savsan Üzerlik dene dene, Tökülsün herze çene Qohum olayad ola, Gözü bu odda yana. Üzerlik kök üzerlik, Başında börk üzerlik, Bize yaman bahanın Gözlerin tök, üzerlik! Atın taydı üzerlik, Donun ağdı üzerlik, Müşkül işe düşmüşem, Hovdu-hovdu üzerlik Antakya’da Nişan kız evinde başlar ve aynı gece köy meydanında bir ateş yakılır. Bu ateşe mersah denilir. Mersah’ın etrafında halaylar çekilir oyunlar oynanır güreş yapılır makaben dönülür makaben yiğitliği mertliği temsil eden Sinsin’e benzer bir oyundur. Pehlivan peşrevinin daha ilkelidir. Nahçıvan’da Nevruz’da yakılmış Odun üzerinden ağırlık-uğurluk, dökülüp yansın hastalık, elem, gam, dert insandan uzak olsun diye atlanırken bazı türkümsü parçalar okunur. “Ağırlığım-uğruluğum odlara, Menle hophanmayan yadlara, Ağırlım od olsun Odda yanan yad olsun Od üstünden atdamak Her cefaya katlanmak” Türkmenistan’da gelin oğlan evinin önüne getirilince bir kabın içinde yakılan ateşin közleri ikiye bölünür ve gelin bu iki ateşin arasından geçirilir. Böylece gelinin kötülüklerinin ve günahlarının yok olacağına inanılır. Niğde’nin hüsnüye köyünde de gelin ve damat ateşin üzerinden geçirilişi M. Özhan tarafından tespit edilmiştir. Iğdır’da hastanın yanına tuz, kömür ve ekmek konur. SONUÇ: Halk kültürü bu arada halk inançları çalışırken, halkın devamlılık arz eden inançlarını takip edebilirsiniz. Halk inançlarından hareketle akrabalığı olan halkların akrabalık derecesini belirlersiniz. Bunlar yapılması ve bilinmesi küçümsenemeyecek önemli hususlardır. Önemleri halkınızı tanıma ve halkınızın kesimleri arasındaki tanışıklığı sağlamadaki nispetlerindedir. Ocaklarının isimlerini yerlerini işlevlerini bilmek önemidir. Bunların etkilerini giderek yitirmelerini sebepleri ile bilmek de önemlidir. Ancak bu bilgiler halkın tanınmış olması halk inanç kültürüne hulul dilmiş olması için yeterli değillerdir. Aydaş olmuş kimseni tedavisinde ayın muayyen zamanının seçilmiş olma sebebini hala ilmen izahı yapılamamaktadır. Siğil sayısı kadar arpanın çürütülmeğe terk edilişi ile siğillerin dökülmesi arasında bilinmeyen bir ilişki vardır. Biz bu bildiri ile muhtelif bölgelerden yapılmış Ocaklar konulu çalışmaları bir arada topladık. Bu miktarı 5 hatta 15 katına da çıkarabilirdik Od/Ateş ve Ocak gibi konulara dair münferit bilgiler aktardık. Bunlar çıkarılmış ve çalışmalarımıza yansımış bilgilerin çok az bir kısmı idiler. Bunları çoğaltmak ve çalışılan sahayı genişletmek bizim için hiç de zor değildi. Ancak amaç halkı, halk inançlarından yola çıkarak tanımak ise, yapılması gereken farklı bir şey olmalı. Belki bu tür çalışmalarda ok sayıda farklı ve ilgili disiplin bir araya gelebilmeli. Çalışmamızın merkezine Akşehir’i alacağımızı belirtmiştik öyle de yaptık. Od/Ateş ve ocak konulu sözlü kültür örnekleri verdik. Bunları Akşehir’den daha zenginleştirebilirdik. Ama bu değildi. Amaç bu konudaki inançların sözlü kültürün her alanına yansıdığı örneklemekti bunu yaparken zorlanmadık. Ateş Akşehir’de de düştüğü yakıyor. Akşehir’de de erkeği ölen aile için sönük ocak veya ailenin erkeyi için ocağın direği deniliyor. Burada da çocuksuz aile için kör ocak tanımı yapılıyor. Burada da egzama için, siğil için, bayılmalı hastalıklar için ocaklara gidiliyor. Burada da yalvaran kimse yalvardığı kimseye ocağına düşmüşüm deniyor. Burada da yanan ocak ateşine pislik atılmıyor veya gece komşuya ocaktan çıkarılmış ateş verilmiyor. Sonucu özeti olarak ocak kültü her üç özelliği ile Akşehir’de de yaşamaktadır. Halk İnançlarından hareketle halkını tanımak isteyen güzide alanında yeni arayışlar deneyerek daha derinleşmek zorundadır.
Dr. Yaşar KALAFAT |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Batıni For This Useful Post: | Hamza Aksüt (04-20-2011) |
|
|
#4 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3344 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sayın dedem
Bu yazıyı neden bana hitaben alıntıladığınızı anlayamadım. Saygıyla |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Hamza Aksüt For This Useful Post: | Batıni (04-20-2011) |
|
|
#5 | |
|
Gönül Dostu Bulunduğu yer: İstanbul/Kuzucan
Üye No: 3647
Mesajlar: 269
Thanks: 658
Thanked 573 Times in 214 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 37
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Sakın ola ki beni yalış anlmayın!!!Ben bu yazıyı koyma amacım sizinde bu fikirlerele bana verdiğiniz cevapta parlellik ve belki daha geniş bir açıklamsı mevcuttur diğe astım... Bu bilgiyle sizin bilginiz kıyas etmemekteyim, burda yanlış anlaşılma olmasın lütfen. Sevgilerimle. Konu Batıni tarafindan (04-20-2011 Saat 17:10 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Batıni For This Useful Post: | Devrim06 (04-20-2011), Hamza Aksüt (04-20-2011) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||