Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Rıza Aydın

Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 09-21-2010, 22:30   #1
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart Cem Vakfının “aihm” Başvurusu üzerine Düşüncelerim

“Yedi kere ben bu cihana geldim
Arşta duran iki nişan bendedir
Yerde gökte tanrı diye ararlar
Biz Hakk’ı severiz Hak’da bendedir ”

CEM VAKFININ “AİHM” BAŞVURUSU ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİM
Hukukçu değilim, AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hangi standartlara, hangi hukuk normlarına göre karar verir onu tam olarak bilmiyorum. Sadece akıl yürütüyorum: AİHM kararlarını verirken muasır medeniyet seviyesi (de) dediğimiz Avrupa hukuk sistemin kurarlarına göre mi bir karara varır yoksa başvuran ülkenin kurarlarına göre mi karar verir? Hukukçu olmasam da AİHM kendi - Avrupa Hukuk normlarına (standartlarına) göre karar vereceğini vermesinin normal olacağını bekliyorum, böyle akıl yürütüyorum. Danışıp konuşmak istediğim konuda bu.
Örneğin şöyle düşünüyorum: Almanya’daki Alevi Örgütleri, Almanya’daki din hizmetlerini yürüten dedelerin, bu hizmetlerinin kamu hizmeti sayılmasını isteyip bu yüzden bu dedelere genel bütçeden maaş verilmesi isteği ile AİHM başvuruda bulunsa AİHM bunu nasıl karşılar? Ne karar alır. Sanırım şöyle bir karar alır: Almanya’da dini hizmetler kamu hizmeti olarak görünmez, bu yüzdende Almanya’da ne Kiliselere nede papazlara genel bütçeden pay ayrılmaz, tıpkı bunun gibi Alevi Din görevlisi olan dedelerin de kamu hizmeti yaptığını kabul edip onlara maaş bağlanması hakkındaki isteğiniz yersizdir diye mi karar verir. Sanırım böyle karar verir. Ben onlardan böyle bir karar vermelerini beklerim. Bu akıl yürütmem genel hukuk ilkeleriyle çelişir mi bilmem?
Yazıya böyle bir soru ile başlamış olmamın nedeni, Sayın İzzettin Doğanın ülkemiz için böyle bir istekle AİHM başvuruda bulunmuş olmasıdır. Bu kararı alırlarken kimlerle konuştu, kimlere danıştı, kendi kendiyle ne kadar tefekkürde bulundu bilemem, ama bizler, başta Demokratik Alevi Örgütlülüğü olmak üzere bunu yolun diliyle sorup sorgulayıp konuşmalıyız. O tadına doyulmaz muhabbetlerin bir konusu da bu olmalı. Umarım bu isteğim Sayın İzzettin Doğan’ın Uluslar Arası Hukuk Profesörlüğü unvanına, yaşının verdiği kemalete devlet nezlindeki saygınlığına karşı bir saygısızlık olarak telakki edilmez. Böyle bir niyetim yok
Bu haber, önce televizyon haberlerinde duyurulmuş, sonrada CEM (Cumhuriyetçi Eğitim) vakfının yarı resmi –yada resmi yayın organı olan habercem web sitesinde duyuruldu. Orada olduğu gibi aktarıyorum:
“Aleviler AİHM'e gidiyor”
“Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, Alevilerin anayasal taleplerinin karşılanması için bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracaklarını söyledi.
Prf. Dr. İzzettin Doğan, düzenlediği basın toplantısında, hukuk sisteminde din hizmetleri kavramının, kamu hizmeti olarak düşünüldüğünü ve anayasal düzende de bu şekilde yer aldığını belirtti.
Cem Vakfı Hukuk Komisyonu tarafından Başbakanlık aleyhine 2005 yılında, ''Alevi vatandaşlara din hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulması, cemevlerinin resmi ibadethane statüsünde sayılması, inanç önderlerinin kamu görevlisi olarak istihdamı ve bu hizmetlerin verilebilmesi için genel bütçeden pay ayrılması'' taleplerini içeren bir dava açıldığını hatırlatan İzzettin Doğan, önce İdare Mahkemesine giden davanın reddedildiğini, bu ret kararının Danıştay tarafından da onandığını dile getirdi.
''Türkiye'de iç hukuk yolları tükenmiş olduğu için haklarımızı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde arayacağız. Bugün, Alevilerin anayasal taleplerinin karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracağız. Biz bu hakkı referandumdan önce, bugün kullanıyoruz. Hükümetin hazırladığı anayasa değişikliği paketinde, Anayasa Mahkemesine kişisel, bireysel başvuru hakkı tanınıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, yurttaşların böyle bir hakkı kullanması, iç hukuk yollarına yeni bir hukuk yolunun eklendiği anlamı çıkartabilir. Hukuken mümkündür ve doğrudur. 12 Eylülde referandum sonucunun 'evet' çıkması durumunda, biz bu hakkımızı kullanmaktan yoksun kalabilirdik. Yani mahkeme bize, savunma olarak Anayasa Mahkemesini de tüketin ondan sonra başvurunuzu değerlendirmeye alalım diyebilirdi.'' Haberi şu adresten buraya kopyaladım isteyen bakabilir: [Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...].
Cem Vakfının basın bürosunda görevli olan sayın Ayhan Aydın’da konu ile ilgili yazdığı bir yazıda haberi şöyle duyuruyor: “İzzettin Doğan, Aleviler'in dava konusu olan isteklerini, “Alevi vatandaşlara din hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulması, Cem evlerinin resmi ibadethane statüsünde sayılması, inanç önderlerinin kamu görevlisi olarak istihdamı ve bu hizmetlerin verilebilmesi için genel bütçeden pay ayrılması” diye sıraladı.”
Referandum dolayısıyla üzerinde hiç durulmayan bu konunun, üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Bu yazıyı yazma nedenimde bu.

Kafamdaki soru şu: AİHM, bu davayı Avrupa hukukuna göre karar verirde reddederse ne olur, yok Avrupa Hukukunu göz önüne almazda, Türkiye’nin kendi iç hukukuna göre karar alırsa ne olur. Bizleri, ülkemizi, ülkemizdeki laiklik mücadelemizi bu nasıl etkiler.

Bilindiği gibi, Osmanlı imparatorluğunun kurumları, kendine örnek aldığı Bizans’ın kurumlarına benzerdi. Bizans’ta olduğu gibi Osmanlıda din Padişahın emrindeydi. Zillullahi fiealem (Allahın yeryüzündeki gölgesi) diye anılan Padişah, aynı zamanda Halife sıfatını da taşıdığından, Şeyhülislam’ı atadığı gibi ona emrettiği karaları da aldırıyordu. Zaten Sünnilik dini, bir sistem olarak Emevi devletinin emrinde doğmuş orada gelişmesini tamamlamış bir dini ekoldü; bu yüzden orda bir sorun olmadı. Allahın arz üzerindeki gölgesi olan Padişah ne buyursa o hemencecik dininde buyruğu oluveriyordu. Osmanlı Devleti 1516’dan sonra, bütün Anadolu’yu istila etmeye başladı. Suluca Kara Höyük Köyünün (yani bugünkü Hacıbektaş ) içinde olduğu Dulkadiroğluları beyliği de zorla, kanlı bir şekilde istila edip oraya da hükmetmeye başladı. Hacıbektaş Dulkadiroğlu Beyliğinin sınırları içindeydi. Osmanlı Devleti, Dulkadiroğlu Beyliğini İşgal edince Dulkadiroğlu Beyliğinde faaliyetlerini sürdüren Hace Bektaş Tekkesinde yaşayan Aleviliğin gelenekselleşmiş işleyişini de bozup, kendi sistemini oraya da dayatmak istedi. Sorunda tam buradan çıktı.

Osmanlı orayı, yani Hacıbektaş tekkesini yöneten postnişinliği, tıpkı Sünni dinini yönettiği gibi yönetmek için, Hacıbektaş Tekkesine postişin olması için Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı Server Paşayı oraya gönderdi. Server Paşa, Hacıbektaş’a ilk geldiğinde Şah Kalender Çelebinin gücü karşısında ondan çekinip ilçeyi terk etmek zorunda kaldı; yani Şah Kalender Çelebi köylerinden onu kovdu. Sonra Şah Kalender Çelebi huruç eylemi başladı; bu huruç eylemi 1528 de kanla bastırılıp Kızılbaş direnişi susturulunca, Sever Paşa yeniden Hacıbektaş köyüne gelip oraları – yani Hacıbektaş Tekkesini oradaki kurumları vs. Osmanlı Devleti adına işgal edip ele geçirerek, oradan Kızılbaşları yönetmeye çalıştı.

Kanuninin Kaynı Server Paşanın, Suluca Kara Höyük’e yeniden gelişinin tarihi, bu aynı zamanda Kızılbaşlıktaki iki başlılığın - bölünmenin de başlangıç tarihidir, bunun 1551- 1552 yılları olduğu konusunda fikir birliği vardır . Konuya vakıf olanların gayet iyi bildiği gibi, Kanuni Sultan Süleyman’ın kayın biraderi olan, zat-ı muhterem Server Paşanın Kızılbaş süreğince bilinen adı Sersem Ali Baba’dır. Sersem Ali Baba Suluca Kara Höyüğe, Balım Sultandan hemen sonra gelmiş ama Şah Kalender Çelebi sağ iken, onu gücü karşısında orada tutunamayıp geri gitmiştir. Sersem Ali Babanın Şah Kalender Çelebi katledildikten sonra, Suluca Kara Höyüğe (Yani Hacıbektaş’a) bu- ikinci gelişiyle Kızılbaşlıkta yeni bir dönem yeni bir baş doğmuştur; böylece Suluca Kara Höyükte Osmanlının atadığı Dede Baba denen Alevilere bağlı olanlarla, eski geleneği sürdüren Çelebilere bağlı Kızılbaşlık geleneği dönemi doğup yaşamaya başlamış. Şehirlerdeki tekkeleri devlet denetimine almak daha kolay olduğundan, Sersem Ali Babaya bağlı mücerret dervişler daha çok şehirlerde etkin olmuşlar, Osmanlının erişemediği dağ köylerinde ise eskiden olduğu gibi Çelebilere bağlı sürek etkinliğini sürdürmüş. Bu farklılığı iyice anlayamayan, yâda bunu Osmanlının bu tutumuyla izah edemeyen kimi yazarlar bu ayrılığı “Şehir Aleviliği” , “Köy Aleviliği” gibi adlandırdıkları olmuştur ama konun özü -benim- dediğim gibidir, bu bilimsel - materyalist tarih anlayışına göre de böyle yapılmalıdır.

Bu tarihten sonra bu yolun çilekeşleri olan Çelebiler evlerine çekilerek, kendilerine bağlı olan Alevileri- Kızılbaşları yer altından gizliden gizliye yönetmişlerdir. Bu dönemde yeni kurumlar yeni ilişkiler doğmuştur. Burada yeri gelmişken vurgulayalım ki Çelebililiğin yasaklanması, 1925 yılından çok öncelere dayanır ilk defa bu zamanlarda başlamıştır.

Mücerret dervişler denilen Babaganlarla, Osmanlıdaki devletin emrindeki din, devletin emrindeki din adamı geleneği Kızılbaşlık içinde böylece başlamış oldu. Bu dönem birçok şeyin harcı merç içinde kalıp, birbirine karıştığı ilginç günlerin yaşandı bir dönemdir. Bu dönem iyice bilince çıkarılmadan Kızılbaş tarihi anlaşılamaz. Nefeslerde kim niye, ne demiş o bile anlaşılamaz. Bugüne kadar hem Şah Kalender eylemini, hem de Pir Sultanın ipe gidişini yazanlar bunları anlatanlar burada en önemli olguyu gözden kaçırdılar. Bu olgu şuydu Osmanlı istila ettiği kimi Akkoyunlu Devletine bağlı kimi tamamen özerk bir yapıdaki bu beyliklerde yaşayan halka kendi sistemini dayattı bu topraklarda yaşayan halksa buna direndi. Kızılbaşlık işte bu tarihi direnişin adıdır, bu direniş bazen Şah Kalender hurucunda olduğu gibi suyu yüzüne çıksa da çoğu zaman kendi iç dünyalarında sürüp gitti. Kızılbaşlar Osmanlının gücünü kırıp yok edemeyeceklerini anlayınca kendi iç dünyalarına, kendi köylerine çekilip kendi kendilerini yönettiler. Her Kızılbaş köyü Osmanlıyı kendi devleti saymayan onu dışlayıp kendi kendini bir devlet gibi yöneten bunun için kurumları olan, kendi hukukunu uygulayan, kendi salmasını salan ( yani vergisini toplayan) yapılardı. Kızılbaşların bu köy yaşantısına “devlet olmayan devlet” dense yeridir. Kızılbaş geleneğinde bu olgunun gelip düğümlendiği yerse Hacıbektaş Postnişinini kimin atayacağıydı. Kızılbaşlar bunu gelenekselleşmiş bir yapı içinde Hünkârın Hakk’a yürüyüşünden (tahminen 1270 yılından) bu buyana Kadıncık Ananın sulbünden gelen Çelebilerden seçiyorlardı, Osmanlı Hanedanları ise bunu kendiler atamak istediler. Osmanlı Hanedanlarının bu amaçla buraya ilk gönderdiği kişi Sersem Ali Baba diye bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın kaynı Server Paşa’dır.

İşte Pirim Pir Sultan, Kızılbaşlıktaki bu yeni gelişmeler karşısında, Erdebil’den Rum’a (bugünkü adıyla Sivas ellerine) gelip, bu mücadelede devlet adamına güvenilmemesi gerektiğini, Çelebilerin haklı olduğunu, bu yoldan, bu uğurdan, bu Sürekten ayrılın maması gerektiğin söyleyip, bunun mücadelesini verip halka bunu anlatırken bir ihbar sonucu yakalanıp asılmıştır . Pir sultanın nefeslerindeki dram bunu yansıtır, Onun “Bugün üç dostumun ağzın (nabzın) sınadım can feda yoluna der bulamadım” yada “ Yorulan yorulsun ben yorulmazam ” diye yakınması, ta Tuna boylarında, Kızıldeli Dergahı civarlarında bunun kavgasını vermesi buralardan bize nefesler söylemesi bundan dolayıdır.

Pir Sultanın asılmasının, bu sürecin bir sonucu olduğunu, Banaz’daki bir panelde Murtaza Demir’inde olduğu bir muhabbet ortamında anlatmıştım. Pir Sultanla ilgili sürdürmekte olduğumuz bir tartışma yazısıyla, İhtırıcı adlı yazımın devamında konuyu daha ayrıntılı anlatacağım ama bunu burada kısaca yazayım. Pir Sultan bir nefesinde şöyle der.

“Sakın ey sevdiğim naşiden sakın
Erenler şaşırmaz attığı okun
Irak yerler bize hem oldu yakın
İki atlayıp birde düşemem m’ola” diyor.

Naşi, ileri gelen, yeniden oluşan, gelişmekte olan anlamlarına geliyor. Bu dönemde yeni olan yeni gelişen Sersem Ali Babanın başlattığı Dede Babalıktır. Bu dönemde inkar edilen şeyse Kadıncık Ananın çocuklarının Hünkarın da çocukları olduğudur. Pir Sultan “İnkar bir gün paralanır” , “Sakının sevdiğim yeni oluşandan sakının” derken Kızılbaş geleneğindeki, üç yüz yıldır inanılan şeyin inkar edilip Osmanlılarca yeni bir şey dayatılmasını kastetmektedir. Burada şunu da üzerine basa basa vurgulamalıyız: Kızılbaşların dilinde yani Alevi edebiyatında Çelebi, Çelebi zade sözcüğü bir ünvandır; Hünkârla Kadıncık ananın suplundan gelen sülaleyi anlatır. Pir Sultan çok bilinen başka bir nefesinde şöyle haykırırken bu atmosfer içinde inkâr edilen Çelebilere olan bağlılığını vurgulamaktadır.

“Pir Sultanım Çelebiye
Eyvallahım var Veliye
Yol oğluna yol diliyle -(Bu mısra “Yoldaşına yol diliyle” diye de söylenir)
Yolun sırın soran gelsin”

Pirimiz Pir Sultanın dilinde inkarcılık bu yüzden suçtur. Yolumdan, ikrarımdan dönmem diye kastettiği serini verip dönmediği yolu işte bu yoldur.

Kızılbaş geleneğinde Hace Bektaş Vilâyet-Namesindeki, Bostancı babanın gammazcıyı (İhbarcıyı) öldürmesiyle kuru ağacın yeşermesi yani günahların bağışlanması söyleminden sonra, devlete, devlet adamına karşı en katı söylem bu dönemde bu yüzden doğmuş, bu yüzden yaratılmıştır. Ol hikâye öz olarak şunu anlatır: Pir Sultan’ın bir taraftarı, bir seveni, bir müridi olan Hızır devlette görev almak için Pir Sultandan himmet ister; “Pirim himmet eyle de devlet hizmetine girip orada yükseliyim” der. Pir Sultan ona derki “Hızır, Hızır, aklını başına al, madem istiyorsun sana himmet eyleyim ama unutma ki bozuk düzende düzgün çark olmaz, sen gider o devlet katında görev alırsın ama günü gelir o devlet için beni bile astırırsın.” Sonunda Pirin dediği gibi olur, bozuk düzenin düzgün çarkı olmak isteyen Hızır gelir devleti için Pirini astırır. Şimdi burada bu olayın neden, hangi tarihi koşulların bir sonucu olarak yaratıldığını anlamaya çalışmak gerekir. Ama bunu yapmayıp Hızır’ın memleketi nereydi vs diye araştırmaya kalkışmak tarihi anlamamak demektir. Bizim her şeyden önce, bu geleneğin bu söylemi yaratmaya neden ihtiyaç duyduğunu, o günün tarihsel koşullarında bunun neyi anlattığını, somut olarak anlamamız gerekir. Burada “kızım sana diyorum gelinim sen anla” hesabı Hızır Paşa için söylenen sözlerle aslında, bir devlet adamı olan Sersem Ali Baba’yı yani Kanuni’nin kaynı Server Paşayı kastetmektedir, kıssadan hisse bu hikâyeden alınacak ders budur. Bu böyle biline.

Burada yeri gelmişken, Pir Sultanın kişiliğinin daha iyi anlaşılması için onun konumu ile ilgili bir iki şeyi daha söylemek istiyorum. Pir Sultan Banaz’da yaşayan sade bir köylü gibi anlatıldı. Hâlbuki o bir yolun, bir tarikatın ulusuydu. Pir Sultan’ın Sefavi dünyasındaki, Erdebil’deki konumu, yaptıkları görülemedi. Bu taraf yani Urumdaki olaylar anlatıldı ama o taraf görülemedi, gayipte kaldı. Burada bu konuyla ilgili de bilgilerimizi kısaca gözden geçirelim.

Safevi Dergâhının, Pir Sultanı bildiğini onların hazırladığı en önemli eserlerden biri olan, Şeyh Safı Buyruğu diye de bilinen “Menâkıbu’l – Esrâr Behcetü’l – Ahrâr” adlı kitapta Pir Sultan’ın iki nefesi olmasından biliyoruz. Ali Haydar Avcı da kitabında Şah Tahmasp’ın Anadolu’ya yürüyüşü sırasında halifeleri arasında Rumlu (Sivaslı) Pir Sultan Halife adında bir halifenin adı geçmektedir. Adı geçen bu halifenin Banazlı Pir Sultan Abdal olabilir mi?” diye soruyor. Ancak Pir Sultanın oralarda neler yaptığı ile ilgili bu güne kadar bir bilgim (iz) yoktu. Erdebil Dergâhı çevresinde (Safevi devleti zamanında) Pir Sultan ne türden görevler alırdı bu konuda bu güne kadar bir bilgimim (iz) yoktu. Bunu Rumlu Hasan’ın Şah İsmail Tarihi diye dilimize çevrilen “Ahsenü’t Tevârih” adlı ünlü eserden öğreniyoruz. Rumlu Hasan, kitabın iki yerinde, bizim Pir Sultanımız olduğunu sandığım bir kişi hakkında şöyle bilgiler veriliyor, oradan okuyalım.

Örneğin: 1513/1514 yıllarında olayları anlatılırken şöyle deniyor:
"... Çatışma sırasında üstünlük bayrağı taşıyan ordunun öncü güçleri Rumlu Piri Sultân, düşman yakan gazilerin tamamıyla birlikte Serafraz Bağı'nda çatışmaya katıldılar ve o kötü talihlinin adamlarından yaklaşık üç yüz kişiyi öldürdüler. …"

1521/1522 yılının olayları anlatılırken de şöyle deniyor:
"... Gaziler kaleyi sağlamlaştırmaya uğraştılar. Rûmlu Piri Sultân, Rumlu Halifesi Sûfileriyle Irak kapısın, Emir Yusuf oğlu Emir Muhammed de Melik kapısını korumaya aldılar."

Görüldüğü gibi bizim için “Gayip erenlerden” olan Pir Sultan “Gözlüye gizli yok” diyen Erdebil dünyasında gayet iyi biliniyormuş.

Burada bir kuşkuyu dile getiren şu soru sorulabilir: Acaba burada adı geçen "Rûmlu Piri Sultan" bizim Pir Sultan(ımız) mi? Benim bundan kuşkum yok. O zamanın dilinde Rumlu sözü Sivaslı anlamında kullanılıyordu. Gerçi Aksak Timur namıyla bilinen Timur’un, Yıldırım Beyazıt’ı yenince esir aldığı otuz bin kişiyi bağışladığı Edebil şeyhinin, bu esirleri yerleştirdiği yöreye de Rum, burada yaşayanlara da Rumlu yada Sufiyani Rumlu deniyor ama burada anılan Rumlu, Sivaslı olsa gerekir. Pir Sultanın Safevilerle ilişkisinın olduğunu, oraya gittiğini gösteren bir çok nefesi var.

Pir Sultan bir nefesinde mahlasını bile pirinin verdiğini şöyle söylüyor:

“Pirim bana bağışladı ismimi
Deftere yazıldım bir han içinde
Oniki kapılı şehre uğradım
Yedi derya geçtim bir gün içinde”
Pirimiz Pir Sultan tam bir yol oğlu. Yola girmiş, yol oğlu kâmile yoldaş olmuş, ikrar verip ikrarında durmuş, nice canlar ile didar görüşmüş, muhabbet eyleyip candan sevişmiş, yoldaşlarına yol diliyle yolun sırrını sormuş bir kamil kişi. Üstüne yol uğramış, Urum’da yolun bozulmasına karşı mücadele etmesi gerekiyormuş, gelip Urumda bu mücadeleyi verirken bir tuzağa düşürülüp, bir ihbar sonucu yakalanmış yolundan dönmesi karşılığı serini bağışlamayı önermişler buna tenezzül bile etmemiş birisi. Şimdi ihbar edilip tuzağa düşürülmesiyle ilgili iki nefesini anarak bu sözü bağlayalım.

Banaz'dan sürdüler bizi Sivas'a
Erler himmet edin ben gidiyorum
Garipçe canıma kıldılar ceza
Erler himmet edin ben gidiyorum.

Gidi kâfir gelir dedim imana
Kuzular ağlıyor hem yana yana
Getirip de hapsettiler zindana
Erler himmet edin ben gidiyorum.

Baktı didelerim yoldan kalmadı
Güzel Şah'a gelir dedim gelmedi
Pirimizden bize himmet olmadı
Erler himmet edin ben gidiyorum.

Urganım çekildi sığındım dâra
Üstüme döküldü ağ ile kara
Muhbirin üstünde çıralar yana
Erler mürvet edin ben gidiyorum.

Pir Sultan Abdalım belim büküldü
Aktı gözüm yaşı yere döküldü
Âhir urgan boğazıma takıldı
Erler mürvet edin ben gidiyorum

Burada açıkça görüldüğü gibi bir muhbirden yakınıp ona beddua ediyor. Şurdada tuzağa düşürüldüğünü söylüyor:

Aşığın başına gelmez hal olmaz
Ulaş yetiş pirim İmam Üseyin
Sende bende deyu sual olunmaz
Ulaş yetiş pirim İman Üseyin

Erenler basmamış yerlere yüzü
İletüp çamura çiğnetme bizi
Yarın bun deminde isteriz sizi
Ulaş yetiş pirim İmam Üseyin

Aşık olan aşık dardan ayrılmaz
Taki Naki seven aşık yorulmaz
Talip bunalmazsa piri çağırmaz
Ulaş yatış pirim İmam Üseyin

Bir hal ile biz onlara katıldık
Kemlik ile dışarıya atıldık
Bir münkirin tuzağına tutulduk
Ulaş yetiş pirim İmam Üseyin

Pir Sultanım daim düşmektir işi
Yol yol oldu akar çeşmimin yaşı
Oniki imamın serçeşme başı
Ulaş yetiş pirim İmam Üseyin

Uzun lafın kısası, demem şu ki Kızılbaşlığın devletin emrine verilmesi yâda devletin emrine alınması çabası yeni değildir. Bunu tarihi Osmanlının Anadolu coğrafyasını 1516 -1517 den sonra tamamen ilhak edip istila etmesiyle, buralara kendi sistemini dayatmasıyla beraber başlamıştır. Bu dönemde yoldan sapıp, Hünkârın zaten evladı yoktu, biz Osmanlının atadığı kişinin de (Sersem Ali Babanın’da) peşinden gideriz diyenlere mükâfatlar verilmesi, 1550 den sonra Osmanlının “Nakibu’l Eşreflik” kurumunca yapılmıştır. Osmanlı Şecerelerine bakın hep bu tarihten sonradır. Bunlar hiç tesadüf değildir. O zamanlar Alevi dinini Alevi din adamlarını devletin tebaası yapmayı Osmanlı başaramadı, o zamanlar dedeleri Osmanlının dedesi Osmanlının memuru yapamadılar şimdide yapamazlar. AİHM buna olur verse de bu olmaz bu böyle biline. Olmayacak dualara âmin demek bizlerin işi olmadı, olamazda.

Konunun bu tarihi yanını, Pir Sultan hakkında yazmakta olduğum uzunca bir mektupta daha ayrıntılı inceleyeceğim; burada şimdilik bu Kadercik yeter diyorum.

Biz şimdi baştaki güncel konumuza gelip şunu tartışmalıyız.

AİHM diyelim ki bu başvuruyu olumlu buldu, sizin ülkeniz için laiklik bu kadarla yeter mi diyecek. Sizin ülkenizdeki laiklik Avrupa standartlarının gerisinde olsun bu kararım sadece sizin için geçerlidir ama bu Avrupa’ya uygulanamaz mı diyecek. Yoksa AİHM bu başvuruya olumlu bulup Dedelere genel bütçeden maaş verilsin derse Avrupa’daki Alevi hizmetlerinde bulunan dedelerde bundan yararlanacaklar mı? Ne olacak ne bekleniyor bu kararla. Bunlar üzerinde bu yola gönül verenlerle yolun diliyle konuşmamız gerekmez mi?

Bence referandum dolayısıyla tartışılmayan bu konu enine boyuna konuşulmalıdır. Bu çaba hem Türkiye’yi, hem de Türkiye’deki Aleviliği nereye götürür bu iyice konuşulmalıdır.

Saygılarımla.



Ali Rıza Aydın.
19 Eylül 2010


1- Derviş Mehemmet Divanı, Merdiven Köy Şah Kulu külliyesi yayını 2.baskı 1993 sayfa 34

2- Bakınız: Rumlu Hasan, Şah İsmail Tarihi, ardıç yayınları 2004 sayfa 191. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, ANADOLU BEYLİKLERİ, TTK yayınları 5. baskı sayfa 173, Halil İnalcık Devlet-i Âliyye, İş Bankası yayınları 1. cilt sayfa138–139
3- Şah sözcüğü, Farsçada En, en büyük demektir; yiğit (Merdan) en yiğit yiğitlerin en yiğidi (Şahmerdan) der gibi en anlamına gelen bir sıfattır.
4- Aslında doğru söylem şöyle olmalıdır Çelebilerden yada Çelebi zadelerden Kalender Şah, Çelebi zadelerden Şah-ı Kalender. Hacı bektaş sülalesinden Kalender Şah vb
5- A. Celalettin Ulusoy, Alevi Bektaşi yolu, 1986, kendi yayını sayfa 83.
6- Bakınız 1925 tarihli, Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarkar İle Bir Takım Ünvanların Men ve İlgasına Dair Yasa.

7- Pir Sultan bir nefesinde şöyle diyor: “Urganım çekildi sığındım dara / Üstüme döküldü ağ ile kara / Muhbirin üstünde çıralar yana / Erler himmet edin ben gidiyorum” Ali Haydar Avcı, Bizede Banazda Pir Sultan derler sayfa. 121. Cumhuriyet yayınları 2004
8- Bunlar türkü olarak söylenen Pir Sultanın nefesleri, birini Musa Eroğlu diğerini de Ruhi Su söyler.
9- Ali Haydar Avcı, “Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler” 1. Baskı Cumhuriyet yayınları Sayfa90

10- Bakınız Nejat Birdoğan Çelebi Cemaletin Efendi’nin Savunması na yazdığı önsöz. Berfin Yayınları birinci baskı 1994 sayfa 9.
11- Vilâyet – Nâme, Menâkıb-ı Hünkar Hace Bektâş-ı Veli, “Hacı Bektaş –Bostancı Baba. Hazırlayan Abdülbâki Gölpınarlı, İnklilap yayınları 2 baskı sayfa 54–55
12- Bu söz şöyle de söylenir: “Kızımı sana söylüyorum gelimin sen duy”.
13- Şeyh Safi Buyruğu, Yayına hazırlayan Dr. Ahmet Taşkın, Rheda-Wiedenbrüç Çevresi Alevi Kültür Derneği yayınları 2003, sayfa 84–85, Bu konu Ali Haydar Avcı kitabında işlenmiştir bakınız, Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler sayfa 163-164
14- Ali Haydar Avcı Bizede Banazda Pir Sultan Derler sayfa 108-109 132 nolu dipnot.
15- Rumlu Hasan, Şah İsmail Tarihi, sayfa, 170
16- Rumlu Hasan, Şah İsmail Tarihi, sayfa, 213
17- Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız Valther Hınz, “UZUN HASAN ve ŞEYH CÜNEYT” sayfa 8–9. Türk Tarih Kurumu yayınları. 2.baskı
18- Nefesi tümü için bakınız Ali Haydar Avcı Bizede Banazda Pir Sultan derler birinci baskı sayfa 171-172
19- Bu nefesi de Ali Haydar Avcının kitabından yazdım. Sayfa 120–121. buna benzer başka bir nefesindeki dizesi de şöyle: “Bir hal ile biz onlara katıldık / Kemlik ile dışarıya atıldık / Bir münkirin tuzağına tutulduk/ ulaş yetiş Pirim İmam Hüseyin. Ade sayfa 117
20- Ali Haydar Avcı “Bizede Banazda Pir Sultan Derlere” sayfa 117. Kitapta Hüşeyin diye geçen ismi Üseyin diye yazdım, aslında halk arasında üseyin denir.

Konu Rıza Aydın tarafindan (09-21-2010 Saat 22:35 ) değistirilmistir..
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to Rıza Aydın For This Useful Post:
DEMAN (09-23-2010), Devrim06 (09-23-2010), kral çıplak (09-22-2010), İşcanbaba (09-22-2010)

Alt 09-22-2010, 21:36   #2
İşcanbaba
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
İşcanbaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi : İşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud of
İletişim
Standart

İlginç,
Kİmse bakıp okumamış yazıyı,
Bence , tarihsel ve bilgisel anlamda öğretici bir yazı, bilgilendirici bir yaz,

VE Benim bir iki sözüm olacak bu yazıyıa,

Sevgili Rıza Abi.

Yazını okudum, eline sağlık, Duayrlı olmamız gereken bir konuya parmak basmışssın,
Doğrusnu istersen bende bilmiyorum, bu dava nasıl sonuclanır, ve bunun sonucunda neler getirir, götürür,
Her şekli ile, bizlere fayda sağlamıyacağı gibi düşünce içindeyim,

Yazında, Alevilerin Dergahlarına yönelik asilimle girişimlerini ders niteliğinde anlatman, öğretici olduğu tartışılmaz,
Ançak, bugün durum getçmişte yaşananlardan farklı, Devletten maaş alma talebi bu sefer ALEVİLERDEN geliyor,
Yani aleviler, (Cem vakfı ve yancıları da olsa geneli karşılamasa da) kendileri talepte bulunuyorlar,

Aslında bunu Devletin, hakim güç ve inancın hakimlerinin görmemesi ve bu talbei karşılamaması ilginc,
İşte tam sırası, Cemevlerini camileştrmenin ve tahminde kısa bir dönemde Alevileri asimile etmenin gönüllü yolu acılmış bulunmakta, bundan faydalanmaları gerekmektedir,
Bugün bir çok Alevi canları, Bayram namazını Cemevlerinde kılmakta (Ankara, Kuşcağız cemevinde), Bayram cemleri yapmakta vs. gibi, Devlet bunu kullanarak,
Buna yol acan dedelere 1-2 ders verdikten sonra, kendlerini ehlisünnet vel camaatten saymamaları için sebeb kalmayacak gibi,

Sevgili Rıza Abi.

"Alevileri o zamanlar devlet alevi tebaası yapmayı Osmanlı başaramadı o zamanlar dedeleri Osmanlının dedesi memuru yapamadılar şimdide yapamazlar. AİHM buna olur verse de bu olmaz bu böyle biline. Olmayacak dualara amin demek bizlerin işi olmadı olamazda."

BU iddalı sözüne katılmak isterdim,
Ülkemizin gerçeği malesef bu minfaalde değil gibi geliyor bana, Eğer ki, AHİM ve Devlet dede lere maaş vermek isterse ,Dedelerimiz sıraya gireceklerdir,
BU isimleri belirleyici olacak olanda CEM Vakfı olcaktır, Cem vakfının ulaşmadığı yerlerde ise, yörenin Dedeleri , postta oturan olsun , oturmayan olsun bir şekilde bundan faydalanmak için caba harcayacaklardır.
Ve belki de Diyanet veyya ;devlet, maaş verecek dedeleri için sözlü veya yazılı sözlü sınavlar yapacaktır, en iyi Kur'an okuyan ve Hanifi mezhebine yakın olanlarını sececektir gibi bir hisde var bende,

BUnda da başarılı olacaklar gibi geliyor,
Çüğnkü herkez gönüllü bu işe,

Sevgili Abi,

Birde bu olaya farklı yönden bakarsak ki,


Diyanette 100.000' e yakın din adamı mevcut ve bu din adamları içinde şeriatı, ve kendi içinde, süleymancı, Nurcu, Nakşi insanlar var, ve bunlar devletten para alıyorlar, amma asimile olmuyorlar, devletin anladığı anlamda dindar değiller, ve diyanet kurumuna hakimler, BUgün Diyanet ülkeinin bir çok yerinde istediği hocayı atayamıyor, Camii hocalarını değiştiremiyor, o camii nin cemaatı hangisini secerse o hoca orya atanıytor, Bugün, İskender cami, İsmail cemaatı gibi, Nurcular gibi cemaatler devletten para alıp, devlete karşı örgütleniyorlar,
Acaba aleviler de Devletten para alıp, hemde KIZILBAŞ kalamazlar mı? Taban bunu dayatamaz mı? kendi dedelerini buna ikna edemez mi?

Tabi ki, Yolumuzda , Ocak silsilesi önemlidir, her talip, kendi Pir'inden görülür vs. bunlar şimdilik tartışmaya acılmaya gerek olmayan şeyler.

Sevgili Rıza Abi,

Sersem Ali Babanın , Kanuninin kayını olduğu düşüncesini çok paylaşmıyorum, bana aksak duruyor gibi geliyor,
İnandırıcı gelmiyor, Şu an elimde bir belge dayanak olmasa da, Kanuni, niye Kayınını Dergaha göndersin, İstanbulda o kadar Tarikat ehli varken, ve buna gönüllü iken,

Alinti:
Osmanlının “Nakibu’l Eşreflik” kurumunca yapılmıştır. Osmanlı Şecerelerine bakın hep bu tarihten sonradır. Bunlar hiç tesadüf değildir
Sizin bildiğiniz bu kurumda "DEDELİK" beratı alıpda, Köy alevilerini sünnileştiren bir olay oldumu?
Veya Bektaşilerce bunu alıpta, Alevi köylerinde daha islami bir yapı oluşturanlar oldumu?
Yoksa, Tün bu belgeleri alanlar, Sünni, Nakşi,Halveti, Kadiri vs. tarikat ŞEYHLERİ mi?
Alevilerden bu tuzağa o dönemde düşen oldumu?
Bu dönemde düşecenler var, bunlar herkezce malum da.

Neyse
Rıza abi bu konu ile ilgili ilk akla gelen düşüncelerim bunlar,
Saygılarımla
Sağlıcakla Kalın.

Bülent İşcanoğlu.


2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.

Dinimiz sevgi
Kabemiz insan

Iscanim ne oldum deme
Siirin hakkini yeme
Kafiye yok gitmis güme
Kim neyi bilir bilinmez
İşcanbaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post:
Devrim06 (09-23-2010), kral çıplak (09-22-2010), nisan3 (10-02-2010)
Alt 09-23-2010, 00:21   #3
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Saygıdeğer Rıza AYDIN;

Vermiş olduğunuz değerli bilgiler için teşekkürler...
Cem vakfının AİHM-ne gitme kararıyla ilgili haberler forumlara konduğunda bu konu benim ilgi alanıma girdiği için birçok Alevi formunda aynı yoruma dayalı yazılarım oldu...
Dün itibariyle size ait bu topiği görünce " Bu yazı neden diğer topiklere eklenmedi de buraya ayrıca açıldı diye düşünerek biraz yadırgar gibi oldum...Fakat yazıyı okuduğumda oldukça geniş perspektiften bakılmış olduğunu gördüm ve bunun ayrıca ve topluca tartışılmasının daha doğru olacağına karar verdim "

Şimdi ise ben bazı şeyler aktarmaya çalışacağım ama bunlar kısmi olacak...
Meselenin önceki kısmını es geçip yalnızca Cem vakfının AİHM-ne gitme konusunda bazı bilgiler ve tahminler sunacağım...
Zaten sizinde önceliğinizin bu konu olduğunu düşünmekteyim...
Zira meselenin tarihsel boyutu zaten her zaman tartışılıyor ve doğaldır ki bundan sonrada uzunca bir zaman tartışılmaya devam edecektir...

Mesleye başlarken... " biliyorsunuzdur!!! mutlaka duymuşsunuzdur!!! " cinsinden sözlerle abesle iştigale girmeden direkmen diyeceğim şudur...
Benim dava ile ilgili olarak AİHM tarafından açıklanan nihai karara bakarsak,
orada söylenen şeylerden yola çıkarak sizin merak ettiğiniz soruların cevabını bulabileceğimize inanıyorum...

KİMLİGİME ALEVİLİK YAZILSIN istemli davanın kararını veren AİHM şu iki noktaya önemle parmak basıp sonunda bir karar vermiştir...
Mahkeme karar yazısını Türkçeye çevirtemediğim için bende sadece gazete yazılarından edindiklerimi buraya yazacağım...
AİHM demiş ki...

1: Ey Türkiye Cumhuriyeti...Madem sen vatandaşlarının kimliklerine dinini yazacaktın o halde VATANDAŞIN İSTEĞİ DOĞRULTUSUNDA YAZMAN GEREKİRDİ...nokta...

2:Fakat burada esas olan insanların hangi mezhepte olduğu veya bu mezhebin kimliklere yazılması değildir...nokta...

İşte bu sözler ne anlatmak istiyorsa ve özellikle de ikinci madde... işte Cem vakfının alacağı cevap ta bunun içinde gizli...

Büyük bir ihtimalle AİHM şöyle diyecektir...( Türkçesi ) Kardeşim sen zaten Müslümansın... ( Hani diyor ya Alevi-İslam diye ) Devletinizin koskoca diyanet kurumu var...80-90 bin camisi var...100 bin civarında din görevlisi var...Sizin kendi içinizdeki mezhep sorununu yüzyıllardır çözemiyorsunuz biz nasıl çözelim???

Zaten en az 5 sene sürecek olan bu dava sürcinde yüce devletimiz cem evleri konusunda birçok iyileştirmeler!!! yapacak,
mesela kültür müdürlüklerine bağlayacak...
Maddi yardımlar verecek,
işte buna benzer şeyler yapacağından,
savunmasında bunları da öne sürecek ve birde Alevilerin gerçek Müslümanlar olduğunu ve İslamda Alevilikten başka mezheplerinde olduğunu fakat hiçbirine ayrım yapmadıklarını,
kimseyi cami kapısından kovmadıklarını,
Alevileri camiye davet ettiklerini,
ve fakat ne kadar rica ettkse bir türlü gelmediklerini,
Alevilere bu ayrıcalığı tanımalarının dini ve yönetimsel olarak vede laiklik açısından da asla uygun düşmeyeceğini söyleyerek davayı kazanacak...

Sevgili hocam;

Bu haberin açıldığı diğer topiklerde de bazı olmazlara işaret etmiştim mecburen burada da tekrar etmem gerekiyor...
Tespit ettiğim üç adet OLMAZ vardı,
şimdi bunları da sırasıyla yazayım...

1: Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cem Evlerini resmen tanıması devletin resmi ideolojisi olan TÜRK-İslam anlayışına temelden ters...Devlet böyle bir uygulamayı asla kabul etmez,
direkmen bölünme nedeni sayar...
Tıpkı benim davamda saydığı gibi...
Siz istediğiniz kadar Alevi-İslam söylemini uydurun bunun hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur...
Çünkü Cem Evlerinin devlet tarafından resmen tanınması demek aynı zamanda Aleviliğin resmen tanınması anlamına gelir ki bunu yapacak olsaydı benim açtığım davayı reddetmezdi ve bu sorunda yıllar önce çözülmüş olurdu...

2:Alevi İslam söyleminin İslam açısından kabulü mümkün olmadığı ve asla mümkün olamayacağı gerçeği ortadayken,
kalkıpta böylesi bir dava açmanın mantığını anlamakta mümkün değil...
Bu girişim olsa olsa adam kandırmaca olur...
Sen hem müslümanım diyeceksin ve hemde camiye gitmeyip,
camiye alternatif bir yapılanmaya gideceksin ve bu devlette bunu kabul edecek???
Buna ancak YUH denir...
Adamlar elbirliğiyle 90 yıllık laik Cumhuriyeti yıkma aşamasına gelip neredeyse şeriat ilan edeceklerken,
birde Alevi nüfusunu kaybetmeyi göze alabilir mi???
Cem evini kabul etmesi Aleviliğin İslam dışı olduğunu kabul etmesiyle eş anlamlıdır...
Hal böyle olunca ABD bu işe razı olur mu???
BOP projesi suya düşmez mi???

3:Üçüncü engelde şu...
Benim dava yerel mahkemede görülürken,
mahkemenin isteği üzerine DİB bir yazı göndermişti...
Mahkeme de bu yazıya dayanarak davamı reddetmişti...
Diyelim ki herşey yolunda gitti ve cem evlerine yasal statü verilmeye karar verildi...
Bu seferde ben karşılarına çıkacağım...
Elimde kapı gibi DİB belgesi var...
Bunların vereceği statünün ne olacağını adım gibi bildiğim için,
bu tür oyunları yutmayacağım ve o yazıyı ortaya koyup onların oyununu bozacağım...
Çünkü DİB-in yazısında camiden başka hiçbir yerin islam mabedi olamayacağını söylüyor...
İslam dini yedi senede değişmeyeceğine ve DİB-in görüşleri de değişmeyeceğine göre demek ki bu işin hiçbir çözümü yok...
Bunca şey ortadayken herşeye rağmen yalancıktan resmiyet tanıma işine girişirlerse,
bu seferde ben onları AİHM-ne kadar götürüp orada işlerini bitiririm...
Zaten bu güne kadar DİB-in bu konuda birşey söyleyemeyişinin altında yatan nedenler aynen bemin anlattıklarımdır...
Size abartılı gelebilir ama ben şuna inanıyorum...
Bence DİB Başkanı BARDAKOĞLU benim davaya gönderdiği yazıyı düşünüyordur ve hatta rüyalarında beni görüyordur...

Saygılarımla

Kral çıplak.

Sinan IŞIK

Konu kral çıplak tarafindan (09-23-2010 Saat 00:35 ) değistirilmistir..
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
DEMAN (09-23-2010), Devrim06 (09-23-2010), İşcanbaba (09-23-2010)
Alt 09-26-2010, 14:47   #4
İşcanbaba
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
İşcanbaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi : İşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud of
İletişim
Standart

Sevgili Arkadaşlar,

A.Rıza Aydın , bu yanıtlarımıza istinaden MSN sen bana gönderdiği, yazılarını buraya aktarıyorum,
BU konu ile ilgili 2 Mesaj göndermiştir,
1- Mesajı.

Sevgili Bülent

Önce yazıma gösterdiğin için sağ ol.

Yazım anlaşılmamış bence.

Yazıda asıl konu AİHM bağlamında Pir Sultanın asılma sürecidir.

Pir Sultanın asılma süreci ile ilgili ilk defa böyle bir tez ileri sürülüyor. Eğer bu yorum doğruysa tarih yenden yazılır özelliklede Pir Sultan asılma süreci.
Pir Sultan bir isyan sonucu değil Osmanlının getirdiği yeni düzenlemeye karşı geldiği için asılma süreci.

Bence yazı anlaşılmamış.

Sen Serem Ali babanın SERVER paşa olduğu sorunu.

Alevilikte dede babacılık sorunu vs.

Ekte eski bir mektubumu gönderiyorum

selam
Rıza Aydın


deyip,
2. Mesajına da not düşerek yazısını göndermiş.

2. mesajı
Sevgili Bülent

Pir Sultan tarihte yok deniyor. Değilmi. Erdoğan Cınarın yazdıklarını düşün. Rumlu Hasanın kitabından iki bölüm aktarılıyor. Bunları nasıl görmüyorsunuz.
Pir Sultanın hızır paşa hikayesinde asıl eleştirilen server paşadır diyorum.

Ben cepaplarda yazılanlara hayret ettim. Ben demekki iyi anlatamamışım.
yazıyı ekte tekrar salıyorum.

yazıda farklı bir tarih anlayışı var aslolan o.

selamlar
rıza aydın


Alinti:
… YOL AYRIMI
Sevgili canlar:
Görülenle gerçek aynı olsa bilim olmazdı, bilim ( alevi literatüründe kullanıldığı anlamda söylersek batın ilmi) bunun böyle olmadığın gösterir. Kazım canın söyledikleri, iyi hoşta, üzerinde fazla düşünülmeden söylenmiş sözler olduğundan, hakikati anlatan doğru şeyler değil, ama kulağa hoş geliyor. Bu konu kaç kişinin ilgisini çeker, zaman ayırıp üzerinde durmayı değer mi bilmem ama kıymet verip ilgilenecekler için kısaca bildiklerimi paylaşayım.
Anadolu’daki Alevilerin yol ayrımının başlangıç anı Kanunu Sultan Süleyman’ın kaynı, bir dönem sadr-ı âzamlığını da yapan, o zamanlar "Server Paşa olarak" bilinen (ilk vaftiz adı daha uzunca bir şeydir) -bizim Sersem Ali Baba diye bildiğimiz- zatı muhteremi Hacıbektaş takkesine Alevilere baş olsun diye görevlendirmesiyle başlar. Sersem Ali Dede Baba, Balım Sultan öldükten sonra bu göreve -Kanuni tarafından - gönderilir ama Kalender Çelebi'nin o zamanki gücü karşısında bu görevi başaramaz (Hacıbektaş’ta duramaz) geri gider; ancak Kalender çelebi isyanı bastırılıp, Kalender Çelebi 1528 idam edildikten sonra, artık bir engel kalmadığından Sersem Ali Dede Baba'da Hacıbektaş’a yerleşip bu görevine başlar; zatın Hacıbektaş’ta sürekli yaşamaya başlaması ile “Dede Babalığında” başlangıcını gösteren tarih olarak 1551 yılı gösterilmektedir - A. C. Ulusoy 1552 tarihini vermiş- ( Bu konuda, benim baş ucu kitabım olan A. Celalettin ULUSOY'un " ... Alevi Bektaşi yolu", Şevki KOCA'nın interneti olan herkesin ulaşabileceği yazısı, Orhan Türkdoğan'ın Alevi Kimliği adlı kitabı, Baki Yaşar ATINOK'un "Alevilik Hacı Bektaş Veli Bektaşîlik" adlı kitabı, J. Birge’nin “Bektaşilik Tarihi” ile Bedri Noyan Dede Baba'nın kitaplarına bakıla bilinir. Konuyla ilgilenene konu hakkında kaynak bol.) Bu tarihten sonra Anadolu’daki Alevi kitle ikiye ayrılır, Osmanlıyla arası iyi olan devletin yardımlarını esirgemediği guruba Babalılar- Dervişçiler, onu kabul etmeyen eski yoluna devam eden guruba da, dedeciler, Çelebiçiler, Pençeciler Köy Alevileri vs denmiştir. İ. Melinkof gibi bir çok yazarda bu iki gurup için "köy Alevileri şehir Alevileri" tabirini kullanmıştır. Pir Sultan'ın Şiirlerinde adı sıkça geçen meşhur Ali Baba’da zaman içinde bu yola- bu süreğe girmiş, bunun karşılığı olarak ta Osmanlı devletinden tekkesine bolca para verilmiş, ama gel gör ki sonunda bu tekkede, bu ocakta süreç içinde Sünnileşmiştir. Tarih boyunca devlet Alevileri kendi haline hiç bırakmamıştır. Fransızların savaş için söylediği bir sözü, azcık değiştirerek söylememe izin olursa "Devlet dini o dine inanlara bırakılmayacak kadar ciddi bir alan olarak" görmüştür hep. Bu anlayış halada sürüp gitmektedir.
Kısaca Anadolu Aleviliğindeki yol ayrımı devletin bu tutumundan kaynaklanmıştır. Osmanlı Devleti ile onun taraftarı olan aleviler Hacı Bektaş’ın evladı olmadığını söyleyerek -o zamana kadar- Hacı Bektaş’ın Evladı olarak inanılıp kabul edilen Çelebileri dışlamışlardır. Bu tarihten sonra Alevilik şak diye ikiye bölünmüştür. Anadolu’daki Aleviliğin Yol ayrımının tarihi bu andır. Hacı Bektaş’ın evladı yoktur diyen guruplara devlet her türlü yardımı, her türlü desteği yapmış onlara, Hazreti Muhammed’in soyundan geldiğini gösteren -soy- secereler dağıtmıştır. İşte o gün, Hacı Bektaş’ın evladı yoktur diyenlerin bugün ellerinde bulunan kapı gibi secereleri bu ihanetin bir armağanıdır. Şimdi biliyorum, bunu deyince bana kızacak zatı muhterem çok olacak ama dikkat etsinler bu secerelerin tarihi hep bu tarihten sonraya yani 1552 den sonraya dayanır. Tüm Alevilerce, üç yüz yıldır Hacıbektaş’ın evladı olarak kabul edilip bağlanılan aile ocağının çocuklarını, Hacıbektaş’ın evladı olarak kabul etmeyen Osmanlı devleti, kendisi gibi bunu reddeden başka ocak yada ailelere seyitlik payeleri ihsân etmiştir. Hacı Bektaş'ın zamanından beri tekkeye hizmet edenlere Hacıbektaş tekkesince verilen “HÖÇÇET” denilen şeyle bunu, yani Osmanlı Devletinin ihsan ettiği bu secereleri birbirlerine karıştırmayın. Bu secerelerde, zaman zaman "bu ocak Hacı Bektaş’ın büyük kardeşidir" vs diye onere edilmişlerdir. Devlete baş kaldıran bir aile önderinin -Kalender Çelebi'ni- kanlı kellesinin üzerinde yaşanılan bu ayrılık o zamanlar çok şiddetli olmuştur. O zaman ayrım çizgisi kısaca şöyleydi yada şöyleymiş Hacı Bektaş’ın evladı yoktur dedin mi cici Alevi olup Osmanlı devletince ihsanlara gark ediliyormuş un, yok eğer Hacı Bektaş’ın evladı vardır denildi mi defterin dürülüyormuş; bu yüzden bunu diyenler köylere, ücra yerlere kaçar olmuşlar. Ama sanırım bu kadar söz, bu günlük yeter. Tanıdığım bir ozan vardı da derdi ki "sözün tümü çocuğa söylenir." Anlayan anlamıştır.

Yani konu sanılanın aksine karmaşıktır. Bu gün öz olarak şu söylenmelidir. Alevilikte Hak'ka giden yol halktan geçer. Bu yüzden dede cemde Dede posta oturmadan önce canların rızalığını alır. Ruhu Su’nun çok güzel okuduğu bir nefeste ".... Hakka makbul olmak ister halka makbul olmadan" denir. Dede kim olursa olsun, sonunda gelip bu halkın rızalığını alacaktır, Devletin atayacağı bu dedelere bu halk rızalık verir mi vermez mı bişey diyemem. Konu böyle bilinmeli. Bu günlerde bu konuyu, yüzyıllara dayanan tarihsel süreçte billurlaşarak gelişmekte olan, bu bilgi birikiminin, bu kültürün taşıyıcısı konumundaki Alevi kurumları- Alevi örgütleri bu konuyu kendilerine yaraşır bir biçimde sürdürmelidirler diye düşünüyorum; böyle olacağına da inanıyorum. Artık güveneceğimiz, inanacağımız sonunda dönüp halktan güven tazeleyecek demokratik işlerliği olan örgütlerimiz var.
Aşkı muhabbetle yazdıklarımı okuyan herkesi niyaz ederim. Kazım canı severim ne olur bana kızmasın . Konu bence böyle böyle böyle. Belki de şimdi Sezen Aksu'nun " Masum değiliz hiç birimiz" şarkısını çalmanın tam zamanıdır. 06.12.07

A:Rıza AYDIN.
KAYMAK KÖYÜ

İşcanbaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 09-26-2010, 14:58   #5
İşcanbaba
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
İşcanbaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi : İşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud of
İletişim
Standart

Sevgili Rıza abi,

Bende kendi adıma ilgine teşekkür ederim,

Evet, İlk yazını öğretici bulduğumu belirtmiştim, Ancak Pir Sultan Abdal'ın, tarihsel olarak bu şekilde anlatımı olmamıştı, bunu gözden kaçırmışız,
Evet, Tarihsel Pir Sultan'ı ete kemiğe büründürme yazısı olarakda algılanmalı yazınız.

Server Paşa Konusunda da, gene çekincelerim var, ancak aksini de beyan edemediğim için, şu an bu tez doğru kabul görünmektedir.

Yine pir Sultan'a dönersek, Açıklamanızda, E.Çınar'ın Pir sultan- Pir Silvnus tezine karşı bir duruşda olduğunu anladım, Yanlışmı düşüncem bilmiyorum,

BU nedenle size bir soru da yöneltmek istiyorum, yanlış anlaışmak da istemem,

Sizin ve E.Çınarı'ında bulunduğu , YOL Tv de ki bir programda, E.Çınar'ın Tezlerine karşı sözlerinizden sonra, E. Çınmar'ın ISRARI üzerine siz biraz geri çekilerek , Sn.Çınar'a hitaben onun tezini doğru kabul eder şekilde " USDAT daha iyi bilir " dediniz, ( Hafızam beni yanıltmıyorsa)

Son yazınız ile bunu bir ÖZELEŞTİRİ olarak mı? algılayalım, yoksa bu konuda bir öz eleştiri ve KARŞI TEZ sunacakmısınız,

Sevgili Rıza Abi,
Rumlu Hasan'ın, Şah İsmail tarihi isimli kitabını edindim, Hızla okumaktayım,
Ş.Keçeli'nin ( sanırım )yayın yönetmeni olarak sunumunda dil temiz bir dil kullanılmış, Bazı bölümlerde isimler, karışmış gibi, bazı notlar düşülürmüydü bilmiyorum, -Karakoyunlu Rüstem veya Akkoyunlu vs. gibi-

Kitap önerilerini dikkate alıyorum abi,
Saygılarımla.
İşcanbaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post:
Rıza Aydın (09-29-2010)
Alt 09-29-2010, 17:13   #6
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart

Sevgili Bülent merhaba


Alevi- Kızılbaş Yolu bu toprakların en kadım süreğidir. Aleviler bazan buna "YOL" bazan da "SÜREK" derler. "Yol oğlu kamile yoldaş olmaya / İkrar verip bir ikrarda durmaya / Dört kitabının manasını vermeye / Aradım ustazım bulayım diye" yada "Sorma be birader mezhebimizi / Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır" yada Pir Sultanın "Yoldaşına Yol diliyle yolun sırrın soran gelsin" dediği gibi bir çok nefeste bu yolun değişik yanları işlenmiştir. Genellikle sürdürdğükleri bağlı oldukları gelenekler bütününe YOL demişlerdir YOL, YOLUMUZ vb. Bu yolun 1242 deki Babalılar Hurucundan sonra bu yolun SERÇEŞMESİ yani baş çeşmesi Hace Bektaş olmuştur. Dikkat et tek çeşme denmiyor baş çeşme deniyor. "Eğer dört ırmağın gözün sorarsan SERÇEŞMEDEN gelir suyun durusu" deniyor.

Bu kadım yolda tarih içinde bazı ayrılıklar çıkmıştır. Bunu zaman zaman sorarlar Bektaşilik ne alevilik ne yada Babağan kolu Çelebi kolu ne demek diye. Bunu hemen bir cümleyle anlatamaz susarız. Çünkü olayın bir tarihi derinliği vardır olguyu tam veremeyecekseniz susmanız en doğrusudur. Amam bizim (benim) susuyor olmam(ız) cevap veremeyeceğim anlamında yorumlanmamalıdır.

Anadolunun bu kadım yolunda zaman içinde bazı ayrılıklar olmuştur. Bu ayrılıkları iyi anlayıp buradaki bir çok şeyi bir birine karıştırmamak için bu ayrılıkların hangi tarihi koşullar içinde, nasıl oluştuğunu, bu ayrılık doğduktan sonra, bunun tarihsel süreci nasıl etkilediğini, bunun süreç içinde nasıl değişiklikler yaşayıp ne zaman önemini kaybettiğini kendi tarihi süreci içinde incelemek gerekir. Ben böyle inceledim böyle inceliyorum. Bu yaptığım yazdıklarım yani benim bu çabalarımım bir kısmı yada ürünü.

Bu yolda ayrılıklara incelediğinde göreceksin ki bunların tümü Devletin bu yola müdahalesi yada devletle bu yolun birleşmesi çabasından doğmuştur. Bu devleti dışlayan yaşam biçimi devletin kontrolune sokulmak istenince bölünme olmuştur perdelerin altında süren ayrrılığın özü budur. Bu dünde böyleydi bugünde böyle. Aslında Hırıstiyanlıkta böyledir Devletin düşman sayıp ezdiği anlayış Isa'dan yaklaşık olarak üç yüz yıl sonra devletle birleşmiştir. Burdanda engizisyon doğmuştur. Bir vesile ile ilgili yazdığı Hızır Paşa .... adlı yazımı ekte salayım sana.

Alevi din adamları devlet memuru olup devleten maaş almaya başlayınca bir değişimde başlayacak. AİHM başvurunun özü bu.
Bu bu yoldaki ilk teşebbüs mü hayır; yazıda işlenen bu soru. Bu bu yolda ilk önce Server Paşa namıyla ünlü olan Sersem Ali Babanın Dergaha gelip orayı yönetmeye başlamasıyla çıkmıştır. Aleviler bunlara "DÖNÜK" derler. Bunları cemlerine almazlar kızlarını vermezler. Bunlarsa kendilerine Babagan yada Bektaşi derler. Bektaşi tabiriyle küçük anlamda kasdedilen şey bunlardır.

Benim IHTIRICI adlı çalışmam bitince bu konu daha iyi anlaşılacak, bunu umuyorum. Romanya'daki Alevi derneği Başkani Şakir Aydoğanla bu konuda başka bir mektuplaşma sürdürüyorum- bu yazımda bitmek üzere bunuda yakında yayınlarım. (İstersen bit memiş haldede salabilirim sana.)

Senin ihtirzlarını sorularını okuyunca Pir Sultanın yaşadığı o tarihsel dönemle ilgili yazının başına böyle bir acıklama yapmak gerektiğini düşündüm şimdi onu yapacağım.

Erdoğan Çınarla yaptığımız proğrama geline.
Önce şunu söyleyim ben tartışmada, yanımdaki arkadaşımla muhabbet ederken mütevazice davanıp tartıştığım- muhabbet etiğimiz kişiye üstat diye bilirim derim, tarzım budur.

O proğram öncesi konuşmamızda proğramda sadece Hace ( Hece öğrtemen demek) Bektaşın tarihi kişiliğini Serçeşme olarak bugün bu makamda oturan zatın önerisini konuşacaktık. Pir Sultan konusu, Erdoğan Çınarın kendine ait olan özel olarak incelenmesi gereken görüşleri bu proğramda işlenmeyecekti. Ama gündeme geldi. Ben sesizliği yeğledim.

Senin dediğin an, hatırladığım kadarıyla, Hace Bektaşa İHTIRIMCI dışında ECE- ECEM de dendiğini açıkladığım andır. Bu Hace Bektaş Velayetmesinde var kimse şimdiye kadar bunu görmemiş- dikkat etmemiş. Veleyat Namede ECE nin ne anlama geldi yazıyor ben ordan okudum. Erdoğan Çınar dostumuz bunun eski bir kaynakta KIRALİÇE anlamında kullanıldığını söyledi. Ben dediği kaynağı iyice incelememiştim. O Kitap şimdi yanımda yok, Bilge Umarın bir sözluğu bu. Ben bu anlamada Üstat daha iyi bilir dedim, sanırım kasdettiğin bu. Sanırım dediğin an bu. Kasdettiğin yazımda bu anlamda bir özeleştiri vs yok. Bunları yıllardır söylüyorum ama kimse anlamıyor yada duymuyor.

Senden ricam şimdi şu. Buraya Türk Dil Kurumunun Hazırladığı Büyük Sözlüğündeki ECE maddesinde ne yazdığınıda ekle. T. D. Kurumunun internetteki Web sitesinden buna ulaşa bilirsin. Büyük Sözlüğüne bak.

Sevgili Bülent biz yani alevi camiası bu konuları yani tartışıyoruz. Sen bana Sersem Ali Baba ile Kanuninin Kaynı Server paşa aynı olamaz diye ihtiraz ediyorsun. Sen bunu söylüyorsan genel durumumuzu düşün. Bir özrümüde ne olur kabul et. Suan Adanadak Kutup Hanemden çok uzaklarda kitap fakiri bir yerden bunları yazıyorum. O canımın için kitaplarımın içinde olsaydım sana bir çok yerde güzel bölümler aktarırdım. Senden ricam bunların geçtiği yerlerde arayıp koymandır. İnternete Hz. Gooğleye bile sorsan bir çok bilgiye erişirsin. Beni tartışmalardan haberdar ettiğin için çok sağ ol. Aleviyoldaki tartışmalardanda sayfana bölümler koy.

Sevgilerimi
Selamlarımı kabul et

Sağlıcakla kal
Rıza.
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 10-02-2010, 15:12   #7
İşcanbaba
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
İşcanbaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi : İşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud of
İletişim
Standart

Sevgili Rıza abi,

Alinti:
Senin dediğin an, hatırladığım kadarıyla, Hace Bektaşa İHTIRIMCI dışında ECE- ECEM de dendiğini açıkladığım andır. Bu Hace Bektaş Velayetmesinde var kimse şimdiye kadar bunu görmemiş- dikkat etmemiş. Veleyat Namede ECE nin ne anlama geldi yazıyor ben ordan okudum. Erdoğan Çınar dostumuz bunun eski bir kaynakta KIRALİÇE anlamında kullanıldığını söyledi. Ben dediği kaynağı iyice incelememiştim. O Kitap şimdi yanımda yok, Bilge Umarın bir sözluğu bu. Ben bu anlamada Üstat daha iyi bilir dedim, sanırım kasdettiğin bu. Sanırım dediğin an bu. Kasdettiğin yazımda bu anlamda bir özeleştiri vs yok. Bunları yıllardır söylüyorum ama kimse anlamıyor yada duymuyor.
Alinti:
Erdoğan Çınarla yaptığımız proğrama geline.
Önce şunu söyleyim ben tartışmada, yanımdaki arkadaşımla muhabbet ederken mütevazice davanıp tartıştığım- muhabbet etiğimiz kişiye üstat diye bilirim derim, tarzım budur.
evet sanırım konu buydu,
bazen insalar düşünce karşıtlığından dolayı, önyargılı olabiliyor ve buda doğru algılamaları engelliyor, yanlış algılama benden kaynklanmış, ve bu açıklaman ile de benim gibi anlayanlarada açıklama getirmiş oldun-k.

Önerin üzerine ECE sözcüğüne , ınternetten TDK sözlüğüne baktım,
ECE : 1. Başkan, ulu, ileri gelen. 2. Ak sakallı ihtiyar. 3. Arkadaş, dost.
Cinsiyet: Kız
1. Kraliçe. 2. Güzel kadın. 3. Büyük kardeş. 4. Ana.
--------------
ece
Reis, ulu, ileri gelen.

Tarama Sözlüğü 1967
----------------
ece
Ağabey (Hayta yörüklerinde)

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
----------------------

ece
büyük kız kardeş

Divanü Lügati’t-Türk

-------------------
ece
1.bk. ede (I)-1. 2. Baba. 3. Amca. 4. Erkek kardeş. 5.bk. eci-1. 6.bk. eci-4. 7. Babaanne. 8. Kadın. 9. Arkadaş, samimi arkadaş. 10. Ağa. 11. Aksakallı ihtiyar. 12. Hala çocuğu.

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
--------------------

ece
Büyük kardeş, ağabey.

Yenge.
Abla, büyük kız kardeş
Türkiye Türkçesi Ağızları
Sözlüğü
-----------------

Bu bilgilere ulaştım.


Sersem Ali, baba konusu hala benim kafamda şüpheli bir kişi, Niyesine gelince,

Bu kişi kanuni'nin kayını, yani Müslüman olması veya Bektaşiliği bilme şansı çok az, Kızkardeşi, sırp yada slav, bu savaş esiri olarak önceden de getirilmiş birisi olamaz,
Yine tahminime göere o bulunduğu ülkenin HANEDAN mensubu,Derbey, yada kral vs. bebesi, ülkesini kanuni zapetse bile, yine oralrın yönetiminde bi şekilde bu hanedanlar devam etmekte, Niye gelsin, İslama geçsin,ordan derviş olsun,ordan bektaşiliğe meyil etsin vs.vs.
Ha Bektaşi tarihinde bunlar olmamış mı? tabi ki olmuştur, Hıritiyan papazlar vs. ler erenlerin kerametlerini görüp, onlara derviş olurlar vs. menkıbelerimizde bunlar vardır, Hacım sultan da, Otman baba da, vs lerde mevcuttur bu durumlar, Anak Bu kadar tesaduf bende soru işareti bırakmakta,

Diğer bir bakış acım ise, Kanuni bunu yapacaksai Niye Dışardan birini atasın, bu işi yapacak bir çok gönüllü bulur, Anadolu'dan diye düşünmekteyim,

Amma bir çok kaynakta bu şekilde yazmakta, doğruluğu bende soru işareti.

Sağlıcakla.
İşcanbaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post:
kral çıplak (10-02-2010)
Alt 10-02-2010, 16:30   #8
kral çıplak
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 4109
Thanked 1632 Times in 570 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi : kral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nicekral çıplak is just really nice
İletişim
Standart

Sevgili İşcanbaba;

Üstadımızla aranızda geçen muhabbete bilmeden katıldığım için özürlerimin kabulünü dilerim...

Sevgili üstadımızın sizin delaletinizle yayınladığı bildiride,
kendisinin yanlış anlaşıldığını belirtmiştir...
Oldukça kibar bir şekilde söylenen bu sözün yalnızca size mi yoksa burada birşeyler yazma cesaretini gösteren bendenize de mi olduğunu anlamış değilim...
Fakat aranızdaki ikili konuşmaya bakılırsa bu " YANLIŞ ANLAMA " vukuatının içinde olduğumu düşünmemem gerektiğine inanıyorum...

Her ne kadar ahval ve şerait bu minvalde olsa da,
saydıdeğer üstadımızın yaptığı çağrı üzerine acizane bu konuya dahlim gerçekleşti...
Meselenin ana konusu cem vakfının AİHM-ne başvurusu üzerine olması ve acizane bu konuda küçücük bir tecrübeye nail olmam sebebiyle bir katkıda bulunmak istemiştim...
AİHM konusunda ve özelliklede Alevilik meselesi olarak yaşamış olduğum ve üstelik cem vakfının AİHM-ne başvurduğu davaya emsal teşkil edeceğine inandığım bir davanın davacısı olarak, bazı önemsiz deneyimlerimi ve oluşan fikirlerimi aktararak derin muhabbetinizi bölmüş oldum...
Bu bağlamda her türlü kabahatimin afını dileyerek sizleri derin muhabbete devam etmeniz dileğiyle başbaşa bırakıyorum...

Saygılarımla

Kral çıplak.
kral çıplak isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to kral çıplak For This Useful Post:
İşcanbaba (10-03-2010)
Alt 10-02-2010, 17:51   #9
İşcanbaba
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
İşcanbaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi : İşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud ofİşcanbaba has much to be proud of
İletişim
Standart

Sevgili Çplak Kral, Kral Çıplak

Hayır, senle ilgisi yok,

Yanlış anlamad ki, söylem dili,
Rıza Aydın'ın, E.çınar ile Tv de çıktığı Tv programında "USDAT" söylemine yönelik olarak benim yanlış anlamam la ilgili, yani ,Çınar'ın Pir sultan, Pir Silvanus düşüncesine katıldığı yönünde değerlendirmemdi,
o da yazısı ve usdat ın hangi manada söylediğini beyan etmesi ile benim önyargılı ve objektif değerlendirmediğimin sonucudur,
senle ilgili değil,
Benin gibi, Rıza Aydın'ın ,E.Çınar'ı dedekliyor düşüncesinde olanlara yönelik idi,
Saygılarımla
İşcanbaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to İşcanbaba For This Useful Post:
kral çıplak (10-02-2010)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
and#8220aihmand#8221, başvurusu, cem, düşüncelerim, vakfinin, üzerine


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 03:28.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts