Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Alevilik Araştırmaları

Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 03-06-2009, 13:05   #1
Devrim06
"Enel Hakk"
Kullanıcı Profili
 
Devrim06 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.544
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 7741
Thanked 12727 Times in 5991 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi : Devrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud of
İletişim
Standart Erdoğan Aydın: Osmanlı’da Yeniçeri-Bektaşî İlişkisi

DEVLETLEŞMENİN gereği olarak kendisi
Ortodoks İslâm’a yönelen Osmanlı,
dönemin en önemli Bâtıni akımı Bektaşiliği
de, fethettiği toprakların kolonizasyonu
ve oralardan devşirdiği Yeniçerilerin şekillendirilmesinde
bir araç olarak kullanacaktı.

Osmanlının ilk dönemlerde halka Sünnilik
dayatması yapmaması ve kendisiyle işbirliği
yapanları fetihlerden paylandırması Bektaşileri
yedeklemesini kolaylaştırıyordu. İşbirliği
yapmayanları ise, Abdal Musa örneğinde de
gördüğümüz gibi yaşam hakkı tanınmayarak
sıkıştıracaktı. Buna karşılık Bektaşiler de,
halkla aynı dinsel algıyı paylaşmaktan ve Hıristiyan
inancıyla kolay etkileşim kurmaktan
gelen güçleriyle, Osmanlının halk üzerinde
denetim kurmasını ve Balkanların kolonizasyonunu
kolaylaştırıyordu.

Gazadaki etkinlikleri yanında “mevcudiyetleri
ihmal edilemeyecek miktarda” olan (Mustafa
Akdağ) Bâtıni inançlı halkın örgütü olarak
yükselen Bektaşilik, böylece Osmanlıya paralel
kurumsallaşacaktı.

Aşıkpaşazade’de geçen, “Abdal Musa’nın
Orhan Gazi zamanında bazı savaşlara katıldığı,
bir savaşta başından tacının düştüğü,
Yeniçeri’nin birinden börkünü alıp başına
geçirdiği ve bundan sonra Yeniçerilerin kendilerini
Hacı Bektâş Veli’ye bağlı saydıkları”
şeklindeki aktarım, Yeniçeri geleneğinin daha
Orhan Bey zamanından başlayarak Bektaşî
Dergâhı ile kurduğu manevî bağa işaret etmektedir.
Bu anlatımdan Abdal Musa’nın ilk savaşlarda
büyük bir prestij ve etki alanı kurduğu
sonucu çıkarmak mümkün. Bektaşilerin gazalara
önemli bir katılımı vardır ve bu gerçeklik
üzerinden ordunun kurumsallaşması
da bu prestiji yedekleyerek şekillendirilmeye
çalışılacaktır. Kurulacak özel ordu için “Hacı
Bektaş’tan el alma” söylemi de bu bağlamda
geliştirilecektir.

Kuşkusuz işin içine efsane ve yanlış bilgiler
de girer. Ama bu yanlışlar sonraki dönemde,
“her sınıf ve sanatın bir piri olmak akidesine
istinaden” Ocağın Bektaşî Dergâhına
bağlandığı gerçeğini değiştirmiyor. Kavanin-i
Yeniçeriyan’da, “Yeniçerilerin durmada ve
oturmada kanun ve kaidelerinin Hacı Bektâş
Fukarasının kullandığı kanunlar olduğu yazılmaktadır.”
Esasen “Yeniçerilerin Bektaşîlikle
alâkaları ocaklarının kaldırılmasına kadar
sürdüğü” görülecek ve tüm bu süreçte “Bunların
ocaklarına‚ ‘Ocağ-ı Bektaşîyan’ ve kendilerine
de ‘Taife-i Bektaşîye’, ‘Güruh-i Bektaşîye’
denirdi.” (İ. H. Uzunçarşılı, Kapıkulu
Ocakları, s. 149–150) Diğer kaynaklardan da
Yeniçerilere, “Hacı Bektâş Kûçekleri”, Yeniçeri
Ocak ağalarına “Sanâdid-i Bektaşîyan”,
Ocağa da “Dûdman-ı Bektaşîyye” dendiğini
öğreniyoruz.

Bu Meydanda Nice Başlar Kesilir
Bu noktada I. Melikof şöyle diyecektir:
“İlk Osmanlı Sultanları tarafından fethedilen
ülkeleri Türkleştirmek ve İslâmlaştırmakla
görevli kolonizatör dervişler olan
Bektaşî Tarikatı, XIV. yüzyılda Yeniçeriler
ordusuna bağlandı. Osmanlı gücünün kolu
ve seçkin ordusu Yeniçeriler, İslamı kabul
etmiş Hıristiyan çocuklar arasından devşirilmekte
ve Türk çevrelerde yetiştirilmekte
idiler. Bu asker ocaklarının, yeni alınan ülkeleri
İslâmlaştırmakla görevli bir dervişler
tarikatına bağlanışının açıklaması buradadır.
Böylece Bektaşîler, yeni alınan ülkelerde,
Osmanlı propagandasının aracı oldular.
Tarikatın Balkanlar’da ve Arnavutluk’ta
gelişmesinin sebebi de budur” (Uyur İdik
Uyardılar, s. 108) diyecektir.

Böylece Osmanlı’nın savaşçı, baskıcı ve
kolonizatör kimliğine yedeklenme durumuyla
karşı karşıyayız; ki bu, barışçıl/pasifi st bir dünya
görüşünün mimarı olan Hace Bektaş adına
büyük bir trajedidir.

Bu noktada vurgulanması gereken bir diğer
durum da, Bektaşî Dergâhı’nın, Vefailik,
Babailik, Kalenderilik, Hayderilik, Hurufi lik
vb. Bâtıni “tarikatları arasında en mühimi
değil” iken, devletle bu özdeşleşme sayesinde
“14–16. asırlar arasında (...) diğerlerini kendi
içine alıp erittikten sonra” (F. Köprülü, Osmanlı
Devleti’nin Kuruluşu, s. 103) en yaygın
ve etkin tarikat niteliği kazandığı gerçeğidir.
Ancak Osmanlı işbirliğiyle büyümenin bir de
faturası olacaktır; ki bu, Bektaşi hümanizminin
terki ve içinden çıktığı Anadolu Alevilerine
yönelik pek çok katliamın uygulayıcısı olan
Yeniçeri’nin yatağı olmaktı.

Dergâhın bu tavrı, toplumun Sünnîleştirilmesi
sürecinde, halkın ideolojik ve moral direncini
kıran önemli bir faktör olacaktır. Bâtıni
inancında ısrar eden halkın, ekonomik olanak
ve can güvenliğini yitirdiği süreçte, Bektaşî
Dergâhı, İstanbul başta olmak üzere geniş bir
örgütlenme olanağıyla ödüllendirilir. Alevîler,
şehirlere giremez, hatta timar sisteminin bile
dışına atılırken, Bektaşîlik Osmanlı’nın başkentinde
Yeniçeriyle birlikte ‘hizmet’ vermiştir.

Yeniçerilerin içeride ve dışarıda çıkılan fetih
ve tenkil seferlerine şu Bektaşî Gülbankını
okuyarak gitmesi çarpıcıdır:
“Allah, Allah, İllallah!
Baş uryân, sine puryân, kılıç al kan!
Bu meydanda nice başlar kesilir
olmaz hiç soran!
Eyvallah... eyvallah!
Kahrımız kılıcımız düşmana ziyan!
Kulluğumuz padişaha ayân!
Üçler, yediler, kırklar,
Gülbang-ı Muhammedi, Nûr-i Nebi,
Kerem-i Ali,
Pirimiz, sultanımız
Hünkâr Hacı Bektâş-i Veli!
Demine devranına hu diyelim, Huuuuuuu...”
Balım Sultan Misyonu
15. yüzyıl sonları, Anadolu halkının Osmanlıyla
ilişkilerinin koptuğu, hem çok ağır ekonomik
koşullarda yaşamaya mahkûm edildiği
hem de “defter edilip” onbinlerce öldürüldüğü
bir dönemdir. Bu sırada doğu Anadolu’da yükselen
Safevi egemenliği ise, halkın Osmanlıya
karşı direnişinde ciddi bir moral destek olacaktır.

Osmanlı ise, halkla arasında giderek belirginleşen
yabancılaşmayı gidermek yerine, onu
ve moral kaynağı olan Safeviyi ezmeye yönelecekti.
İşte bu kritik dönemde önemi daha da artan
Dergâh’a müdahaleler gerçekleşecektir. Resul
Bali’nin oğlu Balım Sultan, 1501’de ölen Yusuf
Balî’nin yerine Dimetoka’dan getirilerek
Dergâh’ın başına postnişin atanacaktır. Balım
Sultan “II. Bayezit tarafından Anadolu’daki
Kızılbaşları, Şiî-Safevî etkisinden kurtarmak
için vazifelendirip Hacı Bektâş Dergâhı’nın
başına” (E. B. Şapolyo’dan akt. M. Eröz, Age.,
s. 64) gönderdiği bir “görevli”dir. II. Bayezit,
1516’daki ölümüne kadar postnişin kalacak
olan Balım Sultan’ın etkisini arttırmak için,
Dergâhı ziyaret edecek ve Vilayetname’ye göre
kubbesini kurşunla kaplatacaktı.

Balım Sultan, Bektaşiliğin iç şekillenmesindeki
önemi nedeniyle “Piri Sani” adıyla anılır.
Şemsettin Sami’nin Kâm’usü’l-A’lam’ında
da belirtildiği gibi Tarikat’ın ayin ve adabı
Onun tarafından konulmuştur. Öyle ki pek çok
araştırmacı, bu nedenle Onu “Bektaşîliğin esas
kurucusu” olarak tanımlamaktadır. (M. Eröz,
Türkiye’de Alevîlik Bektaşîlik, s. 59) 12 imamcı/
Kızılbaş ritüelleri Bektaşiliğin içine alarak
halkla yaşanan kopuşmanın önünü almaya çalışan
Balım Sultan, gerçekte Kızılbaş halkın
Osmanlı karşısında direnişinin ideolojik dayanaklarını
yoketmeyi amaçlar. Bu bağlamda
Balım Sultan misyonu, Bektaşiliğin biçimsel
olarak yeniden şekillendirilmesi, ama buna
karşılık Hacı Bektaş etkisini kullanarak Kızılbaş
halkı Osmanlıya boyun eğdirmektir.
İşte bu gerçeklik, Pir Sultan Abdal’ın Şah
İsmail’e hitabeden dizelerinde şöyle yansır:
“Hacı Bektâşoğlun günahkâr gördüm
Aradım isyanı özümde buldum
Yüzümün karasın elime aldım
Aman Şahım mürüvvet deyu geldim”.
(A. H. Avcı, Bize de Banaz’da Pir Sultan
Derler, s. 80)


Gerek iç ayaklanmalar gerekse de 1514’te
Yavuz ile Şah İsmail arasındaki Çaldıran Sava
şı’na eşlik eden Alevî kırımları sürecinde
Osmanlının yanında saf tutan Bektaşî Dergâhı,
1516’da Balım Sultan’ın ölümüyle denetim
dışına çıkar. Anadolu’da yaşanan katliamların
etkisi Dergâh’ın ezilmiş olan vicdanının başkaldırmasını
sağlayacak ve bunun yansıması
olarak Yusuf Bali oğlu Kalender Çelebi postnişin
seçilecektir. Bu değişimle birlikte Dergâh,
elini Osmanlı’dan çekip halka uzatacaktır. Bu
tercihiyle Kalender Çelebi, Dergâh’ı Osmanlı
etki alanının dışına çıkaracak, halkın dertleriyle
bütünleştirecek ve bunun kaçınılmaz sonucu
olarak Dergâh, halkın Osmanlı’ya karşı
başkaldırı merkezine dönüşecektir. Ne ki bu
direniş, yine Bektaşi dergâhının eğitiminden
geçmiş Yeniçeriler tarafından kanlı bir şekilde
ezilecektir.


Kalender Çelebi Ayaklanması üzerine, o
güne kadar kollanan Dergâh lağvedilecektir.
Ancak 26 yıl sonra Osmanlı, 1552 yılında Sersem
Ali Paşa’yı “Baba” yapıp postnişin atayarak
Dergâh’ı yeniden işlevselleştirecektir.
Çünkü toplumsal kontrol aracı olarak Dergâh’a
olan gereksinim kendini dayatacaktır.
Ancak bu atama, İstanbul ve Balkanlar’da
değil ama Anadolu Alevilerinde kabul görmeyecek,
muhalif Babalar, Anadolu’daki Kızılbaş
ocaklarla birlikte paralel ve yasadışı bir Bektaşi
örgütlenmesi yaratacaktır. Böylece Bektaşîlik,
“Babaganlık” ve “Dedeganlık” adlarıyla
günümüze kadar gelen yapısal bir bölünmeye
uğrayacaktır. Babagan kolu Yeniçerilerin manevî
ihtiyaçları dâhil Osmanlı’nın kontrol aracı
işlevini sürdürürken, Dedegan kolu Anadolu
Alevîliği’nin ağırlıklı merkezi olacaktır.

Bektaşiliğin Tasfi yesi
1700’lerde Kızılbaşlık sorunu esas olarak halledilmiştir.
Artık Bektaşiliğe bu anlamda eskisi
denli büyük bir gereksinim yoktur. Yayılma
da durmuş, buna bağlı olarak kolonizasyon
politikaları da eski önemini kaybetmiştir. Aynı
dönemde Yeniçeri de, devletin bütün kurumlarıyla
yaşadığı çürümeye uğrayacaktır. Artık
eskisi gibi etkin bir zafer makinesi olamadığı
gibi içeride de her soruna müdahil, çoğu zaman
da isyancı, tehditkâr bir güçtür. Askeri
teknolojinin değişimine bağlı olarak da ordunun
yenilenmesi, dolayısıyla Yeniçerinin tasfi -
ye edilmesi gerekmektedir.


Özetle soğukkanlı bir egemenlik aygıtı tarafından
köklerinden çekilip alınan zavallı insanlardan
oluşturulan gayri insanî bir yapıya
sahip olan Yeniçeri, bizzat güvencesi olduğu
gayri insanî düzenin başına sorun olacaktır.
Bunun sonucu Yeniçeri, 1826’da, kendi yaptığı
zulümleri aratacak bir vahşetle, son bireylerine
varana dek imha edilecek; üstüne tüy dikmek
babından bu katliama bir de isim takılacaktı:
Vaka-i Hayriye (hayırlı olay!) Böylece Kapıkulu
devleti, kendi topyekûn çürümesine çare
ararken, en çürümüş parçasını, artık kendisi
için taşınamaz bir yük haline gelen bir uzvunu
kesip atacaktır.


Saraydaki şeriatçı ulema, Yeniçeri katliamının
sıcaklığı daha geçmeden, Nakşibendî,
Mevlevî ve Halvetî tarikatlarıyla birlikte, daha
önce Yeniçeri nedeniyle dokunamadıkları
“sapkın” Bektaşî tarikatının tasfi yesini gündeme
getirecektir. II. Mahmut, Şeyhülislâm Tahir
Efendi’nin fetvasını alıp Bektaşî tarikatını
tasfi ye edecektir.

“Bektaşîler, peygamberlik iddiasından sonra,
karışıklığa yatkın olan halkın kalbini çelip
kötülüklere sürüklediler. Özellikle cahil insanlara
ve Yeniçerilere sokulup işledikleri kötülüklerle
onları da baştan çıkarıp isyan edecek duruma
soktular” gerekçesiyle, “Osmanlı Devleti
yolundaki” şeyhlerin kararı sonucunda 4 Zilhicce
günü önemli Bektaşî önderleri idam, diğerleri
sürgün edilecekti. Bu bağlamda Bektaşî
tekkelerinin çoğu yıkılıp yakılacak, geri kalanlar
camiye çevrilecekti; bir tek Hacı Bektâş
Tekkesi açık bırakılacak, ama onun da başına
bir Nakşibendî şeyhi getirilecekti. Kalan Bektaşî
halkın da ehl-i Sünnet yapılması yönünde
genel bir seferberlik başlatılacaktı (Gülağ Öz,
Yeniçeri Bektaşî İlişkileri, s. 68-71) Böylece
Osmanlı, kuruluşunda temel rol oynamış olan
Bektaşilik, üstelik yüzyıllarca lanet bir işbirliği
yaptırıldıktan sonra tasfi ye edilecekti.


Özetle Bektaşî Dergâhı’nın Yeniçeri Ordusu
ile olan ilişkisi, ordunun kuruluşunda da tasfi
yesinde de dramatik bir muhteva taşıyacak tı.
Osmanlı’ya hizmet, bu devşirme hanedanın
ihtiyaçlarınca belirlenmiş ve bu ihtiyaç bitince
de sadece Yeniçeri değil, Kızılbaş halkın
sisteme boyun eğdirilmesi ve Yeniçeri’nin
eğitiminde temel işlev gören Bektaşi Dergâhı
da tasfi ye edilecekti. Çünkü gelinen noktada
Devlet, boyun eğmiş de olsa bu Bâtıni örgütlenme
ve yoruma tahammül edemeyecek denli
ortodoks bir zihniyetçe fethedilmiştir.



serçeşme 43. sayı


Hakk'ı görmek diler isen

Suret-i insana bak

Arayıp gezme bu halkı

Cismin içre câna bak.


Noksani Baba
Devrim06 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Devrim06 For This Useful Post:
hasan19 (03-06-2009), İşcanbaba (03-06-2009)

Cevapla

Bookmarks

Etiketler
aydın, erdoğan, ilişkisi, osmanlıand#8217da, yeniçeribektaşî


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 04:56.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts