![]() |
|
![]() |
|||||||
| Karışık Köşe Yazıları Alevilikle ilgili değişik yazarların makalelerinin ve Köşe yazılarının yer aldığı alan. |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Üyemiz |
(Çoğaltılmış Hayvan) KADIN (Evcilleştirilmiş Doğa) Esat Korkmaz Dişi olan yasaklanmış, Kadın, İbn Arabî tasarımlarında, simgesel anlamda, Tanrı’nın rahmet ve yaratıcılığının gerçek tecellisi ya da Rahim olan Tanrı’nın sırrıdır. Sûfi gelenekte, dünya ya da doğa ve berekettir. Yabancılaşma geçirmiş, daha doğrusu erkekleşmiş bâtıni algıda kadın, nefis ile özdeşleştirilir ve cahili simgeler. Sınıflı toplumlarda hayvanı çoğaltmak anlamında evcil doğa ya da modern köledir kadın. Hint tasavvuf zeminine taşındığımızda kadın, Tanrı anlamındaki Sevgili’yi arayan insan ruhu olarak çıkar karşımıza. Çin kültüründe ise Sekiz Ölümsüzden Lan Cai-He’nin simgesidir.ya da yasak olan dişileştirilmiştir. Âşık olmak, acıyla yaşamayı başarmak anlamına gelir: Âşık olmak kolay olmadığına göre erkek için acı da kolay elde edilir bir olanak değildir. Kadın, modern bir köle olarak acıyı icra eder; demek ki kadın için acı yaşamın içinde olan bir şeydir: O âşık olduğunda, zaten var olan acısını sağlıklı yaşama sanatına dönüştürür o kadar Erkeğin İçinde Eriyen Kadın Kadının ezilmişliği sorunu, kapitalist toplumun yeniden üretilmesi kapsamında ele alınması gerekir: Kapitalist toplumda sömürü, artık emeğin kullanımıdır; bu kullanımı ücretli emek biçiminde dışa vurur. Kapitalist toplumda emek gücünün çoğalımı sürecinde zorunlu emeğin karşılığı ücret olarak ödenir; buna karşın artık emeğe bir ücret ödenmez. Ancak uygulanan ücret sistemi, emek gücünün çoğalımı sürecindeki bu gerçeği örter. Ev için harcanan kadın emeği, zorunlu emeğin bir parçası olmasına karşın kapitalist pazar kendisinden sakındığından ücretli emekten ayrılır. Tam da bu nedenle artık emeğin birikimi arttıkça ücretli emek ile ev emeği arasındaki çelişki keskinleşir. Giderek ücretli işçinin, işi dışındaki yaşamından da uzaklaşır. Kapitalist toplumda zorunlu emeğin ev emeği kısmı kadının üzerinde, gereksinim duyulan malların sağlanması ise erkeğin sırtındadır. Artık-emeğin ve zorunlu emeğin bu biçimde konumlanışı, erkeğin üstünlüğünde tarihsel bir gelişim gösterir: Bu kapsamda, erkeğin üstünlüğü ölçü alınarak verilen aile ücreti kadınlar açısından bir zafer değil, erkek işçilere sunulan bir ayrıcalıktır. Kapitalist sistemde resmi eşitlik, ekonomik ve sosyal eşitsizlikle beslenir: Bu nedenle daha fazla eşitlik istenmesi çok çelişkili sonuçlar üretir. Örneğin, bireylere daha çok demokratik haklar verilmesi, ekonomik ve sosyal yapıdaki baskıları daha da arttırır. Kadın hareketi, burjuva eşitliğinin sınırları aşılarak gerçek toplumsal eşitliğe yönelmek durumundadır: Çünkü kapitalist toplum var olduğu sürece, ev emeğinin bu çoğalma işlevi varlığını sürdürecektir. Ev işçisi olarak kadın, ücretli işte çalışan erkek için karşılıksız hizmet görür. Böylesi bir durumda erkek ve kadın birbirlerini, birbirlerinin düşmanlığı ile besler. Ücret sistemi, sınıfsal ilişkileri gizlediğinden, kadının ezilmişliği salt erkek tarafından ezilişine bağlanır. Çözüm nasıl olacak? Çözüm, zorunlu ve artık emeğin, toplumsal üretimin bir parçası durumuna dönüşeceği sınıfsız bir toplumda gerçekleşecektir. O günlere taşınıncaya değin, kadın için demokratik haklar kavgası, hakların eşit olmayan bir dağılımı için mücadele demektir. İnsanların sevgisi bencildir; bencil olduğu için özneldir; öznel olduğu için bize daha yakındır. Özgürlüğü sevme, başkalarını sevmedir: İnsan ancak kendi kendisini sevebilir; ama kendisini kendi içinde sevemez; kendini kendi dışında sever. İnsan kendini sevebilmek için kendi dışına çıkmaya çabalarken, sevginin kendisi kendi dışını kendi içine doğru iten bir güç olarak dünyalaşır. Kendisini kendi dışına taşıdığında, beni koruyan örtü yırtılır; iç açığa çıkar. İnsanın kendisiyle sevişmesi cinsellik mi? Yoksa aşk mı? Cinsellik bütün bedeni sarsa da yine de bedenin kimi bölgelerinde yoğunlaşır. Aşkta ise tüm ruh ve beden etkindir. Cinsellikte çok yapılı olan beden, aşkta bir yapılı duruma gelir. Karşıtlar olarak kadın ve erkek aile içinde vardır: Aile dışında her biri yurttaştır. Ve yurttaşın cinsel kimliği olamaz. Kadınlara ve erkeklere özgü sivil haklar olmadığından, kadınlar için durum yürekler acısıdır. Var olan yasalar erkeklere uyarlandığından ve yurttaşın modeli erkek olduğundan kadın yurttaş, ihtiyaçları karşılanmayan bir haklar eşitliğiyle istismar edilmektedir. Böylesi bir durumda aşk kadın tarafından olanaklı olmaz; çünkü kadın erkeğin içinde bilinçsizce erimiş olarak kendi cinsiyetini ve cinsiyetiyle ilişkisini göremez. Başka bir anlatımla kadının aşkı ailevi bir şey olarak sivil bir göreve indirgenir: Ne tekil bir aşka hakkı vardır, ne de kendini sevmeye. Tam tersine o sevilmeye ve himayeye adanmıştır; bu adanmışlık içinde kendini kurban etmelidir. Erkek için ise kadına duyulan aşk, yurttaşın evin tekilliği içinde dinlenmesini temsil eder. Kadın evrenselliği erkek everenselliğinin içine alındığı için pratik bir emeğe indirgenir. Böyle olduğu için de kadın bir göreve denk düşer, bir hakka değil. Erkeğe gelince o kendini aşkın tekilliğine teslim eder: Evinde bir kadınla yaşadığı aşk, yurttaş olarak verdiği emeği tamamlayan bir dinlenmeyi simgeler. Evcil Doğa ya da Modern Köle Modern çağda, kadının doğa ve bereketle özdeşleştirilmesinden sakınıldığı için ezilenler katında kadının yazgısı erkeğin yazgısından uzaklaştı: Vahşi doğa erkek, evcil doğa kadın oldu. Tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışması, erkekle kadın arasındaki çelişmenin karı-koca evliliği içinde gelişmesiyle, ilk sınıf baskısının ise dişi cinsin erkek tarafından baskı altına alınmasıyla aynı zamana denk geldiği hiçbir zaman unutulmamalıydı. Egemen anlamda, doğal koşullar üzerine değil de ekonomik koşullar üzerine kurulan tek karı-koca evliliği, insanlığın evriminde kuşkusuz büyük bir tarihsel ilerlemeydi. Ama ne var ki bu ilerleme, erkeklerin refah ve gelişmesi, kadınların acı ve gerilemesiyle elde edilen bir ilerlemeydi. Her ilerlemenin aynı zamanda bir gerileme olduğu bu çağ, kadın-erkek ilişkilerinin, erkeğin belirleyici olduğu çıkar zemininden, her iki cins için eşitlik üreten doğal-toplumsal zemine aktarılamadığı sürece aşılamayacaktı: İlerleyen erkek, gerileyen kadın olacaktı. Günümüzde teknik akılsallık egemenin, özelde erkeğin akılsallığıydı; bu akılsallık, kendine yabancılaşmış toplumun ya da kendine yabancılaşmış erkeğin zor kullanan niteliğiydi. Zor kullanan nitelik nedeniyle bireyleşmedeki her türden gelişme bireyselliğin zararına işlemeye başladı. Sonuçta; yaşam, iş yaşamına ve özel yaşama; özel yaşam, mahremiyete; mahremiyet, geçimsiz evlilik beraberliğine bölündü. Geriye kendi amacını izleme kararından başka bir şey bırakmadı: Yalnız başına kalan, kendisiyle ve herkesle arası açık olan birey artık, hem heyecana getiren hem de hareket eden gizil bir Naziydi ya da dostluğu sosyal anlaşma olarak algılayan soğuk, namert bir kent sakiniydi. Aile biçimi, toplumsal sistemin bir ürünüydü ve onun kültür durumunu yansıtıyordu. Ataerkil aileyle birlikte ev yönetimi, kamusal niteliğini yitirdi. Artık ev işi, toplumu ilgilendirmez oldu; erkeğin özel bir hizmeti durumuna geldi. Modern karı-koca ailesi, açık ya da gizli, kadının evcil köleliği üzerine kuruldu ve giderek kadın, toplumsal üretim sürecinden uzaklaştırıldı. Bu uzaklaştırmayla birlikte kadın, erkekle kavga vereceği alanı da yitirmiş oldu. Günümüz sanayi toplumu, kadına, toplumsal iş sürecine katılma yolunu açmış gözüküyor ama istisnalar bir yana bırakılırsa ev işi, hâlâ bu iş sürecinin dışında. Kadının kurtuluşunun ilk koşulu, kadınların yeniden kamu işine dönmesinden ve ev işinin, toplumsal iş sürecinin bir parçası durumuna getirilmesinden geçecekti: Bu koşul yaşama geçtiğinde toplum, ev hizmetiyle ilgi kurmaya başlar, ev işi özel hizmet olmaktan çıkar; kadının baş hizmetçiliği sona erer. Yaşama geçirilen kadın hakları, erkekle kadın arasındaki karşıtlığı ortadan kaldırmaz; tersine, aralarındaki mücadelenin üzerinde yapılacağı alanı hazırlar. Ama ne var ki var olan koşulda bu alan, sistem ve sistemin taşıyıcısı erkek tarafından işgal edilmiş durumdadır. Kadının erkekle mücadele edeceği alanı belirlemeye girişmesi özünde bir başkaldırıdır; her başkaldırı bir bedel ister; kendini bilmek isteyen her kadın bu bedeli ödemek durumundadır. Anlaşılacağı üzere ataerkillikle birlikte kadın, özne olmaktan çıkıyor: Artık o, bir şey üretmiyor; sadece üretilenlere bakıp, özen gösteriyor. Bu durumunu onurlandırırsak, tarihin uzak geçmişinde kalmış kapalı ev ekonomisi anısının canlı bir anıtı olarak çıkar karşımıza. Erkek egemen sistem tarafından zorlanan iş-bölümü, kadına pek yaramamış gözüküyor. Kadın, biyolojik işlevin maddeleşmesine, tene aşkın ürününe konaklık eden yatağa dönüşürken, kadına hükmediliş, uygarlığın övünç kaynağı olup çıkıyor. Bu övünç kaynağı, evcilleştirilmiş ya da evcil doğanın, egemen bilinçte yansıyan imajından başka bir şey değildi. Uyum sağlamayan ya da sağlayamayan, başına buyruk davranan kadın, buna eşlik eden ekonomik bir acizlikle cezalandırıldı. Başlangıçtan bu yana, doğaya sınırsızca hükmetmek, evreni uçsuz bucaksız bir avlanma alanına çevirmek, insan düşüncesinin temel ideali olageldi. Bu düşünce erkek egemen sisteme, ataerkil topluma uyarlanınca varılan sonuç insanlık adına ürkütücü oldu. Erkeğe göre kadın, ufak tefek ve güçsüzdü; yani erkekle arasında doğasal bir fark vardı. Amaç doğaya hükmetme olunca, biyolojik olarak güçlü-güçsüz ilişkisine yönelik eğilim yine doğanın kendisi tarafından uygulamaya sokulur. Sonuçta kadın, sömürülmüş doğa karşılığında, egemenlik dünyasına ya da uygar dünyaya alınmayı başarır: Galibin zaferi, yani, erkeğin yengisi, kadının boyun eğişiyle yaşama geçer. Tersinden düşünürsek, kadının yenilgisi, galibin, yani erkeğin zaferi görüntüsü ardında kutsanır. Bu durumda, ters dönmüş bilinç gereği kadının yenilgisi fedakârlık, umutsuzluğu yüce ruh; lekelenmiş yüreği seven bir kucak olup çıkar. Özetlemeye çalışırsak; toplumsal iş sürecinden kovulmasının bedeli olarak kadın, efendisinden saygı görür. Zamanla bu zorunluluk, zorbalık kadın açısından gönüllülüğe dönüşür; kadın artık vahşi doğayı, egemen doğayı erkeğe bırakır; evcilleştirilmiş doğayla kendini bir tutar. Kadın kendi beni hakkında erkeğin değerlerine göre hüküm vermeye başlar; ne olduğunu ise ataerkil bir ailede başına gelenlere bakarak öğrenir. Önce hayvan evcilleştirilmişti uygarlık geldi evcilleştirilmiş hayvan hizmette yetersiz kalınca bu kez hayvanı çoğaltmak anlamında kadın evcilleştirildi. Sonuç mu? Uygarlığın bu icadı kadını modern köle yaptı. Bu karşıtlık tarihsel sürecinde, dışımızdaki doğada ve kendi doğasında yaşama geçerken; egemen doğa, vahşi doğa olarak algılanan erkekler tarafından, hükmedilen doğa, evcil doğa olarak bilince taşınan hayvana gösterilen ilgi, özen yetersiz, doyurucu olmaktan uzak bulundu. Çünkü hükmedilen doğa, evcil doğa, ek-doğa olarak algılayabileceğimiz insanın toplumsal yapısını kullanamıyordu da ondan. Yeni onur kaynakları aranmaya girişildi. Bu kaynak uygarlıkta bulundu; kadın, hayvanın rolüne soyundu ya da soyunduruldu. Bu nedenle bugün kadınlara düşen görev, kendi sorunlarının çözümüne ilişkin kavganın-mücadelenin verileceği alanı hazırlamak; bu alanda kullanacağı iletişim dilini yaratmak; bunu yaparken erkekleri de özgürleştirmek; erkeğe bu konumu biçen erkek egemen toplumu sorgulamak ve genel demokrasi kavgasının üretici bir halkasını oluşturmak olmalıdır. Clara Zetkin Sahne Aldı 1800’lü yılların sonunda, sahneye, bilincine ancak 1980’li yıllarda varabildiğimiz Clara Zetkin çıktı: Kapitalist toplumla birlikte kadın sorununun modern bir sorun olarak ortaya çıktığı saptamasıyla sorunu sınıf açısından irdelemek gerektiğini söyleyiverdi. O, Kadın sorunu: Proleter ve orta burjuva kadını için, aydın kadın için ve egemen sınıf kadını için vardır, ancak, sınıfına göre bu sorun değişik şekiller alır, diyordu. Zetkin’in bu yaklaşımıyla o güne değin egemen olan sosyalist tavır yara aldı; tabular yıkılıyordu. Zetkin’e göre, egemen sınıf kadınının sorunu mülkiyetti; mülkiyet sahipliğindeki eşitsizlikti; yaşamından doyum sağlayabilmesi için mülkiyetleri üzerinde özgür ve bağımsız denetimi ele geçirmeliydi. Bu amaçla kendi sınıfından erkeklere karşı bir savaşım içine girdi. Küçük ve orta-burjuva ile aydın burjuva kadınının sorunu oldukça farklı bir sosyal biçim sergiliyordu: Buradaki kadının sorunu, kendi sınıf temelinde cinsiyete dayalı eşitsizlikti; yani kazanç eşitsizliğiydi; sorunun çözümünü ise iş yaşamında, kendi sınıfının erkekleriyle ekonomik eşitlik talebinde buluyordu. Proleter kadının sorunuysa başka bir biçim içeriyordu: Kapitalizmin ekonomik yaşamına girmek için bir kavga vermek zorunda değildi; o zaten ekonomik yaşamın içindeydi. Onun, kapitalist düzenin kullanımına, sömürüsüne ve olanaklı olan en ucuz emek gücü arayışına alet olmaktan dolayı bir kadın sorunu vardı. Proleter kadının temel sorunu kapitalizmdi; çözümü ise proleter sınıfın politik iktidarını sağlamaktı. Onun yapacağı şey, kendi sınıfının erkeğiyle omuz omuza, onunla uzlaşmaz bir çelişkiye girmeden kavga vermesiydi. Bizde esintisi görülmese de uluslararası düzeyde feminist hareket oldukça boyutluydu: 1960’ların sonlarında Zetkin’in izinde sosyalist-feminist bir akımın çıkışı çok önemli bir gelişme oldu: Anti-emperyalist ve ülke içi/ülke dışı ilerici hareketlerle dayanışma içine girdi. Ama feminist hareket kendi zemininde karşıtını üretmekte gecikmedi: Erkek üstünlüğünü tüm insanlığın ezilmişliğinin kökeni kabul eden ve kadın özgürlüğü önünde başlıca engel olduğunu savunan köktenci feminist akım boy verdi. Türkiye’de 1980’li yıllarla birlikte sosyalist-feminist hareketten çok temel çelişkiyi kadınla erkek arasında gören, erkeği baş düşman kabul eden, popülist hezeyanlar eşliğinde, erkeği içine almayan, onunla bir arada bulunmaktan tiksinen küçük-burjuva nitelikli köktenci feminist hareket egemen oldu. 1970’lerin sonuna kadar kadın hareketinde sosyalist nitelik yoktu; sonraki yıllarda ise sosyalist nitelik boğuldu. Erkek Dişi Sorulmaz Muhabbetin Dilinde Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde Hace Bektaş Veli Alevi-Bektaşi inancında insanlar cinsiyetlerine göre değil de tasavvufta-inançta kat ettiği yola-elde ettiği aşamaya göre değerlendirilir. Eğer kişi yetişmişliği ve davranışıyla tasavvuf-inanç zemininde ilerlemiş ise ister kadın ister erkek olsun o, sıradan insanlardan daha üst aşamadadır ve er olarak tanımlanır. Doğrudan demokrasi temelli yol örgütlenmesinde kadın-erkek ayrımı, yani cinsiyet ayrımı yapılmadığı için dervişlik makamı dışında halife olan, tekkeleri yöneten, kendilerine bağlı birçok müridi bulunan kadınların sayısı az değildir: Bunun en çarpıcı örneği Kadıncık Anadır. Hace Bektaş Veli’nin Hakk’a yürümesinin ardından O’nun postuna oturur. Halife iken Yol’un birinci piri durumuna gelebilmiştir. Kadıncık Ana, Bektaşiliğin kurumlaşmasını sağlayan Abdal Musa’yı yetiştirmiştir. Aleviliğin-Bektaşiliğin dört büyük dergâhından birinin adına bağlandığı ve Kızıldeli olarak bilinen Seyit Ali Sultan da Kadıncık Ana yetiştirmesidir. Balkanlar’a geçtiğimizde Kız Ana ile karşılaşırız: Demir Baba Vilâyetnamesi’nde, tekkede oturan kişi olarak anlatılır. Adına kurulan tekke, bugün de halkın önemli uğrak yerleri arasındadır. Kadınların post sahibi olma geleneği XIX. yüzyılda Tokat’ta yaşayan Hubyarlı Alevilerinin Anşa Bacıya, Afyon/Emirdağ ilçesine bağlı Karcalar köyü Alevilerinin Zöhre Bacıya bağlanmalarıyla sürdürülür. Alevi zeminde kimi ocak pirlerinin kadın olduğunu görmekteyiz: Adıyaman/Çelikan ilçesi Bulam bucağında Zebran (Sarı Gök) ziyareti vardır. Bu ziyaret, Zebran adında bir kadın pire ait olup, aynı kandan gelenlerce ocak olarak bilinir. Bu kadın pire bağlı ocaktan gelenler, son dönemlere değin kimi Alevi gruplara dini hizmet götürdü. Kadının geçmişteki onurlu konumunun bir kanıtı günümüze kadar taşınmıştır: Denizli’de Sultan Ana yaklaşık 10 yıldır cem tutmaktadır. Kadının cem tutmasının tek örnek durumunda kalması Aleviliğin ne denli erkeksileştiğini, yani eril duruma dönüştüğünü de kanıtlamaktadır. Öyleyse zaman yitirmeden tarihimize yönelerek kadın-erkek eşitliği konusundaki ayrıcalığımızı güncelleyerek yaşama taşıyalım. Alevilikte kadının yerini tam olarak algılayabilmek için temel ibadet biçimi olan cemlere bakmak gerekir: Kırklar, Alevi inancında en yüksek makama ulaşanların oluşturduğu bir birliktir. Kutsal gerekçesinin önemi nedeniyle Alevilikte cem, Kırkların yaptığı muhabbeti canlandırmak anlamına gelir. Açıktır ki Kırklar arasında yalnız erkekler değil kadınlar da bulunmaktadır: Kırkların 23’ünün erkek 17’sinin kadın olduğuna ve kadınlar arasında Fatma Ana’nın da bulunduğuna inanılır. Kırkların içinde kadınların bulunduğu, cemde süpürgecinin okuduğu gülbankla bize aktarılır: Biz üç bacıydık Kırklar meydanında süpürgeciydik. Yol uygulamaları rehberlik hizmetinin özünde bir kadın hizmeti olduğunu kanıtlıyor: İnançta ve inanç uygulamasında mürşit, talibin yol babasıdır; rehber ise yol anası olarak algılanır. Cemlerdeki zâkirlik hizmeti kimi ocaklarda ağırlıklı olarak kadınlar tarafından yerine getirilir: Sözgelimi Ela Ana, zâkirlik yapmıştır. Aynı yörede yaşamış ve evliya aşamasına taşınmış Fatonun uzun süre cemlerde zâkirlik yaptığı anlatılır. Günümüzde erkeksileşen Aleviliğin ataerkil değerlerini taşıyan Yol önde-gelenlerince olumsuzlanmasına karşın direnen ve kendini kabul ettiren çok sayıda kadın zâkirimiz bulunmaktadır. Adıyaman bölgesinde çerağ hizmetinin, bir kadın hizmeti olduğu vurgulanır: Kadınlar, Fatma Ana’nın temsilcileri olduğu için ışık onlardan gelir. Yine Malatya ve Adıyaman bölgelerinde cemevinin hazırlanması işleri kadınlara verilir: Doğal olarak cemevine gelen mürşit ya da pir, bu kadından rıza alarak içeri girer.(1) Kadın-erkek eşitliğini, yaşamda ve ibadette kadın-erkek birlikteliğini kanıtlayan bu uygulamalar, erkek egemen toplum insanının ya da sisteme uyarlanmış yabancılaşmış bireylerin anlamakta zorlanacağı çok demokratik bir durumu anlatır. Kadının özgürleşmesinde, Alevi kadınının yeri ayrıcalıklıdır. Bu ayrıcalıklı durumu yaşama geçirmek hepimizin görevi-sorumluluğudur. Toprağımda kadın hareketine düşen görev, kendi sorunlarının çözümüne ilişkin kavganın-mücadelenin verileceği alanı hazırlamak; bu alanda kullanacağı iletişim dilini yaratmak; bunu yaparken erkekleri de özgürleştirmek; erkeğe bu konumu biçen erkek egemen toplumu sorgulamak ve genel demokrasi kavgasının üretici bir halkasını oluşturmak olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında Alevilikteki kadın-erkek eşitliği, kadının yaşamdaki onurlu işlevi, genel kadın hareketi için ne yapılacağını gösteren bir işaret fişeği olacaktır. Bu noktada bir noktanın altını çizmek gerekir diye düşünüyorum: Halde yaşanan Alevilik, yabancılaşıp bir ölçüde erkeksileşmiştir. Yol insanı her canın temel yükümlülüğü, bu kirlenmeyi söküp atmaktır; başka kültürleri ölçü alarak, Alevilikte kadın çok yüce bir yerdedir, algısına kapılıp kendine körlük yapmaya hakkı yoktur. (2) Erkek Egemen Sistemi Sorgulamak Türkiye sol hareketi içinde ilk kitlesel kadın örgütlenmeleri 1975’te ortaya çıktı. Yıl içinde hem Ankara Kadınlar Derneği, Adana, Tunceli, Pülümür, Ardahan ve Giresun Devrimci Kadın dernekleri, bu derneklerin katılımıyla oluşan Devrimci Kadın Dernekleri Federasyonu kuruldu. Hem de aynı siyasal görüşü paylaşanlarca yukarıdan aşağıya oluşturulan ve özellikle DİSK içinde etkinlik gösteren İlerici Kadınlar Derneği(İKD) örgütlü mücadeleye başladı. İzleyen süreçte Demokratik Kadın Birlikleri Federasyonu’nu oluşturacak olan Demokratik Kadınlar Birliği hukuki kimlik kazandı. Bu kadın örgütlerinde değişik görüşlere sahip binlerce kadın, 1975-1980 arasında, anti-faşist mücadele içinde aktif olarak yer aldılar. Kadınların örgütlü eylemleri; Faşizmin Maşası Ülkü Ocakları Kapatılmalıdır!(AKD), Ülkü Ocakları Kapatılsın!(İKD), kampanyaları; Eşit İşe Eşit Ücret!, kürtaj sorunu; su, yol, çöp kampanyaları; okuma-yazma, biçki dikiş kursları; Medeni Kanunu’ndaki ayrımcı maddelere karşı mücadele etkinlikleri; konuya ilişkin paneller, seminerler, mitingler; işsizliğe karşı mücadele, olarak sıralanabilir. Görüldüğü gibi 1970’li yılların ikinci yarısında, sınıflı toplumda ezilen ötesinde erkek tarafından hırpalanan, kimliksizleştirilen kadının, gelecekteki düşsel kurtuluşuna kaynaklık edecek düşyapısal tasarımlar yaratabilmiş değildi. Kadınına karşı sevgi göstermekten utanan erkekler dünyasında; yabancılaşmış erkeğin, yabancılaşmış gereksinimini karşılamak üzere sistemin bir ürünü olarak ortaya çıkan vücudunu para karşılığı satan kadın kimliği, kadınların alçalmasının öcünü, erkeklerin de alçalmasıyla alınmasına aracılık edecek durumda değildi. Yaşanan süreçte kadın, henüz kendini özgürleştirememişti; doğal olarak erkeğini de özgürleştiremedi: Alçalarak da olsa kendi öcünün alınması sonucunu doğuran ancak erkeğini de alçaltan emeğini satma yerine vücudunu satan kadın kimliğine, uzantısında bunları üreten sisteme toplu bir karşı duruş alamamıştı. Erkeklerin asla kadın sıkıntısı çekmediği erkek egemen sistemi sorgulamak, kendilerinin satın alınma koşullarını ortadan kaldırmak konusunda bir bakıma çocukluk dönemini yaşıyordu. 1960’lı yıllarda olduğu gibi 1970’li yıllarda da kadın olsun, erkek olsun kadın sorunlarına ilişkin bilincimiz, Engels’in Devletin, Ailenin, Özel Mülkiyetin Kökeni ve Bebel’in Kadın ve Sosyalizm kitaplarında verilen bilgilerle sınırlıydı. Kısaca, kadın sorununun çözümü sosyalizme bırakılıyordu. Erkeksi devrimcilik 1970’li yıllarda da kırılabilmiş değildi. Kadınlar değilse bile erkekler hâlâ Engels Babanın sözünden çıkmıyordu: Kadın evin ekmeğini kazanan figür rolünü alır, erkek ise evde oturup çocuk bakar, temizlik ve yemek işleri yaparsa... aile ilişkileri tersine dönmüş olur ama toplumsal durum değişmez. Böyle bir gelişim, erkeği erkek olmaktan; kadını da tümüyle kadınlık niteliklerinden uzaklaştırır.... Ve bu, insanoğlunun cinsiyetlere karşı utanç verici ve aşağılayıcı tavrını gösteren bir durumdur. Bebel’in Kadın ve Sosyalizm kitabı kadınlar için yaşamaları ve savaşabilmeleri için umut ve sevinç kaynağı oldu. Bebel’e göre eşitlik ve özgürlük kadın için hem kişisel hem de toplumsal bir olguydu; ancak, toplumsallık baskın olduğundan kadın sorununun çözümü ileri yıllarda görülecekti; bu da devrim sonrası bir gelecek demekti. Peki kadın sorunlarının çözümü için hiçbir şey yapılmayacak mıydı? Yapılacaktı elbette: Kadının, topluma eşit haklarla katılımını sağlamak için kavga verilecekti. Bugünden geriye baktığımızda, bu, liberal feministlerin, kapitalist toplumda cinsiyet eşitliğini sağlamak için verdikleri kavgadan başka bir şey değildi. 1970’lerin ikinci yarısında, Türkiye’de, onca kadın örgütüne karşın kadın sorunlarının saptanmasına ve çözümüne ilişkin mücadele liberal feminist bir kavganın sınırları dışına çıkamadı. (1) Daha geniş bilgi için bkz: Bahadır, İbrahim; Kadın Dervişler; Su Yayınları; İstanbul, 2005 (2) Korkmaz, Esat; Uygarlık Kadınlara Yaramadı/ Kadın, Erkekle Kavga Vereceği Alanı Yitirdi; www Alevi Gündem; Mart- 2009; “Zaman yitirmeden kadın-erkek eşitliğinin kanıtı olarak algılayabileceğimiz Alevi tarihi geriye doğru izlenmeli erkeksiliğin zincirlerinden kurtulunduğu kanısına varıldığı noktadan alınıp güncellenmelidir. ..” |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Esat Korkmaz For This Useful Post: |
|
|
#2 |
|
Bizden Biri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Şurası iyi anlaşılmalıdır ki, Alevi öğretisi ve erkânı olsun, Alevi edebiyatı olsun İbni Arabi’ye tek bir cümle referans bile vermemektedir.
Son zamanlarda batınilik adına Aleviliğin içine İbni Arabi çekilmekte olduğu görülmektedir. İbni Arabi, Alevilikle uzaktan yakından bir ilgisi bulunmadığı halde Sayın Esat Korkmaz ve Hasan Harmancının batınilik adına bu yönlü çabası manidardır. Aleviliğin batınilik olmadığını bir daha altını çizelim. Alevilik batınilik değildir. Alevilikte batınilik emaresi yoktur. Var diyen bir kanıt sunsun. Aleviliğin batıni olduğu var sayılarak yeni yeni tanımlar edinilmeye gidilmektedir. Esat Korkmaz,ın Alevilik adına yeni terminoloji geliştirme çabası da çok ilginçtir. Örneğin: “erkekleşmiş bâtıni algıda kadın” ifadesi kullanmaktadır. Ne demek bu? Alevilikte kadının veya erkeğin batıni veya zahiri diye bir yanımı var? Daha neler duyacağız bakalım? Durup durduk yere batınilik diye bir inanç uydurulursa tabi ki böyle kavramlara da ihtiyaç duyulacaktır. h-alibaba
Doğru duvar yıkılmaz!
Sen doğru dur eğri belasını bulur. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to h-alibaba For This Useful Post: |
|
|
#3 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3344 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Esat Korkmaz'dan alıntı:
"Yabancılaşma geçirmiş, daha doğrusu erkekleşmiş bâtıni algıda kadın, nefis ile özdeşleştirilir ve cahili simgeler. Sınıflı toplumlarda hayvanı çoğaltmak anlamında evcil doğa ya da modern köledir kadın..." Sayın okurlar 'Erkekleşmiş batıni algıda kadın' ifadesinden anlaşılan şu: Batıni algı, aslında erkek egemen söylem ve eyleme sahip değildi, zamanla bu söylem ve eylemlere sahip olmaya başladı. Bu durumda yazara sormak gerekir: Batıni algı hangi dönemde bu söylem ve eylemlere sahip değildi? Bu değişim hangi dönemde başladı? Not: Algı sözcüğü yanlış kullanılmış. Algı sözcüğü, (felsefi anlamında kullanıldığında) Arapça 'idrak'ın karşılığıdır. Erkekleşmiş sözcüğü de yanlış kullanılmış. 'Erkek egemen yapıya bürünmüş' ifadesi kullanılmalı. Düzeltilmiş cümle: Yabancılaşmaya uğramış, daha açık bir ifadeyle, zamanla erkek egemen bir yapıya bürünmüş Batınilikte kadın, nefis ile özdeş kılınmaya ve cahilliğin simgesi sayılmaya başlamıştır. 'Sınıflı toplumlarda hayvanı çoğaltmak anlamında evcil doğa ya da modern köledir kadın." cümlesi de bozuk. Önce cümleyi kurallı hale getirelim: Sınıflı toplumlarda kadın, hayvanı çoğaltmak anlamında evcil doğa ya da modern köledir. 'Hayvanı çoğaltmak anlamında' ibaresinden bir şey anlaşılmıyor. Yazar, 'hayvan çoğaltmak için' demek istiyor herhalde. Yazar, 'evcil doğa' ibaresini, anlaşılmazlık için özellikle kullanmış. Yazar, okura, kendisinin ne kadar 'derin' bilgilere sahip olduğu izlenimini vermek istemiş. Düzeltilmiş cümle: Sınıflı toplumlarda kadın, hayvan çoğaltmak için evcil doğa ya da modern köle olarak görülmektedir. Düzeltilmiş cümleye sorular: 1- Hayvan çoğaltmak, hayvancılıkla geçinen topluluklar için kullanılır. Aleviler, öteden beri hayvancılıkla uğraşan bir topluluktur. Bu durumda, Alevilikte kadın, evcil doğa ya da modern köle midir? 2- Konu Alevilik olduğunda sürekli Batınilikten söz ettiğinize göre, Alevilikte kadının, cahillik simgesi olarak görüldüğünü ve nefis ile özdeş sayıldığını savunmuş oluyorsunuz. Alevilik, hangi dönemden itibaren kadınları cahillik simgesi olarak görmeye ve nefis ile özdeş saymaya başlamıştır? 3-Alevi toplumu, tarih boyunca sınıflı mıydı, sınıfsız mıydı? Günümüzde sınıflı mıdır, sınıfsız mıdır? Asıl not: İbni Arabi, Alevi değil, Sünnidir. Üstelik Endülüs Emevilerdendir. Saygı ve sevgiyle... Konu Hamza Aksüt tarafindan (03-06-2011 Saat 21:37 ) değistirilmistir.. |
|
|
|
| The Following 4 Users Say Thank You to Hamza Aksüt For This Useful Post: |
|
|
#4 |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.033
Thanks: 448
Thanked 867 Times in 477 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
İbni Arabinin hangi eserini okudunuz. Merak ediyorum Sünni ilahiyatın çevirdiği içerisinde ayıp olmasın batın-i Hurufi ve eski yunan-hint ve mısır inanışlarından kıyısından köşesinden bahsedelim. Endülüs kurtubaya şehrinde gözlerini açan. Mürsiyeden doğan ibnu arabi akılcı düşünenlerin zaman içerisinde aldığı yol tüm İslam alemini değişik boyutlara sürüklemiştir. Nübüvvet (n)akil ile akıllın yerleri neresi olacak diye çok savaş verilmiştir. Siyasi bir boyutta kazanan bu kavramlar avamın neresinde kalmış tarihin hangi tozlu sayfalarında aramak gerekir. Bir bilinmezi bilmek zor olsa gerek.
Şeyhül ekberin Fususul-Hikem isimli bir eseri vardır. Bu eserde Tevhit inancının bozmuş var olan insanın bedenini Tanrının vücudunun bir bicimi, dahada ilerisi tüm evrenler Hakkın biçimi ile Alemin biçimiyle aynı olduğunu dile getirir. İslam nebisine kurana bakışını bir görün bakalım. Batın-ilik değerleri ibn-arabain hangi yerde nasıl fikirlerini hangi dönemlerde açıkladığı. Baskı cebirin neyi nasıl söylemesi gerektiği ile arabinin genel çerçevesini bilen aslında ne konuştuğunu bilendir. Esat Hoca henüz Kızılbaş toplumunun hazır olmadığı unuttuğu doğruları yerli yersiz mi açıklıyor? Beni bu düşündürüyor? |
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to HURUFİCAN-ERZİNCAN For This Useful Post: | Hamza Aksüt (03-06-2011), kzl.deli (03-07-2011) |
|
|
#5 | |
|
Bizden Biri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Alinti:
İbni Arabi’inin sünni olmadığının kanıtı onu okumak değildir. İbni Arabi’nin sünni olduğunun en basit ve kestirme yolu, Hakk Âşıklarımızın referans vermediğidir. Alevi olsaydı Hakk Âşıkları mutlaka anarlardı. Mevlana’yı anmadıkları gibi, İbni Arabi’yi de anmamışlardır. Aleviliği aktarmada en büyük referans Hakk Âşıklarıdır. Başka referansımız yoktur. h-alibaba |
|
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to h-alibaba For This Useful Post: | Hamza Aksüt (03-07-2011), İşcanbaba (03-07-2011) |
|
|
#6 |
|
GENÇALEVİLER YAZARI
Üye No: 834
Mesajlar: 937
Thanks: 2518
Thanked 3344 Times in 903 Posts REP Gücü : 6
REP Puanı : 102
REP Seviyesi :
![]() ![]() |
Sayın Dedem
İbni Arabi, 'Osman Mushafı'nın yorumuyla ömrünü geçirmiş bir Emevidir. O kadar ki, yazdığı eser, ayet ayet, sure sure bu yapıtın yorumudur. Fazla söze gerek yok. Saygıyla... |
|
|
|
|
|
#7 | ||
|
Can Bizden Biri Bulunduğu yer: Ankara
Yas: 49
Üye No: 134
Mesajlar: 6.063
Thanks: 12581
Thanked 8566 Times in 4033 Posts REP Gücü : 50
REP Puanı : 1253
REP Seviyesi :
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sn.Hurufi;
Alinti:
Mesela aleviler bunu ne zaman unutmuş, da, E.Korkmaz hatırlatmakta, Neyi Hatırlatmakta, Alinti:
Mesela İbn, Arabi'de AHİRET vardır. "Bu dünyada Hakk'ı, Hakk'ın gözünden görmeyip de ahirette kendi gözleri ile görmeyi uman kimse ise cahildir. S:155......... İnsanların kıyamette Allah'ı görmeleri, Onların Allah hakkındaki bilgilerinin kalitesine göredir.Nasıl bir bilgiye sahiplerse, ancak o bilgi nisbetinde görürler, S:156" Yani, İbn Arabi'de KIYAMETTE vardır,., Devamla "Çünkü bu teklik aleminde Adem, henüz su ile toprak arasında iken; O vardı ve Peygamberdi, Daha sonra madde beneniyle yaratıldığında peygamberlerin sonuncusu oldu. S: 315. Bakın burada Dinlerdeki yaratılış öyküsü var.inancı var. "Hz.Peygamber, yaratılmanın sebebi ve varlığın aslı olan sevgiyibelirtmek için bu sevginin üç kaynağına işaret ederek, "Sizin dünydamızdan bana üç şey sevdirdi" diye buyurdu. Sonra da bu üç şeyi; "kadın, güzel koku ve gözümün nuru NAMAZ." diye sırlayaıp açıkladı. S:116" " BU nedenle cinsel ilişki sonrası yıkanılması emredilmiştir.İnsanda boşalma/organzm olduğunda, cinsel zevk duygusu nasıl insan vucudunu tümüyle sarıyorsa, temizlik ve yıkanmada tüm vucudu yıkayacak şekilde emrrredildi. allah kendisini kıskanç olarak vasıflandırmıştır, Bu nedenle insanın kendisinden başkası ile mutlu olmasını istemez. İnsanın zevk ve arzuyla kendinden geçtiği diğer bir insan bedeninde Hakk'ı görmesi gerekir.Böylebir anlayışa ulaşmak ve ona dönmek için de banyo ile temizlenir.S;319" "Hakk'ı kendinde etken/etki eden olarak görür, Buna karşın erkek, kadının kendinden yaratıldığını düşünmeden, Hakkı kendi nefsinde görürse bu görüş, doğrudan ve vasıtasız olarak Hakk'ın görüşüdür. S:320" Burda da Kadın erkekden oluyor, Nasıl oluyor bunu İbn arabi yazmamış, Sanırım Kaburga kemği inancına dayanıyor. "Kavuşmanın en güzel şekli ise, cinsel birleşmedir.Çünkü cinsel birleşme, Hakk'ın kendisine bir halife seçmek için kendi suretinde yaratıığı verlığa yönelip ona hayranlık duymasının bir karşılığıdır. Erkek de bu birleşmede kedını kendi nefsi olarak görür.S:320" Yorum yapmayacağım buraya. "Şu halde, hangi erkek, kadınları Hakk'ın tam ve mükemmel bir tecelli yeri olduğunu görüp severse, bilsin ki onun bu sevgisi ilahi bir sevgidir. S:231" Tanrı KADINDA tecelli etmekte :? "Yüce allahın " Erkeklerin onlar üzerinde bir dereceleri vardır"(bakara 2/228) sözünde belirttiği gibi, nasıl ki kadınlar erkeklerden bir alt derecede bulunuyorlarsa, erkeklerde Hakk'ın süretiüzere yaratılmış olsalar bile, ondan daha alt bir derecededirler.S:322" "İnsan; topraktan ve onun unsurlarından yabi kokuşmuş çamurdan yaratılmıştır. S;325" ;Fatiha süresinin methi , manası anlatıldıktan sonra, "Görüldüğü gibi sürenin ilk yarısı Allaha, son yarısı kula aittir. Fatiha suresinin namazda okunmasının zorunlu olması kul ile allah arasındaki bu paylaşımdan dolayıdır, Fatihayı okumayan kimsenin namazı geçerli değildir. S:326 Muhyiddîn ARABÎ 'ninBu alıntılar,N FUSÛSUL-HİKEM ( Hikmetlerin Özü)-Hazırlayan Hamza KILIÇ, İnsan yayınları.2. baskı 2009'dan alınmıştır. S:155-156 , Hûd kelimesinin Mutlak birlik hikmeti bölümünden, S:315 ve sanrası ise, MUhammed kelimesindeki Teklik Hikmeti bölümünden alınmıştır. Sağlıcakla.
2 Temmz Sivas yangını günümüzün KERBELA sıdır, Bu günde de yanar yüreğim, gülesim gelmez, içesim gelmez, matemdir her anım. Matemdir.
Dinimiz sevgi Kabemiz insan Iscanim ne oldum deme Siirin hakkini yeme Kafiye yok gitmis güme Kim neyi bilir bilinmez |
||
|
|
|
| The Following 2 Users Say Thank You to İşcanbaba For This Useful Post: | ceritli (03-08-2011), Hamza Aksüt (03-07-2011) |
|
|
#8 | |
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.033
Thanks: 448
Thanked 867 Times in 477 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
14.yy büyüğümüz FadlALLAH mevlana ibni arabi eserlerini okumuş eserlerinde buru görmek mümkündür. sonrası malum...hakk aşikları daha nice batın-i ve bu yolda gönül vermişlerin isimlerini zikir etmemişlerdir. geneli ve ser pir-leri anadolu erenlerini şartların getirdiği bir yol içinde mekan zaman ve tarih ışığın aşıklar kimlerden bahis ettiklerni biliriz sen kafanı yorma.. geneli kaplayan isimler ve yol ile konu köşeye sıkıştırmanın bir manası yoktur... sizce pir evinde iranda suriyede ırakta ve yemende sonrada mısırda hintte acaba dergahlarda aleviler neleri kimlerin fikirmerini tartışıyordu yad ediyor ve fikir üstüne fikir koyuyordu...? haydi vesselam..... |
|
|
|
|
|
|
#9 | |||
|
Can Bizden Biri
Üye No: 2975
Mesajlar: 1.033
Thanks: 448
Thanked 867 Times in 477 Posts REP Gücü : 5
REP Puanı : 42
REP Seviyesi :
![]() |
Alinti:
Alinti:
Yada Güzel söz çok düşünülmese gerekir büyük bir felsefe adımı…. Alinti:
Neyse ben fazla söz etmeyeceğim kocaman kitapları buraya dökerim herkes görmek istediğini almak istediğini evirir çevirir alır. Ben sevgi dinine inanıyorum. Din, benim dinim ve imamındır işcanbaba Fusus ül-Hikem'in ben anlamaya çalışıyorum okudukça ve değişik meallerini gördükçe insan şaşırıyor sen ise baktığın yer belli kocaman teologlar halen çok sırrı yazılmışı çözümlenmesi zor olan bu esere yaklaşamazken az çok yaklaşanların kendi dar çerçeveleriyle inancı sübjektif bakışı inan beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor? Fazla söze yaygaraya gerek görmüyorum. Çünkü başlı başına bir eser akademik unsurların içinden çıka bilecekleri konularla dolu… Vesselam.. |
|||
|
|
|
|
|
#10 |
|
...
Üye No: 2175
Mesajlar: 511
Thanks: 1193
Thanked 840 Times in 368 Posts REP Gücü : 0
REP Puanı : 5
REP Seviyesi :
![]() |
BİR KADIN
Bir kadın cocuktur aslında. Cocuk gibi davranmayı sever. Erkegin kendisine bir cocuga gösterdigi sefkati göstermesini de ister. Bir cocugu oksar gibi incitmekten korkarak oksamalidir erkek kadını.. Ama her kadın cocukca da olsa dinlenilmesini, dikkate alinmasini ister. Yani bir kadının cocukluk yapmasina izin vereceksiniz, ama asla onu bir cocuk olarak görmeyeceksiniz. Bir kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasini sevmez. Ister ki erkegin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabilecegi seyleri bile erkegin yapmasini bekler. Böylece hem daha kadın oldugunu hissedecektir hem de erkeginin ne kadar güçlü oldugunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediginde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istedigi bir sey varsa mutlaka yapar. Bir kadın sevgilidir aslında. Içinde her zaman sevgiyi tasir. Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever ama tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreginin kabul ettigini beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüregine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer etmemisseniz her an terk edilebilirsiniz. Bir kadın yalnızdır aslında. Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyasi vardir ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanin kapısını açamaz. Yalnızlık onun sıgınagıdır. O sıgınaga ne zaman girecegine, ne kadar kalacagina hep kendisi karar verir. Sıgınaktayken oradan çikmaya zorlarsaniz onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz Bir kadın bilgindir aslında. Neler yapabilecegini erkek akli hayal bile edemez. Yaratıcılıgının sınırı yoktur. Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkegini bekler. Hoyratça harcamaz yaratıcılıgını sadece erkegine saklar. Bir kadının gerçek erkegi olmayi basarabilmisseniz çok sanslisiniz demektir. Çünkü yasamınız asla sıradan olmayacaktır. Bir kadın hayattır aslında. Çünkü hayatın içinde olan her sey ancak kadınlar oldugunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiginiz suyla kendi kendinize bardagi doldurup içtiginiz su arasindaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazik ki yasamıyorsunuz. Alinti. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| kadin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
![]() |
|||||||||