![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Katliamları Tarihsel süreçteki alevi katliamlarına dair bilgi ve belgelerin paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#21 |
|
... |
Katliamın tanıkları anlatıyor
Halil ALTUN: “4. 7. 1980 Cuma günü manifatura mağazama geldiler. ‘Burası dinsizlere aittir. Bunlarla başa çıkılmaz, vurun’ şeklinde bağırdılar. Bunu duyan tanıklarım var. Kırdılar, yağmaladılar, her şeyimizi bitirdiler. Ne acıdır ki bunların içinde olanların bir kısmı da sözde esnaftı. Bunlar, tuhafiyeci Necati ve Sami Yağlı, berber Reşat, tezgahtar Fikret Baran, Züccaciyeci Ertuğrul Şahirci, Akın Matbaası sahibi Yaşar’dır.” Şükrü YANCAN: “Ben işçiyim. Çukurören Köyü’nden Çorum’a çalışmaya gelir - giderim. 3. 7. 1980 günü de çalışmak için gelmiştim. Saldırganlar hüviyetime baktı. Tamam dediler, beni bağlattılar. ‘Ulan komünistler siz oruç tutmazsınız, kafirsiniz, sen Alevisin değil mi?‘ dediler. Hürriyet İlkokulu çevresinde olduğumu tahmin ediyordum. Beni iyice dövdüler, öldü zannederek bırakıp gittiler.” 35 c) Katliamın boyutları ve tepkiler TRT’ye ne demeli TRT, 4 Temmuz Cuma namazı sırasında faşist grubun, Alaaddin Cami’sine bomba atıldığı propagandasına destek verircesine saat başı, “Çorum’da meydana gelen olaylarda ilk tespitlere göre dört kişinin öldüğü, bazı kişilerin de yaralandığı bildirildi. Olaylar Milönü semtindeki Alaaddin Camisine patlayıcı bomba atılması ve dışarıdan ateş açılması ile başladı” şeklinde haber veriyordu. TRT’de kısa aralıklarla yayınlanan bu haber, faşistlerin çıkardıkları “Aleviler camiyi bombaladı” söylentisini doğrular nitelikteydi. Haberi duyan halk, eline ne geçirmişse sokağa fırlamış ve saldırganlara katılmıştı. TRT’ye bu haberi kim verebilir? TRT Çorum muhabiri Münir TÜMTÜRK, böyle bir haberi vermediğini söylüyordu. Çorum Cumhuriyet Savcısı Ertem TÜRKER, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle demektedir: “Alaaddin Camisinin bombalandığı haberi olaydan bir saat önce bütün şehirde duyulmuştu. O sırada ben Merkez Jandarma Karakolu’ndaydım. Alaaddin Cami bombalandı diye polis telsizi duyurdu. Bu telsizin hemen arkasından bir askeri telsiz duyuldu. Yüzbaşı Naiz ‘Bombalama olanağı yok, hangi polis bu haberi verdi?‘ diye bağırdı.” Savcı haber vermemiş. TRT muhabiri vermemiş, Vali de haberi doğrulayıcı veya yalanlayıcı açıklamada bulunmamıştır. Yalan ve tahrik edici haberi TRT’ye kim verdi? Telsizle camiye bomba atıldı diyen polisler de bulunmamıştır.(36) Milliyetçilik ve Müslümanlık adına katliam “Kanımız aksa da zafer İslamın” ve “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” sloganları eşliğinde, Müslümanlık ve milliyetçilik adına insanlara işkence ve eziyet edildi, korunmasız insanlar gaddarca katledildi. Şükrü Yalçın, Halil Büyrü, Süleyman Üreyen, Ahmet Doğan, Mustafa Bağcı, Veli Solmaz, Gökçen Kartal, Rıza Candan, Hamza Gökmen bu şekilde öldürülenlerden birkaçıdır. O günlerin gazete haberleri de hiç iç açıcı değildi: “İskilip yolu üzerinde Yazı Mahallesinin çıkışında biri kadın 7 kişi, elleri bağlı silahla öldürülmüş olarak bulundu. SSK Hastanesi’nde 7 kişinin cesedi bulunmaktadır. Toplam ölü sayısı 17’ye yükselmiştir. Kimliği belirlenenler: İsmail Solmaz, Veli Solmaz, Hasan Bağzık, Rıza Candan, Ahmet Doğan, Şükrü Yalçın, Mehmet Yılmaz, Mehmet Şahinci, Mustafa Yıldırım, Aziz Gündoğdu, Ali Paçacı. Bu sayının giderek artacağından korkulmaktadır.” 37 İsmail PAMUK anlatıyor: (Eğitimci, yazar ve araştırmacı) “Milönü semtinde oturmaktayım. Milönü, bundan 30 yıl kadar önce, bomboş bir yerdi. Şehrin çöpleri buralara dökülürdü. Köylerden kentte göç edenler buraya yerleştiler. Bir varoş alanıydı. Süreç içinde yeni yapılarla bu noktaya gelindi. Bu semtte oturanların çoğunluğu demokrat ve Alevilerdir. Genellikle Çorum’da Alevi - Sünni ayrımı yoktur. Çorum’un Alevisi Sünnisi birbirlerine dostlardır. Ancak MHP’lilerin mezhep körüklemesiyle bazı saldırılar oluyordu. Ama Sünnilerin büyük çoğunluğu bu kışkırtmalara katılmıyorlardı. Nitekim, 28 Mayıs’ta başlayan birinci saldırı sırasında, MHP’liler, tüm kışkırtmalara karşın Sünni inançlı Çorumlulardan destek bulamamışlardı. Daha sonra dini ve camiyi ortaya attılar. Bu nedenle tarafsız Sünniler katılmasalar da senaryonun özü anlaşıldığında desteklerini çekmişlerdir. Saldırganların çoğunluğu dışarıdan getirilmiş militanlardır. “Çorum katliamına başından sonuna kadar tanık oldum. Hatta 4 Temmuz Cuma günü başlatılan saldırıdan bir gün önce, emniyet güçleri, Milönü’nde, SSK Hastanesi çevresinde birçok Alevi ve solcuyu gözaltına alırlarken, ben de gözaltına alınanlardan biriyim. Saldırıyı MHP’liler başlattı. Tanık olduğum bir olayı anlatayım. İkinci saldırı sırasında olacak, Veli Solmaz adında bir dedeyle kahvenin önünde oturuyorduk. Ahmet Doğan diye bir tanıdık geldi Telaşlıydı, heyecanlı ve korku içindeydi. Titriyor ve kısık sesle Veli Solmaz’a ‘Mahallemizde evleri yakıyorlar. Ben bir kamyon buldum, eşyalarımı köye taşıyacağım. Ama korkudan gidemiyorum. Senin kardeşin CHP İl Başkanıdır. Askerlere söylesin iki asker versinler, beraber eşyalarımı yükleyip gideyim’ dedi. Veli Solmaz da, ‘Yahu sen de korkaksın. Bunu yapanlar 15 - 16 yaşlarındaki çoluk çocuk. İçlerinde aklı başında biri var mı ki. Haydi beraber gidelim. Onlarla konuşurum, komşularda çayımızı da içeriz, eşyanı da yükleriz’ dedi ve birlikte kalkıp gittiler. Aradan on, on beş dakika geçmişti ki Veli Solmaz ile Ahmet Doğan‘ın öldürüldüğü, fırına atılarak yakıldığı haberi geldi. Yakınları ve komşuları, her ikisinin fırından çıkarılan kemiklerini, küllerini bir torbaya koyarak getirdiler. Elbette ki Çorum’da katledilenler yalnız bu ikisi değildi. Çok sayıda kadın, çocuk ve erkek öldürüldü. Askeri birlikler olmasaydı, belki daha çok insan ölebilirdi. Çünkü polislerin büyük çoğunluğu yanlıydı ve saldırganları kolluyorlardı. Emniyet güçleri yansız ve zamanında önlem almış olsalardı, inanınız ki böylesine acılı olaylar olmayacaktı.”
Ben ömrümce muhalif yaşadım. Devletçe de menfi bi "tip" sayıldım. Onun için kan gurubum rh negatif
Kanayan, özlemdir, kabuk tutmayan. Kanayan, inattır. Bir içim sigara dumanında asılı, soluksuz inattır. Kanayan, kanattır. Doruklarda, alıcı kuşunda gergef olmuş kanattır. Ve dahi kavlimiz, kavlimiz duman mavisinde, kavlimiz kanat gergefinde nakışlıdır. Ki söylenen henüz söylenmemiştir. Ki dinlenen henüz dinlenmemiştir. Söylenmelidir. Dinlenmelidir. Dillenmelidir Melih PEKDEMİR Anne Bak Kral Çıplak
|
|
|
|
|
|
#22 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Tanık Bektaş:
“Evimden zorla alınarak, halen Çukurörenli KARABEBEK adı ile bilinen şahsın evine götürdüler. Orada gözlerimi bağladılar. Ben kendilerine, 74 yaşında olduğumu, hacca gittiğimi, temiz bir insan olduğumu, ibadetini yapan bir Müslüman olduğumu, 17 nüfusluk olduğumu, beni bağışlamalarını söyledim. Beni tartakladılar. Sonra bıraktılar.” Tanık Bekir (Bektaş’ın torunu): “Evimden zorla alarak dedemin götürüldüğü yere götürdüler. Gözlerimi bağladılar. El ve ayaklarımı da bağladılar. Ayrı bir odaya koydular. Beni dövmeye başladılar. O sırada gözlerimdeki bağ kendiliğinden çözüldü. Beni dövenlerden birinin elinde bir tabanca vardı, sopalı olan Hasan Çoksoy’u tanıdım. Daha birkaç kişi vardı. Görsem tanırım. Bana yapılan işkenceden sonra bayılmışım. Dedem ve babam beni aramaya çıkmışlar. ‘Oğlumuz Bekir’i arıyoruz, nerede?‘ diye sorduklarında, tanımadıkları bir kişi, ‘Mahalledeki baş tertipçi, sevk ve idare edici olan kişiye sorun ve ondan izin alın, o başkandır’ dedi. Biz de kim olduğunu sorduğumuzda, bize 22 - 23 yaşlarında bir şahıs gösterdiler. Daha sonra yaptığımız araştırmada eli silahlı şahsın Selim Gökgöz olduğunu bize söylediler.” 38 Faşistlerin kadına saygısı Kahramanmaraş katliamında Esma Suna’nın evini basmışlardı. Esma’nın gözleri önünde çocuklarını, eşini öldürmüşlerdi. Esma Suna ise gebe ve doğumu yakındır. Faşistler gözlerini kırpmadan satır, sopa ve kurşunla Esma’yı ve karnındaki bebekle birlikte öldürmüşlerdi. Gözleri görmeyen 80 yaşlarındaki bir kadının gözlerini tornavida ile oymuş, sonrada öldürmüşlerdi. 1978 Sivas olayında da küçük bir kız çocuğuna tecavüze kalkışmışlardı. İsim üstünde ‘faşist’, bunlar kadın, çocuk, yaşlı ve hasta dinlemezler. Kan içicidirler. İşte Çorum’da da marifetlerini gösterirler, “Kartal bir Alevi ailesidir. O gün kapılarını sıkı sıkıya kapatmış, korku içinde dışarıdan gelen sesleri dinliyorlardı. Onların da kapıları çalındı. Bazı sesler ‘Dışarı çık, öldüreceğiz sizi’ diye bağırdılar. Kapı kırılmak üzereyken Satılmış KARTAL kapıyı açtı. Kapıdan elleri sopalı bir grup dalmıştı. Satılmış KARTAL, o kargaşada kendisini dışarı atmış, bitişik apartmanda gizlenmeyi başarmıştı. Ama karısı Gökçen KARTAL evde kalmıştı. Bağırmaları duyuluyordu kadının. Gökçen KARTAL’ı sürükleyerek dışarı çıkarırlar. Orta yaşlı kadın önce yakınlarındaki bir başka eve götürülür. Aynı mahallede oturan Emine ÜREYEN, daha sonra mahkemedeki ifadesinde, ‘Bir ara külotunu çıkararak değneğe takıp salladıklarını, sonra urganla el ve ayaklarını bağlayarak götürdüklerini’ söylemişti. Gökçen KARTAL rehinelerden sadece biriydi. Emine ÜREYEN, komşusu Gökçen KARTAL’ın götürülüşünün ardından kocası Süleyman ÜREYEN’in de rehin alınışına tanık olur. Dehşetin kol gezdiği Çepni Mahallesi’nde Süleyman ÜREYEN, silahlı, sopalı avcılar için ‘Varan iki’ydi...” 39 “Komşu kadın ve iki çocuğumla birlikte bir bodruma saklanmıştık. 20-30 kişilik bir grup bizi bodrumda buldu. Bunlar da ‘S........ min Kızılbaşları’ diyerek, bizi bulunduğumuz yerden aldılar. Döverek dışarı çıkardılar. Zincirlerle ve sopalarla durmadan edep yerlerimize ve memelerimize vuruyorlardı. Yanan evimizin yanına geldiğimizde komşu kadın külotuna saklamış olduğu 17 bin lirayı belki bizi bırakırlar diye adamlara verdi. Ancak yine bırakmadılar. Silahların dipçikleriyle vurarak bizi bir adamın evine teslim ettiler. Gecenin on ikisine kadar bu evde kaldık. Yüzü maskeli bir adam, ‘Ben karıları almaya geldim’ diyerek bizi bulunduğumuz evden aldı. Komşu kadın ve yanımda iki küçük çocuğuyla bizi bir bağ evine götürdüler. Orada bizi çırılçıplak soydular. ‘Sizi çırılçıplak her yerde gezdireceğiz’ dediklerinde korkudan altımıza ettik. Ancak bizi bırakmadılar. Çocukları bağ evinde bırakıp, biz ‘iki kadın’ı başka bir yere götürdüler. Dört kişi nöbet tutar gibi değişerek geldiler... Ben bayılmışım. Onlara durmadan kendimin Sünni olduğumu söyleyerek yalvarıyordum. Bırakmadılar. Ekmek filan yiyecek bir şey vermediler. Karşımıza bir bidonla su koydular, çocuklar su istedi. ‘Kızılbaşları zaten susuz öldürüyorlar’ diyerek çocuğa bile su vermediler... Ertesi gün ikindi zamanı olmuştu. Bir ıslık sesi duyduk. Bunun üzerine yanımızdakiler kaçıp gittiler. Biz de oradan yürüyerek ayrıldık. Yürüyerek şehre geldik, askerler gelip bizi aldılar...”40 (Bu vahşeti anlatan kadının ismi saklı tutulmaktadır. Nedeni bellidir.) Milliyetçilik ve Müslümanlık adına kadına saygı böyle duyulmaktadır. İçişleri Bakanı aylar sonra yine Çorum’da Çorum’da faşistler insan avındadır. Apartman çatılarına yerleştirilmiş uzun menzilli silahlar Alevilerin ve solcuların evlerini taramaktadır. Solcu ve Alevilere ait ev ve işyerleri yakılıyordu. Telefon ve su şebekeleri kesilmiştir. Kimi polisler resmi elbise ve silahlarıyla faşist grupla birlikte halka ateş ediyorlardı. SSK Hastanesi faşistlerin üssü olmuştur. Onlarca ölü, yüzlerce yaralı vardır. Saldırganlardan yana Vali ve Emniyet... ikiye bölünmüş Çorum halkı... Böyle bir ortamda İçişleri Bakanı Mustafa GÜRCÜGİL, Jandarma Genel Komutanı Sedat CELASUN ve Emniyet Genel Müdürü İsmail DOKUZOĞLU helikopterle Çorum’a gelmişlerdir. Helikopterler kent üzerinde birkaç tur atar. Daha sonra Emniyet Müdürü ve askeri birlik yetkilileriyle görüşen heyet, aynı yoldan gerisin geri Ankara’ya dönerler. Türkiye kaynıyor, Çorum yanıyor. Gazeteciler, bu konularda bilgi edinmek için bakanı rahatsız etmektedirler. Sonunda bakan Mustafa GÜRCÜGİL zorunlu olarak basın toplantısı yapar. Basın toplantısında Çorum olaylarını değerlendirirken şöyle der: “...Çorum olayları solun bir tertibidir ve devleti yıkma eylemlerinden biridir. Devlete destek düşüncesiyle hareket eden bir sağ grup, bunların karşısına çıkmıştır. Aslında siyasi gayeli ve siyasi hedefli olan sol gruptur. Oradaki mezhep ayrılıklarını istismar etmek suretiyle Türk devletini, Türk Milletini bölmek ve devletin karşısına çıkartmak gibi bir davranışın içine girmişlerdir...” 41 İçişleri Bakanının bu konuşması, siyasi iktidarın faşist katliamının yanında olduğunun somut kanıtıdır. Bunu söyleyen, bir İçişleri Bakanı, yani devletin adamı, yani ülkenin bölünmesini istemeyen bir bakan! Katilleri, yağmacıları, işkencecileri devletin destekçisi olarak gören bir İçişleri Bakanına da, panzeri ve otomatik silahıyla halka ateş eden güvenlik gücü yaraşırdı doğrusu... Siyasi partiler, İçişleri Bakanının tutumuna tepki gösterdiler. |
|
|
|
|
|
#23 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Altan ÖYMEN, (CHP Genel Sekreter Yardımcısı)
“İçişleri Bakanı Çorum’da kışkırtıcılığı görmek yerine, cesaretlendirecek bir tutum izledi” diyor ve şu açıklamayı yapıyordu: “Heyetimle saptadığımıza göre, Çorum olayları, kesinlikle planlı bir kışkırtmanın ürünüdür. Esasen yanlı tutumlarıyla olayların daha önceki kısmında başlıca sorumlulukları olan bir kısım polis amir ve memurları, bu kışkırtmacılıkta da aktif rol oynamışlardır. Oysa ki, Alaaddin Camii’nin yakıldığı yolundaki asılsız haberin süratle yayılmasına, şehrin her tarafını dolaşan önceden tertipli grupların yanı sıra, polis telsizlerinin verdiği ‘Cami yanıyor’ anonsu katkıda bulunmuştur. Caminin bahçesinde bir arabadan atıldığı bildirilen bir patlayıcı maddenin ise esrarı hâlâ çözülmemiştir. Arabanın plaka numarası da belli olduğu halde, kime ait olduğunun araştırılması zamanında yapılmamış, durum açığa çıkarılmamıştır. “Çorum’da polis örgütü içinde yan tutan militanların bulunduğu, daha olayların kırk gün önceki başlangıcı sırasında saptanmış, durum İçişleri Bakanı vekiline bildirilmiş ve bir kısım polis memurunun naklinde zorunluluk olduğu anlaşılarak bunların tayini yoluna gidilmişti. Ancak , bu işlem tamamlanmadığı için aynı polisler, aynı yanlı tutumlarını son olaylar sırasında da aktif olarak göstermişlerdir. “Bugünkü İçişleri Bakanının olayları tamamen tek yanlı bakış açısı, kandisinin Çorum’da bulunduğu sırada belirttiği görüşler ve verdiği emirlerle, bir kere daha ortaya çıkmıştır. Bakan kışkırtıcılığı görmek yerine; kışkırtıcılığı cesaretlendirecek bir tutum izlemiştir. “Aynı tutumu, TRT de cami konusuyla ilgili asılsız haberleri doğru imiş ve olayların nedeni imiş gibi göstererek, yani saldırganları neredeyse mağdur göstererek benimsemiştir. “Yüzyıllar boyunca barış içinde yaşamış ve bugün barış için yaşamaktan başka bir amacı olmayan Çorum Halkı, doğrudan doğruya hükümetin sorumluluğu altındaki bu kışkırtıcılığın sonunda şimdi tamamen iç savaş şartları altındadır. Ölüm olaylarının, evlerinin, dükkanlarının yakılmasının dışında hastanedeki yaralıların bakımı bile, sayıları zaten çok eksik olan personelin bütün çabalarına rağmen sağlanamaz haldedir. Yanlı tutumuyla bu durumun başlıca sorumlusu olan hükümet, manzarayı sadece seyretmektedir...” 42 MSP Genel Sekreteri Oğuzhan ASİLTÜRK de tepkisini şöyle dile getiriyordu: “Biz daha önce de çeşitli kereler uyarıda bulunduk. Devlet kademelerinde mülki amirlerin ve emniyet teşkilatının içerisinde yeterli olmayan ve taraf tutan yöneticilerin bir an önce değiştirilmesini istedik. Bundan daha da vahimi, taraf tutmanın da ötesinde, bugün icraatları ile bizzat anarşistleri teşvik eden, yangını körükleyen yöneticiler de vardır. Bunların tümü değiştirilmelidir. Çorum’da çıkan olayları da bu çerçevede değerlendiriyoruz. İçişleri Bakanı GÜRCÜGİL’in kendisi olaylar karşısında fevkalade yetersiz kalmaktadır. Bu meselenin derinliğine inememektedir. Bir güçlük de bundan çıkmaktadır. Önüne konan kağıtları yüzde yüz inanarak doğruymuşçasına okumaktadır. Bu nedenle zaman zaman büyük hatalara düşmektedir...” 43 İşte Çorum katliamı, işte İçişleri Bakanı ve de siyasilerimiz... |
|
|
|
|
|
#24 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kırşehir’de saldırı
Başbakan Süleyman DEMİREL, Çorum’daki olayın, iki polisin öldürülmesiyle başladığını söylüyordu. Oysa Mecitözü’nde, Alaca’da, Sivas’ta Kırşehir’de polis öldürülmemişti. Çorum’la aynı anda faşistler Mecitözü, Alaca, Sivas ve Kırşehir’de de saldırıya geçmişlerdi. Saldırılar belirli yerlerden alınan emir doğrultusunda yapılmaktadır. Kırşehir’deki saldırıyla ilgili basın haberleri şöyle: “Kırşehir’de çarşıya indiğiniz zaman ilk dikkatinizi çekecek görünüm kepenklerini indirmiş dükkanlar. Sokaklarda tek tük dolaşan insanlar... “Eğer başka bir ilden Kırşehir’e geliyorsanız; kente gelmeden bir köyde inip buradan telefonla taksi çağırmanız ve kente ara yollardan girmeniz gerekiyor. Kent dışına seyahat edecekseniz, önce otobüs şirketinden biletinizi ayıracaksınız. Sonra bir taksiye atlayıp kentin dışında anayola çıkacaksınız ve otobüs sizi buradan alacak. Eğer garajdan biner veya inerseniz polislerin gözleri önünde kimlik kontrolünden geçtikten sonra dövüleceksiniz. “Tarafsız vatandaşların, hatta AP’lilerin bile yaşam hakkı bulamadığı Kırşehir’de bugün insanların ana caddede çevrilip demir çubuklarla dövülmeleri artık günlük olağan olaylar haline gelmiştir. “Kırşehir’de başta Vali Metin SARIOĞLU olmak üzere devletin resmi kuvvetlerinin bütün bu saldırılar karşısında seyirci kalması, bunun ötesinde bizzat faşist saldırganlarla işbirliği içinde bir görüntüde olmalarıdır. Öyle ki, Vali SARIOĞLU’nun Ankara’da ODTÜ’de okuyan oğlu annesinin gözü önünde bir grup faşist tarafından dövüldükten sonra, bu vali, saldırganların hakkında yasal işlem yapacağı yerde, oğlunu kendisini dövenlerle barıştırmış ve ‘Seni tanımamışlar. Müslümanlar böyle şeyler yapmazlar’ diyebilmiştir. “Özellikle Eğitim Enstitüsünü üs olarak kullanan sağcı militanlar sokakta yol çevirerek adam dövme, gece ev basma, ya da işyerlerini tahrip gibi eylemlere yönelmişlerdir. “Faşist çeteler Kırşehir’de Enstitünün çevresinin, anayol olan Ankara Caddesini, çarşıyı ve Yenice Mahallesini denetimleri altına almış bulunuyorlar. Sol görüşlü yurttaşların çoğunlukta yaşadığı Bağbaşı, Garipyer ve Aşıkpaşa Mahallelerinde ise faşist saldırılara karşı Çorum benzeri bir direniş verilmektedir. Ancak güvenlik görevlileri, mahallenin kurduğu barikatları kaldırmakta, sonra mahalleye giren faşist saldırganlar önce havaya silahla ateş açmakta, daha sonra evlere girerek içeride bulunanları ayırım gözetmeksizin dövmektedirler. “Faşist saldırılar 26 Haziran’da doruk noktasına ulaşmıştır. On’a yakın işyeri tahrip edilmiş, maliyede memur olarak çalışan sol görüşlü Yılmaz TÜRKER’i öldürmüşlerdir. Bir başka saldırı sırasında sadece sol görüşlü ve CHP’lilere ait dükkanların tahrip edilmesi, saldırının önceden planlandığını, dükkanların önceden seçilmiş olduğu göstermiştir. İlerici bir öğretmenin cesedi yaylada bulunmuştur. “Faşist çetelerin saldırıları bununla da kalmamış, kapatılan işyerlerine yenilerinin eklenmesine çalışılmıştır. Çarşı esnafı savcıya şikayette bulunduklarında, faşistler adliyenin etrafını kuşatmışlardır. Esnaf içeriden çıkamamış, savcının yardımıyla polis çağrılmış, esnaf polisin gözetiminde evlerine gidebilmişlerdir...” 44 Türkiye genelinde yoğunlaştırılan faşist saldırıları, katliamları hangi dış ve iç güçlerin yönlendirdiği, amacın ne olduğu, kitabın son bölümünde ele alınacak. Ancak CHP Milletvekili Süleyman GENÇ’in CHP grubunda yaptığı açıklamayı da yazmadan geçemeyeceğiz: “... Bilinen odur ki, Türkiye bugün faşistler tarafından sürdürülen iç savaşın işgali ve etkisi altındadır. İşgal eylemi Tokat, Yozgat, Amasya, Erzincan, Erzurum, Ağrı bir şerit olmak üzere; Elazığ, Kayseri, Nevşehir, İçel bir başka şerit olmak üzere sürdürülmektedir. Ankara’yı çevreleyen bir başka şerit ise Kırşehir, Çorum, Çankırı, Kırıkkale, Afyon, Kastamonu’dur. Bu eylemin devamını Karadeniz’e, Samsun’a ve Trabzon’a bağlamaktır.” 45 Polis panzeri ölüm kusuyor “Polis panzeri ve arkasındaki 3 sivil araba ile Çorum’da operasyon yapıldı. Panzer mahalleden geçerken mahalle önündeki kadınlara ateş açtı. Bunun üzerine Hatem DURSUN adlı hamile kadın kafasından aldığı iki kurşun yarasıyla öldü...” 46 Öğretmen Hüseyin ÖZDEMİR, panzerin açtığı ateş sonucu yaralanır ve saldırıyı şöyle anlatır: “Ben saldırı günü arkadaşlarla birlikte Milönü’nde kahvede oturuyordum. Birden bir panzer sesi duyduk, dışarı çıktık. Halk dışarıda toplanmıştı. Panzer hedef gözetmeksizin halkın üzerine ateş ederek geliyordu. Halktan panzere taş atılıyordu. Panzer bu kalabalığı dağıttı. Ve mahallede bir süre dolaşarak panik yaratmaya çalıştı. Bu arada halk yeniden toplanmıştı. Panzer tekrar benim de içinde bulunduğum kalabalığa doğru ateş ederek gelmeye başladı. Nasıl tank savaşta karşı tarafı tararsa panzer de öyle ateş ediyordu. Baktım panzerin altında kalacağız, ‘Arkadaşlar kendinizi yol dışına atın’ diye bağırdım. Tam bu sırada karnımda bir yanma hissettim. Panzer üzerime geliyordu. Kendimi yolun kenarında bulunan 1.5 metrelik bir çukura atarak panzerin altında çiğnenmekten kurtuldum. Bir müddet sonra arkadaşlar beni sağlık ocağına, oradan Çorum Devlet Hastanesine götürdüler...” 47 |
|
|
|
|
|
#25 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Tıp öğrencisi Süleyman ATLAS panzer kurbanı
Ailesinin dar olanaklarıyla liseyi bitirmiş yüzbinlerce öğrenci gibi üniversite sınavlarına girmiş; Tıp Fakültesini kazanmıştır. Ailenin ekonomik gücü okutmaya yeterli değildir, ama boğazından keserek Süleyman’ı okutmaya kararlıdır... Süleyman, her yıl başarıyla bir üst sınıfa geçmektedir. Yaz tatilinde ailesine yardımcı olmak ve okul harçlığını toplamak için mevsimlik işçilik yapmakta, boş zamanını da kitap okumakla geçirmektedir. 4 Temmuz Cuma. “Alaaddin Camisine bomba atıldı” yalanı ve propagandasıyla tahrik edilen halk sokaklardadır. Milönü Mahallesinde slogan ve silah sesleri yankılanmaktadır. Süleyman, ne olduğunu merak ederek o tarafa doğru yürür. Sokakta ve cami çevresinde saldırı sürmekte, polis panzeri, faşistlere destek amacıyla sokak içinde sağa sola kurşun yağdırmaktadır. Panzerden gelen bir kurşun omuzuna isabet eder ve Süleyman yere yıkılır. Panzer, Süleyman’ın üzerine yürür ve onu çiğnemek ister. Süleyman yuvarlana yuvarlana panzerin paletleri altında ezilmekten zorlukla kurtulur. Bu kez, panzerden inen polisler, Süleyman’ı alıp götürmek isterler. Süleyman, “Ben bu yarayla ölmem, n’olur beni polislere teslim etmeyin” diye yöresindeki insanlara bağırır. Polisler avlarını yakalamışlardır, götürmekte kararlılardır. Birkaç polis, Süleyman’ın koluna girerek panzere götürür. Orada bulunan bir kadın, “Ne olur, onu Sigorta Hastanesine götürmeyin” diye gözyaşları içinde bağırarak panzerin arkasından koşmaktadır. Süleyman ATLAS, Sigorta Hastanesine götürülür. Süleyman’ın yaralandığı haberi ailesine yetişir. Ailenin elinden ağıttan başka bir şey gelmez. Sigorta Hastanesi faşistlerin üssüdür. Oraya gitmek, ölümü peşinen kabullenmektir. İçleri acıyla kavrulan anne ve baba, doğruca askeri birlik komutanına giderler. Bir gün sonra askerlerin yardımıyla hastaneye gittiklerinde Süleyman’ın ölüsüyle karşılaşırlar. Süleyman’ın vücudu delik deşik edilerek şişlenmiş, kolu kırılmıştır. Acılı baba, 14 Temmuz 1980 günü Çorum Cumhuriyet Savcılığına dilekçeyle başvurur ve Süleyman’ın otopsisinin yapılmasını, suçluların yakalanmasını ister. Dilekçe şöyle: “05. 07. 1080 günü cenazemizi asker refakatinde hastaneden alıp eve getirdik. Gördük ki, çocuğum aldığı yaradan değil, işkenceden ölmüş. Vücudunda sigara izmaritleri söndürülmüş, çeşitli yerlerine şişler sokulmuş ve kolu parçalanmış. Bu işkence ya panzerdeki polisler ya da hastanede bulunan görevliler tarafından yapılmıştır... “Süleyman’ın ölümüyle ilgili otopsi raporu ve belgesi bulunmamış, ama ceset üzerinde, ameliyat dikişleri, madeni beş liralıklar büyüklüğünde birbirini takip eden ‘küt darbe’ye bağlı kanamalı yaralar görülmüştür. ‘Mahkeme o gün panzerde görevli polislerin isim listesini ister. Emniyet, ‘Olayın gidişatı gereği; acil önlem alınması gerektiğinden isim tespiti yapılmadan personele görev verildiğini ve bu nedenle hangi polislerin bulunduğunun ismen tespit edilmesinin mümkün olmadığını’ bildirmiştir. “Böylece ne panzerden ateş eden polisler, ne de SSK Hastanesinde işkence yapan veya görüp tanıklık edecek kimseler bulunamamıştır.” 48 Erbil Tuşalp gördüklerini yazdı Cumhuriyet Gazetesi muhabiri ve yazarı Erbil TUŞALP, Çorum’da olayları izlemekte, yetkililerden bilgi edinmektedir. Gördüklerini ve tanık olduğu olayları Cumhuriyet Gazetesinde değerlendirir. Değerlendirmenin bir bölümü şöyle: “Direniş terminolojilerine ‘panzer savaşı’ olarak geçen 4 temmuz günü Milönü’ne yönelen saldırının dağıtılması sırasında panzerden açılan ateş sonucu dört yurttaş öldürüldü. 4 Temmuz direnişi başarılı olamıyor. Halkın faşistlere saldırması sırasında panzer araya girip devrimcileri dağıtıyordu. Öğretmen Hüseyin ÖZDEMİR, öğretmen Mustafa YILDIRIM öldü ve tıp öğrencisi Süleyman ATLAS yaralandı. “Panzerin içinde görev alan ve Samsun’dan gelen bir polis memuru hareket merkezinin telsizinden duyduğu ‘ateş edin, ateş edin’ anonslarının etkisinden hâlâ kurtulmuş değil. Ve içinde bulunduğu panzerin duvara sıkıştırarak ezdiği yaşlı bir kadının sonunu merak ediyor. Halkın korkulu düşü haline gelen panzeri etkisiz hale getirmek için tüm Milönü insanları çare aramaktalar hâlâ. “4 Temmuz savunmasının en karanlık bölümlerinden biri de 20 yaşındaki Tıp öğrencisi Süleyman ATLAS’ın öldürülmesi olayı. ATLAS, Milönü’deki panzer savaşında omuzundan yaralandı. İlk duyanlar yarası hafif diye sevindiler. Ancak Süleyman, Panzer’in içine alınıp Sigorta Hastanesine götürüldü. Anası Naciye ATLAS’ın taze acısı içinde anlattıklarının özeti ‘oğlumun katillerini isterim’ diye belirtmektedir. Naciye ATLAS şöyle anlattı: “Elleriyle Sigorta Hastanesine götürdüler. Öldürmek için tabii. Çocukların ıslık sesini duyunca kadın, kız, çoluk, çocuk sokağa döküldük. Beş tane polis geliyordu yukarıdan, ellerinde telsizle konuşa konuşa ateş ettiler. Koştular kovaladılar. Sonra da savaşı bizr kazandık, biz kazandık deyince karşılarındakilerin bizler olduğunu düşündüm. İçime bir acı düştü. Bunca evladımın arasında Süleymanımı düşündüm. Bize ya can güvenliği, ya ölüm. İkinsinden biri haram.’ “Süleyman ATLAS’ın öldürülmesi konusunda adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili ile aramızda geçen konuşma aynen şöyle: “Cumhuriyet - Süleyman’ın Sosyal Sigorta Hastanesi’nde işkence ile öldürüldüğü söyleniyor, doğru mu? Yetkili - İşkencenin nerede yapıldığını bilmiyorum. Cumhuriyet - İşkence yapıldığı saptandı mı? Yetkili - Delik deşik etmişler çocuğu Cumhuriyet - Otopsi raporunu verebilir misiniz? Yetkili - Veremem, ama işkence ile öldü diye yazabilirsiniz. “Sevindik Akın Köyü mezarlığında gömülen Süleyman ATLAS’ı son kez gören ağabeyi Zihni ATLAS’ın söyledikleri de devlet yetkilisini doğruluyordu. Şöyle konuştu: ‘İki saat önce kucakladım kardeşimi. Göğsünde ve yüzünde sigara yanıkları vardı. Vücudunda sivri bir mille delinmiş dört tane delik gördüm. Elinin biri kırılmış ya da koparılmış gibi sallanıyordu. Doktor olmayı çok istemişti. Hastanede işkence görerek öldürüldü. Bunu kabul etmek çok güç” “Cuma günü, saat 13.00’de başlayan saldırı Terlemez, Gazipaşa ve Yeşilyurt’ta dört can alarak saat 18.30’a dek sürdü. Faşist saldırı püskürtülürken; Çorum’da MHP’nin ileri gelenlerinden kitabevi sahibi provokatör Mehmet ŞAHİNCİ de öldürüldü. “Halk Cuma gecesini Ulukavak, Yazıbaşı, Üçevler, Cezaevi, Yeni Garajlar ve Saat Meydanı çevresinde alev içinde bir Çorum’u izlemekle geçirdi. “Güvenlik güçlerinin Çorum’un Ankara, Samsun, Osmancık, Alaca, İskilip, Ortaköy ve öteki köy girişlerinin denetimini geç saatlerde ele geçirilmeleri üzerine Çorum’u kana bulayan faşistlerden büyük bir kısmı kenti terk etti. Paşakaya, Ulusoy, Vaşalar ve Tekke Köyleri’nden getirilen faşistler Çorum dışından getirilen faşistleri bir gece ağırladıktan sonra rahatça Yozgat’a, Elazığ’a ve Erzurum’a yolcu ettiler. “Kocası Rıza CANDAN’ı yitiren Şaziye CANDAN’ın oğlu Yusuf CANDAN da ölümden döndü. Ana Şaziye CANDAN taze acısını şöyle aktardı: ‘Komşuda oturuyorduk. Yoksa Rıza’mla birlikte bizi de öldürürlermiş. Duyduğum kadarıyla oğlumu bağlayıp götürmüşler, babasını öldürüp dışarı atmışlar. Rıza’dan vazgeçtim, oğlumu aramaya koyuldum. Ellerine, ayaklarına düştüm insan sanıp, Askeriye gelmeseydi çocuğumu bulamayacaktım... Valimiz hani sokağa çıkma yasağı ilân ettiydi. Hani malınızı, canınızı bana emanet bilin demişti...’ “Etnik açıdan Türk ve Kürt, dinsel bakımdan ise Alevi ve Sünni toplulukların yoğun olarak yaşadığı Orta Anadolu’da Çorum kitle terörü ve kırımının faşist hareket için bir son olmadığı apaçık ortadadır...” 49 |
|
|
|
|
|
#26 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Katliamdan köylüler de payını alıyor
Kızılkaya Köyü halkı Alevidir. Çorum’daki katliamın acı haberini radyodan ve Çorum’dan gelen komşularından öğrenmişler. Çorum’da yakınları bulunmaktadır. Yakınlarının durumunu öğrenmek için bir baba-oğul traktörle Çorum’a giderlerken yolları kesilir ve rehin tutulurlar. Bir daha da haber alınmaz. Köyün her evinde ağıt ve gözyaşları var. Kayıplarını aramaya çıkamıyorlar. Çünkü faşistler, her tarafı çevirmiş, yolları denetimlerine almışlardır. Zorunlu olarak askeri birliklerden yardım isterler. Köylülerin yanına 8 - 10 kadar jandarma verilir. Jandarmalar, köy muhtarı ve köy halkı sıra halinde ekin tarlalarının içinde yakınlarının ölüsünü aramaya çıkmışlar. Sadık ERAL, arayışı ve acı sonucunu şöyle yazıyordu: “... Mercimek tarlasına geldiklerinde tüyler ürpertici bir durumla karşılaşırlar. Paçacılara ait traktör yarı yanmış vaziyette orada bulunmaktadır. Traktörün tekerleklerinden bir kısmı yanmış, yakıt deposu patlamış, arka göbek toprağa oturmuştur. Traktör ve toprak arasında yarı yanmış durumda baba Ali PAÇACI’nın cesedi bulunmaktadır. Ceset oradan alınır. Cesedin birçok yerinde kesici aletlerle meydana getirilmiş yaralar mevcuttur. Özelikle boyun arka kısmında bulunan, boyuna yarı yarıya indirilmiş bir darbe kafayı öne düşürmüştür. Oğlu Veysel’in cesedi bulunamazr. Köylüler aramayı sürdürürler. Bu arada başka bir cesetle karşılaşırlar, arpa tarlası içinde. Bu birinci olaylardan beri kayıp olan Yoğunpelitli Kireçli Musa’nın cesedidir. Her tarafına kurt düşmüş, lastik ayakkabıları yoksul nasırlı ayaklarına yapışmıştır. Veysel’in cesedi nice sonra arazide bulunarak, hastaneye kaldırılan cesetler içerisinden teşhis edilip getirilir Kızaklıkaya Köyü’ne.” 50 “Yaydığı Köprüsü civarında şoför Ali GÜNDOĞDU ile tarla sahibi Rıza AYVAZ’ın kolları kesilmiş ve kafa derileri yüzülmüş durumda cesetleri bulunmuştur. Salman adlı bir kişinin başı kesilerek hunharca öldürülmüş; Ali TEKEL’in bacanağı Selman ESER ise kafası kesilmiş ve ayaklarından asılmış olarak bulunmuştur.” 51 Eymir Köyünden Abbas AŞAN: “Olay günü Karayollarından maaşımı aldım, köyüme dönüyordum. İkizler benzinliği yanında bir grup beni yakaladı. Sopalarla dövdüler, üzerimdeki 9 bin lirayı aldılar. Beni bağladılar. Kömür deposu yanında üstü açık mandıra olarak yapıldığını bildiğim yere götürdüler. Oraya vardığımda çeşitli yerlerinden yaralı, dayak yemiş 6-7 kişi daha vardı. Onları da bağlamışlardı. Bunlardan daha sonra ölen Hüseyin ŞİRİN’le beni sırt sırta bağladılar. İkimize de tekrar vurmaya başladılar. Biz kendimizden geçmiş durumda yerde yatıyoruz. Tanımadığım birkaç kişiyi nöbetçi bırakıp gittiler. Geceyi öylece geçirdik. Sırtımdaki bağlı Hüseyin Şirin’in öldüğünü anladım. Çünkü hiç hareket etmiyordu. Tahminen gece yarısı, ölen Hüseyin’i sırtımdan çözdüler. Tekrar elimi ayağımı bağladılar. Hüseyin’i de, ‘Bu ölmüş, atalım ekinlerin içine’ diye alıp götürdüler. Sabah olmuş gün ağarmıştı. Caniler beni ve Yaşar ÖLMEZ’i İkizlerin benzinliğinin altındaki asfalta götürdüler. Orada ikimizi yatırarak tabancayla ateş ettiler. Beni kafamdan, Yaşar ÖLMEZ’i kolundan vurdular. Öldü zannederek bırakıp gittiler. Tanımadığım, birkaç kişi gelip bizi bekçilere gösterdiler. Onlar polis çağırdı hastaneye götürüldük...” 52 İtirafçıların itirafları 28 Mayıs 1980’de başlatılan, aralıklarla devam eden ve 4 Temmuz’da doruk noktasına varan Çorum katliamında 58 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştır. Çok sayıda ev ve işyeri tahrip edilerek yakılmıştır. Bu katliamın önde gelen sorumlularından biri Ülkü Yolu Derneği Çorum Şube Başkanı Seydi (Said) ESENYEL’dir. Bu şahıs, Çorum davasının görüldüğü Erzincan Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde yargılanır, müebbet hapis cezası alır. ESENYEL’in itiraf yasasından yararlanmak üzere verdiği itiraf dilekçesinde ilginç bilgiler yer almaktadır: Seydi ESENYEL: “... Mahallenin Oba Başkanı Eyüp GÜL beni evimin önünde karşıladı. ‘Başkan, Alevilere ait 30’u aşkın ev ve işyerini tahrip ettirdim. Bir yandan da ediyoruz ve 8 tane rehinemiz var’ dedi. ‘Ayrıca mahallemizde bulunan av malzemeleri satan Tüfekçi Halil diye bilinen Halil TAŞKALDIRAN’a ait av malzemeleri satan bir dükkanın soyulduğunu, elimizde 60’a yakın çift kırma ve tek kırma silah olduğunu (...) halen bir yerde çatışmanın sürdüğünü, daha da rehin alabileceğimiz 20’ye yakın insan olduğunu söyledi’. Bunun üzerine evime 500 metre uzaklıkta bulunan olay mahalline gittiğimde Eyüp GÜL beni rehinelerin yanına götürdü... Herkesin evine gitmesi gerektiğini, ancak teşkilatımızın Oba üyeleri gençlerin kalmasını emrettim. Kalan gençlere, daha evvelden tüfekçi dükkanlarından soyularak alınan tüfeklerin dağıtılmasını; yüzlerine birer maske şeklinde bez takmalarını, rehineleri alıp getirmelerini emrettim. Eyüp GÜL’e de köylülerin bu konuda tanık durumuna düştükleri için hiç değilse olay yerine kadar getirilmelerini, ancak olayı, yani katliamı, tetik çekme işini bizim gençlerimizin yapması gerektiğini, köylülerin de kendileri ateş etmiş gibi aynı suça ortak edildiklerine inandırılmalarını, ilerde konuştukları zaman, yani bu olayı anlattıkları zaman kendilerine yaşam hakkı ben ve teşkilatım tarafından tanınmayacağını bilhassa tek tek anlatılmasını, gerekirse köylülerin de vurulabileceğini emrettim. “Yine Eyüp GÜL’e, ‘Şartlar bizi bu hale getirdi. Bu eylemi gerçekleştirmek durumuna düştük. Sanmayın ki biz insan kasabıyız. Yapılan her hareket Türk Milletinin bölünmezliği ve parçalanmaması içindir... Köylülerle ve bu işi bitireceksiniz, öldüreceksiniz’ dedim... Bu olaydan sonra köylülerle birlikte gönderdiğim gençler Eyüp GÜL’ün nezaretinde geri döndüklerinde Türk Milliyetçiliği hareketi adına yapılan bu eylemler için minnettar olduğumuzu... söyledim. “... Köylüleri gönderdik... Daha sonra olayı nasıl gerçekleştirdiklerini sorduğumda, Oba muhasibi olan Uğur ÖZKİREMİTÇİ, ‘Rehineleri şehirden iki kilometre götürdükten sonra, köylüleri bahçeliklerin içinde beklettik. İşi önce biz bitirdik. Ancak hepsinin ellerinden ve bellerinden inşaat demiri ile bağlı olduklarından ayakta durmalarını sağladık. Köylüleri tekrar yanımıza alarak olay yerine vardık. Köylülere, haydi bakalım, başkanın verdiği görevi birlikte bitirelim, dedik. Birlikte ateş ettik. Ancak şu salak herifler kimi havaya kimi adamlardan öteye, kimi de 10 metre geriye ateş etmelerine rağmen olayı kendilerinin yaptığını sanıyorlar. Buna inanarak içlerinden... pişmanlık getirenler de vardı.’ Ben en iyisinin böyle olduğunu, ilerde konuşamayacaklarını söyledim...” 53 |
|
|
|
|
|
#27 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Adil ŞAHİNBAŞ:
Çorum’un Hacıpaşa Köyü’nde oturmaktadır. Olay günü, faşistler köye haber göndererek yardım istemişler. Adil, 8 arkadaşıyla birlikte traktörle Çorum’a geliyor. Olaylara katıldıkları gerekçesiyle yargılanırlar. Sonuçta müebbet hapis cezası verilir. Pişmanlık yasasından yararlanmak için dilekçe verir. Dilekçenin bir bölümü şöyle: “... Çorum’a girişte barikatla karşılaştık, barikatta bizi durdurdular, kimlik kontrolü yaptılar. Barikatta kontrol yapanlar sivil halktı ‘Bunlar da bizdenmiş, Sünnilermiş’ dediler. Bu grubun içinde Ahmet ŞENGÜL, Ahmet ZEREN, Hüseyin ILDIRAN’ı tanıdım. Bizi alıp başkanın yanına götürdüler. Başkan, orada bulunan tomrukların üstünde oturmuştu. Yanında 150-200 kişi vardı. Başkan bize ve orada bulunan kalabalığa bir konuşma yaptı. İsminin bilahare Seydi olduğunu öğrendiğim Başkan, ‘Arkadaşlar, bu adamlar komünist, bunlar camilerimizi bombaladılar, bu adamların ölmesi lazım’ dedi. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Konuşmayı bizim için yaptığını sanmıştık. ‘Bizi niçin öldürüyorsunuz, biz komünist değiliz’ dediğimizde, ‘Siz değil, elimizde komünist rehineler var, onlar için söylüyorum’ dedi. Sonra orada bulunan topluluğa, ‘Teşkilat adamlarımız kalsın, diğerleri dağılsın’ dedi. Orada kalan kişilere birer tüfek verdiler. ‘Silahsız kimse kalmasın, gidin rehineleri alın gelin’ dedi. Biz orada durduk, rehineleri getirdiler. Bize de ‘Siz de bizimle beraber gelin’ dediler. Getirilen rehineler 6 erkek, bir kadın olmak üzere 7 kişilerdi. Bu rehinelerin üçünü bir, üçünü bir ayrı ayrı bağlamışlardı. Kadının elleri ve gözleri ayrı bağlı idi. Maskelilerden bir kısmı bu rehinelerin kollarına girdiler. Rehinelerle beraber Hıdırlık semtinden aşağıya indik, tahminen bir veya iki kilometre uzaklaştık. Orada bize ‘Siz burada durun’ dediler. Bizim başımızda da 20 kadar maskeli kişi silahla bekliyorlardı. Diğer 10 kadar maskeli kişi de rehineleri alıp 200 metre uzağımıza kadar götürdüler. Orada silah sesleri gelmeye başladı. Biz hâlâ korku içindeydik, ya şimdi bizi de öldürürlerse... Rehineleri götüren maskeliler geri geldiler. Bize ‘Siz de gelin, bu adamların işini bitirelim’ dediler. Biz de korku belası beraberinde gitmek zorunda kaldık. Oraya gittiğimizde, adamları karanlıkta zor görebiliyorduk. Bu rehine dedikleri kişilerin bir kısmı oturmuş vaziyette, kimisi yatmış vaziyette idiler. Bu maskeli kişiler önce ateş ettiler, bize de ‘Siz de ateş edin’ dediler. Biz de ateş ettik. Hep beraber geri döndük ve başkanın yanına gittik. Başkan maskelilerin içinde birini yanına çağırdı, konuştular. Ne konuştuklarını duymadık. Ondan sonra Başkan biz köylülere döndü ‘Sizin yapmış olduğunuz bu iyiliği unutmayacağız, milliyetçilik dediğin böyle olur. İslamiyet böyle korunur’ dedi. ‘Bu olayı kimseye söylemeyeceksiniz, söylerseniz sizin akibetiniz de böyle olur’ diyordu. ‘Eğer başka yerde söylerseniz kendinizi kurtaramazsınız. Çünkü siz de olaya katıldınız; şimdi sizi bırakıyoruz, köyünüze gidin’ dedi. Biz bunlardan kurtulduğumuza şükrettik... Bunu şimdiye kadar sakladım. Çünkü üzerimde baskı ve tehdit vardı, aile durumumdan korkuyordum. Çorum Cezaevinde bize seminer veriyorlardı. Seminer verdikleri için aleyhimize dava açıldı, korkumuzdan semineri verdiklerini de inkar ettim... “Bu olayın açığa kavuşturulmasını istiyorum; kendi irademle yapmadım. Rehineler, biri kadın, 6 erkekti. Sonra 8 kişi dediler, benim gördüğüm 7 kişilerdi... Pişmanım pişmanlık yasasında yararlanmak istiyorum. Suçsuzum... 11. 06. 1985” 54 Şov yapan siyasiler Süleyman DEMİREL (Başbakan): “Eğer bu fitne CHP’den destek görmezse, devlet bu fitneyi çok kısa bir zamanda söndürür. CHP neyi söylemeye çalışıyor. Günlerdir bu mesele ile uğraşıyoruz. Hükümetin bir yerde mesele çıkarmasından, kargaşa çıkarmasından memnuniyet duyabileceğini söylemek tamamen sadizmdir. Bundan daha büyük bühtan düşünülemez. Bunları söyleyen çılgındır. Bu hadiselerin karşısında hükümet vardır. Arkasında değil... Kimin nerede olduğu belli. Bu hadiselerin hepsinin arkasında CHP var, bunların hepsinin karşısında hükümet var. AP ve onun hükümetinin yolu sulhtan, sükunetten, kardeşlikten, insanlıktan, bolluktan, imandan ve kalkınmadan geçer...” Başbakan DEMİREL, “Çorum olaylarının arkasında CHP var dediniz. Acaba sağ eylemcilerin bu olaylarda hiçbir etkisi olmamış mıdır?” şeklinde bir soruyu şöyle yanıtlamıştır: “Burada sağ-sol tartışması yapmaya hacet yok. Olay, iki polis öldürülerek başlıyor. Tamam mı? 22 vatandaş öldürülmüş, günah değil mi? Kim öldürüyorsa bunun tümünün karşısına çıkmak lazım. Meseleyi saptırmamak, yanlış istikamete götürmemek lazım, tekrar ediyorum, kışkırtıcıların, bölücülüğün hamisi Halk Partisidir...” 55 Bülent ECEVİT ( CHP Genel Başkanı): “Devlet Hastanesi iyi niyetli çabalara karşın, sağlık görevini yapma bakımından yetersizdir. Buradaki yaralılar Ankara’ya getirilememiştir. Bu da yaralıların ifadeleri Çorum’da baskı ortamı içinde alınacak demektir. SSK Hastanesi ise bir militan kesiminin işgali altındadır. Türk Silahlı Kuvvetleri‘ne hakaret dolu sloganlar bu hastaneden haykırılmaktadır. Olayları sağcı militanların başlattığı bilindiği halde iktidar bunu saklayıp bir komünistlik tehlikesi varmış görüntüsü vermeye çalışmaktadır. Sayın Başbakan DEMİREL’in bazı sözleri de kışkırtıcı niteliktedir. Bizim gensorumuz ile daha önceki olaylar arasında bağ kurmuştur. Hükümetin Çorum’daki olaylarda da taraf olduğu, taraflardan biriyle birlik olduğu ve onların suçlarını örtbas etmeye çalıştığı ortadadır. “Çorum’da göç başlamıştır. Türkiye, hızla bölünmeye gitmektedir. Bazı karanlık niyetli kişilerin Türkiye’yi Vietnam’a, Yemen’e ve Kore’ye çevirme gayreti içinde oldukları görülmektedir. Bölgemiz çok yönlü bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu tür kışkırtmaların ulusal birliği en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde vatandaşları kıyıma kaldırtacak şekilde yapılmasının milliyetçilikle ilgili yoktur. Türkiye’nin bu durumdan kurtuluşu sağduyuya, kışkırtmalara kapılmaktan kaçınmaya bağlıdır. CHP heyeti, Alevi ve Sünni yurttaşların bu durumdan tedirgin olduklarını ve barış içinde yaşamak istediklerini görmüştür...” 56 Alpaslan TÜRKEŞ (MHP Genel Başkanı): “... Türkiye’nin gündeminde silinmeyen temel mesele olarak devlet ve rejim düşmanlarının yıkıcılk ve bölücülük gayretleri devam etmektedir. Allahı bir, kitabı bir, vatanı ve devleti bir olan milletimiz birbirine düşürülmek için türlü ihanet tertipleri ile karşı karşıyadır. Son günlerde Sivas, Merzifon ve Çorum’da vuku bulan müessif hadiseler bu ihanetin de bir ölçüde yaygınlaştırıldığını göstermektedir. Çorumluların da, milletimizin fertlerinin de bu parçalanma hareketi karşısında uyanık ve soğukkanlı olmaları şarttır. Kaybedecek veya feda edecek bir şeyimiz yoktur. Milletimiz birlik ve bütünlük içinde istikbale yürümek zorundadır. Hükümet, siyasi gücü ne olursa olsun cesaret ve kararlılıkla olayların üzerine yürümelidir. Güvenlik duygusu süratle temin edilmelidir...” 57 |
|
|
|
|
|
#28 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Necmettin ERBAKAN (MSP Genel Başkanı):
MSP Genel Başkanı Erbakan, Başbakan Süleyman DEMİREL’e şu telgrafı gönderir: “Çorum’da anarşinin fevkalade önemli bir noktaya ulaşarak, bir iç savaş boyutlarına vardığı müşahade edilmektedir. Şu ana kadar gelen ajans haberlerine göre 15 yurttaşımız bu olaylarda hayatını kaybetmiştir. Ve çok büyük mal ziyanı vardır. Henüz şehirde kontrol da sağlanabilmiş değildir. Tarafsız bir tutumla ve olayların daha vahim boyutlara ulaşmasını önlemek için kararlılıkla olayların üzerine gidilmesi gerekmektedir. Aksi halde bu alev yurdun başka yerlerine de yayılarak daha vahim neticelerin doğmasına sebep olabilir. 50 milyon vatan evladının birliği, beraberliği ve kardeşliğini burada tekrar ifade eder, yaralılara acil şifa, olayda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilerim...” 58 Basında yankılar Tercüman (07. 07. 1980) “Yapılan operasyonlar sırasında önceki günkü olaylarda öldürülmüş 5 kişinin cesedi bulundu. Ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi. Savcı, operasyonlar sonucu 322 kişinin gözaltına alındığını bildirdi.” Milliyet (03. 07. 1980) “Çorum’da önceki akşam başlayan olaylardan gece 1 kişi, sabaha karşı da 3 kişi ölmesi nedeniyle saat 06.00’dan başlamak üzere ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konuldu... önceki gün sağ teröristler, dağıttıkları bildiri ile halkı cihada çağırmışlar; daha önce gruplar halinde kentin Ulukavak, Çatalhavuz Mahalleleri ve SSK Hastanesinin çevresindeki CHP’li ve sol görüşlü kişilere ait evleri yakmaya başlamışlardır. Sol görüşlülerin oturduğu semtlerin telefonları kesilmiştir. “Sağ görüşlü teröristler, SSK Hastanesi çevresindeki apartmanlara yerleştirdikleri uzun menzilli tüfeklerle evlere ateş açmaya başlamışlardır. Buradaki yurttaşların bazıları yaralanmış, daha önce saldırı nedeniyle boşaltılan sol görüşlü kişilere ait evler yakılmışlardır. Yangını söndürmeye giden itfaiye engellenmiştir.” Milliyet (05. 07. 1980) “Milönü semtinde dün Alaaddin Camii’nin yanına bir patlayıcı atılması üzerine yakında bulunan bazı gruplar arasında çatışmalar çıkmıştır. Uzun menzilli silahların da kullanıldığı bildirilen çatışmalar daha sonra diğer mahallelere sıçramış ve sokak çatışmalarına dönmüştür. Saat 13.00’de vali, yeniden sokağa çıkma yasağı koymuş. Çeşitli araçlarla halka duyurmaya çalışmış. Ancak önlenememiştir. Bu arada sağ teröristlerce kentin Üçevler ve Çiftlikpınar yöresinde içme suyu şebekesi kesilerek yollara barikatlar kurmuşlardır. “Olayların başladığı saatlerde Ankara’ya ‘Ölüyoruz-Yanıyoruz’ şeklinde yardım isteme telefonları gelmiş. Ancak kısa süre sonra Çorum’la tüm haberleşme kesilmiştir. Saldırganların, belirli mahallelerde çıkardıkları yangın devam etmiş, 30’u aşkın ev yakılmıştır. Yangın bölgesine güvenlik kuvvetleri dahil hiç kimsenin giremediği olaylarda ölü ve yaralı sayısı belirlenememiştir.” Cumhuriyet (04. 07. 1980) “Önceki gün ve dün gece sokağa çıkma yasağına karşın faşistler, bombalı ve silahlı saldırılarını sürdürmüşlerdir. Olaylarda 3 kişi öldürülmüş, 5 kişi yaralanmıştır. “İskilip yolu üzerinde Yıldız Kiremit Fabrikası yanında dün öğleden sonra kimliği belirlenemeyen iki ceset daha bulunmuştur. İki gün içinde öldürülenlerin sayısı 7’ye çıkmıştır. “Esnafevleri semtinde de bir özel otomobil yakılmıştır. Nurettinbey Caddesi ile Garajlar çevresinde saldırılarını sürdüren faşistler çok sayıda işyeri yakmışlardır. “Çorum halkı, faşistlerin yoğun olduğu ve üssü olan mahallelerde arama yapılmamasını eleştirmişlerdir. “Alaca’da önceki gün 1000 kadar faşist grubun saldırıya geçerek 50 işyerini tahrip etmesi ve 8 kişinin yaralanması ortamı gerginleştirmiştir. “Bir grup faşist, Mecitözü ilçesine bağlı Hisarkavak köyünü basarak Bektaş ÜNAL adında bir işçiyi öldürmüşlerdir. 3 kişi de yaralanmıştır. Köy halkı Mecitözü’ne giderek protestoda bulunmuşlardır.” Cumhuriyet (06. 07. 1980) “Çorum’da göç sürerken ölü sayısı halen artıyordu. Evleri saldırıya uğrayan Çorumlulardan bir bölümü ölüm korkusu ile kamyonlarla kentten ayrılmaya başlamışlardır. Faşistlerin, kendilerini engellemek isteyen askerlere ‘Komünist asker Moskova’ya’ diye slogan atmalarını, Menzil Komutanı Tümgeneral Remzi GÜVEN ‘Olay maalesef doğrudur’ demiştir. “İskilip yolu üzerinde Yazı Mahallesinin çıkışında biri kadın 7 kişinin elleri bağlı olarak tabancayla vurulmuş cesetleri bulunmuştur. Çorum SSK Hastanesinde 7 kişi de dahil olmak üzere toplam 17 ceset bulunmaktadır.” Hürriyet (06. 06. 1980) “Bir Alevi vatandaşa ait Ambalaj Fabrikası yakıldı. Çimento Fabrikasının işçileri can güvenliği olmadığı için işbaşı yapmadı. “Bir grup saldırgan, kömür almak için sıra bekleyenlere saldırarak dağıttılar, burada çalışan 16 görevliyi de tehdit ettiler. “Merkeze bağlı 2 köyün 5’inin giriş ve çıkışlarının kurulan barikatlarla kontrol altına alındığı bildirilmiştir.” |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Çopur For This Useful Post: | seocan (09-28-2009) |
|
|
#29 |
|
...
Üye No: 3
Mesajlar: 8.411
Thanks: 4293
Thanked 8779 Times in 4109 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 1143
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hürriyet (05. 07. 1980)
“Cuma namazının kalındığı Ulu Cami’de hoca vaaz verirken, kimliği saptanmayan bir genç, camiye girip ‘Alaaddin Cami’sini yaktılar. Siz ne duruyorsunuz?’ diye bağırdı. Aynı anda haber kent içindeki diğer camilere de ulaştırıldı. Bunun üzerine silahını, kazma küreğini, demir çubuk ve sopalarını kapan vatandaşlar camilerin önünde toplanıp ‘Allah Allah, Allah-u Ekber’ diye bağırdılar. Tüm camilerin etrafı sarıldı ve taşlı, sopalı, silahlı çatışmalar bir anda başladı. Çeşitli kollardan, bombalanarak yakıldığı öne sürülen Alaaddin Camine doğru halk koşmaya başladı. Dükkanlar kapandı. Bir anda ellerinde silahlarla sopalarla yurttaşlar sağa sola koşuşurken, Milönü Semtinde bu gruplar üzerine otomatik silahlarla ateş açıldı. Kentte güvenliği sağlamaya çalışan Komando Birliği ise halkı uyarmak için zaman zaman havaya ateş etti.” d) Bilanço 1980 Öncesi Çorum’da Meydana Gelen Siyasal Cinayetler 1. Ergül BAŞ 2. Hüseyin YILMAZ 3. Mustafa KURU 4. C. Yalçın KILIÇ 5. Mustafa ODABAŞI 6. Mehmet ÇIPLAK 7. Resul ÖZTÜRK 8. Hasan KUŞ 9. Halil ÖZER 10. Hıdır SARIKAYA 11. Cemal KEÇELİ 12. G. Naci BAYRAKTAR 13. Mahmut SOLAK 14. Satılmış TUMRUK 15. Servet YILDIRIM 16. Muzaffer YEŞİLYURT 17. Abdullah KOÇAK 18. Selahattin ARDIÇ 19. Musa KİREÇLİ 20. Yahya BARAN 21. Osman AKSU 22. Kazim GÜLER 23. Şeref ŞAHİN 24. Necati GÖKTAŞ 25. Mustafa ÖZDEMİR 26. Abdullah SUCU 27. Ali ŞAKAR 28. İsmet SOLMAZ 29. Bektaş ÜNAL 30. Mustafa TAHTASI 31. Seydi ÖZDEMİR 32. Selime ESER 33. Dursun ERKOÇ 34. Mehmet YILMAZ 35. Süleyman ÜREYEN 36. Ahmet DOĞAN 37. Veli SOLMAZ 38. Şükrü YALÇIN 39. Halil BÜGÜRÜ 40. Gökçen KARTAL 41. Rıza AYBARS 42. Hasan BAĞZIK 43. Rıza CANDAN 44. Süleyman ATLAS 45. Raif ERDEM 46. Mehmet ŞAHİNCİ 47. Aziz ÖZKAYA 48. Mustafa YILDIRIM 49. Hatim DURSUN 50. Ali GÜNDOĞDU 51. Ali BAÇACI 52. Nurettin BAYDEMİR 53. Ali AYDEMİR 54. Cumali BAĞCI 55. Hüseyin ŞİRİN 56. Musa ACAR 57. Mehmet KAYGISIZ 58. Aziz GÜNDOĞDU 59. Hüseyin ÖZDEMİR Temmuz 1980’de Çorum’da yapılan katliamda yaşamını yitirenlerin bir bölümünün adını tespit edemedik. Bu katliamda 200’e yakın kişi de yaralanmıştır. KAYNAKLAR 1) Cüneyt ARCAYÜREK, Darbeler ve Gizli Servisler, s. 221-22 2) Çorum Gazetesi, 23. 07. 1980 3) Milliyet Gazetesi, 30-31. 05. 1980 4) Sadık ERAL,Çaldıran’dan Çorum’a Anadolu’da Alevi Katliamı, Yalçın Yay., İstanbul 1993, s. 88-90 5) Sadık ERAL, a.g.e., s. 94 6) Cumhuriyet Gazetesi, 02. 06. 1980 - Sadık ERAL, a.g.e., s. 98 7) Yenigündem Dergisi, Sayı 70, (05-11 Temmuz 1987) 8) Sadık ERAL, a.g.e., s. 99 - 100 9) Çorum Gazetesi, 21. 07. 1980 10) Sadık ERAL, a.g.e., s.103-105 11) Cumhuriyet, 08. 06. 1980 12) Cumhuriyet, 08. 06. 1980 13) Hürriyet, 05. 06.1980 14) Sadık ERAL, a.g.e., s.101 15) Sadık ERAL, a.g.e., S. 114 16) Hürriyet, 07.06.1980 17) Nokta Dergisi, Sayı 22 , s. 21(8 Haziran 1986) 18) Cumhuriyet, 13. 06. 1980 19) Reha ÖZ - Mahmut TUNABOYLU, Cumhuriyet, 20. 06.1980 20) Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cumhuriyet, 29. 06. 1980 21) Cumhuriyet, 07. 06. 1980 22) Aydınlık Gazetesi, 09. 07. 1980 23) Sadık ERAL, a.g.e., s.119 24) Sadık ERAL, a.g.e., s.124 25) Sadık ERAL, a.g.e., s.121-122 26) Çorum Gazetesi, 24. 07. 1980; Tercüman Gazetesi, 09. 07. 1980 27) Saygı ÖZTÜRK, Hürriyet, 07. 07. 1980 28) Çorum Gazetesi Sahibi Rıza ILIMAN’ın Arşivinden 29) Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet Gazeteleri, 03. 07. 1980 30) Çorum Gazetesi, 26. 07. 1980 31) Nokta Dergisi, Sayı 22, s. 21, (8 Haziran 1986) 32) Cumhuriyet, Milliyet Gazeteleri, 04. 07. 1980 33) Sadık ERAL, a.g.e., s.125 34) Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet Gazeteleri, 05. 07. 1980 35) Çorum Gazetesi, 30. 07. 1980 36) Sadık ERAL, a.g.e., s.129-131 37) Sonhavadis, Cumhuriyet, 06. 07. 1980; Tercüman Gazetesi, 07. 07. 1980 38) Çorum Gazetesi, 28. 07. 1980 39) Nokta Dergisi, Sayı: 22, s. 14, (8 Haziran 1986) 40) Sadık ERAL, a.g.e., s.159 41) Cumhuriyet, 14. 07.1980 42) Milliyet, 07. 07.1980 43) Cumhuriyet, 09. 07.1980 44) Cumhuriyet, 08. 07.1980 45) Cumhuriyet, 09. 07.1980 46) Aydınlık Gazetesi, 08. 07.1980 47) Çorum Gazetesi, 31. 07. 1980 48) Sadık ERAL, a.g.e., s.146-147 49) Cumhuriyet, 09. 07. 1980 50) Sadık ERAL, a.g.e., s.151-152 51) Aydınlık Gazetesi, 08. 07.1980 52) Çorum Gazetesi, 30. 07.1980 53) Nokta Dergisi, Sayı: 22, s. 14-17, (8 Haziran 1986) 54) Erzincan Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Dosyası 55) Cumhuriyet, 11. 07. 1980 56) Milliyet, 11. 07. 1980 57) Tercüman, 06. 07. 1980 58) Milliyet, 06. 07. 1980; Cumhuriyet, 09. 07. 1980 YARDIMCI KAYNAKLAR 1) Oğuzhan MÜFTÜOĞLU, Türkiye Gerçeği, Patika Yay., İstanbul 1989 2) O. Tayfun MATER, Devrimci Yol Savunması, Simge Yay., Ankara 1989 3) Muzaffer İlhan ERDOST, Faşizm ve Türkiye, Onur Yay., Ankara 1995 DERGİLER 1) Nokta Dergisi, Sayı: 22, (8 Haziran 1986) 2) Yenigündem, Sayı: 70, (5-11 Temmuz 1987) |
|
|
|
|
|
#30 |
|
Can
Üye No: 1897
Mesajlar: 7.659
Thanks: 6015
Thanked 4944 Times in 3416 Posts REP Gücü : 42
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
katliam her zaman kime yapılırsa yapılsın haksızlık ve en adi şerefsizliktir.. onlarca,binlerce cana kıyıldı,işkenceler edildi,yakıldı yıkıldı hesabı sorulmaz denildi ama soruluyor ve sorulacakta..
insanlar nankör..insanlar vurdum duymaz.. gerçekten yüreğimiz bin parça, o bin parçanın her bizi adaletsizliğin ,haksızlığın eserleri olan katliamlarla ,zihnimize benliğimize kazınan olaylarla doludur ve herbirinin acısı kat kat dinmez***unutulmaz***yok sayılamaz ve hiç bir an akıldan çıkmayacak kadar büyüktür.... kahrolsun faşit düşünceler ve bunu göre göre hala tepki vermeyen (benim hep dile getirdiğim sağır-kör,vurdum duymaz ) insanlıktan bir haber yaşayan vicdansızlar.....
böyle garip düştüğüme bakma
böyle mahzun durduğuma... varsın ateşin suskunlukla beslensin benim de yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik.. ______içinden geldiği gibi yaşamalısın "herşeyi".. KıZıL DeLi
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Has Çorum sözlüğü | Devrim06 | Çorum | 41 | 04-03-2011 01:04 |
| çorum iskilip ibik köyü | mamican | Çorum | 46 | 05-03-2010 11:46 |
| Çorum Kuşsaray Köyü ve Şenlikleri | Çopur | Çorum | 13 | 07-13-2008 16:16 |
| hattuşaş (çorum boğazköy ) | mamican | Turizm ve Gezi | 7 | 07-10-2008 17:20 |
| çorum gelenek ve görenekleri | sibele | Çorum | 3 | 07-08-2008 13:47 |
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||