![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
|
DEVLETLEŞMENİN gereği olarak kendisi
Ortodoks İslâm’a yönelen Osmanlı, dönemin en önemli Bâtıni akımı Bektaşiliği de, fethettiği toprakların kolonizasyonu ve oralardan devşirdiği Yeniçerilerin şekillendirilmesinde bir araç olarak kullanacaktı. Osmanlının ilk dönemlerde halka Sünnilik dayatması yapmaması ve kendisiyle işbirliği yapanları fetihlerden paylandırması Bektaşileri yedeklemesini kolaylaştırıyordu. İşbirliği yapmayanları ise, Abdal Musa örneğinde de gördüğümüz gibi yaşam hakkı tanınmayarak sıkıştıracaktı. Buna karşılık Bektaşiler de, halkla aynı dinsel algıyı paylaşmaktan ve Hıristiyan inancıyla kolay etkileşim kurmaktan gelen güçleriyle, Osmanlının halk üzerinde denetim kurmasını ve Balkanların kolonizasyonunu kolaylaştırıyordu. Gazadaki etkinlikleri yanında “mevcudiyetleri ihmal edilemeyecek miktarda” olan (Mustafa Akdağ) Bâtıni inançlı halkın örgütü olarak yükselen Bektaşilik, böylece Osmanlıya paralel kurumsallaşacaktı. Aşıkpaşazade’de geçen, “Abdal Musa’nın Orhan Gazi zamanında bazı savaşlara katıldığı, bir savaşta başından tacının düştüğü, Yeniçeri’nin birinden börkünü alıp başına geçirdiği ve bundan sonra Yeniçerilerin kendilerini Hacı Bektâş Veli’ye bağlı saydıkları” şeklindeki aktarım, Yeniçeri geleneğinin daha Orhan Bey zamanından başlayarak Bektaşî Dergâhı ile kurduğu manevî bağa işaret etmektedir. Bu anlatımdan Abdal Musa’nın ilk savaşlarda büyük bir prestij ve etki alanı kurduğu sonucu çıkarmak mümkün. Bektaşilerin gazalara önemli bir katılımı vardır ve bu gerçeklik üzerinden ordunun kurumsallaşması da bu prestiji yedekleyerek şekillendirilmeye çalışılacaktır. Kurulacak özel ordu için “Hacı Bektaş’tan el alma” söylemi de bu bağlamda geliştirilecektir. Kuşkusuz işin içine efsane ve yanlış bilgiler de girer. Ama bu yanlışlar sonraki dönemde, “her sınıf ve sanatın bir piri olmak akidesine istinaden” Ocağın Bektaşî Dergâhına bağlandığı gerçeğini değiştirmiyor. Kavanin-i Yeniçeriyan’da, “Yeniçerilerin durmada ve oturmada kanun ve kaidelerinin Hacı Bektâş Fukarasının kullandığı kanunlar olduğu yazılmaktadır.” Esasen “Yeniçerilerin Bektaşîlikle alâkaları ocaklarının kaldırılmasına kadar sürdüğü” görülecek ve tüm bu süreçte “Bunların ocaklarına‚ ‘Ocağ-ı Bektaşîyan’ ve kendilerine de ‘Taife-i Bektaşîye’, ‘Güruh-i Bektaşîye’ denirdi.” (İ. H. Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 149–150) Diğer kaynaklardan da Yeniçerilere, “Hacı Bektâş Kûçekleri”, Yeniçeri Ocak ağalarına “Sanâdid-i Bektaşîyan”, Ocağa da “Dûdman-ı Bektaşîyye” dendiğini öğreniyoruz. Bu Meydanda Nice Başlar Kesilir Bu noktada I. Melikof şöyle diyecektir: “İlk Osmanlı Sultanları tarafından fethedilen ülkeleri Türkleştirmek ve İslâmlaştırmakla görevli kolonizatör dervişler olan Bektaşî Tarikatı, XIV. yüzyılda Yeniçeriler ordusuna bağlandı. Osmanlı gücünün kolu ve seçkin ordusu Yeniçeriler, İslamı kabul etmiş Hıristiyan çocuklar arasından devşirilmekte ve Türk çevrelerde yetiştirilmekte idiler. Bu asker ocaklarının, yeni alınan ülkeleri İslâmlaştırmakla görevli bir dervişler tarikatına bağlanışının açıklaması buradadır. Böylece Bektaşîler, yeni alınan ülkelerde, Osmanlı propagandasının aracı oldular. Tarikatın Balkanlar’da ve Arnavutluk’ta gelişmesinin sebebi de budur” (Uyur İdik Uyardılar, s. 108) diyecektir. Böylece Osmanlı’nın savaşçı, baskıcı ve kolonizatör kimliğine yedeklenme durumuyla karşı karşıyayız; ki bu, barışçıl/pasifi st bir dünya görüşünün mimarı olan Hace Bektaş adına büyük bir trajedidir. Bu noktada vurgulanması gereken bir diğer durum da, Bektaşî Dergâhı’nın, Vefailik, Babailik, Kalenderilik, Hayderilik, Hurufi lik vb. Bâtıni “tarikatları arasında en mühimi değil” iken, devletle bu özdeşleşme sayesinde “14–16. asırlar arasında (...) diğerlerini kendi içine alıp erittikten sonra” (F. Köprülü, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, s. 103) en yaygın ve etkin tarikat niteliği kazandığı gerçeğidir. Ancak Osmanlı işbirliğiyle büyümenin bir de faturası olacaktır; ki bu, Bektaşi hümanizminin terki ve içinden çıktığı Anadolu Alevilerine yönelik pek çok katliamın uygulayıcısı olan Yeniçeri’nin yatağı olmaktı. Dergâhın bu tavrı, toplumun Sünnîleştirilmesi sürecinde, halkın ideolojik ve moral direncini kıran önemli bir faktör olacaktır. Bâtıni inancında ısrar eden halkın, ekonomik olanak ve can güvenliğini yitirdiği süreçte, Bektaşî Dergâhı, İstanbul başta olmak üzere geniş bir örgütlenme olanağıyla ödüllendirilir. Alevîler, şehirlere giremez, hatta timar sisteminin bile dışına atılırken, Bektaşîlik Osmanlı’nın başkentinde Yeniçeriyle birlikte ‘hizmet’ vermiştir. Yeniçerilerin içeride ve dışarıda çıkılan fetih ve tenkil seferlerine şu Bektaşî Gülbankını okuyarak gitmesi çarpıcıdır: “Allah, Allah, İllallah! Baş uryân, sine puryân, kılıç al kan! Bu meydanda nice başlar kesilir olmaz hiç soran! Eyvallah... eyvallah! Kahrımız kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayân! Üçler, yediler, kırklar, Gülbang-ı Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Ali, Pirimiz, sultanımız Hünkâr Hacı Bektâş-i Veli! Demine devranına hu diyelim, Huuuuuuu...” Balım Sultan Misyonu 15. yüzyıl sonları, Anadolu halkının Osmanlıyla ilişkilerinin koptuğu, hem çok ağır ekonomik koşullarda yaşamaya mahkûm edildiği hem de “defter edilip” onbinlerce öldürüldüğü bir dönemdir. Bu sırada doğu Anadolu’da yükselen Safevi egemenliği ise, halkın Osmanlıya karşı direnişinde ciddi bir moral destek olacaktır. Osmanlı ise, halkla arasında giderek belirginleşen yabancılaşmayı gidermek yerine, onu ve moral kaynağı olan Safeviyi ezmeye yönelecekti. İşte bu kritik dönemde önemi daha da artan Dergâh’a müdahaleler gerçekleşecektir. Resul Bali’nin oğlu Balım Sultan, 1501’de ölen Yusuf Balî’nin yerine Dimetoka’dan getirilerek Dergâh’ın başına postnişin atanacaktır. Balım Sultan “II. Bayezit tarafından Anadolu’daki Kızılbaşları, Şiî-Safevî etkisinden kurtarmak için vazifelendirip Hacı Bektâş Dergâhı’nın başına” (E. B. Şapolyo’dan akt. M. Eröz, Age., s. 64) gönderdiği bir “görevli”dir. II. Bayezit, 1516’daki ölümüne kadar postnişin kalacak olan Balım Sultan’ın etkisini arttırmak için, Dergâhı ziyaret edecek ve Vilayetname’ye göre kubbesini kurşunla kaplatacaktı. Balım Sultan, Bektaşiliğin iç şekillenmesindeki önemi nedeniyle “Piri Sani” adıyla anılır. Şemsettin Sami’nin Kâm’usü’l-A’lam’ında da belirtildiği gibi Tarikat’ın ayin ve adabı Onun tarafından konulmuştur. Öyle ki pek çok araştırmacı, bu nedenle Onu “Bektaşîliğin esas kurucusu” olarak tanımlamaktadır. (M. Eröz, Türkiye’de Alevîlik Bektaşîlik, s. 59) 12 imamcı/ Kızılbaş ritüelleri Bektaşiliğin içine alarak halkla yaşanan kopuşmanın önünü almaya çalışan Balım Sultan, gerçekte Kızılbaş halkın Osmanlı karşısında direnişinin ideolojik dayanaklarını yoketmeyi amaçlar. Bu bağlamda Balım Sultan misyonu, Bektaşiliğin biçimsel olarak yeniden şekillendirilmesi, ama buna karşılık Hacı Bektaş etkisini kullanarak Kızılbaş halkı Osmanlıya boyun eğdirmektir. İşte bu gerçeklik, Pir Sultan Abdal’ın Şah İsmail’e hitabeden dizelerinde şöyle yansır: “Hacı Bektâşoğlun günahkâr gördüm Aradım isyanı özümde buldum Yüzümün karasın elime aldım Aman Şahım mürüvvet deyu geldim”. (A. H. Avcı, Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler, s. 80) Gerek iç ayaklanmalar gerekse de 1514’te Yavuz ile Şah İsmail arasındaki Çaldıran Sava şı’na eşlik eden Alevî kırımları sürecinde Osmanlının yanında saf tutan Bektaşî Dergâhı, 1516’da Balım Sultan’ın ölümüyle denetim dışına çıkar. Anadolu’da yaşanan katliamların etkisi Dergâh’ın ezilmiş olan vicdanının başkaldırmasını sağlayacak ve bunun yansıması olarak Yusuf Bali oğlu Kalender Çelebi postnişin seçilecektir. Bu değişimle birlikte Dergâh, elini Osmanlı’dan çekip halka uzatacaktır. Bu tercihiyle Kalender Çelebi, Dergâh’ı Osmanlı etki alanının dışına çıkaracak, halkın dertleriyle bütünleştirecek ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak Dergâh, halkın Osmanlı’ya karşı başkaldırı merkezine dönüşecektir. Ne ki bu direniş, yine Bektaşi dergâhının eğitiminden geçmiş Yeniçeriler tarafından kanlı bir şekilde ezilecektir. Kalender Çelebi Ayaklanması üzerine, o güne kadar kollanan Dergâh lağvedilecektir. Ancak 26 yıl sonra Osmanlı, 1552 yılında Sersem Ali Paşa’yı “Baba” yapıp postnişin atayarak Dergâh’ı yeniden işlevselleştirecektir. Çünkü toplumsal kontrol aracı olarak Dergâh’a olan gereksinim kendini dayatacaktır. Ancak bu atama, İstanbul ve Balkanlar’da değil ama Anadolu Alevilerinde kabul görmeyecek, muhalif Babalar, Anadolu’daki Kızılbaş ocaklarla birlikte paralel ve yasadışı bir Bektaşi örgütlenmesi yaratacaktır. Böylece Bektaşîlik, “Babaganlık” ve “Dedeganlık” adlarıyla günümüze kadar gelen yapısal bir bölünmeye uğrayacaktır. Babagan kolu Yeniçerilerin manevî ihtiyaçları dâhil Osmanlı’nın kontrol aracı işlevini sürdürürken, Dedegan kolu Anadolu Alevîliği’nin ağırlıklı merkezi olacaktır. Bektaşiliğin Tasfi yesi 1700’lerde Kızılbaşlık sorunu esas olarak halledilmiştir. Artık Bektaşiliğe bu anlamda eskisi denli büyük bir gereksinim yoktur. Yayılma da durmuş, buna bağlı olarak kolonizasyon politikaları da eski önemini kaybetmiştir. Aynı dönemde Yeniçeri de, devletin bütün kurumlarıyla yaşadığı çürümeye uğrayacaktır. Artık eskisi gibi etkin bir zafer makinesi olamadığı gibi içeride de her soruna müdahil, çoğu zaman da isyancı, tehditkâr bir güçtür. Askeri teknolojinin değişimine bağlı olarak da ordunun yenilenmesi, dolayısıyla Yeniçerinin tasfi - ye edilmesi gerekmektedir. Özetle soğukkanlı bir egemenlik aygıtı tarafından köklerinden çekilip alınan zavallı insanlardan oluşturulan gayri insanî bir yapıya sahip olan Yeniçeri, bizzat güvencesi olduğu gayri insanî düzenin başına sorun olacaktır. Bunun sonucu Yeniçeri, 1826’da, kendi yaptığı zulümleri aratacak bir vahşetle, son bireylerine varana dek imha edilecek; üstüne tüy dikmek babından bu katliama bir de isim takılacaktı: Vaka-i Hayriye (hayırlı olay!) Böylece Kapıkulu devleti, kendi topyekûn çürümesine çare ararken, en çürümüş parçasını, artık kendisi için taşınamaz bir yük haline gelen bir uzvunu kesip atacaktır. Saraydaki şeriatçı ulema, Yeniçeri katliamının sıcaklığı daha geçmeden, Nakşibendî, Mevlevî ve Halvetî tarikatlarıyla birlikte, daha önce Yeniçeri nedeniyle dokunamadıkları “sapkın” Bektaşî tarikatının tasfi yesini gündeme getirecektir. II. Mahmut, Şeyhülislâm Tahir Efendi’nin fetvasını alıp Bektaşî tarikatını tasfi ye edecektir. “Bektaşîler, peygamberlik iddiasından sonra, karışıklığa yatkın olan halkın kalbini çelip kötülüklere sürüklediler. Özellikle cahil insanlara ve Yeniçerilere sokulup işledikleri kötülüklerle onları da baştan çıkarıp isyan edecek duruma soktular” gerekçesiyle, “Osmanlı Devleti yolundaki” şeyhlerin kararı sonucunda 4 Zilhicce günü önemli Bektaşî önderleri idam, diğerleri sürgün edilecekti. Bu bağlamda Bektaşî tekkelerinin çoğu yıkılıp yakılacak, geri kalanlar camiye çevrilecekti; bir tek Hacı Bektâş Tekkesi açık bırakılacak, ama onun da başına bir Nakşibendî şeyhi getirilecekti. Kalan Bektaşî halkın da ehl-i Sünnet yapılması yönünde genel bir seferberlik başlatılacaktı (Gülağ Öz, Yeniçeri Bektaşî İlişkileri, s. 68-71) Böylece Osmanlı, kuruluşunda temel rol oynamış olan Bektaşilik, üstelik yüzyıllarca lanet bir işbirliği yaptırıldıktan sonra tasfi ye edilecekti. Özetle Bektaşî Dergâhı’nın Yeniçeri Ordusu ile olan ilişkisi, ordunun kuruluşunda da tasfi yesinde de dramatik bir muhteva taşıyacak tı. Osmanlı’ya hizmet, bu devşirme hanedanın ihtiyaçlarınca belirlenmiş ve bu ihtiyaç bitince de sadece Yeniçeri değil, Kızılbaş halkın sisteme boyun eğdirilmesi ve Yeniçeri’nin eğitiminde temel işlev gören Bektaşi Dergâhı da tasfi ye edilecekti. Çünkü gelinen noktada Devlet, boyun eğmiş de olsa bu Bâtıni örgütlenme ve yoruma tahammül edemeyecek denli ortodoks bir zihniyetçe fethedilmiştir. serçeşme 43. sayı
Hakk'ı görmek diler isen
Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Noksani Baba |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| aydın, erdoğan, ilişkisi, osmanlıand#8217da, yeniçeribektaşî |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||