![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Kültürü Alevilik kültürüne dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyemiz |
Eşik tıpkı Direk(Hıstun) Ocak(Ocağ) gibi yaşamsal mekânımızın kutsal bölümlerinden biridir. Eski dünya (Asya Avrupa, Afrika) olsun; Yenidünya(Amerika) ülkeleri olsun gerek geleneklerde gerek inançlar bazında olsun kutsal bir mekân gözü ile bakılmaktadır. Üç aşağı beş yukarı hemen hemen aynı bakış ve inanıştır diyebiliriz. Eşiğin kutsal saymayan ya da kutsallığı zayıf olan toplumlar, genelde çadır hayatı sürdüren göçebe topluluklarında rastlamaktayız. Bu tür topluluklar ise çevresindeki kutsal mabetlerin eşiklerini kutsamışlardır. Örnek olarak Arabistan’ın çöl Bedevileri ya da OrtaAsyadaki göçebe Türkleri söyleyebiliriz. Sürekli çadır hayatı yaşayan gezgin Şaman Türklerinde bu olguyu beklemek de yanlış olur. Buna karşılık, yerleşik yaşamı seçen Tatar ve Kazak Türklerinde veya bazı Türk boylarında Eşik kutsaldır. Her ne kadar bazı yazarlar “Bu bir orta Asya inancıdır.” Deseler de bu bütününü kapsamaz. Şu bir gerçek ki eşik tıpkı güneş gibi Dünya üzerinde birçok inanışta kutsaldır. Anadolu’nun gerek Türk gerek Arap gerek Kürt toplumunda bu kutsallığa rastlamak sürpriz değildir. Ama bu ulusların içindeki Alevi kökenli toplumlarda kutsallık bir kat daha fazladır. Alevîlikte eşik yola girişi temsil ettiğinden kutsaldır, bu yüzden eşiğe basmak günahtır. Meydan Sofasına giderken ilk önce eşik niyaz edilir. Dede ocaklarının eşikleri de kutsal sayılır. .(Yörükan, Şamanizm 1998:131) Ayrıca “Eski Türklerde eşiğin kutsallığı Şamanizm’den gelmektedir. İzmir’in Karşıyaka ilçesi Doğançay Köyünde eşiğe saygısızlık günah sayılmaktadır. Gelin eve geldiğinde eşiğe niyaz yaptırılır. Gelin arabadan indirilince yaşlı birisi damadı ve gelini eşiğe niyaz ettirir. Bu sırada gelinle damat “ Ya Allah, ya Muhammed ya Ali” derler. Sonra geline eve yüz üstü geldin, sırt üstü çıkıncaya kadar yuvanda mesut ol” tarzında nasihatte bulunulur(Türkdoğan,1995:196).” Mesela Kazaklar hala eşikte durmaz, eşiğe ayaklarıyla bastırtmaz ve eşiği sağ ayağıyla geçer. Ayrıca Eski Türklerde de eşik de kutsaldı. Yabancı bir adam eşiğe basarsa çarpılacağına inanılırdı. Bugün Alevi Türklerde bu kutsallık kısmi olarak devam etse de Suni Türklerde bu daha çok azalmış adeta yok olmak üzeredir.
Eşik yakın zamana kadar da kutsallığını korumaktaydı. Gelişen teknolojik yaşam ve modernleşme olguları haliyle Eşik inancını da zayıflatmıştır. Tabi amacımız bunun inançsal değerini ortaya koyup topluma kazandırmak. Bu ev yaşamında olmasa da en azında cem evlerinde veya ocaklarda bu inanç devamını sağlatmaktır. Bugün cem evleri ve külliyetlerde yaşatılan yoldaki eşik kavramı unutturulmamalı, en azından evimizde bunu yapamasak da ibadetin yağıldığı alanlarda bu önem öne çıkarılmalı. Eve giren yeni bir gelin yada o evin damadı için anlamsız görünse de ve buna tepkili olsa da inanç bazında önemli bir olgu olduğunu kültür içinde oturtmaktır. Amacım bu kadar geniş coğrafyaya yayılan Eşik(Şêmûg) kutsallığının tarihsel özelliğini ortaya koymaktır. Eşik basılması, üzerine oturulması günah; girerken veya çıkarken besmele veya dua yapılan bir mekândır. Hatta kimi toplumlarda girerken sol ayakla girilmesi gerekliliğine inanılsa da çoğu toplumlarda bu sağ ayakla girilmesi gerekliliğine daha fazla önem vermektedirler. (Ayrıca eve yeni gelen bir gelin dua eşliğinde üzerinde üç defa atlatılır; kimi toplumlarda eve eşikte yüzü dönük girdirilir sırt üstü gerisin geri dışarı çıkartılırdı; Eşikte kaşık, bardak, testi kırdırma gibi gelenekler uygulanmaktaydı.) Alevilerde de Eşiğin kutsal olması bir yana Türbe, Ocak, Pir evi ve O gün Cem yapılan herhangi bir talibin evinin (ki o an o ev pir evi sayılır) eşiği bir kat daha kutsaldı. Gerçi bu kutsallık devam etse de oldukça zayıflamıştır diyebiliriz. Kişi bu mekânlara girdiği zaman kapının yan tarafını öper daha sonra eğilip eşiğe yüz sürerdi. Muhlis Akarsu’nun (Cümle erenlerin,/Hünkârı Veli /Eşiğine yüzüm; /Sürmeye geldim.)Dörtlüğü bu inancın kaynağıdır. Başını özellikle öne eğerek eşiğe basmadan içeri girerdi. Bundan başka yol düşkünü olan, başka nedenlerle bağışlanmasını talep eden ya da Acil bir yardıma ihtiyacı olan zor durumdaki kişiler gelip başını eşiğe koyar ve “Başımı bu eşikten kesin ama beni çevirmeyin.” Diye figan ederlerdi. Eşiğe baş koyan birisi de asla çevrilmez sorunu çözülmeye çalışılırdı. H. B. Veli Türbesinin ana kapıdan içeri girince hemen eşiği geçince ilk adımda bir mezar var. Tam eşikte olmasa da eşikte geçince ilk adımda basarsınız. “Turabi Baba Mezarı” Turab’ın toprak anlamında olması ve her zaman pirinin ayaklarının altında olma isteğini verdiği inanç mı yoksa eşiğe gömülme (bağlılık) inancının verdiği beklenti mi bilinmez ama bir şekilde hemen eşiğin girişine gömülmüştür. Tarihte gerilere doğru gittiğimiz zaman gerek Sümerlerde gerek Hitit-Hattiler’de olsun bu tür gömülmelere karşılaşıyoruz. (M. İ. Çığ- Sümerli Ludringra) Bir zamanlar buralara ailenin önemli kişileri gömülürken; bir zamanlar ve bazı toplumlarca da hanenin önemli hizmetkârları eşiğe gömülmüşlerdir. Acaba bugün devam eden ayağına Turab olayım ya da “eşiğe ve mezara basılmaz günahtır” inancı bu geleneğin bir devamı olabilir mi diye bilinmez ama bir şekilde ortak değer haline gelmiştir. Bu İslami inançta da etkili olmuş Örnek olarak “Tuvalete sol ayakla girilir sağ ayakla çıkılır.” Diye değerler arasında yer alır. EŞİK VE ANLAM KÖKENİ: Peki kutsal bir mekan aksesuarı olan Eşik ya da Kürtçe söylemi ile Şêmûg kelimesinin anlamı nedir: Eşik(Şêmûg) Alevilerce oldukça kutsaldır. Bugün terk edilen bu inanç hala bazı yaşlı kesimce (gençlerde de inançlı kesim) özellikle de kadınlarca sürdürülmektedir. İlk bakışta sadece ev girişinin bir aksesuarı olarak karşımıza çıkar. Oysa inançta çok daha farklı anlam ve özelliğine sahiptir. Şêmûg Şêm=ûg Şem=güneş, ışık; ûg=(ait olma eki) anlamı kazanırken aynı zamanda şem=ışık güneş ug =nıg ayak şemug ışık yağı ve başlangıcı anlamına da gelir. Türkçe karşılığı eşik=ışık kelimesine yakın anlam özelliğinin yanında eş=kadın anlamını da çağrıştırmaktadır. Eve gelin gelen bir eşiğe girmeden ayağının önüne kaşık koyup kırma ve sonrada eşiğin üstünde üç defa atlatılarak geçirilmesi hem Alevilerde hem de Alevi olmayan toplumlarda karşılaşan bir gelenektir. Yeri gelmişken: Eskiden düğün davetiyesi yerine balmumundan yapılmış mum gönderilirdi. Çok önemli davetliye de. Mumun arkası kına ile kırmızılaştırılmış mum yollanırdı. Kırmızı ve mum bize ışık ve Ateşi çağrıştırdığını hatırlatmakta yarar var. Ayrıca mumun bir ışık aracı olması, ışık-eşik-aşık-eşq ses yakınlaşması, üstüne üstlük davetiye aracı olarak da mum yollanması konumuz açısında dikkate değer bir bağlantı olsa gerek. Alevi toplumunda (özellikle Dersim bölgesinde) ‘eşikte oturmak günahtır’. Bir diğer daha ciddi uyarı ise ‘gece eşikte oturulmaz’ Kürtçe daha detaylı söylenir: ‘Şev ser şêmûgê rûmenin; ro çûye qeda ne çûye’ (gece eşikte oturmayın gün=güneş gitmiş de bela gitmemiş) denmesi ile ışık ile eşiğin arasındaki bağı gündeme getirmekteydiler. İnançta ve yaşamda benliğe sahip olmayı gerektiren bir olgudur bu. Aynı zamanda bir duruş sergileme tepkisidir. Doğru olanın yanında durmak iki ayrı inancın görüşün ve kararın arasında karasız durumda kalmamaktır. Eşikte durmamak dik durmanın bir sembolüdür. Tanrı emrinden çok insanın kendisi için yarattığı bir sınavdır. “Hane (Ev) Anadolu’da kutsal bir mekândır. Kapı, Çarpere(dam penceresi), Ocak, Direk(hıstun) ise bir mekânın en kutsal bölmeleridir. Eşik Anadolu Kültüründe kutsal mekâna girmede, ilk adımdı temsil ediyor” desek pek de yanlış olmaz sanırım. Kapı Dersim dilinde “Deri” olarak adlandırılır. Kapının bu toplumda çok kutsal olduğu şundan anlıyoruz. Dersim=Gümüş Kapı anlamına geldiği gibi; diğer bir anlamı da Der=kutsal mabet sim=gümüş, ışık anlamını da içermektedir. Şemug (eşik) anlamını aktardığı ya da ortak kıldığı bir başka alan ise haftanın günleridir. Eskiden Kürtlerde hafta başı (haftanın ilk günü) uygulamalarda farklı, farklı belirtilse de adlandırmanın ilk günü Cumartesi’den başlatılmıştır. Şemi (Cumartesi), Yekşem(Pazar), Duşem(Pazartesi), Sêşem(Salı), Çarşem(Çarşamba) Pêşem(Perşembe) Înî veya İnû (Cuma) Şem=hafta başı olması ayrıca Şem-ug evin giriş veya çıkışında sınır noktası olması, aynı zamanda Şem güneş(ışık-gün) anlamında olması konumuzla olan bağlantısını daha iyi pekiştirmektedir. Yek, du, sê…(bir, iki, üç,…) gün(Şem) eklemek ve bu anlamı aynı zamanda hanenin ışık vuran noktasına adlandırması bu toplumun güneşe(ateş-Işık) olan inancını pekiştirmektedir. Yeri gelmişken bazı okurlar hafta başının Cuma veya Pazar olabilirliğini öne sürebilirler. İhtimal dâhilindedir. Înî(Înû), Î-nû= yeni olan anlamındadır. Ayrıca Pazar günü bazı yörelerde Bazar olarak söylenir. Bazar=Bezar aynı zamanda bıkmak, boşlamak, yılmak, sıkılmak, bezmek anlamına gelmesi ile tatil gününü çağrıştırdığına belirtmekte yarar var. TARİH SÜRECİNDE EŞİK Anadolu’da Eşik kutsallığı çok gerilere dayanan bir geçmişi var. Ayrıca Anadolu’nun bina yapım tarzlarını ele aldığımızda eşiklerin ağaç olması, Dar kutsallığının ağacı çağrıştırması, Tarq ve evliyaların ağaçtan yapılması, Tuba ağacı ve Türklerde kozmik Ağaç kutsallığı…gibi terimlerle birlikte ele aldığımızda eşiğin kutsallığı bir kat daha önem kazanmaktadır. Buna karşı Hıristiyanlık genellikle Eski Anadolu kültürlerini çalarak kendi inancını üzerine inşa ettiği için Hitit ve Hatti inancını kendine mal etmiştir. Örnek olarak Katedral bir Hıristiyan için dış dünyanın zorlukları karşısında sığınabileceği bir mekândı. Katedralin güvenilirliği oranın dokunulamaz bir kutsal eşik olmasındandı. O eşiği geçtiğiniz anda Tanrı Şehri’ne girer, dünyevi şehri dışarıda bırakırdınız. Kısacası katedral manevi yaşantının taş aracılığı ile somutluk kazandığı bir yerdi. Tarzında hareket eder. Bunu da İsa’nın İncil’de söylediklerine bağlarlar. “Yanmakta olan çalılığın önünde Musa’ya, "Yaklaşma, sandaletlerini çıkar" denildi. Bu Kutsal eşikten yalnız İsa geçebilirdi, O "günahlardan arınmayı sağladıktan sonra" bizi Baba’nın huzuruna çıkarır” Ayrıca Der=dışarı; re=yol anlamı ile dışarıya giden yol olmasının yanında Hitit ve Hatti döneminde farklı mekânlar için farklı kutsallıklarda kullanılmıştır. E. B. Şapolyon'un "baba" adını bab "kapı"dan türediğini ileri sürdüğünü, ancak bunun makul sayılamayacağını ekler. Ne yazık ki bu son bakış açısı, kısmen de olsa makuldür. Çünkü ilk dağlı tarım uygarlığının vatanı Gorduwana,nın “babaerki" vatandaşları Hurriler, "dağ", papa, Urartular ise baba diye telaffuz ediyorlardı. Bilge Umar, Luwice Taru/wa'yı "kapı" olarak önerir, ancak bu "kapı"yı "dağ beli/geçidi" olarak açımlar. Yine sayın araştırıcı "Türkiye'deki Tarihsel Adlar" çalışmasında ise, Ter-me'nin "dağ beli, yarma" olduğunun tümevarım yoluyla açıklamasını yapar. Eski Kapadokya dillerinde ise Doru'nun (dağ beli anlamında) "kapı" olduğunu söyler. İlk tarımın dağ yamaçlarında kurulmuş olabileceğini gösterdik. Anadolu'nun, Luwi halkının ilk tarım tanrısı olarak Tarhu/Taru'nun etimolojisini doğru olarak gösteren bir örnektir bu. Ayrıca Luwicede Tar-mi, Hititçede Tar-ma sözcükleri de "dağ zirvesi" demektir. Recep Maraşlı'da Tar sözcüğünün Erzurum yöresinde halk arasında halen "yüksek yer" anlamında kullanıldığını yazıyor ve örnekler veriyor Adile Ayla, Tar'ın Türkçede "yer" anlamına geldiğini söyler. Adile Ayla "Etrüsklerle İskitler Arasındaki Benzerlikleri VIII. TT .Kongresi Bildiriler, C.1 Bas. 1979 S.291 292)(S. Bulut Arkeoloji'den Demirci Kawa'ya Işık S. 64- 65") Görüldüğü gibi kapı, baba, dem, dar gibi terimler kutsal mekan ve kutsal mekan bölmeleri arasında sürekli bir bağ halinde dönüşmektedir. Kozmik geçiş(kapı) kutsallığı hemen hemen her inançta karşımıza çıkmaktadır. Hatta Hatuşa’daki aslanlı kapının dünyalar arası bir geçiş mekânı olarak kullanma amaçlı inandıklarına dair ihtimali de yok değil. Ezidi inancındaki eşik kutsallığı Anadolu Aleviliğinde farklı değil. Gerek Türbelerde olsun, gerek ibadethanelerde olsun eşiğe karşı son derece titiz bir uygulama vardır. “Sırlar mekânına girmeden önce, eşik ve kapı yanları üç kez öpülür, ardından kapının eşiğinde oturan ve dualar okuyan şeyhe, Laleş Vadisi için bağışta bulunulur. Eşiğe basmadan içeri girildikten sonra meydanda bulunan `dilek sütunu`nda bağlı bulunan eşarp ve bezlere dualar eşliğinde bir düğüm atılır. Ve 20 adım sol tarafta bulunan Şeyh Adiy`in Sındıruk`una (mezarına) gidilir.(Erol Sever Ezidiler.) Tarihçiler (Sedat Alp, Ekrem Akurgal) Hattuşa’daki aslanlı kapının üst hatılında(pervaz) tıpkı Konya Eflatun pınar veya Boğaz köydeki fırtına tanrısı gibi taştan yapılmış bir güneş veya boğa figürü olabileceğini ileri sürmektedirler. (Ayrıca Eflatunpınar’da güneşi elleri üzerinde taşıyan semazenlere baktığımızda Mevlevi ve Bektaşi semalarının kimden kaldığını açıkça belli olmaktadır.) Gerek Sümerlerde, gerek Anadolu’daki Hitit ve Hatti toplamlarında eşik kutsal olarak görülürdü. Sümerler ilk dönemlerde ölülerin kapı eşiğine gömerlermiş. Daha sonra bunu özel ayrılmış bir odaya gömerlermiş. Ve ölü yemeğini de her akşam ayırırlarmış. bu gelenek daha sonra terk edilmiş bir gelenektir.(M. İlmiyaçığ Sümerli Ludrigra) Türk toplumunda doğal olarak eşik kavram olmaması anormal bir olgu değil çünkü Türklerde çadır yaşamı vardır. Doğal olarak da çadırlarda eşik bulunmaz. Mecazi olgusunu kozmik merdivenle ifade etmişlerdir. Yukarda da değindiğim gibi buna karşın Tatarlarda eşik kutsaldır. Türkler eşiğin kutsallığını ve onunla ilgili gelenekleri Anadolu’ya geldikten sonra kazanmışlardır. Yine de bu konuda: “Alevîlikte eşik yola girişi temsil ettiğinden kutsaldır(Yörükan,1998:131), bu yüzden eşiğe basmak günahtır. Meydan Sofasına giderken ilk önce eşik niyaz edilir. Dede ocaklarının eşikleri de kutsal sayılır. Alevîlere göre eşik Hz. Ali’nin sembolüdür. 12 imamlardan birisi eşikte öldürülmüştür. Bu sebepten de eşiğe basmak günah sayılır(Bozkurt,1990:140).” “Eski Türklerde eşiğin kutsallığı Şamanizm’den gelmektedir. İzmir’in Karşıyaka ilçesi Doğançay Köyünde eşiğe saygısızlık günah sayılmaktadır. Gelin eve geldiğinde eşiğe niyaz yaptırılır. Gelin arabadan indirilince yaşlı birisi damadı ve gelini eşiğe niyaz ettirir. Bu sırada gelinle damat “ Ya Allah, ya Muhammed ya Ali” derler. Sonra geline eve yüz üstü geldin, sırt üstü çıkıncaya kadar yuvanda mesut ol” tarzında nasihatte bulunulur(Türkdoğan,1995:196).” “Alevîlerde ise tarikat ışık ve bilgisine ulaşmış olmanın anısına, bir alçak gönüllülük ve teslimiyet ifadesi olarak, eşiğin önünde sol diz üzerine çökerek elleri eşiğe koyup her bir eli bir kez öpmek veya eşiğe baş koymak da “eşiği öperek tarikata bağlanmak”demektir(Türkdoğan,1995:196).” “Eşiğe basmanın uğursuzluk getireceği bütün Türklerde orta inançtır. İlk başta eşiğe basmak kapı ruhu inancını akla getirmekle birlikte eşiğin ağaçtan yapılmış olması ağaç kültünün izlerini taşıdığını akla getirmektedir. Anadolu’nun hemen her tarafına yayılmış yatırların türbelerine kapının eşiği öpülerek girilir(Er,1996:63).” Küçükken büyüklerimizce uyarılırdık: ‘eşikte oturmayın ve eşiğe basarak içeri girmeyin, dışarı çıkmayın çünkü eşiğin bekçileri vardır. Eşiğin bekçileri olan meleklere basarsınız’ ‘Eve girerken ve evden çıkarken sağ ayakla girin veya çıkın’ denirdi. Hatta eşikte oturduğu için melekler tarafından çarpılmış diye bazı kişiler dedelere ve pirlere götürülür, taşa ya da ipe baktırılırdı. Doğruluktan ayrılan ve bu nedenle cezalandırılan biri olarak görülürdü. Bazı toplumlarda eşik mecazi olarak evin kadını anlamında da kullanılmaktadır. Bu biraz da Ortadoğu Sami dinlerinden gelen bir inanç olsa da yine de Anadolu’nun Urfa (Reha) bölgesinin bir inanç uzantısıdır diyebiliriz. Hz İbrahim ile oğlu İsmail arasında geçen bir olayda “İsmail’in evde olmadığı bir gün Hz İbrahim evine misafir olarak gelir. Kayınbabasını iç görmediği için tanımayan gelini ona gereken ilgi ve hürmeti yapmaz. Bunun üzerine İbrahim ‘Kocana söyle evi güzel olmuş ama eşiği düzgün değil eşiğini değiştirsin.’ Der ve İsmail eve geldikten sonra mesajı İsmail’e aktarınca İsmail karısını boşar.(Kısası Enbiya s. 88–89” Bu mitolojik bir efsanenin bir parçası da olsa konumuz açısında önem arz eden tarafı “Eşiğin” burada eş anlamına gelmesidir. İslami etki altında kalan kesimlerde bu yaygındır ama Alevilerde zaman zaman bu anlamda kullanılsa da ağırlıkça batini mana ön plandadır. Bu batini mana ise gerek yukarıda gerek aşağıda belirttiğim tarzdadır. EŞİĞE ŞAHİT KAPI MODELİ Dersim bölgesinde aşağıda modeli çizilmiş kapılara rastlamak mümkündü. Modernleşmenin yarattığı tahribat bunu unuttursa da bu hala hafızalarda kayıtlıdır. Kapı önemli bir inanç aynasıydı demek yanlış olmasa gerek. Bugün bu yapı mimarisi kullanılmasa da değinmekte yarar vardır. Dersimde alt eşiğe(5) “Şêmûg” Kapının üst eşiğine “serdar-serdar” denir. Ser= baş; der=deri=kapı anlamına gelir. Ser-der kapı üstü anlamına gelmenin yanında aynı zamanda erkek evin reisi anlamına da geldiğini belirtmekte yarar vardır. Bu aynı zamanda bir sembolle ifade edilmekte idi. Eskiden kapı üstleri boğa boynuzunu andıran hatıllar(3) atılırdı. Bu görünüm zamanla değişti ve düz ağaç (hatıl) kullanılmaya başlandı. Kapı üstüne boğa boynuzu (1) asılırdı. Hatta nazara karşı asılan at nalı (2) bile boğa boynuzu Ω figürü tarzındadır. Kapı üst eşiğin(Hatılın) kenarına bir çıkıntı daha vardı. Bu mumluk(çıraxpe denirdi -4) yangın olmaması için bu genellikle taştan yapılırdı buraya Perşembe akşamları mum yakılırdı. Ayrıca ev yapılırken kapının doğuya bakmasına özen gösterirlerdi ki bu bir önemdi. Ayrıca kapı tokmakları 1-Bereket ve güç temsili boynuz. 2-Nazar temsili olan nal olarak betimlense de aynı zamanda boğa boynuzu şeklinde olması bir başka önem arz etmektedir. 3-Üst eşik gücü temsil eder aynı zamanda güneşi temsil eder. Kanatlı güneş Anadolulun birçok kazılarında karşımıza çıkmıştır. 4-Mumluk akşamları mum yakma yeri sabah güneşinin de ilk vurduğu yer buraya niyaz (öpme) edilirdi. 5-Alt Eşik. Zıtların kesişim noktası 6-Tokmağı yerleştiremedim. (yukarıdaki şekillerde Pertek, Elazığ ve Malatya yörelerinde rastlamak yaygındı.) EŞİK VE BATİNİ ANLAMLARI: Eşik bir nevi Arasat anlamındadır dersek tabiri yanlış değildir. Arasat bazı dinlerde insanların cennet veya cehennem için sorgulamada bekledikleri ara meydan alan demektir. Kabir(mezar) insanların geçici mekânıdır. Bu cümle zaman, zaman kullandığımız veya duyduğumuz bir cümledir. Meydanın görevlileri ve yargıçları çeşitli meleklerdir. Alevilerde sorgu sual yargıcı ve terazi (Nizam) başında bekleyen Oli’dir. Eşik burada adeta kozmik bir geçiş yolu veya tünelidir desek yerinde olur. Yükselmenin ve geçişin noktasıdır. Batini anlamları kendi içinde taşımaktadır. Alevi dışındaki insanlarda Eşik batini olarak nasıl kullanıyor net bilgim yok ama Alevilerde: a)- İçeri ile dışarının kesişim noktasıdır. (Taraf olmanın gerekliliği iki arada olma bir duruş değil. Dışarı Aleni(Açık), içeri gizlilik (Sır Alemidir.) Eşik arasındaki hattır. Bir nefs hem dışarıya açık hem sır sırrı sır edipte ikisinin arasında duruş sergileyemez. ) b)- Siyah ile beyazın kesişim noktasıdır. (Doğru bir tanedir. Siyah ve beyazın netliğidir. Gri vardır ama doğru olamaz.) c)-Gece ile gündüzün kesişim noktasıdır. Bu tan vaktidir. (Karanlığı yada Işığı tercih etmek; iki ayrı gerçek. Işık hak ile hak olmaktır. Karanlık kör taassuptur. Eskiden Tan vakti ürperilecek (Xof) bir zaman dilimi olarak görülürdü. Mevlana’nın “Ya göründüğün gibi ol, Ya olduğun gibi görün.” Sözü eşikte durmamanın inancıdır. “Ro Çûye Qeda ne Çûye” -- Gün gitmiş bela gitmemiş.—bu inancın ürünü olsa gerek.). Xof’un bir anlamı Luvi dilinde zayıflık anlamına gelmektedir. d)- Zahir ile batının kesişim noktasıdır. ((ya zahirde ya da batında yer alacaksın ikisinin orta noktası olmaz.) e)- Dünya ile Ahretin kesişim noktasıdır. Yani Arasat’tır. (Ölümle- ölümsüzlük arasındaki noktadadır; durulmaz burası sorgu mekânıdır.) f)- Ben ile Cemal’in kesişim noktasıdır. Bu aynı zamanda bir cemdeki davranıştır. (Tanrı insanı kendi özünden dışarı çıkarıp nazar eyledi. Ezelden beri Hakkın cemalinde saklı idik. Bir zaman sonra öze, yani Cemale döneceğiz. Bu ikisi arası olmaz. Ben ve benden içeri olandır. g)- Çırak ile ustanın kesişim noktasıdır. (Hak divanında dara durup. Kırk yıl kazanda pişmektir.) h)-Kul ile hak arasındaki mesafedir. (Hak bize şah damarımızdan daha yakındır. Yada iki kaşın arasından daha da yakındır.—Ki Alevilerin inancında kaş Ali murtezadır (birleşik kaş).—Allah şah damarımızdan daha yakın ise araya hangi aracı yerleşebilir. h)- Yara ve dosta olan bağlılıktır. Bu konuda sözü Ozan Nesimi’ye verelim. Nesimi bunu bir dörtlüğünde şöyle dile getirmektedir. Sofular secde ederler Mescidin mihrabına Benim ol dost eşiğidir Secdegahım kime ne …………. Kısacası Eşik Alevi inancında kutsal olduğu kadar tarihin derinliğinden gelen bir kült olduğunu görüyoruz. Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (02-27-2010 Saat 11:28 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Üyemiz Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 96
Yaptığı teşekkür sayısı: 445
70 konuda 175 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Resimler ve fotoğraflar vardı fakat nasıl yükleneceneğini bilemeğimden yazının bazı bölümleri yavan kaldı. Bu eksiklikten dolayı siz değerli okuyuculardan özür diliyor bunun nasıl yapıldığına dair yardım edecek arkadaşlar yazarlarsa onur duyarım
NOT: Resimleri Alevi GÜndem Sitesinde bakabilirsiniz. Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (02-28-2010 Saat 09:41 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#3 | ||
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Seyfi Baba Sultan,
Kendi adıma, yazınızdan neler gödüm, neler anladım, onu bir iki cümle ile acmaya calışayım, Öncelikle elinize sağlık, Bir emek vermişsiniz, cab harcamış, bizlere bir bilgi yumağı sunmuşsunuz, Ancak, Daha önceki yazılarınızda da, eleştirdiğim, veya gözlemlediğim durum bu yazınızda da olmuş, Bir KÜRT öncelliği yapmışsınız, bir DERSİm tanımı üzerinden devam etmişsiniz, Ve bu tavrınız ile, anlamsız polemik yaratacak söylemler ortaya çıkmış, Belki amacaınız bu değildi, BUrda , Türk, Kürt uygarlığı, vs gibi IRKCI absürüt bir tartışanın içine girmeyeceğim amma, Birileride çıkar, Alıntı:
Alıntı:
Şunu hatırlatmakda fayzda var, Sevgili Baba Sultan, Türk tarihi, (bunu övünme anlamında vs. söylemiyorum, bilinen bir gerçek) 5-10 bin yıllık bir tarihtir, ve Dünyanın Aysa'nın hemen , hemen her yerinde, yerleşik izlerini bırakmıştır, VE Türklerin DEVLETSİZ yaşamadığı bir dönem olmamıştır desek olmamıştır, Bu Yazında , işte 1-2 türk ismi vermişsiniz, bunun dışında kalan türkler göcebe, vs gibi bir olumsuz görüntü cizmeye çalışmışsınız, (En azından bana öyle geldi) ve yazınızın bir çok bölümünde de ,Türklerden örnekler vermişsinzi, Ağaçın kutsallığından, Gelinin evine girmesine kadar, ve bir çok kez, Türklerde eşik Kutsaldır, sözünü yazmışsınız, BU çelişki gibi duruyor, Yine, tekrar vurgulyayalım, ugün, Cin'den, Avrupanın göbeğine kadar, Türk devletlerinin, Eserleri ,yaptıkları ayakta durmakta, Yazılarınızda, Alevi öğretisini anlatacaksanız, Genel anlamda bu öğretiyi anlatın, Ne olur girmeyin bu tip, polemik yaratacak söylemlere, mezralara, Ha yazınızında, DERSİM (bir dölge adıdır,?) yöresinde EŞİK konusunu işleyecekseniz, başlığını "Dersim'de Eşik" olarak koyun, ve Türkünü, Lazını, Farsını karıştırmadan anlatın, bu şekilde olursa daha polemikden uzak olur, diye düşünüyorum, Dil , Kuramlarına, Hitililer,vs. girmişsiniz, bence yazıya kalabalıklık kazandırmış, bence negatif bir iz bırakmış, Konunun içeriği dağılmış, toplu anlamda verilememiş, Son bölümde maddelenmiş amma, bence eksik kalmış, CEm'de niye eşik öpülür, Niye evde eşiğe basılmazlar, çok anlaşılır olmamış, yani fazla ayrıntı var, Bana sorarsanız, zun ,uzun belki yazamıycam amma; "Bir alemden başka bir aleme geçiştir, Zahirden, Batın'a geçişdir, Şeriattan,Tarikata geçişdir, Benlikden,ikilikde, birliğe gecişdir, Dış dünyadan, iç'e geçişdir Olumsuzlukdan, olumluya gidiştir. Yaşamdan, ölüme gidiştir-( Batın anlamda)" Saygılarımla, Bir eşik tasarımı kafamda mevcuttur
Aşk,
Tanrı ile insan arasındaki temas noktasıdır, kalbin içinde sırdır. Esat Korkmaz. " REFARANDUM TERCİHİM HAYIR" Dinimiz sevgi Kabemiz insan Sağı solu önü arkası yok kalmadı ömrümün belki bu son hasretleri son özlemleri bir aşkın ardından son gözyaşları döküşleri yok kalmadı farkı altı, üstü yer ile gökyüzünün yaşamla,ölümün |
||
|
|
|
| 3 üye bu mesaj için İşcanbaba kullanıcısına teşekkür etti. |
|
|
#4 | ||
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Baba sultan;
Tekrar okuduğumda, katılmadığım yorumlarıda aktarmak istedim, Alıntı:
diğer konu, Hitilerde Başında çift kanatlı GÜNEŞ tarşıyanlar TANRILAdır, GÜNEŞ baştanrıdır (Tanrıcadır) Bunu Taşıyanlar, Semazen ve bizdeki SEMAHCILARın karşılığı değildir, Lütfen bu tip bulanıklıklar yaratmıyalım, her oyanayan, Semahcı değildir, Alıntı:
Kabirde buna tekabul eder, Bu anlattığınız, ALEVİ öğretisi ile ilgli değildir, Tabii MELEKLER kavramıda aynı şekildedeir, Bu Bekleyen (OLİ) kimse beklemsizn Alevi öğretisinde ki EŞİKTE varsa gelsin, Yoksa, Dinlerin zebani melekleri ise, orda kalsın, Bizle bağı yoktur. Demek istedim, Saygılarımla; |
||
|
|
|
| Bu konu için İşcanbaba üyesine teşekkür edenler. | DoğAcAn (03-04-2010) |
|
|
#5 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Seyfi Baba Sultan;
Yazına karşı yaptığımız tesbitlere bir sey yazmamışsınız, İstemeden sizi kıracak cümlelermi? yazdık, Yoksa başka bir nedeni mi? var ki, hiç bir yorumda bulunmadınız, merak ettim, Saygılarımla. |
|
|
|
| 2 üye bu mesaj için İşcanbaba kullanıcısına teşekkür etti. | DoğAcAn (03-10-2010), Seyfi MUXUNDİ (03-04-2010) |
|
|
#6 |
|
Üyemiz Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 96
Yaptığı teşekkür sayısı: 445
70 konuda 175 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
ben en güzel eleştirileri senden alıyorum: benim için sen Şemssin SEvgili"Yazı dedektifi" olur mu öyle şey yazacaktım bugünlerde bir misafir trafiği var onun için bir iki gün içinde ki bazı haklı olduğun görüşlerinde var cevaplayacağım. Selamlar
Aşk Niyazla |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Üyemiz Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 96
Yaptığı teşekkür sayısı: 445
70 konuda 175 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sevgili İşCanbaba
Eşik kavramı yukarda da belirttiğim gibi yerleşik toplumlarda kutsallık evin içine kadar girmiştir. Gezgin toplumlarda ise bu çevresinde bulunan mabetlerle sırlıdır. Türklerde Eşik konusuna gelince Türklerin Oğuz boyları, Kayı Boyları, gezici göçebe toplumlarıdırlar. Gerek Mircea Eliade (Şamanizm), Prf. Burhan Oğuz (Türk Halk Düşüncesi ve Hareketinin İdeolojik Kökenleri), Jean –Paul Roux ikilisinin (Türklerin Tarihi) … kitaplarına bakıldığında bu olguyu rahatlıkla görebiliriz. Çöl Arapları ve göçebe Türk toplumlarında kastım bu. Olur mu öyle milliyetçi bakış tarzı. Örnek olarak şu anda üzerinde çalıştığım bir yazı: “Direk ve kozmik direk” (Ki Kürt Alevilerde bunun adı Hıstun olarak geçer) Direğin kutsallığının en yaygın ve zirvede ele alan Orta asya şaman Türkleridir. Şimdi “Direğin kutsallığını Kürt Alevilere kazandıran Türk Alevileridir.” Deyip bunun önemi, bunun Türkleri bunu nasıl kutsallaştırdığını Türklerde bunun çok önem arz eden folklorik özellik taşıdığını, buradan ve Alevilikteki Batini anlamlarını Kürtlere geçiş yaptığını yazacağım. Şimdi ben o zaman Türk milliyetçisi mi olurum? Ben Eşik bu toplumlarda zirvede olmasa da var diye yazmışım. Türk Alevilerinin bunu zirveye Taşımaları Hazarın Doğusuna ve daha sonraları Anadolu’ya yerleştikten sonra taşımışlardır. O dönemde yazımda da belirttiğim gibi Anadolu’da bu zaten zirvedeydi. Türk tarihinin onbin yılı aşan devlet yapılanmasından söz ediyorsunuz. Doğrudur. Ama şu da bir gerçektir ki siz de bunun farkında olan ve bu bilince sahibi olduğunuzdan eminim. Türk yönetici Hakanlar en çok kendi halkına karşı bağnaz olmuşlar bu nedenle dolayı saray inancına tam zıt olan inanç gelişmesi de ençok Türklerde olmuştur. Bunun en yakın belgesi de hükümdarların İslamlığı kabullenmesine karşı Türk halkının Kendi inançlarını Alevilik Adı altında şekillendirmeleridir. Onun için bu bir yapılanma olarak ele alınmamalı. Kürt Milliyetçisi olarak algılanmamdan en büyük etmen şu olsa gerek: bugün gerek alevi dedesi olarak geçinenlerin bir kısmı gerekse de sistemle iç içe geçmiş ve sistemden beslenen yazarlara baktığımızda “Alevilik bir Orta Asya kültürüdür” yada “Arabistan kültürüdür” deyip Anadolu kültürünü Kürt bölgesinin Alevilerini sanki sadece çocuk doğuran davarlarmış gibi görüp hiçbir inanç ve kültür yaratma özelliği yokmuşçasına görüp Bütün alevi inanç örf ve adetleri dışardan getirmelerinin çabası içerisinde olmalarıdır. Bu bizi hep savunmada bıraktı ve hep bir sanık gibi savunma yapıp “Bizde kültür yarattık Arap ve Türkler gelmeden de bir inanç ve geleneklerimiz vardı.” Konumuna soktu. Şu konuda haklısınız eşik kültü dersime has bir konu değil. Orada biraz dar almam konuyu genellemede koparmıştır. Ama ben hep o bölgede alan araştırması yaptığım için diğer bölgelerle kıyaslamaya giremedim. Tabi ki genede kısır bir bakış olmuş bu konuda okuyucuların hoş görüsüne sığınıyorum. Türkler Orta Asya’dan kalkıp gelince sabah çıkıp hop akşam Anadolu’ya varmadılar. Yılar hatta abartılı olarak onlarca yıllarını aldı. Bu bir çok ailede arada bir iki nesil geçti. Orta Asya’da Yerleşik hayatı olan dahi bir göçebe yaşamı ile karşı karşıya kaldı. Bu yapıdaki bir toplum için kalkıp Eşik kutsallığını zirvede görebilir miyiz? Eşiğin bir nevi Arasat olması ve Oli’nin orada bekçi olması Yöremizde konuşulan ve inanılan bir düşüncedir. Özde Cennet ve cehenneme inanmayıp cemale inanmalarına rağmen yine de Yaşlı Alevi İnancında bunlara raslıyoruz. Eflatunpınar resmine bakıldığında Orada güneşi elleri üzerinde semah yapanlar o kadar mı tesadüfümü ki Konya Mevlevi semahına o denli benziyorlar. Aynı kıyafetleri taşıyorlar. Çizdiğim kapı modeli bir çadır kapısı değil. Alevilerin yaşam bölgesinin ürünüdür. Ayrıca yeri gelmişken söyleyeyim. Benim anlayışıma ve bakış tarzıma göre DERSİM şu anda TC yasaları çerçevesinde Valilikle sınırlı yönetim yeri değil. DERSİM tarihsel kültürel etki alanına göre değerlendiriyorum. Bu da Sivas’tan tut Malatya Maraş, Elazığ, Varto Tunceli, Erzincan Varto Hınıs’a kadar alanı kapsar. Konuyu bu çerçevede değerlendiriyorum. Selam ve Sevgiler Aşk Niyazla Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (03-06-2010 Saat 23:55 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Baba Sultan,
Eşik , Kavramı yereşik veya değil, ancak bir giriş kapısıdır, bir yerden başka bir yere çecişdir, bu nedenle, Çadır veya evlerde aynı değerde olduğunu düşünüyorum, Ve Türklerin Göcerliği en az Kürtlerin göcerliği kadardır, Dersim dediğimiz yörede, sonradan isimlendirilen bir cğrafyadır, ve Kürtlerde orya En az Türkler kadar sonradan gelmiştir, Artık bunları biliyoruz, Türklerin Anadoluya gelmeleri, 10 yıllar değil yüzlerce yıllar sürmüştür, Ve Hadin göcelim deyince göcülmemiştir, Türk devletlerin yollarını izlersek bunu görebiliriz, Türkler, ve Kürtler hemen hemen aynı göç yollarını izledi diyebiliriz, Evet, Aleviliği Şamanlığa,Hititlere, Bizanslılara, Pavlukenlere,Kommenen( Bizans hanedanlığına)lara, Filistinde ki, Tanrı BAL'lara ,Zerdüştlüğe, Manihizme, Buda , Mısır'a kadar bir çok yere,inanaca ve kişilere bağlıyanlar çıktı, Bazı inanlarda bazı ortak görüntü , figür olması o inancın onlaran geldiğine kanıt olmaz,olmamalı, bu zorlama olur, Özellikle, Anadolu tarihnden kalan, halkı, Kültürü,dili Kaybolmuş, halklara bağlamak ise ayrı bir garipliktir, Eflatunpınarda bulunan Cift kanatlı Güneş tanrısını Baştanrıyı taşıyan, alt tanrıların, semah döndüğünü söylemek bana garip gliyor, ve Mevlananın bunu devam ettirmesini ona bağlamak, ilginc, Peki Alevilerin döndüğü semah nerden gelme, Mevlevi SEMA'SI, hİTİLEDEN, Alevilerin semahı nerden,? Mevlananın semahı, kendi cağdaşı bir topluluk olmalı ki, onlardan görsün alsın, Yoksa, kendinden önce en az,3000 bin yıl önceki bir rütüeli nasıl bilecek, Konya civarında bu SEMA yı dönen bir topluluk varmıydı? Tüm bunlar yokru, ve Mevlana, o bulunan duvar veya Vazo resmini görmedi, o resim günümüzde bulundu, Yani demek istediğim, Hitilerden Mevlanaya kadar, Bu kültü,kültürü taşıyan br topluluk olacak ki aha bu SEMA ona aittir diyelim, En azından ben bunu böyle düşünüyorum, Mesela ASA, her kralda, her peygamberde ve her sufide, her dervişde vardır, Bu gücün sembolüdür, Musa'nın asası ile Hitit Kralının Asası aynı anlamdamıdır, Kalenderi dervişinin, Teberi ile, TEşrup'un elindeki BALTA aynımıdır? Buna çok örnekler verilir, Yine bu adı gecen Güneş tanrısı tasvirini araştıracağım, önceki hafta Hititlerle ilgili bir, iki kitap Kütüphaneden almış okumuşdum, bu günlerde tekrar gözden geçireceğim, Ancak şunu tekrar etmeliyim ki, Bu kültü o güne taşıyan bir topluluk yoksa, bunu onlara bağlamak yanlış olur, Ancak Mevlanın geldiği inanc ve göz yollarında aramak gerek, mesela ŞAMAH döngüsünün farklı bir versiyonu olabilir, Kalenderi dervişlerin bir izi olabilir, Amma, Hititlerin olmaz diye düşünüyorum. Aşkı niyazlarımla. Konu İşcanbaba tarafından (03-09-2010 Saat 22:24 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
| 2 üye bu mesaj için İşcanbaba kullanıcısına teşekkür etti. | DoğAcAn (03-10-2010), Seyfi MUXUNDİ (03-11-2010) |
|
|
#9 |
|
Üyemiz Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 96
Yaptığı teşekkür sayısı: 445
70 konuda 175 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
SEvgili Can
Şu konu Anadolu insanlarının kafasına tam oturmadı. ms 400 lü yıllarda hristiyan Misyonerleri ve işgalci hükümdarları ile birlikte anadoluya girerken Anadolu hem insani hem de inanç ve kültüler olarak bomboş bir yer değildi. hiçbiri de, hoşuna gitmeyen piskoposa sorgusuz sualsiz işten el çektirmekten geri durmamıştı. Mavi'ler fırkasına en bağnazca yandaş plan imparatorların,: Marcien, Justinian ve Phocas'ın dinî politikasına baktığımızda bunların kilise işleri babında kesin bir yetkecilik arz ettiklerini görürüz. İstedikleri gibi Konsil'ler toplamışlar, bunlara kendi theolojik doktrinlerini icbar etmişler» herhangi bir memuru bir önemli piskopos naspetmişler. Bunlar kilise adamlarını özel türden devlet memuru olarak telâkki etmişler; Kilise hizmeti ile Devlet hizmeti arasında fark gözetmemişler şöyle ki kilise, onlara göre, Devlet'in bir kısmından ibaret olmuş Gördüğümüz gibi heretic'ler "parlamentonun solunda" oturuyorlardı. Ama bunların belirgin bir başka niteliği de, doktrinlerinde büyük ölçüde pagan düşüncelere yer vermiş ofmafanydr.il..Herkesin bildiği gibi ilk yüzyı (farda Ki¬lise, hâlâ kırsal kesimde bulunan paganları ("pagan" sözcüğü paganus, köylü-'den gelir) Hıristiyanlığa çekmek için bâtıl inançları (superstitio)1 yok etmeye, ve de sahte tanrı mâbedlerini yıkmaya muktedir olamadığı zaman, ustaca bun¬ları iyi kötü Hıristiyanlığa uydurmuştu. Halk her yıl alay halinde tapındığı bir göle doğru mu gidiyordu? Bu gölün kenarına bir küçük kilise inşa edilip içine bazı ermişlerin kalıntıları yerleştiriliyordu ve böylece vaktiyle göle olan bağlı¬lık, yavaş yavaş ermişe çevriliyordu. Ve böylece de Meryem, melekler, ermiş-ler-âzizler,cinler tamamen eski mitolojinin tanrılarının, yan-tanrılarının , tan¬ıtça ve perilerinin yerlerini tamamen işgal etmişlerdi. Keza, Roma'da Saint-Pierre basilikasında yükselen havari Pierre'in heykeli, yeni adla yeniden vaftiz edilen bir Jüpiter heykelinden başkası değildir..Müminlerin öpücükleri, eski¬den olduğu gibi sonradan da, başparmağının bronzunu aşındırmayı sürdür¬müşlerdir... Kısaca paganizmi Hıristiyanlaştırıyorlardı. Ama aynı zamanda da Hıristiyanlığı paganlaştınyorlardı. Yine İsa'nın dirilmesinin (basübadelmevt) kökeni ölüp yeniden hayata dönen tanrılar mitoslarında aranmış olup bu sonuncular antik dünya kültlerinde büyük yer tutmuşlardı. Bunlar, İsa'nın dirilmesine Hıristiyan imamının aldığı şekli etkilemiş olmalıydılar. Belki "de Attis, Adonis veya Osiris'e tapanların inancında bu, Hıristiyanlıktaki kadar önemli hissî rol oynamamıştı. Ama yine de insanlar doğayı, bütün kış yattığı verimsiz uykudan ilkhabarda uyandıracak bu dirilmeleri sabırsızlıkla beklemişlerdi.(Burhan Oğuz Türk Halk Düşüncesi Ve Halk Harekatı İdeolojik kökeni c. 1 s 127-128) Bu durum Daha sonra gelen Türk ve Müslümanlar için de geçerlidir. Mevlana geldiği zaman Konya çevrasinde eski kültür kalıntıları yokmuydu vardı. Elbette bugün Aleevilerin bugünkü inancı eşittir tam Hititler diyemiyeceğimiz gibi eşittir İslamlık diyebilirmiyiz. Bir yazında Akşehir Alevilerinin cemlerinde çerağiın çok farklı olduğunu yazmıştın Bu nereden gelir Eflatunpınarı çevresinde Alevi köyleri var. Ben oradaki giyim şeklinin ne kadar benzediğini yazmıştım Allahını seversen sen söyle Mevlevi semazen giyinişinin başka bir yere olan benzeliğinde bir tanede sen örnek ver. selamlar Senin şu eleştirilerine bayılıyorum şemsim benim Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (03-13-2010 Saat 17:46 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
| Bu konu için Seyfi MUXUNDİ üyesine teşekkür edenler. | İşcanbaba (03-11-2010) |
|
|
#10 | |
|
Bölüm Yöneticisi Bulunduğu yer: Ankara
Üye No: 134
Mesajlar: 4.225
Yaptığı teşekkür sayısı: 8540
2669 konuda 5292 kez teşekkür edildi. REP Gücü : 40
REP Puanı : 1155
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Babasulatan;
Alıntı:
Evet, Anadolu hiç bir dönemde BOŞ değildi, Ve Anadolu, Halkların, Kavimlerin geçiş yeri, uygarlıkların beşiği, BEREKETİN merkezi idi, Böyle bir iddam olmadı, Bizanlılar, Daha doğrusu ROMALILAR Anadolya geldiklerinde onlarda PAGANDI, yani diğer adı ile PUTPERESTİ, Ve Anadolu'da Hırıitiyanlık ilk kez devlet dini oldu, oda Bizans dediğimiz Doğu Roma tarafından yapıldı, Ve İZNİK konsil toplantısı sonrası, Baskılar ve katliamlar ve kendi Mezheplerine bir saldırılar (Pavlukenler) tarihde olmuştu, Konumuz, Mevlevi, Veya Alevi semahları, ve Güneş Tanrısın sembolü olan Günei, Başının üstünde tutan alt tanrıların durumunun değerlendirilmesi, BUnun Mevlevi veya Alevi semahlarına kaynaklık ettirilmesi, Dinsel giyisiler genelde, ÜNÜFORMA tipidir, ve Genelde de bir birlerine benzerler, Şunuda belirtmek gerekir ki, Mevlananın o dönemde ne giydiği ne kadar biliniyorun , yanı sıra, Sufiliğin ve Tarikatların oluşum alanı, Mezepotamya dediğimiz, İSLAM coğrafyası dediğimiz bölgedir, O Dönemlerde Sufilerin ,Tasavvufcuların giyimleri önemli idi, ve Mevlananın, diğer lderlerin örnek aldıkları, önceki süfileri gözden kacırmamak gerekir, O Tabrıların giyisileri, Dikkat edilirse, PAPAZların elbiselerine de, Benzemektedir, Ki, O elbise ve ritüeli Mevlevilerin bilmesi için, benim düşüncem, o yıllarda, dönemlerde, BU tip ritüelleri yapan toplumlar olmalı idi, oysa onlar çoktan tarih olmuşlar ve görevlerini bitirmişlerdi, Sevgili Baba Sultan, BU Konuda size Hasan HARMANCI'nın , "Taşa Tohum ekmek" malaşesini öneririm, belki okumuşsunuzdur, Hitit tanrılarına ilişkin bir kaç bilgi vermek gerekirse. Hititlerde tanrılar ilk önce Fıtına tanrısı, Sadece bir silah "Tukul" ile , başka bir tanrı "Topuz" ,başka bir tanrı ise 5 adet bakırdan "hancer " ile tavsir edilimişlerdir, Başlangıcda tanrılar hayvan şeklinde tasavvur edilirken sonraları insan şeklinde tavsir edilmişlerdir." (Hitit Devrinde Anadolu Ahmet Ünal C.2 S;74) "İlahi güçleri temsil eden hayvanlar arasında Boğa, Yaban domuzu,Pars,Geyik Başta gelmekte" (Age S: 74) Bilindiği gibi hititlein 1000 tanrılı denmektedir, "Hitilerde 1000 tanrılı densede bunların hepsinin adı yok, yazılı değil ve bunların coğu bir çok nesne ve eşyanın tanrısallaşmasından doğduğu adı geçen tanrılar aslında tam tanrı statüsünde de değillerdi, ne tapınakları , ne de müntazam kültürleri vardı, Bunlar genelde doğanın içinde ormanlar içinde, su, pınar ırmaklar kenarında dikilen " huwwosi" taş dikilerdi, Eflatuın pınarda bunlardn biridir" (AGE S:76) GÜNEŞ TANRISI; "Güneş Tanrısı, Hitit dünyasında, Adaletin yüce efendisir, Diğer ülkelerle yapılan anlaşmalarda ilk sırda yer alır, O Her şeyi görerek dünyadaki doğru hal ve gidişi adaleti çekip ceviren odur. Hitit Kıralı Muvatalli, " Ey göklerin güneş tanrısı, Denizden doğdun ve göge yükseldin, Ey Göklerin her gün insanı, köpeğii,domuzu , Vahşi hayvanları sen yargılarsın" şeklinde dua eder, Güneş Tanrısı, Hem dişil, Hemde erildir, Şavaş ve Aşk tanrısı İŞTAR gibi, (Hitit dünyasında yaşam ve toplum, Trover BIYCE : S:149) " Hititlerde Tapınaklar halka açık değildi, Tapınaklara Krallar, Hanedan mensupları ve yüksek rütbeli memurlar girebiliyordu, ve Krallar Başrahipti, Duayı onlar yapar, Ekmek,Buğday,Şarap gibi kurbanları onlar Tanrılara sunardı. Halkın dua edip etmediği ve ediyorlarsa ne şekilde olduğu konusunda bilgiye sahip değiliz." (HİTİLER, O.D.T.Ü. Toplum ve Bilim Merkezi. ODTÜ yayınları., Ayinler ve Ritüeller bölümü) Görüldüğü gibi, Hiti inancı ve ritüelleri bize kaynaklık edecek dercede değiller gibi geldi bana en azından, Bunu anlamak için şu alıntıyıda yapayım, "Eski metinler, Fırtına Tanrılarının şaşırtıcı çokluğunu gözler önüne seriyor, Orduların,Askeri Kapmların, Sarayların,Çayırların, Şehirlerin Fırtına tanrıları vardır. Özel ve Tekil fırtına tanrıları Hitit krallığını oluşturan düzünelerce alt bölge, bölge toplulukları ile bağlantılıydılar her tanrı kendi bölgesinde kök salar" ( Hitit dünyasında yaşam ve toplum, Trover BIYCE S:149) Görüldüğü gibi, her şehir ve kasabalar adeta ayrı ,ayrı kendi tanrıları vardı, İnanclarını ifa etmek için neler yaptıkları bilinmiyor desek öyle, Tapınaklarda görevller, Rahipler, Kral soylu,Yüksek memur vs. lerdi, Ve Hititlilerin kendi Milli tanrıları olmadığı ve bu çok tanrıların hepisinin, Hemen ,hemen Hatti ve diğer yabancıların tanrıları olduğu kaynaklarda belirtilmektedir, Bir makale başlığı olan şu sözle yazımı bitiryorum, "Taşa tohum ekilmez" Aşkı Niyazlarımla. |
|
|
|
|
| 2 üye bu mesaj için İşcanbaba kullanıcısına teşekkür etti. | esonto58 (03-11-2010), Seyfi MUXUNDİ (03-13-2010) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsor Linkler - (Link Takası)
|
|||||||||
|
|||||||||