Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > ALEVİLİK GENEL > Soru ve Yanıtlarınız

Soru ve Yanıtlarınız Alevilikle ilgili merak ettikleriniz ve tartışmalarınızı yapabileceğiniz alan.

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 01-29-2009, 15:07   #11
Devrim06
"Enel Hakk"
Kullanıcı Profili
 
Devrim06 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 30
Üye No: 14
Mesajlar: 9.548
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 7743
Thanked 12727 Times in 5991 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 10
REP Puanı : 1264
REP Seviyesi : Devrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud ofDevrim06 has much to be proud of
İletişim
Standart

yazılarınızda ki ince düşünceniz için tesekkür ederim ali özdemir can...

Alinti:
Yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenlerle aceba ozanlarımızın söylediklerini anladığınız anlamda yorumlamak söylenenleri fetva kabul etmek gibi olmaz mı? Eğer öyle kabul edersek bu bizim gibi yetişenlerin anne babalarının dirençlerini yok saymak gibi algılanır mı?
secgili can yazılı kaynağı bu kadar az belkide hiç yok denilebilinecek bir ianncın mensupları olarak , inancımızın kulaktan kulağa geleceğe aktarıldığı, deyişlerle bu günlere gelindiğini düşünürsek (evet istisnalar abartanlar vardır mutlaka ancak genel kabul görmüş kamillerimiz için bunu söyleyemeyiz sanırım) fetva kabul etmemiz cok anormal olmaz sanırım.
günümüzde ocağı olan , ocağı olupta ocağına bağlılığı olan alevi sayısı maalesef cok az , gerek maddi gerek şehirleşme gerek yozlaşmanın olumsuz etkileriyle bağlılık azalmıştır. bu sayadede ailelerimizde (en azından benim cevremde gördüklerim) malesef alevilik olgusu, bilgisi, kültürü cok zayıf kalmıştır süreç içinde baska inançlar karısmıştır ve bu cok doğaldır malum dayatılan ir baskın inanç tarafından yönetiliyoruz.
dolayısıyla ailelerimizi hiçe saymak dıslamak değil , kaynaklarımızın daha falzla olması teknoloji gibi nedenlerle nimetlerden daha fazla faydalanıyoruz..


Hakk'ı görmek diler isen

Suret-i insana bak

Arayıp gezme bu halkı

Cismin içre câna bak.


Noksani Baba
Devrim06 isimli Üye suanda  online konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following User Says Thank You to Devrim06 For This Useful Post:
ali özdemir (01-30-2009)
Alt 02-23-2009, 01:17   #12
axuçanlar
Hakka Yürüdü
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: malatya
Yas: 31
Üye No: 840
Mesajlar: 316
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 597
Thanked 429 Times in 195 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 304
REP Seviyesi : axuçanlar is a jewel in the roughaxuçanlar is a jewel in the roughaxuçanlar is a jewel in the roughaxuçanlar is a jewel in the rough
İletişim
Standart

Hazreti Ali, Alevi - Bektaşi yolunun kurucusu ve baş önderidir. Alevi - Bektaşiler ona tarifsiz bir sevgiyle bağlıdırlar. Öyle ki, onu sevmek, dindir, imandır. Nitekim Hazreti Muhammed, " Ali'yi seven beni sever, beni Seven Allah'ı sever." demek suretiyle Hazreti Ali sevgisinin İslam'daki yerini ve önemini çok açık bir biçimde dile getirmiştir.


Hazreti Ali, zulme karşı başkaldırmanın tarihsel simgelerinden biridir. O mazlumların en büyük lideridir. Kendisi de büyük haksızlıklara uğramış, büyük acılar yaşamıştır. O, Tanrı'nın en sevgili kullarındandır. Onda üstün nitelikler vardır. Bu üstün nitelikler ona Tanrı tarafından verilmiştir. O, seçilmişlerdendir. O, Tanrının rızasını kazanmış - murtaza olanlardandır. O, evveldir. O, ahirdir. O, batındır. O, zahirdir. O, candır. O, canandır. O, dindir. O, imandır.

Alevi - Bektaşiler ona duydukları tarifsiz sevgi ve bağlılığın bir yansıması olarak onu çeşitli adlarla anmaktadırlar.

Hazreti Ali'nin Soyu ve Tanrısallık Bağlamında Ona Duyulan
Eşsiz Sevginin Kaynağı

Yiğitlerin Şahı olan Hazreti Ali, 598 yılında Mekke'de doğmuştur. Rivayetlere göre annesi onu Kabe'de doğurmuştur. Ölüm tarihi ise 661'dir. Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Ebu Talib, annesi Fatıma'dır. Hazreti Ali, peygamberimiz Hazreti Muhammed'in amca oğludur. Kızı Fatıma ile evlenerek damadı olmuştur. Bu evlilikten Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hazreti Fatıma, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Hazreti Muhammed'in ehlibeytidir.

Hazreti Ali, İslam'ın kuruluş döneminde Hazreti Muhammed'in yanında olmuş, yiğitliği ve yürekliliği ile onu korumuştur. Hazreti Ali, İslam'ı kabul eden ilk erkektir. Çocuk yaşta İslam dinine girerek hiç günah işlemeden, putperest bir geçmişe sahip olmadan Allah'ın dinine hizmet etmiştir. Bu özellik onu öbür sahaben / peygamberin arkadaşlarından ayıran önemli bir unsurdur. Hazreti Ali, Hazreti Muhammed için ölümü göze almış, Mekke'den Medine'ye göç sırasında yatağına yatarak peygamberin düşmanlarına karşı kalkan olmuştur.

Hazreti Ali, halife Osman'ın ardından dört yıl dokuz ay süreyle halifelik yapmıştır. Bilindiği gibi Hazreti Muhammed'in ölümünün ardından İslam toplumu arasında halife seçimi noktasında anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Bu anlaşmazlıkların İslam öncesi döneme kadar uzanan nedenleri bulunmakla birlikte, temel ayrılık Hazreti Muhammed'in hastalığı sırasında vefatından kısa bir süre önce Müslümanlar için bir vasiyet yazma isteğinin başta Ömer olmak üzere sahabeden kimilerince engellendiği, oysa peygamberin Hazreti Ali'yi yerine halife tayin etmek istediği yolundaki iddialara dayanmaktadır. Alevi ve Şiilere göre zaten Hazreti Muhammed, Gadirhum'daki söyleviyle Hazreti Ali'yi vasi tayin etmiştir. Ancak Ebu Bekir, Ömer, Osman vd. kişilerce peygamberin bu isteği göz ardı edilmiştir. Hazreti Ali, peygamberin cenaze işleriyle uğraşırken, Ömer'in etkisiyle Ebu Bekir halife seçilmiştir.

Hazreti Ali, ancak Osman'ın öldürülmesinin ardından halife olabilmiş ve hilafeti dört yıl dokuz ay kadar sürmüştür. Emevilerin bütün yıkıcı muhalefetine karşın Hazreti Ali hilafeti sırasında İslami ilkelere uygun, adil bir yönetim sergilemiş ve İslam toplumunun büyük sevgisini kazanmıştır. İslam toplumunda ilk bilimsel çalışmalar onun döneminde başlamıştır. Bu amaçla Hazreti Ali'nin bir bilim bakanlığı kurduğu da belirtilmektedir. (Anton josef dıerl –anadolu Aleviliği-ant yayınları-s:94)

Türklerin Hazreti Ali'ye büyük bir sevgi duydukları malumdur. Bu sevginin oluşumundaki etkenlerden biri olarak da Onun halifeliği döneminde İslam ordularının Türkistan'daki harekatını durdurmuş, hatta Horasan'ı tahliye etmiş olması gösterilmektedir. ( Gibb-orta asyada arap fütühatı-Çeviri; M. Hakkı-s; 14)

Hazreti Ali'nin döneminde yeni hukuki düzenlemelerin yapıldığı, el kesme cezasının Hazreti Ali tarafından yasaklandığı da belirtilmektedir. ( Anton josef dıerl)

Ali sözcüğünün anlamı " yüce" dir. Adının anlamındaki yücelik onun özel olduğunun da göstergelerinden biridir. Ondaki yücelik Tanrı'dandır. Nitekim Alevi - Bektaşiler, Onda ilahi - tanrısal özellikler olduğuna inanırlar. Bu inanış, Alevi karşıtları tarafından Hazreti Ali'nin tanrılaştırıldığı ve putlaştırıldığı suçlamasına zemin teşkil etmiştir. Oysa bu suçlama yersizdir. Çünkü Alevi - Bektaşi inanışının omurgasını oluşturan " vahdet – i vücud " anlayışı ve Tanrı'nın insanda tecelli ettiği düşüncesi, bu inanışın yani Hazreti Ali'nin tanrısallığı inancının temelini oluşturmaktadır. İnsan Tanrı'dan bir parçadır. Nitekim Tanrı, " Biz insana ruhumuzdan üfledik." Buyurmaktadır. Hazreti Ali'deki tanrısallık da böyle anlaşılmalıdır. Aynı zamanda unutulmaması gereken hususlardan biri de " ALİ " sözcüğünün Allah'ın doksan dokuz adından biri olmasıdır. Aleviler " Ali " adını aynı zamanda bu anlamda da kullanmaktadırlar.

Aleviler, Hazreti Ali ve Hazreti Muhammed'in yol kardeşi - Musahip - anda - yoldaş olduğuna inanırlar. Nitekim Buyruk'ta bu durum açıklanmaktadır. Dolayısıyla bu inanışın kaynağı da Buyruk'tur. Bilindiği gibi Buyruk, Alevi - Bektaşi yolunun temel kaynaklarındandır.

Hazreti Muhammed'in Hazreti Ali için söylediği kimi sözler onların yol kardeşi olduğunu ortaya koymaktadır. Hazreti Muhammed'in sözlerindeki içerik aynı zamanda Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığının da kanıtlarındandır. Peygamberimiz Hazreti Ali için şöyle buyurmaktadır:

" Sen bendensin, ben sendenim."
" Ali ve ben aynı ağaçtanız. "
" Ali'ye eza eden bana eza eder. "
" Bir kimse Ali'yi severse beni sevmiş olur ve Ali'ye buğz ederse bana buğz etmiş olur."

Alevi - Bektaşi ozanları şiirlerinde Ali sevgisini en yüksek edebi güzelliklerle işlemişlerdir. Bektaşi ozan Muhittin bir şiirinde Hazreti Ali'yi şöyle anlatmaktadır:

"Dinle imdi bu sözümü,
Delil ve burhandır Ali.
Gel eşiğe sür yüzünü,
Kıble – i imandır Ali.

Hakikattir, marifettir,
Tarikattır, şeriattır,
Nübüvvettir, velayettir,
Küllide yeksandır Ali. "

Hazreti Ali' deki tanrısal nitelikleri, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre'yi anımsatır bir biçimde şöyle dile getirmektedir:

"Yer yoğiken, gök yoğiken var olan,
Arş yüzünde kandildeki nur olan,
Gahi merkez olup, gahi yer olan,
Ali'dir ki, şah – ı Merdan Ali'dir. "

Büyük veli ve büyük Türkmen ozanı Pir Sultan Abdal bir başka nefesinde ise şöyle demektedir:

" Bu dünyanın evvelini sorarsan,
Allah bir, Muhammed Ali'dir, Ali.
Sen bu yolun sahibini ararsan,
Allah bir, Muhammed Ali'dir, Ali. "

Kızılbaş Safevi Türkmen Devleti 'nin kurucusu büyük ozan Şah İsmail Hatai ise Hazreti Ali ve Hazreti Muhammed'e olan sevgisini şöyle dile getirmektedir:

" Daim fikrimde zikrin, ya Muhammed , Ya Ali.
Gönlümün evinde şükrün, ya Muhammed, ya Ali.
Tanıyamaz kendi özün seni yakın bilmeyen
Alemin ayinesisin, ya Muhammed ya Ali."

Hazreti Ali'ye duyulan sevgi ve bağlılık, Alevi - Bektaşi yolunun özüdür, temelidir. Bu sevgi diğer İslami gruplarda da vardır. Lakin Alevilerdeki Ali sevgisinin özgün bir temele dayandığı malumdur. Bu temel onu sıradan bir sahabe veya dört halifeden biri ya da Hazreti Muhammed'den sonraki yüce kişiliklerden biri olarak görme anlayışının çok ötesinde bulunan tanrısallık inancıdır. Bu bakımdan Alevilerdeki Ali sevgisinin Sünni ve Şiilerden çok farklı bir noktada bulunduğu kabul edilmelidir.

Şimdi bu noktaları kısaca irdeleyelim:

Sünnilerce doğrudan doğruya Allah'a verilen kimi sıfatların Aleviler tarafından Hazreti İmam Ali için de kullanıldığı görülmektedir. Pek çok deyiş - nefeste Hazreti İmam Ali, Allah için kullanılan "rahman, rahim, onsekizbin alemi vareden, yaradan, yağmuru yağdıran, şimşeği çaktıran vb. " olağanüstü özellikte bir yüce kişilik olarak anılmaktadır. Hatta Alevi - Bektaşi inancına göre Hazreti Muhammed miraçta, sidret'ül- müntehada Allah'ı onyedi – onsekiz yaşında bir delikanlı suretinde görmüştür ki bu delikanlı Hazreti İmam Ali'den başkası değildir. Yani Allah, Ali suretinde belirmiştir, tecelli etmiştir. Başka bir deyişle Hazreti İmam Ali, Allah'ın yansımasıdır. Nur- u rahman'dır. Bu hususiyet miraçnamelerde gayet serahatle anlatılmaktadır.

Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı Alevi - Bektaşi teolojisinin omurgasını teşkil etmektedir. Ancak pek çok nedenden dolayı bu inanç öne çıkarılmamakta ve deyim yerindeyse " sır " edilmektedir. Sünni ve Şiilerin bu sırrın alenileşmesi durumunda ne tür bir tepki vereceklerini tahmin etmek zor değildir. Geçmişte bağnaz - yobaz din bilginlerinin Alevi - Bektaşiler için bu ve benzer inançlardan dolayı zalimce fetvalar verdikleri, onları kafir, müşrik, putperest addettikleri malumdur. Aslında Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı insanın tanrısallığı ile birlikte düşünülmelidir. Büyük Alevi mistik düşünür Hallac – ı Mansur'un " ene'l- hak " deyişindeki gizem insanın tanrısallığı gizemidir. Biliyoruz ki, zamanın müftüleri ve din egemenlerinin gözünde Hallac – ı Mansur, kafirdi, kendini Tanrıya ortak koşan, TANRILIK İDDİASINDA BULUNAN bir müşrikti. Nitekim malum olduğu üzre bu nedenle KATLİNE FERMAN VERİLDİ.

Ene'l- Hak inancı, kamil insan - insan – ı kamil mertebesindeki hak erenlerinin sırrıdır. Bu sırrı anlamak için o mertebeye vasıl olmak lazımdır. Zahirilik gurbetinin en ücra bölgelerinde dolaşan yani vuslattan nasip alamamış olan şeriat ehlinin "ene'l- hak " inancını ve insanın uluhiyetini idrak etmesi olanaksızdır. Bu olanaksızlık, insan – ı kamil olmanın doruğunda bulunan Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığını kabul etmeyi de doğal olarak kuşatmaktadır. Yaratan – yaratılan ayrılığını ortadan kaldırıp "vahdet- i vücud " ilkesi gereği tüm evrende olduğu gibi insanda da Tanrıyı gören, Hazreti İmam Ali'nin yüzünü, vech'ullah - Allah'ın yüzü olarak tavsif eden Alevi - Bektaşi inancı bu özgünlüğüyle bambaşka bir güzelliğe ve derinliğe sahip bulunmaktadır. Ondaki hümanist özün dayandığı paradigmal temel işte böylesi bir inançtan neşet etmektedir.

Tekraren dile getirelim ki, Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı gerçeğini savunan, buna içtenlikle inanan müminlerin zahir ehli tarafından anlaşılmaları tamamen olanak dışıdır. Bu inanışın İslam'a aykırı olduğunu iddia etmek, İslam'ı Sünni, Şii veya başka bir ifadeyle zahiri - dışsal anlayışa hapsetmek demektir. İslam'ın batıni yönünü yani Alevi - Bektaşi inancını yadsımak demektir.
İslam denilince sadece Sünnilik veya Şiilik anlaşılmamalıdır. Kendi özgün teolojik çerçevesi dahilinde Alevilik ve Bektaşilik de İslamdır. Hatta bu yolun müminlerine göre Alevilik - Bektaşilik İslam'ın ta kendisidir. O halde Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığını İslam dışı bir sapkınlık olarak görmek abestir, anlamsızdır. Hatta bize göre küfürdür - kafirliktir.

Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı - uluhiyeti inancı gayet doğal olarak kadim Türk inançlarından da izler taşımaktadır. Alevi - Bektaşilerin ezici çoğunluğunun Türk - Türkmen oluşları gerçeği göz önüne alındığında Hazreti Ali'ye uluhiyet atfetmenin kadim Türk inançlarıyla da ilişkilendirilmesi daha net anlaşılacaktır. Nitekim ünlü araştırmacı İrene Melikoff'a göre Alevi - Bektaşilerdeki Ali inancı ve kültü eski Türklerdeki Gök Tanrı inancını anımsatmaktadır. Eski Türklerin Gök Tanrı'ya verdikleri kimi önadları - sıfatları - nitelikleri, Alevi - Bektaşiler, Hazreti İmam Ali'ye vermektedirler. Buradan hareketle söylemek kabildir ki, eski Türklerdeki " Gök Tanrı " bugünün en özgün / halis Türkleri olan Alevi - Bektaşilerde Hazreti İmam Ali hüviyetinde - donunda yaşamaya devam etmektedir.

Münkirlerin inkarına, tahammülsüzlerin tahammülsüzlüğüne ve cümle zahirilerin sığlığına aldırmadan Hazreti İmam Ali efendimizin uluhiyetini - tanrısallığını imanımızın gereği olarak haykırmayı her koşulda sürdürmeliyiz.

İşte Sefil Ali'nin dilinden Hazreti İmam Ali'nin tanrısallık gerçeği:


"Kün!" deyince var eyledi on sekiz bin alemi
Hem yazandır, hem bozandır, levhi mahfuz kalemi
Külli dertlerin dermanı, yaraların melhemi
Hem sakidir, hem bakidir nur – u Rahman'ım Ali
Yetiş carımıza kurtar medet mürüvvet ya Ali

Şah-ı Merdan cûşa geldi, sırrın aşikar eyledi:
"Yağmuru yağdıran benim" deyi Ömer´e söyledi
Ol demde şimşek balkıyıp yedi sema gürledi

Hem sakidir, hem bakidir nur-u Rahman´ım Ali
Yetiş carımıza kurtar meded mürüvvet ya Ali

Ömer vardı Hak Muhammed katına dedi: "eyle beyan,
Hz. Ali midir ol arşa gürleyan,
Çarh-ı gerdunun elinden sırr-ı hikmet eyleyen?"

Hak Muhammed buyurdu ki: "Yektir Ali, bir" dedi
"Hem evveli, hem ahiri, her şeye kadir" dedi
"Ali´ye şirk koşanlar mutlaka kafir." Dedi.

Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı gerçeğini anlatan ve Derviş Ali'ye ait bir başka nefes:

Yeri göğü arşı kürsü yaradan,
Men Ali´den başka Tanrı görmedim.
Yaradub kulunun kısmetin veren,
Men Ali´den başka Tanrı görmedim.

Bin bir ismi vardır bir ismi Allah,
Eğer inanmazsan hem vallah billah,
Ademi görmüşüm elhamdülillah,
Men Ali´den başka Tanrı görmedim.

Cennet-i alanın altundur taşı,
Her ne görür isen hikmettir işi,
Yüz yiğirmi dört bin nebiler başı,
Men Ali´den başka Tanrı görmedim.

Ali gibi er gelmedi cihane,
Ona da buldular dürlü bahane,
Yedi kez uğradım ulu divane,
Men Ali´den başka Tanrı görmedim.

Derviş Ali´m bu ikrara belidir,
Dilim söyler ama kendim delidir,
Allah bir Muhammed Tanrı Ali´dir,
Men Ali´den başka Tanrı görmedim.


Hazreti Ali'den rivayet edilen kimi sözlerde de onun uluhiyet - tanrısallık özelliğini görmek mümkündür. Kaynaklar Hazreti İmam Ali'nin bir sözünde şöyle dediğini bildirmektedir:

"Benim yücelerin yücesi olup kahreden! Benim ölüleri diriltip ihya eden! Benim dirileri ölü kılan! Benim her şeyden evvel olan evvel, benim her şeyden sonra ahir olan! Benim görünen, benim gizli olan!"

Yine Mevlana'nın Divan – ı Kebir adlı yapıtında Hazreti Ali için yazdığı sözler onun uluhiyetini - tanrısallığını ilan etmektedir. Mevlana adı geçen bu eserinde şöyle demektedir:

"…Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrının zatına yapışmış o olmuştur…"

Alevilerin Ali'si Ahistorik mi ?

Alevilik üzerine yazı yazan, fikir üreten kimi çevreler ve kimi bağnaz Sünni ve Şii araştırmacılar tarafından sıkça gündeme getirilen konulardan biri de Alevilerin inancının odağında yer alan Hazreti Ali'nin İslam tarihindeki " dördüncü halife" , Hazreti Muhammed'in kuzeni ve damadı olan Ali olmadığı tarihteki gerçek Ali' de olmayan özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla ahistorik / tarih dışı, üretilmiş ve menkıbesel bir kişilik olduğu yönündeki tartışmalardır.

Bu tartışmaların iki amacı vardır: Birincisi Alevilere " Hazreti Ali, Sünni ve Şii Müslümanlar gibi namaz kılan, Ramazan orucu tutan, hac ibadeti yapan vb. bir İslam ulusudur, o halde siz de onun gibi olun, Sünni ve Şiiler gibi namaz kılıp Ramazan orucu tutun." şeklinde propaganda yapıp onları asimile etmektir. Ulaşılmak istenen nokta bellidir. Bu yaklaşımda olanlara göre, Kırklar Meclisi ve Kırklar Cemi bir uydurmadan ibarettir. Dolayısıyla cem ve semah diye bir ibadet yoktur. Asıl farz olan Muharrem orucu değil, Ramazan orucudur. Yani yüzyıllardır Alevi / Bektaşi ozanları tarafından anlatılan miraç ve Kırklar Cemi ve Kırklar Meclisi yalandır. Yüzyıllardır tutulan Muharrem oruçları boşunadır. O halde tüm Alevi / Bektaşi ozanları, tüm dede ve babalar yalancıdır. Sadece Sünni ve Şii hadis kitapları ve diğer Sünni ve Şii kaynaklar doğrudur.

İkincisi "Alevilik İslam dışı bir inançtır. Başlı başına bir dindir. Ya da Zerdüştiliğin, Yezidiliğin vb. devamıdır. Alevilerin Ali'si aslında Sümer metinlerinde geçen ve ateş ruhu anlamına gelen " Al " veya "Alu" ya da ateşperestlerin ilahının Harran bölgesindeki adlandırması olan " Alla " veya " Al " dır.(Faik Bulut-Alisiz Alevilik-berfin yayınları-s; 480) Alevilik bir Kürt dinidir. Kökeni mezopotamya'dır. O halde Aleviler, İslam dışı olduklarını kabul etsinler. Kürtleşsinler. Hatta ateistleşsinler." Diye propaganda yaparak, Alevileri kendi siyasal hedeflerine ve inançsızlıklarına payanda yapmaya çalışmaktır.

Birinci amaç için çalışanlar zaten yüzyıllar boyu Alevi Müslümanları ezen, katleden, onları kafir gören, zındık sayan, düşman belleyen geleneğin devamıdırlar. Bunlara göre Aleviler, Alevi gibi yaşadıkları sürece kafirdirler, zındıktırlar Müslüman sayılabilmeleri için Sünni veya Şii olmaları gerekmektedir. Bu bağnazlara kızıp " Evet biz Müslüman değiliz." demek, deyim yerindeyse onların ekmeğine yağ sürmektir. Eğer İslam'ı sadece Sünnilik veya Şiilik olarak görecek olursak Aleviliği İslam dışı saymak kabil olacaktır. Ancak bu doğru değildir. Aleviliğin tarihsel arka plan anlamında gerçek İslam'a sahip çıkma ve onu yaşama egemen kılma hareketi olduğu düşünülecek olursa bu tutum Aleviliğe zarar vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Ebussuudların, İbni Kemallerin, İdris – i Bitlisilerin süreği olan bağnazlara rağmen ve onlara inat tüm Alevi - Bektaşiler müslüman ve mümin olduklarını haykırmaya devam etmelidirler. Çünkü bu, hakikatin ta kendisidir. Hazreti Ali efendimizin Sünni ve Şii müslümanlar gibi namaz kılıp kılmadığı ve Ramazan orucu tutup tutmadığının Aleviler için hiçbir önemi yoktur. Tıpkı onun Arap olmasının, Arapça konuşmasının, entari giymesinin, kefiye takmasının, birden çok kadınla evlenmesinin, sakallı olmasının vb. önemi olmadığı gibi. Çünkü Alevilik, Ali'yi körü körüne taklit etmek değildir. Alevilik, Sünni ve Şii müslümanların çoğunun yaptığı gibi Ali'yi ve İslam'ı şekilciliğe boğmak, zahirde takılıp kalmak değildir. Onu örnek almak, ona sınırsız bir sevgiyle bağlanmak, ondan medet dilemek, Tanrının onda tecelli ettiğine inanmak, zulme ve zalimlere karşı direnişinden güç almaktır. Alevilerin Ali'si doğrudan doğruya historik - tarihseldir. Hazreti Muhammed'in kuzeni ve damadı olan İmam Ali'dir. Ancak Alevi - Bektaşiler, tarihsel süreçte ona olan sınırsız ve eşsiz sevgilerinin bir sonucu olarak Hazreti Ali'yi historik kimlik ve kişiliği ile asla çelişmeyecek şekilde yüceltmişler, uğradıkları her zulüm ve katliam sonrası direniş kaynağı ve yeniden ayağa kalkmada tükenmez bir güç menbaı olarak görmüşler, Sünni ve Şiilerin silmeye çalıştıkları uluhiyetine vurgu yapmışlardır. Zaten, " Ali'yi seven, beni sever. Beni seven Allah'ı sever. " diyen Hazreti Muhammed onu sevmeyi Allah'ı sevmekle bir tutarak ondaki uluhiyete- tanrısallığa işaret etmiyor mu ?

"Ali, camiye gitti, namaz kıldı, Ramazan Orucu tuttu. Eğer onu seviyorsanız siz de namaz kılın, Ramazan orucu tutun.", diye baskı yapan zalimlere Pir Sultan'ın verdiği yanıtı yineleyelim:

"Alınmış abdestim aldırırlarsa,
Kılınmış namazım kıldırırlarsa,
Sizde Şah diyeni öldürürlerse,
Ben de bu yayladan şaha giderim."

Yine Alevi - Bektaşileri Kabe'ye yönelip secde etmeye ve onu ziyarete yani hacca çağıranlara da Yunus'un dilinden yanıt vermek gerek:

" Çalış, kazan, ye, yedir.
Bir gönül ele getir.
Yüz Kabe'den yeğrektir.
Bir gönül ziyareti."

İkinci amaç için çalışanlar, tıpkı birinci amaçta olduğu gibi Hazreti Ali'yi sadece 7. asırda yaşan Ali olarak düşünmekte ve ona ilişkin yazılan Seyyid Radıy'a ait " Nehc'ül – Belaga " adlı kitapta Hazreti Ali'ye atfedilen söz - hadisleri temel alarak, ona şeriatçı, cihatçı vb. yakıştırmalar yapmaktadırlar. Buradan hareketle de günümüz Alevilerinin şeriata, cihatçılığa karşı oluşunu temel alarak Ali'siz yeni bir Alevilik inşa etmeye çalışmaktadırlar. Oysa Hazreti Ali pek çok kez dünyaya gelmiştir. Hünkar Hacı Bektaş Veli, Şah Hatai, Pir Sultan Abdal, Ali'den başkası değildir. Dolayısıyla, Ali denildiğinde sadece 7. asırda yaşayan Ali anlaşılamaz. Kaldı ki şeriatçı, cihatçı oluşu da onların anladığı anlamda değildir.

İkinci amaç için çalışanlara verilecek yanıt da şudur:

Biz Allah'a kul, Muhammed'e ümmet, Ali'ye talip olanlarız. Ya siz kimsiniz ? Zerdüşti mi ? Yezidi mi ? Yoksa ateist mi? Ya da din düşmanı mı ? Yahut Kürtçü, bölücü mü ? Türklük ve müslümanlık kimliğinden rahatsızlık duyan bir soy özürlü mü ?

(Aleviliği İslam dışı gösterme çalışmalarındaki amaçlardan biri de eski Türk inançları ve kimi kültler ve inançlar ile olan bağını temel alarak onu İslam dairesinin dışına taşımaktır. Bu bağlamda dikkat çekici analizlerden biri de Nejat Birdoğan'a aittir:

" … Tanrısal köklerine bakıldığında, yani Alevi tapınmalarında ve inanmalarındaki ritüellerine bakıldığında, hiçbir özelliklerinin İslam dairesinden gelmediğini görüyoruz…cemlerdeki müzik, şiir ve semahın İslam kaynaklarında reddedildiğini bilmekteyiz. Ruh göçü, tanrının insanda tecelli etmesi, halka namazı, Kıbleye değil insana secde vb.davranmalar da bizi İslam dairesinin dışına taşımaktadır. Ehl- i Beyt yandaşlığı ise Şah İsmail Hatayi'den sonra, yani 16. yy. başlarından sonra bir takıyye, yani kimlik saklama… çabasından ileri gelmektedir." ( Burhan Oğuz, Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin İdeolojik Kökenleri, 3. cilt, s. 24 )

Arapların yaşadığı biçimiyle ( ortodoks İslam ) İslam dini tam anlamda özgün bir din midir ki , Türklerin İslam'ı yaşayış biçimlerinden olan Alevilik tümüyle özgün olsun ? İslam'da, Arap toplumunun İslam öncesi gelenekleri, inançları ve diğer kültürel birikimi yok mudur ? Elbette ki vardır. Arap - Emevi - Abbasi İslam'ı ya da diğer bir ifadeyle ortodoks İslam, Hazreti Muhammed'in tanrıdan aldığı vahiyden ibaret olmayıp Tanrısal vahiy ile kadim Arap kültürünün tabii bir sentezidir.)

Ali'ye şeriatçı diyorsunuz. Ali'nin şeriatı her Alevinin de şeriatıdır. Alevilerin karşı çıktığı şeriat, egemen Emevi - Abbasi İslam'ının ürettiği ve gerçek İslam'da bulunmayan bir sürü çağ dışı unsurların oluşturduğu şeriattır. Ali'nin, dolayısıyla gerçek İslam'ın şeriatı eşitlikçilik, adalet, özgürlük, ahlak, erdem, zulme karşı çıkış, iyilikten yana olup kötülüğü önlemek, insanları sevmek, Tanrı'yı bir bilip ona itaat etmek ve ona kul olmaktır. Büyük Alevi ozanı Yunus Emre'nin tarzıyla söyleyelim ki

" Bu, bildiğin şeriat değil,
Şeriat var şeriat içinde.
Gittiğin yol tarikat değil,
Tarikat var, tarikat içinde."

Ali'ye cihatçı diyorsunuz. Hazreti Ali gerçek İslam şeriatını yaymak için yani ahlakı, erdemi, iyiliği, sevgiyi, adaleti yaymak için mücadele etmiştir. İşte gerçek cihat budur. Bu anlamda elbetteki cihatçıdır. Hazreti Ali yaşadığı dönemin koşulları ve mensup olduğu toplumun gelenekleri çerçevesinde davranmıştır. Ancak Alevi - Bektaşilere göre Hazreti Ali, sadece İslam'ın ilk yıllarında yaşayıp gitmiş bir kişi değildir. O, Bektaş Veli donunda, Şah Hatai donunda, Pir Sultan donunda tekrar gelmiştir. Her gelişinde de geldiği dönemin koşullarına göre davranıp müminlerin yol göstericisi olmuş, zulme karşı direnişin simgesi olmaya devam etmiştir.

Münkirlere sözün kar etmeyeceği bellidir. İnançsızların, müminleri - Alevileri, Ali'den ayırmaya güçleri yetmeyecektir. Onların Ali'ye duyulan sevgi ve bağlılığı idrak edecek güçleri de yoktur. Kişi idrak edemediği şeyleri inkar edermiş. Bu nedenledir ki, onların Ali yolunu anlamalarını ve benimsemelerini beklemek boşunadır. Bu bilinç ve duyguyla sözlerimizi Kaygusuz Abdal'ın Ali sırrını açıkladığı bir nefesiyle bağlayalım:

"Ali' ye ismullah derler
Yüzüne secde ederler
Taş yerine koyarlar
Koyamazsın demedim mi ?

Bu Kaygusuz ezeliden
Himmet almış ol veliden
Oku ilmini Ali'den
Doyamazsın demedim mi ? "




-
axuçanlar isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to axuçanlar For This Useful Post:
ali özdemir (02-23-2009), hasan19 (02-23-2009), Perçem (02-23-2009), Seyfi MUXUNDİ (04-18-2009)
Alt 02-23-2009, 11:15   #13
hasan19
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
hasan19 - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: ankara
Yas: 52
Üye No: 891
Mesajlar: 729
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 1044
Thanked 827 Times in 473 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 255
REP Seviyesi : hasan19 is a jewel in the roughhasan19 is a jewel in the roughhasan19 is a jewel in the rough
İletişim
Standart

sevgli talip eline emegine saglikta o deyiş sanırım devriş alinin degili canım aşık sefil alinin kayılarda böle canım tekrar ellerin det görmesin gözel bir çalışma olmuş yüregine saglık canım .
hasan19 isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 3 Users Say Thank You to hasan19 For This Useful Post:
axuçanlar (02-23-2009), Perçem (02-23-2009), Seyfi MUXUNDİ (04-18-2009)
Alt 04-18-2009, 21:40   #14
Seyfi MUXUNDİ
Forum Katılımcısı
Kullanıcı Profili
 
Seyfi MUXUNDİ - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Bulunduğu yer: konya
Üye No: 1096
Mesajlar: 101
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 457
Thanked 195 Times in 77 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 3
REP Puanı : 117
REP Seviyesi : Seyfi MUXUNDİ will become famous soon enoughSeyfi MUXUNDİ will become famous soon enough
İletişim
Standart

SEvgili Ağuçanlı:



Aleviler, Hazreti Ali ve Hazreti Muhammed'in yol kardeşi - Musahip - anda - yoldaş olduğuna inanırlar. Nitekim Buyruk'ta bu durum açıklanmaktadır. Dolayısıyla bu inanışın kaynağı da Buyruk'tur. Bilindiği gibi Buyruk, Alevi - Bektaşi yolunun temel kaynaklarındandır.



Hazreti Muhammed'in Hazreti Ali için söylediği kimi sözler onların yol kardeşi olduğunu ortaya koymaktadır. Hazreti Muhammed'in sözlerindeki içerik aynı zamanda Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığının da kanıtlarındandır. Peygamberimiz Hazreti Ali için şöyle buyurmaktadır:


İnsan musahibinin kızınıalır mı. Sana göre müsahipse Muhamedi alinin Musahibi yap sonrada kızını ver O Ali ceme bile giremez


Tekraren dile getirelim ki, Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı gerçeğini savunan, buna içtenlikle inanan müminlerin zahir ehli tarafından anlaşılmaları tamamen olanak dışıdır. Bu inanışın İslam'a aykırı olduğunu iddia etmek, İslam'ı Sünni, Şii veya başka bir ifadeyle zahiri - dışsal anlayışa hapsetmek demektir. İslam'ın batıni yönünü yani Alevi - Bektaşi inancını yadsımak demektir.
İslam denilince sadece Sünnilik veya Şiilik anlaşılmamalıdır. Kendi özgün teolojik çerçevesi dahilinde Alevilik ve Bektaşilik de İslamdır. Hatta bu yolun müminlerine göre Alevilik - Bektaşilik İslam'ın ta kendisidir. O halde Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığını İslam dışı bir sapkınlık olarak görmek abestir, anlamsızdır. Hatta bize göre küfürdür - kafirliktir.


Burada yanılıyorsun iki milyar islam inancında Alevilerden başka kimse Aliyi tanrısallaştırmaz . Onu tanrısallaştırmak islama hakaret ve şirktir. Bu islam dışı alevi inancıdır kendini kandırma. yirmi milyon Anadolu aleviisi ve bir milyonluk yarsaniler ve Hatay ve çevresindeki üçyüz dörtyüz bin Nasuriler görür
Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı - uluhiyeti inancı gayet doğal olarak kadim Türk inançlarından da izler taşımaktadır. Alevi - Bektaşilerin ezici çoğunluğunun Türk - Türkmen oluşları gerçeği göz önüne alındığında Hazreti Ali'ye uluhiyet atfetmenin kadim Türk inançlarıyla da ilişkilendirilmesi daha net anlaşılacaktır. Nitekim ünlü araştırmacı İrene Melikoff'a göre Alevi - Bektaşilerdeki Ali inancı ve kültü eski Türklerdeki Gök Tanrı inancını anımsatmaktadır. Eski Türklerin Gök Tanrı'ya verdikleri kimi önadları - sıfatları - nitelikleri, Alevi - Bektaşiler, Hazreti İmam Ali'ye vermektedirler. Buradan hareketle söylemek kabildir ki, eski Türklerdeki " Gök Tanrı " bugünün en özgün / halis Türkleri olan Alevi - Bektaşilerde Hazreti İmam Ali hüviyetinde - donunda yaşamaya devam etmektedir.

Aliyi Türk Kürt veya Sadece arap yapmak inancı evrensellikten koparır ulus dini yapar

İkinci amaç için çalışanlara verilecek yanıt da şudur:

Biz Allah'a kul, Muhammed'e ümmet, Ali'ye talip olanlarız. Ya siz kimsiniz ? Zerdüşti mi ? Yezidi mi ? Yoksa ateist mi? Ya da din düşmanı mı ? Yahut Kürtçü, bölücü mü ? Türklük ve müslümanlık kimliğinden rahatsızlık duyan bir soy özürlü mü ?


Bir insanın kürtçü olması bölücülük ise peki yazının baştan sona olan türkçülük ne oluyor. Kusura bakma daha yezidiliğin ne olduğunuda bilmiyorsun sanırım. Yazık seni evrensel bir kişi bilirdim çok yazık.

Konu Seyfi MUXUNDİ tarafindan (04-18-2009 Saat 21:48 ) değistirilmistir..
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 16:48.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts