![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Kültürü Alevilik kültürüne dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Forum Katılımcısı |
DEM NEDİRSeyfi Muxundi
Dem gerek genel olarak Ortadoğu’da ve özel olarak Anadolu Alevi-Bektaşiliğinde önemli bir yeri vardır. Ömer Hayam’dan tutun da Osmanlı sarayında ki şairlere kadar, hemen hemen herkesçe farklı anlamlar çerçevesinde kullanmışlardır. Dem yazısını ele almamdaki en önemli sebep farklı toplum ve de farklı inançların ortak olarak kutsal kılmalarıdır. Bütün inançların gerek dini rintlerinde; gerek efsanelerinde; gerekse de şiirlerinde sık rastlamaktayız. Sözcük ya bazı şairlerce yerinde kullanılmaması nedeni ile ya da okuyucunun anlamı farklı algılaması nedeni ile zaman zaman özünden uzaklaşmış, gerçek anlamından saptırılmıştır. Bilgi eksikliği ve batini anlamdan uzaklaşılması nedeni ile sadece bir meyhane terimi haline getirilmiştir. İşin en üzücü taraflarından biri de meyhane sözcüğü bile anlamından uzaklaştırılıp farklı bir anlam kazandırılmasıdır. Büyük tasavvuf ustalarına yazılarına baktığımızda; (gerek rubaileri gerekse de şiirlerinde) ilk bakışta görünen bir sarhoşluk terimidir. Gerek diğer din alimleri gerek yazar ve eleştirmenler bu ilk görüntüye göre hareket edip eleştirilerini ve Dem ile ilgili yazılarını bu çerçevede yazmayı tercih etmişlerdir. Tabi bu kabuk görüntüsü altına onu derinlemesine araştırmayan da yok değil. Birçok etimolog, morfolog ve Antropologlar bu sözcüğün farklı anlamları üzerinde durmuşlardır. Birçok araştırmacı ise onun değişik dillerdeki(Arapça, Farsça, Türkçe) anlamları üzerinde durmuşlardır. Bu kelimelere bakarak anlam karşılaştırması ve anlam yakıştırması yapmışlardır. Tabi ki bu yanlış bir yazım değildir ama Alevi öğretisi açısında eksik bir anlam yüklemesidir dersek eksik olmaz. Doğru olan nedir doğru olan değişik dillerdeki anlamı ile birlikte Anadolu’daki Türk, Kürt, Arap Süryani, Ezidi, Süryani, Keldani ve Azeri toplum dillerindeki; Alevi-Bektaşi, Nasuri, Neşe, Luvi (Aluvi), Nasturi, Dasni, Şemsi… inançlarındaki yüklenen anlam ve mistik değerlerini kavramaktır. Bu inançlardaki insanların yaşamında dem kavramı ele alındığı zaman konu daha iyi açıklık kazanır. Çünkü geçmiş binlerce yılın tarihsel köprüsü ve bugüne taşıyanlar bu toplumlar ve bunların inancıdır. Bu toplumlardaki inanç önderlerinin ve şairlerinin kullandığı sözcüğün anlamını bilmezsek, tarihsel derinliğini anlamaz, birçoğunun düştüğü hataya düşer ve sözcüğü meyhane duvarlarının dışına taşıyamadığımız gibi meyhane duvarlarının içindeki anlamını dahi yanlış aktarırız. İşte bu noktada “Dem” sözcüğünün Alevi Bektaşi dünyasındaki yansımasını ele almamız yeridir. Öncelikle dem sözcüğünün anlamını ele alalım. Dem=söz. Dem=Kan. Dem=Vakit(Kürtçe) Dem=Olgunlaşma. Dem=Kıvama gelme. Dem=Muhabbet. Dem=Dem çekmek=Muhabbet dinlemek veya sarhoş olmak Dem=Mey= Saf ve temiz olmak, Dem=Mey=Meyhane=Arınma(saf olma yeri), içki hane. Dem=Nuş olma, Kendinden geçme. Dem=Kırmızı. Dem=dam=ev Dem=gönül. Dem=Gönül evi. Dem=Demos=Halk(Grekçe) Dem=Dal-mim (Arapçada) Dem=Tanrı ile muhabbet. Dem=Ateş Dem=Dem demıki= Git-gel kafalı pelul-divane anlamında (Kürtçe) Dem=Har(sıcaklık) Dem=Aşk Dem=An Dem=Soluk, nefes Dem=Kapanma(içe dönme, öze dönme) Dem=Kendinden geçme Dem= Sarhoş olma Dem=Sırra erme. Dem=Arif olma. Dem=Meşk olma Dem=Toplanma. Dem=Dam=Kadın. Dem=Her dem=zaman. Dem=Zaman. Dem=Çağ (Âdemden bu deme neslim getirdi / Bana türlü türlü meyve getirdi. Âşık Veysel) Ayrıca yalpan bir alıntıda yukarıda saydıklarımıza yakın bir anlam çıkmaktadır. DEM Fars. (dem) a. 1-) Kâmil insan'ın söz, ses ve soluğunda var olduğuna inanılan ruhani güç. tanrısal etki. 2-)Bu gücün, bu etkinin belirdiği an, zaman. 3-)Şarap, içki. *Dem almak: Dem görmek. *Dem geldi semahı: Eskişehir-Seyitgazi yöresinde yaygın olarak oynanan, üç aşamalı bir semah. *Dem görelim: "İçki akılım" anlamında kalıp söz. *Dem görmek: İçki ya da şerbet içmek. *Dem sunmak: İçki ya da şerbet sunmak. *Dem tablası: İçine içki ya da şerbet bardaklarının konduğu, derinliksiz düz kap. *Dem tutmak: Kâmil insan'da var olduğuna inanılan Tanrısal gücün belirme zamanı olarak algılanan; "Şah". "Ya Şah". "Hû". »"Ali'm", "Haydar Haydar" vb. çağrı-anma sözcüklerini, tek ya da. Toplu olarak söylemek. *Deme muhabbet: Kızılbaşlığın ilkeleri sıralamasında yer alan şarabı sevme ilkesi. *Dem-i hizmet: Tarikata girenin kendisine verilen görevi, güler yüz ve gönül açıklığıyla yapması. *Dem-i Hünkâr, demi Pir: Gönüllere feyiz veren, gönülle¬ri dirilten, insanı tanrısal varlık alanına çeken bir manevi güçle yüklü Pirin sözü, sesi, (Alevi Bektaşi Sözlüğü Esat Korkmaz. S. 92–93). Sözcüklerin büyük bir çoğunluğu Alevi_Bektaşi şair ve ozanların deyişlerinde geçer. Şair o anda hangi ortam ve konumda bulunmuşsa o anlamda kullanmıştır. Buradaki anlamları biri birlerin bir çelişki olarak görmemek gerek. Sözcüğün kullanıldığı alana göre değerlendirmek gerekir. Hatta çalgı aletinin isim kökeninden de “dem” kelimesine rastlamaktayız. Dembur=Tembur=Tambur Dem=söz; bur=ses anlamına gelmektedir. Kürtçede avaz avaz ağlayan yada bağırıp ses çıkaran biri için “Çı bûrê bûrê tey” “bur” burada ses anlamına gelmektedir. Söz ve muhabbet sesi anlamına gelmektedir. Bu niteliği ile Dembur’u kutsallaştırmıştır. Zaten Aleviliğin sazı(Dembur’u) kutsal kılmasındaki Kutsal ses, Kutsal Muhabbet temeli buradan gelmektedir. Anadolu’ya gelen Türkler Dembur’U yadırgamadılar. Çünkü onun ikiz kardeşi olan Kopuz da aynı anlama gelmektedir. “Öt benim sarı demburum” Sarı kelimesini kullanan şair burada bağlamasının dut ağacından yapıldığı için değil aynı zamanda ışığın sarılığından dolayı tanrısını seslenmek amacıyla kullanmaktadır. Yani bağlama burada tanrının sesi tanrın kelamıdır. Kelam kelimesini kullanmışken Türkülere Kürtçe KILAM denir. Kılam=Kelam=Söz olduğunu da belirtmekten yarar duyuyorum. Kelam Alevi Bektaşi terminolojisinde kutsal ve sık kullanılan kelimelerden biri olduğunu da belirtmekten yarar var. Demburunu eline alan bir ozan Deyş (deyiş) söyler. Deyş, de=dem=söz; ş=şa=ışık anlamları ile “ışık sözü” yada “şah sözü” demektir. Aynı zamanda tanrının şahın ardında anlamına da gelmektedir. Tanrı kelamı(kılamı) sadece bununla sınırlı değil. Birçok nesnede yansıması var. Konumuzla ilgili olanlardan biri de; Gül ile bülbüldür. Dem=Kan=Kırmızı Gül deyince ilk akla gelen kırmızıdır. Bülbül deyince ilk akla gelen sarı renktir. Bülbülün (sarı-ışık) söz, dil olması; Gül’ün (Kırmızı-Dem) olması nedeni ile gül ile bülbülü bir arada anmış hatta Alevi Bektaşilerin batini muhabbet konusu bile olmuştur. Yani tanrı sözü ve onun muhabbeti. Gül bülbülü kanattığı halde bülbül ondan vazgeçmez. Tanrı insanı kendi özünden dışarı çıkarıp zahmetli ve eziyetli bir yaşam sürdürmeye bıraktığı halde insan yinede tanrıdan vazgeçmez. Dem aynı zamanda yaşamın idame edilmesi düzenliliği demektir. Dersim bölgesinde karşılaştığınız bir dostunuzla biri birinizin hal ve hatırını sorarken “Dem” sözcüğü kullandığımız kelimelerden biridir. “Hal û demê we çere?” (Haliniz vaktiniz, durumunuz nasıl?) Burada “dem” bir yaşam düzenliliğinin sorgulanmasıdır. Cihan var olmadan ketmi ademden Hak ile birlikte yek daş idim ben. Yarattı bu mülkü çünkü ol demden Hak ile birlikte yekdaş idim ben ( Şeri) Derken Demin Muhabbetin insanın özden dışarıya çıkmasını anlatmaktadır. “Hak ile birlikte aynı yaş olan insan Dem için özden dışarı çıkar. Bu Dem’in çok önemli ve kutsal bir terim olduğunu ifade eder. Dem almak ve Dem’den Nuş olmak (sarhoş olmak) cemlerde kullanılan bir sözcüktür. Batıniliği bilmeyen (ki Alevilere yapılan iftiraların temelinde de bu vardır) aleviler cemde içip sarhoş olurlar.” Hayır Dem=muhabbettir. Muhabbeti tanrı kelamını ve güzel sözü muhabbeti dinleyip, o muhabbetin güzelliğinden kendinden geçmektir, adeta sarhoş olmaktır. Gerek aleviler dışındaki kişiler olsun gerek aleviler içinde bu konuya hakim olmayanlar olsun bunu sadece içkiyle sınırlı sandılar. Kimi zaman dem, zaman anlamında da kullanılmış. Zaman tanrı ile eş olan bir kavram. Zamanın başlangıç ve sonu olmadığı için tanrı ile eş, tanrı anlamındadır. En kısa zaman birimi “an”dır. Tanrı onun içine bile sığdığı için onun hakimi de tanrıdır. Bu nedenden dolayı Musa Eroğlu, “Buğdaydan büyüğüm, zerreden küçük” söylemini “sentez” adlı parçada dile getirmiştir. Tam bu noktada Aşık Veysel’in Dem kullanımı ortaya çıkar. “Aşkın beni deryalara daldırır Bir dem ağlatır da bir dem güldürür İster azat eder ister öldürür Aşık Veysel kapısında kul gibi.” Burada Dem, zaman anlamında kullanılmıştır. Demin en küçük zaman zerre olarak kullanılması, bir yönü ile Anadolu Alevisi’nin tanrının en küçük boyuta da girebileceğini ifade etmesini de analiz eder. “Kuran’ın bütün hikmeti Fatiha suresindedir. Fatiha suresinin bütün hikmeti başındaki besmelede, besmelenin bütün hikmeti başındaki B harfinde, B harfinin bütün hikmeti altındaki noktadadır. İşte o nokta benim” der ki burada en küçük zerreyi ve “bir dem”i ifade eden özellikten dolayı yukarıdaki kuran yorumlaması yakıştırılmıştır. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Aşık Veysel Mecnun Gibi
Mecnun gibi dolaşırım çöllerde Hayal beni savuruyor yel gibi Ah çeker ağlarım gurbet ellerde Durmaz akar gözüm yaşım sel gibi Kararsız günlerim gelip geçiyor Gidip sırrım yad ellere açıyor Evvel benim idi şimdi kaçıyor Beni görüp saklanıyor el gibi Aşkın beni deryalara daldırır Bir dem ağlatırda bir dem güldürür İster azat eder ister öldürür Aşık veysel kapısında kul gibi Hü diyelim,dem sürelim Ali aşkına Aliyyulmurtaza'nın yolları aşkına PIR SULTAN ABDAL Burada dem zaman anlamında kullanılmıştır. Serseri girme meydana Aşıktan ahval isterler Kalleşlik ile urma dem Tasdik ehli kal isterler Pir sultan abdal Dem urmak: Gelişigüzel söz etmek. Lafını muhabbetini bilmek sözün nereye vardığını bilmek anlamında kullanılmıştır. Hayalin gönlümde elif lam yazar Dem gelir geçer de devran eğlenmez Felek vurdu kirdi burcu barini Yel eser savrulur harman eğlenmez. PIR SULTAN ABDAL'im artıyor zarim Bir dem efendimsin bir dem sultanim Ugruna fedadir bu sirin canim Sensiz bu cihanda bu can eglenmez. Pır Sultan Abdal Birinci dörtlükte Dem Zaman anlamında kullanılmış; ikinci dörtlükte ise hem zaman hem de makam ululiyet anlamında kullanılmıştır. Yunus Ermenin şiirlerine baktığımızda da bir farklılık görmeyiz. Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur Bir dem gelir şâdi kılar bir dem gelir giryan olur Bir dem sanasın kış gibi şol zemheri olmuş gibi Bir dem beşaretten doğar hoş bağ ile bostan olur Bir dem gelir söyleyemez bir sözü şerh eyleyemez Bir dem dilinden dür döker dertlilere derman olur Bir dem cehalette kalır hiç nesneyi bilmez olur Bir dem dalar hikmetlere Calinus u Lokman olur Bir dem dev olur ya peri viraneler olur yeri Bir dem uçar Belkıs ile sultan-ı ins ü can olur Bir dem varır mescitlere yüz sürer anda yerlere Bir dem varır deyre girer İncil okur ruhban olur , Bir dem gelir İsa gibi ölmüşleri diri kılar Bir dem girer kibr evine Firavn ile Haman olur Bir dem döner Cebrail’e rahmet saçar her mahfile Bir dem gelir gümrah olur miskin Yunus hayran olur Şiire burada dikkat edilecek olursak dem burada hemen hemen her anlamda da kullanılmıştır. Biz sevdik aşık olduk, sevildik maşuk olduk Her dem yeni dirlikte, bizden kim usanası Miskin Yunus ol veli, yerde gökte dopdolu Her taş altında gizli, bin imran oğlu MUSİ Burada Dem adeta paklama anlamında kullanılmıştır. ****** Şeriat haberini şerh ile ey dem işit Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır Ol geminin tahtası her nice muhkem ise Deniz mevci kat olsa, tahta uşanasıdır Şiirin burasında dem burada gönülden gönüle aracısız muhabbet anlamında kullanılmıştır. Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir Dem= Muhabbet ve bilgiyi sarraf gibi satmak anlamındadır. Aşkdır derdin dermanı, aşk yoluna koydum canı Yunus Emre eydur bunu, bir dem aşksız olmayayım. *** *** Dem : An,vakit Gönül yüksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise Münacat gibi vakt olmaz arada Kim ola dost ile bu demde halvet *** *** Dem= zaman ve muhabbet anlamında kullanılmıştır. "Beli" kavlin dedik evvelki demde Henuz bir demdir, ol vakt u bu saat VÜCUD ŞEHRİ İşbu vücud şehrine bir dem giresim gelir İçindeki sultanın yüzün göresim gelir ** *** Erenlerin sohbeti, arttırır marifeti Bi dertleri sohbetden, her dem süresim gelir Miskin Yunusun canı, dört tabiat içinde Aşk ile can sırrına pinhan varasım gelir pinhan : Gizli CEFANIN ADI AŞK Türlü türlü cefanın, adını aşk vermişler Bu cefaya katlanan, dosta halvet vermişler Kime ki aşk ulaşa, her dem kaynaya taşa İyi dirlik hem yavuz, dört yanında durmuşlar *** *** SÖZ OLA KESE SAVAŞI Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz *** *** Dem : Etki Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi Ol dost için Arafat'a kurban olup çıkan benem Tarihte Bazı Dem Uygulamaları: Birincisi Pirden-mürşitten alınan öğreti olarak bakmak gerekir; İkinci olarak. Mürşidi kâmil insanın bilgisi-öğretme gücü olarak algılanan, tasavvufi sunumda pirin-mürşidin “söz-ses ve soluğunda” var olduğuna inanılan ilimsel güç ve bu gücün ortaya konmasıdır. Bu bağlamda “dem almak”, “kulak yoluyla eğitim almak” Tanımların izinden inanç uygulamasına uzandığımızda “dem tutmak”, kâmil insanda var olduğuna inanılan tanrısal gücün belirme zamanı olarak algılanan; “Ya” “Şah”, “Ya Şah”, “Hû”, “Ali’m”, “Haydar Haydar” vb. çağırma sözcüklerini, tek ya da toplu olarak söyleriz; “dem-i Hünkâr, dem-i Pir”, dediğimizde bunun gönüllere feyiz veren, gönülleri dirilten, insanı tanrısal varlık alanına çeken bir manevi güçle yüklü Pir’in sözü, sesi, soluğu biliriz. Meyhane sohbet meydanı anlamındadır. Anadolu’da Murşşali zamanında kadehin önemi tanrısal bir rint olarak kayıtlara geçmiştir. Üzümün cennet meyvesi kültürü Anadolu ya aittir. Arap dünyasında bu hurmadır. “Ehliyle içene Helal” sözü bir Anadolu kültürüdür. Konya Ereğli İvriz kabartması bunun en önemli kabartmalarından biridir. “Babil’in Asma Bahçelerini” kutsal kılan dem kavramının ekolüdür. Daha doğrusu tanrıya varma sembolü olarak yorumlamak yerindedir. İnsanlar dünyevi işlerinde arınmak ve hak ile hak olmak amacıyla dudaktan içerken. Kulaktan içmeyi de hep gündeme getirmiş. Işık tayfasının Bektaşilerinin kulaklarına Menküş (Küpe) takmaları da dem kavramının devamı olarak sembolleştirmişlerdir. Alevilerin saki suyu bu kültün devamdır. Bir Anadolu inancıdır. Bırakın suni inançta İslam Şiiliğinde dahi Saki suyu kavramına rastlamamaktayız. Hatta Hrisrtiyanlığın vaftiz suyu dahi 4. yy daki Anadolu Bektaşilerinde alınma bir rint tire. Demin Alevilikte her şeyden önce pirin-mürşidin, yani öğretmenin “bilgisi-bilinci” olduğu gerçeğini unutmamak gerekir: “Dem almanın” kulak yoluyla eğitim almak demek olduğunu anlatan “dem kulaktan içilir” etik özdeyişimizi unutmayalım. Yine Kızılbaşlığın “adama muhabbet-nura muhabbet-deme muhabbet” biçiminde dillendirilen etik üçlemesinde üçlemenin son ayağı “pirin-mürşidin” bilgisini-bilincini sevmek anlamına gelir. Tapım kapsamında Alevilikte dem “akıl-bilgi-bilinç” olmanın ötesinde “her şeyi ölçen” anlamında “zaman”, yani “Hızır”dır. Kaynak kültürlerdeki “algı” bunun böyle olduğunu bize anlatır: Mazdaizmde özelde Zerdüştlükte dem anlamındaki “haoma”, gizil durumdaki tanrısal özün görünüşe taşınmasına aracılık eden kutsal bitki; bu bitkinin, sanrı yaratan özsuyunun inek sütüyle mayalanmasıyla elde edilen ve ayinlerde tüketilen kutsal içki; ölümsüzlük suyu, yaşam suyu, anlamlarına gelir. Zerdüşt’ün sorularını alıp AhuraMazda’ya götüren ve ikinci gün soruların yanıtlarını Zerdüşt’e getiren “aracı” tanrı da aynı adla anılır. Haoma içkisi ve aynı adla anılan Haoma tanrısı tasarımı, Hindistan’da Vedalar çağına bağlanan soma içkisi ve aynı adla anılan Soma tanrısı tasarımıyla büyük benzerlik gösterir: Bu benzerlik, Hint–Avrupalılar’a özgü ortak bir inancın varlığını kanıtlar niteliktedir. Hindistan’da vedalar çağında kullanımı yaygın olan, ölümü uzaklaştırdığına inanılan; bir ağacın ya da mantarın özsuyundan elde edilen, kimi törenlerde sunu ve saçı olarak tüketilen, tapım sırasında coşku yaratmak için rahiplerce içilen kutsal içki “soma” adını alır. Bu içkide bulunduğuna inanılan ve insanla kolayca iletişime girebilen tanrısal özün kimliklendirilmesiyle yaratılan, kutsal sıvı tanrısı da “soma” diye çağrılır. Homa kelimesinin Dersim dilinde de kullanılması önemli bir benzerliktir. Zerdüşt ayinlerinde okunan “yasna” ya kutsal ölümsüzlük suyu olarak algılanan haoma sunumu eşlik ederdi. Kutsal ölümsüzlük suyu olmasının ötesinde Haoma, Zerdüşt ile AhuraMazda arasında, Zerdüşt’ten aldığı soruları götürüp bir gün sonra yanıtlarıyla birlikte dönen bir “elçi–tanrı” idi. İslamlıktaki Zemzem Suyu’na esin oluşturan haomanın çıkarıldığı aynı adlı bitki, bugün tür olarak ortadan kalkmış durumdadır. Latince adı Sercostema Winnileis olan haoma, Elburz dağları’nın etekleri ile Hazar Denizi kıyılarında yetişiyordu. Bu bitkinin meyvelerinden elde edilen sıvı inek sütüyle mayalandırılıp “yasna ayinleri”nde tüketilirdi. İçildiğinde ölümsüzlük verdiğine, ölümü uzak tuttuğuna inanılırdı; bu anlamda bir yaşam suyu, bir dirilik suyuydu. Genelde Mazdaizmde, özelde Zerdüştlükte haoma tasarımı, “animist” özellikler taşır: Animizm, doğadaki bütün varlıkların bir ruhu olduğunu, her varlığı bir ruhun yönettiğini ileri süren anlayışa/inanca verilen addır. Henüz ruh anlayışına ulaşamamış Dem= yoğunlaşmaktır. Dem, vücudun, dünyasal isteklerinin bir an için sınırlanması ve bu yönden beynin faaliyet alanının etkilenmesi için, bilgiye ulaşma anında, bir arınma ve durulma anlamıyla Dem mutlaka alınır. Bunun bir başka ifadesi ise Serin hoş olmasıdır, Ayyaş olması değil.! Dem, erkan üzere alınır Kurallara bağlıdır. Dem ,Alevi erkanında ayrıca;tanrısal bilgiye ulaşıldığı, karanlık bilinmeyen olanın çözümlediği, yoğunlaşmanın kısa bir anini da ifade eder. Ömer Hayyam’ı ipe götüren “Dem”dir. Dem den Hayyam’ı ipe gönderenler ise demin anlamını bilmeyen kaba yobazlıktır. Sonuç olarak Dem insan ve tanrı; İnsan ve insan; Gönül ile gönül; Geçici ve ebedi dünya; İki musahip arasında; ben ve benden içeri arasındaki Sırat Köprüsüdür. Dem’i sadece ağızdan alanlar onu sadece en temiz olmayan yerlerinden dışarıya verirler. Demi Kulaktan içenler onu gözlerinde ve dillerinden dışarıya aktarırlar. Seyfi Muxundi |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.915
Thanks: 12379
Thanked 8349 Times in 3927 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Baba Sultan,
Emeğine sağlık, sağ olasınız, ilminiz var olsun, Yazınıdan bir şeyler öğrendiğimz gbi, bazı öğeleride yerinde bulmadım, Yazınız genel anlamda DAR (İçerik ve mana ) tutulmuş, Farsca olan DEM'e ve Alevi/bektaşilik ,inan ritelinde kullanılan anlam dışına zorlama çıkışlarda olmuş, Özellikle ilk bölümde, (ki her yazınızda bunu yapıyorsunuz) KÜRTÇE bir anlam ve mana katmalar sokuşturmalar getiriyorsunuz, Ben DİL bilimcisi değilim, ancak bazı sözlerin zorlamalara tabi tutlduğu kanaindeyim,Kürtçü yanınız ağır basmakta, bu yan ile Alevi ritüellerini anlatmakda sıkıntılı oluyorsanırım, Konumuza dönersek, DEM; Alevi/Bektaşi inancında genel anlamda, İÇKİ anlamında kullanılmaktadır, Buda Farsca DEM'in manalarından birisidir, DEM: Şarap,İçki, Söz,Kan,hayat, an, Zaman, Vakit ,Nefes,soluk alma, yoğunlaşma, olgunlaşma vs. gibi anlamlarda kullanılır, DEM (İçki) geleneği, Anadolu ,İran, Geneklerinde mevcuttur, Bu uygulama eski uygarlıkların tumunde mevcut olup, alevi/Bektaşilik ilede günümüze ( bu deme ) gelmiştir, DEM, Zaman, An, anlamında da da, yerini bulmuştur, Ancak burda Yani, Maxundi canın verdiği deyişlerde ki kullanımlar hep, Zaman ve An manasında kullanılmıştır, Alevi/bektaşilikte, DEM içme OZANLARIN, HAK AŞIKLARIN geleneğinde vardır, onlar PİR elinde DOLU alırlar (dem alırlar), ve içerler,işte bu DEM sonrası onlar aşık olurlar, ( Bu knuda çok deyişler vardır, ancak bu yazıyı hazırlıksız yazdığım için aktaramadım buraya), Hak aşığı olurlar, Alevi nektaşilikte DEM ,i Dolu'yu, içkiyi KUTSAL kılan olay ise, KIRKLAR CEMİ dir, Kırklar CEmi söylencesinde, Salman, Pars avından gelirken ( yada cennetten) bir salkım üzüm getirir, ve onu MUHAMMEDE engür ettirir ve onu içen kırklardan biri ile, diğerleride CÜŞ'a gelirler, çoşa gelirler, alevilikdeki , DEM in kutsallığı, KIRKLARDA ,MHAMMED-ALİ nin içmesindendir, Bu Gelenek, Aleviliğe nerden gelmiştir, Tabiki, Anadolu iran,Mezepotamya inanc ritüelleerinden gelmiştir, CEMŞİT in veya Dionysos 'un Ali olarak bize geçmeside diyebiliriz /i.Zeki Eyüboğlu, Bütün Yönleriyle Alevi bektaşilik S:324) DEM deyince, KIRKLA CEMİNİ görmezden gelemeyiz, DEm , Ayini Cemlerde hizmet sırası geldiğinde belli bir kurallara tabi olarak alınan içkidir, Muhabbetin Anahtarıdır, Ozanlarımızın, Meyhane, Şarap, İçki, Saki dedikleri olgu, Zahide taşlamadır, Meyhaneden kasıt, Muhabbet edilen yer, veya Ayini CEm, Tekke veya dergahtır, Saki, Muhabbeti açan, Pir, Mürşittir, İçki, Dem ise, Mürşitin sözüdür, muhabbetidir, onun verdiği bilgi ve yaydığı ışıktır, Diğer bir anlamı ile, Kulakdan, içmektir, bu sonbeti olmak, dinlemekde DEM ALMAKTIR, SARHOŞ olmaktır, Devam edeçek- Şimdi çıkmak zorundayım-Saygılarımla.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: |
|
|
#4 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sevgili İŞCANBABA
Bir yazıyı yazarken ilk merak ettiğim cevapcılardan birisiniz. Derim "Yazı dedektifi yine neyi yakaladı diye". Bir kere şu kanıda kendinizi kurtarmalısınız. Her kelimeyi Kürtçe bir kökene dayandırma diye bir kaygım yok. Bu varolan bir terim benim değil. Galilo'nin dediği gibi "Ben desem de, demesem de Dünya dönüyor." bu benim değil olan gerçek kavramlar. Kürt Alevilerin binlerce yıldan beri kullandığı terimler hatta bunların bir kısmı da Hitit- Hatti toplumunun Luvi(Aluvi) dilinde kalan terimlerdir. Bunu ben icat etmiyorum. Ayrıca kelimelerin morfolojik çözümlemesi benim alanım. Bu konuların çözüm yöntemini öğrenmek benim 20 yılımı aldı diyebilirim. İranlılar tarihte daha ilkel kabileler halinde yaşarken. Anadolu ve Mezopotamya yazıyı çoktan bulmuştu. Neden herşeyi İrandan getirme veya Arabistandan getirme sevdasına düşelim ki. Biz o kadar mı geriyiz. Çok sonraları İmparatorluklar kuran ve etrafımızı kuşatan devletler kültürümüzü çalıp kendilerine mal etmeleri onlara ait olma hakını mı verir. Tabi ki "hayır". diyeceksiniz. Türkler yazı kavramına millattan sonra geçmelerine ve etçil bir topluluk olmalarına rağmen Anadolu Aleviliğinin kaynağı nasıl olabilirler. Sibiryanın atlarından kımız yapanlar. Anadolunun üzüm ve incirinde yapılan şarap ve rakısından ne anlar ki demden anlasın. o kendine has bir kült. Dem Anadolu terimidir. Ha şunu derseniz Amenna "Kürtlerden önce Anadolu Hitit terimidir" olabirliği tartışılır. DEM deyince, KIRKLA CEMİNİ görmezden gelemeyiz diyorsunuz. Bu yabana atılacak bir idda değil doğrudur ama Arab islamında Kırklar yoktur. Kırklar Anadolu, Mezopotamya ve Türk kültüdür. Yarsaniler Hatiniler Luviler ve Şamanlar Zerdüştler kullanmışlardır Dem= Asıl olarak Ham(XAM=YABAANCI=çÖMEZ=PİŞMEMİŞ) Anlamıdadır. Türkçe değil Çünkü tek başına fiil olarak kullanılamaz. ek fiil le okunur ki bu "ham değil" olarak kullanılır. Dem Hak kelamı ile olgunlaşmaktır. Batini olmaktır. Kürtçe Patın=pişmek Pa= paytak =Başkent, tın=Tin=ısı,sıcaklık,Ateş, ışık anlamı ile pişmek kelimesinin nerelere dayandığını görüyoruz. Sevgili İŞCANBABA ben sizi ne de olsa entel görüyorum. Bu yazdığımı sıradan mehmet amcanın kabulleneceği sözler değil. Sizin gibi okumuş insanların sevyesindeki bir konu Aluvilerin dili ve inancı Alevi kürtlerin içinde kaybolmuş veya saklanmıştır. Özelliklede Dersim zazacası içinde Alevi terim çözümlemesi ne İran'da ne de Arabistandan aramaya gerek yok. Türkler içindede yaygındır. Şunu açıkça söyleyeyim. Türkler büyük göçe başladıklarında Türkçenin kelime dağarcığı 3000 ile 5000 arasındadır. Bugün kırkbine nerede ulaştı. Bunu bilin ki Anadolu pagan dilleri çoğu türkçe ve kürtçe içindedir. Genellikle de Kürtçe içinde. Çünkü Tarihte merkezi Türk yönetimi sunni olduğu için Bu terimler Merkezi Devlet yönetimi olmayan Alevi Kürtler arasında saklı kalabilmiştir. Bu benim yıllarca yaptığım araştırmadır. Lütfen bunu bir Milliyetçilik olarak yorumlamayalım. Dem in diğer anlamları ise siz de benimle hem fikir olduğunuzu yazmışsınız zaten sevgiler ve ışık güzelliği ile. Konu Seyfi MUXUNDİ tarafindan (07-16-2009 Saat 00:38 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Forum Katılımcısı Yas: 56
Üye No: 608
Mesajlar: 117
Thanks: 769
Thanked 151 Times in 86 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 91
REP Seviyesi :
![]() |
Değerli Seyfi Can
Nacizane şahsım Adına (teşekkür Edenlere Diyeceğim Yok) Yazını Beğenmedim. Sebebi çok Fazla Imla Hatası Var. Hem Bu Konuda 20 Yıllık Birikimden Bahsedeceğiz Hemde Ilköğretim öğrencilerinin Bile Yapmayacağı Imla Hatasına Tahammül Edeceğiz öylemi.? Yazdıklarımızı Başkası Değil Bizzat Kendimiz Kontrol Edip Düzelteceğiz |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to Ebu Turap For This Useful Post: |
|
|
#6 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sayın Ebu Turap uyarınız için teşekkürler
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Seyfi MUXUNDİ For This Useful Post: | LEON (07-16-2010) |
|
|
#7 | |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.915
Thanks: 12379
Thanked 8349 Times in 3927 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Baba Sultan,
Dembur, Tambur, bileşimlerini, dil bilimcisi değilim amma, hiç bağ kuramadım, Alevilerin, TAMBUR ile muhabbeti çok kıstlıdır, Tekkelerde belki calınan bir SAZ dır, Bazı yörelerde çalonsa da,Kemala birlikte, genelde saz vardır, Pir Sultanda, SAZ cıdır,Tambur ile ilgili deyiş vardır, aaam, sazcıdır, Kimi nerden ne getirdiğinden daha ziyade, İNANC bazında de ne anlama geldiğinide açıklamalı idiniz, Şunu tekrar edeyim,KÜRTÇE yaklaşımnız eleştiriye değeçek şekildedir. Belki yanlış biliyorum amma, DEM Farsca bir kelimedir, Kürtce ise, kimilerinin eleştirilerine göre,farklılıklar göstermekle birlikde, Bir İRAN dili olduğu kabul görmektedir, Anadolunun ilk yazıyı bulması, FARSCA nın eskiliğini çürütmez, Farsca CANLI bir dil, Ancak sümerce, veya diğer Anadolu dinleri ÖLÜ bir dildir, Bize neyi ne kadar aktarmıştır, bu tartışmalıdır, Ki burda HANGİSİ DİLDİR, HANGİSİ değildir gibi, BASÜRK bir tartışmayıda düşünmüyorum, Türkcenin ZENGİN bir dil olduğu İNKAR edilemz bir gerçektir, Diğer dillerede söz deme hakkım olmadığını düşünüyorum. Neden İRAN ve Arabistandan getirmek olarak algılanıyor onu anlamıyorum Babasultan, DEM farsca kökenlidir, İçki Kültürüde, Sadece Anadolu, Mezepotamya, Vs. Ait değildir. Tüm eski toplumlarda, bulunmaktadır, Buna, Homa de,Kımız de,Rakı de, Hurma de, Ve bu BATIN öğretinin devamı niteliğinde ki, İNANC/KÜLTÜRLERDE bu devam ettirilmektedir, VE Mısr,Hindistan, bu konuda daha öncüdürler, Kabartmalardaki şekiller, o dönemin törenlerini anlatır, Alevileri anlattmaz, (A) Lüviler, diye bir Lüvi toplumu yoktur, Bu ÇINAR ın uydurmasıdır, O Toplum LİVÜ lerdir, ve tarihdeki yerlerini öyle almışlardır. Bugünkü Alevi toplumu ile bağları ve ilgileri yoktur. KIRLARIN CEMİ, nin , Araptır dediğimiz falan yok, Bu bir ALEVİ SÖYLENCESİDİR, BU TOPRAKLARA aittir, bunu görmezde gelemeyiz. Araptır da, demedim Babasultan Alevi öğretisindeki, Deyimlerin hemen hemen hepsi, Farca dır, Kürçede bu şekilde olduğunu düşünmüyorum, Alinti:
Dem Türkcedir demedim, Ancak Alevi öğretsin ,söylemleri TÜRKCE zengiliği ile bezendiğini söylemekden de gecemiyecem, Saygılarımla. |
|
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: |
|
|
#8 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.915
Thanks: 12379
Thanked 8349 Times in 3927 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Babasultan ve canlar;
DEm, Daha ziyade genel anlamı ile, CEM (Erkanda,Muhabbette) De, alınan, Sıvı olgudur, Bunun getirisi olan, muhabbet ve PİR sözü e DEM dir, bilgilenmek, Bilgiyi, öğütü,nasihatı, HAK olan MÜRŞİT sözünü YANİ NATINKI KURAN-ı ,Tanrı sözünü İÇMEKTİR, Acizane bana göre DEM bu manada anlaşılmaktadır, Kimi deyişlerde ve konuşmalarda,DEM, An, Zaman , Anlamına gelsede, o manda kullanılsada, BAŞAT ı, İÇMEK, İçki, almaktadır. Daha önceki yazımda da, Belirttiğim gibi, Ozanlarımız, (Şairlerimiz) ,Hak aşığı olmadan önce, Pir elinden BADE içerler, yani DEM alırlar, Bu DEMi AŞK ŞARABIDIR, veren, EL HAKTIR, Yani, ALİ dir, (Ali Arap denecektir şimdi amma) Kimi aşıklarada Pir leri verir,Hünkar gibi, Abdal Musa gibi, yada yerel coğrafyanın pirleridir bunlar, Ançak bunları hep ALEVİ öğretisinde işlenen ALİ'dir, Meşei, Bizdeki, KIRKLAR cemidir. Şu andaki REEL mevcut Pratik ibadetlerde işlenen budur, Bu Mutki'nin Meşrebi Aşk deminden içmektir Bundan özke zevkini Sorma bu fukaradan ---------- Pir Elinden içtim şarab Bu zevk ile oldum harab Necmi aslın Eb-et-turab Şah-ı Veliyullahtır. ------------------ Meyhane-i aşkın ayyaşıyız biz Gerçek erenlerin sırdaşıyız biz (Asım) Burda sözü geçen, Meyhane, Pir inin olduğu yer, yani DErğahı, Ocağıdır, ayyaşlığı ise, Pir inde bağlılığını anlatmaktadır.(bu fakirce) -------------------- Biz levh'i okuruz Vech'i ademde Kevser içeriz bir Cur'a demde (Besim Atalay) ------------------------- Aman saki doldur doldur Dolan nur, dolduran nurdur, Burda da, Katlı anlamlar vardır, Saki, Hem İçkiyi dağıtan kişi, Hem deBilgiği veren kişi, yani Mürşittir, Nur, Söz, Hakkın sözüdür, Nur dan gelir, Dolan insandır, O da nurdan gelir, diğer anlamı, Dolan kadehde NURdur, bilgide nurdur. Dostca kalın. |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Bülent ÜNVER (07-22-2010), DoğAcAn (07-16-2010), LEON (07-16-2010), Seyfi MUXUNDİ (07-22-2009), Seyhlerli1970 (07-15-2010) |
|
|
#9 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Butzbach/Almanya
Üye No: 270
Mesajlar: 107
Thanks: 291
Thanked 269 Times in 88 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 79
REP Seviyesi :
![]() |
ALEVİLİKTE İÇKİYE BAKIŞ Hüseyin DEMİRTAŞ Şurası kesin ki, Alevilikte içkiye Sünnilikteki gibi bakılmaz. Alevilikte içki günah değildir. Alevi içkiyi ibadetine bile sokmuştur ve onun bir parçası yapmıştır. Cemlerde eskiden çoğu Alevi yerleşiminde "dolu" veya "dem" adıyla cemaate içki dağıtılırdı. Bu daha çok bölgeye göre şarap veya rakı olurken, dağıtımda ölçü kaçırılmazdı. Sakka veya saki kimin içkiye nasıl bir reaksiyon gösterdiğini bildiğinden, cemde herkese kaldırabileceği kadar verirdi. Herkesin kararını ve içkiyi kaldırma gücünü iyi bilirdi. Alevi köylerinde cem sonrasındaki muhabbetlerin ayrılmaz parçası da içkiydi. Ama bu esnada pek kimse sarhoş olmazdı. İstisnalar tabii ki kaideyi bozmaz. Haddini bilmeyen ve çabuk dağıtanlar bir dahaki muhabbete alınmazdı. O nedenle Aleviler arasında eskiden ayyaş ve alkolik pek çıkmazdı. Çünkü içkiye karşı toplumsal bir allerji, bir ön yargı yoktu da ondan. İçki normal bir içecek gibi görülüyordu. Böyle olunca da Sünni yerleşimlerinde olan tarzda dağıtmalar olmuyor, aşırı sarhoş olmalar görülmüyordu. Kimsenin içki hasreti çektiği yoktu. Alkollü içki sıradan sayıldığından isteyen kolayca erişebiliyor ve doğal olarak bu sıradanlık içkiyi toplumsal bir sorun olmaktan çıkarıyordu. İçki Alevilerde hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Sonraları bu kültür Sünni etkisi ve asimilasyonla kaybolmaya yüz tuttu. Kütahya'nın Gediz Akçaalan Beldesi Işık Ali Ocağı Dedesi Hüseyin Kahraman'ın dediği gibi, "Aleviler içkiyi gönüllerinden kaldırmadı ama sofralarından kaldırmak zorunda kaldı" baskılar yüzünden. Bu güzelim içki, sofra ve muhabbet kültürü zamanla kaybolmaya yüz tuttu. Hep baskılar yüzünden. Bazı işgüzar Aleviler de bu kültürün ölmesine çanak tuttular. Çünkü içkiyi aynen Sünniler gibi görüyor, suçu kendilerinde değil de içkide arıyorlardı. Zira onlar ayyaşlıkla, muhabbeti birbirine karıştırıyorlardı. İşte bu kafa Alevileri de büyük oranda Sünnilere benzetti. Şimdi artık pek çok Alevi de bu geleneksel içki içme terbiyesi ve kültürünü terkettiğinden kolaylıkla alkolizm tuzağına düşüyor. İki tek atınca zil zurna sarhoş oluyor. Aman dikkat! İçki denilince Alevilere en çok sorulan sorulardan biri de şu: Peki Peygamber Hz. Muhammed veya İmam Ali içki içti mi? Bildiğimiz kadarıyla içmediler. Öyleyse Aleviler neden içiyor? İşte işin püf noktası burada. Cevabı da aslında çok basit. Alevilikteki her şeyi İslam ile ve İslam'daki uygulamalarla tamamen eşitlemeye kalkarsan, ortada Alevilik kalmaz. O Sünnilik olur. Şu Alevilik tanımını hiç akıldan çıkarmamalı: Alevilik İslam'dan etkilenmekle beraber, tarihi İslam'dan çok öncelere giden kendine has kadim bir inanç ve öğretidir. O nedenle Alevilikte içki yasağı olmaması, kadın-erkek birlikte ibadet, kadın-erkek eşitliği, müzik, semah, nefes ve deyiş gibi önemli ve yaygın İslami anlayıştan çok ayrı uygulama, ibadet ve inançlar Alevilikte vardır. Bunların yerini ne Kuran'da, ne Peygamberin sünnetinde ne de 1400 yıllık İslam tarihindeki uygulamalarda aramayın, bulamazsınız. Yok diye bunları dikkate almazsanız da o zaman Sünni Müslüman olmuş olursunuz. O nedenle Alevilikteki inanç ve ibadetlerin hemen tamamını bire bir İslam içinde aramak beyhude bir çabadır. İnsanı yoldan çıkarır ve Sünnileştirir. O halde Aleviliği, Alevilik gibi algılamalı. Tek tanrılı dinlerle bir karşılaştırmaya gidilmemelidir. Alevilik ancak batıni öğreti ve inançlarla birlikte ele alınırsa anlaşılabilir. Tersi bir çaba elma ile armudu toplamak gibi olur. Başka bir şey değil... Biz yine de inadına demimizi aşk ile kaldırmaya devam edelim. Ama muhabbet kültürüne uyarak... ---------- o O o ------------ Butzbach, 16 Haziran 2010 — Bu Makale Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Aylık Yayın Organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 139. Sayısında Yayınlanmıştır — |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 5.915
Thanks: 12379
Thanked 8349 Times in 3927 Posts REP Gücü : 49
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Şeyhlerli
Aleviler geriye dönüşde,Muhammed-Ali demekteler, Ve Ali ile Engürü ezmekteler, Ali ile adalet aramaktalar, Dem'i Ali ile almaktalar, bunları anlatmalıyız, Niye Ali , niye HAK-MUHAMMED-ALİ demekteyiz, BU İSLAMDAN önceki alevilik neydi, bunu kimler yaşıyordu, o topluluklara hangi isim veriliyordu,nerde yaşıyorlardı, bunları hep merak etmişimdir, Hangi ritüellerimiz o toplumlardan gelmekte, Bunıda yazınızda anlatmamışsınız. Ve Hala anadolunun bir çok yerlerinde Ayini cemde DEM alınmakta, |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Bülent ÜNVER (07-22-2010), DoğAcAn (07-16-2010), LEON (07-16-2010), Seyfi MUXUNDİ (07-16-2010), Seyhlerli1970 (07-16-2010) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||