![]() |
|
![]() |
|||||||
| Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
Arkadaşlar Osmanlı'nın son Şeyhulislamı, sonra 150 likler listesine alınan Mustafa Sabri Efendinin "Din Ve Milliyet" adlı yazısını sizlerle paylaşıyorum. Bu yazının Yavuz Sultan Selimin dil konusundaki tavrı için de okunmasını düşündüm. Yazı aşağıda.
Sayhılarımla. Rıza Aydın. .................................................. .................................................. .......................................... V Din ve Milliyet [Şeyhulislâm Mustafa Sabri – Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi, s. 409-413] Ne zamandan beri “milliyet” cereyanları hakkında yazı yazmak isterdim. Yazı mevzularının biribirine nöbet vermeyecek derecede çoğalması bu konuyu tehire uğratıyordu. Bununla beraber bu mesele üzerine evvelce de gazetelerde ve müstakil eserlerde görüş açıklamaktan geri durmamıştım. Fakat Türkiye’nin ve Türk milletinin yeni hali ve yeni yaziyeti, yeni sözlere lüzum gösteriyordu. Filistin’i Araplarla Yahudiler arasında bir mücadele ve münazaa sahnesi haline getiren meşhur İngiliz lordu Balfur’un vefatı münasebetiyle el-Camiatu’l-Arabiye adındaki muteber Kudüs gazetesinin müteveffaya izafe ederek neşrettiği eski beyanatı arasında nazar-ı dikkatimi çeken bir söz (Balfur’un sözünü, bahis uzadığından bu makaleye derc edemedik), din ve milliyet meselesi hakkında yazmak istediğim makaleleri öne almaya sebep oldu. Yalnız yeni Türkiye’de veyahut orasının peyki ve gölgesi gibi hareket eden muhitlerde değil, belki yeni Türkiye’nin muarızları sırasında yer almakla beraber birçok hususta o diyarın deliliklerini taklit etmeye özenen hafif meşrepliler, zayıf akıllılar arasında bile “milliyet” havası çalanlar ve yolunu şaşırıp dalâlette kalanlar eksik değildir. Şam’da çıkan Türkçe, Arapça, Çerkesçe yanar döner renkli bir gazetenin Kâbe yolu üzerinde Kafkaslılık ruhu ve milliyet fikri takip ettiğini gördüğüm zaman, Arabistan’da Çerkeslik fikrine revaç verilmesini şaheser bir şaşkınlık numunesi addetmekle kalmayarak, Arabistan’da Çerkeslik milliyetinin muhafazası endişesine düşülmesini bile çok münasebetsiz bulmuştum. Hele milliyeti muhafaza sevdasıyla Latin harflerini kabul etmeye lüzum görülmesi beni büsbütün sinirlendirmişti. Şam’da oturan ve orayı vatan edinen Çerkesler, milliyetlerini kaybedip de muhitin etkisi altında Araplaşsalar bundan ne ziyan edecekler? Kaybedecekleri Çerkeslik yerine Arap milliyetini elde etmeleri ziyan mı yoksa kâr mı sayılmaya layıktır? Benim elimden gelse Türkleri de Arap yaparım, diğer müslümanları da...(*) Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok eseflenirim. Zenbilli Ali Efendi merhumu, şeyhulislâmların, kendimle kıyas edilemeyecek mertebede büyüklerinden bildiğim halde bu noktada ben Yavuz Selim’in daha iyi düşündüğü fikrindeyim. Cennetmekân, Şeyhulislâm’ın dediği gibi, Türkün resmi dilini Arapçaya çevirmek hak ve salahiyeti, şeriatın riayet ettiği dil hürriyeti gereği padişaha verilemezse de padişahın görüşündeki büyük siyasi maslahat da şeriatın nazar-ı takdirinden kaçmayacak derecede mühim olduğundan, Yavuz Selim’in yerinde olsaydım şeyhulislâmı dinlemezdim. Lâkin şeriat mümessillerinin sözlerine karşı gelmekten, o büyük padişahların ne kadar sakındıklarını anlamalı ki, I. Selim gibi dost ve düşmanı kılıcına boyun eğdiren bir padişah, şeriatın hükmü önünde kuzu gibi itaat vaziyeti almış ve faydası şeriata da şamil olacak büyük bir azminden ve kararından vazgeçivermişti. Şeyhulislâmı da İslâm şeriatının hürriyetperverliğine dayanarak öyle bir padişahın azmine mani olmakla takdire şayan bir celadet göstermiş ise de görüş önceliği Sultan Selim tarafından kalmıştır. Milliyet cereyanlarının aleyhinde bulunduğum halde, Türkün vaktiyle dilini değiştirerek Arap olmadığına eseflenen bu fakirin de bu fikir ile Arap milliyeti takip etmiş olduğum ve milliyetçilik aleyhindeki mesleğime karşı böylece tenakuza düşerken, kendi milliyetimi bırakıp başkasının milliyetine taraftar çıkmak gibi bir seciye zaafı ve hatta bir şaşkınlık ve hamiyetsizlik eseri göstermek durumunda kaldığım akla gelebilir. Zaten milliyet izzet-i nefsinden mahrum olduğumu iddia ederek milliyet meselelerindeki serbest düşüncelerimle beni ithama yeltenen fırsat düşkünü düşmanlarım vardır. Fakat akla gelebilmesine rağmen yukardaki itiraza yer yoktur. Türklüğü Araplıkla mübadeleye razı olduğumdan dolayı milliyet izzet-i nefsinden mahrum olduğuma hükmetmek isteyenler, Yavuz Sultan Selim’in de milliyet izzet-i nefsinden mahrum olduğunu iddia edemezler ya... Belki ederler de... Fakat utanmaları pek kıt olduğu bundan da anlaşılan o adamların sözüne akıl ve nakil pazarlarında beş para veren olmaz. Zararı yok, bu zıpçıktı Türklerin milli seciyeleri, Osmanoğlu Yavuz Selim’inkinden daha yüksek olsun da benimki onun derecesinde kalsın. En doğrusu (şudur): Milliyetçilerin iddiası vechile eğer milliyetin kıymeti varsa bu hususta en ziyade ehemiyet noktasına dil meselesinin teşkil etmesi lazım gelir. Arap dili ne Türk diliyle ne de Çerkes diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip olduğundan, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olup da onunla iftihar edeceğine büyüğüne sahip olarak onunla iftihar etmesi daha kârlı ve daha makul olur. Halbuki Arap milliyeti elde etmeyi Türk milliyetinde kalmaya tercih etmek de milli bir fikir ve hatta milliyet fikrinde ashab-ı tercihten olmak derecesinde ileri gitmek ve yüksek ayarlı milliyet takip etmek mahiyetinde değildir, meselenin sâikı milliyetçilik fikrinden ziyade İslamcılık zihniyetidir. Yani meselâ Türk iken Araplığı tercih eden, müslümanlığa fazla bağlılığı saikasıyla tercih eder, milliyetçilikte müşkülpesentlikten değil... Nasıl ki Yavuz Sultan Selim de milliyetini din fikri içinde eritmek isteyen büyük bir İslamcı idi. Benim de Araplığa temayülüm, Kur’an-ı Kerim ve hadislerin dili olan Arapça sayesinde müslümanlığın daha iyi muhafaza edileceğine kani olduğumdandır. İslâm dini düşmanları Arap harflerini atmak vasıtasıyla Kur’an-ı Kerimi ortadan kaldırmak istedikleri gibi ben de İslâmiyetin istinat noktalarına sağlamlaştırmak için Arapçayı dil edinmek derecesinde kendimize mal edinmek isterim. Ama bundan Türklüğümüz zarar görürmüş... Biz faydalanırız ya... Dünyada da insanların mesaisi fayda ve zarar hesabı üzerine cereyan eder. Hayatını ve hayatının sonunu düşünmek ihtiyacında olan akıllı biri için dünya ve ahiret saadetini birleştirmekten büyük gaye olamaz. Aman milliyetimize halel gelmesin, diyerek aklın tayin ve temyiz ettiği mühim faydaları elden kaçırmak olmaz. İnsan, milliyetsiz de kalmaz, birini kaybederken tabiatıyla diğerine sahip olur; elverir ki aklını kaybetmesin, onu daima kendisine rehber edinsin. Bu cihet temin edildikten sonra diğer kayıpların telafi edilmesi mümkündür. Hulasa milliyet, insanlardan ayrılmayan bir sıfattır. Onu kendilerine fıtratları temin etmiştir. Binaenaleyh onunla fazla meşgul olmak, hasıhı tahsil ile uğraşmak kadar bâtıl ve beyhude olur. Milliyet hadd-i zatında bir marifet ve kıymet ise bu herkeste vardır ve hiçbir kimsenin diğerine karşı milliyet gibi kendi kendine hasıl olan bir sıfatı, ayrıcalık ve öğünme konusu yapmaya hakkı yoktur. İnsanlar kendi kazandıkları faziletlerle birbirlerinden ayrılırlar. İnsanların, faziletleri kendilerinin elde etme kabiliyetleri olmasa hayvanlara karşı bile imtiyazları kalmaz. Mustafa Sabri, “Din ve milliyet”, Yarın gazetesi, III, sayı: 62 (İskeçe, 15 Zilkade 1348/14 Nisan 1930). Not: Bu yazının devamı aynı gazetenin 63, 65, 67, 68 ve Peyam-ı Islâm’ın 4. sayısında yayımlanmıştır. Mustafa Sabri’nin, Türkiye’den ayrıldıktan sonraki fikirlerini yansıtması bakımından önemli olan bu yazıların bütününün alınması, kanunî mahzurlar yüzünden uygun görülmemiştir. Mustafa Sabri’nin milliyetçilik konusundaki fikirleri için ayrıca bk. Dinî müceddidler, s. 248-77 (1338-1340). -------------------------------------------------------------------------------- (*) Şeyhulislâm Mustafa Sabri’nin 1922’de basılan Dinî müceddidler adlı kitabından “Araplaşmak”la ilgili birkaç paragrafı buraya almayı faydalı buluyorum: “... Sonra din-i İslâm, muamelâtı ve ictimaiyâtı cami’ olduğundan milliyet makamına da kaim olabilir ve bu cihetle, müslümanların aralarında ayrıca milliyet râbıtası perverde etmeye ihtiyaçları yoktur. Hatta Avrupalıların din-i İslâm hakkındaki kuşkuları bu dinin hemen her şeyi mevzubahs eden ahkâmında ayrı bir milliyet de mündemiç olduğundan ileri geliyor denilse yeri vardır. Milliyet modasını tervic ve tercih eden münazırlarımız ise Avrupalılar gibi dinimizin bu halinden şikayet edeceklerine, İslâmiyetin milliyetimizle gayr-ı kâbil-i infikâk bir halde imtizac etdiğini ve her milletin, kendisince muhterem olan âdât ve ananâtı itirazdan masûn olmak lazım geleceğini ağyarımıza anlatsınlar. Din-i İslâmın bu hali o derece şayan-ı dikkatdir ki eğer müslümanlar kendi menfaatlerini layıkı vechile takdir edebilseler İslâmiyetin, ağuşuna aldığı milliyetleri bu suretle pek kolay ve pek çabuk temsil etmek gibi müstesna bir hassaya mâlikiyetden bi’l-istifade âsâr-ı temsiliyesi asırları ve nesilleri beklemeye muhtac olmakla kuvve-i nâmiyece akamete mahkum olan milliyetlere bununla galebe çalmanın yolunu ararlar ve bulurlar. “Din-i İslâmın zikr olunan hassasında yalnız vahdet-i lisan ihtiyacı kalır ki evkât-ı hamsede eda olunan namazlarda okunan Kur’anların, ezanların lisanı taayyün etmiş olduğuna nazaran ihtiyac-ı mezküre karşı İslâmiyetin, fasih Arabca olmak üzere bir de lisan-ı umumisi mevcud olduğunu nazar-ı dikkat fark ve temyiz eder. Celal Nuri Bey Ittihâd-ı İslâm namındaki eserinde müslümanlar için lisan-ı umumî olarak Arabcayı tavsiye eylemekle pek isabet etmişdir. Ancak takyîd ettiğim vechile bu Arapca fasih olmalı, büsbütün başka bir lisan halini almış olan fellah lisanı olmamalıdır. O suretle, Arabın gayri milletler için, bundan bir izzet-i nefs meselesi çıkmağa da mahal kalmamış olur. Çünkü bu fasih Arabçayı, Arabların kısmı azamı da adeta yeniden taallüme muhtacdır. Buna mukabil, anâsır-ı-sâire-i İslâmiye de merasim-i dineyeleri sayesinde bu lisanın tamamen bîganesi değillerdir. İşte bu lisanı, bütün müslümanların, hatta tâli derecede tahsil görenleri öğrenmekle mükellef tutulmalıdır. Evet, herkesin kendi lisanı memnû’ olmamalı, fakat zamîmeten Arabca da mecburi olmalıdır. Bundan sonra insanlar için yalnız bir lisan ile yaşamak imkânı heman heman kalmamış olduğuna nazaran şu ilave-i mükellefiyet katiyyen ok görülmez. Son zamanlarda ortaya çıkan din-i İslâm müceddidleri, bazı fukahanın gösterdiği mesağ-ı şer’iden bi’l-istifade hutbelerimizin Türkçeye tahvilini düşünmekle bizi lisan-ı Arabdan tedrîcen uzaklaşmağa teşvik etmiş oluyorlar. Buna karşı benim de Türkleri tedricen Arablaşdırmak istediğim zan olunmasın. Ben, aktâr-ı cihana intişar eden müslümanların aralarında müşterek bir râbıta-ı taarüf ve tefahüm olmak üzre Arabcayı münasib görüyorum ve bunun bilcümle anâsr-ı İslâmiye tarafından -siyyema bizim rehberliğimiz takdirinde- sühûletle kabul olunacağını zan ediyorum. Zaten bence Türkün Arab veyahud Arabın Türk olmasının ehemmiyeti yokdur. Yalnız lisan itibariyle Arabcanın tefevvukunu ve kabiliyet-i taammümünü itiraf etmek zaruridir. Beri tarafda, Arabcadan tecrîdine hiçbir mütercimin kudreti yetişemiyeceğine kâil olduğum Kur’an-ı Mübîn’imizin hâtırı için bütün anâsır-ı İslâmiyenin bu lisanı tebcîl etmesi ve hatta benimsemesi bir vazifedir” (s. 258-60). |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ünlü Yavuz arap olmak istemiş he?
olsa yavuzluğundan bişey kaybedermiydi, sanmam
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Üyemiz
Üye No: 1888
Mesajlar: 66
Thanks: 72
Thanked 86 Times in 44 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 30
REP Seviyesi :
![]() |
Din Insanların Maneviyatdır, Milliyet Ise Toprak Parçası üzerinde Yaşayanları Birbirine Bağlanma Sebebidir..
Ikisi Bir Araya Gelirse Süper Olur Gerisinide Tanımam. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| din, milliyet |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||