![]() |
|
![]() |
|||||||
| Soru ve Yanıtlarınız Alevilikle ilgili merak ettikleriniz ve tartışmalarınızı yapabileceğiniz alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Kontrollü Üye |
Pir ve Mürşitlik Makamlarının Kur'an-i Dayanakları... ".....Ey Talip ! Tanrı'nın bu sözünü anlayıp inanan, ehli inkâr olmaz. Çünkü bir kişi Ehlibeyt'i inkâr etse haleti nezdinde dünyadan imansız gider. Hz şahlar Şahı buyuruyor ki ; Bir kişi Hakka Ermez, Ta ki delili Pir'ler olmayınca, Pir'ler Ehli Marifettir. Bu dünyada cahil emel, ahireti Pirlerinden öğrenmek gerekir...." Virani Risalesi (DİVANI) Degerli Canlar... Kur'an-ı Kerim'de, "...Ey iman edenler! Allah karşısında takvaya sarılın ve ona varmak için vesileler arayın, vesileyi kullanın..." (Maide suresi 5/35) denmektedir.. " ...Kendi yüzünü görmek için bile bir aynaya muhtaç olan insan, iç yüzünü görmek için gönlü Hakk'la cilalanmış bir rehbere nasıl muhtaç olmaz. Bir hadiste ise, "Mümin, Müminin aynasıdır" denilmektedir. İnsanın mürşit aynasında kefş edeceği yine kendisidir. Mürşit sadece vesilesidir. Vesilenin meydana gelmesi ise, Ancak Allah'ın inayeti iledir. Çünkü bütün varlıkların çıkış yeri Allah'ın zatından başka bir yer değildir. (Bektaşi Erkannamesi'nden) " "... Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah'ın eli onların elleri üzerinedir. O halde, kim ahdini bozarsa yanlızca kendi alehine bozmuş olur. Ve kim Allah'a karşı taahüdüne uyarsa, Allah ona büyük bir ödül ihsan edecektir. ( Fetih Suresi 48/10)" İMAM CAFERİ SADIK'IN BUYRUĞUNDA PİRLİK MAKAMI VE TALİPLİK PİRLİK VE TALİPLİK ***Ezelden hırka ve meftul ve irşad ve tövbe ve pirlik ve seccade bunun cümlesi Şahı Merdan Ali’ye gelmiştir. Şimdi sah evladı ve nesli olmayan kimseye pirlik etmek caiz değildir. Evlad-ı Muhammed-Ali’den ola ki pirliği caiz ola. İlmi ile iş yapa. Dört kapı, kırk makamdan on iki erkândan , on yedi kemerbestten, üç sünnetten, yedi farzdan, bir şarttan, meşayihi kübra ilminden haberdar ola. Ve tarikat ile otura, dura ki hakikat ile yola vara ki pirliği caiz ola. Çünkü talip ve yol mürşidindir...." ***Ve talip dahi öyle ola ki rehbere ve müsahibe kail ola ve dahi bir talip rehberinin ve müsahibinin nüfusun tutmasa ve buyurduğuna gitmese ol talip, talip olamaz, kalıp olur. Onların ikrarı caiz ve kurbanı kabul değildir. Yedi Tamunun kapısı ol kimselere açıktır. Ve Sekiz Uçmak kapısı onlar için bağlıdır. Ve İmam Cafer Sadık Hazretleri bir kavilde, öyle buyurmuştur ki, cemi yol ehli olan pir ve talip ola. Bir pir, talibi irşad eylemese ve talip de irşad olmasa o nasıl pir olur. ."..Ve dahi talip de pirin sözüne kail olmadı, rehbere ve müsahibe kail olmadı ve teslimi rıza kapısında olmadılar, tarikatı, hakikâti hal bilmediler; yoldan erkândan dışarı çıktılar. Ol taliplerin ikrarları caiz olmaz. Ol kimseler tarikatte ve hakikatte dönek sayılır Eğer, evladı Resule ikrar getirmeyip biat kılmayan ve iradet getirmeyen, gerek pir, gerek talip her kim olursa olsun; yedikleri haram ve yudukları murdar, ikrarları caiz değildir. Tacı delik, tarikatta dönek, yüzleri karadır. Erkâna, tarikata ve hakikata sığmazlar. Zira ki evladı Resulden reddolmuşlar ve hem onlar sermayesiz kalmışlardır. Evladı Resule biat kıldığı zaman serçeşmeye ermiş ola...."..." PİR OLAN NELER BİLMELİ İmam Cafer Sadık Hazretleri buyurur ki: 1-Pir olan kimseler kamil olalar. Dört kapı nedir,bileler. 2-Evvel şeriatı, ikinci tarikatı, üçüncü marifeti, dördüncü hakikâtı bilmek gerekir ki bunlar nereden geldi, neden hasıl oldu, aslı nedir, bunların edebi nedir, udu nedir, hayası nedir, erkânı nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, nafilesi nedir ,işlemesi nedir, bunları bile. 3-Şimdi, pir olan kimselere gerekir ki şeriat gemisine gireler, tarikat denizinde yüzeler, marifet dalgıcı olup hakikat incisine erişip çıkaralar. Onun üzere amel edeler ki onların ikrarları caiz ola...." Degerli Canlar.. Alevi-Bektaşilikte Ayin-i Cem'lerde ikrar verirken, Pire niyaz... ve Pir huzurunda ikrar verme yukarıdaki Ayeti Kerime'ye dayanır... (Niyaz ise, bir başka değişle Dede-Baba'nın yada mürşidin önünde eğilmek) Burada ki eğilme, mürşitte tecilli eden Hakk'adır, yoksa kendisi de fani olan bir bedene değildir. Bu Alevi- Bektaşi inancında "El Ele, El Hakk'a" desturuyla bilinir.. Burada şunu da belirtmek gerekir ki buradaki Pir ya da mürşitler... 12 İmam nesli Ehl-i Beyt Dede-Baba'larıdır... Secere-i Nur zinciri soyu Ehl-i Beyt'e dayanmayan dede-baba önünde niyaz olunmaz... Savm-ı salat ü hac sanma biter zahit işin, İnsan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş. Mürşit gerektir bildire hakk'ı sana Hakk'el yakin, Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş. Her mürşide dil verme kim kimi yolunu sarpa uğradır, Mürşidi kamil olanın gayet yolu asan imiş (Niyazi Mısri) Evliyadan gelen kelam, Okunan Kur'an değil mi? Gerçek evliyanın sözü Sureyi Rahman değil mi? (Kaygusuz Abdal) Saygı ve Sevgilerimle... |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Degerli canlar...
Dedelik Makamı hakkkında Bu özlü bilgileri verdikten sonra .. dede'liğın olmazsa olmazları üzerinde durmak istedim... 1-Dede Tarikatın en ulusudur... Görev itibariyle Muhammed ile Ali'yi, Pir Hacı Bektaş-ı Veli'yi temsil edendir. 2- Ol kimseler adına ikrar alan ve nasip verendir 3- Dede-baba'nın olmazsa olmaz koşulu Nesli-Saada olmasıdır... yani seyid olması diğer bir değişle Hz. Muhammed ile Hz. Ali'nin soyundan olmalıdır.. Nitekem Kur'an-ı Kerim'de [color="DarkGreen"]"... Peygamber ve emir sahiplerine itaat, Allah'a itaattir" [/COLOR](Nisa Suresi, 59, 69, 80, Maide 92) Burada bahsedilen "Emir sahipleri" Peygamber'in vekili ve Nübevvetin devamı olan "İmamet" Ali-el Mürteza ve sonrasında gelen 12 İmam'lar ve onların soyundan gelen seyid Dede-baba'lardır. 4- Dede-baba'lığın diğer bir şartı ise "ARINMIŞ" olmasıdır. dede-baba'lık makamını bir çıkarı amacı için kullanmaması, Toplumun çıkarlarını koruması ve kollamasıdır.. Diğer bir değişle nefsine hakim olmasıdır. kendi öz nefsi için çalışmaması, dünyevi isteklerinden arınmış olması ez-cümle.. "Ölmeden ölmek" makamına erişmesi gerekir. 5- Dede-baba evvel emirde.. 4 Hakk kitabını bilmeli, Dört Kapı Kırk makam sırrına ermelidir.. Tasavvuf tabiriyle söylersek... ilim sahibi olmalı "İlmel yakın" ve hakkı görmeye "Aynel yakın" yani Hakk içinde eriyip yok olmaya, Hakk ile Hakk olmaya "Hakkel yakın" olmalıdır... İmam Cafer Buyruğuna göre: Dede-baba'lık postuna, Ehli Beyt neslinden olmayan oturamaz... Hakk-Muhammed-Ali adına İkrar ve Biat alamaz... Muhammed-Ali soyunda nasibi olmayana yapılan ikrar ve biat haramdır... Bu ez Cümle Kur'an Emridir... Kur'an-ı Azimüsan Buyuruyorki... " Deki; Ben bu tebliğime karşılık sizden Allah'a ve Ehl-i Beyt'ime sevginizden başka bir şey istemiyorum.." Yani ez-cümle Peygamber'in ümmetinden istediği tek şey; soyuma sahip çıkın! Ben Peygamber'im nübüvvet bende biter... Benden sonra vasiim ve halifem, nübüvvetin devamı benim soyumla olacaktır.... Benim adıma ikrarı biatı'da benim soyumdan gelen imamlar gerçekleştirecektir. diyor... Allah hepimizi..." Doğru bildiği insanların yoluna iletsin yanlış bildiklerinin, yoldan çıkanların, s apıkların değil..." Allah Eyvallah |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: Almanya/Berlin
Üye No: 511
Mesajlar: 80
Thanks: 238
Thanked 184 Times in 70 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Ask ile Sevgili Canlar.
Yilardir sizin bahsetiginiz masllar ile büyüdük,Büyüdükce Anlatilan Masslara karnimiz doydu artik. Siz Kuluktan kurtulmayasiniz bize kuluk yakismaz sevgili Dede Baba Can. Harabinde söyledigibi bizler gerkirse Tanriya yargilariz ,istedigimizde Sevisiriz Tanrile,Kah cikariz yök yüzüne seyrederiz alemi kah ineriz yer yüzüne Alem seyreder bizi. Bizler Halaci Mansurun ,Nesiminin,Dersi oluruz QNEL HAKK DERIZ;Vede Darina duruz, Mürşütten bizlere feyzi ilahi Erişti de gördük Hak Didarını Sonsuz ferraşına düşer billahi Enel Hak deyüp de çeken darını Terkedüben külli vardan geçenler Helalini haramını seçenler Pir elinden dolu bade içenler Verir cananına külli varını Zümrei Naciden al feyzi ilham Olagör yolunda kemleri gülam İkrara düşenler kalırlar müdam Kalbinle açıkla bahtı yarini Kendine nevsini eyleme rehber Akibet yolunda olur bir ejder Gayen bu esrare ermekse eğer Teslim ol pirine bil ecvarını Daimi'yi fehmet Hak ile Hak'tır Sülbi mevalidir kemliği yoktur Bu yollarda uğru harami çoktur Enginlerden yürüt ol katarını. Enel Hak Diyenler Dara Dolaştı Ömrüm baharının gülşen çağında Gönlüm bir cefakar yara dolaştı Goncalar açılmış yarin bağında Gönül bülbüllerim hara dolaştı Bu imiş aşıkın bahtı karası Açılmaz tabibe gönül yarası Bir an tutuşunca aşkın çırası Döndü pervanemiz nara dolaştı Daimi'yim gitti dostların göçü Elem ile doldu gönlümün içi Hallac'ı Mansur'un ne idi suçu Enel Hak diyenler dara dolaştı. Hak İle Hak Olan Bir Cana Vardım Erenler babında içtim bir dolu Hakikatli ulu meydana vardım Mümin müslim hepsi sürer bu yolu Bendine bend olup erkana vardım Ben bir bezirganım her ilde gezmem Her olur olmaza metanım çözmem İlme hizmet edip okuyup yazmam Hak ile Hak olan bir cana vardıım Mürşüdüm emretti çırağım yaktım Açtı can gözümü didara baktım Katre olup her dem engine aktım Dürrü meknıın saçan bir kana vardım Bu bir sırrı haktır erebilene Hakikat gülünü derebilene Hak bendedir benim görebilene Enel Hak deyuben urgana geldim Ey Daimi ne ustasın malın var Arı gibi her çiçekten balın var Hümdülillah edep erkan yolun var Kırkların Cemi'nde Selman'a vardım. Bakin bizim ozanlarimiz ne Demis Sayin Dede baba. Hak İle Birlikte Bir Oldu Gitti Hakikat rumzundan mana seçenler Hak ile birlikte bir oldu gitti Pirler meydanında serden geçenler Karıştı katere nur oldu gitti Evvela Kur'anı enzal eyledi Onun manasını cim dal eyledi Ademi kendine timsal eyledi Noktayı gönülde sır oldu gitti Marifet mülküne göçemeyenler Helal haramını seçemeyenler Gözünü gafletten açamayanlar Hakkın dergahından dür oldu gitti Münkürün delili nevs emmaredir Bir menzil alamaz o avaredir Ol Ulu Divanda yüzü karadır Yeri tamu ile nar oldu gitti Daimi'yim minnetim var Hazrete Fehmeyle nevsini düşme gaflete Çek postunu yat köşeyi vahdete Şimdiki insanlar şer oldu gitti...>> Her Aşık İçemez Kevserimizi Şol alem üstünde mahi tabanız Ama olan görmez enverimizi Aşıklar bezminde kutbu devranız Her kişi alamaz gevherimizi Almak isterisen eğer bir murat Bağlan pendi yare eyleme inat Kimin abat eyler kimini berbat Her aşık içemez kevserimizi Meftunem sevdiğim kaşında yaya Cemalin benziyor gökteki aya Yüzümüzü sürdük ol haki paya Hamdülillah bulduk rehberimizi İlmi hakikate amil olanlar Farkeyler bizleri kamil olanlar Surette görüşür cahil olanlar Fakat görmez gizli peykerimizi Daimi özümü Mansur eyledim Küfrü delaletten menfur eyledim Gönül sarayını mamur eyledim Kadem mehman ettik serverimizi. Külli Vardan Geçmeyince Her kişi aşık olamaz Pir dolusun içmeyince Arasa didar bulamaz Külli vardan geçmeyince Ta ezelden adetimiz Yare yar muhabbetimiz İzhar olmaz vahdetimiz Hakikate göçmeyince Aşık olan ar mı eyler Şol alemde kar mı eyler Sefil bülbül zar mı eyler Gonca güller açmayınca Helal karım haram yemem Yolumda kemlik eylemem Her kişiye beli demem Müşkülümü seçmeyince Daimi'yim der erilmez Bu sır ağyara verilmez Meydanda Pazar görülmez İnci gevher saçmayınca. Mademki Ben Bir İnsanım Kainatın aynasıyım Mademki ben bir insanım Hakkın varlık deryasıyım Mademki ben bir insanım İnsan hakta hak insanda Arıyorsan bak insanda Hiç eksiklik yok insanda Mademki ben bir insanım İlim bende kelam bende Nice nice alem bende Yazar levhi kalem bende Mademki ben bir insanım Bunca temenni dilekler Vız gelir çarkı felekler Bana eğilsin melekler Mademki ben bir insanım Tevrat'ı yazabilirim İncil'i dizebilirim Kuran'ım sezebilirim Mademki ben bir insanım Enel Hakkım ismim ile Hakka erdim cismim ile Benziyorum resmim ile Mademki ben bir insanım Daimi'yim harap benim Ayaklarda türap benim Aşıklara şarap benim Mademki ben bir insanım. Evet sevgili Dede Baba can bunlarin hangisi Sizin anlatiklariniza benziyor,Bakin birde siz yaradilisa inaniyorsunuz,vede kuluk tan kurtalamiyorsunuz. Ama bizler ise Varolusa inaniyoruz,Tanriyla sohbeti sevigoruz yeri gelince bade aliyoruz,kiziyoruz ama bir birimizi seviyoruz. Kamil Sözü Kuranin özü,Bizlerde Cemlerimiz ,vede semahlarimiz sir icinde gecer can. Siri ise Kamil olan anlar ne kuranin su ayetinde gizlidir nede bu suresinde böyle demis. Burakin siz siz olun bizde biz oluruz,Sizin elinizde kuran,bizim gönlümüzde kelam. Not) Bilmiyorsan bir bile danis ,danisan yol alir danismayan yolunu sasirir. Imam Caffer Buyrugunu bir gözden gecirin kim yazmis vede ne zaman yazilmis sevgili dede baba,yasadigi yili birde ne kadar ögrenci yetistirmis bunlarin kaci Dede olmus cem birliyor kaci mola olmus . Bildigimiz kadar Imam Caffer 4500 ögrenci yetistirmis bunlarin hepsi su vede bu sekilde ya ialik yapmis yada Islam alimi olmus,ama hic bir Cem yapmamis bu nasil olacak,umarim bizleri aydinlatirsin can.Yada sizdeki Buyruk farklimi bilindigi kadar 7 veya 8 Buyruk var piyasde sizdeki farklimi yoksa bizleri aydinlatirsiniz umarim.Birde Bu Buyruklar ne zaman yazilmis bu konudada bizleri aydinlatirsaniz meun oluruz. Greceklerin Demine Hüüü Qnel Hak,k Yolcudede. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Degerli canlar..
Arap ve şii islam anlayışında görülmeyen ancak Alevi-bektaşi islam terminolojisinde görülen "DEDE" ve "BABA" kelimelerinin aslı "ATA" kelimesinden gelir.. Ata kelimesi eski ve yeni Türk lehçelerin de "BABA" anlamında kullanılmış olup soy anlamına da gelmektedir... Eski Türk'lerde ve Horasan'da halk arasında saygınlığı olan dahası kutsallık kazanmış kimseler "ATA" adıyla anılırdı... eski Türk Oğuz efsanelerinde geçen "Korkut Ata", "İRKİL ATA", buna örnek gösterilebilir... Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere, "ATA" lakabıyla birlikte "BABA" da denilmeye başlanmıştır. Böylece asya coğrafyasında ve Şamanilik döneminde "ATA" adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde "BABA" adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede "BABA" , "ATA"nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem-Türkistan bölgesinin önemli Alevi-Bektaşi Erenleri yada Horasan Erenlerinden olan; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Atalar... tümüyle "ATA" adıyla anılmışlardır. Anadolulaşıldıktan sonra "ATA", "BABA"ya dönüşmüştür. Örneğin Mansur Ata, Anadoluda Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Baba Mansur'un Asyada iken adı Mansur ATA olup... oradaki kaynaklarda Mansur Ata olarak anılmaktadır... Anadoluda ayrıca bir süre sonra Türk ve Türkmen boyları İslamiyetle birlikte dini ruhani lider anlamına gelen "BABA" ile birlikte aynı anlamda "DEDE" sözü de kullanılacaktır.... örneğin "DEDE KORKUT" islamiyet sonrası Türklerin kutsal hüvviyet taşıyan önderlerine verdikleri isimlere örnek gösterilebilir... (Kaynak: Ata ve babaya ilişkin geniş açıklamalar için bkz. Fuad Köprülü: Ata İslam Ansiklopedisi, C. I: s. 711 ) Saygı ve Sevgilerimle |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Degerli Can, Öncelikle elbetteki farklı görüşler olacak, Herkesin düşüncesine saygı göstermek mecburuiyeti vardır... Bende Bu bağlamda kendi düşüncemi, belirteyim...
1- Öncelikle, dede yada baba, Ehli-Beyt neslinden olmalıdır... Ehl-i Beyt'en gayrısına biat verilmez.. önünde secdeye varılmaz.. 2- Ehli Beyt'e tabi olma, Kur'an'ın emri, Peygamber'in sünneti, İmam Cafer-i Sadık'ın Buyruğudur... ve Bu konudaki Kur'an emri nedir? "... Peygamber ve emir sahiplerine itaat, Allah'a itaattir" (Nisa Suresi, 59, 69, 80, Maide 92) [/color] Peki bu emir sahiplerinden kimler anlaşılmalı, Kur'an-ı Azimüsan Buyuruyorki... " Deki; Ben bu tebliğime karşılık sizden Allah'a ve Ehl-i Beyt'ime sevginizden başka bir şey istemiyorum.." Kur'an açık açık, Ehl-i Beyt'ine sevgi ve bağlılık istiyor, Kur'an evvel ve Ahir olan değil mi* Kur'an ın bu hükmünü, sadece, Hz. Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma olarak algılarsak, sonrası Ehl-i Beyt değildir dersek, 12 İmam 'ı ne yapacağız.. Onlar Ehl-i Beyt değil miydi.. yine ayeti sadece, Pençe-i Ala olarak algılarsak, Ayet acaba hükmünü yitirmiş, ayetlerden midir.. Ve bu Ayet günümüzdeki, Evlad-ı Resul dedeleri pirleri kapsar mı kapsamaz mı? Ben, Kapsadığını düşünüyorum, Ve Bundan sonrası için, Hz. Muhammed'den be İmam Caferi Sadık'tan, delil Getirelim... Peygamber bu haberi aldığında, sel sularından oluşmuş bir gölün etrafına varmıştı... Bu gölün adı Humm'dur. Bu nedenle buraya Gadir-i Humm Türkçe'siyle Humm Gölü denir... Peygamber burada ibadet ve ayet'in duyurulması için mola verdi. Gün öğlen vakti idi yakıcı bir sıcaklık vardı... Hz. Peygamber... Veda Hac'ından sonra...Medineye doğru kalabalık bir toplulukla ilerliyordu( Zilhicce ayının 18. günü idi)... Bu sırada Cibril-i Emin gelir. ve ayet nazil olur... ".... Ey Peygamber! Allah'tan sana indirilen emri bildir! Şayet bu emri bildirmezsen elçikiğini eda etmemiş olursun ve Allah seni insanların şerrinden korur! Allah küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez." Maide suresi 67. ayet) Peygamber, kendisi için deve hamutlarından yapılan yüksek bir yere çıkar ve yanına Hz. Ali'yi alır... Herkesin O'nu görebilmesi ve duyabilmesini ister. Peygamber Efendimiz Allah'a hamd ve sena ettikten sonra... Hz. Ali'nin Vasi ve velayetini İlan eder... ve akabinde, gerek sünni gerek şii ve gerekse alevi-bektaşi herkesin, doğruluğuna şüphe getirmediği, aşağıdaki Hadis-i Şerifi söyler, Hz. Muhammed (sav.): "..... Ey insanlar! Ben sizleri Kevser havuzunun başı ucunda bekleyeceğim! Bu havuzun genişliği Busra (Şam'a yakın bir yerin adı) ve San' (yemendeki şehir) arasındaki mesafe kadardır! Bu havuzun etrafında yıldızların sayısı kadar kadeh vardır. Sizin aranızda bırakacağım değeri ağır iki emanete karşı tutumunuzu göreyim!.. Toplum arasından iki kişi ayağa kalkarak şöylke dedi: " Bu değeri ağır olan iki emanet nedir? Peygamber: " Emanetlerin biri Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'dir. Bir tarafı şanı yüce ALLAH'ın elinde ve Öbür tarafı sizin elinizdedir. Diğer emanetim ise... EHL-İ BEYT'imdir! İkisine tutunursanız asla yoldan çıkmazsınız... Latif ve haberdar olan Allah bana, iki emanet husunda; İkisinin bana Kevser havuzuna ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacaklarını bildirdi!... Aksi takdirde yok olup gidersiniz!.. Peygamber'in ümmetinden istediği tek şey; soyuma sahip çıkın! Ben Peygamber'im nübüvvet bende biter... Benden sonra vasiim ve halifem, nübüvvetin devamı benim soyumla olacaktır.... Benim adıma ikrarı biatı'da benim soyumdan gelen imamlar gerçekleştirecektir. diyor... Degerli can, Ehl-i Beyt'e tabi olunmasını, ve Bu tabi olmanın, Kıyamete kadar sürdürülmesini Allah ve peygamber emrediyor... Sizce yoruma açık değil mi? Şüphe ve tereddüte gerek var mı? Peki hepimiz İmam Caferi sadık'ın Buyruğuna tabi değil miyiz.. Yolumuz Erkanımız İmam caferi sadık'ın Buyruğu üzre değil mi? Buyruğu inkar edersek, Alevilikten Geriye ne kalır.. Peki, İmam Caferi Sadık Ne Buyuruyor... Ezelden hırka ve meftul ve irşad ve tövbe ve pirlik ve seccade bunun cümlesi Şahı Merdan Ali’ye gelmiştir. Şimdi sah evladı ve nesli olmayan kimseye pirlik etmek caiz değildir. Evlad-ı Muhammed-Ali’den ola ki pirliği caiz ola. İlmi ile iş yapa. Evladı Resule ikrar getirmeyip biat kılmayan ve iradet getirmeyen, gerek pir, gerek talip her kim olursa olsun; yedikleri haram ve yudukları murdar, ikrarları caiz değildir. Tacı delik, tarikatta dönek, yüzleri karadır. Erkâna, tarikata ve hakikata sığmazlar. Zira ki evladı Resulden reddolmuşlar ve hem onlar sermayesiz kalmışlardır. Degerli Can... son olarak şunu söylemeliyim 1 - Dede ve babalar kesinlikle Evlad-ı Resul yani Soyu Hz. Muhammed'e dayanmalıdır 2- Ancak dede olmak için tek başına soy yeterli değildir.. dede yada baba olmak için bir önceki mesajda değindiğim Olmazsa olmaz şartlarında yerine gelmesi gerekir.. Saygı Ve Sevgilerimle "... Peygamber ve emir sahiplerine itaat, Allah'a itaattir" (Nisa Suresi, 59, 69, 80, Maide 92) [/color] Yukardaki ayet'te gecen "Emir sahipleri" ifadesi iki Türlüdür.. 1- "Emir Sahipleri" hükmü, Dünyevi işleri ilgilendiren yani ülke yönetimi, hukuk ve sosyal yaşam gibi işlerde, halkın kendi seçtiği, kendi içinden çıkacak yöneticiler anlamındadır.. Bu bağlamdada, Bu "emir sahipleri" Liyakat kriteri gözetilerek, seçilir Kur'an bunu bu şekilde emreder.. 2- "Emir sahipleri" Hükmünün ikinci anlamı ise, manevi önderlik bağlamındadır,, bu anlamda dini boyutta önderlik, tabiyet yani biat sadece, Evlad-ı Resul dede ve baba'yadır.. Bu alevi-bektaşi islam ekolünde hep böyledir.. Evlad-ı Resul Dede ve Babalar asla ülke yönetmemiş, idare etmemiş, ve bu heveste olmamıştır... aksine nasihat veren, öğütler veren olmuşlardır.. 3- Alevi-bektaşi geleneğinde, hiçbir evliya yada Pir , siyaset ve iktidar hırsı peşinde koşmamış, aksine sadece halkın inançları başta olmak üzere halka yapılan zulümlere, baskılara dur diyebilmek, için halkı uyandırmış, ülke yöneticilerine nasihatlerde bulunmuş, buda olmadığı zaman, halkın gören gözü, duyan kulağı olmuş, baş kaldırmış, isyan etmiştir.. fakat bu haksızlıklar bittikten sonra, Yüce makamına çekilmeyi bilmiştir. (öğüt ve Nasihat manevi Önderlik) |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
HAKULLAH: Allah için verilen yardım demektir.... Kaynağını Kur'an'ın Enfal suresinin 41.ayetinden alır... Doğru ile yanlışın ayrıldığı gün, O iki topluluğun karşılaştığı gün, Kulumuza indirmiş olduğumuza inanın Ganimet, kazanç olarak elde ettiklerinizin Beşte biri Allah'ın, Resul'un ve Ehl-i beyt'inindir. Hem yetimlerin, yolsulların, yolda kalmışlarındır. Resul'a indirdiklerimize İnciniyorsanız, Tanrı herşeye kadirdir, bilmelisiniz. (ENFAL SURESİ-41) Ocağa bağlı talipler Her sene gelen Dede-baba'larına o yılki gelirlerinin masraf dışında kalan kazançlarının 1/5 'ni verirlerdi...dede'lerce toplanan bu Çıralık /Hakullahlar'ın bir kısmı, ....(Sadece geçimliklerini sağlayacak) kadar Peygamber soyundan gelenlere verilir. Diğer yarısı ise Dergah'a yada Dede-baba evine sığınan muhtaç olanlara, yoksullara, yetimlere, esirlere ve yolda kalmış garip kimselere verilirdi... Osmanlı İmparatorluğu Enfal suresi 41.ayeti uyarınca Hacı Bektaş Veli Dergahına yardım etmiştir. Bu yardımın adı '"Gaziler Hakka'"dır. Bu yardıma özgü olmak üzere 28 Haziran 1363 tarihinde, Sultan Murad Hüdaverdigar zamanında (Penç a yek) beşte bir adıyla bir Ferman çıkarılır. Çıkartılan bu yasa ile 1826 tarihine kadar -zaman zaman aksamasına rağmen, Osmanlı hazinesi tarafından bu yardım devam etmiştir...Toplanan gelirler, gelir defterine kayıt edilirdi.... Allah Eyvallah... |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Haşa Evladı Resule Asi Olunmaz.. ama yoldan çıkan dedelere de mahsuniden bir taşlama
DEDE OLMANIN ŞARTLARI: 1-Dede-baba'nın olmazsa olmaz koşulu Nesli-Saada olmasıdır... yani seyid olması diğer bir değişle Hz. Muhammed ile Hz. Ali'nin soyundan olmalıdır. 2- Dede-baba'lığın diğer bir şartı ise "ARINMIŞ" olmasıdır. dede-baba'lık makamını bir çıkarı amacı için kullanmaması, Toplumun çıkarlarını koruması ve kollamasıdır.. Diğer bir değişle nefsine hakim olmasıdır. kendi öz nefsi için çalışmaması, dünyevi isteklerinden arınmış olması ez-cümle.. "Ölmeden ölmek" makamına erişmesi gerekir. 3- Dede-baba evvel emirde.. 4 Hakk kitabını bilmeli, Dört Kapı Kırk makam sırrına ermelidir.. Tasavvuf tabiriyle söylersek... ilim sahibi olmalı "İlmel yakın" ve hakkı görmeye "Aynel yakın" yani Hakk içinde eriyip yok olmaya, Hakk ile Hakk olmaya "Hakkel yakın" olmalıdır... İMAM CAFER'İN DEDİĞİ GİBİ DEDE YADA PİR.. "...Evvel şeriatı, ikinci tarikatı, üçüncü marifeti, dördüncü hakikâtı bilmek gerekir ki bunlar nereden geldi, neden hasıl oldu, aslı nedir, bunların edebi nedir, udu nedir, hayası nedir, erkânı nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, nafilesi nedir ,işlemesi nedir, bunları bile. -Şimdi, pir olan kimselere gerekir ki şeriat gemisine gireler, tarikat denizinde yüzeler, marifet dalgıcı olup hakikat incisine erişip çıkaralar. Onun üzere amel edeler ki onların ikrarları caiz ola.... Asik Mahzuni Serif dedelik sistemi hakkinda söyle bir türkü okumustur. Bir ceketim vardi onu da verdim Dede kurban nettin bizim heybeyi Hakkullah altinda ömrümü yedin Dede kurban nettin bizim heybeyi Kuruldun da sol köseye oturdun Koca köyde tavuk culuk bitirdin Velhasili hanemizi batirdin Dede kurban nettin bizim heybeyi Elmalari soktun ciplak koynuna El etek düsürdün baci kaynina Alinin kilici deysin boynuna Dede kurban nettin bizim heybeyi Acikcasi nezaketle dösürdün Birem birem yolumuzu sasirdin Ne verdiysek cupur cupur asirdin Dede kurban nettin bizim heybeyi Olsaydi söylerdim Bektasi Veli Vallah aklimizi del ettin deli Heybemi hirsizlar Muhammed Ali Dede kurban nettin bizim heybeyi Mahzuni Serifim yattim uzandim Dedeler elinden derde bezendim Bu bizim lokmayi sen mi kazandin Dede kurban nettin bizim heybeyi |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Kur'an-ı Kerim Seyid Nesli Dede ve Pirler İsmişah! Bismişah Allah Allah... Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat... Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed... " Şüphe yok ki Yüce Hak, Adem ile Nuh'u İbrahim'in soyunu hem İmran'ın soyunu Ne kadar ulus varsa üzerlerine seçti Cümle tüm varlıklara, Aleme üstün kıldı Al-i İmran Suresi 33 Birbirinden türeyen yüce bir soydur onlar Tanrı her şeyi bilir, bilicidir. Hem duyar" (Al-i İmran Suresi 34) İmam Muhammed Bakır Buyurdu ki: 33. ve 34. ayetler deki.. soyun geri kalan zürriyeti bizleriz.. Resulullah Efendimiz HZ İbrahim Aleyhisselamın soyundandır... "....Bir gün Peygamberimiz ashabıyla otururken, bilinmeyen bir dille “Ne güzel üzüm” dedi. Sahabe anlamayarak “Ya Muhammed Arapça konuş” dediler. Yüce Peygamber: “Durun yakınmayın, ben köküm olan Hz. İbrahim’in dili ile konuşuyorum, Arap benden ama ben Arap’tan değilim” diye yanıt verdi… Yüve Allah Şura Ayetinde buyurdu ki... "... Deki; Ben bu tebliğime karşılık sizden Allah'a ve Ehl-i Beyt'ime sevginizden başka bir şey istemiyorum.." Hz. Muhammed (sav.): "..... Ey insanlar! Ben sizleri Kevser havuzunun başı ucunda bekleyeceğim! Bu havuzun genişliği Busra (Şam'a yakın bir yerin adı) ve San' (yemendeki şehir) arasındaki mesafe kadardır! Bu havuzun etrafında yıldızların sayısı kadar kadeh vardır. Sizin aranızda bırakacağım değeri ağır iki emanete karşı tutumunuzu göreyim!.. Toplum arasından iki kişi ayağa kalkarak şöylke dedi: " Bu değeri ağır olan iki emanet nedir? Peygamber: " Emanetlerin biri Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'dir. Bir tarafı şanı yüce ALLAH'ın elinde ve Öbür tarafı sizin elinizdedir. Diğer emanetim ise... EHL-İ BEYT'imdir! İkisine tutunursanız asla yoldan çıkmazsınız... Latif ve haberdar olan Allah bana, iki emanet husunda; İkisinin bana Kevser havuzuna ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacaklarını bildirdi!... Aksi takdirde yok olup gidersiniz!.. Allah Eyvallah |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Ehl-i Beyt; Hz. Muhammed Mustafa Efendimizin ailesi ve evlâtlarıdır. Mü’minlerin anneleri, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin , Ehl-i Beytin şerefli ferdleridir.( Râzî, Tefsir-i Kebir, XXV, 181)
Peygamber'imizin şerefli nesebi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasıtasıyla devam ettiği için, onların kıyamete kadar gelecek olan evlâtları da Ehl-i Beyt’in birer parçasıdır. Onları sevmek ben müsmanım diyen her inanna Kur2an emri ile farzdır. Bu sevgi çok şerefli ve gereklidir. Kalbinde azıcık Ehl-i Beyt sevgisi bulunmayan kimse, Hz. Rasûlullah’ın sevgisinde yalancıdır... Aşağıda verilen ayet ve hadislerde görüleceği üzere, Ehli beyt Peygamber'in amcaları ve onların çocukları da Ehl-i Beyt’ten sayılmıştır.( Bkz:Ibn Atıyye, el-Muharraru’l-Veciz, IV, 384. (Beyrut, 1993)) Yüce Allah, Hz. Peygamber'in Ehl-i Beytini bizzat Kur’an’da zikretmiş ve onlara şu şekilde iltifatta bulunmuştur: İsmişah! Bismişah Allah Allah... Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat... Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed... “...Ey Peygamber hanımları! Salata devam edin, zekâtı verin; ALLAH’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! ALLAH sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab/33) Ümmü Seleme validemiz demiştir ki: “...Bu âyet-i kerime benim evimde indi. Hz Rasûlullah (s.a.v) Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı. Onları Hayber yapımı geniş bir elbisenin altına topladı, kendisi de içine girdi ve: “İşte bunlar benim ehl-i beytimdir” buyurdu. Sonra inen ayet-i kerimeyi okudu ve: “ALLAHım! Onlardan kötülükleri gider. Onları tertemiz et!” diye duâ etti. Ben: “Yâ Rasûlullah, ben Ehl-i Beytten değil miyim? dedim.” Hz. Rasûlullah , “Sen benim ehlimsin. Sen zaten hayır içindesin” buyurdu.( Taberî, Câmiü’l-Beyân, Cüz:XXII, Shf:7; Ibnu Kesir, Tefsir, VI, 412-413.).." Zeyd b. Erkam (r.a) anlatıyor: ALLAH Rasûlü (s.a.v), Mekke ile Medine arasında Hummen ( Gadir Humm) denilen suyun başında bir hutbe verdi. ALLAH’a hamd, sena ve zikirden sonra şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Dikkat ediniz; ben bir beşerim. Rabbimin ölüm elçisinin gelmesi ve benim ona icabet edip aranızdan gitmem yakındır. Sizlere hukuku ağır iki kıymetli emanet bırakıyorum. Birincisi ALLAH’ın Kitabı’dır. Onda nur ve hidayet vardır. ALLAH’ın Kitabına sımsıkı sarılın. Onunla meşgul olun, onu öğrenin, öğretin; hükümlerini anlayın. İkinci emanet Ehl-i beytimdir. Ehl-i Beytim hakkında ALLAH’tan korkmanızı hatırlatırım. Ehl-i Beytim hakkında ALLAH’tan korkmanızı hatırlatırım. Ehl-i Beytim hakkında ALLAH’tan korkmanızı hatırlatırım. ” Erkam’ı dinleyenler arasında bulunan Husayn b. Sebre; --- Ehli beyt kimlerdir? diye sordu Ehl-i Beyt, kendilerine sadakanın haram olduğu kimselerdir” dedi. Husayn, “Onlar kimdir?” diye sorunca Zeyd b. Erkam (r.a), “Ali’nin ailesi, Akîl’in ailesi, Cafer ve Abbas’ın âilesidir” dedi. Husayn, “Bunlara sadaka haram mıdır?” diye sorunca, Zeyd (r.a), “Evet” dedi. (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 36; Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkıb, 9.) Âlimlerin ekseriyetine göre Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimizin şerefli aileleri, kızı Hz. Fâtıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve kıyamete kadar oların sulbünden gelen zürriyetleridir. Yani Hz. Hüseyin’in torunları olan seyitler ve Hz. Hasan’ın torunları olan şerifler Ehl-i Beyt’in günümüzdeki şerefli mensuplarıdır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in şerefli nesli, kıyamete kadar hiç kesilmeyecektir... Selam olsun o nurlu soya selam olsun Seyid nesli Pirlerimize, dedelerimize, babalarımıza.. Allah Eyvallah Kaynaklar: 1-Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 36; Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkıb, 9 2-Taberî, Câmiü’l-Beyân, Cüz:XXII, Shf:7; Ibnu Kesir, Tefsir, VI, 412-413 3-Ibn Atıyye, el-Muharraru’l-Veciz, IV, 384. (Beyrut, 1993) 4-Râzî, Tefsir-i Kebir, XXV, 181 |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Ehl-i Beyt Kimlerdir.
Ehl-i Sünnet'in Müslim, Buhari, Tirmizi, Ahmed, Nesei ve diğerleri gibi büyük hadisçileri dahi, fazilet ve menkıbet bölümünde Ehl-i Beyt'in faziletlerini Resulullah'ın zevceleri ve diğerlerinkinden ayırmışlardır?[1] Ayrıca, Sahih-i Müslim'de, "Ali bin Ebi Talib'in Faziletleri Babı"nda, Zeyd bin Erkam'dan Resulullah'ın (s.a.a.) şöyle buyurduğu nakledilmektedir: "...Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum. Onlardan birisi Allah'ın Kitabıdır. O Allah'ın ipidir. Ona uyan hidayete kavuşur, onu terkeden ise sapıtır. Diğeri ise Ehl-i Beyt'imdir. Sizlere Ehl-i Beyt'imi tavsiye ediyorum; Sizlere Ehl-i Beyt'imi tavsiye ediyorum; Sizlere Ehl-i Beyt'imi tavsiye ediyorum." Zeyd bin Erkam'a; "Resulullah'ın hanımları da Ehl-i Beyt'inden sayılırlar mı?" diye sorulunca şöyle dedi: "...Vallahi hayır. Kadın kocasıyla bir müddet yaşar. Sonra kocası onu boşadığında babasının evine ve kavmine geri döner. Ama Ehl-i Beyti, onun ailesinin asıl fertleri olup, sadaka almaları haram olan insanlardır." [2] Ayrıca Buhari ve Müslim, Aişe'nin Resulullah'ın (s.a.a.) Ehl-i Beyt'inden olmayıp halife Ebu Bekir'in ailesinden oluşuna tanıklık ederler. Bu konuda teyemmüm ayetinin nüzulu bölümüne bakınız. [3] Şu halde, neden bazıları ne pahasına olursa olsun gerçekleri tersine göstermek istiyorlar acaba? Aişe'nin böyle bir fazileti olmadığını yalnız Şiiler ve Aleviler değil, Buhari ve Müslim de söylemekteler. Şimdi bundan dolayı Şiilere ve Alevilere çirkin sözler söyleyenler, Buhari ve Müslim'e de sövecekler mi?! "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah da işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." Ahzab Suresi / 70 - 71. [1] Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1883 ve sonrası. [2] Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1873, h. 2408. [3] Sahih-i Buhari, c. 1, s. 91; Sahih-i Müslim, c. 1, s. 279, h. 367. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| dedelik, kuran, makamı |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||