![]() |
|
![]() |
|||||||
| Ünsal Öztürk Ünsal Öztürk Makalelerinin Okudugu ve makalelere soru ve yorumların yapılacağı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
ERDOĞAN ÇINAR’I SAVUNMAYA ÇALIŞANLAR, ERDOĞAN ÇINAR’I TERK EDİNİZ!
Bu yazıyı okumaya başlamadan önce önyargılarınızı bir tarafa bırakınız, önünüze İç Anadolu bölgesini gösteren bir harita koyunuz. Kızılırmak ile Tuz Gölü arasına dikkatinizi yoğunlaştırınız. Bu yazıyı bitirdiğinizde Erdoğan Çınar’ın temel yalan ve tahrifatlarından birini daha görmüş olacaksınız. Bu yazının konusu Vanesa, Morimene, Zeus Tapınağı, Hacı Bektaş yerleşim yeri ve Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı’dır. Acaba Hacı Bektaş ilçesindeki Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı’nın bulunduğu yer, Strabon’un sözünü ettiği Morimene midir, değil midir? Acaba I. Yüzyılda yaşayan Strabon, XIII. Yüzyılda yaşayan Hacı Bektaş-ı Veli’den ad alan Hacı Bektaş Dergâhı’nı kayda geçirebilir mi? Yalnızca kayıtlı üyüyeler ve giriş yapan üyeler linkleri görebilir. Gençaleviler sitesine üye olmak için tıklayınız... Öncelikle Erdoğan Çınar’dan bir alıntı ile yazıya başlayalım: “Strabon’un anı-gezi notlarında bir üçüncü dergâh-devletten daha bahseder ki bu dergâh-devlet Ouanesa’daki Morimene idi. Strabon’un Ouanesa olarak Helen diline uyarladığı bu yerin adı, Hıristiyanlık öncesi kayıtlarda Vanesa olarak geçer. Vanesa, Luvi kökenli bir kelime olup ‘Ana Kraliçe’ anlamına gelmektedir. Luvi adı taşıyan ve kökleri kuşkusuz Luvilere kadar uzanan ve isminden ‘Kadın Analar’ tarafından yönetilen bir ‘dergâh-devlet’ olduğunu tahmin edebildiğimiz Vanesa-Morimene, bugün Aleviliğin en büyük mabedi sayılan Karacahöyük’teki Hacı Bektaş-i Veli Dergâhı’nın ta kendisidir.” (Aleviliğin Kökleri, s. 60) Erdoğan Çınar, Morimene’yi Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı olarak, “Kadın Analar” tarafından yönetilen bir “dergâh-devlet” olarak okurun önüne koymuştur. Tarihsel gerçekler yazdıklarını doğruluyor mu, hep birlikte buna karar vermemiz gerekiyor. Önünüze koyduğunuz haritaya bakınız ve Hacı Bektaş’ın yerini işaretleyiniz. Morimene ile ilgili Strabon’un yazdıkları şunlardır: “Zeus Dakieos rahipliği, rütbece üçüncü geliyordu. Bu Enyo’ya kıyasla bir derece aşağı ise de söz etmeye değer. Burada, çevresi oldukça büyük olan bir tuzlu göl vardır. O kadar yüksek ve sarp yamaçların arasına sıkışmıştır ki, insanlar ona, ancak merdivene benzer basamaklarla ulaşabilirler. Söylediklerine göre su ne azalır ne de gözle görülen herhangi bir yerden dışarı doğru akar.” (Strabon, Gegraphika, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s. 7) Görüldüğü gibi Strabon “Zeus Dakieos rahipliği”nden söz ediyor. Zeus rahipliğinin Komana’daki Enyo tapınağından sonra ikinci geldiğini vurguluyor. Bu rahipliğin olduğu yerde çevresi oldukça büyük olan tuzlu bir gölün bulunduğunu söylüyor. Tapınağın oldukça sarp ve yüksek yamaçların arasına sıkışmış olduğunu, ancak çok dik bir merdivenle çıkılabildiğini belirtiyor. Su kuyularından da söz ediyor. Kuyu suyunun azalıp çoğalmadığını, herhangi bir yerden yeryüzüne çıkmadığını anlatıyor. Morimene ile ilgili Strabon şunları da söylüyor: “Ouenasa’daki Morimene’de, üç bin hizmetkârı barındıran Ouenasa Zeus’una ait bir tapınakla rahibe yılda yüz talandon’luk bir gelir sağlayan verimli ve kutsal bir arazi bulunur. Komana’da olduğu gibi bu da yaşamı boyunca rahiplik eder ve rütbe itibariyle Komana rahibinden sonra ikinci gelir.” (Strabon, age., s. 7-8) Morimene’deki tapınağın Zeus Tapınağı olduğu, rahip tarafından yönetildiği, verimli bir kutsal araziye sahip olduğu; elde edilen gelirin rahibe ait olduğu; Zeus Tapınağı rahibinin aynen Komana’da olduğu gibi yaşamı boyunca rahiplik ettiği Strabon’un anlattıkları ile besbellidir. Yani Zeus Tapınağı’nı yönetenler kadınlar değil rahiptir. Erdoğan Çınar bütün bu bilgileri saklamakta ve gerçekleri ters yüz etmektedir. Güya Erdoğan Çınar’a göre Morimene’deki tapınak, Zeus Tapınağı değil Hacı Bektaş-i Veli Dergâhı’nın ta kendisidir! Yine Erdoğan Çınar’a göre, Strabon zamanında, yani I. yüzyılda bu dergâhı kadınlar yönetmekteydi ve komünal bir yaşam vardı! MORİMENE: BUGÜNKÜ HACI BEKTAŞ’TA DEĞİL, KIZILIRMAK İLE TUZ GÖLÜ ARASINDADIR! Erdoğan Çınar coğrafya ile de oynamaktadır. Vanesa’nın, Morimene’nin yerlerini değiştirmektedir. Erdoğan Çınar’ın kaynak kişi aldığı Bilge Umar’ı dikkatle izlemekte yarar var. Bakalım Bilge Umar’a göre Vanesa ve Morimene neresidir? “Avanos: Nevşehir iline bağlı ilçe merkezi-kasaba. Bölgenin adı Bizans kaynaklarında, daha erken Hıristiyanlık çağında, Venasa olarak geçiyor. (Ramsay, s. 322-324). Strabon (12 II 6 sonu) bu adı, Helen yazımıyla, Ouenasa diye aktarır. Bölgenin Ouenasa Zeus’u tapınağıyla ünlü olduğunu söyler; üstelik, bölgedeki hiçbir kentin sözünü etmez.” (Bilge Umar, Türkiye’de Tarihsel Adlar, s. 140) Şimdi, aşağıya yazacağım bölümü dikkatle incelemenizi, yerlerini önünüzdeki haritada tespit etmenizi rica ediyorum: “Morimene: Roma imparatorluğunun egemenliği döneminde Kappadokia bölgesindeki illerden biri (Strabon, 12 1 4). Bu il Avanos dolaylarını da kapsayarak Kızılırmak ile Tuz gölü arasında yayılıyordu.” (Bilge Umar, age., s. 580-581) Yalnızca kayıtlı üyüyeler ve giriş yapan üyeler linkleri görebilir. Gençaleviler sitesine üye olmak için tıklayınız... Demek ki Bilge Umar’a göre Morimene, Avanos dolaylarını da kapsıyor ve Kızılırmak ile Tuz gölü arasında yayılıyor. Haritaya bakınız, Hacı Bektaş Dergâhı’nın bulunduğu ilçe Kızılırmak ile Tuz gölü arasında mıdır? Değil, değil mi? Gördüğünüz gibi Hacı Bektaş Kızılırmak’tan çok yukarıdadır. Kızılırmak ile Tuz Gölü arasında yer alan Şereflikoçhisar, Gülşehir, Acıgöl, Ürgüp, aşağıda Derinkuyu sakinleri Zeus Tapınağı’nın kendi bölgelerinde olduğunu iddia ederlerse bunun bir sakıncası yoktur. Ancak Erdoğan Çınar, Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı’nın yerinin Morimene olduğunu iddia ettiğine, Morimene de Kızılırmak ile Tuz gölü arasında bulunduğuna, Hacı Bektaş’ın Kızılırmak ile Tuz Gölü arasında olmadığına göre Erdoğan Çınar’ı savunmaya çalışanların kendilerini derhal gözden geçirmeleri, Erdoğan Çınar’dan bunun hesabını sormaları gerekiyor. Bu bir doğruluk, dürüstlük ve onur sorunudur. Alevilerin yolu Hakk üzerine, yani doğruluk üzerinedir. Erdoğan Çınar’ı savunmaya çalışan kişilerin Erdoğan Çınar’a şunları söylemeleri gerekiyor: “Hacı Bektaş, Kızılırmak ile Tuz Gölü arasında değil, Morimene Hacı Bektaş’tır diyerek sen bizi neden kandırdın? Biz sana inanmıştık, bizimle neden oynadın, neden yalanı savunmak durumunda bıraktın?” Yanlıştan dönmek büyük bir erdemdir. Bilgi eksikliğinden dolayı geçmişte yanlışı savunmuş ve bugün çıplak gerçeği tespit ederek kendi yollarını çizmiş, özgür eleştiriyi yakalamış arkadaşlar var. Bu arkadaşlara çok büyük saygı duyuyorum. Onlarla ilgili “Sen geçmişte şunları şunları söylemiştin” gibi alçaltıcı yazılar gördüğümde çok üzülüyorum. Erdoğan Çınar’ı savunmaya çalışmak demek yalanı ve tahrifatı savunmaya çalışmak demektir. İşte, bu yazıda, hiçbir gerçekliği olmayan temel bir yalanı ve tahrifatı ortaya koydum. Gerçek çırılçıplak meydandadır. Erdoğan Çınar’ı terk ediniz! |
|
|
|
| 7 üye bu mesaj için Ünsal Öztürk kullanıcısına teşekkür etti. | aliimren (05-10-2010), esonto58 (05-07-2010), karan (05-07-2010), kral çıplak (05-09-2010), Onurcan (05-08-2010), Seyhlerli1970 (05-07-2010), İşcanbaba (05-07-2010) |
|
|
#2 |
|
Üyemiz
Üye No: 226
Mesajlar: 72
Yaptığı teşekkür sayısı: 28
50 konuda 100 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 2
REP Puanı : 89
REP Seviyesi :
![]() |
Sayın Öztürk,
“Gerçek çırılçıplak meydandadır. Erdoğan Çınar’ı terk ediniz!” demekle bana gelin demek istediğin açıktır. Doğruları yazarsan tabiî ki sana gelecekler. Ama eleştirilerinden gerçekçi davrandığın söylenemez. Tarafımdan görülen özel amaç uğrunadır. Benim için Hacı Bektaş dergâhının veya tuz gölünün nerede olduğu bir anlam teşkil etmemektedir. Gördüğüm kadarıyla yazdıklarından Erdoğan Çınarın bir sistemi ve bir hedefi var. Bu sistem ve hedefe uygun bir mantıkla düşündüklerini dillendirmiştir. Ve sizler Erdoğan Çınarın mantığının arka planına ne olduğuna bakıp eleştiri yapmıyorsunuz. Kendi gündeminizi oluşturmaya çalışıyorsunuz. Erdoğan Çınarın mantığında şunlar var: 1- Alevilik Anadoluya hastır. 2- Anadolunun en eski uygarlığı Luvilerdir ve Alevilik Luvilerin devamıdır. 3- Ağuçan Ocağı Anadolunun en eski Ocağıdır. Diğer Ocaklar, Ağuçan Ocağının kollarıdır. 4- Battal Gazi ve Hüseyin Gazi Pavlaki liderlerdir. (Ağuçan Ocağı Pattal Gaziyi atası olarak görmektedir) 5- Pavlakileri Manici olarak görmemektedir. (siz de Ermeni görmektesiniz) 6- Battal Gazinin diğer adı Kurşardır ve Koçkiri demek olduğunu söylemektedir. 7- Danişmend evini Mürşit Ocağı olarak görüyor ve tanıtıyor. 8- Divriği’den Avrupaya sürülenlerin ise Koçkirililer olduğunu savunmaktadır. Vs vs. Görüldüğü gibi Erdoğan Çınarın ortaya koyduğu bir sistem var. Bu sistemin ana teması, Türk Anadolu Alevi sentezciliğidir. Yani Türk İslam sentezinin karşıt yüzüdür. Yani bütün dünya Koçkirilidir. Bu sistemli mantığın karşısına bir eleştiri yürütmek yerine kalkmış tuz gölü ve Hacı Bektaşın yerinin neresi olduğunun doğrusunu bizlere öretmeyi yeğliyorsun. h-alibaba
Doğru duvar yıkılmaz.
Sen doğru dur, eğri belasını bulur. |
|
|
|
| 3 üye bu mesaj için h-alibaba kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#3 |
|
Üyemiz
Üye No: 1622
Mesajlar: 75
Yaptığı teşekkür sayısı: 9
49 konuda 120 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi :
![]() |
degerli sn ünsal öztürk
konun başligini okudum ben zannettim .belediye başkanlıgına aday koydun .oy toplar gibi yanı erdoğan çinarı birakın bana gelin.tahta kale esnafı gibi gel gel.bize gel. aleviler bu güzel günlere geldiyse erdoğan çinarın treniyle geldik.erdoğan çinarın sayesinde araştırma yetenegimiz gelişti. su an aleviler erdoğanın çinarı tezleri üzerinde caba harcıyoruz. burası egrı burası doğru su an yorum yaptıgın konular erdoğanın mırası. alevilik üzerinde bir tezin olursa .size geliriz.çünkü erdoğanı tanımıyoruz alevilige bıraktıgı mırası tanıyoruz. umarımki sizlerde erdoğan çinar gibi alevilige katkınız olur .söz veriyorum .50 oyla yanındayım. sevgiler saygılar |
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Üyemiz Bulunduğu yer: yok
Yaş: 25
Üye No: 311
Mesajlar: 98
Yaptığı teşekkür sayısı: 233
90 konuda 291 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 3
REP Puanı : 140
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Alıntı:
Bizler bu forumlarda ve gerçek hayatlarimizda A kisisinin B kisisinin fanatik savunuculari yada havarileri degiliz. Bizler kendimizce amator arastirmalar yapan bize sunulan tezleri inceleyen bilgi arayanlariz. Bu nedenle hiçbir taraf tutmadan, taraftarcilik yapmadan konu hakkindaki durusumuzu ve elestirimizi açik yureklilikle yapmaliyiz. Sorularima kisade olsa cevap verirsen sevinirim. Yok vermezsende halen susma hakkini kullandigini anlarim. Konu karan tarafından (05-07-2010 Saat 22:13 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
| 4 üye bu mesaj için karan kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#5 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 1217
Mesajlar: 121
Yaptığı teşekkür sayısı: 140
99 konuda 243 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 2
REP Puanı : 59
REP Seviyesi :
![]() |
Sahın H-alibaba
Sn. Öztürk yazısının başında " Bu yazıyı bitirdiğinizde Erdoğan Çınar’ın temel yalan ve tahrifatlarından birini daha görmüş olacaksınız." diyor. Bir tahrifatın daha gösterilmiş olması önemli burada, neden bundan rahatsız oldunuz anlamış değilim. |
|
|
|
| 2 üye bu mesaj için aliimren kullanıcısına teşekkür etti. | kral çıplak (05-10-2010), İşcanbaba (05-08-2010) |
|
|
#6 |
|
Forum Katılımcısı
Üye No: 2031
Mesajlar: 242
Yaptığı teşekkür sayısı: 46
195 konuda 469 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 3
REP Puanı : 147
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Der Theil Cappadociens, welcher sich vor Gross-Armenien ausdehnt, wird Melitene genannt, der an Commagene ligende Cataonien, der an Phrygien grenzende Garsauitus, Sargarausene und Cammanene, der bei Galatien Morimene; hier macht der Fluss Cappadox, von dem die vormals Leuca-syrer genannten Bewohner den Namen erhalten haben, die Grenze.
(Die Naturgeschichte des Caius Plinius Secundus) --> Morimene bölgesi Cappadox ırmağının geçtiği yer. --> Cappadox: Delice Irmağı The Delice River (Turkish: Delice Irmağı; Greek: Καππαδόξ, Cappadox) is the major river of Cappadocia in Anatolia, Turkey. It flows into the Kızılırmak River (Halys) at 40°28′N 34°08′E40.47°N 34.14°E before emptying into the Black Sea (Yalnızca kayıtlı üyüyeler ve giriş yapan üyeler linkleri görebilir. Gençaleviler sitesine üye olmak için tıklayınız...) --> Bu şekilde Avanos‘un daha da kuzeyinde bir yer olması gerekiyor. --> Morimene bölgesinde yaşayanlara Beyaz Suriye’li deniyor. Sığır ve At besliyorlar. --> Aranan Gölde bu durumda Tuz gölünden başka bir yer olması gerekir. Örnek olarak Seyfe Gölü diye bir göl var daha kuzey’de orada da tuz çıkartılıyor !!! |
|
|
|
| 2 üye bu mesaj için Yilmaz Demir kullanıcısına teşekkür etti. | kral çıplak (05-10-2010), İşcanbaba (05-08-2010) |
|
|
#7 |
|
Yeni Üye Yaş: 46
Üye No: 2675
Mesajlar: 41
Yaptığı teşekkür sayısı: 20
32 konuda 96 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi :
![]() |
Değerli Ünsal Öztürk,
Erdoğan Çınar’ın tezlerine ilişkin başlattığınız tartışma sürecinde, konuya ilişkin naçizane görüşümü, daha önce net ve somut olarak ifade etmiştim. Öncelikle, bu tartışma sürecinde iddia makamındaki Hamza Aksüt ve sizin de savunma makamındaki Erdoğan Çınar’ın da yakından tanıdığım, değer verdiğim, araştırma ve çabalarını takdirle izlediğim kişiler olduğunuzu belirtmiştim. Tartışmanın özüne ilişkin görüşümü dile getirirken de şöyle demiştim: “Aleviliğin, Pavlikanizmin devamı olduğu yönünde E. Çınar'ın sunduğu argümanların gerçekçi olmadığı, bilimsel açıdan yanlış olduğuna ilişkin H. Aksüt'ün tespit ve değerlendirmelerini yerinde ve doğru buluyorum. Her ne kadar Aksüt'ün kullandığı kasıtlı ‘tahrifat’ iddiasının doğru olduğuna inanmak istemesem de E. Çınar'ın kanıt olarak sunduğu kaynaklardan yaptığı aktarmaların yönteminin yanıltıcı olduğu ve bilimsel kurallara uyulmadığı anlaşılıyor. Buradaki sorun, kasıtlı biçimde kaynakları tahrif etmek midir, yoksa bilimsel zaafiyet midir? Ben ikincisini düşünmek istiyorum.” Çınar’ın temel tezine neden katılmadığımı, aşağıdaki linkte ayrıntılı olarak anlattım. Yalnızca kayıtlı üyüyeler ve giriş yapan üyeler linkleri görebilir. Gençaleviler sitesine üye olmak için tıklayınız... Pavlikan tezinin sahibi olan E. Çınar ile O'nun bu tezi inandırıcı kılmak için kaynaklarda bilinçli çarpıtma, "tahrifat" yoluna başvurduğunu dile getiren Hamza Aksüt ve/veya Ünsal Öztürk'ün kamuoyu önünde konuyu tartışmalarını, en azından E.Çınar'ın bu suçlamalara birebir yanıt vermesini beklediğimi vurgulamış, ancak Çınar’ın sessiz kalmasının bu iddiayı onaylama anlamına geleceğini ifade etmiştim. Ben yine aynı çizgi ve noktadayım. Hatta, sizin öneriniz üzerine, kaleme aldığınız soruyu da aynen buradan kendisine yöneltiyorum: “Hacı Bektaş, Kızılırmak ile Tuz Gölü arasında değil, Morimene Hacı Bektaş’tır diyerek sen bizi neden kandırdın? Biz sana inanmıştık, bizimle neden oynadın, neden yalanı savunmak durumunda bıraktın?” E. Çınar'ın bazı görüşlerine (Örneğin Alevi teriminin Ali ismiyle ilgisi olmadığı gibi) baştan beri katılmamakla birlikte, bazı görüşlerini ise sorgulamadan doğru kabul ettiğimi itiraf ederek özeleştiri de yaparım. Bundan gocunmam. Ama Erdoğan Çınar'ın söylediği her şeyin "yalan, yanlış, çarpıtma" olduğunu söylemek de ifrat olur. Ben yeni Alevi jenerasyonlarının kimliğini arayış sürecinde kanaat önderi ve bu sürece katkı yapan önemli kişiler olarak gördüğüm sizlerin, olayı kişiselleştirilmeden, teknik bir çerçevede, Alevi büyüklerine yakışır tarzda, bilimsel bir eksende ele alıp tartışmanızın yararlı olacağını düşünüyorum ve bu yönde bir sürecin başlaması konusundaki umudumu hala koruyorum. Ancak asıl olarak “Erdoğan Çınar’ı terk ediniz!” şeklindeki uyarınız dolayısıyla; üstüme almasam, kendimi muhatap görmesem de bu ifadenin olası çağrışımları nedeniyle yazma gereği duydum. Bu ifade, bence farklı çağrışımlara yol açıyor. Bu camiada bir nevi şeyh-mürit ilişkisi ya da bir kişiyi önder seçip kutsayan, onun peşine takılıp giden bireyler akla geliyor. Sizin bunu kastettiğinizi düşünmüyorum, ama bu ifade bir kamplaşma, hizipleşme, çeteleşme algısına yol açabilir. Belki de olayı böyle algılayan, böyle davranan, bir kişiye, bir gruba bağlanıp, olayı basit bir mahalle kavgasına, çete savaşına indirgeme eğiliminde olabilecek basit, sığ insanlar olabilir içimizde. Ama Alevilerin böyle bir lüksü yok. Böyle yararsız ve anlamsız işlerle harcayacak zamanı da yok. İşte bu yüzden ben de genel kitleye naçizane diyorum ki; kişilerin değerini doğru tayin edelim, onlara hakkettikleri değeri verelim. Ama kişilerle değil fikirlerle uğraşalım. Amacımız, doğruya, hakka ulaşmak olmalı. Doğruları bulmaya çalışalım. Daha önce doğru sandığımız şeyin yanlış olduğunu anlarsak, yanlıştan dönmeyi de bilelim. Ben kişilerle değil, fikirlerle uğraşırım, kimsenin müridi de olmadığım için "terk et" hitabını da üzerime almam. Ama eğer "Erdoğan Çınar'ın fikirlerini benimsemeyi terk et" diyorsanız, bunu "fanatizmden kaçının" şeklinde anlar ve desteklerim. Ben de naçizane arkadaşlara "Kimsenin fanatiği olmayın" derim. Aleviler "Gassalın elindeki meyyit" değildir ve olmamalı. Aleviler iman değil, bilgi sahibi olmalı. Aleviler dogmaları değil bilimi esas almalı. Kimseye körü körüne bağlanmamalı. Özgür akılla, sorgulayıcı mantıkla, araştırmalı, incelemeli, düşünmeli sorgulamalı. Doğruyu ancak böyle bulabiliriz. Fikir tartışmalarında ise yöntemimiz ve amacımız üzüm yemek olmalı, bağcıyı dövmek değil. Kişileri yok ederek, fikirleri ortadan kaldıramayız. O fikrin yanlış olduğunu düşünüyor ve biliyorsak, bunu gerekli yollarla ortaya koyalım. Fikre karşı fikirle mücadele edelim. Hamza Aksüt, Erdoğan Çınar’ın ortaya attığı tezlere yönelik eleştirilerini aynı bilimsel tarzda sürdürsün. Bu tespitlerini yararlı buluyorum, yararlanıyorum. Fikirlerimi, bilgilerimi test edip, yanlışlarımı düzeltiyorum. Kendisi, bu incelemeyi, değerlendirmeyi yapacak bilimsel kapasitede. Sizin için de aynı durum geçerli. Yukarıdaki tespitlerinize de katılıyorum. E. Çınar'ın kişiliğine yönelik ifadelere değil ama görüşlerine, tezlerine yönelik eleştirilerinizi yerinde ve doğru buluyorum. Ama, kendimizle de tutarlı olmalıyız. X kişisinin Aleviliği tahrif ettiğini düşünüyorsak, bunun benzerini ya da daha fazlasını açık biçimde yapan küçük-büyük başkalarını da görmezden gelmeyelim. Ehliyetsiz kişilerin Aleviliği istismarına da meydan vermeyelim. Alevi ozanlarının dizelerinden yola çıkarak kendince Alevilik teorileri geliştiren, ama “Koyun beni hak aşkına yanayım” dizesindeki “bırakın, engel olmayın, karışmayın” gibi anlamlara gelen “ko-yun” sözcüğünü dört ayaklı bir hayvanın adı sanacak kadar Türkçe bilgisi kıt, düzgün cümle kurmaktan aciz, ilkokul düzeyinde dahi imla bilgisinden yoksun kalemler, kerameti kendinden menkul araştırmacılar türedi. Bazıları da bunların yumurtladığı gevhere alkış tutuyor. Sapla samanı birbirine karıştıran, bilgi kirliliği yaratan, bu tür kişilerin ortaya attığı akla ziyan "tez"leri de lütfen alkışlamayalım! Madem ki burası Aleviliğin araştırıldığı bir tartışıldığı bir ortam, küçük büyük demeden herkesi dikkate alıp, doğruya doğru yanlışa yanlış diyelim. Zaten bunu demeyenlerin, bu tutarlılığı göstermeyenlerin kendi haklı iddialarının gücü de zayıflar. Saygılarımla… Konu Naki tarafından (05-09-2010 Saat 15:36 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
| 5 üye bu mesaj için Naki kullanıcısına teşekkür etti. | aliimren (05-10-2010), Bülent ÜNVER (05-09-2010), kral çıplak (05-09-2010), Ünsal Öztürk (05-09-2010), İşcanbaba (05-10-2010) |
|
|
#8 |
|
GençALEVİLER YAZARI
Üye No: 1262
Mesajlar: 16
Yaptığı teşekkür sayısı: 3
14 konuda 59 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
"Aleviler "Gassalın elindeki meyyit" değildir ve olmamalı. Aleviler iman değil, bilgi sahibi olmalı. Aleviler dogmaları değil bilimi esas almalı. Kimseye körü körüne bağlanmamalı. Özgür akılla, sorgulayıcı mantıkla, araştırmalı, incelemeli, düşünmeli sorgulamalı. Doğruyu ancak böyle bulabiliriz."
Naki Bakır'ın görüşleri değerli. Katılıyorum. Sorun Erdoğan Çınar mı Ünsal Öztürk mü sorunu değildir. Böyle bir anlayışım yok. Yazımdan böyle bir sonuç mu çıkıyor, tekrar okudum, kendimi sorguladım, hayır böyle bir şey düşünmüyorum. Naki Bakır'ın yukarıdaki sözleri niyetimi açıklıyor. Bilim ve sorgulayıcılık esas alınmalı. Erdoğan Çınar konusunda şunları söylemem gerekiyor. Örneğin Erdoğan Çınar Cibossa'nın Sivas olmadığını, Colonea'nın bir kasabası olduğunu biliyordu. Cibossa kelimesinin Kibossa olarak okunduğunu da biliyordu. (Barış Baysal'ın çevirdiği Bizanslı Heretikleri Tarihi kitabına bakınız) Barış Baysal çevirdiği kitapta Cibossa'yı Colonea (Şebinkarahisar)'ın bir kasabası olarak belirtti, oysa Erdoğan Çınar Cibossa'yı Sibossa olarak telaffuz etti ki Sivas yapabilsin. Bir kişi kafasında kurduğu kurguya uygun olarak araştırma yapamaz, yaparsa yalana dayalı olur. Zaten tartışmanın sert geçmesinin altında yatan gerçek budur. Bilimsel çalışma kurguyu kabul etmez, gerçeklere, olgulara dayanmak durumundadır. Constantin Colonea'nın bir kasabası olan Cibossa'ya gidiyorsa, siz "Silvanus Sivas'a gitti" diye anlatıyorsanız, burada iyi niyet, bilimsel çalışma yok demektir. |
|
|
|
| 3 üye bu mesaj için Ünsal Öztürk kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#9 | ||||
|
Gönül Dostu
Üye No: 156
Mesajlar: 416
Yaptığı teşekkür sayısı: 483
373 konuda 1119 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 13
REP Puanı : 554
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Alıntı:
Sen insanlara keramet dagitan kerametci basimisin? Kerametim benim kendimden varmi bir diyecegin? Peki senin kerametin kimdendi simdiye kadar? Sayin Ünsal öztürk'ün deyimi ile yazacak olursam; Gassal gittimi? Itaat ettiginiz kisiye ben itaat etmedim, diyemi icin icin yaraniz kaniyor?Öc alma duygusumu yakip kavuruyor icinizi? Son bes alti yildir yazdigin, sözde bilgi kirliligi olmayan makalelerinden kac tanesi kaldi elinde? Önce bir igneyi kendine batir sonra cuvaldiza sira gelsin.. Istersen gecmisimizi bir inceleyelim ve dökelim ortaya ne var ne yok.. Eger bu seni rahatlatacaksa buyur hodri meydan. Ben sana 2 yil öncesinde söyledim. Sil bastan hepsini yeniden yazacaksin diye. Ne oldu simdi? Kerameti kendinden olan Hidir Yergezen'nin kerameti tuttumu? Istersen hic agzini acma bana da bulasma!! Yazilar yazip arastirmalara katki sunacaksan insan gibi yap.Öyle tepeden müdür havasinda insanlari seyreyleyip, kendini otorite sahibi zannetme? Cünkü degilsin, hele hele bana keramet dagitacak bas müdürüm hic degilsin. Naki Bakir düzeldi derken, sil bastan tekrar baslama!! Yazilarini yaz, taktiri baskasina birak. Elestirecekmisin? Buyur elestir.Ama bu elestiri seklini düzelt. Düzeltmezsen kör dögüsüne baslariz. Yazilarina deger veriyorum. Ama bulunmaz Hint kumasi degilsin, bunuda unutma!! Koyun konusuna gelince;Genc aleviler sitesinde bir topicde havadan sudan sohbet türünde yazilmis bir yazi. 07-27-2008 Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Bu koyun hikayesini Ali Karul beni karalayabilmek icin kullandi. Simdi sira sana gecti. Ne oldu tahrif mi ettim kaynaklari? Bilerek bilincli olarak aleviligi koyun sürüsünemi bagladim. Bunu elinize alip forum forum dolastirmaya utanmiyormusunuz?
Varalım dedik,
görelim dedik, yapışıp sabanın sapına şol kardeş toprağını biz de bir yol sürelim dedik. Konu Onurcan tarafından (05-10-2010 Saat 02:40 ) değiştirilmiştir.. |
||||
|
|
|
|
|
#10 | |
|
Yeni Üye Yaş: 46
Üye No: 2675
Mesajlar: 41
Yaptığı teşekkür sayısı: 20
32 konuda 96 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 0
REP Puanı : 0
REP Seviyesi :
![]() |
Alıntı:
Ben gayet kendimdeyim, her zaman olduğu gibi aklım başımda, bilincim yerinde. Ayrıca senin bir türlü anlayamayacağın ölçüde herkese dostluk ve kardeşlik hisleri içindeyim. Alevilik konusunu algılamadaki zafiyetini, bana yönelik değerlendirmede de gösteriyorsun. Bir kere okuduğunu anlamıyorsun. “Aleviler gassalın elindeki meyyit değildir” ifadesi, Ünsal Öztürk’ün değil benim ifadem. İkincisi, insanları kendi parametrenizle ölçüyor, kendiniz gibi görüp değerlendiriyorsunuz. Ben kimseye mürit olacak biri değilim ve olmadım. İtaat kavramıyla ifade edilecek bir durum yok, olmadı. Ben özgür bir akıl, bağımsız bir bireyim. Hep öyle oldum. İnternet imkanlarını kullanarak, ahlaksız işler yapan üçüncü sınıf bir dolandırıcının, bir şantajcının yakın zamana kadar muhafızlığını yapan sen ve senin gibiler, bendenizi de benzer bir konumda görme anlayışını sergilediniz. Bu çeteleşmenin hiçbir yerinde olmadığımı ısrarla defaetle yazmama rağmen anlayamadınız. E. Çınar tezlerinden elbette birçok kişi gibi ben de etkilendim. Bunları yazılarımda afişe ettim, savundum. O yazıları kaleme aldığımda, Hıdır kardeşim sen bana teşekkür ediyor, övgüler diziyordum. “Gözüm açıldı” diyordun. Şimdi ne oldu? Israrla, “Ben hiç Erdoğan Çınarcı olmadım” diye övünüyorsun. Bir yandan da E.Çınar'ın yöntemleriyle, onun üçüncü sınıf taklidi tezler geliştirip sunuyorsun. O tahrifat yapıyorsa, senin yaptığın nedir? Benim O'nun görüşlerinden etkilenmemi, Erdoğan Çınarcılık sanıyorsun. İtaat, müritlik, birilerinin adamı olmak sanıyorsun. Hayatımda sadece iki defa gördüğüm ve kısa sürelerle sohbet ettiğim bir kişinin müridi yapıyorsunuz beni. Bu kadar kolay mı bu. Çünkü senin mantığın bu. Sizin anlayışınız bu. Olaya Erdoğan Çınarcılar, Ünsal Öztürkçüler şeklinde ilkel bir boyut kazandırmanız, en başta bu insanlara saygısızlık. Üstelik bendeniz, her iki insanı da en az beş yıldır tanıyorum. Ayrıca Ünsal Öztürk'ü daha fazla ve yakından tanıyorum. Siz üç gün içinde falancı-filancı olabilirsiniz ama, ben bu süre içinde ne E. Çınarcı oldum ne de Ü. Öztürkçü. Bunlar çocukca ve ilkel bir mantığın ürünü. Elbette bazı insanlara saygı duyarız, görüşlerinden etkileniriz. Ama bence herkes kendisi olsun. Sizin ayrıldığınız gruplar arasındaki çete kavgasında ben taraf olmadım. Ama buna bir türlü inanmadınız. Forumlarınızı ayırdığınızda, ben hepinize eşit mesafede durmaya çalıştım. Ya hiçbirinize selam vermemeyi ya da eşit oranda katkı sunmayı düşündüm. Olabildiği ölçüde uygulamaya da çalıştım. Ama her iki tarafta kendinden olduğumu beyan edip, karşı tarafa küfretmemi bekledi. Ben bu seviyelere inemem. Benim derdim ve misyonum başka. Beni, kendine mürit ya da “adamı” yapacak kişi daha anasından doğmadı. Benim kitabımda böyle bir şey yazmaz. Kimsenin de benim müridim, adamım olmasını istemem. Ama bunları yeterince anlayabileceğini pek sanmıyorum. Çünkü çok farklı yerlerdeyiz ve mantık çok farklı. “öç alma duygusu” ile neyi kastediyorsun. Kimden neyin öcünü alacağım? Bu tamamen senin sağlıksız ruh halinin ürünü çarpık bir düşünce. Çözemeyeceğim kadar karmaşık bir psikoloji içindesin. Şahsıma "düzeldi" derken zımni olarak "bozuktu" diyorsun ki böyle bir değerlendirme senin boyunu aşar. Bunun takdirini yapacak olan sen değilsin. Tabii eğer yazdıklarının anlamını yeterince biliyorsan ve bu bozuk Türkçen dolayısıyla yanlış ifade etmiyorsan. Ben ne idiysem şimdi de oyum. Aleviliğe de aynı çerçeveden bakıyorum. Daha önce benimsediğim bazı görüşlerimdeki revizyonlar ayrıntıdadır. Benim senin kişiliğinle, yani Hıdır'la bir alıp veremediğim yok. Sorun, yazdıklarınla ilgili. İleri sürdüğün görüşlere de bir şey demiyorum. Kullandığın yöntem yanlış. Yöntem yanlış olunca, yanlış yere varırsın. Yanlışları da doğru gibi sunarsan, insanların bunu sorgulaması için müdahalede bulunmak durumdayım. Senin iddia ettiğin gibi tepeden bakma, alay vs. söz konusu değil. Mizahi bir uslup kullanmak alay etmek değildir. Üstelik senin, satır aralarına gizlense de dikkatli okuyanların göreceği "Doğru dürüst araştırma yapın!" tarzında çok sert ve rijid, haddini aşan ifadelerin, kendince "ben bilirimci" ve rahatsız edici bir söylemin var. Buna aynı tonda karşılık vermek istemiyorsak, en iyi yöntem mizahi yaklaşımdır. Ama şunu demek istiyorum ki; senin bu akla ziyan şeyleri yazma hakkın varsa, benim de bu uslubu kullanma hakkım vardır. Benim seni rezil etmek gibi bir çabam falan yok. Yazdıkların zaten yetiyor bunun için. Bu işi bilenler, senin yazdıklarını böyle değerlendirir. Ama bilmeyen, az bilen gençlerin kafalarını yanlış şeylerle doldurmak hakkı hiçbirimizde yok. Ben E. Çınar'ı bile eleştirdim ki sen kim oluyorsun? Ünsal Öztürk'ün görüşlerine yönelik eleştirim olursa onu da söylerim. Sen kendini ne sanıyorsun? Bazıları arkandan başka konuşup, yüzüne "üstat" deyip seni dolmuşa bindiriyor. Ben ise doğruyu yüzüne söylüyorum. İşte "mertlik" budur. Asıl senin deyiminle "müdür" havasında olan sensin. Onun yerine "Adım Hıdır, elimden gelen budur" de bari. Şu ana kadar yazdıklarım seninle değil, yazdıklarınla ilgiliydi. Şimdi kişisel yazışmaya dönüştü. Bu tarzda devam etmek istemiyorum. Kişisel tarzda sürecekse, özel alanda devam edelim. Ama buraya yazılan görüşlerle ilgili (her kim yazarsa) elbette fikrimi söylerim. Senin yazdıklarına ilişkin de yorum yapacağım elbette. Bir fikir ileri sürüyorsan, eleştirilere de razı olacaksın. Ama, "benim yazılarımı eleştirme, bu konuda görüş yazma" diyorsan, ben kerameti kendinden menkul "alim"im, sınırsız saçmalama hakkına sahibim diyorsan, ona da eyvallah... Konu Naki tarafından (05-10-2010 Saat 18:01 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| çinari, çınarı, ediniz, erdoğan, terk |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsor Linkler - (Link Takası)
|
|||||||||
|
|||||||||