![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik Araştırmaları Güncel alevilik araştırmalarının paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Kontrollü Üye |
BU SEVDAYA DÜŞTÜK BİR KERE Alevi erkanında ‘dede’ lik yapmanın -yol diliyle ifade edersek- ‘cem- cemaat’’ görmenin yada ''görgü sorgu’ yürütmenin- iki şartı vardır: -Ocak soylu olmak yada bir ocaktan el almış olmak -Dört kapının sırlarına vakıf olmak Alevi yolunda büyük bozulma 1930’lu yıllarda başladı,Bozulma 1950’li yıllarda köyden kente göç süreciyle birlikte hızlandı.Altmış yetmiş yıl gibi kısa bir sürede, o muhteşem uygarlık,o kadim erkan adeta yok oldu,göçtü gitti. Alevi yolundaki bu büyük çöküşün en büyük nedeni ‘dede’ olma vasfı taşımayan ocak soylularının erkan kurallarını çiğneyerek ‘dedelik’ yapmalarıydı. Onlar geldikleri ocakların saygınlığının ve inanırlığının üzerine basarak etrafa cehalet saçtılar. ‘Dört kapı disiplini’nden mahrum dedelik kisvesine bürünmüş,ocak soylular okul görmemiş ,bilgisayarla tanışmamış köylü Aleviler üzerinde oldukça inandırıcıydılar.Ancak zaman içinde köylülükten kurtulan Aleviler için onların söylemleri anlamlarını yitirdi..Şehir hayatı ve Alevi toplumunun eğitim seviyesinin yükselmesiyle birlikte bu sözde dedeler devirlerini tamamlamış oldular. Şehir hayatı ve yükselen Alevi bilinci ile bu sözde dedelerin miadını doldu ama Alevilik büyük yaralar almasına rağmen tam olarak ortadan kaldırılamamıştı.Kalan işi tamamlamak için yeni aktörlere ihtiyaç duyuldu. Ben size yarım kalmış bir cinayetin yeni faillerini takdim edeyim; Bunlar Alevi ‘yarım aydınlar’ıdır. Yarım Aydın Gözüyle Alevi Ocakları: Alevi ocakları Alevi toplum yaşamının bütün alanlarına müdahale eden,taliplerinin sosyal yaşamlarını biçimlendiren bir ruhani gücün otoritesi etrafında kenetlenmiş sosyal örgütlenmelerdir. Alevi ocak sistemi aynı zamanda bünyesinde kadim sırlar saklayan ve bu sırları,kendi kurumsal yapısı içinde yetiştirdiği ‘İnsan-ı Kamil’ler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktaran bir gizem okuludur. Alevi ocaklarının tarihi,toplumsal işlevleri ve kurumsal işleyişleri doğru bir perspektifle ortaya konduğunda Alevilikle ilgili pek çok kör nokta aydınlanacakken.Sözde dedelerin hurafelerini devir almış Alevi yarım aydınları tarihin en büyük yalanını büyük bir pişkinlikle tekrarlıyorlar Hamza Aksüt Ocak 2009 da yayınlanan Alevi ocaklarını konu alan kitabında şunları yazıyor; ‘Aleviliğin temel kurumu olan dede ocaklarının ve onlara bağlı toplulukların tarih içinde izini sürdüğümüzde varılan coğrafya Mezopotamya’dır.Bu durum gayet doğaldır.Müslümanlık her ne kadar Mekke ve Medine ‘de ortaya çıkmışsa da Müslüman topluluklar çok kısa bir süre sonra bu coğrafyayı terk ederek Irak ve Suriye’ye taşınmıştır.Suriye Emeviler’in,Irak ise İmam Ali’ye bağlı olanların coğrafyası haline gelmiştir’ s.413 ‘Dede ocakları için verilen sonuçlardan biri de ezici çoğunluğun Musa Kazım’cı olmasıdır.’ (S. 414) ‘Ocakların çoğunluğunun bu durumda olması için şu yorum yapılabilir.Altıncı İmam Cafer-i Sadık’tan sonra imamlık konusunda iki gurup ortaya çıkmıştı.Bunlardan birincisi İmam Cafer’in büyük oğlu İsmail’i İmam olarak tanıyanlar ki bunlara İsmaili’ler dendi.İkinci gurup ise Musa Kazım-ı imam olarak tanıdı ve daha sonra İmamların on ikincisi Muhammed’i Mehdi kabul etti.İşte dede ocaklarındaki Musa Kazımlılığı bu bağlamda ele almak gerekir.’’S.415 ‘Topluluklar etnisitesine göre seyit guruplarının talibi olmuştur. Türk talipler Hacı Bektaş, Dede Garkın,Ağuçan ve Sultan Sahak. Kürt Talipler Baba Mansur Ağuçan, Derviş Cemal ve Sultan Sahak ocaklarının talibidir.’’ S.416 Yakın geçmişte kendisine ‘dede’ süsü vermiş cahil takımı da aynen bunları söylüyorlardı..Onlar uzun metinler yazacak kadar okuma yazma bilmediklerinden bunları kağıda dökememişlerdi. Hamza Aksüt bu hurafeleri olduğu gibi yazıya geçirmiş. Elinde kanıt olarak cahil takımından devraldığı biçare söylemlerden başka hiçbir veri yok. Onun aktarımlarından şu sonuç çıkıyor. -Anadolu’da bulunan Alevi ocaklarının tamamı seyit gurupları,yani Arap soylular tarafından kurulmuşlardır.Bu ocakların kurucuları da ezici çoğunluğu Musai Kazım’ın (745-799) torunlarıdır. Yani; Pir Sultan Abdal,Battal Gazi,Baba İlyas,Yunus Emre,Kızıldeli Sultan,Hacı Bektaş-i Veli,Abdal Musa,,Güvenç Abdal,Kaygusuz Abdal, Baba Tekeli,Nur Halife,Hubyar Sultan, Cemal Abdal,Kalender Çelebi ve diğer Alevi mürşitler imamların soyundan gelen Arap asilzadeleriydiler. Anadolu’da ve Balkanlar’da iki yüz elliden fazla Alevi ocağı var.Bu ocak soylularının nüfusu elde net bir veri olmamasına rağmen milyonları buluyor olmalıdır.Bu sayı Musai Kazım’ın Irak Suriye İran ve Arabistan’daki akrabalarının toplam sayısından çok ama çok fazladır. Akla gelen sorular şunlar; -Araplar Anadolu’da bu kadar çok sayıda akrabalarının bulunduğunun ve bu akrabalarının yüzyıllar boyunca Anadolu’ya ışık saçtıklarının neden farkında bile değiller. -Musai Kazım’ın elli dört yıl sürmüş yaşamı boyunca Anadolu’ya hiç uğramadığı biliniyor,.O halde onun Anadolu’daki bu geniş akraba topluluğu nasıl ortaya çıktı. (Hamza Aksüt’ün bu konuda bir açıklaması yok.) Benim aklıma iki ihtimal geliyor. Birinci ihtimal; Onuncu yüzyıldan başlayarak Anadolu’ya büyük bir Arap göçü yaşandı.(Herhalde tarih yazıcılarının dalgınlığına geldi, bu büyük göçü yazmayı unuttular) Göç edenlerin büyük çoğunluğu Musai Kazım’ın torunlarıydılar.Bunlar Anadolu’ya yerleştikten sonra kendi dilleri Arapça’yı bir kenara bırakarak Bağlama çalıp,Türkçe nefesler söyleyip,Kürtçe sohbetler etmeye başladılar.Ortaya Alevilik çıktı İkinci ihtimal; Onuncu ve on birinci yüzyıllarda Asya üzerinden Anadolu’ya doğru yola çıkan Türklerin arasından çok sayıda Türk kadını göç yolları üzerinde Musai Kazımın akrabaları ile kısa süreli evlilikler yaptılar.Kucaklarında (yada karınlarında) bu evlilikten olan çocuklarla Anadolu’ya geldiler.Anadolu’da Aleviliğin temellerini atan işte bu çocuklardır. İçini açıp ta baktığımız zaman komik gelen bu zırvalar ‘ak kağıt’ üzerinden ‘yarım aydınlar’ eli ile yeniden pazarlanılmaya çalışılıyor.Kağıtlar ve zihinler kirletiliyor. Esas olan gözlerden kaçırılıyor. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Ali karul For This Useful Post: | yolcudede (02-27-2009) |
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Alevi Ocaklarının Kökleri:
Anadolu’da Alevi Ocaklarının tarihi. Hitit-Luvi çağında ‘Kadın Ana’ya (Ma) adanmış dergah devletlerle başladı. Bu dergah devletlerde kutsal ayinlerin yapıldığı yere ‘’Kadın Ana’nın evi’’denilirdi (Ma beth) Luvi dilinde, Ma: Kadın ana, Beth, Ev, demektir. Bu sözcük.( Mabeth) zaman içinde ‘mabet’e dönüşmüştür. Eski çağda ’Ma beth’lerde yaşayan ve tüm yaşamlarını ‘mabeth’lere adamış ruhanilerin , ‘mabeth’le olan aidiyet bağını vurgulayan bir isimle adlandırılmış olmaları yadsınamaz bir ihtimaldir.. Alevi ocaklarının köklerini Arap çöllerine taşımakta mahir olan yarım aydınların sırtlarını dayadıkları, ‘Ehli beyt’ sözcüğünün ‘ev ehli’yada ‘ev halkından olan anlamına geldiği herkesçe bilinir.Ancak o çok tekrarlandığı için herkesçe doğru olarak kabul edilen çok yaygın ve çok yanlış bilginin aksine bu tanımlama içindeki ‘ ’ev’ Hz. Ali’nin evi değildir.Burada bir gizli anlam vardır. Burada kast edilen ev ‘Kadın Ana’nın evi’dir.Yani ‘Mabeth’tir. Bu bir sırdır.’Alevi ince yolu’ içinde taşıyabilecek olana aktarılan ‘sırr-ı hakikatler’den yalnızca bir tanesidir. Bana öyle geliyor ki;Alevi terminolojisi içinde bundan böyle;‘Ehli beyt’ sözcüğü yerine ‘Ehli Mabeth’ yada kısaca ‘ Ehli Beth ‘ sözcüğünü kullanmanın zamanı gelmiştir.Şu yarım aydınların elinden sevdikleri oyuncaklardan birini daha alma vaktidir. Alevi yarım aydınları Alevi ocaklarının köklerini Arap çöllerine taşımak için birbirleri ile yarış ededursunlar,Roma İmparatorluğunun Senato kararları onları yalanlıyor.Arkeolojik bulgular; Roma İmparatorluğu Senatosunca bu ocaklara ‘kutsallık ve dokunulmazlık’’ statüsü verildiğini ortaya çıkardı. (Kanıt Tokat müzesi bahçesinde sergilenen mermer kiriş üzerindeki yazı) Alevi yarım aydınlarını yalanlayanlardan biri de Strabon; Eski çağın ünlü gezgini ve coğrafyacısı Strabon Hacı Bektaşi Veli Ocağının iki bin yıl öncesinden kaydını tutmuş. Strabon bu kadim dergahın birinci yüzyılda üç bin yatılı dervişi olduğunu ve yılda yüz talanton’luk gelir sağlayan geniş arazileri bulunduğunu zikrediyor. (Strabon,Geographika XII.2) Charles Texier benzer bir tespitle Battal Gazi ocağının geçmişinin eski çağa dayandığını güvenilir verilerle açıklıyor.(Charles Texier- Asia Minor) A.W.Hasluck’ta ‘Bektaşilik Tetkikleri’ adlı çalışmasında aynı görüşleri dile getiriyor. İslam coğrafyası içinde yaşamak zorunda kalan Alevi ocakları savunma güdüsü ile gerçek bilgiyi sır ederek,düşmanlarını bir nebze olsun savuşturdular..Alevi ocakları,çaresizlikten geliştirdikleri bu korunma kalkanının içine Musai Kazım’ı da katarak ve bu söylemlerini uydurma soy ağaçları ile süsleyerek dışarıya karşı daha inandırıcı olmaya çalıştılar.Ancak bunların hiçbirisi gerçek değildi. Gerçek değildi çünkü; Musai Kazım’ın ne kendisi, ne öncelleri ne de ardılları bırakın Aleviliğin kurucu mürşitleri olmayı Aleviliğin ‘A’sından bile haberdar değillerdi. İşte Alevilik denince ilk akla gelenler -Ayin-i Cem -On iki hizmetli -Kırklar meclisi -Varlığın birliği -Semah -Nefes,bağlama -Dört kapı kırk makam -Alevi ocak sistemi ve dedelik kurumu -Dem alma -Musahiplik -Düşkünlük Hz.Ali’nin tüm yaşamı boyunca verdiği hutbeleri,emirleri,mektupları,hikmet ve vecizeleri (Nec’ül Belaga) ve kendi yazdığı divanı ortada Hz. Ali’nin eserlerinde yukarıda zikredilenlerden hangisinin iğne ucu kadar izi var.? Hz. Ali’nin yazdıklarında ve söylediklerinde Aleviliğin izi bile yok ta diğer on bir İmamın eserlerinde var mı ? Onlarda da yok tabii On iki imamların dudaklarından, Alevilikle ilgili olabilecek en küçük bir söz bile dökülmemişse ,yazdıklarında da zerre kadar Alevilik yoksa ve İslamiyet’in bu ünlü şahsiyetleri yaşamlarını da birer Alevi gibi sürdürmemişlerse, onları nasıl Alevi yolunun kurucu mürşitleri olarak kabul edeceğiz.Bu kabulümüzü hangi akademik ve bilimsel verilere dayandıracağız. Hal böyleyken cahil takımından devir alınmış,mantık ve izan süzgecinden geçirilmemiş,paralel kanıtları bulunmayan hurafelere nasıl itibar edeceğiz. Aydın olmanın ilk şartı şüphe etmek değil midir? Esas Üzerinden Tartışma Daveti; Alevi ocaklarının on iki imamlara bağlanabilmesi için öncelikle Aleviliğin İslam’ın içinde olduğunun kanıtlanması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Eskinin yalanlarına terzilik edenler Meydana çıksınlar.Aleviliğin İslam’ın içine nasıl sığdığını İslam’ın da Aleviliği kendi bünyesine nasıl kabul ettiğini Alevi kamuoyu önünde tartışalım. Alevilik İslam’ın içindeyse zaten benim yazdıklarımın tamamın yalan-yanlış şeyler olduğu,üzerinde konuşulmaya bile değer olmadıkları ortaya çıkacaktır.Bu durumda,yalan yanlış şeyleri tartışarak, kendimizi ve kamuoyunu meşgul etmeden kısa yoldan aydınlanmış ve doğrulara kavuşmuş oluruz.Benim yazdıklarımın detaylarını tartışmaya gerek bile kalmaz. Eğer Alevilik,benim iddia ettiğim gibi bir başka bünyenin içine sığdırılamayacak kadar ulu bir yol ise.Edep, erkan ile yapılacak tartışmadan böyle bir sonuç çıkarsa; O zaman benim yazdıklarım üzerinden tartışmamıza ve arayışımıza devam ederiz. Ben bu daveti önceki makalemde de yaptım Hamza Aksüt’ün davet’e cevabı şu oldu; ‘’Ben, Aleviler İslam içidir ya da İslam dışıdır gibi anlamsız ve karşıtlarımızın kurduğu tartışma tuzağına düşmem.’’ Şu yanıta bakar mısınız? Tüm Alevi ocaklarını hiçbir kanıt ve belge göstermeden ucuz bir senaryo eşliğinde kendi köklerinden koparıp Arap çöllerine taşıyan sen; zaten bu tartışmanın keskin bir tarafı olmuş olmadın mı? Sen tartışmaya göbekten müdahil değil misin?. Kamuoyuna sunduğun bir çalışma var .Diyorsun ki Alevi ocakları Musai Kazım’a bağlıdır. Ben de diyorum ki bunu öne sürebilmek için önce Aleviliğin İslam’ın içinde olduğunu kanıtlayabilmen gerekir İşte meydan. Gel ve kanıtla. Kanıtlayamazsın,sen de kanıtlayamazsın kimseler de kanıtlayamaz. Çünkü Alevilik sizlerin biçtiği o elbisenin içine sığmayacak kadar kadimdir ve uludur. Çünkü cebinizdeki bir avuç çöl kumu ile bu görkemli uygarlığın üzerini kapatamazsınız. Aleviliğin Tanımı Hamza Aksüt; ‘’Ben, Aleviler İslam içidir ya da İslam dışıdır gibi anlamsız ve karşıtlarımızın kurduğu tartışma tuzağına düşmem.’’ diyor ve hemen ekliyor, ‘Alevilik Aleviliktir’ Bir öğrenci zorlandığı soru karşısında kalkıp sınıfta öğretmenine ‘Ben deniz suyu tuzlu mudur değil midir tartışmam.Deniz denizdir’ yanıtını verse, yada ‘Ben Amerika ne zaman keşfedildi tartışmasına girmem Amerika ,Amerika’dır’’ tarzında cevaplarla öğretmenini oyalamaya kalksa, kırık not almaktan kurtulamazdı. . Hamza Aksüt’ün notunu siz verin. Hamza Aksüt’ün notunu siz verin ama müsaade edin bu cümlenin içinde barındırdığı sinsi tuzağı ben açıklayayım Bugün Alevi yolu kaybolmuş,erkanı dağılmış,ocaklar yıkılmış. Tarumar olmuşuz.Geçmişimiz çalınmış,toplumsal belleğimiz silinip gitmiş. Aleviliği eritip ortadan kaldırmak isteyenler,kendi benliğimize kavuşmamızı,hafızamızı tazelememizi,yitirdiklerimizi tekrar bulmamızı asla istemiyorlar. Onlar Aleviliğin bugünkü fotoğrafını çekip bu görüntüyü Aleviliğin kendisi imiş gibi kitlelere kabul ettirmeye çalışıyorlar. -Alevilik,Aleviliktir. Karıştırmayın,araştırmayın diyorlar. Onlar bu kaba tanımla yetinmemizi isteseler de biz kendi aslımızı geçmişimizi ve varlık sebebimizi ‘demirin üstünde karınca izi’ arar gibi arayacağız. Çünkü bu sevdaya düştük bir kere. Yalan Dükkanı: Bir başka ‘yarım aydın’ çıkmış benim Aleviliği Orta Asya’ya bağlama çabasında olduğumu yazmış. Bunun cevabını son kitabımdan bir alıntı ile vermek istiyorum; ‘’Bu toprakların kesintisiz, tutkulu ve uzun soluklu macerası bir film şeridi gibi gözlerimizin önüne seriliyor. Destan tadında bir serüvenle, yazılmamış bir tarihle başbaşa kalıyoruz. Halkalar birbirine eklendikçe anlıyoruz ki; Luviler, bu toprakların en sessiz ve en derin uygarlığını yaratanlar, bu coğrafyanın en eski yerlileri ve asıl sahipleri, bu topraklarda her zaman var oldular ve hâlâ aramızdalar. Bugünün Alevileri var olmak, varlıklarını sürdürebilmek uğruna toplumsal hafızalarından vazgeçmiş görünseler de, ya da belleklerinin bir bölümünü hakikaten yitirmiş olsalar da gerçek o ki; bu toprakların en eski yerleşik halkı Luviler, Truva’yı Yunan yağmasına karşı savunan kadın ve erkek savaşçılar, Truvalılar’a yardıma koşan Karyalılar, Likyalılar, Pisidyalılar, Anadolu dergâh-devletlerinin yeminli vatandaşları, Çankırı Konsili’nin lanetlediği, örgütlü kadınlar, aynı örgütlenmenin ardılları, aynı sevdanın tutkunları, Karacahöyük’deki kadın dervişler, Malya Ovası’nın mağlupları, Alevi nizamının son büyük kurucusu Abdal Musa ve daha niceleri unutulmaya yüz tutmuş görkemli bir tarihin, kaybolmadan günümüze ulaşabilmiş parçalarıdırlar. Aleviliğin on bin yıldan uzun sürmüş tarihi, Anadolu’nun beşeri tarihi ile aynı yaştadır. Bu topraklar üzerinde insanlığın varlığı ile birlikte ortaya çıkıp, çoğala çoğala bugüne ulaşmış bu zengin kültürel miras uzun süre Türk-İslam sentezinin yoksul duvarları arasına hapsedilmeye çalışıldı. Kendilerini ‘dava adamı’ olarak niteleyen acemi kurgucular; bu coğrafya da yeşermiş, bin bir türlü renge ve kokuya sahip eşsiz güzellikteki çiçeklerin köklerini bazen susuz Arap çöllerinde bazen de çorak Asya bozkırlarında aradılar. Arkeoloji, antropoloji ve genetik bilimlerinde ulaşılan bilgilerle, hayal mahsulü göç masalları ve hamasi etnisite tiradları büyük ve ani bir çöküşle gözden düştüler. Artık biliyoruz ki etnik ve inanç köklerimiz de, zengin kültür mirasımızın beslendiği asıl kaynaklar da bu topraklardadır. Ruhumuzu sarhoş eden en keskin ve en yoğun kokular, bu muhteşem rayiha, kendi bahçemizden geliyor. Gözlerimizi kamaştıran, etrafımızı sarmalayan, bizleri aklımızdan eden, eşsiz renk çeşitliliği; ışığını bu gökyüzünden aldı.’’ (Aleviliğin Kökler s.182) Bir yalan dükkanı açmışsınız.İçinde ne ararsan var. Aldığınız yalan Sattığınız yalan Tarttığınız yalan Bu yalan dükkanında iftira da var,haksız ve mesnetsiz isnat da var. Ne yok bu dükkanda derseniz; Bu dükkanda önce insaf yok. Bu dükkanda ‘Gerçekler’ yok Halbuki Alevilik dediğin ‘Gerçeklerin demi ‘dir Erdoğan Çınar 23.Şubat.2008-İstanbul İlgilisine not:Bizans tarihinde Silvanus,Carbeas ve Chrysocheir adları ile anılan Pavlikan önderlerinin ,Alevi erkanı içinde,Pir Sultan Abdal,Hüseyin Gazi Ve Battal Gazi isimleri ile varlıklarını sürdürdüklerine dair geniş makalemi yakında okurlar ile paylaşacağım. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Ali karul For This Useful Post: | yolcudede (02-27-2009) |
|
|
#3 |
|
Kontrollü Üye Bulunduğu yer: Rusya
Yas: 43
Üye No: 28
Mesajlar: 244
Thanks: 426
Thanked 544 Times in 172 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 229
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() |
Sayın Erdoğan Çınar'dan ,Yeni bir tartışma konusu daha!!!!
Alevi Ocaklarının Kökleri: Anadolu’da Alevi Ocaklarının tarihi. Hitit-Luvi çağında ‘Kadın Ana’ya (Ma) adanmış dergah devletlerle başladı. Bu dergah devletlerde kutsal ayinlerin yapıldığı yere ‘’Kadın Ana’nın evi’’denilirdi (Ma beth) Luvi dilinde, Ma: Kadın ana, Beth, Ev, demektir. Bu sözcük.( Mabeth) zaman içinde ‘mabet’e dönüşmüştür. Eski çağda ’Ma beth’lerde yaşayan ve tüm yaşamlarını ‘mabeth’lere adamış ruhanilerin , ‘mabeth’le olan aidiyet bağını vurgulayan bir isimle adlandırılmış olmaları yadsınamaz bir ihtimaldir.. Alevi ocaklarının köklerini Arap çöllerine taşımakta mahir olan yarım aydınların sırtlarını dayadıkları, ‘Ehli beyt’ sözcüğünün ‘ev ehli’yada ‘ev halkından olan anlamına geldiği herkesçe bilinir.Ancak o çok tekrarlandığı için herkesçe doğru olarak kabul edilen çok yaygın ve çok yanlış bilginin aksine bu tanımlama içindeki ‘ ’ev’ Hz. Ali’nin evi değildir.Burada bir gizli anlam vardır. Burada kast edilen ev ‘Kadın Ana’nın evi’dir.Yani ‘Mabeth’tir. Bu bir sırdır.’Alevi ince yolu’ içinde taşıyabilecek olana aktarılan ‘sırr-ı hakikatler’den yalnızca bir tanesidir. Bana öyle geliyor ki;Alevi terminolojisi içinde bundan böyle;‘Ehli beyt’ sözcüğü yerine ‘Ehli Mabeth’ yada kısaca ‘ Ehli Beth ‘ sözcüğünü kullanmanın zamanı gelmiştir.Şu yarım aydınların elinden sevdikleri oyuncaklardan birini daha alma vaktidir. Alevi yarım aydınları Alevi ocaklarının köklerini Arap çöllerine taşımak için birbirleri ile yarış ededursunlar,Roma İmparatorluğunun Senato kararları onları yalanlıyor.Arkeolojik bulgular; Roma İmparatorluğu Senatosunca bu ocaklara ‘kutsallık ve dokunulmazlık’’ statüsü verildiğini ortaya çıkardı. (Kanıt Tokat müzesi bahçesinde sergilenen mermer kiriş üzerindeki yazı) Alevi yarım aydınlarını yalanlayanlardan biri de Strabon; Eski çağın ünlü gezgini ve coğrafyacısı Strabon Hacı Bektaşi Veli Ocağının iki bin yıl öncesinden kaydını tutmuş. Strabon bu kadim dergahın birinci yüzyılda üç bin yatılı dervişi olduğunu ve yılda yüz talanton’luk gelir sağlayan geniş arazileri bulunduğunu zikrediyor. (Strabon,Geographika XII.2) Charles Texier benzer bir tespitle Battal Gazi ocağının geçmişinin eski çağa dayandığını güvenilir verilerle açıklıyor.(Charles Texier- Asia Minor) A.W.Hasluck’ta ‘Bektaşilik Tetkikleri’ adlı çalışmasında aynı görüşleri dile getiriyor. İslam coğrafyası içinde yaşamak zorunda kalan Alevi ocakları savunma güdüsü ile gerçek bilgiyi sır ederek,düşmanlarını bir nebze olsun savuşturdular..Alevi ocakları,çaresizlikten geliştirdikleri bu korunma kalkanının içine Musai Kazım’ı da katarak ve bu söylemlerini uydurma soy ağaçları ile süsleyerek dışarıya karşı daha inandırıcı olmaya çalıştılar.Ancak bunların hiçbirisi gerçek değildi. Gerçek değildi çünkü; Musai Kazım’ın ne kendisi, ne öncelleri ne de ardılları bırakın Aleviliğin kurucu mürşitleri olmayı Aleviliğin ‘A’sından bile haberdar değillerdi. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Ali karul For This Useful Post: | yolcudede (02-27-2009) |
|
|
#4 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: ankara
Yas: 35
Üye No: 27
Mesajlar: 1.157
Thanks: 2328
Thanked 1647 Times in 735 Posts REP Gücü : 17
REP Puanı : 648
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
sayın erdoğan çınar çok agır konuşmuş gönül isterdiki kendini alevi aydını olarak tanıtan zatı muhterem beyefendiler başkalarını aşağılamak yerine ilimlerini konuştursunlar ama görünen o ki sözün bittiği yerde hakaretlere başvuruluyor keşke herkes ilmini konuştursa bizde gösterdikleri kanıtlar sundukları tezlerden yola çıkarak kim haklıdır kim değildir karar verebilseydik bu anlamda saygı deger alevi aydınlarımızı degerli büyüklerimizi sağ duyuya davet ediyorum lütfen ilminizle konuşun bizleri ilminizle aydınlatın kişisel polemiklerin içinde olmak istemiyoruz aleviliği siyasete çevirmeyin yıllardır bıktıgımız erdogan ve baykal muhabbetinden farklı şeyler yapın biz alevilerin aydınlatılmaya ihtiyacı var gençlerimizin aleviliği en güzel şekliyle ögrenmeye ihtiyacı var sözüm sadece erdogan çınar beyfendiye değildir sözüm elevi aydını olduğunu söyleyen bütün büyüklerimizedir dikkate alınmasını rica ediyorum saygılarımla
Gönül, niçin ahvalimi bilmezsin? Yürekte yaralar türlü türlüdür. Öğüt versem, öğüdümü almazsın, Yürekte yaralar türlü türlüdür. Ah n'eyleyim karşımızda ölüm var, Ölüm dedikleri kanlı zalim var. Ne ağlayıp ne gülecek halim var, Yürekte yaralar türlü türlüdür. Pir Sultan Abdal'ım, ben de böyleyim, Emir Hak'tan geldi, kime ne deyim? Derdim çoktur, hangi birin söyleyim? Yürekte yaralar türlü türlüdür. Pir Sultan Abdal |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to sibele For This Useful Post: |
|
|
#5 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 1217
Mesajlar: 170
Thanks: 359
Thanked 380 Times in 146 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
“Kendilerini ‘dava adamı’ olarak niteleyen acemi kurgucular; bu coğrafya da yeşermiş, bin bir türlü renge ve kokuya sahip eşsiz güzellikteki çiçeklerin köklerini bazen susuz Arap çöllerinde bazen de çorak Asya bozkırlarında aradılar. Arkeoloji, antropoloji ve genetik bilimlerinde ulaşılan bilgilerle, hayal mahsulü göç masalları ve hamasi etnisite tiradları büyük ve ani bir çöküşle gözden düştüler.”
Diyorsunuz. Aşağıdaki alıntılar size mi ait? Bunları siz yazdınız mı? Aluvileri, Luvileri Orta Asya’dan getiren kim? “Hayal mahsulü göçler”i siz yazmadınız mı? Şu sorulara cevap veriniz. Yalana dolana kaçmadan… 1. “Luvilerin kim oldukları bilinmiyor. Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 31) a) Luvilerin kim oldukları biliniyor mu? b) Anadolu’ya Asya’dan geldiklerine dair kesin olmayan izler var mı? 2. “Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler’in de ayak izleri bizi Asya’nın içlerine götürüyor. Bilinmeyen kadim bir tarihte, onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden gelmişlerdi.” (age., s. 182) a) Anadolu’nun bilinen en eski halkı Luviler midir? b) Luvilerin ayak izleri bizleri Asya’nın içlerine götürüyor mu? c) Bilinmeyen kadim bir tarihte onlar da Anadolu’ya Asya’nın içlerinden mi gelmişlerdi? d) Orta Asya içleri o zaman bozkır mıydı? 3. “James Churchward tarafından batı Tibet’te bir manastırda bulunarak okunan Naakal Yazıtları, Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğu’ndan kurtarılarak Batı Tibet’e taşınmış kutsal belgelerdi. Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişlerdi.” (205 Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, Chiviyazıları Yayınları, İstanbul 2004, s. 182) a) Uygur İmparatorluğu Tufan’da sular altında kalmış mıdır? b) Naakal Yazıtları Tufan ile birlikte sular altında kalan Uygur İmparatorluğundan Batı Tibet’e taşınmış mıdır? c) Sümerliler de büyük bir ihtimalle Tufan’la birlikte Asya içlerinden kopup, suların önünden kaçarak Asya içlerinden, Tufan’dan en az etkilenen bir bölgeye, Aşağı Mezopotamya’ya gelerek yerleşmişler midir? 4. “Sümerler uygarlıklarını taşıdıkları Aşağı Mezopotamya’daki ilk yerleşim yerine ‘Pek çok uzakta kurulan ev’ anlamına gelen ERİDU ismini verdiler. Belli ki çok uzak bir yerden gelmişlerdi. Yeterli kanıt olmamakla birlikte Hazar denizinin ötesinden, Asya’nın içlerinden geldiklerine dair önemli ipuçları vardır. Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlardı. … Sezgilerimize güvenerek şunu söyleyebiliriz: Orta Asya yeryüzünde Tufan’dan en fazla etkilenen yerlerden biriydi. Anayurtları sular altıda kaldıktan sonra Sümerliler sellerin önünden kaçarak Aşağı Mezopotamya’ya gelmişler ve asıl yurtlarından ‘Pek çok uzakta olan ev’i ERİDU’yu kurmuşlardı. Ve muhtemeldir ki inanışlarının kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu idi.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 184) a) Sümerler Orta Asya Türkçesine benzer eklemeli bir dil kullanıyorlar mıydı? b) Sümerlerin ana yurdu Orta Asya mıydı? c) Sümer inanışının asıl kaynağı Tufan ile birlikte ortadan kalkan Uygur İmparatorluğu muydu? 5. “Tufan’dan sonra Orta Asya’da kalarak yurtlarını terk etmeyen Türkler de muhtemelen o bölgeden göçerek Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerliler gibi gökte (tengri gibi tengri olmuş) yaratıldıklarına dair inançlarını binlerce yıl boyunca korumuş olmalılar.” (Erdoğan Çınar, Aleviliğin Gizli Tarihi, s. 182) a) Tufan’dan sonra Orta Asya’da Türkler kalmış mıydı? b) O Türkler de o bölgeden göçerek Aşağı Mezopotamya’ya yerleşen Sümerler gibi gökte (tengri gibi tengri olmuş) yaratıldıklarına dair inançlarını binlerce yıl boyunca korumuşlar mıydı? c) Orta Asya’da kalan Türkler de Büyük Uygur İmparatorluğu’na mı aittiler? Sayın Erdoğan Çınar [b]Kendi kitaplarınızdaki kendi düşüncelerinizi bir kere daha tekrar edin lütfen, bekliyoruz. Bakalım Orta Asya bozkırlarını, hayal mahsulü göçleri kim savunmuş. Bu sorulara başka sözde bilim adamlarının, ırkçıların alıntılarıyla değil, kendi görüşlerinizle cevap veriniz. Son yapılan tetkiklere göre Luviler Orta Asya bozkırlarının neresinden gelmişlerdi? Konu aliimren tarafindan (02-24-2009 Saat 22:57 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: ankara
Yas: 35
Üye No: 27
Mesajlar: 1.157
Thanks: 2328
Thanked 1647 Times in 735 Posts REP Gücü : 17
REP Puanı : 648
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
sevgili aliimren çok yerinde ve güzel sorular sormuşsunuz agzınıza sağlık ama yazınız epeyce küçük harfle yazılmış okumakta çok zorlandım cevapları bende merakla bekliyorum
|
|
|
|
|
|
#7 | |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 1217
Mesajlar: 170
Thanks: 359
Thanked 380 Times in 146 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Bende senin gibi dört gözle cevapları bekliyorum. Gerçi sayın Karul sorulara cevap vermek yerine, soruya soru ile cevap vermeyi daha çok seviyor ama bakalım ne olacak... |
|
|
|
|
| The Following User Says Thank You to aliimren For This Useful Post: | sibele (02-28-2009) |
|
|
#8 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: Almanya/Berlin
Üye No: 511
Mesajlar: 80
Thanks: 238
Thanked 184 Times in 70 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Ask ile Sibela can ,Tamda bu günlerde ,yilardir bekledigimiz belki üslüp olarak agir geldiysede ama bir gün bir baslatmasi gerekirdi bu tartismayi ,Bakin sizin pir sultan abdaldan verdiginiz bir örnekle baslayim ,
Dar Günümde Dustum Düşmanı Beli Oldu Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu Ecel Fermanı Boymuna Takıldı Gerek Vura Gerek Asa lar Beni Beni Beni Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni Beni Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni. Bakin asimlasyon nasil baslamis bize yilardir dinledigimizi bir deyis .Nasil oluyorda benim yol kardesim ipe gidecek ben kalkacagim yol kardesimi tasla degilde güll atacagim .bu ne bicim periz ne bicim lahana demezlermi can,Kendi kendimize yabancilasan yolumuzdan erkanimizdan ,pirmizden ,mürsüdümüzden semahimizdan demimizden yok etme politikasi degilde ne bu can,simdi burda ne demek istemisler bunuda pir sultana mal ederek ,bakin ben sizin en kutsal yolunuzu(Müsahiplik kurumu alevi erkanin olmasa olmazi ) bitirmek isitiyorum diyor bizde buna alkis la cevap veriyoruz can,yada size birisi bir tokat atacak sizde bu olmadi obur yanagima da furun diyecekseniz.bence bu hikaye can asimlasyon hikayesi ,nasil olur can benim yol kardesimi dar agacinda asacaklar bende ona güll atacagim hikaye can masal yalan dolan bunlar ,Tamda burda Erdogan Cinar cokta saygi duydugum etkilendigim bir Yazarimiz vede bilm insanimiz .Tamda zamani can cok gec kalinmis bir davanin izini yolunu sürüyor ,olsun can aslinda az bile söylemleri can ,dokunsun can dokunsun ki gelecek aydinlik günler bizlerin olsun , Korkuyla asimlasyonla yilardir biktik artik olsun can dokunsun .Ask ile yol ile sabir ile dil ile ,Yolcudede yolumuz aydinlik olsun isik olsun karanliklar aydinlansin . |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to yolcudede For This Useful Post: | sibele (02-28-2009) |
|
|
#9 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: Almanya/Berlin
Üye No: 511
Mesajlar: 80
Thanks: 238
Thanked 184 Times in 70 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Ask ile sir ile sabir ile yol ile can.
Yüreginizin en derin yerinden öperiz can yolunuz aydinlik yolu isik yolu ,bizleride bu yolda aydinlatiyorsunuz ,Sizlere cok tesekür bile az gelir ,yilardir ama yy yilardir bizleri yalan ile dolan ile,yolari yolumuz degil ,bilgileri bilimizdegil anlatiyorlar yilardir cöl masali ile avutmuslar ,yilardir bu masllarla büyüyen sözde Evladi Resuler (Sorsaniz siz arapmisiniz hepsi birden asla nasil oluyor hem evladi resulum diyeceksin hemde asla )islerine gelmiyor böylesine bilmsel ,aciklamalarda nasilde gelsin .hangi bir size sorsam hangi bir evladi resulum diyen dedelerin elinde kitap evinde internet var kacinin ,yilardir korkar olmuslar kitaplardan yalniz hepsinden degil ,kitap derken .Sünü kaynakli Kurana bagli kitaplarin hepsi var elerinde ,Ama alevi Yoluna Erkanina uygun kitaplardan korkar olmuslar cünki bunlar isik olacak aydinlatacak ,Korkar olmuslar ILimden Bilgiden Yoldan ,Nerden bilsinlerki bir gün Önlerine KOcaman Bir ULu Cinarin Cikacagini can , Yüreginize Kaleminze saglik can,Isik ile yol ile bilim ile sabir ile yürek ile .Yolcuded yolunu sürene Askola isik ila xizir yoldasiniz vede sirdasiniz olsun Ask ile |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to yolcudede For This Useful Post: | sibele (02-28-2009) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||