![]() |
|
![]() |
|||||||
| Erzincan Erzincan Bölgesindeki yaşayan alevilerin yerleşim ve kültürel özelliklerinin paylaşılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Kontrollü Üye |
Çağlayan Beldesi/Erzincan Çağlayan, Osmanlı kayıtlarında cencik/cencige olarak adlandıralan beldemiz, Erzincana 30 km mesafededir. Çağlayan doğal güzellikleri yeşil doğası ve 40-50metre yükselikten akan Şelalesi ile turistik bir beldemizdir. 1926 ve 1930 da, çağlayan/cencige , Başköy, Esesi, Selepür ve Cimin ile birlikte Erzincan'ın belli başlı nâhiyeleri arasında yer alırken 1980 sonrasında siyasi nedenlerle nahiyelikten merkez köye düşürülmüştür...... Çağlayan Beldesi'nin tarihine ilişkin elimizde somut belgeler olmamakla birlikte, milattan önceki dönemlere ait tarihi eserler, kalıntılar mevcuttur. bununla birlikte osmanlı kayıtlarında, tapularında da ismi geçmektedir. Çağlayan beldesinde tarhi ve arkeolojik kazılar yapılmamakla birlikte beldenin eski bir ermeni yerleşim yeri olması kalıntılardan anlaşılmaktadır.. Belde de tesadüfen yapılan kazılarda, Koç, aslan, ve değişik hayvan figürlerinin bulunduğu lahitler ve mezar taşları, Beldenin hemen hemen her yerden çıkmaktadır... Halkın büyük kısmı Alevi olan belde de sünnilerde yaşamakta ve bir cami bulunmaktadır. Çağlayan beldesi, Birçok alevi-bektaşi Ocağın karışık bulunduğu bir yerleşim yeridir. Celal abbas, Derviş Cemal , Baba Mansur Ocakları mensubları çoğunlukta olan ocaklardır. Bunların dışında aşiret olarak, Arelli, Abas uşağı, aşuran, Lolan, Haydaran belli baş aşiretlerdir. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Erzincan Adının Kaynağı
Erzincan'ın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. İlk ve Orta Çağlarda Erzincan ve çevresi Ekleac, Acilisine, Ekletzene, Celecesene, Kelesene, Acisene, Erez, Eriza, Erezevan, Arizan, Ezingan diye coğrafyaya geçmiştir. Asur kaynaklarında geçen Zuhma (Suhma), yörenin bilinen en eski adıdır. Erzincan adının Eriza'dan geldiği sanılmaktadır. Eriza adı Selçuklular tarafından Erzingan olarak kullanılmış, daha sonra da Erzincan olarak anılmıştır. Ortaçağda ve sonrasında Yezcan, Erzingan ile Erzincan isimleri göze çarpar. Erzincan adı bir söylenceye göre, eski çağlardaki "Azzi" bölgelerinden dolayı Aziriz olarak bilinmekteydi. Selçuklular, Aziriz adını çok beğenmiş ve buna "Rahmet yağarsa can Aziriz can" rahmet yağmazsa "Yan Aziriz yan" biçiminde bir tekerleme uydurulmuş, bu tekerlemedeki Aziriz sözcüğü zamanla değişerek, Erzincan biçimini almıştır. Erzincan da bu sözcükten türemiştir. Kaynak: [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Degerli canlar,
her yörenin olduğu gibi Erzincanın da ve Çağlayan beldesininde kendine has yemekleri vardır.. Şimdi yöremizin yemeklerini tanıtan bir alıntıyı sizlerle paylaşalım YEMEKLERİMİZ... TANDIR Ağız Çapı: 55 cm, taban çapı: 80 cm, Yüksekliği: 100 cm, olan kesik koniyi andıran bir silindir diyebiliriz, Alt tabakda 20 X 20 ebadında küçük bir delik vardır. Buraya KÜVLE denir. Özel Seramik (Tandır Toprağı) ten yapılır. Kuruduktan sonra ev damına veya, ayvana yer seviyesinde gömülür. Gömülme yeri eşilirken, KÜVLE, deliği için o çapta bir kalas tandır ağzından 1 m. mesafelik yere kadar konur, Tandır gömülürken bu kalasın etrafı çökmeyecek tarzda doldurulur. Bilahare, bu kalas çekilip alınır, Tandır yanarken havayı buradan alır. Odunların iyi tutuşması için tandır eğişi ile karıştırılır. Zaman zaman küvle bir bez veya kadınların elbiselerinin etekleri yardımıyla havalandırılır. Tandır yapımı özel bir sanat gerektirmez. Ancak çamurunun çok iyi hasıl edilmesi gerekir, Çamur tam kıvamında olmazsa ,çabuk bozulur. Önce özel yerlerden toprağı getirilir. İyice elenir. İçerisine keçi kılı katılarak çamur yapılır. Bu çamur bir gün bekletilir. Ertesi gün tekrar yoğrulur. Tandırın alt kenar çemberi yere çizilir. Çamur, 7 -8 cm kalınlığında ve çapı dolanacak kalınlıkta silindir şekline getirilir. Çizilen çizgi üzerine düzgün bir şekilde yerleştirilir. Bu silindirler yeniden yapıldıkça ilk halka üzerine konur. Ölçülerin formda olması için ağız çapı ile taban çapı bir sopa ile daima kontrol edilir. Her çamur silindir diğerinin üzerine konuldukça araları kendi çamuru ile hem içten hem de dıştan doldurulur. Zaman zaman kurumaya bırakılır, tekrar örtülür. Hepsi birden örülmeye kalkılırsa tandır yamuklaşır hatta çöker. En son olarak GÖG denilen ağız kısmı yapılır. 7- 8 cm. dışa taşkın bir hal alır. Zamanla kırılmamasını ve üzerine konulacak malzemeleri taşıması için yapılmıştır. Böylece tandır tamamlanmış olur. Ancak daha tam kurumadan belli bir kıvamda LÖĞÜN yapılır. löğün tandırın içinden yapılır. Bir kişi tandırın içine girer, eline bir taş alır, usulüne göre tandıra sürerek onu tesviye eder. Tandır, bu tesviye anında bir nevi parlaklık da kazanır. Löğün ne Kadar hassas yapılırsa, tandır o kadar iyi ekmek, kete, gılik , oğlik peksimet vb. pişirir. Löğün iyi olmazsa bilhassa kete- peksimet , pek iyi pişmez, Hatta tandıra ilk vurulurken tutmaz. Löğün işi, bittikten sonra gömülecek yeri eşilir. Buraya ta toprak seviyesinde gömülür. Yakmak için yapılacak iş hesaba katılır, HAMUR TANDIRI ve GÜN TANDIRI diye isimlendirilir. Hamur tandırında kalın ve kuvvetli odun, gün tandırında ise banyo için, su ısıtmak, bir takım yemekleri pişirmek maksadıyla daha az enerji ve kalorisi olan yakacaklar yakılır. TANDIR yanarken üzerine HATIRCEK Denilen artı (+) veya çarpı (X) işareti şeklini alabilen bir demir konur. Kapkacak bunun üzerine yerleştirilir. Tandır yanarken yemekler burada pişer, Tam pişmemiş olanlar da egişlerle tandıra (dibine kalan ateş üzerine) bir sac ayağı yerleştirildikten sonra buraya konur ve burada pişer ki, bu genelde Fasulye, Keşkek, Gendime Pilavı, Gendime Çorbası, Paça diğer et yemekleri, ayrıca Su Böreği, Baklava, Sarığı, burma, Lokma vs. Hamur işleri dışında tandırda güveç de pişirilir. Ekmeklerimiz tandırda pişirilir. Günlük ekmeği, Lavaş, Değirmi Ekmek, El Ekmeği, Gılik, Loğlik diye isimlendirebiliriz. Bunlardan gılik ve loğlik çabuk bayatladığı için az yapılır. En fazla iki günlük olur. Fakat lavaş ve değirmi ekmekler 10-15 hatta 20 günlük yapılır. Bayatladığı zaman sofra bezinin arasına suçilenerek üst üste konur. Sonra üst üste kapatılır. 20-25 dakika bekledikten sonra taze pişmiş gibi yumuşacık olarak yenir. Bunlar dışında özel olarak sabah kahvaltılarında yenmek üzere, kete ve peksimet yapılır. Tabi bunlarda tandırda pişirilir. EKMEK YAPIMI Ocak üzerine el kazanı ile ısınması için su konur. Hamur teknesi, un, ekşi hamur (Maya olarak kullanılır), Maşrapa, Tekne Egişi, ince elek, Sofra bezi hazırlanır. Sofra bezinin üzerine hamur teknesi konur. Un ince elekle tekne içerisine elenir. Elenen un teknenin bir tarafına yığılır. Kalın boş kısımda yeterince tuz, ve ekşi hamur iyice eritilir. Sonra elenen un yoğrulmaya başlanır. Yoğurma işleminde ve ekşi hamur iyice eritilir. Sonra elenen un yoğrulmaya başlanır. Yoğurma işlemine hamur tam kıvamına gelene kadar devam edilir. Daha sonra tekne egişi ile dirsekten itibaren hamur olan ellerle teknenin etrafı kazınır. Üzeri kapatılarak ekşimeye (Mayalanmaya) bırakılır. Mayalanmaya yüz tutar tutmaz tandır, kalorisi bol olan odunlarla yakılarak iyice tav aldırılır. Tandır yanmakta iken Dastar (Hamur Topakları Örtüsü) açılır. Hamur Küntlenmeğe başlanır. (Küntlemek: Topak Yapmak). Bütün hamur küntlendikten sonra üzerleri örtülür. Tandırda ki odunlar yandıktan sonra Parduç bezi ile tandırın isleri silinir. O zamana kadar artık küntler kırkır'a (açılacak kıvama)gelmiştir. Tandır başına sofra bezi, hamur tahtası, merdane, rapata ve egiş getirilir. Ayrıca bir tabakla da su konur. Tandırda tutmayan ekmeklerin arkasına elle sürülür. İyi yapışmasını sağlar. Ekmeği açacak kişi bir tepsi ile küntleri yanına alır. Tahta üzerine biraz un serptikten sonra, küntü kor merdane ile açarak yufka haline getirir. Ekmeği pişiren kişi ise, rapata ile (ellerinin üzerinde iyice açıp, incelttiği yufkayı rapatanın üzerine serer.) birlikte tandıra yapıştırır. Ekmek yapışınca rapatayı geri alır. Yoğrulan hamur bitene kadar bu işlem devam eder. Oval şeklinde yapılan ekmeğe lavaş, yuvarlak şekilde yapılan ekmeğe ise değirmi ekmek denir. Bunun bir sayısı yoktu. Pişirici, yorulunca ekmeği çok çarpmasın diye değirmi ekmek yapar. Gılik, loğlik ve el ekmeği için özel bir hamur yoktur. Hamur pişirici hamur topağını eli ile hafif bastırır. Gerek eliyle gerekse rapatayla tandıra vurursa buna GILİK denir. (İçine ceviz veya bir parça tereyağı konur) hamur bir şey katmadan oval bir şekilde tandıra vurursak buna loğlik, topağı iyice yassıltarak vurursa buna da el ekmeği denir. (Loğlik arasına ceviz de konur) ![]() BÜRYAN YAPIMI Koyun kesilip temizlendikten sonra , dört ayağı birbirine geçirilir. Biraz soğuduktan sonra bir kaç yerinden delinir. Üzerine yoğurt sürülür. Bacaklara bir demir geçirilerek tandıra asılır. Tandıra bir el kazanı veya büyük bir tencerede bulgur pilavı konur. Akan,yağlar bu pilava aksın diye boynu ayrıca kırılır. Tandıra asıldıktan sonra tandırın ağzı bir saçla kapatılıp, tandırın etrafı, küvlesi ve sacın etrafı çamurla sıvanır. Sac üzerine ayrıca aynı çamurdan bir kilo kadar topak konur. Bu topak kuruyunca büryanın yemeğe hazır olduğu anlaşılır, Fazla pişerse kurur yenmez. Az pişerse lezzeti olmaz. İsteyen pilavla, isteyen yalnız etinden yer. KEŞKEK YAPIMI Gendimeden yapılır. Kemiksiz et olması tercih edilir. Hele üç dört adet keklik olursa bunun keşkeğine Doyum olmaz. Bir etli pilav için her şey hazırlanır. Den olarak gendime konur. Çok fazla pişirilir. (Tandırda yapılması daha iyi olur) Etler kemiksiz olduğu için iyice ezilmiştir. Tam ezilen denler yeniden bir kaşık arkasıyla Çarpıla çarpıla macun haline getirilir. Sıcak yenecekse üzerine tereyağı dökülür. Soğuk olarak yenmesi tercih edilir. Bunun için bir tepsiye boşaltılır. Soğumaya bırakılır. Bir gün de bekletilir. Ertesi gün hafif ateşte ısıtılır. Tepside ters çevrilir. Çok az daha ısıtılır. Tandır ekmeği, soğan eşliğinde yenir. HAŞIL Sütlü haşıl, pekmezli haşıl, ballı haşıl ve yağlı haşıl olmak üzere dörde ayrılır. Sütlü Haşıl Aş yarmasının ufağından bir miktar alınır, biraz piştikten sonra üzerine un ilave edilerek biraz daha karıştırılarak pişirilir. Marmelat haline geldiğinde, biraz soğutularak üzerine süt dökülür ve servis yapılır. Ballı Pekmezliği ve Yağlı Haşıllar Kaynayan suya un katılır. Marmelat haline gelinceye kadar pişirilir. Ocaktan alınır. Soğumaya bırakılır, soğuduktan sonra tabaklara konur. İsteyen bal, isteyen pekmez, isteyen de yağ dökerek yer. ERİŞTE Günlük ve kışlık olarak yapılır. Kışlık yapılan su ve un yoğrulur. Fazlaca yapıldığından yoğrulması zor olur. Bunun için, hamur testlere konur. Üzerine beyaz bir örtü serilir. Ayaklarla çiğnenerek, kıvama getirilir. Daha sonra yumurtadan büyük parçalara ayrılarak oklava ile açılır. 2 -3 mm. kalınlığında kesilir. Kurutulmaya bırakılır. Kuruduktan sonra tenekelerde saklanır. Günlük yapılırsa az olduğundan elle yoğrulur. Aynı işlemlerden sonra kaynayan suda haşlanır. Kevgirden süzülerek tepsiye konur ve tereyağı ile yağlanarak servis yapılır. Kışlık erişte de aynı şekilde pişirilir. HELVA Yarım kilo tereyağı yeteri kadar unla karıştırılır bir kapta yoğrulur. Kızarıncaya kadar kavrulduktan sonra bir bardak sütte şeker ezilir. Helva tencerenin bir kenarına alınır. Hazırlanan sütlü şeker tavanın boş kenarına dökülür. Kaynamaya başlayınca ateş söndürülür. Bu defa her ikisi karıştırılıp dinlenmeye bırakılır. Daha sonra tabaklara konur. BABUKKO Su, tuz ve un karıştırılarak yoğrulur. Ancak hamur çok koyu olması gerekir ki bunu yoğurmaya kadınların pek gücü yetmediği için erkekler tarafından yoğrulur. Yoğurma kıvama gelinceye kadar devam eder. Buna hasıl ekmek denir. Tam hasıl olduktan sonra 3-4 kiloluk topaklara ayrılır. Bunlar gene erkekler tarafından tandıra vurulur. Bazen de özel ocak yapılarak ocağa gömülür. Piştikten sonra normal sıcaklıkta soğumaya bırakılır. Kabuk kısmı bıçakla çıkarılır. İç kısmı başka bir tepsiye konur. Biraz daha soğuduktan sonra üç-beş kişi bu içi ufalamaya başlar. Bu iç tam et bulguru inceliğinde ufalanır. Yeniden bir tepsiye konur. Üzerine kurut (Çökelik Kurusu) ezilerek dökülür. Tam ortasına bir çukur açılır. Buraya oldukça bol tereyağı dökülür. Aynı kaptan yenir. Bazen de kabuk tencere şeklinde içi boşaltılır. İç buna dökülür. Sonra kurut ve tereyağı dökülerek yenir. Eski düğünlerin en gözde yemeğidir. Bunun yanında Yarma çorbası. sonra da babukko ile armut hoşafı birlikte verilir. LOKMA VE TULUMBA TATLILARI Bunların her ikisinin de hamuru aynı olur. Hamur kaşıkla alınıp tavaya konursa lokma tatlısı, bir makinadan konulursa buna da tulumba tatlısı denir. Bundan başka bohça tatlısı da yapılır ki bununda hamuru aynıdır. Yağ, süt, yumurta ile un yoğrulur. Dinlendikten sonra tavada kızartılır. Üzerlerine kestirilmiş şeker dökülür. Ancak bohça tatlısı ceviz kadar alınarak açılan yufka karelere bölünür. 10 cm kadar olan karelerin içine ceviz konularak köşelerinde bohça gibi kıvrılır. Kızartıldıktan sonra üzerine kestirilmiş şeker dökülür. KESME ÇORBA (Un Çorbası) Tuz ve su ile un koyuca yoğrulur. Çokça yoğrularak kıvama getirilir. Bıçakla kesilerek topak yapılır. Bunlar oklava ile normal kalınlıkta açılır. Yufkalar un yardımı ile üst üste konur. Bunlar 5 cm genişliğinde parçalara ayrıldıktan sonra, erişte gibi fakat daha genişçe doğranır. Tencerede soharıç yapılır. (Kavurma, soğan, salça, kızarıncaya kadar kavrulur). Yarım tencere su konur, yeterince tuz atılır. Su kaynayınca kesilen hamur suda tam pişene kadar kaynatılır. Kaynarken maydanoz doğranır. Ocaktan alınır. 5- 1O dakika bekletildikten sonra nane ilave edilir. Daha sonra dövülmüş iç sarımsak konur. Bunu müteakip ayran katılıp karıştırılır. Servis yapılır. KETE VE PEKSİMET YAPIMI Bunun (Ketenin) hamuru özel olarak hazırlanır. Ayrıca un ve tereyağının yoğrulmasından birde iç hazırlanır. Ketenin hamuru süt ve yağ ile yoğrulur. Kabarması için biraz karbonat katılır. Hamur fazla yoğrulmaz. Üzeri güzelce örtülür. Mayalanınca gene hamur tahtası ve sofra bezi getirilir. Oklava hazır bulundurulur. Hamur topak halinde kesilir. Tahta üzerinde biraz yoğrulduktan sonra oklava yardımıyla unlanarak incecik bir yufka halinde açılır. Acılan hamur ikiye katlanır. Arasına hazırlanan içten konur. Bu da iki üç kat tekrar katlandıktan sonra rulo haline getirilir. Üzerine yumurta sürülerek tandıra vurulur tüm bu bilgiler, Erzincan- Çayırlı-Yukarı Kartallı Köyü web sitesinden alınmıştır.. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Çağlayan Beldesi'nin halkı büyük çoğunluğu Alevidir... Çağlayan'ın kutsal kabul edilen ziyaretleri şunlardır..
1- Kavaklık Deresi: Burası Çağlayan'ın batısı üzerinde bulunan bir tepe üzerindedir... Çağlayan ve karatuş köyünün birleştiği yerin, güneye düzen tepenin orta yerinde bulunur... Genellikle bahar aylarında ziyaret edilen.. ve sonrasında lokma dağıtılan bir mekan olarak kabul edilir.. Tamemen çıplak olan tepe'nin sadece ziyaret olarak kabul edilen kısmında kavak ağaçları bulunur. ve bu bölgeden bir gözeden su çıkar.. tam olarak neden kutsal olduğunu bilen olmamakla birlikte her newruz geldiğinde Kavak ağacından kan damladığı anlatılan söylencelerden biridir... 2- Celal Abbas Ocağı Ziyaret Yeri: Bu ziyaret yeri, Sarı Kaya'nın eteğinde, eskiden danalık mahallesi olarak atalandırılan yerde.. celal abbas neslinden gelen, cemal Horoz'lara ait evin yanında bulunur... genellikle lokma yapanlar buraya gelir.. mum yakar dua ederler.. Ziyaret toprağını alıp eve götürürler ki BU TOPRAK "TEBERÜK" olarak adlandırılır ve kutsal kabul edilir.. 3- Sappaz Baba Türbesi: Bu ziyaret eski adıyla sırnas köyü ile çağlayan arasındaki Hakim teperin üstünde bulunur.. Buradaki mekan alevilerce kutsal kabul edilen eren-evliyaya aittir... 4- Kırklar Tepesi : Erzincan'ın en önemli alevi Türbelerinden ve ziyaretgahlarından biridir. içerisinde kesin tarihi bilinmiyen bir yatır bulunur.. ayrıca aş evi.. kurbanların kesildiği ve gelip geçen herkese yemek verilen maların olduğu bir mekandır.. çağlayan ve bölge alevileri Kurbanlarını genellikle ırklara getir burda keser.. ve yemek yapıp dağıtırlar.. Kırklar tepesi Girlevik şelalesinin hemen yanıbaşında bulunur.. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
HÜSEYİN AKSU (MİLİS YÜZBAŞISI)(1893 - 1976 ) Mir Hüseyin-Zade Seyyid Ali Ağa'nın oğludur. 1893 senesinde Erzincan'da doğmuş olup, annesi Fatıma Hanım'dır. İlk ve Orta öğrenimini Erzincan Rüştiyesi'nde tamamladıktan sonra, atalarından intikalen gelen arazi kesimleri üzerinde, tarım ve hayvancılıkla iştigal etmiştir. Abbas Uşağı Aşireti reisidir.184 Milli Mücadeleden önce, kurduğu milis kuvvetleriyle Tercan-Erzincan arasında Ruslar'a karşı mücadele etmiş, Ermeni Komitaları'nın vaadlerine itibar etmeyerek, vatan ve milletin bütünlüğü konusunda son derece hassas davranmış, İstiklâl savaşının başlangıcından itibaren Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında yer almıştır. Erzincan'ın Ermenilerden temizlenmesinde aktif rol oynamıştır. Vatanperver, dürüst ve sağduyulu bir zat olan merhum Aksu, 23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM, 1. Dönem Erzincan milletvekili seçilmiş, 28 Nisan 1920 tarihinde meclis çalışmalarına fiilen katılmıştır. Milletvekili scil numarası 153'tür.185 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 50. kuruluş yıldönümüne katılan pek az sayıdaki 1. Dönem milletvekillerinden biridir. Meclis konuşmaları bu günün çarpık zihniyetine hizmet edenler için büyük dersler ve ibret ifadeleri içerir. Şöyle diyor sayın Aksu: "....1 Mayıs 1336 (1920) da meclise iltihak ettim. Meclis her gün fasılasız toplanıyordu. Gerek gizli celseler, gerekse açık görüşmelerde, vatanımızı düşmanların elinden ve pis ayaklarının altından kanımızın pahasına da olsa kurtaracağız, diye yemin ettik. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, o günlerde dünyaya ilân ettik. Misak-ı Milli hudutları çizildi. Topraklarımızı geri almadıkça bu meclisimiz müstemirren devam edecektir, diye karar alındı..." "... Bir çok arkadaşımızın parası yoktu. Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye geldiği zaman, Ensar ile Muhacirler'in birer kardaş olmasını emir buyurmuştu. (alevi erkanında Musahiplikten bahseder.) Biz de bu emre uyarak arkadaşlarımız arasında parası olmayanlarla vakti müsait olanlar kardaş yazıldık. Onların masraflarını biz ödedik..." Yine yaptığı bir konuşma, onun asalet ve karakterinin derecesini tayin etmek bakımından bir ölçü kabul edilebilir: "... Biz ne için bu zafere ulaştık? Birlik, beraberlik içinde; ayrılık, tefrik yoktu. Bütün mücadelemizi bu kürsüden yapardık, sonra dağılırdık. Herkes el ele, kol kola birbirini öperek kalkar giderdik; müteessir olmadık, bir memleket davasını hâl yoluna koymaya uğraşıyoruz diye..." "... Yıkıcılık değil, yapıcılık vardı bizde. Yıl 1920/21 - 27 yaşında Yıl 1970 - 77 yaşında Onun için Allah bu günleri nasibetti bize, bunları iftihar ederek söylüyorum size. (Bravo sesleri-Alkışlar.) "....Şimdi gençlerimize, bütün arkadaşlarıma bir ricam vardır. Arada ikilik olmamalıdır. İkilik, Türk milletine, Atatürk milletine yakışmaz. (Alkışlar...) Dünya'ya karşı ayıptır. El ele vermeli, çalışmak, kötü işleri bertaraf etmek ve kanuni yollardan yürüyerek bir hak iddia etmelidir. Elhamdülillâh, siz okumuşsunuz, tahsil görmüşsünüz ve bu memlekete faydalı olacak hale gelmişsiniz. Ecdadımızın şerefini lâyıkıyla muhafaza etmek lâzımdır..." Evet... Gün görmüş, zorlukların üstesinden birlik ve beraberlikle gelineceğine inanmış olan bu insanın samimi temennilerine katılmamak mümkün müdür? Milletvekilliği görevinin sona ermesinden sonra Erzincan'a dönen Hüseyin Aksu Bey, uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda görev ifa etmiş, bir dönem Genel Meclis üyeliğine seçilmiş, On beş sene CHP'nin Cencige (Çağlayan) nahiyesi başkanlığını yapmış, ayrıca Türk Tayyare Cemiyeti ve Ziraat Odası'nda üye olarak bulunmuştur. Meclis kayıtlarında üç çocuk babası olarak görünmekte ise de esasta on çocuk babasıdır.12 Aralık 1976 tarihinde vefat etmiş olup, Erzincan'ın Girlevik bölgesindeki aile kabristanında medfundur. [b] TBMM'deki başarılı çalışmalarından dolayı [/B]"İstiklâl Madalyası" ile taltif edilmiştir. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Her yörenin kendne ait bir ağzı ve şivesi vardır...Bütün konuşulan ağızlar ve şivler hepsi birbirinden güzel..
Bende size Erzincan ağzını yani şivesine bir örnek vermek istedim.. İstanbul'dan eyi günler möhterem dinleyiciler. Ben spikeriiiz Cemal Şellale. Türkiye'nin bilumum iredyoları, hepizi hörmetle selamlıyam. Aburası İrehmetlik İnönü Sitedyumu. İstanbul'da ayam birez sovuh, düneyin yağan gardan sonra saha biraz lıştik olmuş amma fitbol oynamaya mahana degül. Buna ırağmen dürübünler hırtlik barabarı dolu. Seyirciler abu möhkem maçı gözlemek üçün sabahın korunda sitedyuma gelmişler. Allah ahıl vere bu zırzoplara, sanki babalarının işini yapıylar. Unutmadan söyliyem, hele sabahtan seyirciler arasından bir çekiş çıhtı, bi çekiş çıhtı görecektiiz. Ortalık mal bazarına döndü. İki tahımın taraftarları birbirlerine verip verüştürdükten sonra, gobal ve nacahlarla birbirlerine doğru segürttüler, daha sorna birbirlerine çaldılar döndüler, yere düşenin ağzı garga kimin açılıp yumuluydi, bi çok seyirci telef oldu. Daha sonra orıya gelen polesler yerde yatanları batlıcak gibi topladı götürdüler. Vula heç utanmıylar gardaş dersen gavurun üstüne salduruylar. Beşikdaş-Fenerbahçe maçı birezden başlıyacah. Bu arada türübünlerde fıngırdamalar başladı. Seyirciler küfürleri beste etmişler tevür tevür terbüyesüz hareketlerle birbirlerine söliyler. Vula gardaş avu herifleri annaduhta, garılara noliy onu annamıyam. Onlarda herif gibi sögiy gol sallıylar, buranın garıları da bi eceyip. Bıldır yapılan maçta her iki tahım da birbirini alt edemedi. Maçın hekemi gabzımal Erman TOROĞLU. İstersez hakem hakkında bilgi verim. Bu hakem esgiden fitbocuydu geleni tekmükliydi, gideni tekmükliydi. Eşimdi hakem oldu ayağını acuh galduranı gırmızı kağıdınan hoooopp pallikliy dışarı. Heç embilede şey olur mu gardaş, birahmıyki uşahlar topunu oynıya. Top orta gıldırıikte kirecin üstünde bekliy. Hekemin çüçük çalmasını beliyük. Hekemde elleri börgünde gazatacıların ortalıytan çekilmelerini bekliy. Onlarında heç çekilecekleri yoh, bi tene resim basacahlar, seksen tene resim çekiyler. Erman efendi gaşıynan gözüynen gazatacıları gorhuttu, onlarda ortalıhtan toz oldular. Topun başında Tanjuynan Oğuz var, abu oğuz da hatem teli gibi uşah, efendi bi deliganlı. Bu sene abu Tanjuya bir şeyler oldu, sahada nüzüllüler gibi dolaşıy, sanki arhasından biri bunu geri çekiy, BMC gamyon gibi tısıliy. Hakem çüçüğü çalmah üzere, fakat oda nesi?.... Sahada bir gudik peydah oldu. Sahada fink atıy dolaşıy, hekem fitbolculardan gudigi dışarı atmah üçün yardım istiy. Şimdi bütün fitbolcular gudigin peşine düştü govalıylar, gudik gaçıy, uşahlar peşine segürdiyler, maşallah gudik hepsine çalım atıy, olmıy tutamıylar. Birden bire Beşiktaşlı İrecebi gören gudik olduğu yere mıhlandı. Gudik irep'ten çoh gorhtu ve İrecep onu yahalıyarak dışarı palliklerdi. Eferim ula İrecep sahan, iti bile gorhuttun. Artık maçın başlaması üçün heç bi mahana galmadı. Hakem çüçügü çaldı ve bu kip maç başladı. Oğuz top sağ cenahta bulunan İridvan'a gındırladı. Bu topa Osvaldo'da següttü. Arjantin'li fitbolcunun saçından sufatını göremiyem amma o topu nasıl göriy onu da bülmiyem. Uşah at kurigine benziy. Irıdvan onsekgiz cızgısına doğru harbı harbı girmek üçün evdüriy. Irıdvan pas vermeyince Mecnur herslenerek onun ayağından topu aldı has bi orta yaptı, Aykut üsgeldi anının gacıynan topa vurdu. Boşa galan topa zafer hoppuladı oda fısga geçti. Gökhan topu sert bi şekilde tekmükliyerek taca gönderdi ve tahımını ferehletti. Abu Gökhan'da Beşiktaş'a Allah'ın bir lutfu, bu uşahta olmasa Beşiktaş'ın ocağı batıp gapısı kitlenecek. Fenerbahçe yan cızgıdan tac atacak, hakem uşahların harbı oynamasını istiy. Tac atışını Semih gullandı, gelen topa Irıdvan segürttü, Gadir arhadan sert bi tekmüknen Irıdvanı yere serdi. Bu arada Irıdvan yerede debelleniy, "Oy anam, Oy anam" diye fırik fırik fırikleniy. Tabi Fenerbahçe dürübünleri de bu arada boş durmiy. Gadir'e veriy verüştüriyler. Hakem Dohtora seslenerek: "Goş hele gardaş bu oğlan telef oluy, ayağına bi şey fıssılat." deyiy. Dohtor bi elinde çentesi bi elinde şüşe bi tevür goşarah Irıdvan'nın yanına geldi, elindeki şüşeyi Irıdvanın ayağına fıssılattı ve Irıdvan Bismillah dedi ayağı galhtı. Hekem Gadir'i yanına çağırarak "Gel bahım ula buraya, bi daha görecemmi bu oğlanı tekmükledügüyün utanmıymısan el gadar uşağa vurmaya, bi daha yaparsan golundan duttuğum gibi yallah palliklerem dışarı seni." Gadir iki gat oldu ve hekemden özür diledi ve işi datlıya bağladılar. Susuzluhtan feniken uşahlar fırsatttan istifade şüşelerden guldur guldur sularını da iştiler. Maçta Fenerin fayıl atışıynan başladı, Topuda Irıza cığızlık ederek, milleti iteledi ve aldı, sağ cenahtan Allah ne verdiyse segürdiy, gözel bi orta yaptı, havada leylek kimin süzülen topa Feyyaz hoppuladı vurdu ve Gooollll.... Evet Gol möhterem dinniyenlerim, Beşiktaş 1-0 öne geçti. Bu arada Beşikdaş seyircileri sevüncük oldular, tas itti messep gayboldu. Feyyaz eceyip hareketler yaparah seyircilere dorgu segürdiy. Hakemde "Yeter ula sevündügüz, gelin maça başlayın." dedi. Fenerbahçe dürübünleri süt tökmüş pisige döndüler. Vula vula vula, eşindi dürübünlerde heçte has olmayan şeyler oliy. Gümzikleşmeler ve laylon şüşe atışları başladı, gine birbirlerine sögiy veriy verüşdüriyler. Basbatal herifler utanmıylar, zaten UEFA ceza vermek üçün mahana arıy, abunlara bah. Bu arada maç yeniden başladı. Şifo Memmet bi pırtık boyuynan bitene hava topu bırahmadı vurdu. hele birez evvel dembelehoçcik vuruşunun diregin sol tersiginde ıramazan topu kimin patlamasını görecektiz. İkili çekişmelerde Irıdvan'ın boyna çimleri öpmesi onun ibrez mıhatere olmasından gaynahlanıy herhalım. O yoğolacah Yesiç'in oğlanın ayağını hışılatmasından sorna uşah iflah olmadı. Bu vesileyle Irıdvan bütün dohtorlarının hısım oldu. Sahaının liştik olmasından top levlehür gibi oldu. Bu ara top Oğuz harbı harbı getüriy. Onsekgiz cızgısına yahlaştı sert bi şut pallikledi. ve Zafer topu gumzikleri ve börgünün üstüne kartol çuvalı gibi düştü. Dürübünler Zaferi bu gurtarışındna dolayı şappikliyerek pohpohlıylar. Gaptan Irıza geldi Zafer'i baç diye öptü. Eşindi Fener Gorner atacah bu arada Irıza kaliklerinin hıltik olduğunu hakeme söledi. Hakem de: "Harbı Irıza seni bekliyük vahıt geçiy başka kalik geyinde gel." dedi. Irıza kaliklerini kipçe bağladı ve korner atıldı, top Aykut'un ögüne düştü sert bi şut ve Gooollll. Evet möhterem dinleyenler Zafer yerde pırtikleniy, ben bu golü nasıl yedim diye. Şu an Fener dürübünlerinde mal davara garıştı, uşahalar hep sevüncük oldular. Golün sevüncüynen Aykut'un üstüne yeddi tene Fenerli fitbolcu çullandı, uşağın altta canı çıhıy, golü attuğunuda atacağınada bin pişman oliy. Şu anda maç hıtama ermek üzere, orta hekemde maçı bitürmek içün verha yan hakemlerine bahıy. Ve evet gabzımal Erman maçı bütüren çüçüğü çaldı. Size biçeş deyimmi abu sonuçta eyi oldu, ne has barabara bitti. İrehmetlik İnönü Sitedyumundan hepize eyi günler diliyem, Sağolun.... var olun... Kaynak: [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Erzincan'a 30 Km uzaklıkta bulunan Çağlayan beldesi Üç dağın arasında bulunur... Güney ve doğusunda Munzur... Kuzey doğusunda.. Sarı kaya tepesi...
Bugün çağlayan'ın, eski adlarıyla cağrafi konumundan bahsedeceğim.. Çağlayan yerli halkınca Cencige olarak bilinir...ve adlandırılır.. Cencige'nin.. Girneyük (Girlevik) kısmına yani doğu kısmına Mağdolar, , ve Peyler adı adı verilmektedir. Mağdolar ve peyler'in hemen üstünde nişan mezrası bulunur.. rivayet edilir ki.. nişan mezrası, bölgenin sahibi olan ermeni Yöneticilerinin ikamet ettiği yerlerdendir. Burada Birde gözetleme yeri bulunur. Bu Göztleme yeri tüm çağlayanı kuş başıkı görebilern hakim bir noktadır.. Cencige'nin alt kısmında ise Emirhanlar bulunur.. bu bölge Bölgenin beylerinin ikamet ettiği yerdir... Cencige'nin birde "Tabeller" adı verilen kısmı vardır ki.. burası Cencige'nin Erzincan Ovasına uzanan kısmıdır.. Erzincan'a 30 Km uzaklıkta bulunan Çağlayan beldesi Üç dağın arasında bulunur... Güney ve doğusunda Munzur... Kuzey doğusunda.. Sarı kaya tepesi... Bugün çağlayan'ın, eski adlarıyla cağrafi konumundan bahsedeceğim.. Çağlayan yerli halkınca Cencige olarak bilinir...ve adlandırılır.. Cencige'nin.. Girneyük (Girlevik) kısmına yani doğu kısmına Mağdolar, , ve Peyler adı adı verilmektedir. Mağdolar ve peyler'in hemen üstünde nişan mezrası bulunur.. rivayet edilir ki.. nişan mezrası, bölgenin sahibi olan ermeni Yöneticilerinin ikamet ettiği yerlerdendir. Burada Birde gözetleme yeri bulunur. Bu Göztleme yeri tüm çağlayanı kuş başıkı görebilern hakim bir noktadır.. Cencige'nin alt kısmında ise Emirhanlar bulunur.. bu bölge Bölgenin beylerinin ikamet ettiği yerdir... Cencige'nin birde "Tabeller" adı verilen kısmı vardır ki.. burası Cencige'nin Erzincan Ovasına uzanan kısmıdır.. Şimdi eski günler aklıma geldi.. Bir öğretim tılıunda bir çoğrafya öğretmeni gelmiş çağlayan lisesine ve öğrencilere sormuş: Öğretmen sınıfa soruyor. Bölgelerimizi sayın. Öğrencinin biri.. Peyler-başaşşağı-kuru çayır- çipiller ve bağlar diye sıralamış. Saygı ve sevgilerimle |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Erzincan'ın çağlayan beldesinde bulunan Kırklar tepesi Erzincan yöresi alevilerinin en önemli ziyaretgahlarındandır..
Ziyaret içinde Türbedar, kurban kesim yerleri, yemek yeme mekanları oldukça hijyenik şartlarda mevcuttur. Ziyarete gelen misafirler kesilen kurban etlerinden, istediği kadar yiyip giderler... masaya oturan herkese, ister tanıdık ister yabancı olsun, önüne kurban etinden oluşan yemek konur.. şimdi Erzincan'ın Girlevik yöresinde şelalenin hemen üstünde çağlayan beldesine bağlı kırklar tepesine ilişkin fotoları verelim Daha geniş bilgi için aşağıdaki linke girin Kırklar Tepesi çağlayan/ Erzincan [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: mersin (sivas)
Üye No: 2377
Mesajlar: 1.711
Thanks: 2325
Thanked 3630 Times in 1423 Posts REP Gücü : 18
REP Puanı : 572
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
başka bir foruma yazdıklarını neden kopyala yapıştır yapıp buraya aktarıyorsun ki zaten orda mevcut okuyan ordan okuyor manasız bir çaba , aynı şeyleri buraya da aktarıp kalabalık yapılmaması lazım
|
|
|
|
|
|
#10 | |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Kaldıki senin mantığına göre örneğin bir web sitesinde erzincan tanıtıldıysa başka hiçbir yerde tanıtılamaz? sence bu tutarlı ve mantıklı bir bakış açısı mı? herkes erzincan çağlayan beldesini görmeli gerçekten çok şirin ve turistik bir beldemiz |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||