![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevi Kültürü Alevilik kültürüne dair paylaşımların yapılacağı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Bizden Biri |
Türk halk şiirinin geçmişi incelendiğinde XV. yüzyıla kadar Âşık edebiyatının yerini iki geleneğin tuttuğu görülür.
Bunlardan biri Şaman kültürünün hakim olduğu devirlerde ozanların yürüttüğü destan geleneği, diğeri de XII. yüzyılda Ahmet Yesevi ve onun müridleri ile başlayan dini-mistik halk edebiyatı geleneğidir. Yesevi tarikatinde Tanrı'ya ulaşma yolunda şiirler saz eşliğinde söylenmiş, kimi zaman da müritler duydukları heyecanları dini rakslarla ifade etmişlerdir. Alevilerde samah, Mevlevilerde sema bunlardandır. Asıl adı Mehmet olup, Horasan'ın Nişabur kentinde İbrahim ve Hatun adlı Türk anne babadan doğan Hacı Bektaş Veli'yi Hoca Ahmet Yesevi halifelerinden zâhir ve bâtın ilminde çok derinleşmiş bir zat olarak tanınan Lokman Perende yetiştirmiştir. Haçlı ordularının Anadolu topraklarında yaptığı tahribatın yaraları sarılmadan, doğudan gelen Moğol akınları nedeniyle Anadolu'nun yeni bir çalkantının kucağına düştüğü dönemde Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi'den süregelen manevi güç ve görevlerle gelip yerleştiği Anadolu'da öz dilimizin korunup yayılmasına ve Anadolu birliğinin kurulmasına, etrafına inanmış kitleleri toplayarak önemli hizmetlerde bulunmuştur. XIII. yüzyılda Moğolların Anadolu'yu yağmalaması, yakması halkı canından usandırmıştı. Valiler, beyler ayaklanmış, kendi başlarına buyruk olmuşlardı. Halk ne yapacağını, nereye gideceğini bilmez olmuş, şaşırmıştı. Sanki bir kurtarıcı ya da sığınılacak yer aranıyordu. Bu sırada Amasya yöresinde çıkan Babalı ayaklanmasını bastırmak için Selçuklu ordusu çok kan dökmüştü. Zulümden bıkan ve kaçanlar da Hacı Bektaş'ın çevresinde toplanıp dergâhta manevi bir huzur bulmuştu. İşte Bektaşiliğin temelleri bu şekilde atılmıştır. Yüzyıllar boyu Anadolu'da yetişen âşıklar Hacı Bektaş'ın manevi şahsından etkilenmiş, geleneğe sıkı sıkıya bağlı kalmış, dillerinde ve tellerinde Hacı Bektaş sevgisini, tarikat yolunda, tarikat yolcusunun Tanrı'ya ulaşmadaki yükselmek ve derinleşmek durumunda olduğu dört aşamayı simgeleyen dört kapı ve kırk makamın öğretisini Bektaşi tarikatinin ikinci kurucusu Balım Sultan'ın bir şiirinde olduğu gibi: Evvel başta Muhammet'e selâvatbiçiminde dizelerinde yaşatmışlar, eline-beline-diline sadık ol üçlemesi ile belirtilen hususlara sıkı sıkıya bağlı kalınmasını öğütlemişlerdir. "Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et.", "Okunacak en büyük kitap insandır.", "Eline-diline-beline, işine-eşine-aşına sahip ol.", "İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir." ve "Göze nur gönülden gelir." biçiminde her sözü bir hikmet değerinde olan Hacı Bektaş Veli'yi kendisine manevi mürşit seçmiş, âşıklardan : Doksanaltı bin Horasan pirleridiye XIV. yüzyıldan ses veren Abdal Musa'dan tutun da bir şiirinde: Perişan erenler yolunu gözlerdiyen Perişan Baba'dan, Medet mürvet deyip kapına geldimdiyen günümüzde Türk halk şiirinin en önemli halkalarından Âşık Veysel'e kadar sayısız âşık Hacı Bektaş'tan himmet ummuşlardır. Bilgeliği ermişliği ve kerametleriyle Hacı Bektaş Veli Anadolu ve tüm Türk coğrafyasında âşıkları büyük ölçüde etkilemiştir. Hacı Bektaş Veli felsefesinden en çok etkilenen âşığımız dergâha getirdiği alıçların karşılığında "Buğday mı verelim himmet mi" öyküsü ile bilinen Yunus Emre'dir. O, Hacı Bektaş Veli'nin "Âşıkların tenleri ölür, canları ölmez." özlü sözünü, "Ölür ise ten ölürbiçiminde şiirleştirmiştir. Hacı Bektaş'tan himmet alan âşıkların en çok tanınanlarından biri: Eşrefoğlu al haberidörtlüğü ile başlayan şiirin âşığı Hasan Dede'dir. Hacı Bektaş Veli, başındaki erenlerin nasiplerini verir. Erenleri Anadolu'nun çeşitli yörelerine ahlaki yaşayışı öğretmelerini öğütler. Ahmet Yesevi dergâhından Hacı Bektaş Veli'ye emanet edildiği söylenen tahta kılıca göz koyanlardan biri Hacı Bektaş Veli'ye "Nasip almaya gelecek er var mı" diye sorar. O da: "Evet, tahta kılıcın sahibi, erenler körpesi Hasan Dede gelecek. Akpınar'dan kızıl elma aktığı gün gelecek. O zaman dergâhta bulunan halifemiz hiç itiraz etmeden tahta kılıcı Hasan Dede'ye verecek." der. Aradan 205 sene geçer. Bu süre içinde dergâhta bulunan bütün dervişler Akpınar'dan kızıl elma akıp akmadığına bakarlar. Balım Sultan Hacı Bektaş dergahının başında olduğu zaman bir gün Akpınar'dan kızıl elma akar ve Hasan Dede Hacı Bektaş'tan nasip almaya gelir. Hacı Bektaş'ın kerametlerinden biri daha gerçekleşir. Balım Sultan dergâhta Hasan Dede'yi bekletmeden kabul eder. Hacı Bektaş'ın emaneti olan tahta kılıcı Hasan Dede'ye teslim eder. "Al bu senin nasibindir. Sen erenler körpesisin. Taşa çalsan ikiye biçsin bu kılıç." der. [5] Hasan Dede dergâhta hizmet edip himmetini aldıktan sonra Balım Sultan'ın işareti üzerine Anavarza Kalesi civarını irşad için Anavarza'ya gider. Adana, Hatay, Ceyhan, Kadirli Gaziantep Oğuz Türkleri ile Barak hanlarını uzlaştırır, sonra da Kırıkkale yakınlarındaki bugünkü Hasan Dede ilçesinde dergâhını kurar. Çeşitli şairnamelerde adına rastladığımız ve bazı şiirleri kimi cönklerde bulunan Samut da mahlasını Hacı Bektaş'tan alan âşıklardandır. Hacı Bektaş Veli halifelerine ruhsat verirken Âşık Samut da gidip ruhsat istemiş. Hacı Bektaş birden bire celallanmış, "Kime ruhsat vereceğimi ben bilirim. Sen samut ol bakalım.) diye bağırmış. (Samut az konuşan demektir.) Hacı Bektaş'ın "Sen samut ol" sözü üzerine o günden sonra şiirlerinde Samut mahlasını kullanmıştır.[6] XVI. yüzyılda yaşayan ve Alevi-Bektaşi edebiyatının en büyük ozanı olarak bilinen Pir Sultan Abdal da: Arzulayıp sana geldimdeyişinde işaret ettiği gibi Hacı Bektaş Veli'yi Pîr Hacı Bektaş halifelerinden Kızıl Deli'yi serçeşme (topluluğun önderi) olarak tanımaktadır. Aynı şiirde: Pîr elinden dolu içtimdiyerek Pîr saydığı Hacı Bektaş'tan dolu içip manevi himmet aldığını vurgulamaktadır. Hacı Bektaş'ın manevi etkisi altında kalıp 12 yaşında evinden kaçarak Hacı Bektaş'a giden, eğitimini dergâhtaki medresede Feyzullah Çelebi'nin çocukları Cemalettin ve Veliüddin Çelebi'lerle tamamlayan ve Feyzullah Çelebi'nin vefatıyla posta oturan Cemalettin Çelebi yanında dergâha l4 yıl hizmet eden Âşık Sıtkı bir deyişinde: Pervaneyim yandım bir hüsn ü mahadiyerek adının Pervane olduğunu işarat etmiş, l4 yıl hizmeti sonucu Merzifon'un Harız köyüne yerleşmek için izin istediğinde O sırada Hacı Bektaş dergâhının başında bulunan Cemalettin Çelebi'nin: Ben elden geldikçe eylerim duadeyişinden sonra Sıtkı mahlasını alıp Hacı Bektaş'tan mahlas alan âşıklar arasına katılmıştır. Hacı Bektaş'ın manevi etkisi altında kalıp, Hacı Bektaş'a gidip dergâha hizmet ederek mahlas alan âşıklardan biri de Kul Sevindik'tir. Asıl adı Mustafa olan âşık Hacı Bektaş'ta Feyzullah Çelebi'ye saz çalıp şiirler söyledikten sonra sazı ve sözünü çok beğenen Feyzullah Çelebi'nin "Ne güzel söyledin evlat sevindik." sözü üzerine mahlası Kul Sevindik olmuştur.[9] Şiirlerinde Allah, Muhammet, Hz. Ali Ehlibeyt ve Hacı Bektaş sevgisini büyük bir coşku ile işleyip bir şiirinde: Esirî der kadim ikrar uluyadiyen ve asıl adı Mehmet olan XIX. yüzyılın güçlü âşıklarından Esirî de Hacı Bektaş'tan manevi himmet alıp Mahlasına da Hacıbektaş'ta kevuşan âşıklardandır. Âşık Mehmet 20 yaşına geldiği zaman artık kabuğuna sığamaz olur ve bir gün kardeşlerine "Benim özümde muhabbet coş eyledi. Ben Hacı Bektaş'ta Feyzullah Çelebi'yi ziyarete gideceğim." diyerek köyünü terk ederek Hacı Bektaş'a gider. Hacı Bektaş'ta Feyzullah Çelebi'den himmet alıp âşıklığını beyan eder. Sazını ve sözünü dinleyen Feyzullah Çelebi: "Söyle Esirî'm sakla sırrımı." deyince artık şiirlerinde Esirî mahlasını kullanmaya başlar. Kul Sabri'nin de önceleri Garip Ali adı ile şiirler söylerken Hacı Bektaş'ta pîr tarafından "Önce sabretmeyi öğren, başarının sırrı sabırdır." denmesi üzerine Kul Sabri mahlasını aldığı bilinmektedir.[11] Asıl adı Ahmet olan ve 1826'da Tokat'ta doğan Gedaî, mahlasını Hacı Bektaş'ta Bektaşı babalarından Yesarî Baba'dan almış: Çok erler halk etti hazret-i bârideyip şiirlerinde içtenlikle Hacı Bektaş kerametlerinin yanı sıra Hacı Bektaş sevgisini işlemiştir. Hacı Bektaş sevgisi âşıklarda çok üstündür. Kimi âşıklarımız Hacı Bektaş'ın manevi etkisi altında o denli kalmışlardır ki, Hilalî Baba önceleri: Sıtkınan niyazım Hacı Bektaş'adiye hayıflanırken, daha sonraları: Ricam budur evliyalar atasıdeyip cenazesinin bile Hacı Bektaş yurdunda kalmasını dilemiştir. Hacı Bektaş sevgisini dile getiren âşıklar arasında: Hatayî Biçare kuldur şahınadiye kendini Hacı Bektaş kulu sayan Muhammet dininin yoktur şerikidiyen Geda Muslu, Bir şiirinde: Benim pîrim Hacı Bektaş Veli'dirdiyen Kazak Abdal da Hacı Bektaş'ta Balım Sultan'dan el alan ve Hacı Bektaş'a yürekten bağlı olan, Hacı Bektaş sevgisini sürekli yansıtan âşıklardandır. Rahat ve ustaca söylediği şiirlerle XVI. yüzyıl Türk halk şiirine damgasını vuran âşıklardan Kul Himmet: Kul Himmet'im der ki bu sır Ali'nindeyişi ile Hacı Bektaş'a olan sevgisinden yoluna kurban olacağını ifade etmektedir. Teslim Abdal da Hacı Bektaş'a bağlılığını ve sevgisini ondan başka kimsesinin olmadığını belirterek: Mürüvvetim var Hak Muhammet Ali'yeifadesiyle dile getirmiştir. Bir şiirinde: Hacı Bektaş Veli'nin yoluna gitmek ibadettirdiyen, Hürremi mahlasını kullanan Veliyittin Çelebi, Hacı Bektaş sevgisini ibadet kada üstün görenlerdendir. Hacı Bektaş Veli'dir pîrimiz Hilmi Dedediyen Hilmi Dede Baba da Bektaşiliğin tüm inceliklerini dizelerinde derin bilgisi ile işleyip Hacı Bektaş sevgisini konu edinenlerdendir. Bir deyişinde: Mürvetim var Hak Muhammet Ali'yediyen Teslim Abdal da Hacı Bektaş sevgisini içtenlikle dile getiren âşıklar katarında yer alır. XVII. âşıklarından Kara Hamza'nın: Durmaz deli gönül su gibi akardeyişi sevgi ve saygının ötesinde Hacı Bektaş'tan içtenlikle medet umuşun ve bağlılığın samimi ifadesidir. Aynı yüzyılda yetişen Bektaşi âşıklarından Seyit Yaroğlu'nda da: Seyit Oğlu'nun hub nefesidirifadesinde görüldüğü gibi Hacı Bektaş sevgisi yüce bir sevda durumundadır. Yeniçeri ocağının kapatılması nedeniyle sürgün edildiği için bir kısım şiirlerinde Hasreti mahlasını kullanan ve: Hünkâr Hacı Bektaş Sırr-ı Ali'yebiçiminde özgün söyleyişleri olan Hamdullah Çelebi'de Hacı Bektaş sevgisi ince bir nakış gibi işlenmiştir. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Bizden Biri
Üye No: 499
Mesajlar: 611
Thanks: 232
Thanked 745 Times in 389 Posts REP Gücü : 10
REP Puanı : 351
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() |
Bir bektaşi ozanı olan Hüsni Baba, Perişan Baba'dan el alıp tarikata girmiş, bir süre Hacı Bektaş dergahında bulunmuş ve oradan icazet alarak Baba olmuş, şiirlerinde Hacı Bektaş sevgisini sık sık ve coşkuyla dile getirmiştir.
Badeli âşıklardan olup: Kul Mustafa'm söyletmeyin deliyidiyen Kul Mustafa'da da Hacı Bektaş sevgisinin ön planda tutulduğu görülmektedir. Allah, Muhammet Ehlibeyt ve Hacı Bektaş sevgisini şiirlerinde ustalıkla yansıtan İlham: İki turnam gelir başı cigalıbiçiminde dile getirmiş: Anların bendesi İlhamî abdaldiyerek Hacı Bektaş'a sevgi, saygı ve bağlılığını dizelere aktarmıştır. XIX. yüzyıl Bektaşi âşıklarından Kalecikli Mir'atî, Hacı Bektaş tekkesinde l860-l975 yılları arasında posta oturan Türabî Baba'dan nasip almış, Hacı Bektaş sevgisi ile elde saz, başta külah diyar diyar gezip âşıklık geleneğini sürdürmüştür. Hacı Bektaş sevgisi ile yanıp tutuşan âşıklardan Kemterî de: Şükür olsun ol Hüda'nın deminediyerek Hacı Bektaş'a sevgi ve saygısını ustaca dile getirmiştir. Zileli Fedaî de Hacı Bektaş'a sevgi ve saygısını şiirlerinde sık sık dile getiren âşıklar arasında görülmekte, bir deyişinde: Bektaşi Veli'ye kılarsan biatifadesi ile Hacı Bektaş'a biatlı olduğunu vurgulamaktadır. Hacı Bektaş sevgisi ile dolu lirik bir söyleyiş içinde Türkçe'nin tüm güzelliklerini sergileyen XIX. âşıklarından Sabri de: Sensin beni bu sevdaya düşürenbiçiminde rahat söyleyişleri ile dikkat çekenlerdendir. Asıl adı Mehmet Beybaba olan Âşık Muhammed yalın, açık ve duru bir söyleyişle Hacı Bektaş sevgisini: Muhammed isyanım günahım çokturdeyişi ile, yaptığı hizmeti ona lâyık görmeyecek kadar alçak gönüllülükle dile getirmiştir. XIX. yüzyıl Bektaşi âşıklarından Ferdî de: Gel gülüm çıkarma gönülden bizibiçiminde Hacı Bektaş sevgisini şiirlerinde yansıtmıştır. Aynı yüzyılda Hacı Bektaş sevgisini içtenlikle dile getirenlerden Arguvanlı Derviş Mehmet de: Sultan Mehemmedim severim senisözleriyle sevgisini açıkça dillendirmiştir. Âşık Dertli'nin de: Hacı Bektaş Veli'nin çakeriyiz çakeriifadesiyle, Bektaşi oluşundan gurur duyduğunu haykırdığı görülmektedir. Hacı Bektaş sevgisini içtenlikle dile getiren XX. yüzyılın önde âşıklarından Kul Semaî: 700 yıl evvel dünya halkınabiçimindeki söyleyişi ile hem ustalığını hem de Hacı Bektaş sevgisini kendine özgü tavrıyla dile getirmiştir. Hacı Bektaş sevgisini dile getiren âşıkların Cumhuriyet döneminde yaşayanlarının hemen hepsinde Atatürk sevgisinin de ön planda olduğu görülmektedir. Bunlardan biri: Çırakman vecize söz bırakanlardiyen Hüseyin Çırakman Hacı Bektaş ve Atatürk'ün Türk Diline verdikleri önemi ustaca dizelere aktarıp Hacı Bektaş ve Atatürk sevgisini dantel gibi işlerken yine bir Cumhuriyet çocuğu olan Âşık Haydar Aslan da: Hünkâr Hacı Bektaş Veli pîrimizbiçiminde söyleyişi ile Hacı Bektaş sevgisinin yanında Ulu Atatürk'ün izinde olduğunu yansıtmaktadır. Günümüz âşıklarından Âşık Hüdaî de: Balık susuz olmaz insan vatansızdiyerek Hacı Bektaş ve Atatürk sevgisi ile dopdulu âşıklardan biri olduğunu belirtmektedir. Hacı Bektaş ve Atatürk sevgisi ile dolu âşıklar, yürekleri bu ulu sevgi ile yanan âşıklardan sadece birkaçıdır. Notlar [1] Vasfi Mahir Kocatürk, Tekke Şiiri Antolojisi, Ankara 1968, s.166 [2] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri, Ankara 1995, s.221 [3] Turgut Koca, Bektaşi Nefesleri ve Şairleri, İstanbul 1950, s.417 [4] Ömer Uluçay, Âşık Veysel, Araştırma-Tartışma-Alıntı, Adana 1995, s.167 [5] Yunus Koçak, Hasan Dede Hayatı ve Öğretisi, Ankara 1998, s.149 [6] İbrahim Aslanoğlu, Söz Mülkünün Sultanları, İstanbul 1985, s.148 [7] Cahit Öztelli, Bektaşi Gülleri, İstanbul 1985, s.104 [8] Mehmet Yardımcı, Halkbilim ve Edebiyat Yazıları, Malatya 1993, s.147 [9] Mehmet Yardımcı-Osman Kazancı, Hekimhan Folkloru ve Hekimhanlı Halk Şairleri, Malatya 1993, s.101 [10] Mehmet Yardımcı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Fırat Üniversitesi 1998, s.296 [11] İbrahim Aslanoğlu, a.g.e. s.104 [12] Muhtar Yahya Dağlı, Tokatlı Gedaî, İstanbul 1943, s.70 [13] Yunus Koçak, Hilalî Baba, Ankara 1980, s.135-136 [14] Nejat Birdoğan, Şah İsmail Hatayi, İstanbul 1991, s.97 [15] Özmen, a.g.e. C.3, s.51 [16] Abdülbaki Gölpınarlı, Türk Tasavvuf Şiiri Antolojisi, İstanbul 1972, s.265 [17] İbrahim Aslanoğlu, Kul Himmet, İstanbul l997, s.115 [18] Özmen, a.g.e. C.3, s.115 [19] A. Cemalettin Ulusoy, Pîr dergâhından Nefesler, Ankara, s.117 [20] Özmen, a.g.e. s.429 [21] Özmen, a.g.e. C.3, s.267 [22] Özmen, a.g.e. s.159 [23] Özmen, a.g.e. C.4, s.241 [24] Özmen, a.g.e. C.4, s.301 [25] İbrahim Aslanoğlu, a.g.e. s.99 [26] Mehmet Yardımcı, Zileli Fedaî, Ankara 1983, s.46 [27] Özmen, a.g.e. C.4, s.239 [28] Öztelli, a.g.e. s.218 [29] Özmen, a.g.e. s.443 [30] Özmen, a.g.e. s.404 [31] Şemsettin Kutlu, Şâir Dertli C.I, İstanbul 1997, s.144 [32] Âşık Kul Semai Baba, Divanı-Nefesleri, İstanbul 1991, s.66 [33] Hüseyin Çırakman, Çorumlu Halk Ozanları, İstanbul 1992, s.169 [34] M. Demirel Babacanoğlu, Âşık Haydar Aslan-İnsan Hayranıyım, Adana 1992, s.83 [35] Âşık Hüdaî, Sevginin Ozanı, Ankara 1996, s.24 * Yrd. Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi - İzmir Mehmet Yardımcı |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Eline sağlık Rehber can,
Bu yazı senin mi? yoksa bir yazıdan alıntımı yaptınız. Anadolu Alevilğinin Pir'i sayılan Hükar a, sevgi vve muhabbet bir görev bir ikrar meselesidir, Örneklerini verdiğin şairlerin/Ozanarın hepsi genelde Bektaşi tekkesinden el alıp, NASİPLENENLERDİR, ve Hünkar sevgisi olmadan Aşık olma geleneği yoktur, Onun adı,Hünkardır,Balm sultandır,Abdal Musadır, Kızıldelidir, Hasan Dededir, vs. dir amma YOL seceresi Hünkar a çıkar, Diğer bir konu, Hasan Dede konusu, Tahta kılıç sanırım Hünkar zamanında,ismini tam hatırlıyamıyacağım amma, Veleyatnamede geçer, Hünkar bir (Hacım sultan olabilir, Kitap evde, yanımda değil,) halifesine Tahta kılıcı verir, oda denemek ister ve bir eşeğin bacaklarına tahta kılıcı çalar, eşşeğin ayakları kesilir, Bunu duyan Hünkar da, eli çalınsın mı? gibi bi dua eder ve elleri çolak kalır,(sakat) bunun üzerine dervişler Hünkar a yalvarırlar,ve Hünkar aılsın der, kolulları açılır, Hasan Dede Anadoluya sonradan gelme bir erendir, ve anılan kitapda, hata çoktur, yanlış çoktur,( o Kitabı tam okumadım, ançak göz gezdirdim, mesela, Yöresinde ki bir ayaklanmaya Padişah adına bastırmaya gidiyor, onları kesiyor biciyor, tabi yazar Osmanı Paası Hasanla karıştırmdığından bu kıyımı bir Alevi ulusuna yaptırıyor, o anlamda eksiklik var diyorum) Hükar'da Yasevi değildir, Lokman diye bir halife ile de görüşmedi, Amacı TÜRLÜK falan değildi, Türklük nasıl yayılır,Eski halklar türk olduk deyince Türk mü? olur, Pir Aşkına, bunlar artık dillendirilmemeli, o dönemlerde IRK sözkonusu değil, öyle milliyetci bir söylemde yok, Bakın o kadar ozandan, aşıkdan rnek verdiniz, hiç birinde TÜRKÜM diyen var mı?, İslamım diyen varmı,? Bir dil, bir lisan var amma bunu ancak SÜLEYMAN anlar diyor aşıklar değilmi? Eline sağlık sağol can.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Can Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 23
Üye No: 108
Mesajlar: 3.968
Thanks: 4001
Thanked 3963 Times in 2312 Posts REP Gücü : 34
REP Puanı : 913
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sevgili Rehber yine Rehberliğini konuşturmuş!
elin ayağın dert görmesin Rehberim... sağol varol...
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||