Genç Aleviler  

ANASAYFA Bugünkü Mesajlar Sohbet & SohbetRadyo
Go Back   Genç Aleviler > Yazarlarımız > Rıza Aydın

Rıza Aydın Yazarımız Rıza Aydın'a ait makalelerin paylaşıldıgı, soru ve görüşlerin paylaşıldıgı bölüm

Reklam Alanı
Cevapla
 
Bookmark and Share Seçenekler Stil
Alt 12-09-2010, 13:07   #1
Rıza Aydın
GençALEVİLER YAZARI
Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1700
Mesajlar: 41
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 2
Thanked 64 Times in 27 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 1
REP Puanı : 10
REP Seviyesi : Rıza Aydın is on a distinguished road
İletişim
Standart Kerbela Derstanı

KERBELA DERSTANI

NAVRUZ AYDIN


YAZIYA GEÇMEMİŞ BİR DESTAN


İlerde tümünü, bağımsız bir yazı olarak kâğıda dökmeyi düşündüğüm, Navruz’dan teybe kaydettiğimiz bir destan var; bu destana ne ad verilmeli, bu destanı kim yazmış, yazılı bir yerde var mı bilmiyorum; bildiğim bir şey var oda şu: bu destanda anlatılanlar Alevi ozanlarınca biliniyormuş, deyişlerinde burada anlatılanları işlemişler, deyişlerde anlatılanlar bu destandakine uygun; özcesi, bu destan hem deyişleri daha iyi anlayıp yorumlamamıza, hem de Alevilerin insanlık tarihini nasıl algıladıklarını anlamamıza ışık tutuyor. Eğer bu destan, hiçbir yazılı kaynakta yoksa henüz yazıya geçirilmemişse, kültürümüz adına birilerinin elini çabuk tutup bu kaynakla ilgilenmesi, gerekiyor, diye düşünüyorum.

Destan Musa Peygamberin bir ağaya çoban durmasıyla başlıyor. “ Davarlarını yaydıracak çoban arayan bir ağa varmış. Genç biri gelip bu işe talip olmuş. Ağa kızına “kızım değneklikten bir değnek getir, çobana ver de bu çobanı bir deneyelim”demiş. Kız gidip değneklikten bir değnek getirmiş, ağa “ kızım o değneğin sahibi var, onu götür başka bir değnek getir “demiş. Kız gitmiş yine aynı değnekle gelmiş. Ağa değneği değiştirmesi için kızını tekrar salmış kız elinde aynı değnekle tekrar gelmiş. Kız böyle üç defa gidip aynı değnekle gelince ağa, “kızım benim kırk tane değneğim (deyneğim) var bunu götür başkasını getir diyorum, sen her defasında aynı değneği getiriyorsun” diye kızmış. Bunun üzerine kız “baba ben ne yapayım bunu götürüp değnekliğin en dibine atıyorum yeniden değnek alırken yine hoplayıp aynı değnek elime geliyor” demiş. Bunun üzerine “Peki öyleyse” demiş babası “değneği gence ver de çobanı bir deneyelim bakalım, bakalım ne olacak” demiş.

Musa davarları yaymaya başladıktan bir müddet sora, ağa bir gün çobanı yanına çağırıp “oğlum bu değneğin bir kerametini (bir yararını) görüyor musun” diye sormuş; -Musa biraz saf, birazda tembelmiş- “Yok ağam demiş, yalnız karanlık olunca değneğimi yukarı kaldırırsam değneğin başından bir ışık çıkıyor, önümü aydınlatıyor. Susayınca değneği ardıma dayıyorum değneğin toprağa deydiği yerden bir su çıkıyor, oradan suyumuzu içiyoruz. Bir de geçenlerde uyumuşum, uyandım ki ne göreyim davarlar sizin ejderha var diye yasakladığınız bölgeye gitmemiş mi? oraya korka korka vardım ki ne varıyım, ejderha ikiye bölünmüş, davarlar gereğine yayılıyor, değnekte oracıkta oturuyordu, değneğin ucunda da aciycik (azıcık) kan vardı”. “İyi” demiş ağa “öyleyse sen davarları yaymaya devam et”

Bir gün Musa’nın sürünün yanına dört kurt gelip “ ya Musa biz payımızı (kısmetimizi) almaya geldik, bırak bizi hakkımızı alalım” demişler. “Yok” demiş Musa, davarlar benim değil ağanın davarları, ona danışmadan size bir şey veremem” . Kurtlar “İyi ya öyleyse” demişler, “sende git ağana danış gel, sen gelene kadarda davarlarını biz yayalım”. “Yok” demiş Musa “ya ben gidince siz bütün sürüyü parçalarsanız, o zaman ben ağama ne derim, o zaman ne olacak, size nasıl güveneyim”. Kurtlar “Yemin edelim” demişler, “Peki” demiş Musa, O zaman kurtlar şu yemini etmişler: “goğ gaybet söyleyip, cahil azdıran, eyelini yalın ayak gezdiren, büyük kız saklayıp sınır bozduranların günahları boynumuza olsun ki, sen gelene kadar sürünü yayarız, sürüyün kılına bile zarar getirmeyiz”.

Bunun üzerine Musa ağasının yanına gelmiş. Ağa Musa’yı görünce “oğlum hayrola davarları ne ettin de geldin” diye sormuş. Musa da “ ağam dört kurt geldi, nasiplerini istiyorlar onlara nasiplerini vereyim mi vermeyeyim mi diye size danışmaya geldim” demiş. “Davarları ne yaptın Peki” demiş ağa, Musa “ Davarları kurtlara emanet ettim”demiş. “Oğlum hiç koyun kurda emanet edilir mi” deye sorunca da Musa, “büyük yemin ettiler ağam” demiş, “peki ne dediler” demiş ağa, “dediler ki ‘ büyük kız saklayıp sınır bozduran, eyelini yalın ayak gezdiren, goğ gaybet söyleyip cahil azdıran insanların günahları boynumuza olsun ki, sen gelene kadar biz davarlarına hiç dokunmadan onları yayarız” dediler demiş. Ağa bunun üzerine “peki öyleyse” demiş, “öyleyse sende git onlar deki, ‘ağam dedi ki de, dördü de dört yerden dıhılsın dedi, alsın kısmetini çekilsin dedi aldığı lokmada pâk olsun dedi de, yarın gündüz de sürüyü yatağa getir, sürüyü bir çiftleyip tekleyelim bakalı ne almışlar”.

Musa sürünün yanına gelmiş, gelmiş ki ne gelsin Kurtlar sürünün dört başına oturmuşlar sürü gereğine ( keyfince) yayılıyor.

–Anemin deyişiyle söylersek- Kurtlar Musa peygamber efendimi görünce, “ağan ne dedi ya Musa” diye sormuşlar; oda “ Ağam dedi ki demiş, ‘dördü de dört yerden dıhılsın’ dedi, ‘alsın kısmetini çekilsin’ dedi, ‘aldığı lokmada pâk olsun’ dedi”. Bunun üzerine dört kurdun dördü birden sürüye dalmışlar.

Sabah olunca Musa sürüyü yatağa getirmiş. Ağanın kızları sürüye girip bakmışlar, sürüyü tekleyip çiftlemişler ki, koçluk kuzulayan koyunun karnındaki kuzusu yok. Kızlar babalarına gelip demişler ki “ baba sürüyü tekleyip çiftledik, bütün sürü tamam, yalnız koçluk kuzulayan koyunun karnındaki kuzu yok, kurtlar sadece koçluk kuzulayan koyunun karnındaki kuzuyu almışlar”

Bu koç, sonradan Halil İbrahim peygambere, İsmail Peygamberin yerine kurban olarak, gökyüzünden sağılıp inen koç muş.

Bundan sonra İbrahim Peygamberle İsmail peygamberin öyküsü kurtların Musa’nın sürüsünden aldığı koçun gökyüzünden sağılıp inerek İsmail’i kurtarışı anlatılıyor.

Bu destanın bölümleri içerisinde benim gibi, dinleyen her insanı etkileyeceğini sandığım Kerbela bölümü var; bu bölümün bir kısmını buraya alıyorum:

Kerbela da, Hüseyin’in ailesinden, şehit düşenler, oradaki aile hayatı tek tek anlatıldıktan sonra sıra On Muharreme ( Âşûrâ gününe) geliyor.

O gün, On Muharrem günü Peri padişahının oğlunun düğünü varmış. Peri padişahı kardeşlerini yanına alıp anasının hayır himmetini (duasını) alıp düğünlerine davet etmek için anasının yanına gelmiş, anasını düğünlerine davet edip düğünlerini başlatmak için izin istemiş. Bunu duyunca Anası peri padişahına: “Âh yavrum ah, bu gün ne gün biliyor musunuz,” demiş “bu gün Hazreti Muhammet’in sevgili torunu İmam Hüseyin şehit edilecek, bu gün kuşlar bile ötmüyor, böylesi bir günde hiç düğün yapılı mı” demiş. Çocukları “ ana neler diyorsun sen, sen bunarı bize niye önceden söylemedin, biz bunları bilmiyorduk ki, biz bunları bildikten sonra hiç onu şehit ettirir miyiz, biz gider onu şehit edecekleri vururuz, kırarız tarumar ederiz” deyip analarının yanından ayrılıp Hüseyin’in yanına koşmuşlar.

Sabah olunca perilerin şahı, ordusunu toplayıp Hüseyin’in yanına gelmiş, - öyle kalabalıklarmış ki gözün alabildiği yere kadar ortalık perilerle doluymuş- periler şahı “ya Hüseyin bize izin ver düşmanlarını yıkıp yemirelim” demiş. Hüseyin “yok” demiş, “izin veremem” ; “niye” demişler, demiş ki “ sizin gözünüz açık, siz her şeyi görüyorsunuz, onların gözleri perdeli, siz onları vuracaksınız, kıracaksınız, öldüreceksiniz, onlar size bir şey yapamayacaklar. Bu adil, mertçe bir davranış olmaz, bunu kabul edemem. Sonra Allah böyle buyurmuş, bu Allah’ın karşısında beni cüda düşürür, siz varın işinize gidin, düğününüzü dergahınızı yapın, ben kaderime razıyım” deyip perileri salmış[1].

Sonunda Hüseyin cenk alanına çıkmış, yorulmuş, kendi kendine artık yeter buraya kadarmış deyip attan inmek istemiş. Bu defa “ Yok demiş” Zülcanah “ ben seni asla bu yezitlere bırakmam alır seni kaçarım” demiş. Hüseyin, Zülcanağa “ben çok yara aldım, beni bırak beni Hak’tan cüda düşürme”demiş. Biraz direndikten sonra Zülcanah, Hüseyin’e “ eğer bana bir daha binmeyi vaat edersen seni o zaman bırakırım” demiş. Hüseyin de “va’dim olsun ki sana bir daha bineceğim” demiş. O zaman, Hüseyin’den bu sözü alınca, Zülcanah dizlerini eğip usulca Hüseyin’i sağ tarafından bırakmış. Zülcanah, Hüseyin’i bırakınca oradan kaçmış, atı tutamamışlar. Zülcanah gündüzleri dağda, taşta gezer akşam olunca da gelip ağzını Hüseyin’in margabına verip öyle yatarmış. Hüseyin, Müsayip Gazi donunda geldiğinde Zülcanah onu karşılayıp, Müsayip Gaziyi sırtına alıp, öyle gelmişler; Böylece Hüseyin sözünü tutup (ikrarında durup)[2] vaat ettiği gibi Zülcanağa bir daha binmiş.

Hüseyin attan inince ( düşünce), Hüseyin’i şehit etmek için kopup gelmişler. Hüseyin gelenlere demiş ki “ beni şehit edecek olan kişi, kazma dişli, kuzgun döşlü, goğ gözlü biri olacak”. Hüseyin’i şehit eden kafir böyle biriymiş.

Hüseyin’in başını gövdesinden ayırıp, kellesini alıp götürmüşler, vücudu orada kalmış. O yörede bir çoban varmış, gelir şehitlerin üstünü başını soyarmış. Hüseyin şehit düşünce, çoban onunda üstünü başını soymaya gelmiş. Hüseyin, üzerini soymaya gelen çoban elini uzatınca elini tutmuş. Çoban Hüseynin o elini kesmiş, bu defa öteki eliyle tutmuş, o elini de kesmiş, sonunda Hüseyin’i soyup, çırıl çıplak orada bırakmış.

Bu duruma Allah’ın gönlü razı olmamış, Cebrail’i yanına çağırıp demiş ki. “Bu çoban kafiri Hüseyin’in de üstünü başını soydu, güneşin arnacında öyle çırılçıplak, bıraktı gitti, git kanatlarını Hüseynin üzerine ger de öyle açıkta çırıl çıplak kalmasın” demiş.

Cebrail Hüseynin yanına gelip kanatlarını üzerine germek isteyince, Hüseyin Cebrail’e ne yaptığını sormuş oda böyle böyle diye durumu anlatmış. Bunu üzerine Hüseyin “ giiitt” demiş “Allah beni şimdimi düşündü, ehli ayalim, bütün ailem böyle Per perişan olup, şehit edildikten sonramı beni kayırmış, var ona Hüseyin bunu kabul etmedi de” diyerek Cebrail’i geri göndermiş. Allah Cebrail’i tekrar göndermiş, Hüseyin yine kabul etmemiş. Allah bu defa (üçüncü kez), Cebraili Hüseynin yanına gönderirken demiş ki “Git Hüseyin’e söyle, Allah diyor ki de Hüseyinliğin mertebesi benim nazarımda o kadar büyük, o kadar ulu ki, eğer O bunun külfetine razı olmuyorsa, O bu yükü taşıyamayacaksa, O, Hüseyinliğini bana versin bende Allahlığımı ona veriyim diyor de”[3] demiş. Cebrail bu defa Hüseynin yanına gelince, Allah “böyle böyle” diyor demiş; Hüseyin bunun üzerine “peki öyleyse” deyip Cebrail’in üzerine kanatlarını germesine izin vermiş.

Hüseyin’in gövdesini orada koyup başını alıp gitmişler, Hüseyin’in başıyla top oynar gibi oynarlarmış, akşam olunca Hüseyin’in başını bir Keşişin evine koymuşlar; sabah olunca geri alıp top oynayacaklar. Keşiş can gözü açık olan iyi biriymiş, yattığı yerden Hüseyin’in başını gözlemeye başlamış. Ortalık iyice kararınca, kapı gıııçç diye açılmış, içeri Muhammet Mustafa gelmiş, Muhammet içeri girince Hüseyin’in başı doğrulmuş şöyle biraz yukarı kalkıp Muhammedi selamlamış. Az sonra kapı yine usulcacık açılmış, Aliyel Murtaza gelmiş, onun peşinden Fatima, ardından da Veysel Karani gelmiş. Muhammet Hüseynin başını dizinin üstüne alıp öpmüş, sevmiş; beşi birlikte[4] sabahaca birbirleriyle konuşmuşlar (Hasbi hal etmişler); Keşiş gönül gözü açık olgun bir kişi olduğu için, bu olup bitenleri görmüş, canı gönülden seyretmiş.

Sabah olunca kafirler Hüseynin başını almaya gelmişler; keşişin yedi oğlu varmış, Keşiş, Hüseynin başını onlara vermemek için oğullarından birin başını kafirlere vermiş. Kafirler biraz sonra gelip demişler ki “ bu baş o baş değil, biz Hüseynin başına ayağımızla vurunca ortalığa sanki bir ışık saçılırdı, bu başa vurunca dağılıp kararıyor, bize o başı ver” demişler. Keşiş bu defa diğer oğlunun kellesini vermiş, gitmiş tekrar gelmişler, keşiş bu defada diğer oğlunun başını vermiş, kafirler buda o baş değil, biz o başı isteriz diye, tekrar gelmişler derken Keşiş yedi oğlunun yedisinin de başını kesip kafirlere vermiş yinede Hüseynin başını vermemiş.

Kul Himmet Üstadın dillere destan olan “Bu gün bize pir geldi” deyişinde geçen “Keşiş kurban eyledi / Yedi oğlunun başını / Keşişler kurban eyledi / kafirler kan eyledi / gökten indi melekler yerde figan eyledi” dizelerinde anlatılan öykü işte budur.[5]

Zeynel Abidin Kerbela katliamından kurtulmuş ama onu hemen zindana atmışlar; Zindanın kapısında bekleyen kırk tane bekçisi varmış. Bu bekçilerden birinin kızı bir gün babasına demiş ki: “baba yarın bütün bekçileri evine sal, bu gün zindanı tek başıma ben bekleyeceğim de, ben Zeynel Abidini görmek istiyorum, bir yemek kayıtlayayım gidip Zeynel Abidini ziyaret edelim”. Zindancı kızının ısrarına dayanamayıp “yavrum bir deneyim ama bu iş çok zor bir iş, zindancılar gitseler bile, zindanın kapısının ardında öyle bir taş var ki kırk kişi ancak yerinden oynatıyor, sen o taşı kaldırıp kapıyı açıp ta içeri giremezsin” demiş. Kız “Baba sen diğer arkadaşlarını yolla gerisini ben hallederim”deyip babasını ikna etmiş. Sonunda kızın dediği olmuş, babası diğer zindancıları göndermiş, kız yemekleri hazırlamış, kırk kişinin bile yerinden oynatmakta güçlük çektiği o taşı tek başına bir kenara çekip, babası ile birlikte İmam Zeynelin yanına girmişler. Muhabbetler edilip, yemekler yenilip içildikten sonra İmam Zeynel kıza bir lokma verip, “Kızım şu lokmamı al, bu emanetime iyice sahip ol” demiş, zindandan çıkıp evlerine dönmüşler. Kız o lokmayı yiyince hamile kalmış.

O gün iktidarda olan kafir kimse, kötü bir rüya görerek kan ter içerisinde uykusundan uyanmış. Kafirin rüyasında, bir şey göğe ağmış, başka bir şey yere çakılmış, bir devenin boynu incelmiş, uzamış, incelmiş, incelmiş ip gibi olmuş ama bir türlü kopmamış, sonunda bu devenin karnından bir varlık çıkıp kafirin tacını tahtını başına yıkmış, başına da on ikiler aşkına on iki tane mıh çakmış. Kafir kan ter içerisinde uyanıp bütün rüya tabircilerini, halayıklarını, hizmetçilerini toplamış, “bu rüyamı yoyun, bu rüyam ne anlama geliyor” demiş; hiç biri bu rüyayı yoyamamış (Anlatamamış). Bütün bunlar demişler ki “ biz bunu yoyamak bunu yoyarsa yoyarsa –anlatırsa- ancak imam Zeynel yoyar (anlatır)” demişler. Bunun üzerin, Kafir “Zeynelli getirin” demiş. İmam Zeynel huzura gelip kafirin rüyasını dinledikten sonra demiş ki: “ bak kafir” demiş, “bu rüyanı anlatınca (yoyunca) sen beni öldürtürsün ama ne yapıyım, bizden yalan tesir olmaz[6], biz yalan söyleyemeyiz. O göğe çekilen ud, yere gömülen hicap, senin baskından, şerrinden, kötülüklerinden dolayı utanma, arlanma, sıkılma diye bir şey kalmayacak. O devede biziz, biz imamlar sülalesiyiz, o devenin boynu gibi bizler de inceliriz, ufalırız, azalırız ama asla bitip tükenmeyiz, sonunda içimizden biri çıkıp tacını tahtını başına yıkacak, başına da on ikiler aşkına on iki tane mıh çakacak, rüyanda gördüklerinin anlamı bunlar”.

Kafir bunları duyunca deliye dönmüş, hemen “Zeynel’i paralayın” demiş. İmam Zeynel’i öldürmüşler; İmam Zeynel öldürülünce gün tutulmuş, üç gün boyunca, göz gözü görmez olmuş; gündüzleri de tıpkı gece gibi zifiri karanlık olmuş. O üç gün boyunca, gelir İmam Zeynel’in teninden bir parça kesip onu bir ağacın ucuna takıp yakarlar, onun verdiği ışıkla dolaşırlarmış. ...

Bu öyküden dolayı, İmam Zeynel deyişlerde, Düvaz imamlarda (İmamların adını anan dualarda) “kırk pare bölündü” diye anılıyor. Kudret Kandili şiirinde de böyle kullanılmış olması gerekir.

Bundan sonra İmamların avına çıkılmış; Falcılarca falına bakılan kadınlardan hangi kadın imamlara hamile denirse yada imamlar soyundan birini doğurabilir diye şüphelenilirse, o şüphelendikleri kadınları bile öldürmeye başlamışlar. Destanın bundan sonraki kısmı uzayıp bir türeyiş efsanesine dönüşüyor.



Not. Bu destan Kaymaktan derlediğim şiirler başlılı yazımın bir bölümüdür. Bu bölümü SERÇEŞME dergisi “Türküler Hem Seni Söyler Dillerde Name Adın – Kerbela” adıyla yayınlamıştı. Yasi matem günleri için paylaşayım istedim.

Saygıyla.

Rıza Aydın
Rıza Aydın isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 4 Users Say Thank You to Rıza Aydın For This Useful Post:
Amistofes (01-14-2011), aris (02-09-2011), h-alibaba (12-09-2010), İşcanbaba (12-09-2010)

Alt 12-09-2010, 18:46   #2
h-alibaba
Bizden Biri
Kullanıcı Profili
 
h-alibaba - ait Kullanici Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 226
Mesajlar: 513
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 396
Thanked 1066 Times in 401 Posts
Rep Bilgisi
REP Gücü : 5
REP Puanı : 112
REP Seviyesi : h-alibaba will become famous soon enoughh-alibaba will become famous soon enough
İletişim
Standart

Sevgili Rıza Aydın, merhaba güzel dost!
Bu güzel yazı ve bilgiyi emek verip bizlerle paylaştığın için çok sağ olasın.
Bu aktardığın rivayet niteliğindeki destanı babamdan defalarca dinlemişim ve bunun gibi çok sayıda destanı ezber bilmektedir. Kendisinden dinlediğim bazı destanları, âşıklarımızın deyişlerini de kaynak alarak bazılarını kendi yorumlarımla yazdım. Babamın yaşı ilerlediği için fazlaca üstüne gidip yormak istemiyorum.
Önemli olan bu gibi rivayet ve destanları kuralına göre anlamaktır. Anladığım kadarıyla birçok insanın anladığı veya doğru yorumlayabildiği bir bilgi değildir.
Bu gibi rivayet ve destanlara dayanarak Aleviliği anlatmam, bazılarından “rivayet ve mitolojiyle tarih yazılmaz” eleştirileri almış olsam da yazmaya devam edeceğim. Çünkü dayanağımız olan başka kaynaklarımız yoktur.
Tabiî ki mitoloji ve rivayetlerle tarih yazılmaz, ama tarihi tespitler yapılması olasıdır. Alevi tarihini de ancak bu bilgiler ışığında saptayabilmemiz mümkün olacaktır. Başka türlü tarih tespiti yapılamaz. Herkes bunun farkında olmalıdır.
Selam ve sevgiler
h-alibaba


Doğru duvar yıkılmaz!

Sen doğru dur eğri belasını bulur.
h-alibaba isimli Üye simdilik offline konumundadir   Alinti ile Cevapla
The Following 2 Users Say Thank You to h-alibaba For This Useful Post:
Amistofes (02-14-2011), aris (02-09-2011)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
derstani, kerbela


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtli üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açik
Smileler Açik
[IMG] Kodlari Açik
HTML-Kodu Kapali
Hizli Erisim


Sponsored links
alevi haber kayfe.net
balon süsleme ankara ankara palyaço balon süsleme ankara


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmis. suanki Zaman: 01:20.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Forum SEO by Zoints
Tüm hakkı GencAleviler'e aittir.Ad Management by RedTyger
no new posts