![]() |
|
![]() |
|||||||
| Karışık Köşe Yazıları Alevilikle ilgili değişik yazarların makalelerinin ve Köşe yazılarının yer aldığı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyemiz |
Harkulâdenin Çocuğu Hârika
Esat Korkmaz Keramet, Uyanıkken görülen rüyada “sorumluluğa kendini öğretme sanatı”dır: Bunu başaramazsak canımız bizi “işaret eder” ve “bu bedeni yakmalı” der. Sûfi kültürde “keramet”, peygamberlik savıyla bir ilgisi olmaksızın velilerde ve ermişlerde görüldüğüne inanılan olağanüstü duruma ya da bu durumda olan velilerin, ermişlerin gerçekleştirdiklerine inanılan “olağanüstü eyleme” verilen addır. Keramet olgusuna ortodoks inançla yaklaşıldığında toplumsal yaşamda ya da nesnel ortamda gerçekleştiği kabul edilen bir “mucize”yle karşı karşıya kalırız: Böylesi bir olgu aklı dışlayacağından, akla “aşkın” bir alana atlarız. Anadolu Aleviliğinde ise Keramet’e yaklaşım, bunun tam tersi durumundadır: Gerçek yaşamın kendisinde ya da nesnel süreçte mucize “yoktur”; yani keramet burada yaşama geçmez. Alevilikte kerametin yeri “söylence” zeminidir. Daha doğrusu bâtıni anlamda keramet, akıl yürütme yoluyla “akıl dışına” taşınılarak, yani akıl/ mantık engellerinin bulunmadığı bir ortama gidilerek, özlemlerin ve dileklerin, sorumluluk yüklenmiş ya da “sözcü” durumunda bulunan kimlikler ve doğa parçaları aracılığıyla dışa vurumudur. Sorumluluk yüklenmiş ya da sözcü durumunda bulunan kimlik, temsil ettiği insanların temsil gücüyle (temsil ettiği güç kendi birey gücünün çok üzerinde olduğundan bu ancak kerametle dışa vurabilir ve bu dışa vuruma masalsı dil uygundur) söylence zeminine aktarılır. Bir doğa parçası söz konusuysa doğanın aklını temsil etmek durumundadır: Temsil gücü, kendi iç çevriminin çok üzerinde olacağından söylence zemininde bu dışa vurum da “doğa parçasının keramet göstermesi” biçiminde anlatılır. Demek ki sorun keramet olgusunun “zeminini” saptama sorunudur. Gelenekte, kâmil insanın gösterdiği harikalara “keramet” adı verilirken peygamberlerin gösterdiği harikalara “mucize” denir. Keramet terimi ile mucize terimi birbirine karıştırılmaz; çünkü, mucize gösterenle keramet gösteren kimlikler farklıdır. Genelde, tasavvuf geleneğinde olağanüstü şey için “harkulâde” terimi kullanılır: Tanrı’nın koyduğu olağan yasaları “kıran şey” olarak algılanır; Tanrı, “neden-sonuç zincirini” kırmak istediğinde ve bunu gerçekleştirdiğinde, gerçekleştirme eyleminin kendisi “harkulâde”dir, ortaya çıkan sonuç ise “hârika”dır. Bu bağlamda “harika” yaşamın yönünü değiştirir. Tasavvuf tarihinde velilerin gösterdiği kerametler, sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmada “doğurganlık”la ilgili olanları en yaygınlarıdır denilebilir. Örneğin bir veli, 100 yaşındaki bir karı-kocaya, üç çocuk verebilir; ana-baba verilen bu çocuklara iyi bakmazsa-iyi davranmazsa onları geri alabilir. Doğurganlıkla ilgili inanç uygulamaları gereği çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, velinin türbesinin kapısına küçük beşikler bağlar ya da asarlar; adak adarlar. Beşik bağlamak ya da asmak, “çocuğu veliye satmak” anlamına gelir: Daha doğrusu, yeri-zamanı geldiğinde veli tarafından çocuğun bağışlanması, yani kadının gebe kalması için “veli eşiğinde”, babanın gebe bırakma gücünü harekete geçirecek olan velinin keramet gücüne kadının teslim olmasıdır. İnanç uygulamasıyla bir velinin eşiğinde “satıldıkları” için Anadolu’da pek çok erkek çocuğa “satılmış”, pek çok kız çocuğuna “satı” adı verilir. Veli kerametlerinde yiyeceklerle ilintili olanları da belli bir ağırlık gösterir: Söz gelimi konuklar ağırlanabilsin diye erkek hayvandan süt sağılır; çok uzakta acıkan ya da çölde susayan birine anında yiyecek-içecek gönderilir. Veli-hayvan ilişkileri, keramet gösterilerinin seçilmiş alanı gibidir: Örneğin aslanlar velinin evcil hayvanlarıdır; kuşlar onun hizmetindedir; geyikler onunla konuşur-dertleşir. Eğer herhangi bir hayvan bir velide “tövbe etmesini” geerektirecek bir şey görüp “susarsa”, o veli manevi yolculuğunu tamamlayamamış demektir. Manevi gücün tecellisiyle ilgili olarak hangi velinin daha güçlü olduğunu saptayacak “yarışmaların” düzenlendiğini öğreniyoruz. Buna örnek olacak bir anlatımda Kuzey Afrikalı bir veli, bir aslanın üzerine binip başka bir velinin ziyaretine gider. Bindiği aslanı, ineğin ahırına bağlaması söylenir; isteğe uyar. Sonra eve girdiğinde ziyaretine geldiği velinin birbirinden güzel dansözlerle kuşatılmış olduğunu görür; durum karşısında, manevi niteliklerinden kuşku duymaya başlanır ve ertesi sabah ineğin aslanı yemiş olduğunu görür. Konuşan Tanrı durumundaki veliye yalnızca hayvanlar değil bitkiler, ötesinde dağlar-taşlar da itaat eder. Veli kerametleri arasında hastaları iyileştirme gücü özel önemdedir: Okuyup üfleyerek, yani velinin keramet gücünü hastalığı uzaklaştırmak üzere harekete geçirerek tedavi etme geleneği bugün de halk katında uygulanmaktadır. “Nefesi kuvvetli” kalıp sözü bu tür veliler için söylenmiş bir özdeyiştir. Veli, tanrısal eğilime-tanrısal isteğe eksiksiz uyduğu için, yaratılmış her şey onun sözünü dinlemek durumundadır. Bir veli keramet göstermek durumunda mıdır?, sorusu, sûfi zeminde tartışılmıştır. Örneğin ağırbaşlı sûfi olarak algılanan Cüneyd keramet olgusuna fazla sevimli bakmazdı. Keramet tellallığından hoşlanmayan sûfiler, anlayışlarını sahih olmayan şu hadise bağlarlar: “Kerametler erkeklerin aybaşıdır”. Kerametin Tanrı ile insan arasına girdiğini ve insanı tasavvufi vuslattan yoksun bıraktığını savlarlardı. Nasıl ki koca, âdet döneminde karısıyla ilişki kurmaktan kaçınırsa, “erkeğin aybaşı” olarak algılanan keramet gösterisi sırasında Tanrı söz konusu veliyle ilişki kurmaktan kaçınır. Tasarım gereği keramet, hayvansı kalpleri örten “üç örtü”den(diğerleri taâtte aşırı titizlik ve Cennet’le ödüllendirilme beklentisi) biri olarak görülür. Bütün bunlara karşın, “keramet sahibi” veliler, görünür evrendeki olayları “olgular dünyası”na indirme gücünü saihiplerdi. Tam da bu nedenle, manevi yoldaki zorlu yolculuklarında öğrencilerine yardım edebildiler. Kerametin kötü amaçla kullanımı da zaman zaman tartışma konusu olmuştur. Böylesi bir “tehlike” olmasına karşın kerametin gerçekleştirilmesini şöylesi bir gerekçeyle hep savundular: “Tek bir cansız kalbe-gönle sonsuz yaşam vermek, binlerce cesede yaşam vermekten daha iyidir”. |
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Esat Korkmaz For This Useful Post: | Agnia (07-07-2009), Arjin Efruz (09-23-2008), Devrim06 (09-12-2008), Perçem (09-15-2008), Ruzgar (09-13-2008) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| bilal çelik ten harika bir yorum | tweety | Müzik | 2 | 08-30-2008 19:24 |
| Harika fotograflar!!! | DeNiz_MaVisİ | Mizah | 5 | 08-27-2008 12:38 |
| Bunlar Harika yaw... | Çopur | Resimler | 14 | 08-19-2008 20:02 |
| İstanbul’da yaşam harika ama kalitesiz! | cetin aktas | Dünya Gündemi | 0 | 06-11-2008 20:05 |
| O... çocukları harika bir film | ali_sarıgazi | Sinema / Tiyatro | 4 | 06-05-2008 04:21 |
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||