Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK GENEL > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevilik Tarihine dair paylaşımların yapılacağı alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 09-16-2009, 11:03   #1
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart Hacı Bektaş-Al Horasani'nin Alevilikteki Yeri

Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda Hacı Bektaş Veli'nin Hakka yürümesinden yaklaşık 150 yıl sonra Dergah'ta oluşan ve adına "Babağan" ve "Çelebiler" denilen oluşuma kadar Hacı Bektaş Veli Dergahı'na bağlı tüm yol erenleri Alevidir. Bu sürece kadar iki kavram aynı anlamda kullanılır. Hacı Bektaş Veli; Alevidir. Sözü edilen ayrıma dek tüm yol erenleri kendini "Alevi" ya da Hacı Bektaş Veli'nin serçeşmeliğini ifade için "Alevi-Bektaşi" "Bektaşi" olarak ifade ettikleri sözlü gelenekten bilinen bir olgudur... Alevilikteki inançsal örgütlenme son yüzyılı kıstas alırsak esas olarak üç koldan yürüdüğünü ifade edebiliriz. Bunlar; Dede Ocakları, Bektaşilik ve Çelebilerdir... Bugün belki de yapılması gereken şey; bu tarihsel üçlü sacayağını yeniden oluşturmaktır. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Serçeşmeliği altında; "Dede Ocakları, Efendiler ve Babagan" geleneği bir araya gelmelidir. Piramit şeklinde tepeden tabana doğru bu önderlik etrafında tarihsel geleneğe bağlı olarak modern bir tarzda inançsal organizasyonu oluşturmalıdır. Hacı Bektaş Veli'nin bu manevi önderliğine itiraz edecek bir tek kişi ve kurumun olabilmesi olanak dışıdır. O halde yapılması gereken geleneği modern tarzda inşa edip "yola devam" edilmelidir.

Hacı Bektaş Veli ya da Hacı Bektaş-Al Horasani'nin Türk tarihinde olduğu gibi, İslam tarihinde de yadsınmaz bir yeri vardır. Türk tarihinden söz edilip Hacı Bektaş Veli'den söz etmemek nasıl mümkün değilse İslam tarihinden de söz edip Hacı Bektaş Veli'den söz etmemek de eksiklik sayılır.

Hacı Bektaş Veli, literatürde değişik isimlerle anılmıştır. Bunlardan birisi; Hacı Bektaş Veli'dir. Diğerleri; Hace Bektaş Veli, Hünkar Hacı Bektaş Veli, Bektaş Veli ve dikkat çekici bir ifade de; "Hacı Bektaş-Al Horasani"dir. Bu ifade de geçen "Horasan" ifadesi Alevi tarihi açısından büyüleyici öneme sahip bir ifadedir. Tıpkı; Eba Müslim Horasani, Süleyman Horasani Oğlu Karacaahmet Sultan gibi. Çünkü birçok Alevi büyüğünün isminin sonuna "Horasan" kelimesi konması adeta bir şifredir.
Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlar'da rastlanılan Aleviye, Bektaşiye nereli olduğu sorulduğunda bir iki tümceden sonra "Horasan" kökenli olduğunu söylemesi bu tanımı daha anlamlı kılmaktadır. Horasan kelimesi bu toplumsal kesim için adeta ortak kartvizittir. Birbirini yüzyıllardır tanımayan, birbirlerinin varlığından bile haberi olmayan yaklaşık 700-800 yıldır ayrı coğrafyalarda yaşayan Alevi-Bektaşi toplumundaki fertlerin soy-sop tarihi geçmiş belirlemede adres olarak "Horasan"ı ortak adres olarak göstermeleri anlamlı bir durumdur.
Peki Horasan neresidir? Horasan elbette sadece Erzurum'un ilçesi "Horasan" değildir. Horasan coğrafi olarak; Kuzey İran'ın bir kısmı, Kuzey Afganistan'ın bir kısmı, Türkistan coğrafyası olarak bilinen, Özbekistan'ın, Azerbaycan'ın, Kırgızistan'ın, Kazakistan'ın bir kısmının ve Hazar Denizi'nin güney kesiminin yer aldığı bölgenin adıdır.
Horasan'ı anavatan olarak gösteren Alevi, tarihte bu coğrafyadan bulunduğu yere geldiğini söylemiş oluyor.

Anadolu'da, Ortadoğu'da Balkanlar'da anayurtlarının "Horasan" olduğunu söylemek Alevilerin ortak tavrıdır. Adeta; "Horasanlıyım" demeyen Aleviye biraz kaygı ile bakılır. Bu nedenle; Alevi Bektaşi Dünyası için köken olarak "Horasan"ın anayurt olarak kabulü ayırt edici öneme sahip bir özelliktir. Hacı Bektaş-Al Horasani ismi ile Alevi Bektaşi toplumunun ortak paydasının "Horasan" olması birçok toplumsal olguyu anlamakta bize yardımcı olmaktadır. Alevi-Bektaşi tarihinde; Hz. Ali adı gibi Hacı Bektaş Veli adı da Alevilikle özdeşleşmiştir. Adeta; Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli adı olmadan Alevilik-Bektaşilik anlatılamaz. Tabii Alevilik-Bektaşilik ile ilişkilendirilmeden de Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli anlaşılamaz.
Kaynaklar;
"Hacı Bektaş Veli, Horasan'ın Nişabur kentinde dünyaya gelmiştir. Babası İbrahim Sani diye anılan Seyyit Muhammet, anası ünlü bilgin Ahmet Amil Nişaburi'nin kızı Hatem'dir"
diyor. (Ulusoy, 1986: 19)
Hacı Bektaş Veli'nin doğum ve Hakk'a yürüme tarihlerini de kaynaklar; bazı farklılıklara karşın; 1242 (Noyan, 2007: 51) ya da 1248'de (Ulusoy, 1986: 20) doğduğunu, 1278'de Sulucakarahöyük'e yani bugünkü Hacı Bektaş İlçesine geldiğini, 1337'de ise Hakk'a yürüdüğünü yazmaktadır.
Aleviler-Bektaşiler, Hacı Bektaş Veli'nin; İslamı Emevi ve Abbasi yabancılaşmasına karşı Hz. Muhammet ve Hz. Ali ile Ehlibeyt'in İslami yorumu olan Aleviliği Anadolu'ya getirdiğine inanırlar. Hz. Muhammet ve Hz. Ali'nin yolunun izsürücüsü ve temsilcisi, don değiştirmiş biçimi olarak Hacı Bektaş-Al Horasani'yi görürler.
Alevi-Bektaşi dünyası açısından; Hacı Bektaş-Al Horasani'nin Hacıbektaş beldesinde yaşaması, dergahını orada açıp 4 kıtaya 18 bin aleme seslenmesi, düşüncelerini, inancını oradan yayması, halkı aydınlatması, Ehlibeyt yolunun izsürücüsü olması, Anadolu, Ortadoğu ve Balkan coğrafyasındaki Aleviliğin, Bektaşiliğin Serçeşmesi olması ve o mekanda Hakk'a yürümesi özel öneme sahip bir durumdur.
Alevi geleneğinde; Hacı Bektaş-Al Horasani'nin soyunun; Hz. Muhammet'in torunlarından Musa Kazım kanalı ile Hz. Ali ve Hz. Muhammet'e ulaştığına inanılır. Bu soy kütüğü şöyle gösterilir:
"Musa

İshak

Muhammet

İbrahim

Hasan

İbrahim

Mehdi

Muhammet

Hasan

İbrahim Mücab

Musa Kazım"
(Çelebi, 1996: 34-35)
Celalettin Çelebi, Hacı Bektaş Veli'nin soy kütüğünün Hz. Muhammet'e ulaşmasını şöyle anlatıyor:
"Alevi-Bektaşi inancında altın zincir olarak kabul edilen On İki İmam Soyunun Hacı Bektaş Veli'ye kadar geldiği babadan oğula aralıksız ve kesintisiz intikal etmiş kesin bir kanı halindedir. Alevi-Bektaşiler, Hacı Bektaş Veli'yi İmam Musa Kazım'ın torunu saymakta birleşirler." (Ulusoy, 1986: 22)
Kerbela Olayı'nda Hz. Muhammet'in yani Ehlibeyt'in soyu Yezit tarafından yok edilmeye çalışılmıştır. Kerbela'da 12 imamlardan sadece İmam Zeynel Abidin hayatta kalmıştır. Hz. Muhammet'in soyu İmam Zeynel Abidin'den yürümüştür. Kerbela Olayı'ndan sonra Hz. Muhammet'in sağ kalan akrabaları Arabistan'a dönmemiş kuzeye İran'a, Türkistan'a göç etmişlerdir. Burada ise evlilikler yolu ile Hz. Muhammet ve Hz. Ali'nin soyu Türklerle karışmış ve sonuç itibariyle Türkler'e geçmiştir.
Abdülbaki Gölpınarlı;
"Hacı Bektaş Veli, Anadolu'da otuz altı bin ocak uyandırmıştı. Bunlardan üç yüz altmışı Hünkar'ın huzurunda hizmette bulunurdu. Hünkar ahirete göçünce onların her biri, Hünkar'ın kendilerine bildirdiği yere gittiler" (Gölpınarlı, 1988: 81)
diyor.
Bu ocak sahiplerinin; Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlarda Hacı Bektaş Veli'den aldıkları nasibe göre hizmet verdikleri görülüyor. Hacı Bektaş Veli Dergahı'na bağlı bu ocakların bazıları şunlardır:
"1) Seyit Cemal Ocağı, 2) Sarı İsmail Ocağı, 3) Hacim Sultan Ocağı, 4) Baba Mansur Ocağı, 5) Pir Ebu Sultan Ocağı, 6) Recep Seydi Ocağı, 7) Sultan Bahaaddin Ocağı, 8) Barak Baba Ocağı, 9) Ali Baba Ocağı, 10) Hızır Samut Ocağı, 11) Karaca Ahmet Sultan Ocağı, 12) Abdal Musa Sultan Ocağı, 13) Akyazılı Sultan Ocağı, 14) Baba Resul Ocağı, 15) Sarı Kadı Ocağı, 16) Sarı Saltuk Ocağı, 17) Taptuk Emre Ocağı, 18) Seyit Piyrab, 19) Seyyit Sabir, 20) Karadonlu Can Baba, 21) Abdal Murat, 22) Geyikli Baba, 23) Dost Hüda, 24) Atlas Puş, 25) Seyyit Kadı, 26) Dede Garkın, 27) Gözü Kızıl, 28) Şemsi Tebrizi, 29) Güvenç Abdal, 30) Sultan Süca Ocağı..."
İsimleri verilen ocakları 1970-80 li yıllarda kendiside Hacı Bektaş Dergahı postnişini olan Av. Celalettin Ulusoy adı geçen kitabında veriyor. Bu algılama aynı zamanda Dergahtaki Çelebi ya da Ulusoyların olaya bakışı olarak algılanmalıdır. Bu listeye göre, 30 dede ocağının Hacı Bektaş Veli Dergahı'na bağlı olarak Hacı Bektaş Veli'nin istemine göre hizmet veren dede ocakları olduğu anlaşılmalıdır. (Ulusoy, 1986: 30)
Yani Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu'daki birçok dede ocağının Hacı Bektaş Veli Dergahına bağlı dede ocakları olduğu anlaşılıyor. Bunların dışında olan ismi bu listede geçmeyenlerde direk olmasa bile dolaylı olarak Hacı Bektaş Veli Dergahı'na bir türlü mutlaka bağlı olduğu anlaşılmalıdır. Alevi Bektaşi tarihine bakıldığında tarihsel olarak Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndan sonra oluşup Hacı Bektaş Veli Dergahı'na bağlı olmayan Alevilikten ve Bektaşilikten söz etmek olası değildir.
Alevilik - Bektaşilik Kavramlarının Ortaya Çıkması
Alevi kelimesinin hangi tarihte ilk defa kullanıldığı ve nasıl oluştuğunu bugüne dek kesin olarak belirten bir kaynağa rastlanmamıştır. Bu konuda rivayetler muhteliftir.
Ama en yaygın algılama Alevi kelimesinin Hz. Ali ile ilgili olduğu Alevi kavramının Hz. Ali'den geldiği şeklindedir. Nasıl ki; Hz. Musa'dan dolayı O'na inananlara O'nun getirdiği din mensuplarına Musevi denmiş ise, nasılki, Hz. İsa'dan dolayı O'nun dinine inananlara İsevi denmişse, İslam içinde Hz. Ali'nin İslam yorumuna inananlara Hz. Ali'nin yolunu İslam içinde doğru yol olarak kabul edenlere de Hz. Ali'den dolayı Alevi denmiş olma olasılığı en güçlü olasılıktır. Yani; Musa'dan Musevi, İsa'dan İsevi, Ali'den de Alevi. Tabi bu arada İslam'a ilk inananlara Hz. Muhammet'ten dolayı Muhammedi dendiği unutulmamalıdır.
Bu algılama dışında ismin etimolojik ve sosyolojik kaynağını; alev, ateş, ışık kelimeleri ile irtibatlandıranlar olduğu gibi, Alevi ismini Sıffın savaşına, Şah İsmail'e vs. irtibatlandıranlar da bulunuyor. Osmanlı-Alevi ilişkilerinde 1500'lerden sonraki belgelerde; Rafizi, Işıkçı, Zındık, Dinsiz, Kızılbaş kavramları ile aynı anlama gelecek şekilde Alevi kelimesi de görülmektedir.
* * *
Bektaşilik kavramı ise; Hacı Bektaş Veli ismi ile direk ilişkili bir kavramdır. Hacı Bektaş Veli'den önce tarihsel olarak kullanmak olası değil. Hacı Bektaş Veli'nin, Ahmet Yesevi'nin, Lokman Parende'nin veya Hallacı Mansur'un vs. Bektaşi olduğunu söylemek tarihsel olarak olanaklı değildir. Hacı Bektaş Veli'nin tarih sahnesine çıkıp Sulucakarahöyük'te dergahını kurup kendi İslami anlayışını çevresine yayması ile başlayan bir olgu olarak kabul edilmelidir.
Yani Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda Hacı Bektaş Veli'nin Hakka yürümesinden yaklaşık 150 yıl sonra Dergah'ta oluşan ve adına "Babağan" ve "Çelebiler" denilen oluşuma kadar Hacı Bektaş Veli Dergahı'na bağlı tüm yol erenleri Alevidir. Bu sürece kadar iki kavram aynı anlamda kullanılır. Hacı Bektaş Veli; Alevidir. Sözü edilen ayrıma dek tüm yol erenleri kendini "Alevi" ya da Hacı Bektaş Veli'nin serçeşmeliğini ifade için "Alevi-Bektaşi" "Bektaşi" olarak ifade ettikleri sözlü gelenekten bilinen bir olgudur.
Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda Balım Sultan'dan sonra oluştuğu kabul edilen iki farklı yorum, Hacı Bektaş Veli'nin Hakk'a yürümesinden yaklaşık 150 yıl sonra ortaya çıkan bir durumdur. Bu olaylardan sonra Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda iki farklı yorum ortaya çıkmıştır. İşte; Babağan Bektaşiliği ve Çelebi Bektaşiliği ya da; "Babagan" ve "Çelebi" olgusu bu yıllarda oluşmuştur.
Bu durumu Çelebi geleneği şöyle yorumluyor:
"Alevi-Bektaşi toplumunun pek küçük bir bölümünü oluşturmasına rağmen, Babağan Kolu denen Derviş Bektaşiliğinin Bektaşi şiirini ve Bektaşi fıkralarını literatüre geçirmek yönünde olumlu ve etkin rolleri olmuştur. İstanbul'daki Bektaşilerin (Babaların) çevrelerindeki aydınlarla temas halinde olmaları ve bu yönden soydan Bektaşi olmayan bir toplum oluşturmaları Bektaşiliğin ünlü sır saklama geleneğini önemli ölçüde aralamış ve Bektaşiliğin dışa açılmasında olanak sağlamıştır. Hacı Bektaş Çelebilerinin içe dönük bir yaşantı sürdürmeleri, milyonlarca insanı oluşturan Alevi-Bektaşi toplumunu dış gözlemlerden uzak tutarken, bu toplum içinde küçük bir azınlık olan Derviş Bektaşileri düşüncelerini yabancı yazarlarının kitaplarına ve ansiklopedilerine geniş biçimde yansıtmayı başarmışlardır" (Ulusoy, 1986:35)
Çelebi geleneğinin sözcüsü Av. Çelalettin Ulusoy, Çelebilerin edilgen, Babagan Bektaşilerinin de devlet ile ilişkilerinde etkin almalarının bazı sonuçlarını ise, şöyle ifade ediyor: "Bu çağlarda İstanbul'da ve Arnavutluk'ta bulunan Bektaşi Babalarının bazı devlet erkanından yardım gördükleri gözlenmektedir." dedikten sonra; Fuad Köprülü de bu gözlemi doğrular tarzda şöyle yazmış; "Mısır Valisi Tahir Paşa, Kahire ve çevresinde Arnavut Bektaşiler yerleştirmiştir." (Köprülü,1955 :28) diyor. Yine Ankara Valisi Sırrı Paşa'nında çok sayıda Arnavut Bektaşiyi Hacıbektaş Dergahı'na göndererek Derviş ve Baba olmaları sağlanmış. İstanbul'daki bazı Bektaşi babalarında Osmanlı'nın çeşitli kademelerinden devlet adamları ile temas kurarak Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda ortaya çıkan bu iki başlılıkta eskiden verilen bazı vakıf mallarının Çelebilerden alınarak Bektaşi Babağanlara verilmesini istedikleri kaynaklarda yazılmaktadır. (Rıfkı, 1954 :10)
Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda ya da Alevilikteki Alevi - Bektaşi farkının ne olduğunu ifade etmek gerekirse kısaca şöyle denebilir. "Hacı Bektaş Veli'nin Hakka yürümesinden sonra posta Kadıncık Ana ile olan evliliğinden olan Seyit Ali Sultan ya da Balkanlarda "Kızıl Deli" olarak bilinen oğlu gelir. O'nu oğulları; Resul Bali ve Mürsel Bali izler. Resul Bali Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndadır. Resul Bali Hakk'a yürüdükten sonra Mürsel Bali Hacı Bektaş Veli Dergahı'na posta oturur (1384-1483). Bunları Balım Sultan ve Kalender Çelebi'nin izlediği görülüyor.
İşte Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndaki uyumlu büyü Balım Sultandan sonra bozuluyor. Balım Sultan'ın Dergah'a bazı yeni kurallar getirdiği ve bunları yerleştirmeye çalıştığı iddia ediliyor. Örneğin Dergah'ta iki farklı algılama oluşuyor. Balım Sultan'ı tutanlara "Babağan Kolu" bu değişimi benimsemeyenlere "Çelebiler" ya da "Efendiler" deniyor.
Babağan Kolu; Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda posta oturmak için Hacı Bektaş Veli ile soy-sop-kanbağı ilişkisinin şart olmadığını "soya bağlılık" değil, "yola bağlılığın" yeterli olduğunu savunur. Ardından da zaten Hacı Bektaş Veli'nin de hiç evlenmediği "Mücerret" olduğu, O'ndan sonra posta oturan postnişinlerinde soy evladı değil, yol evladı olduklarını savunurlar. Hacı Bektaş Veli Dergahı'na postnişin olmak için; önce muhip sonra derviş ardından baba, halife baba ve son mertebe olarakta dede babalık geliyor. Buralara ise soydan gelen kişiler değil seçim ile yoldan yetişerek gelen kişiler seçiliyor.
Çelebi geleneği ise; Hacı Bektaş Veli'nin evli oluduğu kendilerininde o soy zincirinin halkasını takip ettiklerini savunuyorlar.
Bu tartışmalar zaman zaman yazılı belgelerede yansıyor. Hatta bazen karşılıklı sert, kırıcı sayılacak ifadelerinde kullanıldığı görülmektedir.
Hacı Bektaş Veli Dergahı'ndaki oluşan bu ikiliğin 1516'da Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında olan Çaldıran Savaşı'ndan ve bu savaşın Dergah'a bir çeki düzen verme kaygısınında rolü olduğu düşünülebilir. Yavuz Sultan Selim'e karşı Türkmen Şahı Şah İsmail'i destekleyen Türkmen Aleviler ve Hacı Bektaş Veli Dergahı'da bu işten nasibini almış olabilir. Nitekim bu çekidüzen işi bu kırılma ile bitmemiş Hacı Bektaş Veli Dergahı Dedesi (Postnişini) Kalender Çelebi binlerce taraftarı ile 1528 yılında 52 yaşında idam edilmiş taraftarı olan binlerce Alevi Türkmen katledilip kelleleri Osmanlı sarayına gönderilmiştir.
Demek ki; Alevi-Bektaşi ayırımı olarak günümüzde ifade edilen Babağan-Çelebi ayrımı bazı sosyologların ifade ettiği gibi; Alevilik; köy Bektaşiliği, Bektaşilik ise; kent Aleviliğidir demek oldukça yetersiz bir tanım gibi görülüyor.
Hacı Bektaş Veli Dergahı'nda ortaya çıkan bu tartışmanın yaklaşık 400 yılı aşkın bir tarihi var. Artık kavramlar Babagan, Çelebi olmaktan çıkmış Alevilik ve Bektaşilik şeklinde ifade edilmeye başlamıştır. Bu ayrıma ek olarak yolun bazı kurallarında ve erkanda da bazı farklılıklar oluşmuştur. Her iki tarafında ibadeti Cemevi ya da Meydanevi'nde yapılmasına karşı bazı ritüellerde zamanla farklılıklar oluşmuştur. Örneğin müsahiplik Alevi geleneğinde 2 şer evli çift ile ömür boyu sürecek "yol kardeşliği" şeklinde olurken, Bektaşilikte aynı gün meydanda olup yola girenlerin tümü müsahip sayılmaktadır. İlk ayrılığın ortaya çıkması ile bugüne kadar geçen zaman düşünüldüğünde bazı farklılıkların oluşması normal karşılanmalıdır.
Hacı Bektaş Veli Dergahı; Alevi dünyasının Serçeşmesidir. O mekanın simgesel bir önemi vardır. Yaklaşık 400 yıllık bir yolculuğa rağmen makas fazla açılmamıştır. Aleviliğin temel inanaç öğeleri ile Bektaşiliğin temel inanç öğeleri arasında fazla bir farklılık oluşmamıştır. Bu iki olgunun Allah, Muhammet, Kur'an, Hz. Ali, Ehlibeyt vs. konularında inançsal özellikleri aynıdır. Farklılık sadece bazı inançsal (erkan) uygulamalarındadır. Bu durum ise fazla abartılacak bir durum değildir. Sonuçta bu farklı oluşumlar nesnel olarak görülmelidir. Bu olguyu yok saymanında, abartmanında insanı yanılgıya götürebileceği unutulmamalıdır.
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Rehber For This Useful Post:
Efendi (09-17-2009), hasan19 (09-19-2009)

Alt 09-16-2009, 11:04   #2
Rehber
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
Rehber - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi : Rehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really niceRehber is just really nice
İletişim
Standart

Alevilikteki; Dede Ocakları, Bektaşilik ve Çelebilik İlişkisi
Alevilikteki inançsal örgütlenme son yüzyılı kıstas alırsak esas olarak üç koldan yürüdüğünü ifade edebiliriz. Bunlar; Dede Ocakları, Bektaşilik ve Çelebilerdir.
Bektaşiler ya da Hacı Bektaş Dergahı'nda Balım Sultan sonrası oluşan ve adına "Babagan" Bektaşiliği denen geleneğin oluşumunu ve Çelebiler'in tarihsel oluşumunu daha önce kısaca anlatmaya çalıştım. Çelebiler, ya da "Efendiler" inanç önderlerine "Baba" ya da "Dede" demiyorlar, "Efendi" diyorlar. Babagan Bektaşileri ise, inanç önderlerine; "Baba", "Halife Baba" ya da "Dede Baba" demektedirler.
Bu iki olgunun dışında olup Hacı Bektaş Veli'nin sağlığında muhtemelen tümü Dergah'a bağlı olan bir kısmı sonraki yıllarda yaşanan tarihsel toplumsal zorunluluklardan dolayı Dergah ile ilişkisi ya zayıflayan kısmen ya da tamamen kesintiye uğrayan "Dede Ocakları" ya da "Dedegan" denilen bir gelenek daha bulunuyor. Alevi kamuoyu tarafından yaklaşık 100 civarında isimle anılan Dede Ocakları Alevilikte en geniş toplumsal kesimin yer aldığı kesimdir. Bu kesim, Babagan ve Efendilerle kıyaslandığında Efendilere, yani Çelebi geleneğine daha yakındır. Hatta bazı küçük ayrıntılar dışında adeta aynıdır. Bunların bazılarının ismini anmak gerekirse; Ağuiçen Ocağı, Kureyşan Ocağı, Baba Mansur Ocağı, Derviş Cemal Ocağı, Dede Kargın Ocağı, Hubyar Ocağı, Şeyhhasan Ocağı vs. gibi dede ocaklarıdır.
Alevi toplumu tarihi boyunca nerede ise hiçbir dönem merkezi bir yapı oluşturamamıştır. Osmanlı'dan bugüne bakarsak; Osmanlı döneminde merkezi otorite ile Alevilerin ilişkisi gel-gitli olmuştur. Hiçbir dönem merkezi bir yapı oluşturamamıştır. Acı faturalara malolan çok ağır toplumsal kırılmalar yaşanmıştır. Özellikle Yavuz Sultan Selim'in Şah İsmail -Çaldıran Savaşı sonrası ve 2. Mahmud döneminde Yeniçeri Katliamı sonrası kendilerini bugüne dek toparlayamadıkları ağır darbeler yemişlerdir. Cumhuriyet dönemi bir dizi olumlu gelişmeye rağmen Alevi dergahlarını başta da Hacı Bektaş Veli Dergahı'nı kapatıp ardından Diyanet İşleri Başkanlığı'nı açmakla niyet ne olursa olsun Alevi-Bektaşi toplumunun inanç merkezlerine müdahale yapmış. Bu toplumsal kesimin inançsal erezyon yaşamasına yardımcı olmuştur. Bugün Aleviliğin dağınık yaşamasında, inanç merkezlerinin zayıflamasında, geleneklerinin zayıflamasında dergahların ve dedelerin yok oluşa yönelmesinde ve İslam'ın Türkçe konuşması da denilebilen, İslam'ın; Hacı Bektaş Velice, Yunusca, Pir Sultanca konuşmasının zayıflayıp yerine toplumun Araplaşması denen tutuculaşmasında bu müdahalelerin hatırı sayılır payının olduğu ifade edilebilir.
Bugün belki de yapılması gereken şey; bu tarihsel üçlü sacayağını yeniden oluşturmaktır. Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın Serçeşmeliği altında; "Dede Ocakları, Efendiler ve Babagan" geleneği bir araya gelmelidir. Piramit şeklinde tepeden tabana doğru bu önderlik etrafında tarihsel geleneğe bağlı olarak modern bir tarzda inançsal organizasyonu oluşturmalıdır. Hacı Bektaş Veli'nin bu manevi önderliğine itiraz edecek bir tek kişi ve kurumun olabilmesi olanak dışıdır. O halde yapılması gereken geleneği modern tarzda inşa edip "yola devam" edilmelidir.
Aleviliğin bu yeniden yapılanması ile igili olarak şu anda Hacı Bektaş Veli Dergahı post dedesi olan Çelebi geleneğinin "Efendisi" Veliyettin Hürrem Çelebi şöyle diyor:
"Bu üç koldada temelde bir farklılık yok…Düşünce ve inanç olarak aynılar… Yolbir sürek binbir deriz ya işte öyle… Yolumuz bir… Babagan, Dedegan, Çelebi hepsi bir… Yolda bir farklılık yok, uygulamada ufak tefek farklılıklar var… Bu da zenginliğimiz diye düşünüyorum"
"Kim dedelik yapmalı? Buna karar verecek olan Hacı Bektaş Veli Dergahı ve üst kurulu, bir yönetim kurulu şeklinde eğer bir yapılaşma olursa onların yetkisinde olması en doğrusu olur"
dedikten sonra düşüncesini şöyle sürdürüyor;
"Hacı Bektaş Veli Dergahı inancı temsil eden bir üst kurul tarafndan görev verilecek. Bu şekilde olması lazım". (Çelebi, 2009: 203)
* * *
Alevi-Bektaşi geleneğinin üçlü sacayağından birini temsil eden Veliyettin Hürrem Çelebi'nin günümüzde Aleviliğin merkezi inanç organizasyonu için bunu düşünmesi anlamlı, önemli ve değerli bir önermedir. Alevilerin-Bektaşilerin bu önermeyi değerlendirmesi günümüzün en makul çözümü olarak görülüyor.
Kaynaklar
• Çelebi, Cemalettin (1996): Müdafaa s.34-35.
• Çelebi, Veliyettin Hürrem (2009): Serçeşme Yazıları s.203.
• Gölpınarlı, Abdülbaki (1988): Vilayetname s.81.
• Köprülü, Fuad (1955): Türkiye Mecmuası s.28
• Noyan, Bedri (2007): Bektaşilik Alevilik, 2.cilt s.51
• Rıfkı, Ahmet (1954): Bektaşi Sırrı s.10 vd.
• Ulusoy, Celalettin (1986) Alevi-Bektaşi Yolu s.22

Cemal Şener
Rehber isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to Rehber For This Useful Post:
Efendi (09-17-2009), hasan19 (09-19-2009)
Alt 09-18-2009, 21:36   #3
kanlıbey
Yeni Üye
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: mersin
Üye No: 1368
Mesajlar: 21
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 27
Thanked 41 Times in 19 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 32
REP Seviyesi : kanlıbey is on a distinguished road
İletişim
Standart

Değerli Canlar..

Hani meşhur bir söz vardır.."her şey insana mahsustur." diye..

Bu anlamda,,

Hacı Bektaş Veli bir mahladır.

Anlamı..

Bektaş obasının Velisi demektir.


Cemal cemale dost..


NE KADAR YAŞADIM DEME..NASIL YAŞADIM DE..
kanlıbey isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to kanlıbey For This Useful Post:
hasan19 (09-19-2009), İşcanbaba (09-19-2009)
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 15:38.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts