Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel)

Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) Alevi inancına dair ritüellerin ve yöresel uygulamaların paylaşılabileceği alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 08-24-2008, 14:28   #1
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart Dedekargin Süreginde Cem Töreni

Dedekargin Süreginde Cem Töreni

Anadolu Alevîliği’nde temel kurum inanç-dede ocaklarıdır. İnanç-dede ocakları dedelik, taliplik gibi Alevîlik’e ait statüleri ve başta cem olmak üzere inanç ritüellerini belirleyen ana öznedir. Anadolu’nun farklı bölgelerinde etkinlik sahasına sahip Alevî inanç-dede ocaklarının merkez ritüel pratiği, cemdir. Alevîlik’inââ tarihsel süreci incelendiğinde cem’in salt inanç boyutu olan bir gerçek olmayıp ikrar, musahiplik, görgü, düşkünlük, birlik gibi uygulamalarla sosyal, hukuksal ve iktisadi boyutlara sahip bir sistem olduğu görülür.
Gerçekleştirilen sosyo-antropolojik çalışmalarla Alevî inanç – dede ocaklarının cem icra dizgisinin, kutsallık atfedilen ve on iki hizmet olarak anılan ritüellerden oluştuğu tespit edilmiştir. Ocaklara bağlı olarak on iki hizmetin pratik edilişinde farklılıklar görülmekte-dir. Alevî inanç-dede ocak mensuplarının “yol bir, sürek binbir” şeklinde tanımladığı Alevî ritüel evren; Alevîlik’in sosyolojik, antropolojik, tarihsel dönüşümünün analizinde-ki ontolojik, epistemolojik ana ögedir. Alevî inanç-dede ocaklarının sürek profilleri, Alevî sosyolojisinin çerçevesinin tanımlanmasında, Alevî inanç-düşün terminolojisinin çözüm-lenmesinde, Alevîlik literatürünün tespitinde önceliklidir.
Bu çalışmada Alevî inanç-dede ocaklarından Dede Garkın Ocağına ait cem erkânının temelini oluşturan on iki hizmetin pratik edilişi anlatılmaktadır. Dede Garkın Ocağının Çorum, Alaca, Büyükcamili köyü (eski adı Dedekargın) merkezli ocaklılarının yüzyıllar ötesinden günümüze ulaştırdığı cem-inanç pratikleri anlatılmaktadır.

GİRİŞ

Tarihsel–karizmatik bir kişilik olarak Dede Garkın1 Anadolu Alevîliği’nin önemli temsilcilerindendir. Dede Garkın’ın adıyla anılan Alevî inanç-dede ocağı da Anadolu Alevîliği’nin önemli inanç–düşün kurumlarındandır. Genel sosyolojik-tarihsel yaklaşım Alevî inanç-dede ocaklarının Anadolu’da organize oluşunda,
XIII. yüzyılı milat kabul etmektedir. Hacı Bektaş Velî önderliğinde örgütlenen Horasan erenlerinin zamanla Küçük Asya’nın farklı bölgelerinde köyler, ocaklar kurduğu bilimsel bir gerçektir. Dede Garkın daha erken dönemde Anadolu’da faaliyetler göstermiş bir Türkmen dedesidir. Dede Garkın, 1240’ta büyük bir halk hareketi başlatmış olan Baba İlyas’ın mürşididir. XIII. yüzyıl Anadolu tarihinin en önemli sosyal, siyasal olaylarından biri olan Babaî hareketinin lideri Baba İlyas ile teması bulunan Dede Garkın Alevîlik tarihi açısından önemli bir erendir. Adıyla anılan Dede Garkın Ocağı da Anadolu Alevîliği’nin ocak kurumu bağla-mında ana belirleyici ocaklarındandır.
Kargın, Çepni ve Avşar boylarına mensup Alevî Türkmenler’in Dede Garkın Ocağı ile taliplik noktasındaki bağlantıları; Dede Garkın Ocağı’nın Suriye (Halep), Gaziantep, Malatya, Tokat, Diyarbakır, Erzurum, Çorum, İzmir, Balıkesir, Manisa gibi bölgelere uzanan geniş etkinlik sahası; Şah İbrahim Velî ve Ali Seydi2 ocakları ile ocak yetki paylaşım sistemi bağlamındaki ilişkisi; Dede Garkın Ocağı’nı Alevî inanç-dede ocakları arasında temel ocaklardan biri yap-maktadır. Bu bağlamda Dede Garkın Ocağı’nın müstakil yapısını ortaya koyabil-mek için, sahip olduğu cem erkânının belirlenmesi önem taşımaktadır. Sosyolojik bir gerçek var ki; cem uygulamaları Alevî inanç-dede ocakları üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir unsur olarak karşımızda durmaktadır.
1 Garkın kelimesine, farklı kaynaklarda Ğarkın, Karkın ve Kargın şeklinde yazılmış olarak da rastla
nılmaktadır, bu konuda bkz; (Çelebi, 1995: XL). 2 Eskişehir/Kayapınar, Ankara/Çubuk ve Çankırı/Dalyasan köylerinde yerleşik Ali Seydi ocaklıları,
ocak aidiyetlerini tanımlarken Seyyit Ali Sultan (Kızıldeli) kullanımına da yer vermektedirler.
Alevîlik’te Hak-Muhammed-Alidivanı olarak kabul edilen cem ibadeti, kırklar meclisinden bize kadar gelen ibadetin adıdır. Alevîliğ’in olmazsa olmazıdır. Cem aynı zamanda Alevîliğ’in bir okuludur. Orası sadece inançsal uygulamaların yeri değil; aynı zamanda yardımlaşma, bilgilendirme, ruhen yıkanma ve toplumsal sorunlara çözüm bulma yeridir.
Cem ibadetinde; “Ölmeden önce ölünüz, Hakk’ın huzuruna kul hakkı ile gitmeyiniz. Hiç kimseyle alıp vereceğiniz kalmasın. Alnınız pak, yüzünüz ak olsun. İnsan-ı kâmil olunuz. Halk sizden razı olsun ki, Hak da razı ola. Döktüğünüz varsa doldurun, yıktığınız varsa kaldırın, ağlattığınız varsa güldürün” kuralları geçerlidir ve günümüzde tüm insanların bu kurallara ihtiyacı vardır.
Alevîlik’te ceme kadın-erkek, yaşlı-genç herkes gelebilir. Dede önderliğinde ve bağlama eşliğinde ibadet yapılır. Cemde on iki hizmet ve bu hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Duvara değil cemâle (yüzyüze) bakmak, insanın yaptığı cami binasından önce Allah’ın özenle yaratıp “bütün meleklere secde ettirdiği” insanı kutsal görmek, yani Âdem’e secde etmek, “Hakk Âdem’dedir” düsturu ibadetin esasını oluşturur. Harabî bu felsefeyi, şu şekilde ifade etmektedir:
Zühd ü riya ile olan ibadetHatadır Hazret-i Settar’a karşıBöyle namaz ile olamaz ümmetHiç kimse Ahmet-i Muhtar’a karşı
Tarikatsız mü’min olamaz kimseNûr-ı nübüvvetle dolamaz kimseHakk’ı Peygamber’i bulamaz kimseYatıp kalkmak ile duvara karşı
Allah gözlerine çekmiş bir perdeYok dersin Allah’ı gökte ve yerdeGösterelim gel de gör Hakk’ı nerdeSecde eylesinler Didar’a karşı
Ebsem ol Harabî sen nasıl ersinHalli müşkül böyle sözler söylersinİçtinab et belki hata edersinHaydar-ı Kerrar’e Hünkâr’a karşı.
Cemler nüfusun büyük çoğunluğunun köylerde yaşadığı yıllarda, genellikle sonbahar ve kış aylarında yapılırdı; çünkü halkın büyük çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyorlardı. Sonbahar bitip de kış ayları başladığında insanlar harmanını kaldırmış, bağbozumunu bitirmiş, kışlık erzaklarını hazırlamış oluyor; yani insanların çift-çubuk derdi bitmiş oluyordu.
Cemlerin başladığı zaman ilk yapılan ceme, Abdal Musa Cemi adı verilir. Bu bir çeşit, dedeyi karşılama veya hoşgeldin anlamı taşımaktadır. Bu cemin oluşma-sına herkes ekonomik gücü oranında değil, gönlünden ne koparsa o kadar kat-kıda bulunur. Bazı kimselerin ekonomik durumları yetersiz olduğu için katkı yapabilecek gücü yoktur; ama der ki, “Bir avuç tuz vereyim, benim de lokmada tuzum bulunsun”. Katkı koyarken gönülden ne koparsa o verilir; fakat lokma dağıtılırken herkese katkıları oranında değil, eşit olarak lokma dağıtılır.
Anadolu’da “yol bir, sürek binbir” diye bir deyim vardır. Bu deyim bazı yörelerde uygulamanın sıralamalarında ve şeklinde ufak tefek farklılıkları ifade etmektedir. Alevî cem törenleri bölgeden bölgeye, hatta köyden köye değiştiği gibi, dedele-rin çıktığı ocaklara göre de değişir. Ocak geleneği, cemin biçimi bakımından çok önemlidir. Örnek olarak bazı yörelerde çerağ uyarılması, cem birlemeden hemen önce yapılır. Görgü cemlerinde ise bazı ocaklar pençeli, bazıları ise erkânlı (çubuk) olarak kendilerini tanımlarlar.
Dedekargın süreğinde ise görgü işlemi erkân altından geçme olarak uygulanır. Buradaki erkân Dedekargınlar’ın ocak olması yanında, aynı zamanda, boy beyi olması nedeniyle bir kılıçtır. Görgü yapılırken dede, kılıcı iki kolu üzerine alarak ayakta durur. Görgüden geçen talipler bu kılıç (erkân) altından geçerler. Prof. Dr. Alemdar Yalçın; hem ocak, hem de boy beyi durumunda olan bu tür ocakları “Ocaklı Boylar3” olarak tanımlamaktadır. Bu bizce de doğru bir tanımdır.
Dedekargın süreğindeki cem uygulamalarında sofiyan süreğinin etkileri ağırlıklı olarak hissedilmektedir. Cemler sadece inançsal uygulamaların yeri olmayıp, aynı zamanda toplumsal sorunlara da çözüm arama yeri olduğu için ve oraya çiğ olarak giren her lokma-niyaz pişmiş olarak tüm canlara eşit bir şekilde dağıtıldığı için uzun sürmektedir. Akşam saat yedi/sekiz sıralarında başlayan cem yaklaşık on/on iki saat devam etmektedir.
Cem; köylerde büyükçe bir evde veya geçici olarak cemevi şeklinde düzenlenmiş genişçe bir mekânda, şayet varsa da cemevinde yapılır. Cemin yapılacağı zamanı bütün köylülere bildirmek için, on iki hizmetten biri olan peyikler gönderilir. Peyik halkı davet ederken şu tercemanı okur:
Bülbül oldum bugün gülzâra geldimHalim arz etmeye dildare geldimKoyarlarsa bizi hane içeriErenler cemine davete geldim.
Bkz; (Yalçın, Yılmaz; 2002: 26).
Bu daveti duyan canlar, musahibi ile buluşur ve cem için hazırlanmaya başlar. Herkes evinde tertemiz yıkanıp en temiz elbiselerini giydikten sonra ev halkı ile birlikte, belirtilen zamanda ceme katılırlar. Ceme bedenen ve ruhen en temiz şekilde gidilir. Bu şu demektir: Şatafat ve gösterişten uzak girdiğin cem törenine ve ibadet alanına uygun, temiz giysiler giy. Yüreğini kin ve kibirden, gönlünü kızgınlık ve dargınlıktan arındır.
Akşam saat yedi-sekiz sıralarında herkes eşleri ve musahipleri ile “hak meydanı” olarak kabul edilen cemevine gelmeye başlarlar ve gelirken niyaz olarak yemiş, meyve, çörek, kömbe, baklava, helva gibi yiyecekleri getirirler. Müsahipler ve eşleri cemevine gelince meydanda dâra durup, niyazlarının duasını alırlar. Dede, şu duayı yapar:
“Bismi Şâh, Allah Allah… Niyazınız nur ola, Şah zuhur ola; yiyene helâl, yedirene delil ola. Dertlerimize derman, gönüllerimize iman, hastalarımıza şifa ola. Gittiği yer gam görmeye. Gerçek erenler demine Hû4. Mü’mine Ya Ali…”
Duadan sonra talipler lokmalarını görevliye teslim edip diz üzeri gelerek meydana niyaz (secde) ederler. Genellikle talip dedeye veya posta niyaz eder. Bunun anlamı, hem “Âdem’e secde” etmek hem de cemaatta bulunan bütün canlarla görüşmek, onlara saygı ve sevgi göstermektir.
Cemevine gelen canlardan ön sıralara oturmak isteyenler gözcünün göstereceği yere otururlar. Musahiplerin eşleri ise cemevinde kendileri için ayrılmış bölüme otururlar. Erkekler, yönü dededen tarafa gelmek üzere orta yerde büyükçe bir boşluk bırakarak daire (Selman halkası) oluşturacak biçimde otururlar. Burada herkes birbirine dönüktür. Benim Kâbe’m insandır anlayışı ön plana çıkmıştır.
(Cemevi fotoğrafı için EKLER bölümüne bakınız).
Cemevi düzeni dikdörtgen şeklinde bir meydandır. Ocağa sırtımızı verdiğimizde sol üst tarafta post dedesinin yeri, sağ üst tarafında yine dedesoylu olan dedelerden birisinin oturduğu halife postu olarak kabul edilen yer ve bu iki postun orta kısmında yanan bir ocak ile üzerinde lokmaların piştiği kara kazanlar bulunur.
Meydanın sağ ve sol taraflarında dedelerden itibaren saflar sıralanmıştır. Önce yol büyüklüğüne, sonra yaş büyüklüğüne göre sağlı sollu olarak oturulur. Sağlı sollu sıralanmış safların arka kısımları canların (genelde bacılar) oturmaları için ayrılmıştır.
Hû: Arapça “o” anlamına gelen sözcük. Tarikatta “Tanrı” anlamında kullanılır. Şöyle bilinmelidir ki, Ulu Tanrı’nın iki (türlü) adı vardır. Birisi gizli, birisi açıktır. Açık adı, “Errahmanirrahim”, gizli adı “Hû” dur (Bozkurt, 2006: 118).
Yapılan araştırmalarda cemle ilgili en eski bulguların 1358 yılında yazılan Menâkıbü’l-Kudsiyye Fi Menasıbi’l-Ünsiyye’de olduğu saptanmıştır. Baba İlyas’ın torunu olan yazar Elvan Çelebi, 1240 yılında ortaya çıkan Alevî ayaklanmasının (Babailer İsyanı) önderi Baba İlyas’ı anlatırken onun pirinin Dede Garkın oldu-ğunu belirtiyor: “Bir şaman gibi tasvir edilen Dede Garkın’ın; Elbistan Ovası’nda, dört yüz Türkmen obasından gelen dört yüz halifesini, bir mürşid olarak topla-dığını ve kırk gün cem sürdürdüklerini ve bunca gün ‘paymaçan’ verdiklerini anlatan beyitlere göz atalım (Çelebi, 1995: 16):
134-Ata binmez Dede divara binur Divar altında at gibi atılur
135-Dede Garkın kerametin görür birBir divara biner yürir ol şir
145-Şia şia güruh güruh gelir Hâlisan muhlisan mürid olur
169-Dört yüz ol kim halife vardı benam Herbiri ehl-i keşf ü hâl ü makam
175-Dört yüzün bir nefeste cem kılurBirbiri üzre bıragur oturur
177-Terk-i evtan kıldılar cümle Yüz urup şeyha geldiler cümle
179-Ön ü son kırk gün içre cem oldı Paymaçan yerinde hep durdu
180-Paymaçan virür bu miskinlerYol içünde kemine elginler
181-Diledun çün vazife-i taat Gele yerine geçmeye saat
183-Ol sebepten sürindük uş geldük Suçluyuz suçumuz kamu bildük
184-Dede aydur bu iş-i hayrü’n-nas İşlemişdür meger ki Şeyh İlyas
192-Dede Garkın çün içerü girdiHakk-ıla bakdı Hakk-ıla gördü
Burada geçen paymaçan, cemde bugün peymenceye durmak biçiminde uygula-nır ve çok önemli, kilit bir uygulamadır. Alevîliğ’in de bir işaretidir. Dâr meydanı, incelemekte olduğumuz paymaçan verme, peymançeye durmanın karşılığındaki dâr sözcüğünün ilk kullanılışı gibi görülmektedir. Bu eserdeki bilgilerden anla-şılacağı üzere, cemin 1225–30 yılları arasında, Anadolu’da yapıldığını göster-mektedir.
Dâr sözcüğünün Alevî literatüründeki anlamına örnek olarak aşağıda Abdal Musa’ya ait bir deyiş5i görelim:
Muhammed Ali’nin kıldığı dava Yok meydanı değil var meydanıdır Muhammed kırklara niyaz eyledi Ar meydanı değil er meydanıdır
Kırklar özün bir araya kodular Anlar cenazesin susuz yudular Deveyi gördün mü gördüm dediler Ört elin eteğin sır meydanıdır
Varlığın yerde ara ki bulasın Gezdiğin yerlerde makbul olasın Sakla sırrını kim settar olasın Çek çevir kendini kâr meydanıdır
Ne diyeyim şu erkânı kurana Yuh çekerler bu meydanda yalana Üç yüz altmış merdiveni bilene Kör meydanı değil gör meydanıdır
Abdal Musa Sultan gerçek er ise Ali’yi sevenler muhib yâr ise Hakk’ın maksuduna irem der ise Urganı boynunda dâr meydanıdır.

Dâra Durmak

Dâra çekmek söylemi içinde sayılabilecek, talibin kendi özüne yönelik dâr meydanına çıkma olgusu vardır. Buna “özünü dâra çekme” denir. Kusurlu olduğundan kuşkulanılan bir talip; dede tarafından dâra çekilmesine ya da zarar

Deyiş

Güncel yaşamı Alevî felsefesine göre tasvir eden, serbest konulu, az da olsa öğretici yönü bulunan ve Alevîliğ’i çağrıştıran müzik ve şiir biçimidir. Edebî türlerden en yaygın olanıdır. Nefes ve düvaz, deyişin alt tanımlamalarıdır.
görmüş canın, şikâyet etmek üzere dâr meydanına çıkmasına fırsat vermeden, kendiliğinden dâra durabilir; yani kendi özünü dâra çeker. Talip dedikodu ve kuşkulardan yakınır. Kendisine yönelik suçlamaları reddeder. Bunu yaptıklarını öğrendikleri kişileri pir huzurunda dâra çağırarak o kişilerden razı olmadığını, gerçeği söyleyinceye değin ya da ispat edinceye değin dârda bekleyeceğini ve baş kesip yemin etmelerini ister. Dâr meydanı, er meydanı olduğu kadar, bu anlamda ar meydanıdır; o meydanda yalan dolan olmaz, bu meydan kutsaldır. Dâr meydanı sadece dedenin değil toplumun huzurudur. İçinde yaşamakta olduğu toplumun insanlarıyla yüzyüze, karşı karşıyadır. Talip bu dârda kendini dedikodu ve suçlardan arındırır; elbette ki olayla ilgili bildiği gerçeği de burada açıklamak zorundadır.


..............

Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
Anne çook...

.....................................
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Alt 08-24-2008, 14:32   #2
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart

a.) Çengel Dârı: Dâra duracak canlar; erkekler sağ başta olmak üzere yaş sırasına göre sıra olurlar. Erkekler eğilerek sağ ayağının başparmağını sol ayağının başparmağının üzerine koyup sağ elinin parmaklarını, sağ ayağının başparmağının üzerine eğilerek değdirir. Sol elini de kolunu çapraz tutarak eli açık şekilde, göğsünün üzerine kapatır ve o şekilde dâra durur. Buna dârda mühürleme ya da peymençe denir. Bu dâr, cem törenlerinde yapılan dâra duruş şeklidir (Çengel Dârı).


b.) Fâtımâ Dârı: Bacılar ise dâra dururken sağ ayak başparmağını sol ayak başparmağının üzerine koyarlar. Başlarını eğerler ve göğüslerinin üzerinde sağ eli, sol elin üzerine çaprazlama koyarak dâra dururlar.


c.) Nesîmî Dârı: Dizüstü oturup, ellerin açık olarak diz üstünde tutulduğu ve başın öne doğru hafif eğik vaziyette olduğu ve Seyyid Nesîmî gibi “yol uğruna yüzülmeye hazır” olmayı simgeleyen duruş şekli


d.) Mansur Dârı: Ayakta kollar serbest salınmış, baş öne eğik (Hallac-ı Mansur gibi, yol uğruna asılmayı göze almaya hazır olma anlamında) biçimde durulan dârdır.

Dâra duran canlara dede, dâr duasını okur:

“Bismi Şâh, Allah Allah… Geldiğin yoldan, duruduğun dârdan, çağırdığın Pir’den, Hünkâr Hacı Bektaş Velî’den, Sultan Dedekargın’dan şefaat göresiniz. Hak erenler üçlerin, beşlerin, yedilerin, On iki İmam’ların, kırkların ve ehlibeytin yolundan, katarından, didarından ayırmasın. Allah’a kul, Muhammed’e ümmet ve Ali’ye talip eylesin. Gerçeğe Hû…”

Canlar, duadan sonra meydana niyaz eder. Sonra dizüstü delile kadar gider, dedeye ve delile niyaz ederler.

Örnek verdiğimiz bu cem töreni Abdal Musa, birlik cemi, Hızır cemi, aşure (muharrem matemi) cemi, Sultan Nevruz cemi, yılda kırk sekiz hafta yapılan cemler, kısa (kısır) cem ve eğitim cemleri için geçerlidir. Görgü cemi, musahiplik cemi ve düşkün kaldırma cemlerinin düzenlenişinde bazı farklılıklar vardır.


Cemin Başlaması


Önce cemaat ve On iki hizmet sahipleri cemevinde yerlerini alırlar. Halife postu makamına dede soylu olan dedelerden bir kişi oturur. On iki hizmet sahipleri cemde kullanılacak araç ve gereçleri (asa, ibrik, leğen, sürahi, bardak, çerağ/ mum, havlu, ses düzeni) önceden hazırlar.

Gözcü cemevine girenlere oturma usûllerini, duaya duruş şekillerini anlatır. Örnek olarak; seyyid yani evlad-ı Resûl (dede) olanlara, konuklara (mihman), yaşlı olan canlara saygı gösterilerek ön saflara oturmaları önerilir. Dede cemevine kapıdan içeri girerken, “Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek giriş kapısına niyaz eder, Cem’i yönetecek dedenin (post dedesinin) kapıya geldiği görülünce gözcü; “Gerçeğe Hû; sofular, bacılar dedemiz geliyor; marifete” der.

Bütün canlar Hz. Muhammed’i, Hz. Ali’yi ve Hz İmam Hüseyin’i temsil eden o post makamına saygı göstererek ayağa kalkıp “dâr”a (Mansur dârı) dururlar. Dede, gözcü sağında yürür hâlde içeri girer ve “Hû Mü’min, müslim; sofular, bacılar” diyerek selâm verir, cemaat de “” diyerek dedenin selâmını alır. Dede, gözcü sağ yanında olarak meydanın ortasına kadar gelir, “Allah, Muhammed, Yâ Ali” diyerek secdeye varır (ki bu, cümleye niyaz anlamındadır), sonra dâra durup (çengel darı), halife postunda oturan dededen duasını alır.

Bismi Şâh, Allah, Allah.

Geldiğin yoldan, durduğun dardan, çağırdığın Pir’den, Hünkâr Hacı Bektaş Velî’den, Sultan Dedekargın’dan şefaat göresin. Hak erenler üçlerin, beşlerin, yedilerin, On iki İmam’ların, kırkların ve ehlibeytin yolundan, katarından, didarından ayırmasın. Allah’a kul, Muhammed’e ümmet ve Ali’ye talip eylesin. Gerçeğe Hû.”

Post dedesi duadan sonra, “Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek secdeye varır. Dede meydana niyaz edip elleri dizlerinin üzerinde olarak, iki dizi üzerine oturur (Nesîmî dârı).

Duayı eden dede, Nesîmî darında bekleyen dedeye şöyle der:

Hû erenler! Cemlerimiz kırklar cemi, görevimiz Hazret-i Hüseyin’in yeri, yardımcımız Hak-Muhammed-Ali; gözcümüz, bekçimiz, Hızır Nebî ola. Hayır himmet erenler” der.

Duayı eden dede önce cemaate, pir postunda oturacak bu dededen razı ve hoşnut olup olmadıklarını sorar:

“Canlar, dedemiz geldi postuna oturacak. Biliyorsunuz ki bizim inancımızda kul kuldan razı olmadıkça, Allah kuldan razı olmaz. Dede, postuna oturup görevine başlamadan önce sizlere soruyorum”:

“Bu dededen razı mısınız?” diye sorar. Eğer cemaat “Biz razıyız, Hak da razı olsun!” diye rızalık verirse dede de cemaate, “Hak sizden de razı olsun” der ve post dedesine şu gülbangı verir:

“Bismi Şâh, Allah, Allah… Hizmetin kutlu olsun, yardımcın Hakk–Muhammed-Ali olsun. Hakk–Muhammed-Ali, seni doğruluktan ayırmasın. Adaletin Hz. Ali’nin adaleti olsun. Haksızı görüp gözetmeyesin. Doğrudan yana olasın. Hakk erenler şaşırıp düşürmesin. Üçlerin, beşlerin, yedilerin, On iki İmam’ların, kırkların katarından, didarından ayırmasın. Üzerine aldığın hizmetten şefaat bulasın. Dil bizden, nefes Hünkâr Hacı Bektaş Velî’den, Sultan Dedekargın’dan ola. Gerçeğe Hû…”

Bunun üzerine Dede;

Cümlenizin niyazı. Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek meydana secde eder, sonra ayağa kalkıp pir postuna gelir, tekrar “Allah, Muhammed Ya Ali…” diyerek postun üç köşesine niyaz eder, iki ellerini postun üzerin koyup kolları üzerinde yaylanarak bir hamlede postun üzerine (sanki kartalın yuvasına konması gibi) iki dizleri üzerine oturup canlara şöyle seslenir:

“Dâr çeken bacılar didar göre, didar gören Hakk’a ere, Fatma Ana muradını vere. Erenler sefaya ere…” ya da “ Edep erkân getire, herkes yerine otura” deyince cemaat yerlerine oturur.

On İki Hizmet Sahiplerinin Meydana Çağrılması

On iki hizmet sahipleri Şâh Hatâyî’nin hizmet deyişiyle birlikte teker teker meydana gelip niyaz ederek halka şeklinde sıralanıp dâra dururlar. Hizmet sahipleri arasında bacılardan kimse var ise bunlar sıralanmada, erkeklerden sonraki sırada yerlerini alırlar (Meydana, hizmetlerle ilgili bir deyiş çalınarak da gelirler). Adı okunan hizmet sahibi meydana gelir. “ Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek secdesini yapar ve ayağa kalkarak dâra (Mansûr darı) durur.


On İki Hizmet Deyişi


Hakk’tan bize name geldiPir’im sana beyan olsunŞâh’tan bize eli geldiMürşidime haber olsun

Hakk kuluna kıldı nazarGerçek olan irfan düzerZağal gelir cemi bozarGözcü sana haber olsun

Şida bülbül bağın ister Hakk’tan yolun sağın ister Delil yanmaz yağın ister Delilciye haber olsun

Cemde herkes kardeş bacı Bunlardır gürûh-ı naci Seyyid-i Ferrâş süpürgeci Ferraşa da haber olsun

Zâkirin zikri sazdır Daim Hakk’a niyazdır Okunan deyiş düvazdır Zâkirlere haber olsun

Mü’mini çekti meydana Münkiri sürdü zindana Tekbir verildi kurbana Kurbancıya haber olsun

Yola giden haslar hası Mü’min giyer Hakk libası Doldur da ver engür tası Sakkacıya haber olsun

Tarîk-i müstakim haktır Mü’minlerde hile yoktur Tezekkâr Selman-ı Pak’tır Tezekkâr’a haber olsun

Hak kuluna nazar eyler Hakkın kelâmını söyler Mü’min müslim haber bekler Peyik sana haber olsun

Bir üzümü böldü kırklar Yiyemez özü çürükler Allah deyip dönsün çarklar Semahçıya haber olsun

Fâtımâ cemde oturur Kazana kepçe batırır Canlara lokma yetirir Lokmacı’ya haber olsun

Bu ceme gelenler hacıBunlardır Hakk’a duacıCemin kilidi kapıcıKapıcıya haber olsun

Şâh Hatâyîm pire geldiHakk yolunu süregeldiMü’min müslim dâra geldiİznikçi’ye haber olsun.

Hz. Muhammed’in kırklarla beraber semah dönerken başındaki imamesi yere düşdü. Orada bulunan canlar imameyi kırk parçaya bölüp bellerine bağladılar. Bu parcaları bellerine bağlamakla, Hz. Muhammed´e saygı ve bağlılıklarını ifade anlamıyla kemerbest oldular6

Dede, hizmet sahiplerine;

Bismi Şâh, Allah Allah… Hizmetleriniz kabul ola, muratlarınız yerin bula. Hazır-gaip, zâhir-bâtın cem erenlerinin nur cemâlleri aşk ola. Gönlünüz aydın, Hızır yoldaşınız, erenler hâldaşınız ola. Sonsuza dek demimiz, cemimiz eksik olmaya. Hizmet sizden, himmet Pir’inizden ola. Divan-ı dergâhta yüzünüz ak, özünüz pâk ola. Hizmet sahiplerinin hüsn ü himmetleri üzerinizde hâzır ve nâzır ola. Kıblegâhımız Muhammed, secdegâhımız Ali, üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî. Gerçekler demine, evliya keremine, gönüller birliğiyle Hû diyelim. Gerçeğe Hû…” diyerek dualarını verir.

Gülbang bittikten sonra hizmet sahipleri secdeye varırlar. Secdede iki ellerini açarak avuç içi zemine gelecek şekilde, sağ eli sol elin üzerine koyup kendi ellerinin şahadet parmağına üç kere “Allah, Muhammed, Ya Ali” diye niyaz ettikten sonra kalkarlar ve iki dizleri üzerinde sürünerek dedelere niyaz edip sonra tekrar dâra dururlar. Dede tecellâ duası verir:

Tecellâ, Tevellâ Hakk’a yazıla. Tecellânız temiz, yüzünüz ak ola. Tecellâ gören cehennem ateşi görmeye. Gerçeğe hü…”

Hizmet sahipleri meydana niyaz ettikten sonra hizmetlerinin başına giderler.

Dede cem başlatma gülbangini okur:

“Bismi Şâh, Allah Allah… Akşamlar hayrola. Hayırlar fethola, şerler defola. Münkirler mât ola. Hânedan-ı fukara mâmûr ola. Cemimiz kırklar cemi ola. İbadetlerimiz Muhammed-Ali dergâhında kabul ü makbul ola. Hak erenler bizleri Ehl-i Beyt’in yolundan, katarından, didarından ayırmaya, On iki İmam’ların, On dört Masum-ı Pâk’ların, On yedi Kemerbest’lerin,

Cemde on iki hizmet sahiplerinin bellerine kırmızı kuşak şeklinde kemerbest bağlanır.

kırkların hayır himmeti üzerinizde hâzır ve nazır ola. Şeytanın şerrinden, münkirin mekrinden saklaya, bekleye. Dertlerimize derman, gönüllerimize iman, yaralarımıza merhem, hastalarımıza şifa ihsan eyleye. Şu anda Allah Allah diyen canların Hakk-Muhammed-Ali dilde dileklerini, gönülde muratlarını vere. Bütün insanların barış içinde, kardeşçe yaşamalarını nasip eyleye. Namerde değil, merde bile muhtaç eylemeye. Görünür görünmez kazalardan, belalardan esirgeye. Emeklerimizi boşa çıkarmaya. Günahlarımız var ise bağışlaya. Dem Ali, sırr-ı Nebî, Hünkâr Hacı Bektaş Velî kerem-i evliya gerçekler demine Hû, mü’mine Ya Ali…”

Rızalık Alma-I (Dede)

Dede bütün Cem erenlerine şu çağrıyı yapar:

Mü’min, müslim bacı kardeşler! Bu yapmış olduğumuz cemimizde küskün, dargın, alacaklı, verecekli, gönül kırmış kişilerin yeri yoktur. Kul kuldan razı olmadıkça, Allah kuldan razı olmaz. Bu meydan, gerçek erenler meydanıdır. Bu meydanda haklının hakkı, haksızdan alınır. Gönüller barıştırılır, sorgu sual yapılır. Bu meydan kin, kibir, düşmanlık meydanı değildir. Bu meydan barış ve kardeşlik meydanıdır. İçinde kin, kibir, bencillik, kıskançlık gibi kötü huyları olanlar bu yola gelmesin. İçinizde küskün ve dargın varsa, birbiri ile görüşsün, barışsın; çünkü mü’minde kin, kibir olmaz.

Cemimizde bulunan bacılar, kardeşler, sizlere sesleniyorum: Kimin kimden alacağı varsa, kim kime dargın, küskün ya da kimden istekliyse meydana gelsinler. Bu cemde ibadetimizi yapabilmemiz için dargın, küskün, alacaklı-verecekli kimsenin olmaması gereklidir. Her kim saklarsa, ortaya gelmezse, sakladığı gibi kalkıp cemi terketmezse, İmam Hüseyin’den şefaat ummasın.

Canlar! Üzerinizden saat geçti, gün geçti, hafta geçti, ay ve yıl geçti. Gün bugün, saat bu saat. Sırtınızda iki gözlü bir heybe! Meydana döktüğünüz erenlerin malı, gizlediğiniz sizin malınız. Doğru söylerseniz doğruluk görürsünüz. Eksik, noksan ve kusurlarınızı gizlerseniz; yükünüzle gelir, yükünüzle gidersiniz. Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dârdan hayır ve şefaat görebilmeniz için, doğruyu söyleyiniz, gizli kalmasın.”

Bu açıklamadan sonra dargın ya da şikâyetçi (istekli) olup meydana gelenler olursa dede barıştırır. Barışmayanları da gözcüler uygun bir şekilde cemevinden dışarı çıkarır. Dede, “Davaya manâ âşıka nişan”der, sağında ve solunda oturanlarla görüşür. Tüm cem erenleri de yanındakilerle görüşür (Bacılar birbirlerinin, erkekler de birbirlerinin omuzuna niyaz eder). Bu görüşme toplumun birbiriyle rızalık almaları, birbirinden hoşnut ve razı olmaları anlamınadır.

Cemde bulunan bütün canlara soruyorum: Gönüller bir mi erenler?-“Eyvallah.”Gönüller bir mi erenler?

-“Eyvallah.”Gönüller bir mi erenler?-“Eyvallah.”

Dede, “Hak tümünüzden razı olsun” der. Sıra çerağ uyandırılmasına gelmiştir.


Edeb-Erkân (Marifet):
Cem’de gözcü, pir ya da canlardan herhangi bir kişinin, “edeb-erkân veya marifete” uyarısı üzerine canların aldığı duruş düzenidir. Bu uyarı üzerine erkekler Nesîmî dârına, bacılar ise Fâtımâ dârına dururlar.


Delil (Çerağ) Uyarma:
Dedekargın süreğinde çerağ olarak özel hazırlanan delil kullanılmaktadır. Bu delilin yanmasında tereyağ veya kesilen kurbanların iç yağı kullanılır. Delilin yanında delilci olarak bulunan hizmet sahibi, cem töreni süresince onun sürekli yanmasını sağlar.

Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Alevî Türkmenler’in yüzyıllardan beri maruz kaldığı iğrenç aşağılama ve iftiralardan biri de “mum söndü iftirası”dır. Burada kasdedilen mum, cem süresince devamlı yanması sağlanan ve cem sonunda dua ile dede tarafından dinlendirilen delil (çerağ)dir.

Şâh-ı Merdan Ali’nin çerağı uyandırılır ki, erenler meydanı aydınlansın. Gözcü, cemaate “edeb, erkân ya da bacılar Marifete…” deyip, çerağcıya seslenir:

“Erenler, kalk! Muhammed-Ali ve Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin erkânı üzre çerağı uyar…”

Delilci, “eyvallah, pirim!” der ve hizmete başlar; yanında bulunan delili alıp, dâra durarak şu tercemanı okur:

Hayır himmet Pîrim!Çerâğ-ı rûşenFahr-i dervişân, Zuhûr-ı îmân, Himmet- pîrân, Pîr-i Horâsân, Küşâd-ı meydân, Kuvve-i abdalân Kânun-ı evliyâ, Gerçek erenler demine hü...

Dede dârda durmakta olan delilciye şu duayı verir:

“Bismi Şâh, Allah Allah… Hizmetin kabul, muradın hâsıl ola. Gönlün aydın, Hızır yoldaşın, erenler hâldaşın ola. Sonsuza dek bu çerağ, bu ışık; demimizde, cemimizde eksik olmaya. Yolumuz aydın, gönlümüz mutlu ola. Cabirü’l- Ensari’nin himmeti üzerinde ola. Gerçek erenler demine Hû…”

Çerağcı meydana niyaz edip, yerine gider ve delili yerine koyar. “Allah, Muhammed, Ya Ali” diyerek diz üzeri oturur, çerağı yakmaya başlar. Çerağ yanarken bir yandan, diz üzeri şu düvazı okuyarak (ya da bir başkası tarafından okunarak) cem erenlerini salâvat vermeye çağırır:

Çerağ Düvazı
Çün çerağ-ı fahr uyandırdık Hudâ’nın aşkına Seyyidü’l-Kevneyn Muhammed Mustafâ’nın aşkına

Sâki-i Kevser Aliyye’l-Mürtezâ’nın aşkınaHem Hatîce, Fâtımâ Hayrü’n-nîsa’nın aşkına

Şâh Hasan Hulk-ı Rıza hem Şâh Hüseyn-i KerbelâOl İmâm-ı Etkıyâ Zeynel-Abâ’nın aşkına

Hem Muhammed Bâkır ol kim nesl-i pâk-i MurtazâCâferü’s-Sâdık İmâm-ı Rehnümâ’nın aşkına

İmâm Mûsa-i Kâzım serfirâz-ı ehl-i HakHem İmâm Ali Rıza-yı sâbiranın aşkına

Şâh Takî-yü bâ Nakî hem Hasanü’l-AskerîOl Muhammed Mehdî-i sahib-livâ’nın aşkına

Hünkâr Hâcı Bektaş Velî’nin aşkınaHaşre dek yanan yakılan âşıkânın aşkına

Ey Hatâyî’m haşre dek yana, yakıla delîl-i HüdâCümle enbiyânın, evliyânın, yanan-yakılan âşıkânın aşkına.

Düvaz okunması ve delilin yanma işlemi tamamlandığında dede, bir veya iki düvaz okuyarak devam eder.
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 08-24-2008, 14:33   #3
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart

Çerağ Düvazı –I (Dede)

Kudret kandilinde parlayıp duranMuhammed Ali’nin nurudur va’l-lâhZuhur edip küffâr askerin kıran Elinde Zülfikar Ali’dir bi’l-lâh

Elinde Zülfikar, altında DüldülÖnünde Kanber’i dilleri bülbülHazret-i Fâtımâ cennette bir gülOna sırrım dedi Hak Hâbibu’l-lâh

Zuhur etti İmam Hasan, Hüseyin Onların nurundan ziyalandı din Kırk pare bölündü Zeyne’l-Abidin Çekeriz yasını hasbeten li’l-lâh

Muhammed Bâkır’dan Câfer-i Sadık İmam Mûsa Kâzım hem Rızâ dedik Tarikat suyuyla cismimiz yuduk Hak buyurdu mü’min kalbi Beytu’l-lâh

Takî, Nakî, imamların civanı Hasanü’l-Askerî cismimin canı Elinde hücceti sahib-zamanı Vakit tamam oldu göndere Allâh

Viranîyem niyâzım var üstâza Elinde Zülfikar hem ehl-i gazâ Bin bir dondan baş gösterdi Murtazâ Biz bir bildik, dedik Allâh eyva’l-lâh

Çerağ Düvazı –II (Dede)

Hakk için meydanda yanan çerağı Pirim Abdal Musa kabul eylesin Aliyye’l-Murtazâ erenler şahı Pirim Abdal Mûsâ kabul eylesin

İmam Hasan Hüseyin’in yolu için Zeyne’l-Abâ Bâkır çeşmim seli için Câfer-i Sadık’ın gonca gülü için Pirim Abdal Musâ kabul eylesin

İmam Mûsâ Kâzım, Rızâ var için İmam Takî, Nakî, Askerî için Evliyanın, enbiyanın nuru için Pirim Abdal Musâ kabul eylesin

Demanı yalvarır Mehdî mah için Ufukta doğan güneş hakkı için Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Velî için Pirim Abdal Musâ kabul eylesin

Çerağ Düvazı –III (Dede)

Allah medet Ya Muhammed Ya AliBizi dergâhından mahrum eylemePirim Hünkâr Hacı Bektaş-ı VelîBizi dergâhından mahrum eyleme

Âdem safiyullah atam hakkı-çünEyyub’a sürülen sitem hakkı-çünMuhammed Mustafâ hatem hakkı-çünBizi dergâhından mahrum eyleme

Hasan’ın aşkına kılalım zârıHüseyin’dir dinimizin serveriÂlemler cebbârı Cenâb-ı BâriBizi dergâhından mahrum eyleme

Zeynel’in canına kıldılar ezaOl İmam Bâkır’dır sırr-ı Mürtezâİmam Câfer, Kâzım Mûsâ-yı RızâBizi dergâhından mahrum eyleme

Muhammedim eder ey gani kadîrTakî, Nakî, Asker, er-rahmanımdırMuhammed Mehdi’ye niyazım vardırBizi dergâhından mahrum eyleme.

Düvaz bitince; “Ber–Cemâl-i Muhammed, Pîr Kemâl-i İmam Hasan, Şâh Hüseyin, Ali’yi Pîr bilene verelim candan salâvât…” diyerek cemde bulunanları salâvât vermeye çağırır. Cem evinde bulunanların hepsi: “Allahümme salli alâ Seyyidina Muhammed ve alâ âl-i Muhammed…” diye salâvât verirler.

Dede duaya devam eder:

“Bismi Şâh, Allah Allah…Çerağımız ruşen ola, mü’minlere nişan ola, münkirler perişan ola, mü’minler şad ola. Cümlenizin gönlünde bâtın çerağı uyanmış ola. Nur ayan ola, sır beyan ola, hizmet sahibi hizmetinden şefaat bula. Dil bizden, şefaat ceddimizden, Dedekargın’dan ola. Gerçeğe Hû…”

Hemen bunun ardından zâkir, dedeye; “Pirim hayır himmet” diyerek pirden destur ister. Pir de “himmet pirinden“ diyerek destur verir. Zâkirler üç düvaz okurlar. Burada çerağ ile ilgili düvazlar tercih edilir. Zâkir çerağ ile ilgili çeşitli düvaz bilmiyorsa başka düvazlar da söyleyebilir.

Çerağ Düvazı-I (Âşık)

Hata ettim Hudâ yaktı delîli Muhammed Mustafâ yaktı delîli

Ol Âl-i abâ’dan Hayder-i Kerrâr Aliyyü’l Mürtezâ yaktı delîli

Hatîcetü’l-Kübrâ Fâtımâ Zehrâ Ol Hayrü’n-nisâ yaktı delîli

İmâm Hasan aşkına girdim meydâna Hüseyn-i Kerbelâ yaktı delîli

İmâm Zeynel, İmam Bâkır u Câfer Kâzım Mûsa, Rıza yaktı delîli

Muhammed Takî’den hem Ali Nakî Hasanü’l-Askerî yaktı delîli

Muhammed Mehdî-i ol sâhib zaman Eşiğinde âyet yaktı delîli

Bilirim günâhım hadden aşubdur Hünkâr-ı evliyâ yaktı delîli

On iki İmam’dandır bu nûr Hatâyî Şîr-i Yezdân Ali yaktı delîli

Çerağ Düvazı–II (Âşık)

Mü’min müslim meydan açtı Ali’den Yansın Ali aşkına uyansın çerâğ Muhammed Mustafâ kevn-i doludan Yansın Ali aşkına uyansın çerâğ

Hatîce Fatîmâ nûra boyandı Hasan Hüseyin’den içenler kandı Şâh Zeyne’l-Abâ’dan çerâğlar yandı Yansın Ali aşkına uyansın çerâğ

Bâkır’dan bakalım Câfer yoluna Mûsâ-i Kâzım’ın gonca gülüne Rızâ’nın ihsânı çoktur kuluna Yansın Ali aşkına uyansın çerâğ

On iki İmâm dergâhında dârımızTakî, Nakî, Askerî sâdık yârimizMehdî sâhib-zamân şavkı nûrumuzYansın Ali aşkına uyansın çerâğ

Seyit Süleyman’ım zikrim Hakk ileHakîkate Hak katarı çekileKıyâmete kadar yanıp yakılaYansın Ali aşkına uyansın çerâğ

Çerağ Düvazı–III (Âşık)

Nûru semâvâtta okunur âyetHudâ’nın aşkına yandı bu delilMuhammed Mustafâ metheder gayetİmam Ali aşkına yandı bu delîl

Delîlsiz cennete kimse giremezDelîl yanmayınca erkân yürümezCürümsüz tâlibe sitem verilmezHasan Hüseyin’e yandı bu delîl

İmâm Zeynel dahi zindânda yaktıMuhammed Bâkır da bu nûra baktıİmâm Câfer Sâdık ilmine kattıMûsâ-yı Kâzım’a yandı bu delîl

İmâm Rızâ’dır hem iki gözümTakî Nakî Askerî kara etme yüzümMuhammed Mehdî’ye vardır niyâzımOn iki İmam’lara yandı bu delîl

Bu delîlin piri Câbir-i EnsârYardım et Fakîr’e gül yüzlü HaydârRûz-ı mahşer günü koymaya bî-dârEhl-i Beyt aşkına yandı bu delîl

Dede, düvaz bitince sazlarının üzerine eğilip dua bekleyen zâkirlere şu duayı verir:

“Bismi Şâh, Allah Allah… Hizmetleriniz kabul, muradlarınız hâsıl ola. Adlarını zikrettiğiniz On iki İmam’ların himmeti üzerinizde ola. Diliniz dert görmeye. Hakk erenler Nesîmî’ye, Fuzuli’ye, Pir Sultan’a Hatâyî’ye, Kul Himmet’e Virani’ye yoldaş eyleye. Dil bizden, nefes Hazret-i Hünkâr’dan, Sultan Dedekargın’dan ola. Gerçeğe Hû…”

Süpürge (Ferraş) Hizmeti-1

Süpürgeci, süpürgesini eline alıp, üç kez “ Hû erenler! Hak-Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor…” der, her seferinde bir adım atarak meydanın ortasına kadar gelir ve süpürgeyi sol kolunun altına alıp şu tercamanı okur: ,

“Gürûh-i Nâci’yim, Kirklar Meydanı’nda süpürgeciyim Pir divanında durucuyum Hüseyn-i Kerbelâ için gözlerim kan yaştır Lânet olsun Yezid’in bağrı kara taştır Erenler meydanında Aliyye’l-Mürtezâ baştır Pîrimiz kırklar içinde Seyyid-i Ferrâş’tır Allah eyvallah Pirim…”

Dede süpürgeciye şu duayı verir:

“Bismi Şâh, Allah Allah…Hayır hizmetin kabul, yüzün ak ola. Durduğun dârdan, divandan iyilikler göresin. Hak-Muhammed-Ali katarından, didarından ayırmaya. Seyyid-i Ferrâş’ın himmeti üzerinde hazır ve nazır ola. Hizmetinden şefaat bulasın. Gerçeğe Hû …”

Süpürgeci yere niyaz etmek için secdeye eğilirken gözcü süpürgeyi, süpürgecinin koltuğu altından alır. Süpürgeci meydana niyaz eder ve ayağa kalkar.

Kurban Tekbirleme

Kesilecek olan kurbanların dualanması için meydana bir naylon, muşamba veya genişçe bir bez serilerek dualanmak için gelen kurbanların meydanı kirletmesi önlenmiş olur. Kurbancı ve lokmacı hizmetini alan hizmet sahipleri, kesilecek olan kurbanları meydana getirirler. Kurban sahipleri kurbanlarının yanına gelerek başlarından tutar ve sağ ön ayaklarını kurbanın yüzüne gelecek şekilde kaldırıp delile doğru tutarak duaya dururlar.

(Kurban ile ilgili fotoğraf için EKLER bölümüne bakınız).

Gözcünün “Hayır himmet pîrim!” sözüyle dâra dururlar. Dede, kurbanlara üç kez tekbir getirir ve dua okur:

“Bismi Şâh, Allah Allah… Kurban-ı Halil Fermân-ı celil, delil-i Cebrail, tekbir-i İsmail, getirdi Cebrail. Lâ-ilâhe illâ’l-lâh, Muhammedü’r-Resûlû’l-lâh, Aliyyü’n-Veliyu’l-lâh.

Bismillahi tekbir.Allahü Ekber, Allahü Ekber, Allahü Ekber…Lâ ilâhe illâ’l-lâhü va’l-lâhü ekberAllahü Ekber ve lillâhi’l-hamd (Tekbir bölümü üç defa okunacak).Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikar…” der, ardından şu gülbangı okur:

“Allah Allah… Kurbanlarınız kabul, muratlarınız hâsıl ola. Her ne niyetle kesmiş iseniz, Hak-Muhammed-Ali niyetlerinizi ulu dergâhında kabul ve makbul eyleye. Hayırlı evlatlar, hayırlı kısmetler, hayırlı kazançlar nasip eyleye. Evladınızı, ıyâlinizi, eşinizi, dostunuzu görünür görünmez, bilinir bilinmez kazalardan, belâlardan, âfetlerden saklaya, bekleye. Kazalara kalkan, belâlara bekçi ola. Her tüyü başına bin bir sevap yazıla. İsmail Peygamber’in kurbanı kabul olduğu gibi, sizin kurbanlarınız da İmam Hüseyin dergâhında kabul ola. Emekleriniz boşa gitmeye. On iki İmam ağzımızın tadını bozmaya; ağrı, acı, elem, keder vermeye. Gerçeğe Hû…” diyerek gülbangı bitirir ve devamında bir ya da üç arasında düvaz söyler

(Kurban ile ilgili fotoğraf için EKLER bölümüne bakınız).

Kurban Düvazı–I (Dede)

Akıl ermez yaradanın sırrınaMuhammed Ali’ye indi bu kurbanKurban olam kudretinin nûrunaHasan Hüseyin’e indi bu kurban

Ol İmam Zeynel’in destinde idimMuhammed Bâkır’ın dostunda idimCâfer-i Sadık’ın postunda idimMûsa Kâzım Rızâ’ya indi bu kurban

Muhammed Takî’nin nûrunda idimAliyyü’n-Nakî’nin sırrında idimHasanü’l-Asker’in dârında idimMuhammed Mehdi’ye indi bu kurban

Aslı Şâh-ı Merdân, gürûh-ı nâciGerçeğe bağlıdır bu yolun ucuSenede bir kurban talibin borcuPir-i tarîkata indi bu kurban

Tarîkattan hakîkata erelerCennet-i âla’ya hulle serelerMuhammed Ali’nin yüzün görelerErenler aşkına indi bu kurban

Şâh Hatâyî’m eder bilir mi her canKurbanın üstüne yürüdü erkânTırnağında tesbih kanında mercanMü’min müslimlere indi bu kurban

Kurban Düvazı–II (Dede)

Gelin hey erenler meydan açalım Hakk aşkına dâra duran kurbana Aşk ile şevk ile gülbang çekelim Hakk aşkına dâra duran kurbana

Âyin-i cem olalım, Hakk’ı bulalım Kırklar meydanında kurban salalım Allah Allah deyip tekbir alalım Hakk aşkına dâra duran kurbana

Hak-Muhammed-Ali Hasan Hüseyn’i Zeynel Abidin’dir kurbanın canı Muhipler mürşitler açın meydanı Hakk aşkına dâra duran kurbana

İmam Bâkır, hem Cafer’e varalım Kâzım Musa, Rızâ’yı candan sevelim Hak yoluna bir salâvat verelim Hakk aşkına dâra duran kurbana

Takî, Nakî, Askerî’ye erelim Muhammed Mehdî’ye yüzler sürelim Rabiâ der Allah Allah diyelim Hakk aşkına dâra duran kurbana

Kurban Deyişi–III (Dede)

Gel ey gönül okuyalım ism-i âzam duasın Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar Oku dilden hem gönülden ta ki silinsin pasın Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar

Zülfikar’dır Hak katında indi Ali destine Zülfikar’ı kuşanıban girdi kâfir kastına Ta ezelden yazılmıştır Zülfikar’ın üstüne Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar

İsm-i âzam pürcemâl-i hem Muhammed ya Ali Bir oluban Hakk’a varır iki cihan serveri Her gazâya gittiğinde bunu okurdu Ali Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar

Şâh Hatâyî can ü dilden böyle etmiştir ikrar Aşikârdır ikrar üste dü cihanda nâmı varÂli’yi Ali demiştir Hazret-i PerverdigârLâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikar

(Cem ile ilgili fotoğraf için EKLER bölümüne bakınız).

Dedenin okuduğu gülbang ve düvaz bitince kurban sahipleri kurbanları meydana serbest bırakırlar. Âşıklar ise düvaz söylemeye devam ederler. Meydanda bulunan kurbanların nişan göstermesi izlenir. Nişanla anlatılmak istenen kurbanın geviş getirme, silkinme, esneme ve işemesi gibi bir hareket yapmasıdır. Eğer dedenin ve âşıkların okuduğu deyiş ve düvazlar bitinceye kadar kurbanlar nişan göstermezse, deyiş ve düvazlara devam ettirilir.
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 08-24-2008, 14:37   #4
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart

Kurban Deyişi–I (Âşık)
Erler evliyalar kırklar yedilerOn iki İmam’ların kurbanıyım benÇevirdim yönümü döndüm kıbleyeOn iki İmam’ların kurbanıyım ben
Gökden indim Cebrail’e sayıldımHakk emretti yere göğe duyuldumŞakalak koç ile bile yayıldımOn iki İmam’ların kurbanıyım ben
Yedi kere yünceğizim kırktılarİbrahim’in sürüsüne kattılarEtimizi lime lime ettilerOn iki İmam’ların kurbanıyım ben
Anam kısır koyun atam CebrailNefesinden halk oldu emrine kailBilendi bıçaklar gel sende soyulOn iki İmam’ların kurbanıyım ben
Derviş Ali’m kanın meydana dökmemHakk için ölmeden kasavet çekmemPirim gelmeyince postumdan çıkmamOn iki İmam’ların kurbanıyım ben
Kurban Düvazı–II (Âşık)
Muhammed Ali’yi candan sevenlerKurbanınız kabul olsun erenler
El bağlayıp bir ikrarda duranlarKurbanınız kabul olsun erenler
Bu kurbanın aslı nergisten geldiDört melâik geldi kısmetin böldüKırkların ceminde erkânı gördüKurbanınız kabul olsun erenler
Kaynar kaynar kazanını taşırırAteş mürşid olmuş onu pişirirKurban tek değildir eşin getirirKurbanınız kabul olsun erenler
Hasan, Hüseyin’im, Zeynel’dir şahım Bâkır, Câfer, Kâzım, Rızâ’dır mâhımTakî, Nakî, Askerî, Mehdî penahımKurbanınız kabul olsun erenler
Sefil Ali himmet aldı pirindenYazı yazsam kurbanının kanındanMuhammed Ali’nin alın nûrundanKurbanınız kabul olsun erenler
Kurban duasından sonra meydanda bir-iki kurban bırakılarak diğerleri kesilip hazırlanmak üzere kurbancılar tarafından kesim yerine götürülür. Âşıklar kurban ile ilgili deyişleri çalıp söylemeye devam ederler.
Kurban Düvazı–III (Âşık)
Ali meydanına gelen kuzularHasan ile Hüseyin’in aşkınaYaram çoktur yüreğimde sızılarHasan ile Hüseyin’in aşkına
Hacı Bektaş Velî düş geldi yineFâtımâ Ana’dan cûş geldi yineİsmail koçuna es geldi yineHasan ile Hüseyin’in aşkına
Hak-Muhammed-Ali çaldı erkânıHasan Hüseyin’dir gevherin kânıIlgıt ılgıt akar kurbanın kanıHasan ile Hüseyin’in aşkına
Zeynel Bâkır Câfer bile geldiler Gözyaşını sile sile geldiler İbrahim’in sürüsünden aldılar Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Kâzım Mûsâ Rızâ ile geldiler Takî Nakî Askerî’yi buldular Doksan bin er lokmasından yediler Hasan ile Hüseyin’in aşkına
İsâ gökten indi Mehdî biledir Yaylımı sulağı arş-ı alâdır Arafat Dağı’ndan koçu meledir Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Kul Himmet üstadım gele her zaman On iki İmam’ları bula her zaman Kurbanınız kabul ola her zaman Hasan ile Hüseyin’in aşkına
Kurban Düvazı–IV (Âşık)
Kurbanlık koyundur meydana gelen Önünde delili Cebrail deyi Kudretten koç indi Hakk emri ile Hakk’a kurban oldu İsmail deyi
Dört kimse kurbanı yerinden alan Erenler ceminde meydana gelen Zâkirin zikridir üç düvaz-imam Oku tekbirini güzel er deyi
Tekbirini al da bıçağını vur Hesabını bil de hizmetini gör Boğazla keşküle kanını eyle sır Zira Hakk sırrıdır kanda sır deyi
Kurban tekbirlendi götür pünhana Zira cevreyleme cesette cana Arzulamış gider ulu divana Mü’minler aynası şavkı nûr deyi
Postundan arala getir meydana Hasan Hüseyin’den, Zeynel’e cana Bâkır ile bile girdi kazana Eridi kürede oldu hâl deyi
İmam Câfer ilmin kitabın okurDaim bülbül olmuş gülşende şakırYağını dergâhta delile yakınDelil-i Şâh-ı Merdan kendi nûr deyi
Kırklar meydanında çarh-ı pervaneMûsâ-yı Kâzım’dan ol şirin canaRıza lokmasın getir meydanaDört kapısı tamam olan yer deyi
Muhammed Takî’dır lokmayı sunanAliye’l-Nakî’dir nûş edip kananHasanü’l Askerî cihana gelenMehdi şu cihanda oldu sır deyi
Çok hikmet var ol kurbanın başındaHesap onun yüreğinde döşündeEhl-i mü’min divan durur başındaSâkîler doldurur kadeh sun deyi
Hatâyî’m nûş eder aşkın dolusunDoluyu nûş eden Pir’im Ali’sinRehbere teslim eyle derisinKamberin serdiği sofra bu deyi
Düvaz bitince zâkir, sazının üzerine hafifçe eğilirek, “Hû erenler” der. Dede ona şu duayı verir:
“Bismi Şâh, Allah Allah…
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hâsıl ola. Ağzınız dert, gönlünüz keder görmeye. Adını andığınız erenlerin, evliyaların, himmetleri üzerinizde hâzır ve nâzır ola. Yoluna hizmet ettiğiniz Hak-Muhammed-Ali yardımcınız ola, Gerçeğe Hû…”
Süpürge (Faraş) Hizmeti -II
Süpürgeci meydana üç kez süpürge çalıp, dâra durur, dede dua verir.
“Bismi Şâh, Allah…Allah…Hayır hizmetin kabul yüzün ak ola. Durduğun dardan, divandan iyilikler göresin. Hakk-Muhammed-Ali katarından, didarından ayırmaya. Seyyid-i Ferrâş’ın himmeti üzerinde hâzır ve nâzır ola. Hizmetinden şefaat bulasın. Gerçeğe hû…”
Sefalamalar
Dedeye, mürşide ve cemde bulunan canlara hoş geldin anlamında söylenen deyişlere sefalama denir. Hizmet tamamlandığında kalan serbest zamanlarda söylenir.
Kurbanların kesilip yüzülmesi ve etlerin hazırlanmasına kadar geçen süre, mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde uygulanır. Kurbanlar dualanıp kesime gönderilip zaman darlığı ortadan kalkınca dede, cemde bulunan canlara hoşgeldin anlamı taşıyan bir deyiş okur veya konuşma yapar.
Belî dedik bir gerçeğin destineCanım kurban olsun Hakk’ın dostunaHer sabah her sabah yüzüm üstüneMihman canlar bize safa geldiniz
Tuttuğunuz bir gerçeğin elidirGittiğiniz imamların yoludurSer çeşmemiz Hacı Bektaş Velî’dirMihman canlar bize safa geldiniz
Baykuş gibi ne bekleriz viranıŞükür olsun seni bize vereniSultan Hatâyî’nin işi yareniMihman canlar bize safa geldiniz
* * * * * * *
Çoktan beri arzu eyledik biz siziHoş sefa geldiniz dostlar merhabaŞükür kavuşturdu yaradan biziHoş sefa geldiniz dostlar merhaba
Şükür kıldık bir maksuda erinceMutlu olduk cemâlini görünceEl bağlayıp divanına durunca Hoş sefa geldiniz dostlar merhaba
Âşıklar ise sıra ile sefalamalar ve methiyeler okurlar.
Sefalama–I (Âşık)
Gerek hâlde gerek yoldaPirim hoşgeldin hoşgeldinDerdimin dermanı sendePirim hoşgeldin hoşgeldin
İki âşinâ buluştukMuhabbet kapusun açtıkŞükür didara eriştikPirim hoşgeldin hoşgeldin
Üstümüze yol uğrattın Güher aldın güher sattın Gerçekliğin ispat ettin Pirim hoşgeldin hoşgeldin
Bu bahçede güller biter Dalında bülbüller öter Şâh’a bergüzardır yiter Pirim hoşgeldin hoşgeldin
Şâh Hatâyî’m dedi böyle Deden destur versin söyle Talip pire niyaz eyle Pirim hoşgeldin hoşgeldin
Sefalama–II (Âşık)
Benim arzumanım sensin ezelden Ervah-ı ezelden pir sefa geldin Gönül ayrılır mı böyle güzelden On ik’imam nesli er sefa geldin
Makamında gördüm kaf ile kûhu Üçüncü eflâkta, yedinci safı Gerçeklerde vardır noksanın affı Küfrümüz imana say sefa geldin
İlm-i câvidanı okuyan sensin Hakikat matahın dokuyan sensin Bülbülü olup gülde şakıyan sensin Ednaya hırka, şal ver sefa geldin
Cahiller katline yazma fermanı Efendime de olur derdin dermânı Yine katerlendi aşkın kervanı Matahın tazesin ver sefa geldin
Evvel farzdır bir ustaza varması Şu fani dünyada ebzem olması Der Seyit Süleyman secde kılması Ervah-ı ezelden nur sefa geldin
Sefalama–III (Âşık)
Hayli demdir âh u zarlar çekerimCan aziz mihmanım sen safa geldinİkrarına hem giriftar olduğumAhd ile peymanım sen sefa geldin
Bir saat miktarı geldin oturdunBir selâm derdime deva yetirdinYüzüm basa kerem kadem getirdinGönlümün sultanı er sefa geldin
Eydin kaşlarını hilâl eyledinSözlerini ebu zülâl eyledinÇok şükür hatırım sual eyledinHatırım soranım sen sefa geldin
Noksanî cahile eylemez rağbetKâmilin methini söyler nihayetBir atan Ali’dir nesli MuhammedMuradım verenim pir sefa geldin
Dedenin Sohbet Konuşmaları
Cemler on -on iki saat gibi uzun bir süreyi kapsadığı için, hizmet sürelerinin dışında kalan boş zamanlarda dede, dinsel ve sosyal konuları içeren konuşmalar yapar. Bu konuşmalardan sonra kalan boş zamanlarda yine âşıklara sıra verilir; âşıklar bağlı oldukları ocaklara yönelik methiyeleri seslendirirler. Burada iki örnek vermek istiyoruz:
Semerkand-i Buhara’dan gözettimSeyit Sultan Dede Garkın görünürEresti İsfahan’dan Çini Meçun’danSeyit Sultan Dede Garkın görünür
Hindi Hindistan’ı eylemiş nazarAvrul, Keşmir, Horasan’dan KandaharAcem mülkü Erdebil’den seraser Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Şâh-ı Necef deryasının dürûndan Kerbelâ’da Şah Hüseyn’in nurundan Bağdat’ın Basra’nın yüksek yerindenSeyit Sultan Dede Garkın görünür
Ali Munzur dağlarına çıkınca Mercan boğazının gülü kokunca Erzincan’dan yön dönderip bakınca Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Erzurum Yaylâsı Bingöl gözünden Gönül murat almış bahar yazından Gürcü Gürcistan’ın Kars’ın düzünden Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Trabzon Karadeniz yalısı Urumeli kızılalma dalısı Bosna, Saray, Tatarhan’dan berisi Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Arnavut erleri müşkül seçince Şehitler şerbetin ezip içince İstanbul’dan Üsküdar’a geçince Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Aydın illerini gezdim tamamet Keramet gösterdi Şâh-ı velâyet Hacı Bektaş’ta bulduk selâmet Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Konya şehri molla Hünkâr nûrları Çukurova, Tarsus gürbüz erleri Eshab-ı Kehf’te nihan pirleri Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Sayda, Trablus, Hayfa, Yafa’da Mısır’da, Habeş’te, Tûr-i Sina’da Cidde’de, Kâbe’de ruh-ı manâda Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Medine’dir Muhammed’in durağı Hicaz’dan Yemen’e kurmuş otağı Şâm-ı şerif derler kırklar yatağı Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Hama’da Asi’ye kurmuş dolabı Teferrüc edelim telli Halep’i Antep ellerinden inip Culab’ı Seyit Sultan Dede Garkın görünür Gel benim sevdiğim ey şah-ı halban Abdülaziz dağın eylemiş mekân Mardin, Diyarbakır, Ergani, Keban Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Urfa şehri ne güzelce şar imiş İslil Rahman Zeliha’ya yâr imiş Araban’da Seydi Vakkas var imiş Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Mersin’den Maraş’a düşürdük yolu Elbistan’da şavkı güneş misali Darende’de Şıh Hamid’in hayâli Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Ayvalı’dan yakın kalır Merzime Şah İbrahim nazar kılmış özüme Ali Seydi hayâllenir gözüme Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Sefil Nevruz bendesine kavuştum Hasretinle şöyle yanıp tutuştum Sultan Yûsûf merkadine eriştim Seyit Sultan Dede Garkın görünür
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 08-24-2008, 14:38   #5
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart

Methiye-II
Çıkıp arş yüzüne nûrda oturan Meftasını meftasına yetiren Kudret canibinden lokma getiren Sut ile ahmeri bal Dede Garkın
Ateş yoğiken çiğler pişiren Dalga verip kalp evini coşuran Muhanet köprüsünden suyun aşıran Kurtardı zulmetten yol Dede Garkın
Bahmıyon mu bacçıların hâline İsm-i âzâm duası geldi dilime Bir avuç kum aldı Hint’ten eline Az kala kurudu göl Dede Garkın
Eşiğinin altında kitap sır ilen Cümle âlem boyanmıştır nûr ilen Rical çocuğuylan fırına giren Estirdi kar ile yel Dede Garkın
Yedi gün yedi gece külhan yaktılarOnu yansın diye nâra tıktılarYirmi dört saatten sonra baktılarSakalı buz tutmuş ol Dede Garkın
Sağ adamı musallaya koydularBuyur derviş cenazeye dedilerOrda hazır üçler, kırklar, yedilerSağ adamı ölü kıl Dede Garkın
Erenler de hep sıraya dizildiKerametin arşa ferşe sezildiBir zaman namına berat yazıldıBir zaman dünyada kal Dede Garkın
Durnam seyrettim Ali’nin sesinDinleyiniz gerçek erin nefesinUzatır da ne den bunun ötesinKuldur Derviş Edna7’m kul Dede Garkın


Yürek Lokması (Nakıp) Hizmeti
Kesilen kurbanların iç sakatatları pişirilerek hazırlanan lokmalar cemin birinci bölümü sonunda (cem birlemeden önce) eşik-beşik yoklama arası verildiğinde “nakıp” tarafından getirilir. Nakıp dara durup Dede’den duasını alır:
“Lokmalarınız kabul ola, muratlarınız yerin ala. Hak-Muhammed-Ali kabul eyleye.”
Yürek lokması daha sonra cemdeki canlara eşit olarak dağıtılır. Dağıtım işi bitinceye kadar hiç kimse lokmasını yemez. Eğer yerse cezalı duruma düşer ve meydanda dâra çekilip cezası verilir. Cezalar gücü oranındadır. Hiç kimseye kaldıramayacağı kadar ceza verilmez. Ceza genellikle, cemevi için ihtiyaç duyulan bir hizmet, malzeme veya eşya olabileceği gibi, bir kurban da olabilir. Dağıtma işi bitince hizmet sahibi rızalık almak için:
Elimde yoktur kantar-terazi. Herkes oldu mu hakkına razı, lokma almayan var mı” diye sorar. Herkes almışsa, “Bizler razıyız, Allah da senden razı olsun” derler.
Dede lokmaları yemek için destur verir:
“Yürüyenin devranı, yiyenin lokması yürüsün” der ver herkes lokmaları yiyebilir.
Dedekargın taliplerinden halk âşığı Edna, Dedekargın Velâyetnamesi’ni yazmıştır.
Sâkînin (Dolucunun) Dem Dağıtması
Sâkî, dem8i büyükçe bir kap içerisine koyarak meydanda dâra durur ve şu tercemanı okur:
Destûr-ı Şâh…


Erenler râhına geldim, gözlerim kanlı yaştır. Pirim kırklar içinde Aliyyü’l-Murtezâ baştır. Sad hezaren lânet olsun Yezid’in bağrı taştır. Ber Cemâl-i Muhammed, Pir kemâl-i Şâh Hasan ve’l-HüseynAllah’ı bir bilelim, verelim Muhammed-Ali ve Ehl-i beyt’ine salâvât
Dede:
“Bism-i Şâh, Allah Allah…
Selman-ı sâkî, Hüda-yı bakî, Şâh-ı Merdan Ali’nin Zülfikar’ı Yezid’in boynuna uğraya. Şehidler şâhı İmam Hüseyin hizmetini kabul eyleye. Gerçeğe Hû…”
Daha sonra sâkî dolu9dan; önce dedelere, daha sonra safta bulunanlara ikram eder. İkram edilen dolu için dede;
“Bismi Şâh, Allah Allah…
Dolun dolu olsun, gönlünüz ganî olsun, yardımcınız Hak-Muhammed-Ali olsun. Hakk erenler hizmetini kabul eylesin. Gittiği yer ağrı-acı görmesin, Nûr iman olsun içenlere, şâh yardımcımız olsun. Gerçeğe Hû…”
Tezekkâr (İbriktar) Hizmeti
Bu daha çok sembolik bir yıkama, bir tür tarikat abdestidir. Zira ceme katılan her can, cemevine gelmeden önce tertemiz yıkanmış, beden temizliğini yapmıştır. Tezekkâr hizmetini bir bacı ve bir kardeş olmak üzere iki can yerine getirir. Kardeş can bir elinde leğen, diğer elinde ibrik; bacı da omzunda bir havlu ile meydanın yanına gelir, dururlar. Tezekkâr; “Hû Erenler… Hak-Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor…” der, ileriye doğru bir adım atar; ikinci kez de aynı lafzı tekrar eder ve bir adım daha atar. Üçüncü kez yine lafzı aynen tekrar ederek bir adım daha atar. Böylelikle meydanın ortasında, dedenin karşısına gelmiş olurlar. Meydana gelen bacı ve kardeş karşılıklı edeb-erkân ile dize gelerek otururlar. Önce meydanda yanan çerağın dibine, “Allah, Muhammed, Ya Ali!” diyerek üç damla su damlattıktan sonra, yere niyaz ederler. Sonra oturdukları yerde, önce tezekkâr, can bacının eline su döker, ardından bacının elini havlu ile kurular; sonra da bacı, kardeşin eline su dökerek elini kurular.
8 Dem: Genellikle üzüm suyu, şerbet ya da meyve suyu şeklinde olan, ceme katılan canlara ikram edilen içecek. Bazı yörelerde rakı veya şarap gibi alkollu içecekler de verilmektedir. 9 Dem.

Kardeş önde, bacı arkada, ikisi de diz üstünde yürüyerek dedenin önüne giderler. Tezekkâr can, dedelerden başlayarak halkada oturanların hepsinin ellerine su döker, bacı da arkadan havlu ile kurulayarak gelir. Tezekkâr en son, gözcünün eline su döküp bitirince gözcü ile birlikte dâra durarak şu tercemanı okur:
“Destur Pîrim!
Ben gulâm-ı Haydarî’yem, adûdan etmem havf u bâk Kırklar ceminde pirimiz üstadımız Selmân-ı pâk Ber cemâl-i Muhammed kemâl-i Hasan Hüseyin Ali’ye talip olanlar versin Muhammed’e salâvât Allah eyvallâh pirim…”
Dede, tezekkârın duasını verir:
“Bismi Şâh, Allah Allah…
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hâsıl ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Elleriniz dert görmeye, gönlünüz incinmeye. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Selman-ı Pâk’in hüsn-i himmeti üzerinizde ola.
Gerçeğe Hû…”
Süpürge (Ferrâş) Hizmeti-III
Süpürgeci meydana üç kez süpürge çalıp, dâra durur, dede dua verir:
“Bismi Şâh, Allah Allah…Hayır hizmetin kabul, yüzün ak ola. Hak-Muhammed-Ali katarından, didarından ayırmaya. Seyyid-i Ferrâş’ın himmeti üzerinde hâzır ve nâzır ola. Hizmetinden şefaat bulasın. Gerçeğe Hû…”
Süpürgeci, her hizmet sahibi hizmetini tamamlayınca süpürge işlevini tekrarlar ve dededen duasını alır.
Cem Birlenmesi
Gözcü dedenin yanına gelerek “Dede dem geçti, saat geçti; cem birleyeceğiz” der.
Dede “Cem birleniyor, içeriye ve meydana giriş ve çıkışlar yoktur…” der ve cemde bulunanlar edeb-erkân ile dedenin nutkunu dinlerler. Cemin asıl ibadet bölümünü oluşturan “cem birlenmesi” şu sıraya göre yapılır: Dede cem birlemeye başlamadan evvel tekrar rızalık alır;
Cemde bulunan bütün canlara soruyorum;-Gönüller bir mi erenler?-Eyvallah…-Gönüller bir mi erenler?-Eyvallah…-Gönüller bir mi erenler?-Eyvallah…
-(Dede)Hak tümünüzden razı olsun.
Dede:
“Gerçeğe Hû, mü’min-müslim, bacı-kardeş. On iki hizmet sahipleri ve bütün canlar yerini alsın. Şimdi, cem birleyeceğiz. Birliğe varacağız, ikilik kalkacak. Burası Hak meydanıdır. Muhammed-Ali divanıdır. Herkes hesabını burada görsün. Allah kimseyi kul hakkı ile huzurunda sorgulamasın. Bu cemde herkes ana, baba, kardeştir, candır. Dileğimiz, gönül birliği ile Hakk’a yalvarmaktır. Bu cemler; eline, diline, beline sahip olanların yeridir. Yolumuz kıldan ince, kılıçtan keskindir. Döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün, yıktığınız varsa kaldırın. Söylediğiniz bizde, sakladığınız sizde kalır. Hak vebali boynunuza. Bu ibadetimizin kabulünü Hakk-Muhammed-Ali’den niyaz ediyoruz…” der.
Tevbe-İstiğfar
“Tevbe günahlarımıza estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah! Elimizle, dilimizle, belimizle işlediğimiz bütün günahlarımız için; bilerek ya da bilmeyerek, açık ya da gizli olarak işlediğimiz bütün hatalarımız için tevbeler olsun.
Ey evrenin sahibi Ulu Tanrı! Doğduğumuz günden bu âna gelinceye kadar bilerek bilmeyerek işlediğimiz kov, gıybet, hata, isyan, küçük ve büyük günahların hepsi için can u gönülden tevbe ettik, pişman olduk. Bir daha işlemeyeceğimize tevbe estağfirullah. Kul kusur işler, sultan bağışlar. Tevbe estağfirullah. Evvelimiz Âdem atamızdır, sonumuz bizim peygamberimiz, iki cihan serveri Muhammed Mustafâ’dır. Bu ikisi arasında her ne kadar peygamberler, veliler, nebîler, gerçek erenler geldi geçti ise hepsi haktır, hepsine inandık, iman getirdik. Hak-Muhammed-Ali yoluna, ilkelerine bağlandık. Ey Ulu Tanrı’mız! Günahlarımızı yarlığa, tevbelerimizi kabul eyle!”.
Düvazimam-I (Dede)
Hatalar etmişim noksandır işimTövbe günahlarımıza estağfirullahMuhammed-Ali’ye bağlıdır başımTövbe günahlarımıza estağfirullah
Hasan, Hüseyin balkıyan nûr iseİmam Zeynel sır içinde sır ise
Özümüzde kibir, benlik var ise Tövbe günahlarımıza estağfirullah
Muhammed Bâkır’ın izinden çıkma Yükün Câfer’den tut, gayriye bakma Hâtıra dokunup gönüller yıkma Tövbe günahlarımıza estağfirullah
Mûsâ-yı Kâzım’a dâim niyâzım İmâm-ı Rızâ’ya bağlıdır özüm Eksiklik, noksanlık, hep kusur bizim Tövbe günahlarımıza estağfirullah
Takî ile Nakî benziyor aya Ali emeklerimizi vermeye zaya Ettiğimiz kem işlere kötü bed-huya Tövbe günahlarımıza estağfirullah
Hasan Askerî’nin gülleri bite Mehdî gönlümüzün gamını ata Ettiğimiz yalan, koğu, gıybete Tövbe günahlarımıza estağfirullah
Şâh Hatâyî’ m der Bağdat, Basıra Böyle güne kaldık, böyle asıra Ya Ali cömertsin kalma kusura Tövbe günahlarımıza estağfirullah
Düvazimam–II (Dede)
Ta evvel ezeli dinim imanım Hak-Muhammed-Ali nûr Allah Allah Muratlar verici bir ulu dergâh Cümlenin muradın ver Allah Allah
On sekiz bin âleme şâh yazmış ferman Şu dertli kuluna sen eyle dermân Hasan ile Hüseyn’i katletti Mervan Onların belâsın ver Allah Allah
İmâm Zeynel Kâbe’den zindana indi Muhammed Bâkır’ın nûrunu gördü Doksan bin evliyâ dârına durdu Hünkâr Hacı Bektaş Pir Allah Allah
Câferi-i Sâdık okur kudret ilminMûsâ-yı Kâzım, Rızâ ilmi manendinMürşitler oturmuş çeker gülbenginTalipler çağrışır der Allah Allah
Şâh Hatâyî’ m der ki Muhammed TakîOnun bir ismi de Aliyye’l-Nak’îHasan Ali Askerî onun çırağıMehdî mağaraya sır Allah Allah
Düvazimam–III (Dede)
Muhammet Ali’yi candan sevenlerYorulup yollarda kalmaz inşallahİmâm-ı Hasan’ın yüzün görenlerHüseyin’den mahrum olmaz inşallah
Zeyne’l-Abidin’den bir dolu içenMuhammed Bâkır’dan kaynayıp coşanİzn ile İmâm Câfer’e ulaşanBundan özge yola sapmaz inşallah
Mûsâ-yı Kâzım’dan gelen erenlerCân baş feda edip didâr görenlerİmâm-ı Rızâ’ya zehir verenlerDivanda şefaat bulmaz inşallah
Birgün olur okuturlar defteriŞâh oğlunun belindedir teberiUyanırsa Takî Nakî AskerîAçılan gülümüz solmaz inşallah
Şâh Hatâyî’ m bu iş böyle bitereÖzünü kata gör ulu kataraMehdî şavkı bu cihânı tutara Şâh oğluna sitem olmaz o zaman
Dede düvazların ardından şu duayı okur:
“Bismi Şâh, Allah Allah,
Allah, Muhammed, Ali, Hünkâr Hacı Bektaş Velî. Yetişe, ulaşa; dilde dilekleri, gönülde muratları vere. On iki İmâm’lar cemâlinden, nûrundan ayırmaya. Her gönülde bir murat vardır. Murat isteyenin muratlarını, dilek isteyenin dileklerini ihsan eyleye. Cümlemizi sancağının altında saklaya, bekleye. Hastalarımıza şifâ, dertlerimize devâ, borçlarımıza edâ nasip eyleye. Destimiz deman, küfrümüz iman, yardımcımız On iki İmâm ola. Ali’den bakım, Hak’tan nazar ola. Seksen bin Urum erleri, doksan bin Horasan pirleri, yüz bin gayb erenleri yetişe, ulaşa. Vakitler hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Niyazlarımız Hak dergâhında kabul ola. Gözümüzden yaş, duvarımızdan taş düşürmeye. Ocaklar başı aydın ola. On iki İmâm’lar cümlemize yardım eyleye. Akşamlar kutlu, ağızlar tatlı ola. Cedd-i cemâlim yolumuzu yolsuza, uğursuza, pirsize uğratmaya. Şeytanın şerrinden, görünür görünmez kazadan, belâdan saklaya, bekleye. Dil bizden nefes Hazret-i Pir’den ola. Dem-i Ali, sırr-ı Nebî,, Hünkâr Bektaş Velî, kerem-i evliyâ, gerçekler demine Hû…” der.
Gülbang bitince âşıklar iki veya üç deyiş/duvaz okurlar
Düvazimam-I (Zâkir)
Her sabah her seher ötüşür kuşlarAllah bir, Muhammed Ali diyerekBülbül de gül için figana başlarAllah bir, Muhammed Ali diyerek
Kıblemizden kısmetimiz verileVeysel Kara gitti Yemen elineArıyız, uçarız kudret balınaAllah bir, Muhammed Ali diyerek
Biz çekelim imâmların yasınıİşit gerçek erenlerin sesiniİmam Hasan içti ağu tasınıAllah bir, Muhammed Ali diyerek
Talip olan ince elekten elendiMü’min olan Hak yoluna dolandıŞâh Hüseyin al kanlara boyandıAllah bir, Muhammed Ali diyerek
Gönül kuşun kalp evinde yuvasıVirdimize düştü şâhın havasıMûsâ-yı Kâzım, Ali Rızâ duasıAllah bir, Muhammed Ali diyerek
Şâh Takî’yle Nakî nûr oldu gittiHasanü’l-Askerî er oldu gittiMehdî mağarada sır oldu gittiAllah bir, Muhammed Ali diyerek
Kanber, Selmân, Fatma durdu duayaŞehriban soyundu, bindi deveye
İsâ kahreyledi, çıktı havaya Allah bir, Muhammed Ali diyerek
İmam Zeynel parelendi, bölündü Ol İmâm Bâkır’a yüzler sürüldü Câfer-i Sâdık’a erkân verildi Allah bir, Muhammed Ali diyerek
Dört kitap yazıldı, dört dine düştü Kur’ân Muhammed’in virdine düştü Kul Himmet pirinin derdine düştü Allah bir, Muhammed Ali diyerek
Düvazimam–II (Zâkir)
Medet, mürvet dedim kapına geldim Muhammed Mustafâ, Ali gel yetiş İsyân deryasına gark olup kaldım Hünkâr Hacı Bektaş Velî gel yetiş
Şu benim hâlimi pirime bildir Gönlümün evini nûr ile doldur Cesedim ölmeden nefsimi öldür Hatîce, Fâtımâ, ulu gel yetiş
Bir yanımda nefs-i emmârem azar Bir yanda vesvese çok hile düzer Melek günahımı yazmada bezer Şâh Hasan, Hüseyin, dolu gel yetiş
Yezid’in elinden müşkül hâlimiz Münafıklar fâş eyledi yolumuz El-amân yâ Zeynel sen tut elimiz Muhammed Bâkır’ın dili gel yetiş
Tamâha aldanma geziyor her bar Hırsa, nefse fırsat verme ya Cebbâr Sana sığınmışız Vahidü’l-Kahhâr Câr günümdür Câfer eli gel yetiş
Dağlarca günahım gel vurma yüze Tamu’nun odunu gösterme bize Mûsâ Kâzım ile Şâh İmâm Rızâ İmâm Takî, Nakî Ali gel yetiş
Tevbekârım muhabbetim bu yoldaMürüvvet dilerim kusurum eldeGöster cemâlini eyleme daldaAskerî gönlümün gülü gel yetiş
Noksanî arzeder dîdar-ı cennetMasûm-ı pâkler’den erişe himmetSana sığınmışım Mehdî MuhammedSarı Saltık, Kızıl Deli gel yetiş
Düvazimam–III (Zâkir)
Muhammed Mustafâ ey Şâh-ı MerdânAliye’l Mürtezâ sana sığındım. Hatîce Fâtımâ Hasan-ı müctebâHüseyn-i Kerbelâ sana sığındım
İmâm Zeynel ile Muhammed BâkırCennet bahçesinde bülbüller şakırCafer-i Sâdık’a erdik çok şükürKâzım Mûsâ Rızâ sana sığındım
Muhammed Takî’ye verdim salâvâtAliye’l-Nakî’den umarım imdâtHasan Ali Askerî el-emân mürüvvetMehdî sâhip-zaman sana sığındım
On dört Masum-pâk gürûh-ı nâciOn yedi Kemerbest derdin ilâcıPirim Hacı Bektaş başımın tâcıHünkâr-ı evliyâ sana sığındım.
Derviş Virdi senin kulun kurbanınYarın arasatta ulu divanınSenin mücrimlere çoktur ihsanınMedet Şâh-ı Merdân sana sığındım
Düvazlar okunup bitince dede, sazların üzerine eğilerek bekleyen zakirlere dua eder;
“Bismi Şâh, Allah Allah…
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hâsıl ola. Adlarını zikrettiğiniz On iki İmâm’ların himmeti üzerinizde ola. Diliniz dert görmeye. Hakk erenler Pir Sultan’a, Hatâyî’ye, Kul Himmet’e, Virânî’ye, Nesîmî’ye, Yemînî’ye yoldaş eyleye. Dil bizden, nefes Hazret-i Hünkâr’dan, Sultan Dedekargın’dan ola. Gerçeğe Hû”. Duanın ardından canlar secde’ye varır, ardından miraçlama okunur.
Miraçlama
Miraçname: Hazret-i Peygamber’in miraca gidişi, yolda önüne arslanın çıkması, yüzüğünü arslana vererek geçmesi, Tanrı ile konuşmaları ve cennetten gelen taamın (yemek) orada yenmesi, geri dönüp kırklar meclisine varması, engürü ezip kırklara dağıtması ve kırklarla beraber semah dönmesi söylencesi anlatılır.
Geldi Cebrail çağırdı: Hakk Habîbi MustafâHakk seni miraca ister davete kadir Hüdâ
Evvel emânet budur ki pîr ü rehber tutasınDâimî erkâna yatıp tarîk-ı müstakîme
Muhammed sukûta vardı yoktur senden bir azîzŞimdi senden el tutayım Hak buyurdu vedduhâ
Ol dem Cebrail bağladı Muhammed’in beliniİki gönül bir oldular yürüdüler dergâha
Vardı dergâh kapısına gördü bir aslan yatarAslan anda hamle kıldı başa koptu bir figan
Ol dem Hak’tan nida geldi: “korkma habibim” dediHatemin ağzına ver ki aslan ister nişanı
Hatemi ağzına verdi aslan kılındı sakinMuhammed’e yol verildi Aslan gitti nihâne
Varıp Hakk’ı tavâf etti evvel bunu söylediNe çetin şîrin var imiş hayli cevretti bize
Gördü bir bî-çare derviş hemen yutmak dilediEmmimoğlu Al’(i) olaydı dayanaydı ol şîre
Ey benim sırr-ı devletim sana tâbi habîbinGeldi eşiğe baş eğdi kıble-yi kıblegâha
Doksan bin kelam danıştı iki gönül dostunaTevhidi armağan verdi yeryüzünde insana
Secdeye indirdi yüzün10 turâba saldı özün
Cebrail getirdi üzüm Hasan ile Hüseyin’e
10 Secde (niyaz edip doğrulma) yapılır.
Kudretten bir hon geldi sütü elma baldan aldı Muhammed destini sundu nûş etti emrullâha
Selmân anda hâzır idi şeydullahın diledi Bir üzüm tanesi koydu Selmân-ı keşküllaha
Muhammed ayağa kalktı11 ümmetini diledi
Ümmetine rahmet olsun dedi anda kibriya
Eğiliben secde kıldı12 hoş kalk sultanım dedi Kalkıp eve giderken yolun uğrattı kırklara
Vardı kırklar makamına oturub oldu sâkin13 Cümlesi de secde kıldı14 Hazret-i Emrullâh’a
Muhammet hûb lisana geldi size kimler derler Ol kimselerden nidâ geldi bize kırklar derler
Madem size kırklar derler neden eksik biriniz Selmân Şeydullah’a gitti ondan eksik birimiz
Birimiz kırk kırkımız bir yok değil dîdârımız Birimize neşter vursan kırktan akar kanımız
Ol demde Selmân geldi Hû deyip içeri girdi İzzetle selâm verdi keşkülün meydana koydu
Kudretten bir el geldi ezdi engür eylediler Muhammed hatemin gördü uğradı müşkül hâle
İçinden biri nûş etti cümlesi oldu hayrân Mü’min müslüm üryân büryân hep kalktılar semâha
(Semahla ilgili fotoğraf için EKLER bölümüne bakınız)
Muhammed de bile girdi kırklar ile semâha Elleri çarpana çalar dediler Allah Allah
Ali geldi tavâf etti mührün ortaya koydu Sen bir sırr-ı sırru’l-lah’sın yâ Aliyye’l-Murtazâ
Evvel sen, âhirî sen, bâtınî sen zâhirî sen Ben dahi sana bağlıyam dedi Şâh-ı evliyâ
11 Ayağa kalkıp Mansur dârına durulur 12 Rükû konumunda eğilip niyaz edilir. 13 İki diz üstü oturup Nesîmî dârına durulur. 14 Secdeye varıp tekrar doğrulur.
Muhabbetler tamam oldu yol-erkân yerin bulduGönderdiler Muhammed’i hâtırlar sefa buldu
Şâh Hatâyî’m vâkıf oldu bu sırları söylediHak sözün anlatamadım özü çürük ervâha
Mîrâclamada “Mü’min, müslüm üryân büryân hep kalktılar semâha” dizesi gelince, kırklar semahı başlar. Kırklar semahının sonunda semah dönenler yanyana dâra dururlar.
Dede dualarını verir:
“Bismi Şâh, Allah Allah…
Semahlar saf ola, günahlar affola. Çarh-ı pervazlar kabûl ola. Yardımcımız On iki İmâm ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Semahlarımız kırklar semahı ola. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Ebu Zerr-i Gaffarî’nin, Hazret-i Fâtımâ’nın himmetleri üzerinizde ola. Gerçeğe Hû, mü’mine yâ Ali…”
Semahçılar secde niyazı yapıp dizüstü otururlarlar. Âşıklar da tevhidler söylerler. Tevhidlerin şâhlama denilen nakarat bölümlerine canlar, hep birlikte eşlik ederler:
Hakk Lâ-ilâhe illâ’l-lâh İllâ’l-lâh şâh İllâ’l-lâh Lâ-ilâhe illâ’l-lâh İllâ’l-lâh Şâh İllâ’l-lâh Ali mürşid güzel şâh Şâhım eyva’l-lâh eyva’l-lâh
Dede’nin, semah dönülürken; “Aşk ile Allah, şevk ile Allah, şâh aşkına Allah, öz gönül birliğiyle Allah. Hakk için ola, seyr için olmaya, Allah… Semahlarımız kırklar semahına yazıla, Allah…” diye aralıklarla ve kısa sözlerle dua etmesi, cem erenlerini coşturur. Canlar hep bir ağızdan “Allah Allah” diye çığrışırlar. Zâkirler tevhid ritmini hızlandırır, tevhid çeken canlar da ellerini ağır ağır dizlerine vurarak tevhidi hızlandırır. Tevhidin bitiminde âşıklar hemen bir semah ile devam ederler. Dizüstü oturan semahçılar meydana niyaz ederek ayağa kalkar, semah dönmeye devam ederler.
Tevhid bölümünde bu işlem, tevhid ve arkasından semah olmak üzere, iki defa daha tekrarlanır (Toplam üç tevhid, iki semah şeklinde).
Tevhid (Taçlama)–I
Tevhid, cem törenlerinin ana anlatımlarından biridir. Bu bölümde Alevî inanışı-nın esası olan “Varlığın Birliği” ilkesi sembollerle; müzik, semah ve deyişlerle ortaya konur. Tevhid; ayin-i cemin merkezidir. Kısacası; varlığın yaratan ve yara-tılan olarak ayrı ayrı görülmesini reddeder. Bunu ikilik olarak görür. Tevhide göre yaratan ve yaratılan tektir. Yaratılan, yaratandan gelmiştir ve ona dönecek-tir. Varlığın birliği her ne kadar Hallâc-ı Mansur’da “Ene-l Hakk” (Ben Hakk’ım) olarak ifade edilse de diğer taraftan”Lâ-Mevcuda ilah” (Allah’tan başka ilah yok-tur) diye de ifade edilir.
Diz çöküben zikredelimCan ü dilden Allah’ıYedi cedddin yarlıgamışAnınca illâllâh Hû
Nakarat:
Hak Lâilâhe illâllâhİllâllâh Şâh İllâllâhLâilâhe illâllâhİllâllâh Şâh İllâllâhAli mürşid güzel ŞâhŞâhım eyvallah eyvallah
Burada vardır harabatlarOrda vardır hikmetlerCehennem kapısın kitlerAnınca illâllâh Hû
(Nakarat)
Okumuşam dört kitabıAyet ü ayet, harf be harfCümlesinden gürbüz erdirAnınca illâllâh Hû
(Nakarat)
Başı yastığa düşünceGezer imanın kasdınaŞeytan ona zafer kılmazAnınca illâllâh Hû
(Nakarat)
Şâh Hatâyî’m hepisineAnda şahsın tapusunaSekiz Uçmak kapısınaYazmışlar illâllâh Hû
(Nakarat)
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 08-24-2008, 14:38   #6
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart

Semah-I
Kınamayın aklım yitirdiğimeÂşık maşukunu deli eyler imişBir kömür gözlünün ateşi közüYakar şu sinemi kül eyler imiş
Gelin bakın ateşime közümeKim dayanır bu zalimin sözüneGül yüzlü yâr bassa geçse yüzümeBasar bendelerin yol eyler imiş
Hublar göçü uğradı da yol ettiKim ne bilir elif kadim dal ettiAktı çeşmim yaşı çaylar sel ettiÇevirir önüne göl eyler imiş
Su değilim akam akam durulamAcep binem aşk atına yorulamYusuf gibi Zelha’sına sarılanSatar kendi özün kul eyler imiş
Veli Dede’m yâre kullar olurumEl katmazsan ben bu dertten ölürümÇektiğim çileyi senden bilirimNeylerse âşıka Al-eyler imiş
Semahçılar semah sonunda duaya durur ve dede, semahçılara dua verir. Semahçılar secde niyazı yapıp dizüstü otururlarlar.
“Bismi Şâh, Allah Allah… Semahlar saf ola, günahlar affola. Çarh-ı pervazlar kabul ola. Semahlarımız kırklar semahı ola. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Ebu Zer-i Gaffari’nin, Hazret-i Fâtımâ’nın himmetleri üzerinizde ola. Gerçeğe Hû…”
Tevhid-II
Medet ey Allahım MedetGel dertlere dermân eyleYetiş Ya Ali, MuhammedGel dertlere dermân eyle
Hak Lâilâhe illâllâhİllâllâh Şâh İllâllâhLâilâhe illâllâhİllâllâh Şâh İllâllâh
Ali mürşid güzel ŞâhŞâhım eyvallah eyvallah
Hasan, Hüseyin aşkınaYardım edesin düşküneİmam Zeynel’in aşkınaGel dertlere dermân eyle
(Nakarat)
İmam Bâkır’ın katınaCâfer’in ilm-i zatınaMûsa Rıza hürmetineGel dertlere dermân eyle
(Nakarat)
Şâh Takî’nin ve Nakî’ninAskerî’nin ve Kemterî’ninYarlıgamak senin şanınGel dertlere dermân eyle
(Nakarat)
Var Allah’tan dilek dileMehdi sahip zaman geleDedemoğlu secde kıla (Secde yapılır)Gel dertlere dermân eyle
(Nakarat)
(Tevhid ile ilgili fotoğraflar için EKLER bölümüne bakınız.)
Semah-1I
Dostun bahçesinde ayva mı nergisBen gulâm olmuşam gülmezcesineEşi yok cihanda bulunmaz hergizO da her bahçede olmamasına
Sana nazar eden ol yedi zeminSen alırsın garip gönlümün gamınKaldır nikabını eyleyim yeminYoksa yemin mi ettin gülmezcesine
Dostum beni aşk oduna yakarsınİnsaf etmez uzaklardan bakarsın
Beni görsen kaşlarını yıkarsınYoksa yemin mi ettin gülmezcesine
Sana varsam irakipten söz gelirAç göğsünü bahar gelir yaz gelirBir Mısır hazinesi versem az gelirYaslan Sefil Ali’m gül sinesine
Semahçılar semah sonunda duaya durur ve dede semahçılara dua verir. Semahçılar secde niyazı yapıp dizüstü otururlarlar.
“Bismi Şâh, Allah Allah… Semahlar saf ola, günahlar affola. Çarh-ı pervazlar kabul ola. Semahlarımız kırklar semahı ola. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Ebu Zer-i Gaffari’nin, Hazret-i Fâtımâ’nın himmetleri üzerinizde ola. Gerçeğe Hû…”
Tevhit-III
Biz Muhammed ümmetiyizŞâh’a ikrar eylerizAli kalbim içindedirZikriyle vâz eyleriz
Hak Lâilâhe illâllâhİllâllâh Şâh İllâllâhLâilâhe illâllâhİllâllâh Şâh İllâllâhAli mürşid güzel ŞâhŞâhım eyvallah eyvallah
Girdim Hasan bahçesineÖtüyorum dembedemŞâh Hüseyin bülbülüyemÂlemi zar eyleriz
(Nakarat)
Kuluyam Zeyne’l-Aba’nınEşiğinde bir gedaBâkır’ı candan severimÂleme yâr eyleriz
(Nakarat)
Canımı tellala verdimOl Cafer’in şehrindeKâzım’ın müşterisiyim
Anı pazar eyleriz
(Nakarat)
İmam Rıza’nın yolunda Doğruyam elif gibiMuhammed Takî, Ali Nakî’yeDoğru nazar eyledik
(Nakarat)
Hasan Askerî aşkınaİçmişem ben bir doluHallâc-ı Mansur gibiMenzili dâr eyleriz
(Nakarat)
Şâh Hatâyî’m derunidenSeverim ben Mehdî’yiKendini sevdiğim içinİsmini ezber eyledim
(Nakarat)
Semahçılar semah sonunda duaya durur ve dede semahçılara dua verir. Semahçılar secde niyazı yapıp dizüstü otururlarlar.
“Bismi Şâh, Allah Allah… Semahlar saf ola, günahlar affola. Çarh-ı pervazlar kabul ola. Semahlarımız kırklar semahı ola. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Ebu Zer-i Gaffari’nin, Hazret-i Fâtımâ’nın himmetleri üzerinizde ola. Gerçeğe Hû…”
Dede duasını bitirdikten sonra zâkir(ler) ayrıca bir müsaade beklemeden (eğer yapılacaksa) istek semahlarını çalmaya başlarlar. Mîrâçlama sırasında semah edenler saftaki yerlerine geçip otururlar. Meydanın genişliği oranındaki semahçı (varsa semah ekibi), semah yapmak üzere meydana gelip yere niyaz ederek ayağa kalkar ve semah dönmeye başlarlar. Her semahın sonunda dualarını alıp yerlerine geçip otururlar. Duruma göre bir, üç ya da beş semah dönülebilir.
İSTEK SEMAHLARI
Turna Semahı
Gine dertli dertli iniliyorsunSarı durnam sinem yaralandı mıHiç el değmeden de iniliyorsunSarı durnam sinem yaralandı mıYoksa ciğerlerin parelendi mi
Yoksa sana ya düzen mi düzdüler Perdelerin tel tel edip üzdüler Tellerini sırmadan mı süzdüler Allı da durnam, telli de durnam Sinem de yarelendi mi Yoksa ciğerlerin parelendi mi
Havayı ey deli gönül havayı Ay doğmadan şavkı tutmuş ovayı Türkmen kızı katar etmiş mayayı Çekip gider bir gözleri sürmeli
Kuru kütük yanmayınca tüter mi Ak gerdanda çifte benler biter mi Vakti gelmeyince bülbül öter mi Ötüp gider bir gözleri sürmeli
Dere kenarında yerler hurmayı Kılavuz ederler telli turnayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi Çözüp gider bir gözleri sürmeli Karacoğlan der ki geçti ne fayda Bir vefa kalmadı ok ile yayda.
Kırat Semahı
Kırat hasta olmuş yemez yemini Bir hırsınan vurdu kırdı gemini Türkmen oğlu çeksin bunun gamını Canım ata kurban, has nenni, dost nenni
Kırat bilir misin bura neredir Şehitler mezarı sıra sıradır Kanlı mezar derler işte buradır Canım ata kurban, has nenni, dost nenni
Kırta yol mudur eştiği zaman Dizgini boynuna düştüğü zaman Sağrıdan köpüğü saçtığı zaman Canım ata kurban, has nenni, dost nenni
Kırat da komaz ki yanında yatam Sesimi turnanın sesine katam Gerdanı beş karış beli bir tutam Canım ata kurban, has nenni, dost nenni
Ha deyince şahan gibi atılırKulakları kamış gibi çatılırBir ordu da bin akçaya satılırCanım ata kurban, has nenni, dost nenni
Yokuşa yukarı keklik sekişlimİnişe aşağı ceren büküşlümGelinlik kız gibi uğru nakışlımCanım ata kurban, has nenni, dost neni
Sakka Suyu Hizmeti
Sakka hizmeti ile Hazret-i Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri anılır, onların anısına su dağıtılır ve mersiyeler okunur. Sakka suyu dağıtmadaki asıl amaç inancı, yiğitliği ve dürüstlüğü simgeleyen Hazret-i Hüseyin’i sevgiyle anmak; kötülüğü, haksızlığı, zulmü, vahşeti, alçaklığı simgeleyen Yezit ve Yezit zihniyetini lânetlemektir. Sakka hizmetini yürüten can, su dolu bir kapla (ve birkaç bardakla) gelip üç kez:
(Sakka suyu ile ilgili fotoğraf için EKLER bölümüne bakınız)
Hû erenler! Hak, Muhammed, Ali’nin hizmeti geliyor…” der. Bu cümleyi her söyleyişinde bir adım atarak meydanın ortasına kadar gelip su kabını ve bardakları sağına indirip yere niyaz eder, yine su dolu kabı ve baradakları eline alıp ayağa kalkar, ayakları mühürlü dâra durur ve şu tercemanı okur:
“Allah Allah”
Din Muhammed dinidir, sallü alâ nazik cemâlin,Kevser suyun veren şâhım Ali’dir, şehsuvar
Hem sâkîdir hem bakidir, kâinatın aynıdır. Kimse bilmez bu sırrı, Hak bilir, perverdigar
Arş yarıla çıka gele Düldül ile bile ol yârEy hevariç yola gel yola, eyleme şâhı inkâr
Dediler ki, dü cihânın nûru kimdir, kim olaŞâh Hasan-ı ve’l Hüseyn-i âl-i abâ girdigâr
Hışm-ı âfattan saklasın Hâlık seni, yek dânesinOl cevahir harmanından sen kalıksın yadigâr
Cömertsin cömerlik eyle, ey Emirü’l mü’mininCömertliğin şânı budur dedi: Kamber sofra ser
Ey Hatâyî’m, kande varsan, sen bu vasfı söyle gel: Lâ feta illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikar
Mey olsun içenlere, rahmet göçenlere!Geçmişiz biz can u baştan, erenler aşkına!Ahmet-i Muhtar, Haydar-ı Kerrar aşkına!Gözüm yaşın sel ettim, şah-ı şehidan aşkına!Derdim ya Ali, saka İmam Hasan, İmam Hüseyin!
Sâkî (dolucu) bu duayı okudukdan sonra, delile bir damla su döker. Sonra su isteyenlerin tümüne su dağıtılır. Sâkî: “Saka İmam Hasan Şâh Hüseyin; aşk içene, rahmet göçenlere, lânet Yezit’e” der. Kalan su varsa saflarda bulunan kişilere serpilerek sebil edilir. Su serpme işlemi yapılırken şu tercemanı okur:
Yüz bin lânet olsun münafık canınaBen demedim, Hak buyurdu bunu senin şanına!
Ümmetiyim dersin, salâvât verirsin Peygamber’eAli’ye şekkin var, ne amel ahd-i peymanına!
Elli kere hacca varsan tevafın olmaz kabul!Arafta çıkarsın da kelp düşer kurbanına!
Ali haretinden kesmedin adaveti Mervân gibiŞefaati kimden uman, yuh cürmüne isyanına!
Ey ezâzil, “ahsen-i takvim’i” inkâr eyledin, Yuh senin fasık olmuş katresiz imanına!
Gel Hatâyî’m sen bu sırrı söyle gılŞah bir keremgânidir, kalmaya cümlenin isyanına
Lâ feta illa Ali lâ seyfe illâ Zülfikar!
Dizelerin bitiminde sâkî, dede önünde dâra durur ve dede şu duayı okur:
“Bismi Şâh, Allah Allah… Erenlerin himmeti ile, Muhammed-Ali aşkına, Hazret-i İmam Hüseyin ile Kerbelâ’da susuz şehit düşenlerin tertemiz ruhları yüzü suyu hürmetine, Fatma anamızın şefkatine, yolumuzu-erkânımızı kuran gerçek erenlerin hürmetine bir yudum içenin, bir damlası üzerine düşenin dualarını kabul eyle, günahlarını affeyle. Nûr ola, sır ola, kalbe gevher ola. Dertlere deva, hastalara şifa, borçlara eda ola. Dil bizden, kerem Hazret-i Hüseyn-i Kerbelâ’dan ola. Yuf münkire, lanet Yezid’e, rahmet mü’mine olsun. Gerçeğe Hû ”
Sakka elindeki sürahiden bir bardağa birer yudumluk su koyarak dede ile beraber üç kişiye su verir. Su verirken yüksek sesle:
“Geçmişiz biz can ü baştan Hakk erenler aşkına Can gözü dem-be-dem Hakk’ı görenler aşkına Kerbelâ’da su içmeden can verenler aşkına Gözüm yaşın sebil ettim, için İmam Hüseyin aşkına Aşk olsun içenlere, rahmet göçenlere, lânet Yezid’e” der.
Dede suyu içmeden önce cemaate, “Hüseyn-i Kerbelâ ve tüm şehitlerimizin anısına ve aşkına, bir yudum suyu içmeme helâllık veriyor musunuz canlar?” diye sorar ve “Bu su, Kerbelâ şehitlerinin suyudur. O mazlum ve masumlar gibi alnınız ak, gönlünüz pak ola…” diye dua eder.
Bundan sonra sakka, meydanın çevresinde dolanarak elindeki sudan az miktarda olmak üzere tüm cemde oturanlara serper ve bu iş süresince yüksek sesle şu cümleleri tekrarlar:
“Allah’ın selâmı üzerine olsun Ya Hüseyin. Muhammed Mustafa aşkına, Aliyye’l-Mürteza aşkına… Kerbelâ şehitleri aşkına… İmam Hüseyin ve onun yolunu sürenler aşkına… Su, su diye şehit olan masumların aşkına… Kerbelâ şehitlerinin yüzü suyu hürmetine; özümüzü, gönüllerimizi tertemiz eyle Ya Hüseyin! Sakkahüm Ya İmam Hasan, Sakkahüm Şâh Hüseyin… Şefaat eyle damlası düşene Ya Hüseyin… Yardım eyle Allah Allah çağrışana Ya Hüseyin…”
Sakka meydanın ortasında dâra durur, dede dua verir:
“Bismi Şâh, Allah Allah… Selman-ı sâkî, Hüda-yı Bakî, Şâh-ı Merdan Ali’nin Zülfikar’ı Yezid’in boynuna uğraya. Şehidler şahı İmam Hüseyin hizmetini kabul eyleye. Gerçeğe Hû…”
Sakka, yere niyaz edip meydanı terkeder. Zâkir mersiye çalıp söylemeye başlar. Cem erenleri ilk mersiyenin “İllâllâh Şâh” nakaratında, koro hâlinde zâkire eşlik ederler. Zâkir kendi bildiği mersiyeleri söyleyebilir. Örnek olarak iki mersiye veriyoruz. Dede isterse mersiyeden önce şunları söyler:
Düvazimam–I (Dede)
Dinleyin nefesim mevali canlarOnun için okurum lânet, Yezid’eMuhammet Mustafa’ya kasdetti onlarOnun için okurum lânet, Yezid’e
Ali’m Yezit’lerin yayın yasandırOl İmam Hasan’ın üstün basandırİmam Hüseyin’in başın kesendirOnun için okurum lânet, Yezid’e
Gör ki neylettiler mü’min-i fakiriİmam Zeyne’l-Abâ kıldı şükürüKirişle boğdular İmam Bâkır’ıOnun için okurum lânet, Yezid’e
İmam Cafer bir erkândır yürüttüOnun mevalinden gayri kim tuttuMusa-yı Kâzım’a kurşun akıttıOnun için okurum lânet, Yezid’e
Münkirler avuyu önüne koyduŞâh İmam Rıza getirin dediTakî, Nakî ah eyleyip ağladıOnun için okurum lânet, Yezid’e
Soyurdular Hasan Ali Asker’inAkıttılar al kırmızı kanlarınMehdî hayfın alır birgün onlardanOnun için okurum lânet, Yezid’e
Şâh Hatâyî’m, bu iş böyle olupturYezid’in, Mervan’ın devri dönüpdürEy gaziler sene tekmil olupturOnun için okurum lânet, Yezid’e
Mersiyeler15
Mersiye–I (Âşık)
Deli gönül çok açılıp şad olmaKerbelâ’da Şâh Hüseyn’e baksanaNefsine uyup da kahkaha gülmeEhl-i Beyt yastadır gama baksana
Yezit kasteyledi vermedi suyuOrada tutuldu Kasım’ın toyuSâkine ağlıyor ne murat deyüFâtımâ’nın kınasına baksana
Ümmü Gülsüm, Zeynep hep yasta âlemAlemdâr Abbas’ın kolları kalemTakdir-i ezelde böyleydi ilâmFırat suyu kan ağlıyor baksana
15 Mersiye (Ağıt): Alevî yol büyüklerine ve özellikle İmam Hüseyin’e ağıt olan bir müzik ve şiir biçimine denir. Bu müziğin şiiri; hece ölçüsüyle olduğu gibi aruz ölçüsüyle de yazılmıştır.
Ümmü Gülsüm, Zeynep çekerler te’sif Kerbelâ çölleri İmam’a nasip Siması Peygamber, cemâli Yusuf Al’Ekber’in Leylâ’sına baksana
Çok cefaya mâlik Zeyneb-i Sâni Müseyb Gazi ala onlardan hayfı Hür Şehit de Kerbelâ’nın kurbanı Haymegâh’ın ateşine baksana
Esirî gûş eyle bu dünya cefa Bunca kahramanlar sürmedi sefa Ağalar ağası ey Necef Şaha Harabada Sâkine’ye baksana
(Yetiş cârımıza İmam Hüseyin)
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 08-24-2008, 14:40   #7
Sedat
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Sedat - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 4
Mesajlar: 982
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1047
Thanked 1600 Times in 594 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 238
REP Seviyesi : Sedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura aboutSedat has a spectacular aura about
İletişim
Standart

Mersiye–II (Âşık)
Bugün matem günü geldi Ah Hüseyin Şâh Hüseyin Senin derdin bağrım deldi Ah Hüseyin Şâh Hüseyin
Kerbelâ’nın önü yazı Yüreğimden çıkmaz sızı Yezitler mi kırdı sizi Ah Hüseyin Şâh Hüseyin
Bizimle gelenler gelsin Serini meydana koysun Hüseyin’le şehid olsun Ah Hüseyin Şâh Hüseyin
Kerbelâ’nın yazıları Şehid düştü gazileri Fatmana’nın kuzuları Ah Hasan’ım Şâh Hüseyn’im
Kerbelâ’nın önü düzdür Geceler bana gündüzdür Şâh Kerbelâ’da yalnızdır Ah Hüseyin Şâh Hüseyin
Hür şehit atından düştüKâfirler başına üştüMü’minlere matem düştüAh Hüseyin Şâh Hüseyin
İşte geldi bahar yazlarYazı yazlar, güzü güzlerFatma’n yolların gözlerAh Hüseyin Şâh Hüseyin
Kerbelâ’nın önü çağlıBenim ciğerciğim dağlıHazret-i Ali’nin oğluAh Hüseyin Şâh Hüseyin
Atan Ali, anan FatmaDert üstüne dertler katmaDidarından mahrum etmeAh Hüseyin Şâh Hüseyin
Fatma’na zülfünü çözerAğlayı ağlayı gezerMü’minlerin bağrın ezerAh Hüseyin Şâh Hüseyin
Gazel oldu bahçe bağlarDumanlıdır yüce dağlarŞâh Hatâyî yanar ağlarAh Hüseyin Şâh Hüseyin
Sofra (Kurban ve Lokma) Hizmeti
Kurbancı veya lokmacı pişirdiği kurbandan, önce tepsi içinden birazcık niyaz (kurban eti ve diğer lokmalarla birlikte) alarak, yanında bir bacı ile meydana gelir. Gözcü, kurbancının sağ tarafında olarak meydana gelirler. Kurbancı “Hû erenler, Muhammed-Ali’nin hizmeti geliyor.” der, duaya dururlar.
Lokmacı şu tercemanı okur.
“Evvel Allah diyelim, Kadim Allah diyelim. Geldi Ali sofrası, İçinde erenler lokması Hak versin biz yiyelim, Demine Hû diyelim, Allah eyvallah, Pîrim. ”
Dede (lokmacıya dua verir): “Hayır hizmetin kabul, yüzün ak ola. İsteğini, dileğini Hak-Muhammed-Ali vere. Hizmetinden şefaat bulasın. Sofran Kanber’in serdiği sofra ola. Yiyene helâl, yedirene delil ola; cennet taamı, kudret honü ola. Gerçeğe Hû…
Lokmacı “Allah-Muhammed-Ya Ali!” diye lokma bulunan kaba (tepsiye) niyaz eder, lokmaları eşit olarak dağıtmaya başlarlar. Lokma dağıtma işi bitince yüksek sesle:
Hû; mü’min, müslüm, bacı, kardeş! Elimde yok kantar ile terazi, herkes oldu mu hakkına razı? ” diye sorar. Cemaat, “Biz razıyız, Hakk da razı olsun. ” der. Lokmacı, “Allah da sizden razı olsun. ” der.
(Lokma hizmeti ile ilgili fotoğraf için EKLER bölümüne bakınız).
Cemde bulunanlara lokma hizmeti görmek için dede, birkaç kişi görevlendirir. Lokmaların eşit bir şekilde dağıtılmasına ve dede destur verdikten sonra birlikte yenilmesine özellikle dikkat edilir; fakat cemaat kalabalıksa, cemaattan rızalık alınarak yemekler soğumadan yenilmesine destur verilebilir.
Dede, lokmaların yenmesi için destur verir:
“Allah, Allah… Lokma hakkına, evliya keremine, gerçekler demine, destur-ı Pîr izniyle yürüyenin devranı, yiyenin lokması yürüsün. Gerçeğe Hû…”
Dede önce canlardan birisine bir lokma verir (canlar bu ilk lokmayı almak için yarışır, alır almaz da yerler) ve bundan sonra herkes lokmasını yemeye başlar. Herkes lokmasını yerken lokmacı eline bir tepsi alır, “Selman hasta, gözü parsta, Selman-ı pâk aşkına…” diyerek dolaşır ve Selman lokması toplar. Bu toplanan Selman lokması, sonradan isteyene verilir; evinde hastası, umanı, isteyeni olan şifa niyetine götürür. Dedelerden birisi son lokma olarak “umanın, küsenin, Abdal Musa’nın olsun” diyerek son lokmayı verir. Yemekler yenilince dede, sofra duası verir. Dua edilirken lokma yiyenler, parmaklarının uclarını sofraya koyarlar. Her dilek sonunda Allah Allah diye çağrışırlar. Dua sonunda birer lokma daha alınarak sofra kaldırılır. Dede sofra duasını şöyle verir:
“Bismi Şâh, Allah, Allah… Elhamdülillâh. Nimet-i Celil, bereket-i Halîl, şefaat-i Resûl, inayet-i Ali, himmet-i veli… Bu gide ganisi gele; yiyene helâl, yedirene delil ola. Yiyeni, yedireni, pişirip getireni Hak saklaya, Hızır bekleye; bir nimeti nûr ola, artıp eksilmeye, taşıp dökülmeye. Cenab-ı Hak sofranıza Halil İbrahim bereketi vere. Lokma hakkına, sofra hürmetine, evliyalar keremine, cömertler demine, hazır ve gaib gerçeklere Hû…”
Sofralar kaldırılır, dede şöyle der:
Cem Sonu (Oturan Duran) Duası
“Bismi Şâh! Allah Allah…
Demler daim, cemler kaim, gönüller şad, meydanlar abad, meclisler kürşad ola. İkrar sahiblerinin ikrarları, lokma sahiplerin lokmaları Hâk katında kabul ola. Çerağ sahiplerinin çerağları ruşen ola. Hizmet sahipleri hizmetlerinden şefaat bula. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Hazret-i Hüseyin yardımcınız, Hazret-i Hızır yoldaşınız ola. Hak-Muhammed-Ali, Hünkâr Bektaş Velî saklaya, bekleye, göre, gözete; neyleyim, nideyim dedirtmeye. Yolumuzu yolsuza, işimizi haksıza düşürmeye; namerde değil, merde dahi muhtaç eylemeye. Hastalara şifalar, dertlilere devalar, evlat isteyene hayırlı evlatlar, devlet isteyene hayırlı devletler ihsan ederek; deryada, denizde, top-tüfek ağzında, sahrada-çölde-girdapta kalıp da, ‘Ya Ali, cârımıza yetiş’ diyenin cârına, imdadına yetişesin; darda buğda koymayasın.
Cem-i cümle ümmet-i Muhammed ile eşimizin, dostumuzun, talibimizin, muhibbimizin ağız tadlarını bozmasın; elem, keder vermeyerek daim bugünlere çıkmamızı nasip ve mukadder eylesin. Ordularımızı karada, havada ve denizde mansur ve muzaffer eyleyesin. Cumhuriyet devletimizin sözünü üstün, kılıcını keskin eyleyesin. Muhammed’in şefaatinden, Ali’nin inayetinden mahrum koymayasın. Seyyid Sultan Dede Garkın yardımcınız olsun.
Oturan, duran, kovsuz-gaybetsiz evine varan, yastığına baş koyan sağ yata, selâmet kalka; hayırlı işler, hayırlı düşler göre. Ali yoldaşı, Hızır kılavuzu ola. Nûr-ı Nebî, kerem-i Ali, gülbeng-i Muhammedî, Hünkâr Hacı Bektaş Velî gerçekler demine Hû…”
Cemde bulunanlar meydana niyaz ettikten sonra çekilip evlerine giderler. Dede On iki hizmet sahiplerine (gözcü sağ başta olmak üzere) dualarını verir:
“Allah, Allah…Hayır hizmetleriniz kabul ola. İsteğinizi, dileğinizi Hak-Muhammed-Ali vere. Hizmetinizden şefaat bulasınız. Gerçek erenlerin himmetleri üzerinizde ola. Nûr-ı Nebî, kêrem-i Ali, üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş Velî; gerçek erenler demine Hû, mü’mine Ya Ali…”
Delil Sır Duası
Çerağcı, çerağı meydanın ortasına getirir. Hizmet sahipleri dedenin geri tarafında, duadaki sırayı bozmadan ayakta beklerler. Dede:
Allah, Allah…Bâtın oldu çerağ-ı Nûr-ı AhmedZâhir oldu şems-i mâh-ı MuhammedAllah eyvallah, gerçeğe hû…”
der ve çerağı sır eder (dinlendirir, yani söndürür). Sonra hep birlikte meydana niyaz ederek cem evinden ayrılırlar. Cem böylece tamamlanmış olur.

SERBEST BÖLÜMLER
Deyiş-1
Fırsat elde iken bir amel kazan Gül cemâlin birgün solsa gerektir Zevkine aldanma tapma dünyaya Dünya malı burda kalsa gerektir
Cahil bildiğinden hiç geri kalmaz Bin nasihat etsen bir pula almaz Kişinin ettiği yanına kalmaz Herkes ettiğini bulsa gerektir
Yarın Hakk’ın divanına varılır Rûz-ı mahşer günü sual sorulur Günahın tartarlar, mizan kurulur Orda haklı hakkın alsa gerektir
Bana böyle geldi Mevlâ’dan hitap Dil tutulur ol dem verilmez cevap Kimine lûtfolur, kimine azap Cennet, tamu haktır dolsa gerektir
Genç Abdal’ım Hakk’a yanık olana İtikadı bütün sadık olana Hakikatten Hakk’a âşık olana Divanda şefaat olsa gerektir
Deyiş-1I
Yüzüm süre süre insem dergâha Bir dem divanına dursam Ya Ali İnsem eşiğine niyaz eylesem Yüzüm tabanına sürsem Ya Ali
Yüzüm tabanına sürdüğüm zaman Gönlüme getirmem zerrece güman Ali’m Düldül’üne bindiği zaman Önünce Kanber’in olsam Ya Ali
Kanber gibi her hizmete yeldirsen Bir dem ağlatırsan bir dem güldürsen Çeksen Zülfikar’ı beni öldürsen Elim eteğinden çekmem Ya Ali Çeker miyim eteğinden elimi Ben canıma reva gördüm ölümü Doğru sürün erenlerin yolunu Mü’min kullarını görsem Ya Ali
Mü’min olan ya nesinden bellidir Hakkı söyler Hakk nefesi bellidir Erenlerin cemi gonca güllüdür Gülün deste deste dersem Ya Ali
Mü’min olan müslimini getirsin Getirse de Hak cemine yetirsin Dizi dize verip üryan otursun Doyunca yüzüne baksam Ya Ali
Pir Sultan’ım niyaz eyle pirine İnan gel Muhammed Ali yoluna Umarım dergâhta girem gönlüne Yarın fırsat elden gider Ya Ali
Deyiş-1II
Hû diyelim gerçeklerin demine Gerçeklerin demi nûrdan saylır On iki İmam katarına uyanlar Muhammed Ali’ye yârdan sayılır
Üç gün imiş şu dünyanın sefası Sefasından artık olur cefası Gerçek erenlerin nutku nefesi Biri kırktır kırkı birden sayılır
İhlâs ile gelen bu yoldan dönmez Dost olan dostuna ikilik sanmaz Eri Hak görmeyen Hakkı’da görmez Gözü bakar ama körden sayılır
Gerçek âşık menzilinde durursa Çerağ gibi yanıp yağı erirse Eksikliği kedisinde bulursa O da erdir yine erden sayılır
Şâh Hatâyî’ m eder Bağdat’tır vatan İkilikten geçüb birliğe yeten Erenler yanında kıl ü kal tutan Yolu dikenlidir hardan sayılır
Deyiş-1V
Divane gönlümüz geçmez güzelden Mihrin yer eyledi tenden ya Ali Benim arzumanım sensin ezelden Gitmez muhabbetin candan ya Ali
Can u dilden sevenlerin canısın Âşıkların methettiği kanısın Kalmazsın kusura mürvet-kânısın Geçersin günahtan kandan ya Ali
Niçe yüz bin yıllar kandilde durdun Ata bahane oldu dünyaya geldin Onun için halkı gümana saldın Baş gösterdin bin bir dondan ya Ali
Zâhirde bâtında kerem-kânısın Zülfikar elinde hükmü kanısın Tanrı’nın aslanı sensin, Ali’sin Miraç’ta hatemi yuttun ya Ali
Sen mürşütsün hâllolmayan meşkine Senin şanın yardım etmek düşküne Kerbelâ’da yatan İmam aşkına Şefaat bekleriz senden ya Ali
Şeriat içinde şems ü kamerin Hakikat içinde zat-ı kemâlin İstemem cenneti göster cemâlin Kul Himmet görmezden handan ya Ali
Fatiha Düvazı
Bismillâh nur-ı Hüdâ hakkı içün Kalma günahlara el-amân mürvet Elhamdülillâh didar hakkı içün Kalma günahlara el-amân mürvet
Rabbü’l-âlemîn Aliyyü’l-Murtaza Errahmâni’r-rahîm çektirme ceza Hasan, Şâh Hüseyin lütfeyle bize Kalma günahlara el-amân mürvet
Mâlik-i yevmi’d-dîn’de ilmi buldumİmam-ı Zeynel’den bir himmet aldımBâkır’a, Câfer’e tecellâ kıldımKalma günahlara el-amân mürvet
İyyâke-na’büdü Mûsa-yı Kâzımİyyâke-nesta’în benim niyazımİmam-ı Rızâ’ya doğrudur özümKalma günahlara el-amân mürvet
İhdine’s-sırâte’l-müstakîm TakîSırâte’l-lezîne Aliyyü’n-NakîYerin, göğün, arşın, kürsün direğiKalma günahlara el-amân mürvet
En’amte aleyhim geçmeden yetişEcel şerbetini içmeden yetişAskerî gam gussa basmadan yetişKalma günahlara el-amân mürvet
Gayri’l-mağdûbi aleyhim bir isim Şâh’aVeleddâllîn, âmin özünü ver Mehdî mâhaBizi de varınca ulu dergâhaKalma günahlara el-amân mürvet
On dört Masum-ı pâk, On iki nâzırÜçler, beşler, yediler, kırklar da hâzırKul Himmet’im der ki bizdedir özürKalma günahlara el-amân mürvet
S Ö Z L Ü KAlâ : Üst, üzere.
Âlî : Yüksek, yüce.
Bâ : -ile.
Bac : Vergi.
Bai : Eski yazıda “b” harfinin altındaki nokta, Hz. Ali’ye şâmildir.
Bâri : Yaratıcı, Allah.
Bedir(Ay): Dolunay.
Ber : Kelimenin önünde bir ek olarak üzeri, üzerine, yukarı manâsında kullanılır.


Cebbâr: İstediğini mutlaka yaptıran, Allah.
Celîl : Büyük.
Çerağ: Çıra, lamba.
Dâr : Ev, yurt.
Dembedem : Zaman zaman.
Dergâh : Makam, tekke.
Don : Elbise, giyisi.
Dürundan : İki yüzünden.
Ebrû : Kaş.
Ebzem : Alçak gönüllü.
Eflâk : Gökler.
Ehl-i beyt : Peygamber soyundan olan.
Emîr-ül mü’minîn: Halife Ömer’den sonraki halifelere denir.
Erkân : Tarikat ulularının koyduğu esaslar, yol.
Ervâh : Ruhlar, canlar.
Estağfirullah : Allah kusurumu affetsin.
Etkıya : Çok takvalılar.
Ezel : Başlangıcı olmama. Öncesizlik.
Fahrî : Karşılıksız, parasız.
Fâsık : Açıkça günah işlemekten çekinmeyen.
Ferrâş : İbadet yerlerinin temizliğine bakan kimse.
Fuzûlî : Yedi ulu ozanlardan, divan şairi.
Gâza : Din uğruna savaş.
Gulâm : Erkek esir, çocuk.
Gülbang : Topluca söylenen dua ve tekbir.
Gürûh : Topluluk.
Gürûh-ı nâci: Kurtulmuşlar topluluğu.
Hakk : Allah.
Hasbeten : -den dolayı.
Havf : Korku.
Hergiz : Asla, hiçbir zaman, kesinlikle.
Hezârân : Binler.Hon : Yemek.
Hû : O, Allah, derviş selâmı.
Hudâ : Rab, Allah.
Hulle : Değerli elbise.
Hurûf : Harfler.
Hüccet : Senet, belge, delil.
Hünkâr : Padişah.
İçtinab : Sakınma, kaçınma.
Keşkül : Dervişlerin elindeki tabak.
Kevn : Yaratılan, âlem.
Kevnî : Yaratılanlarla ilgili.
Kibriyâ : Büyüklük.
Kîl ü Kâl : Dedikodu, gıybet.
Kûh : Dağ.
Kuvve : Kuvvet, düşünce, duygu, yetenek.
Küffar : Kâfirler.
Küşâd : Açma.
Merkad : Uyuyacak yer, mezar.
Musâhib : Alevîlik’te yol kardeşi.
Mü’min : İman eden, Müslüman.
Münkir : İnkâr eden.
Mürşit : İrşat eden, iman yolunu gösteren.
Nâcî : Kurtulan.
Naz : Yalvarma, niyaz ile dergâh-ı uluhiyete karşı secde.
Nebî : Peygamber.
Nihân : Gizli, saklı.
Nübüvvet : Nebilik, peygamberlik.
Pâk : Temiz.
Peymân : Yemin.
Pîr : Çok yaşlı kimse.
Râh : Yol.
Resûl : Yeni bir kitapla gönderilen peygamber.
Sad : Yüz sayısı.


Sadak : Yaratıcı, Tanrı.
Salâvât : Peygamberimiz için edilen dualar.
Semâvât : Semalar, gökler.
Seraser : Baştan başa.
Settar : Günahları örten, Allah.
Ş’ir : Aslan.
Şâh : Hükümdar, Sultan.
Şîr-i Yezdan : Allah’ın aslanı (Hz. Ali).
Takvâ : Günahlardan sakınma.
Tarik-i Müstakim : Doğru, düzgün yol, tarz, metot.
Teberra : Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in düşmanlarından uzak durma.
Tecellâ : Tanrı lütfuna uğrama.
Teferrüc : Eğlence gezintisi.
Temenna : El ile selâm verme, dilek.
Tevbe : Günahı için af dileyip bir daha işlememeye niyetlenme.
Tevekkül : Vekil etme, gerekeni yaptıktan sonra neticeyi Allah’a bırakma.
Tevellâ : Ehl-i Beyt’i ve Ali’yi sevenler, onlara olan bağlılık.
Tezekki : Manen temizlenme.
Turâp : Toprak.
Üstat : Bilimde ve sanatta üstün olan kimse.
Vâz : Vaaz, dinî öğüt.
Visâl : Kavuşma.
Yarlıgamak : Bağışlamak.


Hüseyin DEDEKARGINOĞLU


KAYNAKLAR
Elvan Çelebi. (1995). Menâkıbu’l-Kudsiyye Fî Menâsıbi’l-Ünsiyye. Hazırlayanlar: İ. E.
Erünsal, A. Yaşar Ocak. TTK. Basımevi. Ankara.
YALÇIN, Alemdar; YILMAZ, Hacı. (2002). Kargın Ocaklı Boyu ile İlgili Yeni Belgeler. Hacı
Bektaş Velî Araştırma Dergisi. Sayı: 21.
BOZKURT, Fuat. (2006). Buyruk. Kapı Yayınları. İstanbul.
Sedat isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 11-16-2008, 14:50   #8
dedecan
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 534
Mesajlar: 2
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : dedecan is on a distinguished road
İletişim
Standart tesekkür

önclikle bu derya gibi bilgilerle bizi aydınlattıgınız için tesekkürler.dogrumu tahmin ediyorum ama ade erkan cemin yürütülüşü bizim orayla aynı.birde bizim ocagımızın baglı oldugu ankara cubuk kargın köyündenmisiniz.bizim dedelerde cem yapmadan oranın dedesinden yol alır.tabi aynı kargından bahsediyorsak.
ama gercekten emegine ve yüregine saglık bu yolda birseyler daha öğrenme sansı buldum....
dedecan isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to dedecan For This Useful Post:
Devrim06 (11-17-2008)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Baslatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Siz hiç böyle Alevi töreni gördünüz mü? Devrim06 Alevilik Haberleri 7 01-31-2009 03:43
HBVAKV Ve AKD'nin Ortak Düzenledikleri Cem Töreni Listesi Devrim06 Alevilik Haberleri 7 01-03-2009 13:25
Pambucak Köyü Cem Töreni (video) Derman Video 4 12-12-2008 19:55
Cem Töreni cetin aktas Alevi Kültürü 0 06-29-2008 23:56


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 03:51.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts