![]() |
|
![]() |
|||||||
| Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm |
| Reklam Alanı |
![]() |
|
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
GençALEVİLER YAZARI |
KAYMAK’LILARA YAŞATILAN BİR ANIN İLHAMIYLA DOĞAN ŞİİR
Derviş Mehemmet bir nefesinde: “Gerçek aslımız sorarsan biz muhabbetten geliriz / Kabdan kaba süzülürüz aşk ile hasıl oluruz” diyor, bu kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasında sahiden en büyük payeyi muhabbete versek yanlış olmaz kanısındayım. Bu yazımda niyetim muhabbet ortamlarını anlatmak değil, muhabbetin bir özeliğinden dem vurarak meramımı anlatmak istiyorum sadece. Muhabbet ortamında usulüne uygun davranarak her konu gündeme gelebilir. Bir konu üzerine konuşan kişi, -kadın yada erkek kısaca CAN, bilgisi, görgüsü dahilinde konuyu açıklarken bir çok alandan örnekler verip, muhabbeti zenginleştirerek daldan dala konabilir. Bu yüzden muhabbette konuşulanları can kulağıyla dinlemeniz gerekir, dinlemezseniz, bazen konuşulan konuya nasıl gelindiğini nasıl bir bağlantıdan o konuya geçildiğini kaçırabilirsiniz. Bu yüzden muhabbetler aşkla söylenip can kulağıyla dinlenen, gönül gözüyle tartılıp, kabdan kaba süzülerek olgunlaştırılan bir bilgi ortamıdır. Mustafa amca, yani lakabıyla söylersek Gımıl, Hollanda’dan geldikçe bize uğrar muhabbet ederiz. Bu muhabbetimizin birinde konu Hollanda’da Sefil Selimi’yle olan dostluklarına, Sefil Seliminin deyişlerine geldi. Mustafa amca Sefil Seliminin nefeslerini anlatırken bir ara dedi ki “bu günlerde meşhur olup dillerden düşmeyen “sözde ben bir insan olmaya geldim” deyişi, aslında bizim Bademiçi’nin dağda kalışında cenazesinin camiden atılışını anlatır; her ne hassa kasete onu anlatan kıtayı almamışlar”. Bunu duyunca hayretler içinde kaldım, konu üzerinde epey konuştuk, bildiklerini, o konudaki duygularını anlattı o kıtayı unutmayım diye yazdım. Ancak bu güne kadar, şiirde Mustafa amcanın anlattığı gibi bir kıtanın olup olmadığını kesin olarak kanıtlayamayacağımdan dolayı, muhabbet ortamlarında zaman zaman bu koyuya değinsem de bu konu hakkında bir şey yazmadım. Geçenlerde Şarkışla’da gezerken Aşık Veysel Kültür Merkezi diye bir yere uğradım, orda Sefil Selimi hakkında yazılmış iki kitap gördüm ince olanını alıp incelemeye başladım. Öncelikle de, tabi kafamdaki bu sorunu çözmek için bu şiiri aradım buldum: Kitaptaki bu deyişte sahiden de Mustafa amcanın dediği o olayı anlatan kıta vardı. Sefil Selimi’nin bu şiiri yazmasına neden olan olay kısaca şöyle yaşanmış. Bademiçi diye anılan Memet Altınbulak, 1956 yılında, zemheride, Şarkışla’da görülen bir davaya tanıklık için giderken yolunu şaşırıp, dağda kalmış. “Dağda kalmak” deyimi kışın, karda, tipide yolculuk ederken, yolunu şaşırıp gideceği yere gidemeyen, soğuktan donup dağda kalanlar için söylenir. Bademiçi’nin dağda kaldığı anlaşılıp, havada hafiften düzelince köylüler Bademiçi’yi aramaya çıkmışlar, bu arada Bademiçi’nin kaybolduğu savcılığa da bildirilmiş. Bu yüzden Bademiçi bulununca cenaze savcının inceleme yapması için Şarkışla’ya getirilmiş. Kaymaklılar cenazeyle Şarkışla’ya geldiğinde devlet daireleri kapalıymış, savcının cenazeyi görmesi için yarını beklemeleri, yani o gece Şarkışla’da kalmaları gerekmiş. Kaymaklılar o geceyi geçirmek için cenazeyi camiye koymuşlar. Bu haber, -Bir Kızılbaş’ın cenazesinin camiye konduğu haberi- Şarkışla’da duyulunca, Şarkışlalı buna büyük tepki göstermiş, sonunda Şarkışla’nın ileri gelenleri toplanıp “bu olmaz, bir Kızılbaş’ın cenazesi camiye konulamaz” deyip cenazeyi camiden dışarı atmışlar. Kaymaklıların o tarihte yaşadıkları bu acı olay, Sünnilikten Aleviliğe meyleden Sefil Selimi’yi çok etkilemiş olmalı ki, bu duygularla bu deyişi söylemiş. Kasette olmayan, özellikle aşağıya aldığım şu dörtlük bu olayı anlatıyor : “Bu Kızılbaş olmuş yunmaz” diyorlar, “Kestiği haramdır yenmez” diyorlar, “Camiye mescide konmaz” diyorlar, imam Şah Hüseyne uydum uyalı. Bu konu vesilesiyle Sefil Selimi’nin bu deyişini, Köyün sitesine yazıp köy tarihini merak edenlerin, gelecek nesillerin bunları bilmesini istedim. Aslında bu, ülkemizin de nerelerden nereye geldiğinin bir göstergesidir. Konu hakkında içimden gelenleri yazıp, yazıyı boşu boşuna uzatmak istemiyorum. Ancak bu günlerde fıkra gibi anlatılan Kekeç Halil’in başından geçen, o anının; yani Kekeç Halil’in camiye girmeme konusundaki hassasiyetinin bu tür yaşanılanlarla bir ilişkisinin olduğunu düşünenlerden olduğumu da belirtmek istiyorum. Burada yeri geldiği için şu konuyu tekrar gündeme getirmek istiyorum. Bu nefesleri kasetlerinde söyleyenlerin, kasette tümünü söylemeseler bile kasetin kapağında nefesin tümünü yazsalar bir çok açıdan hem iyi hem de faydalı bir iş yapmış olurlar. Bilindiği gibi bu Öneri RUHİ SU’ya ait bir öneridir ben yeri geldikçe bu öneriyi anıyorum konuyu merak edenler sitede yayınlan “Kaymakta derlediğim şiirler üzerine” adlı yazıma bakabilirler. Sefil Selimi’nin nefesinin tamamını aşağıya alıyorum. İNSANA MUHABBET Kimse bana yaran olmaz yar olmaz, Mertlik hırkasını giydim giyeli. Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz, İnsana muhabbet duydum duyalı. İmanım hükümdar benliğim esir, Ehli Beyt’i sevdim, dediler kusur, Kimi korkak dedi kimisi cesur Kurt ile kuzuyu yaydım yayalı Ardımdan vuranlar, yüzüme güler, Kestiği az gibi parçalar böler, Herkes kılıcını boynuma dolar, Başımı meydana koydum koyalı. “Bu Kızılbaş olmuş yunmaz” diyorlar, “Kestiği haramdır yenmez” diyorlar, “Camiye mescide konmaz” diyorlar, imam Şah Hüseyne uydum uyalı. Çoğu, bende kağıt hüccet arıyor, Hal bilmeyen dip dedemi soruyor, Dostlar ölümüme karar veriyor, SEFİL SELİMİ’yim dedim diyeli. Kaynak: Uğur KAYA. Şiirleri ve Türküleriyle Aşık Sefil Seli’mi. Anasam Yay. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| anin, bir, doğan, ilhamiyla, kaymakand#8217lilara, yaşatilan, şiir |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Sponsored links
|
|||||||||
ankara nakliyat palyaço ankara balon ankara tabela ankara balon süsleme ankara palyaço ankara doğum günü ankara |
|||||||||