![]() |
|
![]() |
|||||||
| Karışık Köşe Yazıları Alevilikle ilgili değişik yazarların makalelerinin ve Köşe yazılarının yer aldığı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
İnsanın sorumluluğu perspektifinden Sivas Katliamı
Sorumluluk ve Öz Eleştiri yerine Tahrik Taktiği İnsanı insan yapan sorumluluk becerisi üzerinde durmazsak, genel olarak her an bizi üzen olayları anlamakta ve olayların görünmez bağlantılarını kurmakta güçlük çekeriz . Sorumluluk, çocuk eğitiminde verilmesi gereken en önemli beceri ve insanın insanlaşmasının olmazsa olmaz koşuludur. Sorumluluğun kendine, başkalarına, çevreye ve tanrıya karşı sorumluluk olmak üzere dört boyutu vardır. Anlaşılması için çok genel olarak bu sorumlulukların kapsamlarını şöyle sıralayabiliriz: 1. Kendine karşı sorumluluk: Kendini tanıyarak, vücuduna ve olanaklarına uygun çalışmak, üreterek, yaşamak ve sonraki kuşaklara olumlu bir iz yani eser ya da düşünce bırakmak. Sağlıklı yaşamak ve bunun için gerekli bilgileri edinmek, bunlara göre beslenmek ve davranmak da bu sorumluluğa dahildir. 2. Başkalarına karşı sorumluluk: Başkalarının hakkına tecavüz etmemek, başkalarını rencide etmemek, başkalarına yapılan haksızlıklara göz yummamak, yardıma muhtaç olanlara yardım etmek 3. Çevreye karşı sorumluluk: Doğadan ve dünyadan, insanın ve diğer canlıların yaşama haklarını koruyacak biçimde faydalanmak ve genel olarak yaşamı (canlı olmayı) kutsal bir varlık kabul ederek korumak 4. Tanrıya karşı sorumluluk: Kendini, başkalarını ve doğayı yaratan tanrının varlığını fark etmek, O`nun tüm insanları, canlıları ve evreni yaratmasındaki gizlerini kavramaya çalışmak, O`nun bu gücü önünde eğilmek ve saygı duymak ve O`nun varlığına şükretmek Buraya kadar yapılan tarif, bir çok toplumda ve inançta yaklaşık olarak birbirine benzer biçimde yer almaktadır. Tahrik eylemi, biri tarafından bir diğerine olan etki olduğuna göre; normal olarak bilinçli olarak yapılması gerekir. Bu durumda tahrik eden kişi, planlı bir şekilde birini yolundan saptırmak veya harekete geçirmek için o kişiye etki etmeye çalışır. • Örneğin; birinden öç almak için veya kan davasını devam ettirmek için, ya da “namusunu temizlemek” uğruna –genellikle- erkek gençler dolduruşa getirilir. Çoğu kez anne oğluna „Sana sütümü helal etmem, namusumuzu temizle“ gibi tahriklerde bulunur. Bu durum bir el bombasının pimini çekmek gibi ya da birikmiş bir suyun önündeki seti kenera çekmek gibi bir şeydir. Çocuk eğitiminde de bu doğrultuda yeterince hazırlanmış olan gençler tahrik edilerek, aile düşmanı diye gösterilen kişilerin ve hatta kendi öz kız kardeşlerinin katili olabiliyorlar. Böylesi bir cinayeti işleyen katil, “namusumu kurtardım” kılıfı ile rahatlamaya çalışıyor. • Öte yandan genel politikada örneğin Türkiye`de politikacılar; bir taraftan „Tahriklere kapılmayın!“ derken, diğer yandan da „Vatanı hainlere böldürmeyeceğiz, vatandaşın dinine kimse dokunamaz!“ gibi „tavşan kaç, tazı tut“ kışkırtıcılığı yaparak iç dinamikleri tahrik edebiliyorlar. Bu örneği; yakın geçmiş zamanlarda bayrak, vatan toprağı ve dini konularda sık sık yaşadık ve görünen o ki; daha da çok yaşayacağız. • Türkiye`de devleti yöneten politikacılar, kendi sorumluluklarını kapatmak için; çoğu zaman ülkede baş gösteren olayları, dış ülkelerin casuslarının yarattıklarını söyleyerek “İşin içinde Komünistlerin /Rumların/ Ermenilerin parmağı var.” gibi “beylik” açıklamalarda bulunurlar. Böylece sorumluluk başkasının üstüne atılarak, gerekli toplumsal analizleri yapmaktan kurtuluyorlar. • Almanya`da çoğu zaman tutucu politikacılar, bir taraftan yabancı düşmanlığına karşı olduklarını söylerken, diğer taraftan „Almanya bir göçmen ülkesi değildir.“ söylemi ile Neonazilere cesaret veriyorlar ve onları tahrik ediyorlar. Biz bundan sonraki bölümde; özellikle bir insanın kendine karşı ve başkalarına karşı “sorumluluk”un Şeriat Düzeninde ve Tasavvuftaki yani Aleviliğin tarikat makamındaki yerini incelemeye çalışacağız. Tarikatta Sorumluluk: Eline, diline, beline hakim ol°! (Kendine hakim ol!) Tarikat makamını esas alan Alevi öğretisinde sorumluluk insanın kendisine verilmiştir. Alevilikte kişi kendisini tanımalı ve kendisine hakim olmalıdır. Yani; kendisini yönlendiren irade yine kendisinde olmalıdır. Kendine güveni sağlayan, başkalarının dolduruşuna kulak asmayan olgunlaşmış canlar, mutluluğu da yakalamış olurlar. Kendi yaptıklarından, çalışmalarından memnun ve kendileri ile barışık bir biçimde toplumda yerlerini alırlar. Çevrelerine olumluluk yayar ve yeni çalışmalar için güç toplarlar. Tarikatta, kendi iradesini başkalarının tahrikine terk etmek asla yoktur. „Eline, diline, beline hakim ol!“ ilkesi tahrik edilmeyi kesinlikle ret eder. Hiç kimse, tahrik edildiğini iddia ederek bu ilkeyi çiğneyemez ve yaptığı kabahatlere hoşgörü bekleyemez. Çünkü; Alevi inancına göre sorumluluk tanrı tarafından kişinin kendisine verilmiştir. Kişi sorumluluğu başkalarına atarak işin içinden sıyrılamaz. Bu nedenle, Alevilikte nefse uymak yahut da tahrik edilmiş olmak, kötü sayılan şeylerdendir. Kendine hakim olamayıp; hırsızlık yapan, kaba kuvvet kullanan, yalan söyleyen, başkalarının arkasından konuşan ve helalinin dışındakilerle cinsel ilişkiye kalkışanlar cemlerde dara çekilirler. Suçları tespit edildikten sonra cezalandırılırlar. Hatta, gerekirse toplum dışına atılırlar. Kendine güvenen, iradesine yani nefsine hakim olan ne şeytana uyar ne de başkalarının dolduruşuna gelir. İnançları ve sağlam kişilikleri onları doğru bildikleri yolda hareket ettirir. Hiç bir tahrik gücü onların öz güvenlerinden daha güçlü olamaz. Şeriatta sorumsuzluk: tahrik ve nefs: Şeriatçılar için tahrik, bütün günahların(!) kaynağıdır. Bilindiği gibi tahrik, pasif ve hareketsiz olan bir şeyi veya kimseyi harekete geçirmek için yapılan bir katkıdır. Tahrikle, kendiliğinden harekete geçemeyecek olan birine veya bir şeye dışarıdan bir etki yapılarak onun – istenilen yönde- harekete geçmesi amaçlanır. o Şeriatçıları, şeytan günah işlemeye tahrik eder. Şeytan suçludur. Eylemi yapan, kötülüğü yapan suçsuz(!)dur. En azından az(!) suçludur. • Hadislere ve Hadis açıklamalarına göre; Havva, yasak elmayı yemesi için Adem`i ikna etmiştir. Onu suç işlemeye tahrik etmiştir. Bu anlayışa göre asıl suçlu Havva`dır. Adem yaptığından fazlaca sorumlu değildir. Havva şeytanla ortak olmuş Adem`i ayartmıştır. Yasak elmayı yiyen değil, yediren asıl suçludur. Şeriat`ın en önemli yorumcularından Buhari “Eğer Havva olmasaydı kadın cinsi eşine hiyanet etmezdi.“ diyerek Şeriat`ı erkeklerin savunma hakkı olarak tanımlamıştır. • Yine Şeriat`a göre zinaya neden olan kadındır. Zinayı birinci derecede gerçekleştiren erkek, Şeriat`e göre kadın tarafından tahrik edilmiştir. Bu nedenle kadınların erkekleri tahrik etmemeleri için örtünmeleri gerekir. Son yıllarda Türkiye`deki “türban” tartışması tamamen “erkek egemen” bir toplumu yasalarla da oluşturmak için yapılmaktadır. Kadınlar örtünmezlerse erkekler tahrik olabilir ve “zina” meydana gelebilir. Zina olursa, bunun en büyük nedeni kadının erkeği tahrik etmiş olmasıdır. Bu nedenle Şeriat zina yapan erkeğe hemen hemen hiç ceza vermez. Kadın ise çoğu kez „zina“ suçunu hayatı ile öder. Tüm sorumluluğu kadına yükleyen bu anlayış tartışmanın dışına çıkarılmış; ve bilinçli olarak tartışma, kadının giyinme özgürlüğünü(!) savunma üzerine oturtulmuştur. • Suç eylemini kabul edip, sonuçtan pişman olduklarını söyleyen katiller „Şeytana uyduk. Affedin.“ gibi cezayı hafifletici savunmaya başvururlar. Onlar, şeytanın kurbanı olup suçsuz olduklarını ve pişman olduklarını söyleyerek suçu şeytana atarlar. • İnsanın sorumsuzluk anlayışı; Şeriatın tarif ettiği Allah inancında en belirgin bir biçimde yer almaktadır. Bu anlayışa göre; Allah her şeyi zaten baştan belirlemiştir. Kimin kimle evleneceği, kimin nerede kaza geçireceği, kimin zengin olacağı ve kimin fakir kalacağı ve benzeri insanın hayati konuları “kader (!)” olarak yazılmıştır. Bunları değiştirmeye kalkışmak “Allah” ile şirk koşmaya eştir ve şiddetle cezalandırılmalıdır. Öz eleştiri yerine tahrik savunması: Tahrik edilmek, bizim dışımızda gelişen ve genellikle de bize saldırmak için bahane edilen bir savunma yöntemidir. Mahkemelerde suçlular tarafından çok kullanılan bir taktiktir. Kaba kuvvete başvuranlar, genellikle tahrik edildiklerini öne sürerek suç teşkil eden eylemin ana nedenini başkasına yani zarar görene yüklemeye çalışırlar. Öz eleştiriye yanaşmazlar. Tahrik olduğunu söyleyen kişi, öz eleştiriden ve sorumluluktan kaçan kişidir. Öz eleştiri yapmayan kişi kendini de düzeltemez. Kendi sorumluluğunu yerine getirmeyen ve öz eleştiri yapmayan kişi, suçu daima dışarıda arar. Kendisinin suçlu olmadığını, suçun kendisinin dışındakilerde olduğunu söyleyerek „ooh“ çeker ve rahatlamaya çalışır. Bu kişiler, sonunda kendi savunmalarına kendileri de inanmaya başlarlar. Böylelikle de her an haksızlığa uğradıklarını iddia ederek, yeni hak iddiasında bulunurlar. Son yıllarda “mazlum rolü” oynayarak başkalarının haklarına tecavüz etmek adeta alışkanlık halini aldı. Bu kişiler saldırgan bir biçimde yeni hak elde etmek için yeniden haksızlık yaparlar. Bu insanların bir bölümü için bu dünyadaki yaşamda amaç mutluluk değil, inandığı –ya da inanmış göründüğü- öbür dünyadaki mutluluğu (!) kazanmak için savaşmaktır. Bunun da en kestirme yolu, kendisi gibi olmayanları zorla kendisi gibi yapmak ve böylelikle cennetliğini(!) kazanmaktır. Şeriat`ın tahrik taktiği Bu bağlamda Şeriatçı düşünce, en bariz tahrik savunmasını; 2. Temmuz 1993 Sivas Katliamında yapmıştır. Şeriatçı basında ve Hürriyet Gazetesi gibi magazin basınında, Sivas katliamı “tahrik“ taktiği ile açıklanmaya çalışılmıştır. Katliamdan bir ay öncesinden „Müslüman kamuoyuna Bildiri“ ile başlatılan kampanya ve 2. Temmuz 1993 de camilerde yapılan propaganda ve isyan hazırlıkları, daha sonra tahrik taktiği ile gözden kaçırılmaya çalışıldı. Şeriatçı basın, Sivas`ta ve diğer şehirlerde „Halk tahrik edildi.“ ifadesiyle 2.Temmuz 1993 Sivas Katliamını „duygusal ve ani bir tepki“ olarak duyurdu. Sivas Katliamı katilleri daha sonra Devlet Güvenlik Mahkemesinde „Aziz Nesin tarafından tahrik edildik. O, dinimize küfretti.“ diye kendilerini savunabilmişler ve ilk kararda, hakimler bu savunmayı cezayı hafifletici neden olarak kabul etmiş ve katillerin cezalarını hafifletmişlerdir. Burada hakimler kendilerini laik düzenin koruyucusu olarak gösterseler bile; onların bu olayda Şeriat anlayışı doğrultusunda karar verdikleri gözlenmektedir. Başta Necmettin Erbakan ve zamanın kadın başbakanı Tansu Çiller, şeriatçı basının „Aziz Nesin`in Müslüman halkı tahrik ettiği“ iddiasına sarılmışlar ve katilleri savunmuşlardır. Sonuçta Şeriata ve Şeriat anlayışına göre davranan politikacılara göre; şehit edilen 35 kişi asıl suçlu(!), katiller ise tahrik edilmiş kendine hakim olamamış suçsuz(!) Müslümanlardır. Başka bir tahrik denemesi: Şeriatın, kendi yandaşları için kullandığı tahrik taktiği, Şeriat`tan uzak duran Aleviler üzerinde etki yapmamaktadır. Hürriyet Gazetesi Avrupa baskısı, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ile ilgili 2000 ve 2001 yıllarında toplam 8 ay süre ile karalama ve yalan yayını yapmıştı. O zamanki Avrupa Yayın Sorumlusu Ertuğ Karakullukçu, bu yazıları “Alevileri kötü(!) bir AABF Yönetiminden kurtarmak için” yazdığını iddia ediyordu. O, Alevileri kışkırtıp tahrik taktiğini kullanıyordu. Ama Karakullukçu sonuç alamadı. Karakullukçu bir şeyi unutmuştu. Tarihlerinde Şeriattan uzak durmuş Aleviler tahrik olmuyorlardı. Buna Karakullukçu şaşırıyordu, çünkü Alevi inancını ve Alevilikteki sorumluluk anlayışını tanımıyordu. Karakullukçu sonunda pes etti ve 2003 yılında Hürriyet Gazetesinden ayrılmak zorunda kaldı. Özetlersek; Tarikatı esas alan Alevi inancı; kendi sorumluluğunun bilinci ile yaşayan ve kendi kutsallığını fark etmeye çalışan bir insan tipini –hep birlikte- yaratmak içindir. Alevi ibadeti; Tanrının buyruğu “bana kul hakkı ile gelmeyin, kendi aranızda haksızlıkları hal edin” inancı ile hareket ederek, her yaptığından kendisinin sorumlu olduğu bir insan tipini amaçlar. Bu nedenle de, Alevilik; yaptığının sorumluluğunu kendinden başkasına yükleyen; örneğin zinada “tahrik ediyor” düşüncesi ile kadınlara, ya da Sivas Katliamında “Peygambere hakaret etti.” gerekçesi ile “Aziz Nesin`e yükleyen, hiç bir dış etken bulamazsa “kader” diyerek sorumluluğu Tanrıya atan Şeriat tipi insanı ret eder. Alevilerin genel düsturunu şöyle özetleyebiliriz: Tahrik tahrip eder, öz güç var eder. İsmail Kaplan (ismail.kaplan@alevi.com) |
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Baslatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sivas Katliamı | Çopur | Alevi Katliamları | 50 | 09-02-2010 11:25 |
| Can Dündar / O An (Sivas Katliamı) | hakikat | Video | 10 | 07-15-2008 14:53 |
| An ve An Sivas-Madımak Katliamı | _idilcan_ | Alevi Katliamları | 12 | 07-02-2008 13:54 |
| Türkülerle Sivas (Madımak) Katliamı | cemanlı | Serbest Kürsü | 4 | 06-30-2008 21:40 |
| Sivas Katliamı | cetin aktas | Alevilik Araştırmaları | 1 | 06-04-2008 23:06 |
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||