Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Rıza Aydın

Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 11-24-2010, 11:29   #1
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart İskender Pala 'Sultan' a, Şah'a Hakaretten Dava Açıldı

Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı yöneticileri, değerli başkanları Murtaza Demir’in öncülüğünde, Alevi tarihinde önemli bir kilometre taşı olarak anılacak olan, bir çığıra öncülük ettiler. Alevi tarihinin en tanınmış manevi öncülerinden biri olan Şah İsmail Hatayı hakkında, içinde yanlışlarla, kara çalmalarla dolu olan bir kitabın -meşru yollardan- toplatılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundular. Sanırım bu Türkiye Cumhuriyetinde ilktir yâda bu alanda önemli bir tutumdur. Aleviler bundan sonra, açılan bu çığırdan gidip, bu türden saldırılara karşı meşru yollardan mücadele edeceklerdir, bunu bütün cümle âlem böyle bilmelidir. Şimdiden tarihe mal olmuş olan bu başvuruyu sonuna kadar savunup bunu yapan arkadaşlarımızı destekliyorum. Altta sunduğum Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçe tarihte çok anılacak önemli bir başvuru belgesi olacak. Bunu şimdiden görüyorum. Bu tarihi belgeyi okuyunca kendimce bazı kenar notları düştüm, istedim ki bu güzellikten yanlış okumalar çıkarılmasın. Bunu değerli arkadaşlarımla kamuoyuyla paylaşmayı düşündüm. Denilir ki en acımasız eleştiri susmak bir şeyi görmemezlikten gelmektir, Demokratik Alevi Hareketi bunu görmemezlikten gelmemelidir. Bu, bu dünya için önemli bir adımdır.
K.Marx ile F. Engels ‘ın “Gothe ve Erturt Programlarının Eleştirisi” adlı eserlerini okuyanlar hatırlayacaklardır. Karl Marks, Almanya’daki iki sol partinin 1875’te Gotha’da toplanıp, bir program etrafında anlaşıp birleşmelerini olumlu karşılar. Bunu olumlu görmesine rağmen, “Genel olarak, bir partinin resmi programı, o partinin yaptığı işlerden daha az önemlidir, Ama yeni bir program, herkesin gözün önünde çekilen bir bayrak gibidir ve toplum partiyi buna göre değerlendirir.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] diyerek bu programın bazı yerlerine “Kenar Notları” koyarak metindeki bazı noktalar hakkında düşüncesini not eder. “Alman İşçi Partisi Programına Kenar Notları” adını taşıyan yazısının sonuna Latince olarak şu sözü yazarak sözünü bağlar: “Dixi et salvavi animam meam.”[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]



Buna öyküncesine bende, çok önemli bulduğum bu dilekçeyi okuyunca bazı yerlerine böylesi dip notlar koydum. Bu notları koymaya başladığımda dilekçenin ilgili makama verildiğini bilmiyordum, bu yüzden söylediklerim uygun görülürse gerekli değişiklikler yapılır diye düşündüm. Bunu sevgili Murtaza Demir abiye gönderdiğimde bu dilekçenin ilgili makama verildiğini öğrendim. Bu maksadım gerçekleşmeyince bu notlarımı saklamaya karar verdim. Şimdi bu notlarımı dar bir çevreyle paylaşmak istiyorum. Bende sözlerimi “Söyledim günah benden gitti” diye bitirebilirim.

Saygılarımla.
A. Rıza Aydın. 07 Kasım 2010 Londra


…………………………………………………………………………………………………………………………………… ………





CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ANKARA

ŞİKÂYET EDENLER : Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı yöneticileri; Murtaza Demir, Emel Sungur, Rıza Aydoğmuş, Özer Demir, Mehmet Kurt, İhsan Kılıç

ŞİKÂYET OLUNAN : İskender Pala

KONU : Yazdığı kitapla açıkça Aleviliği küçük düşüren, iftira eden ve aşağılayan, Alevilerin dini ibadetleri sayılan Cem Töreni’ni bir içki âlemi şeklinde anlatan ve Alevi inançlı insanları infiale sevk eden şüphelinin TCK. M. 216/1 gereğince yargılanarak cezalandırılması için kamu davası açılması istemidir.

OLAYLAR :1.Şüpheli yazdığı bir kitapla, geçmişten günümüze değin Alevileri aşağılamak için kullanılan yalan ve iftiraları toplamış ve güya Alevileri savunuyormuş tavrı takınarak, biriktirdiği tüm kinini bu kitaba aktarmıştır.
İrticai görüşleri nedeniyle ordudan atıldığını bildiğimiz, Zaman Gazetesi yazarı “Profesör” unvanlı İskender Pala, “Şah & Sultan” adlı kitabın yazarıdır… Kendisi, beş yüz yıl önce olup biten olaylar üzerinden yola çıkarak Şah İsmail ve Alevi-Kızılbaşları, yani bizleri, ceddimizi, geleneğimizi, kültürümüzü, inancımızı aşağılamaya çalışmaktadır. Yazar, ya koca bir Alevi külliyatının farkında değildir, ya da bilinçli bir Arap-Emevi militanıdır… Yazdığı konuyu bilmesine bilmiyor da, Türkmen’e ve Türkmen’in geçmişine söverken, Türk’ün geçmişine sövdüğünü de mi bilmiyor acep!..
Bilerek sövüyor olabilir mi? Bunu elbette bilemeyiz…
Yazar, kıyıda köşede söylenen Alevi karşıtı iftiralarının tümünü derlemiş, epey bir miktar da kendisi ilave etmiş ve “özel görevli” intibaıyla çalakalem kitap yazmıştır… Hassasiyetleri bilerek ve isteyerek kaşımıştır. Yazdıkları, iddiaları ve imaları yenir yutulur gibi değildir. Bunca kinin-düşmanlığın özel bir nedeni mi var bilemeyiz ama kitabın başından sonuna kadar hem Alevi-Bektaşilere, hem de inancımıza hakaret ettiği apaçık ortadadır. Ayriyeten, tv.lerde kanal kanal gezip “Alevileri ne kadar sevdiğini, bu yurttaşlara mumsöndü yapıyorlar denilerek iftira edildiğini” söyleyerek, çifte standart kullanarak kitabının ticari reklamın yapmıştır. Oysa kitabında onlarca kez “mum söndü” iftirasını ince ince yineleyerek kendisi tekrar etmektedir!
“Şah Efendimiz her bakımdan şeyh efendi gibi davrandı ve ona ziyadesiyle iltifat gösterdi, katına beraber oturttu, bir mum yakıp o mum sönünceye kadar onunla sohbet etti. (…) sonra Kalender Çelebi ile sabaha kadar halvet oldu. Meydan sohbeti yaptı. Mevlana ile Şems gibiydiler.” (Sh. 340-341) Bu anlatım içinde geçen; “mum yakmak, söndürmek, yalnız bir odada halvet olmak, Mevlana ve Şems gibi olmak” ibarelerinin toplumsal belleğimizde hangi çağrışımları yaptığı herkesin malumudur[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. Bu deyimlerin kullanılmasıyla birlikte toplumumuzun nasıl bir infial içine girdiği ise belleklerimizde taptazedir. O halde yukarda söz ettiğimiz imalarla dolu anlatımı bilinçsizlik ya da iyi niyet olarak kabul edebilir miyiz?
Biz çelişkileri sağaltmaya, ilkel ve aşağılık mezhep bölücülüğünden uzak durmaya, Alevi Sünni kardeşliğini tesis etmek için yana-yakıla emek vermeye devam ededuralım, yazar, ortaya çıkıp yüreklerimizde yeni yangınlar çıkarmak adına geçmiş-küllenmiş yangınlara körük tutuyor… Bütün içtenliğimle söylemek isterim ki, kitabın tarihi, edebi ve hiçbir sanat değeri yoktur. Kitabın tek özelliği ya da amacı: eski yaraları-çelişkileri kanatması ve Alevilere değin iftiralara çok sayıda yeni iftiralar eklemesidir. Dini, imanı siyaseten kullananları örnek almışçasına, yazar da mezhepleri kullanarak, yurttaşlar arasına nifak tohumları ekiyor, infial, kargaşa ve mezhep çatışmalarına gerekçe üretiyor, teşvik ediyor.



“Ya sabır” çekerek, dişlerimi sıkarak, “nasıl olur da bir insan, hem de bir üniversite hocası[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] yazdığı konuya bu kadar yabancı ve duyarsız olur; ülkesine, milletine karşı bu kadar sorumsuz davranır? Kitabın hangi bölümden sonra objektif davranacak, düzelecek, doğruları yazacak?” diyerek ve daha bir yığın şey düşünerek kitabı baştan sona okudum.


Bir kere insan Alevi-Kızılbaşlığı ve Alevi-Kızılbaşların başat kutsallarından biri olan Hatai’yi yazacaksa Alevi terminolojisini, hiç değilse bu inancın temel ritüelini olsun doğru kaynaklardan okuyup, öğrenmez mi? Bunca önemli ve nazik bir konuya biraz özen göstermez mi? Objektif tarihi gerçekleri gözetmez mi? Hatai’yi aşağılamanın, Alevi’yi ve dolaysıyla bir toplumsal kesimi aşağılamak olduğunu, bu yurttaşların gönüllerinin kırılacağını, manevi dünyalarının yıkılacağını bilmez mi?
Örneğin hiçbir inanılır belge göstermeden, salt dedikoduya dayanarak şu iftirayı ileri sürüyor: “Şah’ın Sultan’dan farkı, öldürttüğü elçilerin kafatasından şarap içmeyi adet edinmesiydi. İşte o kadar.” (Sh. 180) Diyor ve devam ediyor: “…Acaba Şah’ın emirleri ve nökerleri, onun gücüne güç katmak amacıyla bu topraklarda daha evvel hiç olmayan bir şeyi (Kızılbaşlığı demek istiyor?) icad edip iman konularını ve inanç sistemini siyasete alet ettikleri için kendilerini vebal altında hissedecekler miydi?” (Sh. 193) Alevi-Kızılbaşlığın o topraklarda daha önce hiç olmadığını ve bu “yolun-Aleviliğin- Şah İsmail tarafından icad edildiğini” ileri sürüyor. Alevilik, Şah İsmail tarafından mı icad edildi? Bu iddia da diğerleri gibi yalandır, hem de kuyruklu bir yalan! Dikkatinizi çekmek isterim: söz konusu topraklar, Osmanlı toprağı değil, Şah İsmail’in daha önce işgal ettiği Akkoyunlu coğrafyasıdır[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. Yavuz bu topraklarda üç aydan buyana Şah İsmail ordusunu aramakta ve Şah İsmail, kardeş kavgasına razı olmadığı için, Osmanlı ordusundan kaçmaktadır. Ancak yazar öylesine “adaletli” ve vicdanlıdır ki, kovalayanı değil, kaçanı suçlamaktan yanadır[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...].



A kardeşim, anlaşılıyor ki, “kardeş” dediğin Şah Ve Sultan arasında objektif ve adil davranamıyorsun. Tarafgir olman nedeniyle de Alevi-Bektaşileri saygıya değer bulmuyor, maneviyatlarına saldırıyorsun. Bu durumda şunu sormak gerek: kendine saygın olmadığını anladık ama okuyucuya da mı saygın yok? Şayet kendini bir yazar olarak görüyor ve lanse ediyorsan, okuyucuna doğru bilgi vermek zorunda değil misin?[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]
[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]
Yazar, “Kızılbaşlık ruhu” diye bir ruhtan söz ediyor: sh. 120’de diyor ki; “İşte Kızılbaşlık ruhu bu idi. Savaşmak, ganimet edinmek ve eğlenmek… Bezm ile rezm (eğlence ve çapul) arasında bir hayat…” Yazarın “Kızılbaşlık” tarifini gördünüz mü?Alevi Türkler ile Sünni Türkler ayrı ruhlara, ayrı yaşam biçimine, ayrı savaş geleneğine mi sahiptirler?[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Eğlence ve çapul arasında bir yaşam sürmek!.. Bundan daha ala aşağılama olabilir mi? Osmanlı adına savaştıklarında ele geçirilen ganimet çapul olmuyor da, Şah İsmail liderliğinde ele geçirilen ganimet, nasıl oluyor da bir anda çapula dönüşüyor?
Yazar, Şah İsmail’e “şeyh”; Hatai’ye “Hıtai” taliplerine de “mürid” diyor. (Sayfa 26) Oysa Alevi-Bektaşi terminolojisinde şeyh sıfatı pek tercih edilmediği gibi, mürid sıfatı hiç kullanılmamaktadır…



Bu silsilenin doğrusu; “şah, mürşit, pir, rehber ve talip’tir…”



Hazret Aleviliği yazıyor ama yirmi milyon Alevinin içinde danışacağı, cem, cemaat ve dar görmüş, el almış, dar’dan, görümden çeçmiş cem ehli bir Alevi bulamamış. Bulamadığı ya da danışmaya değer görmediği için de, ulemadan birine gitmiş. Gittiği isim, Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurul Üyesi Doç. Dr. İlyas Üzüm… Kendisi bilmiyor: hem de hiç… Ama “cahil cesareti” bu olsa gerek, tutuyor hiç bilmediği bir konuda kitap yazıyor. Danışmanlığını ise Aleviliği yok etmek üzere koşullanan, Alevi-Bektaşilerin cem, cemevi, din dersi, ibadet vb. konularında sürekli olumsuz görüş bildiren Diyanetin bir mensubu olunca, olanlar oluyor ve bu “kitap” ortaya çıkıyor…
Başlıyorlar şeyhliği yüceltip, şahlığı aşağılamaya… Cüneyd’i, Haydar’ı, İsmail’i ve bütün şahları şeyh ve hatta şıh yaparak, Hatai’yi “Hıtayi’ye” çevirerek, bozarak, tahrif ederek, sapları samana katarak, gerçeklerin üzerinde yuvarlanarak, mum yakarak, söndürerek, inkâr ederek, yok sayarak, tepinerek koskoca bir Alevi-Türkmen-Türk mirasını-külliyatını karartmaya çalışıyorlar. Ne adına? Arap emperyalizmi olabilir mi?[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]
[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla

Alt 11-24-2010, 11:30   #2
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart

MÜSAHİP, CEM, DEM…


“Karşıda görünen ne güzel yayla / Bir dem süremedim giderim böyle / Ala gözlü Pirim sen himmet eyle / Ben de bu yayladan Şah’a giderim.” Yazar, kitabında “dem’i” içki olarak lanse ediyor. Oysa Alevi-Bektaşiler, Alevi inancı ve ritüelinde “dem’i” Pir Sultan Abdal’ın bu dizelerinde dile getirdiği şekilde, “dem-devran sürmek, huşu içinde yaşamak, dingin bir hayat sürmek” biçiminde anlıyor, bu anlamıyla dile getiriyor, inanıyor ve öyle itikad ediyorlar.


Müsahiplik ritüeli, ALEVİ-Bektaşiliğin temel kurumlarındandır. Bu yüzden cem ehli olanlar ve yolumuzu inceleyenler, kadınla erkeğin müsahip olamayacağını bilirler. Zira müsahiplık; ergin ve evli olan, birbirini tanıyan, güven duyan, uzun süre arkadaşlık yaparak birbirlerinin kişiliğine vakıf olan ve tümüyle özgür iradeleriyle karar verme yetisi olan iki erkek arasında bağıtlanır[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. Müsahipler artık kutsal önünde törensel akit yapmış, kurban kesmiş ve hakka yürüyünceye değin (yani ahrete değin ) erkekler kendi aralarında, eşleri olan kadınlar da kendi aralarında kardeş olmuşlardır. İki aile arasında yol kardeşliği tesis edilmiştir. İyi günde-kötü günde, darlıkta-yoklukta, varlıkta zenginlikte beraber olacaklar; müşkülleri birlikte göğüsleyeceklerdir. Birinin yüz kızartıcı suçundan, olumsuzluğundan diğeri de aynı derecede sorumlu olacaktır. Yol’un kuralına göre bu ailelerin çocukları da artık kardeştirler ve birbirlerine nikâh düşmemektedir. Öz olarak müsahiplik kurumu budur ve böyle işlemektedir.



Cem, temel ibadetimizdir. Cem ehli olmanın kuralları kesindir. Yüz kızartıcı suç işleyen dar’a alınmaz[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]; görgüden geçemez! Görgüden geçemeyen “düşkündür.[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]” “DÜŞKÜN”; CEME DE CEMİYETE DE ALINMAZ; SELAM VERİLMEZ, KOMŞULUK YAPILMAZ! Ve Alevi yolunun mensupları en çok “düşkün” olmaktan çekinir-sakınırlar. Gündelik yaşamlarını bu kurallar dâhilinde sürdürürler… Ve yaptıkları olumsuzluğun hesabının o divanda, bu divanda sorulacağını bilirler. O halde Alevi, gündelik yaşamını, aile, iş ve aş düzenini bu kaygılarla düzenleyecek ve hatasının-günahının hesabını vereceğini hiç unutmayacaktır.



Cemde cinsellik yoktur[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. Orada herkes candır, canandır, bacı-kardeştir. Canların birbirine yan gözle bakmaları, “sorguyu, cezayı ve dar’ı” gerektiren suçlardan sayılır. Yazar bu konuyu da saptırmış, cinsellik çağrışımı yapan tasvirlerle ondördünde bir kız çocuğu olan Bihruze’yi “musahiplik cemine” almış, görgüden geçirmiş ve Şah İsmail’le musahip yapmıştır[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]… Cemevinde, ibadet eden canlara kov-gıybet yaptırmıştır. Bacıların “güzelliğini” konu ederek, okuyucusuna cemde bu gibi konuların, özellikle de “bir köşeye çekilip” kadınsı-cinsellik mevzularının konu edilebileceği intibaını vererek, Alevi yoluna dair olumsuz düşünceleri güçlendirmeye çalışmıştır.



Bu savımıza örnek olarak kitabın 69. sahifesinde anlatılan görgü cemindeki diyaloglara dikkatinizi çekmek isterim: bu coşkulu cem ve zengin dem ile talipler kendinden geçiyor, sonra gelin ve güveyler kalkıp semaha duruyor… O arada Aka Hasan, Kamber Can’ın sırtına vuruyor ve görgüden geçmekte olan Şah’ın eşi Bihruze’yi işaret ederek soruyor: “Taçlı Hatun’u beğendin mi?”
Sanki cemevi ibadethane değil, oradaki insanlar ibadet etmiyor, Gülhane Parkında âlem yapıyor, ya da düğün ediyorlar! Alevi ibadetinde şeklin önemi yoktur. Aslolan bütün içtenliğinle tanrıya yakarmak, yaklaşmak ve ibadet etmektir. Hal böyleyken Prof. eğitimli biri, hem de artık “sır” olmaktan aleniyete çıkmış bir ibadet hakkında böyle düşünür, yazarsa, sokaktaki adamlar, Mehmet Ali’ler, Güner Ümit’ler ne demez? Kendilerine “aydın, yazar, kanaat önderi vb.” sıfatlarını uygun gören ve yolumuzu bu biçimde vaaz edenlerin bu fiilleri karşılıksız kalmamalıdır[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. İftiranın karşılıksız kalması halinde, cüretin artacağı, tekrarlanacağı muhakkaktır. Ve elimizdeki örneklere göre de öyle olagelmektedir. Kaldı ki, bu nevi iftiralar nefreti katmerleştirmektedir. Bu nedenle fiilin cezasız kalması, toplumu yeni bir infiale sürükleyecek ve büyük olayların çıkmasına neden olabilecektir. Bu ihtimal akıldan uzak tutulmamalıdır.


Yazar, kitabının 343. sayfasında mum yakma, söndürme konusuna bir daha dönüyor ve bunun “kural” olduğunu ve ibadetimize dair kurallardan birçoğunun Şah İsmail-Hatai tarafından konulduğunu iddia ediyor. “O geceden sonra her meydan semahını, bir mumun uyandırılmasıyla başlayıp sönmesiyle sona ermesi adet edildi.” Öğrenme ihtiyacı da duymadan ve bilmeden yazdığı için çerağın-delilin uyandırılmasını kast ediyor olsa gerek. Ancak yanlış içinde yanlışlara devam ediyor ve burada olduğu gibi yanlışlarının tam olarak düzeltilmesi mümkün olamıyor. Şah İsmail’in cem ritüelimize katkıları elbette vardır. En azından Alevi-Sünni, dinli dinsiz bütün Türk dünyası için ürettiği mevlit[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...], deyiş ve düazları kim inkar edebilir?



Ancak semah için ayrıca mum yakıldığı görülmüş-duyulmuş bir uygulama değildir. İnce ince eleştirdiği, nefret uyandırmaya çalıştığı bu inancın köklerinin insanın insan olmaya başladığı dönemlere değin gittiğini, bu denli güçlü ve sağlam temelli olduğunu, İslamiyet’ten aldığı kimi kazanımlarla daha da tekemül ettiğini ve güçlendiğini bilmiyor. Bilmediği için de hasım oluyor. Fakat heyhat, sadece Türkiye’mizde olabilecek bir şey daha yapıyor: “konunun otoritesi” olduğu savıyla konuşuyor, anlatıyor, iddia ediyor ve kitap yazıyor. Yazık!..


Hem de çok yazık!
Yol ulumuz Hatai, tasavvuf ve felsefe fukarası bu zihniyeti kastederek şu dizeleri söylüyor: Kırk yıl kazanda dur kayna / Dahi bu ten çiğ dediler.



Yazar, yol ve ibadetlerini huşu içinde süren, Allah’a yakınlaşan, yaradanla hemhal olup, dem ve devran üzre ibadet ederek hakikat kapısını aralamaya çalışan, bu nedenle yakaran insanların duygularını “dem (uyum-huşu) içinde devran sürmek” olarak ifade etmelerini; “içki içip kendinden geçen insanlar” anlamına gelecek imalarla kirletip, topluma zehirli örnekler veriyor. İftiralarını şöyle sürdürüyor: “Zengin demin heyecanıyla oturdukları yerden dem tutanlar da yavaş yavaş kendilerinden geçiyorlardı. Aka Hasan ile birbirimize baktık ve dolularımızı tazeleyip[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] meydanın uzak bir köşesine çekildik. …hadi anlat dedim…” (s. 70)
Edip Harabi Yol’un inceliğini şöyle anlatıyor: Kandil geceleri kandil oluruz / Kandilin içinde fitil oluruz / Hakkı göstermeye delil oluruz / Fakat kör olanlar görmez bu hali.



Yazara göre yukarda anlatılanlar, Aleviliğin en kutsal ibadeti sayılan, canların cem olduğu ibadet içinde olageliyor. “Dolularını tazelerken” sanki barmenden bir duble rakı istiyor! Sohbeti, muhabbeti, badeyi, doluyu, “kırkların içtiği engür suyunu, bir üzüm danesini kırk erenin bölüşüp mest olmasını” kaba bir biçimde tasvir ediyor; içki içip sızmak, kendinden geçmek sanıyor.



Cemde iki kişinin aralarında konuşması diye bir örnek yoktur. Pir makamından “destur” alınması kaydıyla, kadın erkek herkesin [ancak tek tek ve katiyen söz kesmeden] konuşması; yani muhabbete katılarak konuyla ilgili görüş serdetmesi tabii haktır. Ancak aynı anda ikinci bir talibin konuşması ya da söz kesmesi mümkün değildir[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...]. Bu nedenle Dedenin nasihat ve muhabbet anı, canlardan herhangi birinin veya zakirin nefesi, canların semahı ve deyiş-düazimamların sürülüşü anı, nefeslerin tutulduğu andır. Bu an, sinek sesinin duyulduğu, dara duran, hesap veren, özünü dara çeken canların başlarından aşağıya ter damlalarının indiği, bu damla seslerinin dahi tüm cem ehlince işitildiği andır. Bu an huşu içinde dinlenir ve anlamaya çalışılır. İşte yazar tam da bu anda araya giriyor, insicamı bozuyor, ulviyeti-kutsiyeti saptırıp, tahrif ediyor.


Ne yapmıyor ki?
Yazar, bunca özen ve incelik içinde yapılan ibadetin mekânında, öyle bir senaryo yazıyor ki, bir köşeye çekilen ve orada arkadaşıyla içki içen iki kişiyi tasvir ediyor: burayı cemevi, içki içenleri de cem ehli-talip gösteriyor: hem de görgü ceminde… Adama sorarlar; hadi sen “düşkünün”, haksızın, harlının, hırsızın, alçağın ceme alınmadığını, musahipsiz ceme gidilmediğini[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...], destursuz lokma yenilmediğini bilmiyorsun, bunca açık bir gerçeği o malum danışmanın da mı bilmiyor? Tahrif ettiğiniz inancın-mekânın kutsiyetinden, yolun “kıldan ince kılıçtan keskin” inceliğinden bu kadar mı bihabersiniz?


O halde yazılanlar ve kitap içindeki hakaretamiz iddialar, iftiralar, saptırmalar bilinerek ve istenerek yazılmıştır.



Bu nedenle yazar; yukarıda çeşitli örneklerini verdiğimiz ibare, tanım, ima ve tasvirlerle biz Alevi-Bektaşileri, Türkmenleri, dolaylı olarak Türkleri, inancımızı, geleneğimizi, ibadetimizi aşağılamış ve hakaret etmiştir.
Bu nedenlerle kendisinden davacıyım.
HUKUKSAL NEDENLER: CMUK,C.K.,ilgili mevzuat gereğince kamu davası açılmasını dilerim.



KANITLAR: Kitap, Alevilik üzerine yapılan tüm araştırmalar, tanık, her türlü delil.
SONUÇ: yukarıda içeriğini ele alarak, gösterdiğimiz örnekler ve kitabın husumet, iftira ve bölücülük içeren genel kapsamı itibariyle, bir önlem olarak, öncelikle kitabın toplatılmasını ve inancımızın mensuplarını açıkça karalayan, tahrik eden ve küçümseyen şüpheli hakkında kamu davası açılmasına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz. 05.11.2010

ŞİKÂYETÇİLER: Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı yöneticileri; Murtaza Demir, Emel Sungur, Rıza Aydoğmuş, Özer Demir, Mehmet Kurt, İhsan Kılıç


[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] K. Marx, F. Engels “Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınlarısayfalar, 22, 55



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Söyledim ve ruhumu kurtardım. K. Marks, F. Engels “Gotha ve Erfurt Programı, Sayfa, 43.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Burada Kızılbaşlar (Aleviler) bir nevi bir ihmalin cezanın faturasını ödüyorlar. Oda şu, Hacı Bektaş’ın efsanevi hayatını anlatan Velayet Namede Tebrizli Şems’in bir Hacı Bektaş dervişi olduğu, pirin isteği ile Mevlana’yı irşat etmeye gittiği yazar. Şemsin alevi olduğunu bütün cemi cümle (dünya alem) zaten bilir. Alevilerde temel kural Eline, Diline, Beline sahip olmaktır; bu sözcüklerin baş harflerinin (EDB) bir araya gelmesinden EDEB sözcüğü doğmuştur. Bu üç kurala uymayana “edebli” denmez. Hace Bektaşın görevlendirdiği Şems gibi bir insanın Edeb siz olmasını, beline sahip olmamasını düşünmek için çıldırmış olmak gerekir. Bu yüzden, Şems ile Mevlana arasında olduğu söylenen, alttan alta sürdürülen cinsel aşk dedikodularına karşı durmadık, duramadık; ama karşı durmalıydık. Şimdi bir anlamda bunun cezasını çekiyoruz, daha da çekeceğiz. Mevlana ile Şemsin ilişkisi dünyada az görülen iki dostun ilişkisidir, bunu anlayamayanlar Mark ile Engelsin ilişkisine baksınlar onlarınki de bunlarınki gibi derin bir dostluğa dayanırdı. Dünyaları dar, ufukları küçük, anlayışları basit olanların beyinleri bunu algılayamadılar; bu iftira aslında körün köre sen iki köfte yiyorsun demesi gibi bir şeydir.




[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Zaten bilinir ki, cehalet bilgisizlik değildir, cehalet eğitimle sağlanan bir merhaledir.




[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Altını çizdiğim bu cümle gerçeği ifade etmiyor, çünkü altta yazacağım şu hakikatlerden dolayı Şah İsmail için Akkoyunlu coğrafyasını işgal etti denilemez. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan bir mektup yazıp Şeyh Cüneydi ülkesine davet ediyor. Uzun Hasan, ülkesine gelen Şeyh Cüneyd’i bacısı ile evlendiriyor. Bu evlilikten Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar dünyaya geliyor. Uzun hasan bacısının oğlu olan (yeğeni) Şeyh Haydar ile kızını evlendiriyor. Bu evlikten üç şeyh zadeden biri olan Şah İsmail dünyaya geliyor. Uzun Hasan ölünce oğulları arasında taht kavgası başlıyor, oğulları ilerde bu mirasta hak iddia etmesinler diye bacısının çocuklarını öldürmek istediklerinden Şah İsmail’in hayatı dayılarının zulmünden kaçıp bir yerlerde sığınarak geçiyor. En sonunda Uzun Hasanın tahtına oğullarından Sultan Yakup geçiyor. Sultan Yakup zehirlenerek öldürülüyor. Şah İsmail dayısı Sultan Yakup’un kızı Taçlı Hanım ile evleniyor. Şah İsmail önderliğinde Safevi devleti kurulduğunda Şah İsmail bu toprakların meşru hükümdarı olarak kabul ediliyor. Konu için Bakınız. Walter Hınz “Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd” Türk Tarik Kurumu Yayınları, sayfa 78.




[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] “Türk Milliyetçilerine” (MHP ‘ye- Ülkücü kesime) taraftar olduğu bilinen Prof Dr. Mehmet Eröz bu konuyu anlatırken bu savaştan Kızılbaşların memnun olmadığını, bu savaşı Kızılbaşların istemediğini söyler, bu düşüncesine bir kanıt olarak da Pir Sultan Abdal’ın şu dizesini gösterir: “İki kardeş karşı karşı salındı / Ciğerciğim delik delik delindi” Bakınız. Prof. Dr. Mekmet Eröz, “… Alevilik Bektaşilik”, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yayınları 1992, sayfa 144



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bilimsel namusu olan tutarlı bir aydın önce var olan hakikati olduğu gibi ortaya serer, sonrada kendi yorumunu koyar. Bunlarda bu yok, tarihsel gerçeği ortaya koymadan çarpık yorumlarını söylüyorlar.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Buna evet dememiz gerekir. Mahzunu insanları insan eden huy babo huy derdi. Bunların huyları aynı olsa biri alevi diğeri de Sünni olmazdı. Alevi isyanlarından birinin içinden geçen Yahudi bir kervan sahibi bu isyancılar asla bize dokunmadılar der. Kızılbaşlar asla çapulculuk yapmazlar yapamazlar.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bunu Osmanlıcılık adına yapıyor.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Burada sorunun eksik resmedilmiş. Alevilikte iki kişi bir biriyle müsahip olamaz; burada erkek yada kadın fark etmez. Bekâr olan kişi dedenin önüne Gülben almak için geldiğinde dede ona “Başın iki ayağın dört olsun” der, bu söylem bu yolun dilinde artık zamanın geldi evlen demektir. Burada erkek yada kadın farkı yoktur. Başı iki ayağı dört olan bir çift kendisi gibi bir çiftle söz birliği edip yola girmek istediklerinde bir rehber bulur kendilerini buna hazırlamasını isterler. Yola girme töreninde meydana rehberle beraber beş kişi gelir, dört can yola girecektir rehber zaten bu yolun yolcusudur. Meydana gelen bu iki evli çistin (dört canın) yola girmesine karar verilirse dördü bir yola girer bunlar birbirlerini musahibi- yol kardeşi olurlar; Aleviliğin babağan kolunda, mücerretlikte olduğundan bu biraz farklıdır ama Babağanlık 1552 yılından sonra başlar. Bu dönemde bu söz konusu değildir.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Yüz kızartıcı suç işleyen musahipler görgü ceminde dara çekilip yargılanırlar. Yargılamadan aklanmayıp düşkün edilenler toplumun dışına itilir herkes olarla selamı sabahı alışı verişi keser.




[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Buradaki anlatımda da bir eksiklik var, “Görgüden geçmeyen “düşkündür” sözü gerçeği tam olarak ifade etmiyor. Şöyle ki, bu yolun kuralına göre evli çiftler yol kardeşi olmak için görgüye alınırlar. Yol kardeşi olmayan, yani henüz görgüden geçip yola girmemiş olan musahibi olmayan kişilere düşkün denilmez, onlar henüz ham ervahtır, yola alınmamıştır; Hamdır pişmemiştir. Düşkünlük, yola girmiş kişilerin cemde dara çekilip - yargılanıp ceza almasıyla ilgilidir. Pir Sultan bir nefesinde “Dört kardeşiz bir gömlekte yatarız, gömlek birdirbir vücuda çatarız” der. Burada anlatılan yola girecek dört canın gönüllerini birleyip yol kardeşi olmalarıdır. Buradaki anlatımı yeninden gözden geçirmeyi öneriyorum.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bu cümleyi şöyle demeyi öneriyorum: “Cemde cinsiyet ayrımı yoktur. Cemdeki herkes kişidir candır.”




[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Tekrar babında olsa da söyleyelim, Alevi –Kızılbaş yolunda iki kişinin musahip olması yoktur. Dört can bir can olur bir biriyle yol kardeşi olur bunlara musahip oldular denir. Musahiplik üzerine yazdığım bir yazımda bunu işlemiştim bu yazımı ekte göndereceğim. 1552 den sonraki yıllarda Alevilikte meydana gelen ayrılıktan sonra “Babağan kolu olarak” bilinen “Dede Babalık” ta denilen gurupta mücerretlik olduğundan buradaki durum farklı olabilir. Ama bu romanın geçtiği tarihi zaman diliminde bu ayrılık henüz doğmamıştı.




[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Bilinen bir kuraldır bir suç cezasız kalırda toplumsal vicdanı rahatsız etmeye devam ederse bu suç bütün toplumu tehdit eden bir hale bürünür.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Mevlit alevi edebiyatının bir ürünü değildir. Alevilerin miraclama diye bilinen Ali’yi Muhammedi öven bunları şiir olarak anlatan nefeslerinin baskısı altında Süleyman Çelebiye sipariş üzerine yazdırılan bir özel türdür. Süleyman Çelebinin mevlidi alevi nefesine benzemez; dili Osmanlıcadır ölçüsü aruzdur. Aleviler kutlu doğuma inanmazlar, Alevilere göre kâmillik (kemalet) bir emeğin sonucu ulaşılan merhaledir. Örneğin Kaygusuz Abdal Dil Guşa’sında “ Arifler her menzili ki geçer, her mertebeye ki ulaşır. Gerek haberdar ola, zira ki Hakk’ı bilmek kâmilliktir. Dahı Muhammed Mustafa kırk yılda kâmil oldu.” der. Muhammed’e bakışta da Aleviler Sünnilerden burada ayrılırlar. Alevi doğulmaz Alevi olunur. Bu konu daha çok Musa peygamberin nasıl bir sınav sonucu peygamberliğe layık görüldü öyküsünde anlatılır.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Burada, bunu yazanın, Alevi geleneğini hiç mi hiç bilmediği anlaşılıyor.
Alevi geleneğinde demi, demi alan kişi değil saki doldurup demi alacak olana sunar. Her cemde bir saki vardır, saki herkese, bir fincan içinde dem sunar. Sunulan demi herkes sakinin elinden saygıyla alıp “loş” eder. Bırakınız cemi, Alevi - Kızılbaş geleneğinde düğünlerde, içki muhabbetlerinde bile “demi” (İçkiyi) doldurup sunan bir saki vardır. Düğünde dem alan bir kişi dengesini bozarsa saki cezalandırılır. Sakilik sorumlulukları çok olan ince bir meslektir.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Hatayi bir nefesinde “Adama kıyan suçludur söze kıyan katildir” der (A. Celalettin Ulusoy’un 7 Ulular kitabının Hatayi bölümüne bakınız.) Demi baba bir nefesinde şöyle diyor: “Aşığın derdi çok amma sırrın ishar eylemez söylemesi terki edep çünkü destur olmadan”. Alevi muhabbetlerinde destursuz söze girilmez.



[Only registered and activated users can see links. Click Here To Register...] Abdal Musa cemlerine, Hızır cemlerine, muhabbet cemlerine gençler, çocuklarda alınır, bunların musahibi yoktur bu yüzden bunu farklı ifade etmeli. Bu tarihe geçecek bir belge olduğu için her söylemimize dikkat etmeliyiz derim. Eğer hukuki bir zorunluluk yoksa baştaki şikâyet olunan kısmına İskender Pala yerine, İskender Pala’nın yazdığı Şah İsmail hakkındaki kitabı bv bir eşey diyelim.
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
açıldı, dava, hakaretten, iskender, pala, ultan, şaha


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 17:23.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts