![]() |
|
![]() |
|||||||
| Ritüel ve Uygulamalar (yazılı Ve Görsel) Alevi inancına dair ritüellerin ve yöresel uygulamaların paylaşılabileceği alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Can Bizden Biri |
Alevi bir köye gitmek sıradan bir köye gitmek değildir. Öncelikle oraya gitmek için değişmiş köy adlarını bilmeniz gerek. Kimi durduğunuz yerlerde köyü sorduğunuzda size niye oraya gidiyorsunuz, orada ne işiniz var diye anlamlı anlamsız bakarlar. Alevi bir köye giderken soru sorduğunuz bazı kimselerin; “yolun üstündeki camisiz köy orasıdır” biçiminde yanıtlar da alabilirsiniz. Alevi bir köye girmeniz yetmez bir de köylüye nasıl yaklaşacağınız, niçin geldiğinizi de anlatmak durumundasınız. Çünkü artık köylerine gelip de aldıkları bilgileri dönüp yanlış yalan yazan, yorumlayan gezginlerden ve üniversitelilerden çokça çekmişler. Günü birlik gelip de her şeyi öğrenip gidenlerin yarattığı karmaşa bazen anlaşılmayı boşverin, yanlış anlaşılmayı da arttırmakta onlar için. Köyleri hakkında yazılanları sonra okuyanlar başka sorularla gidiyorlar veya başka arayışlarla. Bu da köylüleri güvensizliğe itiyor. Neyse yolumuza devam edelim.
Kozak Yaylası’nda bulunan Demircidere köyüne yola çıktık. Sora sora Bağdat bulunur misali. Demircidere Köyü tüm Alevi köylerinin kuytuluklarda, dağ başlarında söylemine ters bir biçimde kurulmuş. Neredeyse etraftaki Sünni köylerin ortak yol ağzına kurulmuş. Köyde tarıma dayalı yaşam sürüyor. Tarımları fıstık, tadına doyulmaz üzüm çeşitleri ve bölgenin vazgeçilmez ürünü zeytin ve zeytinyağı üzerine kurulmuş. Demircidere adını köyün yakınında bulunan dere kıyısına gelip demircilik işleri yapan Abdallardan almışlar. Sonra Abdallar gelmez olmuş. Köyde dedeleri var. Cem yapılması konusunda fazla bilgi alamadık. İhtiyaç duyduğumuzda yapıyoruz diyorlar. Ancak bu soruyu çok başta sorduk. Bu nedenle istediğimiz yanıtı açık açık alamadık. Türkmen Tahtacı olduklarını söylüyorlar. Ocakları Yanyatır ocağı. Köyün yakınında Çanlı Dede (Çanlı Ali) yatırı, Veli Dede yatırı ve Taferik Dede yatırı bulunmakta. Musahiplik yapılıyor (tercümen), Muharrem Orucu tutuluyor. Başlıyoruz sohbete. Köyden Duran Çetin Dede (68),Veli Özdemir ve gelip katılıp arada bir konuşan dostlar oluyor. Konuşmamız Muharrem orucuyla başlıyor. Duran Dede uyarıyor bizi; “Muharrem Orucu” diyoruz. Dilimizin yanlış olduğu konusunda bizi uyarıyor.(!) “Oruç tutmuyoruz, 12 İmamlar’ın yası-matemini tutuyoruz.” Neler yapıyorsunuz bu ‘yası –matem’ sırasında, yanıtlıyor; “Et yenmez, içki alınmaz, saz semah olmaz. Üçüncü güne kadar kimse hiçbir iş yapmaz (toprak çizmeyi bile esirger) dördüncü gün ufak tefek odun getirme, evin küçük tamir işleri falan yapılır ancak. Beşinci gün dahil kurudan işler yaparsın. Altıncı gün yaş da kesersin. (Bağ bahçeye gidebilirsin.) Yedinci gün traş olursun. Sekizinci gün saz-semah yapabilirsin. Dokuzuncu gün çamaşır yıkayabilirsin, banyo yapabilirsin. Onuncu gün aşır. Onbirinci gün pişir. Onikinci gün yasını tutan bir Cebrail (horoz) keser. Aşure malzemeleri üzüm, bulgur, bakla, badem vb. kuru çerezlerden oluşur.” Bergama Kozak yaylasında onaltı köyün içinde sadece Demircidere köyü Alevi. Geri kalan onbeş köy Sünni. Çevre köylerle fazla işleri olmuyor. Yeni yeni birbirlerini tanıyorlar, kız alış-verişinde bulunuyorlar. Cenaze ve düğün dışında ilişkileri olmuyor. Soruyoruz, “bu kadar Sünni köy arasında nasıl yaşadınız?” Dede yanıtlıyor, övünçle; “Hiç taviz vermeden göğüs gerdik. Alevi törelerimizi gizli yapıyorduk. Dedelerimiz babalarımız Cem yaparken köyün çevresini tutardık. Çevremizde bulunan Sünni köyler etrafımıza yaklaşamaz. Bir keresinde Lokma (Cem) yaparken Jandarma gelip köyü bastı. Köyde zorluk çıkardılar. Biz de kadın erkek Jandarmayla mücadele ettik. Jandarma kimseye bir şey yapamadan gitti ama o gün Cem dağıldı. Sonra yaptık tekrar.” Alevilikte İkrar Alma Süreci Konu birbirini açıyor. Veli Özdemir karışıyor söze; “ Erkekler Cem’e başı kabak (şapka, takke takılmadan H.H.) giremez. Bellerinde de birer yeşil kemer (kuşak) olur. Kırklar Semahı çıplak ayakla dönülür. Bunlar bir suç değil de bizde olmaz. Cemlerimiz demsiz olmaz. Dem olmadan yol olmaz” diye sıralıyor. Cem Tv. de izledikleri Cemlere geliyor sıra. Dede kendiliğinden açıyor konuyu. Sonrasında da yanıtlıyor; “Olmaz öyle Cem. Cem de sema mı dönülür. O kadar sure nerede bulmuşlar” diye devam ediyor. Diyecek bir şey kalmıyor bize. Asimilasyonun bir parçası da bu demiyoruz. Orada bir Sünnileşme oyunu olduğunu anlatmıyoruz. Kendileri söylüyorlar zaten söyleyeceklerini. Bir insanın doğumundan başlayarak Alevi olma sürecini anlatmaya başlıyor bize Dede; “Çocuk doğduğunda kırkıncı gün Kırk Suyu ile yıkanır. ‘Destur iman, destur şah Salman’ı Pak’ deyip üç tas su döker çocuğun başından. Çocuk yedi yaşına girince çocuğa ikrar bağlarız. Bir kurban keseriz. Tek Cebrail ile ikrar olmaz. Birinci Cebrail’i keser önce lokma yaparız. Lokma Dede’nin önüne getirilir. Kafası sağ kanadı altına yatırılır, kurbancı dara durur, hayırlı alınır ve kurban kesilir. O lokmada çocuğun anası babası meydan görür. (Musahibi olmayana bacağı açık deriz.) Bir Cebrail de döşek atmak için kesilir sonra. Sonra çocuk alınıp Dede’nin önüne getirilir. Boynunda bir tülbent bulunur. Dede; ‘el ele el hakka, arşa çıkasıya kadar bu sana teslim’ diyerek üç defa okur. Sonra dede çocuğa öğütler verir; ‘eline beline diline sahip olacağına hakkın ve halkın huzurunda söz veriyor musun’ diye sorar sonra. Çocuk yanıt olarak; ‘Allah eyvallah’ der. Sonra Dede bütün olarak önüne getirilen lokmadan çocuğun ağzına yemesi için üç kez verir, bunu yaptıktan sonra; ‘dil dinlemeyeceksin; kov (onun bunun arkasından konuşmayacaksın) kovlamayacaksın; kendinden büyüğün önünü kesmeyeceksin, büyüğüne saygı küçüğüne sevgi göstereceksin’ diye öğüt vermeye devam eder. Mürebbi (rehber) çocuğun yanında gülbeng çekilip hayırlısı alınır. Çocuğun yüzü posta konur. Kafası kaldırılmaz. Kolları geriye getirilerek, döşeğin üzerinden kalkmamak üzere büyüklerinin ellerini öper. Altı erkek altı bacının (bir kerede) içeceği demler hazırlanır. Onlar bu hazırlanan demleri bir defada içerler. (Bu Kırklar birdir anlamına gelir.) Sünnet ve Askerlik Çocuğun Sünnet Düğünü ise şöyle yapılır; ‘sabah daveti yapılır. Sünnet yaptıktan sonra çocuğa bir kuzu kesilir. Cemaat içeri kurulur. Duayla bir dolu açılır. İçeride olan cemaatin önünden Şemsi (saka) kalkar alır o doluyu, ‘hayır himmet eyleyin’ diyerek önce kendisi içer. Ondan sonra dedeye verir. Ardından delilciye diye alınan dem devam eder. Ardından diğer cemaate dağıtılır. Kurbancı gelir. Kurban kesimi için görevlendirilir. Bundan sonra bir dolu daha okunur. Kurban kesilir. Sonrasında ‘hayır himmet eyleyin’ dinerek lokmaya niyaz edilir sırasıyla. Sonra çocuk getirilir cemaatin ortasına. Salman gelir. Salman duayla/desturla çocuğun başını traş eder. Buna ‘baş yülüme’ denir. Salman çocuğun elini tutar bir kalburun (eleğin) içine bir kırmızı bez yayar, buraya herkes para atar. Para toplandıktan sonra dedenin önüne getirilir. Para sayılır. Çocuk bu parayı askere giderken kullanır. Askerlik çağına gelip de askere gidecek genç için de tören yapılır. Askere giderken eline kına vurulur. Askere giden genç bu kınalı haliyle kurban sayılır. Ayrıca askere giderken bir kurban kesilir, lokma yapılır. Bu lokmada da dem alınır. Askere gitmeden önceki gece yapılan tören sırasında sazenler (zakirler) üç buyruk (nefes) okur, bu arada üç de semah dönülür. Bu semah için askere gidecek olanın bacılarıyla başka bacılar dedenin önüne gelir (Ali’nin postu deriz); ‘Ya Allah Ya Ali Ya Muhammet diye niyaz ederler. Bu semahlar Hak için dönülen semahlardır. Dara durulur, ‘Ağır semah’ dönülür. Gövenler (zakirler) nefeslerin beş beyitini değil de bu sefer iki beyitini okurlar. Okuduktan sonra semah dönenler yeldirme yaparlar. Tekrar dara durulur, Dede; ‘Allah Allah Ali’nin dediği olsun, Pirim Ali yardımcın olsun, Oniki İmamlar yardımcın olsun’ der. Üç semah bittimi Şah der dede. Saki (şemsi) birer yudum dem verir. Niyaz edilir ve içilir. Aynı bacılar ‘Ya Allah, Ya Ali, Ya Muhammet’ diyerek yerlerine dönerler. Tekrardan döşek atılır. Çocuğun anası ve babası meydan görür. Bir de çocuk meydan görür. Dede, ‘bak oğlum sen askere, gurbete gidiyorsun. Eline beline diline sahip ol.’ der ve böylece meydandan geçmiş olur. Lokmalar yenmeye başlanır ve bu iş biter. Ancak bir de askerden dönüş vardır. Askerden dönünce de aynı şeyler yapılır. Bu seferde, ‘uçkur çözmedim, hakka ve hakka yanlış yapmadım’ biçiminde yemin verdirilir. Yeminden sonra Dede, ‘bizdendir’ der ve askerlik böylelikle bağlanmış olur. Askerdeyken yaptıklarını kontrol etmemiz mümkün değildir. Ancak bizde, ‘söz kıldan ince kılıçtan keskindir’ diye bir söz vardır. Sorgu sual bunun üzerine kurulmuştur. Cenaze Töreni Söz cemden cenaze işlerine geliyor. Asimilasyonun bu direnen köye nasıl yöneldiğini görmek açısından önemlidir. Bu asimilasyonun kültürün sürdürülmemesinden değil de daha çok çevre köylerin ve devletin Aleviler üzerine kurduğu baskılar sonucu oluştuğunu görüyoruz. Dedeye sorduğumuz soruların yanıtları geliyor peş peşe. Ancak arada bir karşı karşıya oldukları vahameti şaşkınlık içinde aktarıyor; ‘Mezarlığımız bizden de eskidir. Eskiden de Müslüman mezarlığıymış. Bizim aslında hocaya falan ihtiyacımız yok. Bilgisizlik ve korku yüzünden hoca getiriyoruz. Bu konuda okumuşlarımız bizi daha çok bozdular. (asimilasyona uğramamıza neden oldular) Onların okullarda öğrendikleriyle, şehirde kültürümüzden uzak kalmaları bu yolu daha da açmaktadır. Örneğin önceleri Arife akşamları, Cuma akşamları toplanırdık. Halk Mahkemeleri bizde mevcuttu. Borç alıp vermeleri hallederdik. Anlaşamayanı çıkarırdık cemden. Mahkemeye gitseler de, orada haklı da olsalar, bizde de haklı çıkmalılar. Konuya dönüyoruz. Dede devam ediyor: ‘Cenaze kaldırıyorum ama benim üzerime hoca getiriliyor. Bu sorun çevre köylerin baskısından çıktı. Onlar da çünkü cenazemize katılıyorlar. Unlar dualar falan okuyor. Arapçayı karıştırıyorlar. Bizde öyle uygulamalar yok. Bu da sorun oluyor. Cenaze şöyle oluyor. Yıkayacak adam gelir eldiveni takar; ‘ey mefta geldim senin başucuna, sağ elimi koydum senin döşüne. Bir sen değil gelecek cümle alemin başına’ diye okur. Fesleğen, hacı otu vs. gibi güzel kokulu karışık otlarla sıcak su hazırlanır. Birisi suyu döker. Ölü elbiseleriyle gömülür. Yeni elbisesi varsa o da mezara yanına konur. Her şeyi hazırlandıktan sonra cenazenin başucuna, omzuna yakın yere, sağına delil konur, ayaklarının önüne de gem konur. Zakir gelir üç buyruk okur; bir de ‘ölüm nefesleri’; ‘Nacakın mı yoktu baltan mı yoktu. Neyine sıkıldın da öldün. Tahtaların götürecek katırın mı yoktu, neyine sıkıldın da öldün sen.’ Genç ölüm ise; ‘Ölüm geldi kapı kapı kışladı, yaşlıları bıraktı gençlere başladı’ biçiminde maniler, nefesler söylenir. Buyruklar bittikten sonra niyaz edilir. Niyaz ederken cenazeye dokunulmaz. Üç defa; ‘destur iman destur şah’ okunur sonra, ‘daldın süt gölüne, gittin Oniki İmam yoluna, Destur iman destur şah’ denerek cenaze gömülür. Cenaze, çıktığı evde yıkanır ve oradan kalkar. Yakın yerlerdekilere haber verilir. Cenazeye iş güç bırakılıp katılınır. Evde bacılar yiyecekler hazırlarlar. Bir de bacılar cenazeye katılırken evlerinin önünden çiçekler toplayıp getirirler ve bu çiçekleri cenazenin üzerine atarlar. Cenazenin çıktığı eve gidip orada hazırlanan sofralarda yemek yenilir. Cenaze evinde bir pirinç pilavı (evvelden bulgur) pişirilir. Diğerlerini komşular yapıp getirirler. Herkes hazırlanan pilavdan yer. Cenazenin üçüncü günü kuzu keser cenaze sahibi (üç hayrı) Sünnilere de ikram edilir bu kurbandan. Yedisinde 20 kaba kadar en tatlısından en acısına kadar etsiz yemek yapılır. Kırkta kuzu kesilir, hayrı olur. Sonra yılında kuzu kesilir, keşkek olur. Mezarı yapılır. İnsan Yiyen Türkmenler Aralarında birbirlerine anlattıkları anlatılara geliyoruz. Duran Çetin Dede devam ediyor; Hz Ali kırk talebe okutuyormuş. Bunlardan biri de Kaygusuz Abdalmış. İki gün gelirse bir gün derse gelmezmiş. Bir gün Hz Ali sorguya almış Bu kırk mumu kim duayla yakabilir diye. Kaygusuz; ‘Allah Alim Pirimin dediği olsun. Ali yardımcımız olsun. Allah Allah.’ deyip mumları yakıyor. Diğerleri yakamıyor. Veli Özdemir alıyor sözü. Aslında Veli Bey birçok yerde tamamlıyor dedeyi. ‘Eskiden Türkmenler adam yerler derlermiş biçiminde başlıyor. 1960’larda Elazığlı biri anlatıyormuş: Türkmenler adam yiyor diye biliyorlarmış. Bir gün inekleri kaybolur. Aramaya çıkarlar. Yolda Türkmenlerle karşılaşırlar. Türkmenler kendi bölgelerine girmiş olduklarından onları sorguya alırlar. Adamlar korkarlar, bunlar bizi yiyecekler diye. Alıp çadırlarına götürürler. Korkuları devam etmektedir. Çadıra girerler bakarlar ki bir bağlama asılı karşılarında. Tuhaf bulurlar. Bu arada kahve getirirler. Sorarlar semah döner misiniz diye. Evet derler. Konuşma açılır. Anlarlar ki Türkmenler de onlardan.’ Bu kadar konuşma içimizdeki dostluk duygularını perçinliyor. El ele gönül gönüle ayrılıyoruz Demircidere köyünden. Bir daha gelmek üzere yola çıkıyoruz. Köyde cemevi yok. Şu sön dönemlerde pek cemde yürütülmüyor. Gençler alevi yaşam biçimine ilgisiz. Bütün Ege Bölgesi Alevilerini saran asimilasyon bakalım nereye kadar sürecek. Bin yıllardır kanla yazılmış ve gizemini yaşama yolunu sürdürmüş olan bu yol nereye kadar ayakları üzerinde duracak. Kaç kuşak daha gidip Alevilik konuşacağımız Alevi köyü bulabileceğiz. Hasan Harmancı
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
|
|
|
| The Following 6 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | Bülent ÜNVER (04-14-2010), CandaCanan (08-05-2010), Devrim06 (03-10-2010), DoğAcAn (07-26-2010), esonto58 (03-10-2010), |
|
|
#2 |
|
Yasaklı
Üye No: 39
Mesajlar: 854
Thanks: 4109
Thanked 1631 Times in 570 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 422
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Elli yıla yakın bir süredir Manisanın Soma ilçesinde oturan bir amcam var...
son beş altı senedir de Balıkesire bağlı Akçay beldesinde yazlık evleri olan akrabalarımızın yanına gider geliriz... Akçay-a giderken çoğunlukla Soma dan geçeriz... Soma Bergamaya bitişiktir... Somadan çıkıp Bergamaya geldiğimizde iki seçenek vardır, ya şehir içinden geçip ana yoldan Akçaya gidersin, yada hemen girişteki daha kestirme olan Kozaklı yolundan gidersin... Tabii ki her defasında kestirme yolu seçerdik... Yol ormanın içinden geçer, bol virajlı ve yokuşludur... Biz oraları bilmesekte amcaoğlu çok iyi bilirmiş, birlikte gittiğimiz her defasında aynı şeyi söyler ve " Biliyormusun burası bu yörenin tek Alevi köyüdür " derdi... Dediği yerin adı Kozaklı yolundaki Değirmencidere köyüdür... Her seferinde " inelim dedeye misafir olalım " dedik ama bir kere bile bunu yapma fırsatı bulamadık... Sevgili Harmancı emeğine ve kalemine sağlık... Bu yazıdan sonra oraya gitmek vazife oldu... Saygılarımla Kral çıplak. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to kral çıplak For This Useful Post: | DoğAcAn (07-26-2010) |
|
|
#3 |
|
Gönül Dostu
Üye No: 177
Mesajlar: 258
Thanks: 64
Thanked 997 Times in 243 Posts REP Gücü : 2
REP Puanı : 10
REP Seviyesi :
![]() |
Alevi köylerinin ne kadar konuksever olduğunu görmenizi isterim. Toros dağlarını dolaşmaktan yorulunca kazdağlarına serpileceğiz. Umarım Edremit bölgesini biz gitmeden başka dostlarımız da bize anlatır, belletir...
Not: Ancak yanınızda bir damlada olsa deminizi alın. Zira oradaki dostlarımız sadece şarap demlenmekten usanmış durumdalar. Bana o gidişimde söylemişlerdi. Ben gitmeden önce kimin yolu düşerse eksik gitmesin derim. Sevgilerimle |
|
|
|
| The Following 5 Users Say Thank You to Hasan Harmancı For This Useful Post: | CandaCanan (08-05-2010), Devrim06 (07-25-2010), DoğAcAn (07-26-2010), |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| insan, türkmenler, yiyen |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||