![]() |
|
![]() |
|||||||
| Aşiret / Ocak / Köken Araştırmaları Aşiret / Ocak / Köken Araştırmalarını paylaşabileceğiniz alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#11 |
|
Yeni Üye |
kardeşim öncelikle yazılarımı hakaret olarak algılıyorsan bu senin bileceğin iş ancak yazdıklarım hakaret değil düzeltmedir neyse bu konulara girmeyecem bana kendi inancımı kimse öğretemez atalarım ve bizlerin katliamlardan bugüne kadar sağ kalarak alevi inancını aktaran ender ailelerdenizdir alevi olmadığımı nereden bilitorsun bu esas hakaret senin yaptığundır bana alevilik dersi verme önce sen dersine iyi çalış neymiş efendim alevilik evrenselmiş hayır efendim alevilik evrensel bir yapıya sahip olabilir ama daha evrensel olamadık bizler daha ulusal olamamışızki evrensel olalım tıplumların gelişme çağını silsile yolu ile incelediğimizde bunu görürüz ayrıca alevilik anadoluda çıkmış falanda değildir çıksaydı haşhaşinler olmazdı ve bugünkü afganistan pakistan vedahada önemlisi hoca ahmet yesevinin halifeleri ve onun hocaları bu inanç sistemine yön verip anadoluya halifelerini göndermezdi arkasından 100.000 den fazla erenleri varın urum diyarına kendinizi anlatın demezdi anadoluda o çağlarda pağan dinleri ve hırıstiyanlık vardı ayrıca inanılmaz derecede metruk bir alandı nedenine gelince büyük medeniyetlerin ezici çoğunluğu hastalıktan ve kıtlıktan yok olmuşlardı örneğin akdeniz ege güneydoğunu karadenizin iç anadolunun dahası kısaca tüm anadolunun nufusu 3-5 milyonu geçmiyordu şimdi gelelim aşiretlere türklerde böyle bişey yoktur diyorsun türklerde boy ve aşiret vardır klan yoktur klanlar avrupaya ve hırıstiyanlığa aittir sana 40.000 den fazla boy ve aşiret sayarım buna sizin aşiretinizde dahil ispatla diyorsun çok basit en yakın kitapçıya gir en inanmadığın bir tarihçinin kitabını alırsan görürsün ayrıca size yol tv izlemenizide öneririm ttk yayınları üniversite araştırmalarını ve kitaplarnı okumanızı sağlık veririm kaydınıda istiyorsan tapu tahrir defterleri kuyud-u kadime evkaf defterleri 1514-1569 arasında yapılan hemde üçkez tapu tahrir ve nufus kayıtlarına bakmanızı öneririm ee madem bu dilleride biliyormuşunuz sizin için kolay olur ama esas korkunuz bunları okumaktan çok redetme yolu yani tipik ingiliz mantığı ile önce bunların tarihini bitiririz sonrada geleceklerini mantığı buna çok güzel katkıda bulunuyorsunuz yoksa şu soroz vakıflarını finansları ile yazılan tarihlerimi okuyorsunuz gerçi sunduğunuz kaynak kaynak değildir istediğiniz yere gösterebilir ve sora bilirsiniz dersime gelince bizim hiç kimse tarihte ve bugün yaşananları inkar edemez unutturamaz za ile ilgili sadece seyit rızanın atatürkle ilgili başbaşa olan konuşmalarına bakarsanız görürsünüz sadece şunu yazıyorum burada istenmiyorsak horasana geri döneriz evet anadoludaki türmen grupları ezici çoğunlukla horasandan gelmedir bir kısmı harezmidir oradan gelindiğinden 20 yıl sonra bile güneydoğu nufusunun yüzde sekseni kayıtlara göre türkmendir işte onun içindirki avrupa doğu ve günedoğu bölgesine türmania adını takmıştır yoksa bu benim uydurmam değildir sadece tarihi bilgidir dahası isterseniz o dönemin haritalarında bile görünüyor ayrıca herkesi türk yapma gibi bir niyetim asla olamaz ben ırkçı veya kürt milliyetçisi değilim olanlarıda sevmem ama alevilikle bektaşiliği bilmeyen alevi alevi olamaz oysaki sonradan alevi olanlara bektaşi denir sen sanırımsonradan alevileşen kürtlere aleviliği yakıştırdın aslında halbuki onlar bektaşidirönce bu ayrımı yapmak gerekir çünkü halkımız ve insanlarımız bu iki farkı bilmiyor yine dediğim gibi alevilik tüklere has bir inançtır bunun dışında insanlar kendisini alevi görebilir buna bişey diyemem ama alevi olmaın erkanı usulude vardır önce aile hem ana hemde baba alevi olmak zorundadır bektaşilikte böyle bir olay yoktur ikrar verir rıza alırsa sorun yok tur o yüzden sapla samanı karıştırmayalım bunu içinde size yüzlerce kaynak önerebilirim hatta sadece alevi kaynaklarına bakın oradada göreceksiniz size bir örnekte malatyadan vericem malatya serdarı battal gazi peygamber soyundandır ve aslında bunu yazmayacaktım 750-850 yılları arasında malatya ve çevresinde yaşamış daha da öncesi hüseyin gazide aynı dönemde yaşarken horasan ve iran üzerinden gelmiştir iranlılar her ne kadar farisi desede mezarının üzerindeki ve hüseyin gazi ocağındaki yazılar tersini söylemiştir onun destanları sana çok uzak diyarın asyanın ezgisini size anlatır za ile ilgili ise size çin kaynaklarını salık vericem aslında bizdede bu konuda okumakla bitiremeyeceğin kaynak ve belgeler var ama siz inanmadığınız için size çin rus arap ve mısır kaynaklarını öneriyorum birde bana tarih dersi vermeye kalkmayın önce öğrenmeniz gerekir birde size tekrar ediyorum bir aleviye asla siz alevi değilsiniz gibi yavuz hırsız misali bastırmaya çalışmayın biz bizi osmanlı ile bir olup katledenleri çok iyi biliriz o yüzden bana ilkel milliyetçilik falan taslamayada kalkmayın benim amacım yoksa hakaret falan değildir sadece osmanlı ve ondan önce insanlar katledilmeden yaşamak için kendilerini gizlemişler gelen askerlerede türkmen alevi oldukları halde biz efrad-ı kürdüz demişlerdir o dönem ancak hayatta kalmanın yollarından biri bu. dersimde ve anadoluda direk türk veya türkmen dediğin zaman akılsız ve idraksiz olarak isimlendirilmiş nedneni ise sadece ve sadece alevi inancıdır özgürlüğe düşkünlüğüdür mazlumun yanında olmasıdır devlet katınada yaklaştırılmamıştır oysa kürt halkında böyle bişeyde yoktur o yüzden alevi olmak gibi lüksüde yok tersine bu katliamlarda kürt beylerinin bölgede çok büyük parmağıda vardır celali isyanlarında olduğu gibi.....vs.... şeyh sait ile seyit rıza arasında ki ilişkide seyit rızanın kestirmiş olduğu kurbanı yememişler,seyit rızada bizim kestiğimizi yemeyen ilerde neler yapmazki anlamına gelen laflarda etmiştir kaldıki daha 1987-88 de kendini yurtsever ilan edenlerin dergilerinde aleviler için sıra onlarada gelecektir diyen faşist terörist başınada göndermede bulunmadan edemiyecem işte felsefeyi ve zihniyeti doğru pencereye koymada eksik kalındığındada böyle şeyler oluyor malesef o yüzden şimdide alevilerin tarihi ile oynamalar yapıp sonrada bunları kulanarak bazı tertipler peşinde olunduğu gün gibi açıktır bu gün çetelerin işbirliği yaptığı güruhlar ortadadır bizi bir arada tutan tarihimiz ve inancımızdır bu cumhuriyetle nefes aldık nefes almayada devam edicez oyüzden lütfen tarihi tahrip etmeyiniz onu tahrip edenler asla geleceğe ulaşamaz karanlık sayfalarda kaybolur.tekrar ediyorum amacım hakaret ve incitmek değil sadece düzeltmedir sorumluluk sahibi olma çağrısıdır burada başka bir amacımda yoktur.kimse bizi kendisine yamamasın alevi olarak başta ben ve insanlarımız asla kimsenin payandası değildir olmayacaktır .gözümüz açılmıştır bizi kimsenin kullanmasınada izin verilmeyecektir gereken heryerde ve heralanda gereği demokrasi çerçevelerinde yapılacaktır.özelde dersim genelde tüm alleviler ve onun öğretisi yaşamaya insanlığa güneş olmaya devam edecektir.kimsenin güneşi solmasın hep aydınlatsın değerli canlar.saygılar
|
|
|
|
|
|
#12 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: çanakkale
Üye No: 2206
Mesajlar: 32
Thanks: 35
Thanked 37 Times in 20 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -21
REP Seviyesi :
![]() |
zaloğlu benim değil benim dışımdaki yazarların aktarmasıdır. ayrıca net olarak değil sadece söylemler arasında olduğunu yazdım.
evet yazarların aktarmasıdır diyor topu yazarlara aktarıyorsun oysa ortada yazar falan yok oysa o yazarların aktarmasıdır diyorsun sonra arkasından net olarak değil söylemlerden bahsediyorsun hani kaynak yazarlardı efendim bu iş net değilmişmişte söylemmiş yani arkadaşlar herkes bir söylem atabilirsözlükteki anlamı kşinin geliştirdiği söz yada laf dizini yani dedikodu. işta bukadar basit.satır satır incelesem zaten sizin yazdığınızla bir kitap yazabilirim heralde.hizollularlada bir alıp veremediğim yok içlerinde o kadar çok arkadaşım varki hatta aşiret lideri bile dedemin iyi konuştuğu insandı çocukalrıda arkadaşlarımdı neden bir alıp veremediğim olsun insan sevdiğinden ne isteyebilir .şu 12 eylül öncesinde yaşadıklarımıza gelince doğrudur ailecek devletin ve cuntanın gazbından her dersimli gibi bizde nasibimize düşeni aldık başka aldığımız bişey yok .alevilerden kin kusarcasına diyorsun ya kardeşim el insaf yani insan kendi felsefesine aykırı düşebilirmi bizim kendi canlarımızla kinimiz olabilirmi bizim kinimiz yok sadece tarihi hesabmız var senin yazdığına çocuklar bile inanmaz burada senin mantığında aleviler birbirinden nefret ediyor birbirlerine kin bağlıyorlar böyle şey olabilirmi bunu diyen insanı tasavvur bile edimiyorum ve size hiç yakıştıramadım doğrusu bzim kinimiz muaviyeve onun ardıllarınadır zulmedir perişanlığadır acımasızlığadır vs vs başka kime olabilir .etimolojidende anlamıyorsun bukadar basit ve düz yaklaştığına göre nedir etimoloji herhangi birdildeki kelimenin ne anlama geldiği hangi kökenden dilden olduğu ilk çağlardaki anlamı bütün dillere uyarlanarak bütün anlamları sözcük yapısı sorgulanır yoksa za kelimesini türkçede aradığım falan yok ararsam yüzlerce dilde karşıma çıkar ve sadece orta asyada orhun yazıtlarında ve çin tarihinde hazar ötesi türklerdendir ve za-za adlı bir kabile bir aşiret görünmekte dedim yoksa başka bişey demedim bu za-za lar hun ları oluşturan kavimlerin içinde yer almakta yani kaynaklarda öyle görünmekte ben burada bir tespit yaptım bununla gurur duyman gerekti çünkü senin yazdığın tarihle benim yazdığım tarih arasında fark var ben sadece belgelendirdim ama ister beğen ister beğenme bu senin bileceğin bir iştir ister kabul et ister etme .tabiki buradada olacaktır burada hint avrupa hemde ural altay dillerine ait kelimeler olacaktır olmaması zaten abestir burada kullanılması doğaldır burada kullanılması demek oun buralı olduğunu göstermez saygılar. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: çanakkale
Üye No: 2206
Mesajlar: 32
Thanks: 35
Thanked 37 Times in 20 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -21
REP Seviyesi :
![]() |
işte araştırma size bir alıntı yaptım BABA MANSUR OCAĞI ÇOK GÜZEL BİR ÖRNEKTİR SOY KADINDAN GEÇMEZ ERKEKTEN GEÇER GELENEĞİNDEN HAREKETLE Kİ SİZDE ÖYLE YAPMIŞINIZ Kİ SEYİDLERDENSİNİZ MADEM ŞİMDİYE KADAR YAZDIKLARIMIN BİR DEĞİŞİK TARZDA BELGESİ DEĞERLİ CBaba Mansur Ocağı
Yazar Zeynel Abidin KOÇ Cumartesi, 20 Eylül 2008 Anadolu’da BABA MANSUR OCAĞI denilen bir Ocak vardır. Bu ocağın kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. ( Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır) Aslında Alevi Ocaklarının pek çoğu, Anadolu'ya Horasan'dan geldiklerini söyler ve kabul ederler. Abbasiler döneminde, Arap / İslam coğrafyasında Abbasiler'in Ehli Beyt düşmanlığını içeren katı zulmü süre gelmiştir. Harun Reşit ile yönetimin başında olan Bermekoğlu Caferin arası açılmış, bütün Bermekiler kılıçtan geçirilmiştir. Bu arada İmam Musa-i Kâzım'ı kendisine rakip olarak gören Harun Reşit, kendisini zehirleterek şehit etmiştir. Halbuki 751 Yılında Horasanlı Eba Müslüm, Emevi Devletini yıkıp yerine bir devlet kurmak istediğinde ilk önce akla Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin soyundan den gelmekte olan 6. İmam Cafer Sadık’a – İmam Cafer Sadık : İslam içtihadını içeren ve kaynağını ilahi telkin Kuran- ı Kerimden alan İslamın el kitabı, Buyruk isimli eseri kaleme alan zattır- müracaat eder. İmam Cafer Sadık, şöyle cevap verdi. ‘’ Büyük Dedem Hz. Muhammed ahir zaman peygamberiydi. Cenabı Allah, ümmetine öncü olarak kendisine Kuran-ı Kerim’i gönderdi. Ümmetinin içinden bir kısım insanlar buna rağmen kendisine her türlü cefayı çektirdiler. Kendisinden sonra Halife olarak dedem İmam Ali’yi tayin etmesine rağmen, bu insanlar ilahi emri dinlemediler. Daha sonra Dedem İmam Ali halife oldu. Ancak buna rağmen itaat etmeyenler oldu. Çok kan döküldü. Dedem İmam Ali şehit edildi. Dedem İmam Hasan yerine geldiğinde gene aynı dava devam etti. Onu da Süfyanoğulları zehirleyerek şehit ettiler. Zamanın bir kısım müşrikleri bu sefer de Dedem İmam Hüseyin’e, kendilerini Emevi zulmünden kurtarmaları için defalarca müracaat ettiler. Dedem Şah Hüseyin’i Kerbela’da susuz şehit ettiler. Dedem İmam Zeynel Abidin, çıplak develere bindirilerek susuz çöllerde aile efradımız ile birlikte çok cefalara maruz bırakıldı. Dedem İmam Muhammed Bakır gene aynı şekilde zehirlettirilerek şehit edildi. İslam dinini ve Kur’anı koruyan Aba- i Ceddimize karşi zulüm ve katliamları reva gördüler. Bütün bunların nedeni dünya malına ve onun saltanatına karşı sonsuz ihtiras ve hırsları sebep oldu. Bedelini tüm insanlık alemi ve İslam dünyası ödedi ve bu acı halen devam ediyor. Bu vesile ile ben bir İmam olarak daha fazla acı çekilmesini ve bedel ödenmesini reva görmüyorum. Dünya işlerini inanç işinden ayırmak lazım gelir. Ben ve aile efradım kendimize hakka ikrar ve hizmet yolunu tercih ettik. Siz başka uygun bir insanı bu işe halife olarak tayin ediniz’’. Görüldüğü gibi İmam Cafer Sadık, kendisine sunulan Halifelik makamını nazik bir dille red etmiş ve kaynak olarak Kuran-ı Kerimi esas alarak kendisini din hizmetine adayan büyük bir İmam ve ulemadır. İmam Hanefi, İmam Şafii, İmam Hambeli ve İmam Maliki dahil olmak üzere zamanın ünlü alim ve din ulemaları, İmam Cafer Sadık’a gönülden bağlı olan onun talebeleridirler. Bu konuda ismi yukarıda zikr edilen ulemalar, İmam Cafer Sadık hazretlerine ve İslam dinine karşı yanlışlıklar yapmaya zorlanmalarına rağmen buna uymadıkları için bu uğurda Abbasi halifeleri tarafından işkence ile katledilmişlerdir. 90 yıllık Emevi hükümranlığı etki coğrafyasını sınırlarını Mezopotamya, Orta Asya, Kafkasya içleri, Orta Anadolu, Tüm kuzey ve Orta Afrika ve Asya’nın kısmi güneybatı sahillerine kadar genişletmiş. İşgal edilen her yer İslam adı altında yerle bir edilmiş, işgal edilen kentler talan edilmiş, direnenler kılıçtan geçirilmiş, teslim olanlar, kadınlar ve çocuklar yerinden yurdundan edilerek köle olarak başka diyarlarda satılmışlardır. İşgal edilen yörelere, tarihin belki de hiç bir döneminde görülmeyen zulümler yaşattırılmıştır. Bu dönemde yapılanlar sadece Ehl-i Beyt taraftarlarına ve işgal edilen bölgelere yapılmakla sınırlı kalmamış, İslam dininin içeriğine de kuvvetli saldırılar yapılmıştır. Örneğin Haccac- ı Zalim ve Kutaybe bin Müslim’in yaptığı zulümler çok değişik kaynaklarda yayınlanmakta, Haccac-ı Zalim’in kendi kuvvet ve kudretini ispatlamak için Mekke ve Kabe-i Beytullahı dahi yakıp yıkarak ve yerle bir etmekten dahi çekinmediğini ibretle sergilemektedirler. Emevi hükümranlığı işgal ettiği yerlere işte bu yöntemlerle söz konusu İslamiyeti götürdüğünü iddia etmektedir. Ve doğal olarak işgal edilen coğrafyalarda insanlar korku belası ile İslamı kabul ettiğini söylemek durumunda kalmışlardır. İşin gerçek yanı ise şöyledir. Emevilerin işgal ettiği yerlerde korku belası ile müslümanlığı kabul edenlerle Ehl-i Beyt taraftarları arasında bir kader birliği ortaya çıkmıştır. Her iki kesim de zulme uğrayan taraflar olarak Emevi iktidarından huzursuz olmuş ve bu iktidarın zulmü altında inim inim inlemişlerdir. 750 Yılında İran / Horosan Türklerinden Emevilerin Horasan Valisi Eba Müslüm (Eba Müslim) adında bir genç etrafında toplanan insanlar isyan ederek baş kaldırdılar ve Emevi Devleti ile savaşarak onları bertaraf ettiler ve böylelikle Emevi devleti yıkılmış oldu. Eba Müslüm’ün gönlünde Halifeliğe Ehl-i Beyt soyundan gelen birini getirmek yatıyordu. Bu vesile ile Ehl-i Beyt soyundan gelen ve günün İmamı olan İmam Cafer Sadık’a müracaat etti. Ondan gerekçeleri yukarıda sıralanmış olan Hayır cevabını alınca diğer Ehl-i Beyt soyundan gelenler de ‘’Madem İmam Cafer kabul etmiyor, biz de kabul edemeyiz’’ cevabını verdiler. Bu durumda Ehl-i Beyt soyundan bir halife bulmak umudu kalmamıştı. Ancak Eba Müslüm yine de bu emanetin Ehl-i Beyt taraftarlarına ait olduğunu düşünüyordu. Ehl-i Beyt soyundan kimse bu göreve talip olmayınca Eba Müslüm, Hz. Muhammed’in Hz. Abbas adlı amcasının soyundan gelen Ebu-l Abbas halife olarak tayin edildi. (Abbasi Devleti Miladi 751 - 1258) Ebu-l Abbas halife olduktan kısa bir süre sonra, Ehl-i Beyt taraftarlarının gelip bu emaneti kendilerinden geri alacağı ehvamına (kuşkusuna) kapıldı. Bu vesile ile 22 Ocak 766 tarihinde İmam Cafer-i Sadık, Abbasi Halifesi Ebu-l Abbas’ın emri ile Mansur- u Devaneği tarafından zehirletilerek 67 / 69 yaşında şehid edildi. (Kabri Medine Baki mezarlığındadır). Ehl-i Beyt taraftarları, Emeviler döneminde de sürekli baskıya maruz kaldıklarından, amca çocukları / torunları olan Abbâsîler döneminde rahatlayacaklarını umuyorlardı. Ancak kendilerinden başka Ehl-i Beyt ailesinin olmadığını iddia eden Abbâsîler, hilafetin meşrû varislerinin kendileri olduklarını ileri sürerek yönetimi tamamen tekellerine almış ve Ehl-i Beyt soyundan olan amca çocuklarını, dışlayarak onların hilafet makamında hak iddia ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Emevîler döneminde baskıya maruz Ehl-i Beyt soyu, bu sefer de amca çocukları / torunları tarafından çeşitli yollarla zulme tabii tutulmuşlardır. 7. İmam Musa-i Kâzım'ın 1 Eylül 799 tarihinde, Bağdat’da, Abbasi Halifesi Harun el Reşit tarafından "Sindi b. Şahik" hapishanesinde zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra paniğe kapılan çocukları Arabistan'a giderken, iki oğlundan İmam Ali Rıza, Horasan'a, İbrahim El Mucap da Nişabur'a gitmiştir. İmam Musai Kazım'ın 39 oğlu, 11 kızı olmuştur. Türkler arasına gidip yerleşen İmam Ali Rıza ile İbrahim El Mucap, bulundukları yerlerde Türklerle evlenmişler fakat, baba tarafından Hz. Ali'ye ulaştıklarını ve neseplerini unutmamışlardır. Ancak, Seyyidlerin çoğalmaları sonucu, bugünkü ocaklar oluşmuştur.Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi'nde de, Hacı Bektaş Veli'nin 11. kuşaktan İmam Musa-i Kâzım'ın diğer oğlu İbrahim El Mucap'a dayandığı bildirilmektedir. 5. İmam Muhammed Bakır, daha önce Emevi Halifesi Hişam'ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik'in tarafından 28 Mart 733 tarihinde, 57 yaşında iken zehirletilerek şehit edildi. Künyesi ’’Ebu Cafer’’dir. En yaygın lakabı ’’Baki’’dir. 5. İmam Muhammed Bâkır 10 Nisan 677 yılında Medine’de dünyaya geldi. Babası İmam Zeynel Abidin, annesi İmam Hasan’ın kızı Fatıma’dır. 38 yaşında imam olup imameti 19 yıl sürmüştür. Büyük bir bilgin ve çok cömert bir insandı. İmam Mumammed Bakır evlatları da, diğer Ehl-i Beyt mensupları gibi, İmam Musa-i Kazım’ın 799 tarihinde, Abbasiler tarafından şehit edilmeleri sonucu diğer akrabaları gibi, her biri bir tarafa dağıldı. Ancak İmamet görevlerini sürdüren bir kol sürekli Mezopotamya / Medine ekseninde kaldılar ve bunlar başka bölgelere göç etmeyerek imamet görevlerini sürdürdüler. Bu yüzden de İmam Musa-i Kazım’ın zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra da, diğer imamlar bu alanda görevlerini devam ettirmişlerdir. 5. İmam Muhammed Bakır’ın 6 erkek, 3 Kız olmak üzere toplam 9 çocuğu olmuştur. Çocuklarının isimleri şöyledir. 1 - İmam Cafer Sadık ( 6. İmam), 2 - Abdullah, 3 - Ebu-l Kasım, 4 - Muhammed, 5 - İbrahim, 6 - Abdullahi-l Esgar, 7 - Zeynep, 8 - Rukiye, 9 - Ümmü Gülsüm’dür. Bu evlatlardan bir kısmı Mekke’den Medine’ye, oradan da tarihi net olarak bilinmemekle beraber, 9. Yüzyılda Horasan’a göç ettiler. Seyyidler ve Türkmen / Oğuz Boyları, 12 Büyük kabile halinde Horasan'dan Anadolu'ya göç ettikten sonra, her biri ayrı ayrı oymakta, daha sonra nüfusun çoğalması sonucu, aynı boy içinde birer grup aileye pirlik ve dedelik yapmışlardır. Bu İslam inancı süreç içinde çeşitli değişim evreleri geçirmesine rağmen özünü koruyarak günümüze kadar süregelmiştir Seyyidler de tıpkı Bektaşilikte görüldüğü gibi, bir dergâhta hizmet edip, rüşdünü ispatlamak kaydı ile ( Rüşdünü ispatlamak : Hizmetinin görülmesi, Bilgi ve görgüsünün artması ve tasavvufu özümsemesi) destur aldığı Piri / Mürşüdü tarafından icazet alarak Dergâhta Postnişin olan Pirler gibi, nüfuz ve kudretlerine göre merkezdeki en büyük ve etkin postnişe daima bağlı kalarak, halkı kurulan dergahlarda, inanç hizmetlerinin yanında, sosyal, toplumsal ve siyasal olarak etkilemiş ve yol göstermişlerdir. Günümüzde hala Doğu Anadolu'da "Dedelik ve Seyyidliklerini" sürdüren tarikat pirleri, Horasan'dan geldiklerini ve soy itibariyle genellikle Horasan'a gidip yerleşen İmam Musa-i Kazım'ın oğlu İmam Ali Rıza'ya dayandıklarını söylemektedirler. Ancak bu Ocaklardan köklü bir Ocak olan Seyyit Baba Mansur ocağından gelenler genellikle 5. İmam, Muhammet Bakır’ın soyundan geldiklerini vurgularlar. Seyitlik kuralları gereğince, kendilerine bağlı taliplerden kız alıp vermezler. Bireysel evlenmeler dışında, genellikle bir seyyit, başka bir seyyidin kızı ile evlenir. "Ocaklar, birbirlerinden kız alıp verirler. Soylarının müridlere karışmamasına özen gösterirler. Ocağa bağlı köyler, obalar vardır. Bu, bir ölçüde de sosyal bir dayanışma ve örgütlenme biçimidir. Anadolu'da Aleviler en yoğun baskı dönemlerinde bile seyyitlik işlevini sürdürmüş, Dinsel, sosyal, siyasal, toplumsal sorumluklarını başarı ile yerine getirmiş, toplumu bir arada tutmanın temel aracı olmuşlardır. Kimi ocakzade seyyitler de kendilerini, doğrudan 4. İmam, Zeynel Abidin'e bağlarlar. Celal Abbas veya Ali – Abbas ocakları ise kendilerini, İmam Ali’nin evlatlarından, Annesi Hanefi adlı, Kerbela şehitlerinden Abbas’ın soyuna dayandırırlar. Seyyitler tüm örgütlenme ve icraat alanlarında birbirine bağlıdır. Bu örgütlenme biçimi, bir zincirin halkalarını andırır. Her seyyit ocağının görülebileceği başka bir ocak vardır. Böylece gerektiğinde seyyitler de toplumdan bir birey gibi dinsel törende bulunur, başka seyyitler önünde hesap verirler, yargılanırlar. Alevi inancındaki "El ele, el hakka" ilkesi, seyyitlik örgütünde kendisini gösterir. Seyyitler ayrıca diğer talipleri gibi Musahip tutar, kivre edinir ve görülürler. Taliplerine uyguladıkları tüm sorumluklara, başka bir seyyit aracılığı ile kendileri de uymak zorundadırlar. Seyyitlik onlara bu konuda bir ayrıcalık veya istisna tanımaz. Bütün Anadolu'da köylerin ve diğer yerleşim alanlarında seyyitlerin de birbirine bağlı olduğu bu örgütlenme biçimi ile Alevi toplumu her zaman birbirinden haberi olan, birbirini tanıyan bir toplum olarak yaşaya gelir. Bu nedenle uzak bölgelerdeki Aleviler de seyyitleri aracılığı ile birbirini bilip tanırlar. Kimi zaman seyyitler, taliplerine bildikleri ve tanıdıkları diğer alanlarda yaşamaya teşvik ederler. Talip hiç tanımadığı veya az bildiği bu yeni alanda Seyyidinden büyük desdek görür. Seyyit onu diğer talip ve seyyitlerle tanıştırarak, orada daha eski zamandan beri ikâmet etmekte olan seyyit ve taliplerin kendisine çok yönlü yardımcı olmalarının desdeği ile kısa zamanda oradaki halk ile kaynaşmasına yardımcı olur. Bazı kaynaklara göre, Baba Mansur, Anadolu’ya gelmeden önce İran / Horosan’da, Türkmenistan Yesevi çevresinde iken “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. Bu deyim “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata... gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Bu saygı bu coğrafyada bir şehire (Alma Ata) isim verecek kadar güçlüdür. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya da Şamanizmin yaygın olduğu döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem - Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır. Horasan’da bir seyyit olan Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve törelerinin bir kısmı ile benzerlikler gösteren Alevilik – Bektaşilikte de kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. Bu deyim Anadolu’da çoğu yerlerde halen seyyitler için “baba” veya aynı anlama gelen “dede” sıfatı için kullanılacaktır. Dede sözcüğü de aynı şekilde Orta Asya Türkleri arasında ulu, bilge, gün görmüş kişiler için de kullanılmakta ve mitoloji ile bütünleşerek günümüze kadar gelmektedir. Örneğin Dede(m) Korkut efsanelerinde / hikayelerinde anılan kişi bir bilge kişiyi yansıtmaktadır. “Baba” sözü, eski Mezopotamya topluluklarından / kavimlerinden olan Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş adlı tanrıçadır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, kavim önderlerini, bilge kişileri ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Mezopotamya çevresinde ki toplumların üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisi de düşünülmelidir. Baba Mansur, Yesevi tarikatından ve Yesevi dervişleri arasındandır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifelerindendir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi 1197 - 98 (Hicri 594) olarak verilir. Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğlu olduğunu iddia eden kaynaklar da vardır. Bu kaynaklara göre Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir. Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir. Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir. Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam “Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan” İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte Uzun bir ömür süren Arslan Baba, Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır. Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb” adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar” adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür: Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca. Kaynaklara bakılırsa gerek Arslan Baba, gerekse oğlu Baba Mansur ve bu soydan gelen kişiler Türklere karşın siyah tenli, kalın dudaklı ve fiziki olarak çirkin görünümlüdürler. Kısaca, Baba Mansur soy olarak Arap’tır. Ama Türk bir çevrede ve Türklerin kurumlaştırdığı Ahmed Yesevi-Horasan tasavvuf okulunda yetişmiş; bu anlayışla kültürü, düşüncesi, inancı ve bilinci biçimlenmiştir. Buradan edindiği bilinçle Horasan erenleri arasına katılmış ve Türklüğün yeni oluşum merkezi olan Anadolu’nun yeniden yapılanmasında görev almıştır. Bütün söylenceler ve özellikle Hacı Bektaş “Vilayetname”si Yesevi tasavvuf okulunda yetişen binlerce dervişin bu okul, diğer bir deyişle dergâh tarafından Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerine, özellikle Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gönderilmişlerdir. Yine Anadolu’da bu boyların yerleşmeleri, üretime geçmeleri, çevreleriyle toplumsal ilişki yürütmelerinde onlara önderlik etmişlerdir. Türk toplumunun Anadolu’yu, giderek Balkanları yurt edinmelelerinde Horasan erenleri olan bu babalar (yani dedeler) aktif rol oynamışlardır. Baba Mansur’un Anadolu’ya gelişi konusunda belirsizlikler vardır. Elde hiçbir belge ve kaynağın olmayışı, bizim bu konuda kesin konuşmamızı önlüyor. Durum karşısında akıl yürütmeden öte başka bir şey yapılamıyor. Bu durum karşısında akla çeşitli sorular gelebiliyor doğallıkla. Biz bu yaklaşımları irdeleyerek değerlendireceğiz. Akla ve tarihe uygun düşeni belirleyeceğiz: Baba Mansur, Hacı Bektaş’dan önce Anadolu’ya gelmiştir. Doğu Anadolu’da kalmıştır. Ocağının Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız kalmasının, ayrı bir “mürşitlik kurumu” olmasının nedeni budur. Bu görüş akılcı görünmektedir. Çünkü Baba Mansur 1197-98’de ölmüştür. Hacı Bektaş ise onun ölümünden 10-11 yıl sonra, yani 1209’larda doğmuştur. Bu durum karşısında Baba Mansur’un Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelişinden çok önceleri gelmesi gerekmektedir. Hacı Bektaş’ın yaklaşık 1230-35’lerde Anadolu’ya geldiği düşünülmektedir. Baba Mansur’sa ya şeyhi Ahmed Yesevi’nin sağlığında, ya da onun ölümünden sonra gelmiş olmalıdır. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesi olan Baba Mansur eğer şeyhinin sağlığında gönderildi ise, Ahmed Yesevi’nin 1166 yılında öldüğüne göre, Baba Mansur da bu tarihten önce Anadolu’ya gönderilmiş olmalıdır. Yok eğer şeyhinin ölümünden sonra geldi ise, 1166 ile kendi ölümü olan 1198 yılları arasında gelmiş olmalıdır. Eğer Baba Mansur’un Anadolu’ya geldiği doğru ise, bu geliş, 12. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş olmalıdır. Durum ne olursa olsun Baba Mansur aşiretlerin ve ocakların varlığını kabul eden ve onlara şecere düzenleyen 1. Alaeddin Keykubat (1219-1237) dönemine yetişmemiştir. Çünkü 1. Alaeddin Keykubat 1232 (H. 628) yılında oniki Türk / Türkmen aşiret ve ocağıyla (Şecerede bu oniki boyun Türk olduğu belirtiliyor) sözleşmesini yapıp, kendine bağlamış ve onlara soykütüğü (şecere) düzenlemiştir. Baba Mansur ise bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat’ın diğer aşiret ve ocaklarla birlikte Baba Mansur Ocağı’na da soykütüğü (şecere) düzenlediği doğrudur. Bu soykütüğü, bugün Tunceli’nin Mazgirt ilçesinin Şöbek Köyü’nde Caferoğulları ailesinin elindedir. Keykubat’la birlikte daha sonraki yıllara ait Osmanlı padişahlarının da onayını taşır. O zaman, 1. Aleaddin Keykubat bu soykütüğünü verdiği dönem ocağın başında Bizzat Baba Mansur değil, onun evlatlarından bir başkası olmalıdır. Çünkü soykütüğü kişiye değil, ocak ailesine, yani soya verilmiştir. Alaeddin 1. Keykubat’ın düzenlediği soykütüklerine göre; Asyalı Türk boyları Horasan’dan Erzincan’a, oradan da Dersim dağları eteklerinde Karakoçan’ın kuzeyindeki günümüzde bir köy konumuna düşen Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına göçerek yerleşmişlerdir. Şah Mansur’la Mahmud Hayrani Hüsnü Mansur kasabasında dergâhlarını kurmuşlardır. Sultan Alaeddin Bağın’a gelir. Seyyid Mahmud’un oğlu Hacı Kureyş, Baba Mansur ve Seyyid Ali adıyla anılan Derviş Beyaz Sultan’ın isteği üzerine “mucize” gösterirler. Şah Mansur duvar yürütür. Hacı Kureyş ile Derviş Beyaz fırına girerler. Sınavda başarılı çıkılır. Sultan, Türk boylarını “pirlik” ve “mürşitlik” olarak Şah Mansur ile Hacı Kureyş’e, rehberliği ise Derviş Beyaz’a verir. Burada verilenler kimi çelişkiler taşırlar. Mahmud Hayrani, Baba Mansur’un değil, Hacı Bektaş ile Mevlana’nın çağdaşıdır. Yani, 13. yüzyılda Konya-Akşehir’de yaşamıştır. 1268 (H. 667) yılında ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat dönemine denk düşer ama, soykütüğünün de ileriki pasajlarında düzelttiği gibi Bağın’daki Kureyşan Ocağı’nın kurucusu Hacı Kureyş’tir. Baba Mansur, bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. Bağın ve Hüsnü Mansur’a bu Türk boylarıyla birlikte gelip, boyları buralara yerleştirdiği, dergâhını kurduğu doğru olabilir. Ama Alaedin Keykubat döneminde ocağın başındaki o değildir. Soykütüğü de zaten “Şah Mansur” adlı birinden söz eder. Bu, Baba Mansur evlatlarından biri olmalıdır. 1232 yılında soykütüğü düzenlendiği yıllarda ocağın temsilcisi Baba Mansur değil, Şah Mansur’dur. Bu kişi ya Baba Mansur evlatlarından bu addan biridir. Ya da o dönem yaşayan kimsenin adına şecerede değinilmemiş, doğrudan ocak kurucusunun adıyla anılmıştır. Bir başka görüş Baba Mansurluların, Ahmed Yesevi’nin birinci halifesi Mansur Ata’dan değil, Hallac-ı Mansur’dan geldikleri yolundadır. Hallac-ı Mansur’un ünlü ve tasavvufi niteliği kimi Baba Mansurluları da bu görüşü kabule götürmüştür. Bilindiği gibi, Hallac-ı Mansur 922 yılında ölmüştür. Anadolu’ya da kesinlikle gelmemiştir. O dönemler Anadolu’ya da Türk / Türkmen göçü pek yoktur. Bireysel ve küçük kümeler vardır. Türk göçü, daha sonraki yüzyıllarda yoğun olarak olmuştur. Hallac-ı Mansur’un çalışma alanı Anadolu Türkleri üzerinde değil (zaten bu dönemler Anadolu Türklüğü yoktur), Asya Türklüğü üzerindedir. Hallac’ın çocukları ve torunları ise Anadolu’ya değil, Kahire, Şam, Filistin ve Kuveyt’e göç edip, oralara yerleşmişlerdir. Yalnız Hallac-ı Mansur düşüncesi daha sonraki yıllarda Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gelecek ve Alevi inancında yerini alacaktır. Alevi cemlerindeki “Mansur Darı” bu etkiden kaynaklanmaktadır. Son Güncelleme ( Pazartesi, 22 Eylül 2008 ) AN. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to karlıoğlu For This Useful Post: | İşcanbaba (11-30-2009) |
|
|
#14 |
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sn.Karlıoğlu,
Yazınınların için sağol, Yazılarına katıldığım yerler olduğu gibi, katılmadığım yerlerde var, Aleviliğin Türklükle özdeşleştirilmesi, Biliyoruz ki,Arap,Roman,Kürt,Türk Aleviler bulunmaktadır, Bu türklüktür demek biraz abestir. Yasevilikle bağımız olmadığını biliyoruz, ve Kimse bizi hadin Anadoluya diye göndermedi, Türklük yayın,İslam yayın demedi, bu bir şehir efsanesi, Artık bunuda biliyoruz, Moğalların önünden kacanlar Anadoluya gelmiştir, Hrasan denilince, Afganistandaki HORASAN anlaşılmamalı, Horasan bir bölge adıdır, geniş bir alandır, Bizim Horasan dediğimiz yöre,Kuzey Mezoptamya, İran-Irak coğrafyasıdır, 100.000 eren ne demk bu insanları bir yerde tutacaksın, bunları eğiteceksin, Bu mümkün mü? O Devirde 100.000 lik şehir yok, Onları neyle besliyecen, nerde yatırcan, Tabi bunlar şehir efsaneleri can. eba Müslümde bildiğim kadarı iel, Emevi Halifesinin Vali si değildi. Tartışmaları daha belgeli sunarsak hepimize faydası olur, Çin,Kaynağını TDK kaynağı yerine, Kitap isimleri, Yayın isimleri verirsek, ve hatta o kitaplardan konu ile ilgili alıntılar yaparsak, daha verimli olur, diğer türlü YUVARLAK sözlerin kimsye faydası olmaz, diye düşünüyorum,
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
| The Following 3 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: |
|
|
#15 |
|
Yeni Üye
Üye No: 3405
Mesajlar: 2
Thanks: 2
Thanked 1 Times in 1 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
değerli canlar lütfen bilgi paylaşımında bulunurken ve birbirimizi eleştirirken hakaret etmemeye ve birbirimizi kırmamaya dikkat edelim böyle güzelim bir siteyi kavga yeri değil bilgi ve birikimlerimiz paylaşım yeri olarak kullanalım anlayışınız için hepinize çok teşekkürler canlar.
|
|
|
|
|
|
#16 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: çanakkale
Üye No: 2206
Mesajlar: 32
Thanks: 35
Thanked 37 Times in 20 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : -21
REP Seviyesi :
![]() |
aslında konu kapanmış ama yine daynamadım öncelikle anadolu tarihi ile biraz daha ilgilenin aşiretler konusunuda iyi inceleyin bunu için size selçuklu imparatorluğu tarihi göktürk tarihi ,anadoluda beylikler anadolu selçuklu tarihi ve yüzlerce belgeli ttk yayınları belki bilemzsiniz açılımını yazayım türk tarih kurumu yayınları
.başbakanlık arşivi ,osmanlı arşiv. vakıf arşivleri balkan tarihi ve sayısız istanbul üniversitesiaraştırma yazıları ve istanbul üniversitesinde görev yapan alisevim gibi duayen tarihçilerin kitaplarırus kaynakları iran kaynakları hind kaynakları çin kaynakları italyan kaynakları bunlar yetmezse söyleyin biraz daha kaynak göstereyim asadece aşiret ismini ve tarihni araştırın ,iki kitap okumak diyorsunuz za kelimesinine tavsiye ederim kaynaklarda bellidiryok sa takıldığımfalanda yok yani ben sadece çok küçük bir coğrafyada 3kitap okumakla konuşmanın ve yazmanın sakıncasını belirttimha sahi rük cum huriyetlerin son dönemde araştırdıkları ve kazdıkları ortaya çıkardıklarınıda saymıyorum bile ve face book tayayınladığım 4000 yıl öncesine uzanan cem görüntülerinin geleneksel olarak hala dağ başlarında yaşayan uygurlardan nasıl günümüze geldiğinin belgesidir yoksa şurada süleymaniyeden 16.yüzyılda gelipte bana aşiret çilik yokmuş bilmem efendim boy klan varmış doğrudur acem topraklarına girnceye kadar yoktu ama ogun bugündür var bunu 9.yüyzyılda roma kaynaklarında bakarsanız görürsünüz hatta dahada ileri gidiyorum o dönemden az sonrada doğu ve güney doğu bölgesinin adıda turkmaniadır yani türk ülkesi bu ismi yunanlılar ve bizanslılar koymuşlardır dahası haritalrdada mevcutturu bunu içinde ttkyayınlarına bakabilirsiniz istanbul kitaplarına bakabilirsiniz vs ayrıcaamerikan ve ingiliz ajanlarının yazdırdıkları düzme tarihi bana örnekolarak sunmayıda bırakın lütfen bunu bilmeyen ler doğru sanıyo ha ayrıca site yöneticisine çok saygı duyuyorum aslında işaretlediği yerler hakaret değildir ümlenin devamı okunduğunda sadece uslup ders vermek amacı ilesert kullanılmıştır esas aleviliği şunlarda olabilir falan diye yazmış sayın arkadaş oda yanlış gerçek öz alevilik nasıl kurulmuş kimler girmiş sonradan girenler kimlerdir yüzeysel araştırırsan öyle konuşursun şuan tabiki evrenseldir ama ozamanlar evrensel değildi hatta bölgesl bile değildi zamanla yayılmışbenimsenmiştir sizn bahsettikleriniz benim bahsettiklerime göre yeni tarihtir karıştırmayınsizin bahsettikleriniz selçuklularla ve beylikler dönemindeki olaylardır zaman ve mekanı iyi anlamk iyi tasavvur etmek gerekiryoksa size karşı olduğum dan değil benimsemediğimden değil tersini belki sizi sizden bile çok sevdiğimden çünkü uğruna can verdiğimiz zamanlar olmuştur buhala değişmemiştir gerekire yine veirriz sorun değil ben sadece yanlışı düzeltmek istedim yoksa ilginçtir nuhun çocuklarının adına bir bakarmısınzmısınız oradaki efsane doğru ise ozaman ermeniler ile türkler kardeş çocukları çıkıyoböylede bir akrabalık çıkıyor son çalışmalarda daha 3ay falan oldu bilimsel olarakta efsaneyi doğrular nitelikte akraba kavimler olarak gösteriyoki bu çok ilginçtir neyse bu konuda daha yazmayı düşünmüyorum yazsam belki 500sayfa yazabilirm buda çok ağır olur ha bu arada yanlış anlaşılmasın ben ırkçıfilanda değilim buda bilene yani tüm canları çok seviyorum ne mutlu insanın diyene ve onu başarana insanı kamil olma yolunda gidene herkese saygılar kırdığım insanlarda varsa çok çok özür dilerim amacım kimseyi kırmak değildir sevgiyle kalın |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to karlıoğlu For This Useful Post: | ...baskoylu... (05-04-2011) |
|
|
#17 |
|
Yeni Üye Bulunduğu yer: Gaziantep
Yas: 25
Üye No: 4072
Mesajlar: 24
Thanks: 0
Thanked 8 Times in 6 Posts REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
bu aşiretin bir kısmı şafii.
nasıl oluyor çözemedim. ya yavuz bir kısmını müslüman yapmış, ya da ismail bir kısmını kızılbaş yapmış.
Hep Üzdüler
![]()
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||