Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK ÖĞRETİSİ > Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel)

Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) Alevi inancına dair ritüellerin ve yöresel uygulamaların paylaşılabileceği alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 06-06-2008, 18:15   #1
gerçeğe az kaldı
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Yas: 38
Üye No: 83
Mesajlar: 101
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 136
Thanked 155 Times in 52 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 203
REP Seviyesi : gerçeğe az kaldı has a spectacular aura aboutgerçeğe az kaldı has a spectacular aura aboutgerçeğe az kaldı has a spectacular aura about
İletişim
Standart Ezoterik - Batini Ekoller...4

EZOTERİK - BATINİ EKOLLER...4

IV. BÖLÜM
MISIR VE HERMES OKULU

Günümüz bilim dünyasının, nasıl olup da ortaya çıktığını açıklayamadığı Mısır uygarlığı, hem Mu, hem de Atlantis imparatorluklarının bu topraklar üzerinde kurdukları iki ayrı koloninin tufandan sonra, zaman içerisinde birleşmeleri ile meydana geldi. Her iki kolonide de başlangıçta tek Tanrılı din ve Ezoterik öğreti geçerliyken, Mu kolonisi bir süre sonra yozlaştı ve çok tanrılı inanca geçti. Atlantis kolonisi ise, Kermes (Toth) tarafından kurulmuştu ve Osiris Dini'ni uyguluyordu (1) .

Osiris'in müridlerinden olan ve ondan 6 bin yıl sonra yaşayan Hermes, ya da diğer bir adıyla İdris, günümüzden 16 bin yıl önce, beraberindeki bir güç ile Atlantis'den Nil deltasına çıktı. Burada bir Atlantis kolonisi kurdu ve Osiris dinini Mısır'da yaymaya başladı. Sais'de bir tapınak inşa eden Hermes için, Mısır'ın ünlü 'Ölüler Kitabı'nda, 'ilahi kelamın efendisi ve ilahi sırların sahibi' denilmektedir.

Kuzey Mısır, Hermes döneminden, Firavun Menes dönemine kadar (M.Ö. 5.000) Hermetik rahipler tarafından yönetildi. Daha sonraları İdris Peygamber olarak tek tanrılı dinlerin efsanelerine giren Hermes'e Yunanlılar, aynı zamanda hem kral, hem büyük rahip, hem de din kurucu olması nedeniyle, üç defa büyük anlamına gelen 'trimejit' sıfatını layık gördüler.

Bu noktada Hermes ve Mısır'daki kardeşlik örgütünün gelişimine kısa bir ara verip, büyük yıkıma, bir dönemin sonra erip yeni bir dönemin açılmasına yol açan Tufan'a değinmek gerekiyor.

Tufan, bazı bilim adamlarının iddia ettikleri gibi sadece Mezopotamya ve Ortadoğu ile sınırlı değildir. Aksine, tüm dünya insanlığının hafızasında silinemeyecek izler bırakmış olan bu felaketten en az etkilenmiş bölgelerin başında Ortadoğu gelmektedir.

Aynı anda iki dev kıtanın sulara gömülmesine neden olan felaketten söz etmeyen, dini efsanelerinde, mitoslarında ona yer vermeyen millet ya da kavim yok gibidir. İskandinavyalılar, Hintliler, Yunanlılar, Yahudiler, Türkler, Kızılderililer, Polonezyalılar, kısacası dünyanın dört bir köşesinden tüm kavimler tufan olayından oldukça ayrıntılı biçimde bahsetmektedirler. Bunun yanısıra kutup buzullarının da en son 12 bin yıl önce çözüldükleri bilinmektedir. Tüm dünyanın değilse bile, okyanuslara uzak bölgeler ve yüksek yerler hariç her yerin dev dalgalar ve çözülen buzul suları altında kalmasına yol açan bu felakete ne sebep olmuştur?

İnsanlığın neredeyse sonunu getirecek nitelikte olan bu felaketin nedeni hakkında üç ayrı teori öne sürülmektedir.

Bunlardan ilki, uzaydan gelen çok büyük bir meteorun, dünyanın güneş yörüngesindeki ekseninde dahi sapmaya yol açacak kadar büyük bir şiddetle Mu kıtasına çarptığını iddia etmekte. Bu teoriye göre Pasifik çukurunun oluşması ve Mu kıtasından bu denli az belirti kalmasının nedeni bu meteordur. Ancak bu teori, eksendeki sapma nedeniyle Atlantis'in de battığını öne sürerken, diğer kıtaların bu sapmadan niçin çok fazla etkilenmediklerine açıklık getirmiyor.

İkinci teori ise, James Churchward'ın öne sürdüğü, jeoloik nedelerle kıtaların batması teorisi. Churchward, Atlantis ve Mu kıtalarının denizden yükselmelerine, bu kıtaların altındaki büyük gaz kütlelerinin sebep olduğunu ve zamanla bazı noktalardan yeryüzüne çıkan gazların, içinde bulundukları ceplerin boşalmasına neden olduklarının öne sürüyor. Churchward'a göre içleri boşalan bu ceplerin üzerindeki topraklar çökmüş ve kıtalar da bu nedenle batmıştır. Ancak İngiliz araştırmacı, bu olayın iki kıtada birden aynı anda ya da çok kısa aralıklarla nasıl meydana geldiğini izah edemiyor.

Üçüncü teori ise, uygarlık ve teknolojide çok büyük aşamalar kaydeden Mu ve Atlantis'in birbirleriyle savaşmaları ve kendi sonlarını kendileri hazırlamaları teorisi. Büyük tufandan sadece 12 bin sene, kendi uygarlığımızın başlangıcı olarak kabul ettiğimiz tarihten itibaren de sadece 6 bin sene sonra atomik güçleri kullanabilecek aşamaya geldiğimiz düşünülürse, en az 70 bin yıl yaşamış olan uygarlıkların bilim ve teknoloji alanlarında da hangi boyutlarda olabilecekleri tasavvur edilebilir. İnsanoğlunun hırsının geçmiş dönemlerde bugünkünden daha az olduğunu düşünmek için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Dünya hakimiyetini sağlamak için aynı düzeydeki iki kuvvetin çekişmesine sadece günümüzde rastlanabileceğini iddia etmek komik olur.

Bazı eski Tibet, Maya, Hindu belgeleri ile, Tevrat gibi Ortadoğu dini kitaplarında, bu iki uygarlık arasındaki savaşta kullanılan silahlar hakkında, efsane ile karışmış nitelikte çeşitli bilgiler günümüze kadar ulaşmıştır. İşte bu atomik, ve bugünkü teknolojimizin henüz bulamadığı, bilinmeyen daha güçlü bazı silahların topyekün kullanımı, iki kıtanın karşılıklı olarak aynı anda batmasına ve kutup buzullarını dahi eritecek bir sıcaklık şoku ile dev dalgaların oluşmasına neden olmuştur. Dev dalgalar tüm dünyayı kaplarken, sadece çok yüksek bölgeler ve her iki felaket noktasına da hemen hemen aynı uzaklıkta bulunan ve Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz gibi nispeten kapalı bir denizin iç kesimlerinde olan yerler sel sularından daha az etkilenmiştir. Nitekim, Nuh efsanesi ve benzeri efsanelerde görüldüğü gibi, kimi insanlar basit tahtadan teknelere binerek dahi, bu büyük felaketi atlatabilmişlerdir.

Ancak, tufan sonrasında uygarlıkta gerileme kaçınılmaz olmuştur. Tibet, Maya, Mısır ve Mezopotamya'da tufanın nispeten daha az etkili olması, buralardaki uygarlıkların belli bir düzeyde varlıklarını sürdürmelerini sağlarken, dünyanın büyük bir bölümünde korkunç bir gerileme yaşanmıştır. Buralarda, boğulmaktan her nasılsa kurtulmuş olanlar taş devrine geri dönmüşlerdir. İşte günümüz bilminin 5-6 bin yıl önce yaşandığını iddia ettiği taş devrinin altında yatan gerçek, bu gerilemedir.

Öte yandan, güneşten uzaklaşan gezegenlerin soğuması gibi, ana ışık kaynağından yoksun kalan, ayakta kalabilen tüm kardeşlik örgütleri ve dini öğreti okulları da benzeri bir gerilemenin içine girmiş ve giderek yozlaşmışlardır. Bu yozlaşmayı nispeten yavaşlatabilen Tibet, Mısır ve Babil gibi merkezler ise bugünkü uygarlığın beşiği olmuşlardır.

Günümüz Mısırologları Gize'deki Keops, Kefen ve Mikerinos piramitlerinin yapım tarihi olarak M.Ö. 3.000 yıllarını verirler. Ancak, bu tarih kesin değildir ve bazı uzmanlar bu pramitlerin söz konusu tarihten çok daha önce yapılmış olabileceklerini kabul etmektedirler (2) .

Sadece Keops piramidinin yapımında 2 milyon 600 bin adet dev blok taş kullanılmıştır. Bu dev bloklar yüzlerce mil ötedeki taş ocaklarından çıkartılmış, yüzeyleri pürüzsüz denecek ölçüde düzeltilmiş, yapı alanına kadar taşınmış ve burada metrelerce yükseğe çıkartılarak birbirlerine birleştirilmiştir (3) . Bu, 3 bin yıl önceki teknoloji ile nasıl mümkün olmuştur? Uzmanlar, günümüz teknolojisini kullanarak dahi böyle bir yapının en az bir yüzyılda bitirilebileceğini söylemektedirler.

Gerçekte, bu üç büyük piramit tufan öncesi teknolojisi kullanılarak, Hermes rahipleri tarafından inşa edilmiştir ve bugün sanıldığı gibi sadece birer firavun mezarı değildirler. Firavun mezarları olmalarının yanısıra piramitlerin asıl işlevleri, inisiasyon törenlerinin yapıldığı birer mabet olmalarıdır. Tufan sonrasında yapılmış olan ve ilk üçüne kıyasla çok daha küçük ve basit, adeta çocukça birer taklit niteliğinde olan diğer piramitlerin yegane işlevi ise firavun mezarları olmalarıdır.

Yunanlı tarihçi Heredot, ilk üç piramidin ve sfenks gibi birçok gizemli eserin Tufan öncesinde yapıldığını doğruluyor (4) . Mısırlı rahipler Heredofa, bu piramitlerin tufandan önce Mısır'ı yöneten firavun Surid döneminde, Hermes rahiplerinin 'üstadlık sırlarını' daha sonraki nesillere ulaştırmak amacıyla inşa ettiklerini ve aradan 341 nesil geçtiğini söylemişlerdir. Mısırlı rahiplerin verdiği bilgiler doğrulsunda yapılan kabaca bir hesaplama piramitlerin günümüzden en azından 12-13 bin yıl önce yapıldıklarını ortaya koymaktadır.

Bu üç piramitten özellikle Keops piramidi ile ilgili bulgular, bu primamidin çok özel bir yapı olduğunu ve bulunduğu noktaya da özellikle yerleştirildiğini gösteriyor. Piramidin yapımında kullanılan ölçüler, binlerce yıldan bu yana matematik ve geometri bilimlerini kullanan büyük mimarların eseri olduğunun ispatı niteliğinde.

Edouard Schure'nin, inisiasyon törenleri için özel inşa edildiğini söylediği (5) Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyon ile çarpımı, dünyanın güneşten yaklaşık uzaklığı olan 149 milyon kilometreyi vermektedir. Piramidin tam uç noktasından geçen meridyen, kara ve denizleri iki eşit parçaya böler. Keops aynı zamanda 30. paralel üzerindedir ve bulunduğu nokta, dünyanın diğer gizemli noktaları ile büyük bir uyum içinde birleşir. Piramitin tepesinden doğuya uzatılan dümdüz bir çizgi, Tibet'in basketi Lhassa'ya ulaşır. Bu noktadan 60 derecelik bir açıyla dönüldüğünde Atlantik okyanusuna, yani batık kıta Atlantis'e varılır. Yine bir 60 derece dönüldüğünde ise ulaşılan yer, Yukatan yarımadasındaki Maya piramitleridir (6) .

Hermes müridlerince inşa edildiği bu denli açık olan Keops piramidinin içinde varlığı saptanan çeşitli odalar, bunların ateş ve ölüm odaları olarak törenlerde kullanmadıklarını ortaya koymaktadır.

Keops piramidindeki bu gizemli mabetten kimler geçmedi ki? Musa, Örfe, Pisagor, Eflatun ve niceleri...

Hermes ve onun devamı olan başrahiplerin yönetimindeki Mısır, Ezoterik doktrinin barınağı ve okulu olageldi. Yönetici firavunların aynı Mu'da ve Atlantis'de olduğu gibi inisiye edildikleri ve rahipler örgütünün sembolik lideri oldukları Mısır'da Ezoterik sırlar da, bu güçlü örgütlenme sayesinde rahatlıkla korunabildi. Tüm rahipler, Sırların dışarı çıkmaması ve öğretinin yozlaşmaması için ketumiyet yemini ederlerdi. Yemine titizlikle uyulmasını sağlamak için en küçük sırrı dahi ifşa edenlerin derhal öldürülmesi cezası konmuştu.

Bu arada, ilk örgütlenmelerinin Mu ve Atlantis kıtalarında başladığı sanılan çeşitli mesleki kuruluşlar ve özellikle de inşaat loncaları, piramitlerin ve diğer mabetlerin yapımında aktif rol oynadılar. Mısır'daki bu loncaların devamı niteliğinde olan Yahudi loncalarının Süleyman Mabedi'nin inşasında oynadıkları rol daha yakından tanınmaktadır.

Mısır Ölüler Kitabı'nda anlatıldığına göre (7) , inisiye edilmeyi isteyen rahip adayı, gözleri bağlanarak, önünde Osiris'in dişil ifadesi olan İsis'in yüzü örtülü bir heykelinin bulunduğu bir mabedin kapısına getiriliyordu. Burada adaya, İsis'in yüzünü şimdiye kadar hiçbir inisiye olmamışın göremediği belirtiliyor ve dönmesi için halen şansı olduğu söyleniyordu. Adaya, eğer bir zaaf sonucu ya da menfaat beklentisi ile geldiyse, bulacağı şeyin çıldırma ya da ölüm olacağı açıklanıyordu. Mabedin kapısında, biri kırmızı, diğeri siyah iki sütün vardı. Kırmızı sütun Osiris'in nuruna ulaşma şansını, siyah sütun ise ölümü simgelemekteydi.

Aday mabetten içeri girme konusunda ısrarlıysa rehberi onu dış avluya götürüyor ve gözlerini açtıktan sonra oradaki görevlileri teslim ediyordu. Burada bir hafta kadar kalan aday, basit ruh arındırma işlemleri uyguluyordu.

Sınav akşamı aday, iki çırak rahip tarafından alınıyor ve içinde bir dizi heykel ile bir mumya ve bir iskeletin yer aldığı loş bir koridordan geçiriliyordu. Çırak rahipler adaya halen geri dönme şansı olduğunu söylüyorlar, aday ilerlemekte ısrarlı ise onu duvardaki çok dar bir delikten içeri sokuyorlardı. İçinden ancak bir kişinin sürünerek geçebileceği bu geçit Osiris tapınağının, yani büyük piramitin giriş kapısıydı. Bu kapıdan içeri giren hiçbir zaman geri dönemezdi. Ya başarmak ya da yok olmak zorundaydı.

Aday bu geçitte zorlukla ilerlerken derinlerden gelen bir ses, 'bilim ve kudrete göz diken akılsızlar burada telef olurlar' diye uyarılarda bulunuyordu. Geçit giderek dik bir yokuş halini alıyordu. Yolun sonunda aday kendisini, dibi görünmeyen bir kuyununun başında bulundu.

Adayın buradan yegane kurtuluş şansı, tam başının üstünde bulunan ve zorlukla seçilebilen dik bir merdivendi. Kuyuya düşmeyen veya ne yapacağını bilmeyerek orada aciz kalmayan adaylar merdiveni tırmanırlar ve kendilerini dev heykellerin bulunduğu geniş bir salonda bulurlardı.

Burada adayı, 'Kutsal Semboller Muhafızı' adı verilen görevli rahip karşılar ve birinci sınavı başarıyla tamamladığı için kendisini kutlardı. Bu salonda yer alan 22 dev heykelin altında 22 temel sırrı ifade eden aynı sayıdaki harfler ile bunların sayısal sembolleri vardı. Bunlardan 1 sayısı ve 'A' harfinin, Tanrının ve onun yeryüzündeki en yüksek ifadesi olan insanın sembolü olduğunu öğrenen adaya diğer sırlar da sırasıyla verilirdi.

Bu mabetteki tüm sırları öğrenen aday daha sonra, merkezi ateş odasına götürülürdü. Bu odada dev alevlerin olduğunu gören adayda doğan tereddütü rehberi, bir zamanlar kendisinin de aynı alevlerden geçmiş olduğunu söyleyerek giderirdi. Alevlerin arasına dalan aday, bunların gerçek alevler olmadığını, bir göz yanılgısı olduğunu görürdü. Ateş sınavını su sınavı izler, aday çok karanlık ve içinde derin çukurların bulunduğu bir su birikintisinden ürpertiler içinde, boğulmadan geçmeye çalışırdı.

Bu sınavı da başarıyla tamamlayan adayı iki görevli rahip karşılar ve içinde rahat bir yatağın bulunduğu bir odaya bırakırlardı. Burada aday, derinden gelen rahatlatıcı bir müzik sesinin de etkisiyle kendinden geçerdi. Aday uyandığı zaman karşısında, çırılçıplak ve çok güzel bir kadının durduğunu görürdü. Kadın, adaya içki sunar ve kendisinin sınavları başarıyla geçenlere sunulan bir ödül olduğunu söylerdi. Aday, kadının bu sözlerine kanıp da kendisiyle cinsel temasta bulunursa, az önce içmiş olduğu içkinin içinde bulunan uyku ilacının etkisiyle uyur ve uyandığında yanlız olduğunu görürdü. Kısa bir süre sonra odaya, mabedin baş rahibi girer ve adaya, daha önceki sınavlardan başarıyla geçmiş olmasına rağmen kendisini yenmeyi başaramadığını, nefsine hakim olmayı bilmeyen bir kimsenin duygularına esir olacağını ve karanlık içinde yaşamaya mahkum olduğunu söylerdi. Bu adaylar bir daha çıkmamacasına bu küçük odalarda hapis hayatı yaşarlardı.

Ancak aday içkiyi ve kadını reddederse, ellerinde meşaleler ile 12 görevli rahip kendisini alır, baş rahibin ve görevliler kurulunun beklediği, siyah ve beyaz taşlarla döşeli Osiris Mabedi'ne götürürlerdi. Burada Osiris'i simgeleyen bir heykel ile, onun eşi olarak kabul edilen ve kucağında oğlu Horus bulunan İsis'in bir heykeli vardı. Başrahip adaya, burada göreceği tüm sırları hayatı pahasına saklayacağına dair yemin ettirir ve onu, kardeş rahip olarak ilan ederdi.

Böylece aday, çırak rahip unvanını alırdı. Ancak önünde, çok uzun bir öğrenme dönemi vardı. Çıraklık süresi kişiden kişiye değişirdi. Bir çırak ancak, rehberi olan üstad rahibin kararı ile üst dereceye geçme hakkına sahip olabilirdi. Yıllarca sürebilen bu dönemde çırak, rehber üstadından sürekli ders alır ve hücresinde meditasyon yapardı. Bu uzun bekleme döneminde çırağın görevi bilmek değil, öğrenmekti. Devamlı gözaltında tutulan, sert kurallara büyük bir disiplin içinde uyan ve sürekli itaat eden çırak yavaş yavaş kendisinde bir başkalaşım hissederdi. Çıraktaki başkalaşımı kendisi de gözlemleyen rehberi, zamanın geldiğine karar verir ve hakikatin yakında ifşa edileceği müjdesini verirdi. Başrahip çırağa, hakikatin nuruna ulaşması için ölmesi ve yeniden doğması gerektiğini, aksi takdirde Osiris'in yüce meclisine kimsenin katılmayacağını söylerdi.

Çırak, 'kendimi feda etmeye hazırım' cevabını verirse, görevliler tarafından, içinde bir köşede açık bir mezarın bulunduğu 'yeniden doğuş odası'na götürürlerdi.

Başrahip burada, ölümün herkes için olduğunu ancak her canlının da yeniden doğacağını söyleyerek çırağı mermer mezarın içine sokar ve kapağını da kapatırdı. Mutlak karanlık içinde kendisiyle başbaşa kalan çırak, mezarda ne kadar kaldığını bir süre sonra algılayamaz hale gelirdi. Gerçekte sadece bir gece mezarda kalan çırağa bu süre çok daha uzunmuş gibi gelirdi. Çırak ancak sabaha karşı başının hemen üstünde küçük bir deliğin olduğunu farkederdi. Beş köşeli yıldız şeklindeki bu delik öylesine ayarlanmıştı ki, sabah olunca Seher yıldızı 'Sotis'in ışığı tam bu deliğe vuruyor ve onun pırıl pırıl parlamasına neden oluyordu. Bu yıldız, çırağa Tanrının varlığının ispatı ve Hakikatin Nuru gibi görünürdü.

Işığın yavaş yavaş azalmaya yüz tuttuğu anda mezar kapağı açılır ve baş rahip çırağa müjdeyi verirdi; 'Sen dün akşam öldün ve Osiris'in ışığını görerek yeniden doğdun. Artık, büyük sırlarımızı öğrenmeye hak kazanan bir inisiye kardeşimizsin'...

Bu açıklamadan sonra yeni üstad rahip, 'büyük doğu' denilen ve tüm üstad rahiplerin hazır bulundukları geniş bir salona götürülür, tören burada devam ederdi. Kapı, içeri girenlerin başlarını eğmelerini gerektirecek kadar alçaktı. Doğuda, baş rahibin kürsüsünün hemen üstünde, bir eşkenar üçgenin ortasındaki gözün içinden çıkan, kaynağı belli olmayan güçlü bir ışık bulunurdu. Bu sembole, herşeyi gören Osiris'in gözü adı verilirdi (8) .

'Hyorofan' adı da verilen baş rahip bu aşamada şöyle konuşurdu:

'Bu noktaya kadar gelmeyi başaran sen, büyük sırların da eşiğine dayanmış oldun. Bundan önce sana verilen sırlar küçük sırlar, yani İsis'in sırlarıydı. Şimdi ise, büyük sırları, yani Osiris'in sırlarını elde edeceksin.

Tanrı Osiris, kendisi, karısı İsis ve onların oğlu olan Horus'dan oluşan bir üçlemedir. Osiris, yaşamın kendisinden doğduğu kutsal babayı, İsis onun dişil ve üretken yanını, Horus ise İlahi Kelam ve maddi alemi remzeder. Tanrı bir bütündür ve tektir. Bu üç kişilik bölünme zaafın değil, mükemmelliğin ifadesidir.

Bu Yüce Varlıktan çıkan insanlar da birer ölümlü Tanrıdır. Yüce Tanrıya ulaşmalarına çok az kalan Kamil İnsanlar ise, ölümsüz insanlardır. İlahi düzende hiçbir şey küçük olmadığı gibi, hiçbir şey de büyük değildir. Ne mutlu bu sözleri anlayabilene. Çünkü bunları anlamak demek, yüce sırlara sahip olmak demektir. Bu sırları kalbine göm ve onu ancak kendi eserlerinde ifşa et'...

Bu sözlerden sonra yeni üstada, özel üstad kıyafeti giydirilir ve yemin ettirilirdi. Eğer yeni üstad Mısırlı ise yönetici rahip olarak mabette görev yapar, yabancı uyrukluysa da, din kurmak veya kendisine verilecek başka bir görevi yerine getirmek üzere ülkesine gönderilirdi. Ancak bu tür inisiyelere, ayrılmadan önce, mabedin sırlarını inisiye edilmeyenlere vermeyeceklerine dair bir kez daha ketumiyet yemini ettirilirdi. Aksine davrananlara, nerede olurlarsa olsunlar kendilerini ölümün beklediği hatırlatılırdı.

Kendisi de bir inisiye üstad rahip olan Musa'nın (9) , öğretisinde mutlak gerçeği açıklayamamasının ve doktrinini ancak üç kat sır perdesi altında ifşa etmesinin arkasında yatan neden bu ketumiyet yeminidir. Musa, kuşkusuz ölüm korkusuyla değil, bir Kamil üsdatın ettiği yeminden dönmesinin şerefsizlik olacağı bilinciyle bu şekilde davranmak zorunda kalmıştır. Kaldı ki, Musa öğretisini, tüm gerçekliği ile açıklayamayacağının da farkında idi. Ezoterik öğretiye ne denli yakın olurlarsa olsunlar, yine de bu konularda nispeten cahil olan müridlerine, dinini öğretebilmek için tüm söylemlerini basitleştirmek zorundaydı.



Kaynakça

1- SANTESSON Hans Stephan -'Batık Ülke Mu Uygarlığı' - RM Yayınlan-İstanbul 1989 SF. 91.
2- SCHURE Edouard - 'Büyük İnisiyeler' - RM Yayınları - İstanbul 1989 - Sf 172
3- SCOGNAMILLO Geovanni - 'Dünyamızın Gizli Sahipleri' - Koza Yayınları - İstanbul 1973 - Sf. 38
4- VON DANIKEN Erich, 'Tanrıların Arabaları' - Milliyet Yayınları - İstanbul 1973 - Sf. 147
5-SCHURE E. - İe - Sf. 178
6- VON DANİKEN E. - İe - Sf. 133
7-SCHURE E. - İe - Sf. 180
8- SANTESSON H.S. - İe - Sf. 117
9- BİLİM ARAŞTIRMA GRUBU - 'MU, Tarih Öncesi Evrensel Uygarlık' -Bilim Araştırma Merkezi Yayınları - İstanbul 1978 - Sf. 61



DEVAM EDECEK
gerçeğe az kaldı isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 8 Users Say Thank You to gerçeğe az kaldı For This Useful Post:
Alev (09-04-2008), Devrim06 (09-04-2008), Kul Seyyid (06-24-2008), kızıl_can (09-13-2008), Renas (09-04-2008), sibele (06-07-2008), taja_naz (09-04-2008), yoldaş06 (09-04-2008)

Alt 06-07-2008, 01:03   #2
sibele
Can
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
sibele - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: ankara
Yas: 35
Üye No: 27
Mesajlar: 1.157
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2328
Thanked 1647 Times in 735 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 17
REP Puanı : 648
REP Seviyesi : sibele is a name known to allsibele is a name known to allsibele is a name known to allsibele is a name known to allsibele is a name known to allsibele is a name known to all
İletişim
Standart

bunları daha önce azda olsa bunları okuma şansım oldu
cihangir generin ezoterik batını doktorinler tarihi adlı kitabından alıntı yanılmıyorsam tek bir kitap değil toplam 3 cilt olması lazım.

cihangir generin bir dönem ortagı oldugu yayınevinde ve kitapevinde görev yaptım. kitapları inceledim çok güzel çalışmaları var gayet zengin bir içerik çok ögretici ve yararlı kaynaklar olduğunu düşünüyorum. daha önce baglı olduğumuz sitedede alevilik ve islamiyetle alakalı olan bölümleri paylaşmıştım her ne kadar siz begenmesenizde çok mantıklı açıklamalar vardı.
emeğinize sağlık paylaşım için teşekürler.




Gönül, niçin ahvalimi bilmezsin?
Yürekte yaralar türlü türlüdür.
Öğüt versem, öğüdümü almazsın,
Yürekte yaralar türlü türlüdür.

Ah n'eyleyim karşımızda ölüm var,
Ölüm dedikleri kanlı zalim var.
Ne ağlayıp ne gülecek halim var,
Yürekte yaralar türlü türlüdür.

Pir Sultan Abdal'ım, ben de böyleyim,
Emir Hak'tan geldi, kime ne deyim?
Derdim çoktur, hangi birin söyleyim?
Yürekte yaralar türlü türlüdür.


Pir Sultan Abdal
sibele isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to sibele For This Useful Post:
gerçeğe az kaldı (06-07-2008)
Alt 06-24-2008, 03:05   #3
Kul Seyyid
Can
Qızılbaş
Kullanıcı Profili
 
Kul Seyyid - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Bajarî Sînemil
Üye No: 17
Mesajlar: 4.031
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2990
Thanked 6016 Times in 2689 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 27
REP Puanı : 542
REP Seviyesi : Kul Seyyid is a glorious beacon of lightKul Seyyid is a glorious beacon of lightKul Seyyid is a glorious beacon of lightKul Seyyid is a glorious beacon of lightKul Seyyid is a glorious beacon of lightKul Seyyid is a glorious beacon of light
İletişim
Standart

Teşekkürler can dün kopyalamıştım ancak bitti hepsi... okumuştum ama senin için bir daha okudum...

Teşekkürler faydası oldu

Aşk ile


ELİNE BELİNE DİLİNE SAHİP OL!!!


DERSİME SEFER OLUR; ZAFER OLMAZ
(Seyit Rıza)


Konu Kul Seyyid tarafindan (07-10-2008 Saat 22:59 ) değistirilmistir..
Kul Seyyid isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Kul Seyyid For This Useful Post:
gerçeğe az kaldı (06-30-2008)
Alt 09-04-2008, 15:18   #4
Alev
Üyemiz
Kullanıcı Profili
 
Alev - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Almanya
Üye No: 294
Mesajlar: 68
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 72
Thanked 72 Times in 40 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 3
REP Puanı : 109
REP Seviyesi : Alev will become famous soon enoughAlev will become famous soon enough
İletişim
Standart

Önemli bilgileri bizimle paylastigin icin sevgiler dost....


CAN CAN`A, MUHABBET İNSAN`A!
Alev isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Alev For This Useful Post:
gerçeğe az kaldı (09-04-2008)
Alt 09-04-2008, 17:08   #5
Hasan Harmancı
Gönül Dostu
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Hasan Harmancı is on a distinguished road
İletişim
Standart

arkadaşlar rica etsem, bu yazıları tüm olarak alevi gündeme de taşıyabilir misiniz...
bazı bilgiler bu sayfalarda akıyor...sevgiler.daha fazlasına ihtiyaç olduğunu da söylemek isteri...
Hasan Harmancı isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post:
gerçeğe az kaldı (09-05-2008), Renas (09-04-2008), sâre kâl (09-04-2008)
Alt 09-08-2008, 16:55   #6
Onurcan
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 156
Mesajlar: 730
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 693
Thanked 1722 Times in 620 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 575
REP Seviyesi : Onurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to all
İletişim
Standart Batinilik ve ezoterizm

Güvercin donunda kayaya kim kondu?

Onurcan isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Onurcan For This Useful Post:
Kul Seyyid (09-10-2008)
Alt 09-10-2008, 01:02   #7
Onurcan
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 156
Mesajlar: 730
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 693
Thanked 1722 Times in 620 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 575
REP Seviyesi : Onurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to all
İletişim
Standart

Alinti:
Onurcan Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Güvercin donunda kayaya kim kondu?

Hic kimse cevap yazmamis, amacim biraz düsündürebilmekti.Bu yukaridaki hitit tanrisinin elindeki güvercin ve üzerinde durdugu geyik kayadaki kabartma sizlere kimi cagristiriyor? Bana Hace Bektas Veli'yi cagristiriyor.


Peki asagidaki Firikya döneminden kalmis kadin ana tanricasi size kim animsatiyor?



Bana kadincik ana'yi animsatiyor.

Konu Onurcan tarafindan (09-10-2008 Saat 13:21 ) değistirilmistir..
Onurcan isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to Onurcan For This Useful Post:
Kul Seyyid (09-10-2008), Renas (09-10-2008), İşcanbaba (09-10-2008)
Alt 09-10-2008, 09:07   #8
Aliekber
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 42
Mesajlar: 111
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 38
Thanked 187 Times in 59 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 14
REP Seviyesi : Aliekber is on a distinguished road
İletişim
Standart

Alinti:
Onurcan Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
Güvercin donunda kayaya kim kondu?

Onurcan Eskiden Telefon Yoktu Haberleşme Güvercinlerle yapılırdı Yada Avcılık Şahinlerle yaparlar bana Onu Anımsattı Kusura Bakma Ben Öyle Algıladım.
Aliekber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 09-10-2008, 09:08   #9
Aliekber
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 42
Mesajlar: 111
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 38
Thanked 187 Times in 59 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 14
REP Seviyesi : Aliekber is on a distinguished road
İletişim
Standart

kadıncı Ana İçin Yorum Yapmak İstemiyorum Ama Hayal gücüne hayran Oldum İyi yorum Kutlarım
Aliekber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Alt 09-10-2008, 13:19   #10
Onurcan
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 156
Mesajlar: 730
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 693
Thanked 1722 Times in 620 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 575
REP Seviyesi : Onurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to allOnurcan is a name known to all
İletişim
Standart

Alinti:
Aliekber Nickli Üyeden Alinti Mesaji göster
kadıncı Ana İçin Yorum Yapmak İstemiyorum Ama Hayal gücüne hayran Oldum İyi yorum Kutlarım

Tesekkür ederim cok naziksiniz. Zöhre Ana'nin zuhur etmeden önceki yani, M.Ö.7yy. daki halide olabilir. Öyle bir olasilikda mümkün. Hatta ezoterik batini ekollere göre, misir daki Isis bile olabilir.

Bu baglantiyi kurabiliyorsaniz, demekki biraz gelisme kaydettiniz demektir.Buda bizim acimizdan sevindirici bir durum.



Konu Onurcan tarafindan (09-10-2008 Saat 13:22 ) değistirilmistir..
Onurcan isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Onurcan For This Useful Post:
Kul Seyyid (09-10-2008)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Baslatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ezoterik Batınî Doktirinler Tarihi Kul Seyyid Kitap - Dergi Tanıtımları 0 09-26-2008 00:14
Batini Ekoller...1 gerçeğe az kaldı Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) 2 06-06-2008 18:10
Ezoterik Batini Ekoller...3 gerçeğe az kaldı Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) 0 06-06-2008 18:10
Ezoterik - Batini Ekoller...2 gerçeğe az kaldı Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) 0 06-06-2008 18:08
Batini ve Zahiri ne demektir? Türkü Soru ve Yanıtlarınız 2 05-29-2008 12:14


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 05:20.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts