![]() |
|
![]() |
|||||||
| Alevilik İnancı Alevilik inancına dair paylaşımların yapılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Forum Katılımcısı |
HIZIR GELENEĞİ
Seyfi MUXUNDİ Bu yıl Hızır ile ilgili yazacağım yazı Geçen yılki gibi Hızır’ın tarihsel süreç içinde nasıl inanılmış, hangi inanç hangi adla anmış diye yazmayacağım. Bu yıl Malatya Kürt Alevilerinin Hızır ayında uyguladığı gelenekleri Yazar ve araştırmacı Süleyman ŞAHİN’in kaleminde “ALEVİLİĞİN ANADOLU UYGARLIĞINDAKİ İZLERİ” Adlı kitabından aktaracağım. Sayın şahin hem kendi İzlemlerini hem de Yazar ve araştırmacı Haşim KUTLU’nun “Kızılbaş Kadın” kitabında alıntı yaparak geleneğin güzelliğini okuyucuya sunmuştur. Aydüşü yayınları tarafından yayınlayan kitabın yazısına baktığımızda Aleviliğin ne denli bir doğa dini olduğunu açıkça ortaya koyduğunu görüyoruz. Ben de bu güzel araştırmayı siz değeli okuyucularla paylaşmayı düşündüm. Yazının yorumunu siz değerli okuyucu dostlara bırakıyorum. HIZIRI KAL, HIDRELLEZ, BOZATLI HIZIR HALKTAKİ HIZIR SEVGİSİ Haşim Kutlu'nun Kızılbaş Kadın kitabının S. 139. Sayın Bali'nin el yazması metnini olduğu gibi aktarıyorum. "Alevi İnancında Kadın ve Hızır" Çocukluk yıllarım nenemin yanında geçti. Nenem, oturup kalkarken, yemek pişirip iş görürken; 'ya Hızır e kerem kani Hızır e nazır. Gözlerin üzerimizde, elin elimizde ola! Saklaya bekleye diyerek işe başlardı. Kendi çocukluk ve gençlik yılları ile ilgili günleri bana sevinerek, hem de gözleri dolu dolu olarak anlatırdı. Ve o kutsal törelerin bir kısmını yaşar ama bize de yaşatırdı. Onun ceviz tahtasından yapılı eski bir sandığı vardı. Son bahar mevsiminde, evde bulunan bütün yiyeceklerden birer pay ayırırdı. Yağ, peynir, çökelek gibi bozulması söz konusu olan yiyecekleri, özel hazırlanmış ağaç kutu, vb, kaplara yine özel ola¬rak yerleştirir, ağaç sandığa düzerdi. Bu sandığa, 'Hızır Sandığı', lokmalara da 'Hızır Lokması” derdi. Sandığın kapısına kilit vurmazdı: Hızır payının kapusu murad (dileklere kavuşma) kapusudur, kilit vurulmaz' derdi. Fakat bize de 'Hızır lokmasına rızasız el uzatılmaz, Hızır çarpar' diyerek tembih etmekten geri durmazdı! Bizler sandığın etrafın¬da dolaşırdık ama hiçbir zaman sandığa dokunmaya cesaret etmezdik. Hızır günlerinin gelmesini, sandıktaki yiyeceklerden pay serilmesini çocuk sabırsızlığı içinde beklerdik. Biz çocuklar İçin tek bayram bu ve bunun gibi günlerdi, başka bayram bil¬mezdik. Mart’ın (Adar) 20'sini 21'ine (baba hesabına göre 9 Mart’ı) bağlayan geceyi, adeta uyumadan sabah ederdik. Ne¬nem, yani annemin annesi, o tarihe "Mart Dokuzu"derdi. Oldukça fırtınalı bir gece olurdu. Çift ile çubuk ile meşgul köy insanı için oldukça anlamlıydı. Sayılı günlerin sayılı belirtileriydi hu fırtınalar. Her birinin değişik isimleri vardı. Sanki bütün bir tabiat o son fırtınayla doğum sancısı çekiyor gibiydi. Ya da insanlar öyle algılıyorlardı. Mart dokuzu fırtınası için Türkçede de Kullanıldığı üzere "Koca Kadın Fırtınası' deniyordu. Kışın so¬kunu noktalayan ve baharı müjdeleyen bir soluklanma olarak kabul edilirdi ve asıl o günden sonra bahar başlamış kabul edilirdi. Buna göre soğuk geride kalıyor, sıcak ve yaşam öne çıkı¬yordu. Sanki bütün bir tabiatın kış uykusundan uyanışını simge¬lemekteydi. Nenem 'Mart dokuzu' akşamında bir miktar yufka ekmek nazırlardı. Sabah erkenden kalkar, iki kova su alır pınardan, koltuğundan süpürgesi, evin dışına çıkar, arazinin bir yerine suyu serper ve süpürürdü. Evde arta kalan mal yemlerinden, kuru ot¬lan ve bir kaç ağaç getirir, temizleyip pak ettiği yerin ortasında, o getirdikleriyle bir ateş tutuştururdu. Sandıkta muhafaza ettiği yiyecekleri sıraya dizer, gülbanklar okurdu. Aklımda kaldığı kadarıyla okuduğu gülbankların dizeleri söyledi. Kurban olam nur yüzüne Gel cemimiz birlik olsun Yüzümü sürem dizine Gel gönlümüz birlik olsun Nefesinle lokmamızı Ateşinle çıramızı Nurladırda ışık olsun Gel gönlümüz birlik olsun Yaktım Hızır Ateşini Açtım gönlümü aşk u deme Eleman bizi kereminden mahrum eyleme Bir ayağı derya da bir ayağı karada Uzat elini dar günde car günde Bizi erdir murada Didarında mahrum eyleme Mekanlar boş kaldı Baba Erenler! Ziyaretler, Ocaklar sahip¬siz ve viran oldu. Kutsal örf ve adetler unutuldu. İnsanlar inançsız. Hakka dönüp gerçeği görene aşk ola imanım! Sana yazarken! duygulandım, elimde değil gözlerime su yürürdü! Anamın anasıydı ama aynı zamanda hepimizin anasıydı Şöyle devam ediyordu. Gökten geldim yer dirildi Cümle mahlukat cana geldi : Nur keremin görüldü Muratlar kapusunda bizi mahrum eyleme! Ya bari Huda! Hızır ile birlik olduk El uzattık nasip aldık Gönül gönüle cemine girdik Niyazımız kabul ola Nur nefesi bana, nur nefesi sana Nur düşe hem u cana Yana Hızır ateşi yana! Aşka gelen yer ü gök aşkına Her bedene nur düşe Aşk ile geldik cüşe Nur bereketi dağa taşa yağa Rahmeti rahman ola! Anamın Anası ve hepimizin anası annem, bu ve benzeri gülbankları, sabahın erken saatlerinden, belli bir zamana kadar, kus¬muk vaktinden yani tan yerinin ağarmasından, gün ışıklarının hanemizin yaladığı zamana kadar, hatta denebilir ki, öğle vaktine Kakın bir zamana kadar okurdu. Hanemizin her tarafını dolaşarak okurdu ve üfürürdü. Bitmek tükenmek bilmeyen bir pınar, aktıkça boşalır, boşaldıkça doldururdu. Kimileri atalardan evlatlara miras akıp gelen belirli sözcükler ve deyişlerdi. Kimileri ise Doğaçlama. O gülbanklar, onun gibi okuyabilmek için onun gibi Hızır'la bütünleşmek, Hızır olmak gerekir. O okumaya başladığında, sanki bütün bir evren onunla birlik dile geliyordu. Her¬kes, dağ ve taş, kurt ve kuş, yedi renk, yedi ses dile geliyor onun dilinde dilleniyordu. Yaşama duruyordu o baş pınarda! Her su, her kaynak bir sürektir ve soydur. O ki, Atadır, Anadır. O bütün kaynakların başıdır. Ser çeşmedir. Gün üç yüz altmış altıya sayılmıştır. Her günün sahibi vardır elbet ve üç yüz altmış altı gün, üç yüz altmış altı çeşmedir. Ser çeşmenin başı olandı o. Hem rahmandı ve hem de rahim! Nenem bir yandan bu aşk ve ışık ile okurdu bu gülbankları, birbiri ardına sıralardı. Diğer yandan da bu gülbanklar eşliğinde, bizleri, daha önce yaktığı Hızır ateşinin üzerinde atlatır; 'Hı¬zır'ın ocağıyla, bedeninizi aydınlatan nuru, önünüze yansısın, Yansısın ki Hızır varlığından var edip vere. Vere ki, ocağınız gür haneniz şen ola. Bedeniniz nasipsiz kalmaya' derdi. Sonra ateşin yanına dizdiği yiyeceklerden dürüm yapar her, birimizin ellerine tutuştururdu. Ceplerimize çerez koyardı. Bazı¬ları adını söyleyerek kendisine hitap ettiklerin de, bu hitap şek¬line kızardı; 'Ben hizmetimi hak etmiş, elimi eteğimi dünya ma¬lından çekmiş, Hızır aşk ateşini nurlandırmış, Ceminde gül yüzünü görmüş anayım. Benim analık hak Adım demeniz lazım' diye uyarırdı bizleri. Gerçi o dönemde, bazı durumlar dışında, kadınların yaşlı kesimine 'Ana' erkeklere ise 'Baba' diye hitab edilirdi. Alevi inancına göre onlar 'sırrı hakikate eren, dün¬yayı üryan gören hak erenleriydiler ki, 'sırdan içeri olan! sırrı' bilenlerdi! Onlar, ateşin etrafında çark u pervaz olur semah yürürlerdi. Her pervazda; 'Aşk u dem ola! Çerağı evliya, Hak nuru nurlana, darına didarına, sırrına erene Allah Eyvallah! Nar ile nur olduk, can ile can! Hızır ile bir olduk! Nasibini alana Allah Eyvallah! Semah¬ta sematarız! Üryan geldik, Üryan u Nacezarız! Öldük dirildik! Aşk u aladan haberdarız! Sırra erip gönül verene Allah Eyval¬lah!' okur geçerler aşkına Hüü! Çekerlerdi. Bu semah törenine yalnız erenler katılırdı. Aralarına genç Kılmazlardı. Onların özünde henüz hamlığa var olduğuna inanılırdı O dönemlerin çocukları olan bizlere ise, "Masum u pak" gözüyle bakılırdı. Onlar semah aşkı ile coştukça bizler ateşin üstündeki atlayışlarımızı hızlandırırdık. Yine, bir dinlenme faslı başlardı ve tekrar lokmalar dağılırdı. O kutsal ateşin didarında, Hızır Cemine gelen canlar da lokmalarla katkıda bulunurlardı. Tören öğlene yakın bir zamana kadar devam ederdi. Aynı erenler, köyün içine iner dolaşırlardı. Kuşaklarının arasına yerleştirdikleri kuru üzüm, ceviz cinsi lokmaları dağıtırlar ve nasihatlerde bulunur, günün önemiyle ilgili bilgileri canlara öğretirlerdi. Onlara göre o gün, hakkın rahmana gelmesiydi. Bu nedenle yeninin gelmesi anlamını taşıyordu. Bu ve eski olan, geride kalan yiyecek adına ne varsa çıkartılır ve lokma olarak dağıtılırdı. Tören bittikten sonra biz çocuklar, birer çatal ağaç hazırlar-I dik. Bir ip bağlayarak bütün köyü ev ev dolanırdık. Evlerin üstüne çatal ağacımızı bacalardan aşağıya sarkıtırdık. Ve 'sere Sal'e bine sale/ Xızır hat we male / Duxaze pere piri kale' (Eski yıl bitti, yeni yıl geldi/ Bu nedenle evlere Hızır uğruyor/ Biz Hızır için para istiyoruz/ O yaşlı Pir hakkı için para verin HK) derdik. Evin içinden bizim çatal ağacımıza Özel hazırlanmış birer ekmek takılırdı. Biz ipi çekerek ekmeği bacadan dışarı alırdık. Bu ekmeğe 'Hızır Payı' denirdi. Akşam olduğunda, canlar, evlerinde 'Hızır kömbesi' pişirir yaşlıların olduğu evlere götürürlerdi. (Hızır Kömbesi, Binboğa] eteklerindeki Kızılbaş Kürt köylerinin bazılarında üç adet olarak pişirilmekteydi. Birinci lokma ev halkı içindi ve evi içinde pay edilirdi. İkinci lokma "komşu halkı" içindi ve yedi ya da on iki paya ulaştırılarak pay edilirdi. Üçüncü lokma I ise "Halkın Evi"ne yani Cıvat Meydanına götürülür orada "Hakkın Lokması" olarak pay edilirdi. Bu aynı zamanda Rızalık Şehrinin "Rıza Lokması" dır.) Kömbeler lokma edilir dağıtılırdı. Kömbenin piştiği ocakta ateşin üç gün boyunca sönmeden yanması gerektiğine inanılırdı. Burada dikkat edilmesi gereken şey, o gün için ibadet törenlerinin yürütülmesinin öncülüğünü Ana olma sıfatını hak eden, ona I layık görülen analar yürütürdü." Kızılbaş Kürtlerin inançlarında Bozatlı Hızır'ın yeri çok anlamlıdır. Aynı zamanda bu inançtaki insanlar Hızır'ı Hak ile aynı derecede tutarlar. Bizim bölgemiz olan Malatya, Maraş, Adıyaman gibi komşu şehirlerde Hızır'ın kutsanmasını bir veya iki gün farklılıkla kutsalarda tamamen bir birlik içerisinde hareket etmiş olurlar. Bunun da belirli sebepleri vardır. 1400. yıldan bu ya¬na İslam tamamen Kızılbaş inancını aynı zamanda bu Kültü yok etmek için çeşitli katliamlarla, hakaretlerle yok etmek için dur¬madan çaba sarf etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki tüm bölgeler birbirinden ilişkiler kopmuş, kendilerine göre belirli eksiklikle meydana gelmiştir. Ama şu bir gerçektir ki Kızılbaşlar bu kadar zorluklar içerisinde de olsa da kutsal değerlerinde vazgeçmemişlerdir. Belirtmiş olduğum Hızırı Kal, Hıdrellez, Bozatlı Hızır bu isimler bizim için tamamen kutsal sayılan isimlerdir. Bizim halk içerisinde bunlara ait bazı misaller vermek istiyorum: Köyümüzde Afe Nenemiz şöyle derdi: "Herhangi birisini uğurlayacağımız zaman, ona derdik ki Hızır hevah (arkadaşın) ol¬sun derdik Hızır ismini söylemediğimiz zaman yolculukta, sanki bir hata yapmış oluyoruz. Mutlaka Hızır ismini kullanılması gereklidir." Halam Fatma şöyle derdi: "Herhangi birisi yemin edeceği zaman Hızır'ın adım kullanarak yemin ediyorsa mutlaka o doğru söylüyordu. Bizimde ona gerçekten inanmamız gerekirdi Buna benzer onlarca söylemler vardır. Halk şöyle düşünürdü “Ben bu ismi kullanarak, eğer doğruyu söylemediğim takdirde benim başıma mutlaka bir belanın geleceğine” inancı tam o için doğru söylerdi. BOZATLIHIZIR TÖRENLE KUTSANMASI Bizim bulunduğumuz yöreler şubatın 15 de bu kutsal gün te¬mel alınarak kutsamaya başlanırdı. Halk yazın kendilerine temiz ve hemen yanmayan bir odun kütüğü bulurlardı. Bazı bölgeler¬ de odun olmazdı. Şayet ormanlık olmayan yerlerde yazın bunun hazırlığını yaparlardı. Eğer ormanlık olan yerler de bir sorun yoktu 15. şubat geldiğinde halk önceden birbirini ziyaret eder¬lerdi. Tüm vatandaşlar birbirleriyle gönül birliği için birbi¬rini mutlaka ziyaret ederlerdi. Yaşlılar ziyaret edilirdi. Onlar¬dan belirli razılıklar alınırdı. Bu aynı zamanda bir öz temizliği anlamındadır. Belirli kimseler birbirine dargın ise bunlar mutlaka barışarak, o toplumda bir ahenk birliği sağlanmış olurdu Her aile belirli bir törenle Kutsal Ateş yakılmış olurdu. Ateş yakılmadan önce tüm fertler birbirine niyaz olurdu. Ateş yakıl¬dıktan sonra yine birbirine niyaz ve razılık temelinde yapılmış olurdu. Ondan sonra ailenin en büyüğü önde olmak şartıyla, sı¬rayla Hak niyazını o yanan temiz Gonç dediğimiz Oduna yapıl¬mış olurdu. Her gün bu ilk günde yaptıkları gibi aynı şekilde ya¬nan ateşin goncuna niyaz yapılmış olurdu. Tüm aile aynı zaman¬da kendi içinde ki belirli isteklerinde bulunurlardı. Bu açık oldu¬ğu gibi de kendi içinde de söylenirdi. Bilhassa gençler birbirleriy¬le daha yakınlaşmayı gösterirlerdi. Elbette ki bunların tümü inanç temelinde yapılmış olurdu. Bazen de komşular birbirini ziyaret ederek, Kutsal Ateşin uğur getirmesi için, hayırlı olması yönünde birbiriyle birlik ve beraberlik tazelenmiş olurdu. Tüm gün ve gece Kutsal Ateş ya¬nardı. Söndürmek kesinlikle yasaktı. Yani uğur ve bereket getir¬mez temelinde inançsal olarak, günah işlenmiş olurlardı. Hatta Hak'a karşı suç işlemiş olurlardı. Öyle bir kişi veya aile olursa Cem meydanında Pir huzurunda dara çekilerek, cemaata hesap vermek mecburiyetinde idi. Onun için her Can buna dikkat ederek, hareket ederlerdi. Aynı hafta içerisinde yetişkin canlar üç gün oruç tutma şarttı bulunmaktadır. Bunu Kutsal Ateşe saygı muhayetinde olurdu Kimse buna mecbur tutulmazdı. Zaten ne bir baskı ne de bir zor balık yapılmazdı. Tüm canların inanç ve istek temelinde yapılmış olurdu. Oruç açma ise tecrübeli yaşlı kesim bunu çok iyi bilirlerdi. Bazende horozun ötmesine göre oruç açılmış olurdu Kimse oruç günlerinde gece yemek yemezdi. Horoz aynı zamanda saati bildiren bir zaman ölçmesi yönünde belirli bir unsurdu. Sadece akşam yemeği yenilirdi. Küçükler oruç tutuna evin yaşlı olanlara kendi orucunu elini öperek verirlerdi. O yaşlı da orucu veren kimseye belirli bir hediye vermiş olurdu. Üç gün oruçtan sonra da bir hafta tamam olmuşsa mutlaka bu Kutsal Ateşin közünde, her ailenin kendi durumuna göre belirli bir lokma meydana getirilmiş olurdu. Genellikle bu közde bir kömbe yapılırdı. Kömbe şöyle yapılmış olurdu: Önce hamur yoğrulurdu, hamur iyice açılır, bunun arasına et ile yağ un karışımı ile içine serilirdi, ondan sonra bu iki açılmış olan hamur üst üstte konulurdu. Bu da iki sacın arasına konulur, közler ise bu sacın üzerine yığdırdı. Alttan ve üstten bu kömbe pişerdi. Ondan sonra biraz soğuduktan sonra önceden çocuklara bu lokma dağıtılırdı. Sonra da büyüklere sıra gelirdi, bazen de birkaç kömbe yapılırdı. Aynı zamanda komşulara da dağıtılırdı. Bilhassa yaşlılar hiç unutulmazdı. Onların duaları her zaman kutsal olarak bilinirdi. Bu lokmadan hiç kimse mahrum bırakılmaza! Çünkü bu lokma Hızır lokmasıdır, onun için eşit bir şekilde dağıtımı yapılmış olurdu. Bu günler bir bayram şenliği halinde kutsamış olurdu.Halk her yönüyle en güzel giysilerini giymiş olurlardı. Bilhassa bayanlar yedi renk dediğimiz (haftrang) bu eşarp gibi örtüyü kutsal olarak kafalarına örtmüş olurlardı, Bu konuda şöyle derlerdi: "Bu renk gökyüzünün renkleridir, bize o kutsal gökyüzünü hatırlatmış oluyor, onun için bu kutsal renkleri kullanmak törelerimize uygundur diye söylerdi." Şayet Ziyaret yakın¬sa halk beraber Ziyaret dediğimiz kutsal yere giderek beraberce lokma yenilirdi. Bu şekilde kutsal gün kutsamış olunurdu. HIZIR'IN EVLERİ ZİYARETİ Bütün aileler her an Hızır'ın kendi evlerini ziyaret etmeleri¬ni beklerlerdi. Bundan dolayı, her ev ANASI yiyeceklerin üzerini açık olarak bırakırlardı. Bunun sebebi ise, Hızır geldiğinde mutlaka kendi pençesiyle bir belirti bırakmış olurdu. Elbette ki bu da bir sır olarak aileler arasında saklanmış olurdu. Şayet öyle bir belirti olmuşsa yine evin Anası onu kimseye bildirmezdi. Kendi içine saklı kalırdı. Her sabah erkenden tüm aile uyanırken evin Anası hemen tüm evin içinde dolaşarak, belirli bir belirtinin olup olmadığını tespit ederdi. Hızır'ın eve geldiğini açıklamış olduğunda, o evde bereket kalmaz inancı vardı. Kızılbaş Alevi kadınları bu sırrı çok iyi bilirlerdi. Onun için bu inanışa sadakat-la bağlılardı. Hızır denilince Hak olarak halk bilirdi. Şayet o eve gelip bir belirti bırakmışsa artık o ev halkının gerek sıhhi yönde gerekse de bereketli bir mahsulün veya olan eşyaların hayırlı ve bereketli olması yönünde inançsal olarak bilinirdi. BOZATLI HIZIR'LA CANLILARIN HAYAT BULMASI Halk bu Hızır günlerini kutsadıktan sonra iş bitmiş olmuyordu. Bozatlı Hızır Ateş ve Güneş Kültü olarak bilinir. Aynı zaman-I da Ateş ve Güneş Kültünü de Hızır da, halk gördüğü için bu işin daha bitmediğini bilirdi. Halk arasında KOZ veya CEMRE dedikleri, işte o Kutsal Ateşin Hızır orucunda sonra ilk olarak havaya girmesiyle hava ısınır. Ondan sonra ki hafta da ise bu ateş ediğimiz Koz suya girmek suretiyle de onu ısıtmış olur. Ondan sonraki hafta da ise Toprağa girmek suretiyle de TOPRAK ANA ısınarak cana gelmiş olur. İşte bizim Kızılbaş alevi inancında bu belirlemeler o kadar Kutsal ve manası o kadar tarif edilemeyecek kadar önemlidir. Bu cemre Ateş ve Güneş Kültüdür. Tüm canlıya can veren, onu Kanlandıran, büyüten bir gerçekliktir Kızılbaş inancında Hızır yokta var olmamıştır. Her yerde ve her zaman vardır. Çünkü tüm canlıyı canlandıran, tüm tabiatta ki canlıları da döllendirmek suretiyle de yaşama hazırlayan bir olgudur. Halkımızı da bu gerçekliği de bu doğum kapısıyla tüm canlıların cana geldiğini çok İyi bir şekilde biliyordu. Elbette ki bunu bize açık olarak açıklamazlardı. Ancak şunu söylüyorlardı. Bu Cemre veya Koz dediğimiz Ateş bu üç unsura yani hava, su ve toprağa düşmediği müddetçe bu tabiatın doğumu olamaz, diye tüm halk hem fikirdi Seyfi MUXUNDİ |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Seyfi MUXUNDİ For This Useful Post: | Devrim06 (02-08-2010) |
|
|
#2 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
HIZIR NEBİ HAKKINDAKİ BİLGİLER
ŞİMDİ BİZİM ALEVİ KAYNAKLARIMIZDAN AKTARSAK YALAN DİYECEKLER BAKIN SÜNNİ Şİİ VE YABANCI KAYNAKLARDA DAHİ HIZIR PEYGAMBER ADI VARDIR HEMDE YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN TARİHİ KAYNAKLARDA.. Ebü Hüreyre’den rivayet olduğuna göre: Hz.Muhammed, Hızır’a Hızır denilmesinin sebebini izah ederken şöyle buyurmuştur: Hızır otsuz kuru bir yere otururdu’da ansızın o otsuz yer yeşillenerek peşi sıra dalgalanırdı. Kaynak: Sahih-i Buhari, hadis No:1389 D.İ.B.Y. Ubey b. Kab şöyle der: Hz.Muhammed buyurdu ki, Musa peygamber İsrailoğulları arasında hatip bir kişi olarak ortaya çıkmıştı. Bir gün Musa İsrail evlatlarına vaaz ederken, ona insanların en bilgilisi kimdir? diye sorulduğunda benim cevabını vermişti; işte o zaman cenab-ı Hak onu kınıyarak bilgisini kısmıştır. Bunun üzerine Musa: Ey Rabbim! Benden daha bilgili kimse varmı? diye sormuş. Cenab-ı Hak’da: Evet vardır, iki denizin kavuştuğu yerdeki kulum Hızır senden daha bilgilidir; diye ona vahyetti. Musa peygamber: Ya Rabb onu nasıl bulabilirim? diye sormuş; Cenab-ı Hak’da: Bir balık avla, bir zenbil içine koy; onu kayb ettiğin yerde o kimseyi de bulmuş olursun. Bunun üzerine Musa peygamber bir balık yakalar, onu bir zenbile koyar ve yanında hizmet eden Yüşa bin Nun’la beraber yola çıkarlar. Hızır hakındaki bu sahih hadis Kur-an’ın Kehf süresi 60-82 ye kadar olan ayetlere bağlı olup esasını tamamlar. Kaynak: Sahih-i Buhari, hadis No:102 D.İ.B.Y. Yukarda sahih hadis ve Kur-an’ın Kehf süresi 65 ci ayetin nakline göre, Hızır nebi Kelamı İlahi ile müşerref olmakla birlikte ilim-i ledun, ilim-i batın ve ilim-il gayb gibi değişik isimlerle ifade edilen, geçmiş ve geleceğe şamil bir ilime sahip olduğu için diğer nebiler’den daha bilgili olduğundan hiç şüphe yoktur. Ebü Cafer Muhammed, Hızır nebi devri hakkında şöyle der: Hızır nebi, (M.Ö.333) Mekedonya diye bilinen diyarın hükümdarı Filifos oğlu büyük İskender’in ilk zamanında yaşamıştır. Hızır nebi İskender ile birlikte ebedi hayat suyu kaynağını aramayla meşkul olmuşlar. Nihayet ebedi hayat suyu Hızır’a nasip olup varıp o suda içmiş ve ölmezliğe ermiştir. İskender ise bu sudan mahrum kalmış. Kaynak: Tarih-iTaberi c.2.s.59-64 E.O.Y. İbnü´l-Esir, Hızır nebi hakkında kaynaklarda edindiği bilgiye dayanarak şöyle der: İslamiyetten önceki bilginlere göre: Hızır nebi, Hz.Musa bin İmran’dan önce gelmiş, padişah Efridun bin Esgiyan zamanında yaşamıştır. Bazı rivayetlere göre, Hızır nebi, Hz.İbrahim ile eşi Hacer’e iman eden çocuklardan biridir. İsmi Yelya bin Melkan’dır. Babası Melkan büyük ve azametli padişahlardan biridir. Abdullah bin Şevzeb, Hızır nebi hakkında söyle der: Hızır nebi İran asıllı, İlyas bin Yasin ise İsrailoğulları’ndan olup, ikisi her yıl beli bir mevsimde buluşurlardı. Kaynak: El-Kamil c.1 s.148-151,B.Y. Hindistan’da Hızır nebi’nin ismi ile bir balık üzerine oturmuş olarak tasavvur edilen hakiki bir nehir İlah’i olmuştur. Friedländer, Hızır nebinin menşeini işte bu cephede aramışlardır. Kaynak: İslam ansiklopedisi, leyden tab-ı mad. Hızır, M.E.B.Y. Darda kalanların yardımına koşan Hızır nebi, ekseriyet gemicilerin hamisi olarak gösteren milletlerde var. Diyarbekri’ye göre, Suriye sahilinde fırtınalı zamanlarda gemicilerin Hızır nebi’den yardım istedikleri inanışı yaygındır. Kaynak: Tarih el- Hamis, c.1.s.107. Yukarda görüldüğü gibi Hızır nebi’nin yaşadığı devir hakkındaki malumat, bazen Efridun’un muasırı, bazen Hz.İbrahim devrinde yaşamış gösterilir, bazen de büyük İskende’in muasırıdır. Bunların farklarını tetkik bizi asıl mevzumuzdan çok uzaklara götürecektir. Şöphesiz Hızır nebi bir çok milletlerin tarih ve enbiya menakiblerinden ehminiyetli mevki işkal etmiş olmakla birlikte, yukarda belirtmiş olduğum kaynakların cümlesi Hızır’ın ilmini ve peygamberliğini kabul etmekle mütefikirler ve değerli fikirlerini bize muhtelif şekillerde intikal etmişlerdir. Talib toplumunun inancına göre, asıl ismi Eli, keramet unvanı Hızır (Xızır)’dır. Eli Şahi merdana talib olana, tarifi gerekmez. Çünkü bin-bir ismi vardır biride Hızır, her nerede çağırırsan orada hazır Allah Eyvallah kaynaklar 1-Sahih-i Buhari, hadis No:1389 D.İ.B.Y. 2-Tarih-iTaberi c.2.s.59-64 E.O.Y. 3-İbnü´l-Esir, El-Kamil c.1 s.148-151,B.Y. 4-Friedländer, İslam ansiklopedisi, leyden tab-ı mad. Hızır, M.E.B.Y. 5-Diyarbekri, Tarih el- Hamis, c.1.s.107. |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to Dede-baba For This Useful Post: | esonto58 (02-11-2010), Seyfi MUXUNDİ (02-11-2010) |
|
|
#3 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Hızır Orucu: Şubat ayı içerisinde tutulan bir oruçtur genellikle 3 (üç ) gün kurbanı olanlar için 5 gündür.
Hızır orucu Evvel-Ahir peygamberlerden (Kimi kaynaklar pergamber değilde ermiş evliya kabul eder.) Hızır (as.) yüzü suyu hürmetine tutulur. Bir rivayete göre hızır peygamber Türklere gelen peygamberdir. "... Rivayet odur ki...Hızır peygamber'in bir boz atı vardır. Her kim dara düşse "Yetiş Ya Hızır Dese" Hızır orda olur, yoksulların, darda , zorda kalanların yardımına koşardı. Hızır Peygamber tam 1000 yıl ömür sürdü. Kavminde çok sevilen herkesin hürmet ettiği bir ulu zattı. uzun bir zaman sonra, Azrail, Hızır peygambere göründü... Azrail: --- Ya Hızır Hak seni cennetine çağırır hazırlıklarını tamamla... Hızır peygamber , yine "Yetiş ya Hızır" diyenlerin yardımına koşuyor... her derde derman oluyordu. Hakk'a yürüyeceği gün Hızır peygamberi bir hüzün kapladı... Azrail: Ya Hızır neden hüzünlenirsin ? Yksa ölümden mi korkarsın? Dedi Hızır Nebi:--- Ya Azrail, benim hüzünlenmem , ölüm korkusundan değil, benden sonra darda kalanların durumuna üzülürüm... Bu durum, on sekiz bin Alemin yaradanına malüm oldu... ve hak'tan nida geldi --- "Ya Azrail, kulum hızırı Atıyla birlikte kevser havuzunun başına götür ve kana kana içsinler, İçsinler ki kıyamete kadar darda zorda kalanların yardımına gitsinler... Ve bu nedenledirki Hızır nebi, o tarihten kıyamete kadar aramızdadır... ve gönülden " Yetiş ya Hızır " diyenlerin yardımına koşar. Hızır orucuyla ilgili bir başka kaynak ise , İbn-i Abbas'tan rivayet olunan, bir hadisi Şerife ve buna ilişkin olarak inen Ayete dayanır: "... Cennet gençlerinin efendileri,İmam Hasan ile İmam Hüseyin hastalanır. Ateşler içinde bir şey yiyip içmeyip baygın olarak yatarlar. Velayetin nuru ve Fatıma-ül Zehra Peygamber efendimize gitmekte çareyi bulurlar... Peygambere lisanınca durumu anlatırlar.Hz. Fatıma çocukların bu haline çok üzülür. Babası Hz. Muhammed’e gider. Ya babam, ya Allah’ın resulü Hasan ile Hüseyin çok hasta ateşler içinde yanıyorlar, acılarına dayanamıyorum, ne yapacağım ben, der . Hz. Resul bunun üzerine, kızım git niyet edin, 3 gün nezir orucu tutun der. Hz. Fatıma eve gelir, Hz. Ali’ye anlatır. Hz. Ali’de niyet ederek Hz. Fatıma ile birlikte 3 günlük oruca başlarlar Birinci gün akşam olur, sofrayı kurarlar herkesin önünde birer parça arpa ekmeği vardır, tam yemeğe başlarlar ki kapı vurulur. Kapıyı açarlar. Karşılarına biri çıkar “ya Ali ben yoksulum ve kaç günden beri açım der, yiyeceklerinizi bana verir misiniz” der. O gün ucundan birer parça kopardıkları ekmeklerini yemeyip o yoksula verirler. İkinci gün; yine oruç tutarlar akşam olduğunda aynı şey olur, sofrayı kurarlar birer lokma yedikten sonra yine kapı çalınır. Kapıyı açarlar karşılarına biri çıkar “ya Ali ben yetimim kaç günden beri açım” der, o günde yiyeceklerini o yetime verirler. Üçüncü gün de aynı şey olur, bu defa gelen esir olduğunda, sahibinin kendisine yiyecek vermediğini söyler ve o da Hz. Ali’den yiyecek ister. Hz. Ali o günde yiyeceklerini esire verir. Esir gittikten sonra tekrar kapı çalınır ve kapıyı açarlar Bu defa gelen Hz. Resuldür, Hz. Resul eve girer, oturur, Hasan ve Hüseyin’i dizleri üstüne alır ve şöyle söyler “Ya Ali bu yavruların hastalığı beni de üzdü” der ve sorar. “Orucunuz nasıl geçti ya Ali” der. “Sana ayandır Ya Allah’ın Resulü” Allah’ın rızası için 3 gün oruç tuttum, orucumuzu açarken, bir yoksul, bir yetim, birde esir geldi. Yiyeceklerimizden her gün birine verdik der. Hz. Resullullah “o gelenler kimdi? Tanıdın mı? ya Ali” der. “Sana ayandır Ya Allah’ın Resulü” der. Hz. Peygamber gelenlerin Hızır olduğunu söyler... Bu sırada Cebrail aleyisselam gelir ve Aşagıdaki ayet nazil olur; Allah Eyvallah, Şeyhen Eyvallah İsm-i Şah Bism-i Allah Allah Ayet 7: Onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar. Ayet 8: Yoksula yetime ve esire, yemeği severek yedirirler. Ayet 9: Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz derler (İnsan Suresi 7-8-9) Hızır Orucu Şubat ayı içerisinde tutulan bir oruçtur... Bilinenin aksine uydurma değil.. Kur'an-i dayanakları vardır.. ve Sünnettir.. Genellikle Şubat.. 13-14-15 tarihlerinde tutulur.. NOT: El-Keyf Suresinde, Ayetlerinde, HIZIR Peygamber, isim verilmeden "...Kullardan bir Kul" olarak geçmektedir. O, Kulun Hz. Hızır olduğunu bildiren hadis kaynakları... [color="Blue"][b]1-Sahihu’l Buhari, 2-Sahihu Müslüm, 3-Tirmizi Diğer Kaynaklar: 1- Mısır, Mat. Amire 1283, c. 1, s. 404-409. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Dede-baba For This Useful Post: | Seyfi MUXUNDİ (02-11-2010) |
|
|
#4 |
|
Kontrollü Üye
Üye No: 1309
Mesajlar: 484
Thanks: 52
Thanked 64 Times in 55 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -11
REP Seviyesi :
![]() |
Pir Sultan Abdal’ın bir deyişinde Hızır Peygamber şöyle anılır:
Bin bir adı var bir adı Hızır Her nerede çagırsam orada hazır Ali Padışahtır Muhammed vezir Bu fermanı yazan Ali degil mi? Evvel benem Ahir Benem Canlara Can olan Benem Azıp yolda kalmışlara Hızır meded eren Benem Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler Meger Hızır İlyas ola, abı hayat içmiş gibi. Zulmet deryasını nur edip gelen Hızır İlyas Şahı Merdan Ali'dir Geribin mazlumun halini bilen Hızır İlyas Şahı Merdan Ali'dir Şükrü Metin Baba Benim sevdiğimin şirin sözleri Büyüdü gözümde ne bağlar oldu Karınca yükünü fil çekmez oldu Azdı zaman azdı ne çağlar oldu Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu Talip gelmez oldu Pir nefesine Elin alıp gitmez oldu yasına Dağlar sindi tepeler gölgesine Büyüdü tepeler ne dağlar oldu Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu Nesimi yüzüldü Mansur asıldı Ali düldüle bindi küffar basıldı Nice uluslar haktan kesildi Aktı kör pınarlar ne çaylar oldu Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu Gönül turnam uçtu gitti gölünden Bülbül vazgeçer mi gonca gülünden Abdal Pir Sultan'ım çarkın elinden Dideler yaş döktü kan ağlar oldu Ya Hızır ya Hızır ne çağlar oldu Pir Sultan Abdal Bir yavru yolladim gurbet ellere Emaneti sana boz atli Hizir Seni bekçilerler nice ellere Emaneti sana boz atli Hizir Nice günler gördüm bahti karali Nice günler gördüm dertli çareli Bir yavru yolladim yürek yarali Emaneti sana boz atli Hizir Hak'tan bize bizden halka zulüm yok imanim var vadesize ölüm yok Senden baska kanadim yok kolum yok Emaneti sana boz atli Hizir Pir Sultan Abdal'im böyle m'olacak Beklerim yollarin yavrum gelecek Anali babali murad alacak Emaneti sana boz atli Hizir Pir Sultan Abdal |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to Dede-baba For This Useful Post: | Seyfi MUXUNDİ (02-11-2010) |
|
|
#5 |
|
Forum Katılımcısı Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
XIZIR BAYRAMI KUTLAMA MESAJI
Seyfi MUXUNDİ Tüm güzel insanlara: Dostluk, Dayanışma, Darda kalanlara el uzatma günü olan Hıdrellez Bayramınızı kutlar. Xızır’ın muhtacı olan herkese el uzatmasını; Tüm insanların Xızır davranışı ile yollarını sürdürmelerini temmeni ederim. Seyfi MUXUNDİ (Xızır Qaut içindeki güzelliktir.) |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||